Tekil Mesaj gösterimi
Eski 02.04.16, 15:31   #62
alamancı
Tam Üye

alamancı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2013
Konular: 132
Mesajlar: 239
Ettiği Teşekkür: 234
Aldığı Teşekkür: 833
Rep Derecesi : alamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzel
Ruh Halim: Depresyonda
Standart Cevap: Diyanet Çocuklara Seslendi: Şehit Olun

Prof. Görmez’in göremedikleri ve de görmek istemedikleri..
Aslında Bay Görmez’in yalın bir mantığı var: Devrim ve sekülerizm bilimi; bilim de atom bombasını yarattı ve sonunda da iki dünya savaşından sonra bir üçüncünün eşiğine geldik
Diyor.
Bilmem gazetelerde çıkan şu satırlar dikkatinizi çekti mi? : “Fransız ihtilaliyle birlikte insanlık başka bir arayış içine girdi. Dinlerin dışında daha seküler (laik) bir dünya kurmayı tasarladı. Fakat sekülerizm dinlerden kaynaklanan şiddeti de geride bırakarak dünyayı topyekûn bir savaşın içine soktu. İnsanlar da bilimsel keşiflerle atom bombasını düşünebildi”.

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Mehmet Görmez işte bunları söylemiş. Ve bu sözler, eğer -çok değil- on yıl önce söylenmiş olsaydı, kuşkusuz kamuoyunda büyük fırtınalar kopardı. Bugünkü Türkiye’de ise sadece Hürriyet gazetesinin 19. sayfasına sığınmış bazı “masum” düşünceler izlenimi yaratıyor.

Yine de, Prof. Görmez bu söylediklerinin Anayasa’mızın, T.C.’nin temel niteliklerini belirten 2. maddesine aykırı olduğunu bilmez mi? Çok iyi bilir ama ne gam? O Anayasa çoktan kadük olmadı mı?. Ve şu günlerde de yenisini yapıp, bir referandumda oylama hazırlıkları içinde değil miyiz? İktidarıyla, muhalefetiyle ve de tüm “demokrat”larıyla?

Peki, nasıl oldu bu? Bu noktaya nasıl gelindi?

“Bölgede çekilen acılar birer sonuç; sebep değildir” diyor Bay Görmez. “Sebep” ise açık: Devrim, sekülerizm, bilim!

Haksızlık etmeyelim; elbette ki Bay Görmez’i “bilim düşmanlığı” ile suçlayamayız. Diyanet Başkanı’nın, yine bilimin yaptığı örneğin Mercedes arabalara, uçaklara, bilgisayarlara vb hiçbir itirazı olmadığını biliyoruz. Hatta Osmanlı tarihine uzanarak başında taşıdığı -sarıkla fes karışımı- giysinin atasını bile örnek gösterebilirdi. “Keşke modern fenni öğrenip, ‘fes’lerimizi biz yapabilseydik” diyerek, mesela! Oysa ne yazık ki onu bile yapamadı Osmanlı atalarımız. Sultan II. Mahmut’un ülkeye bir “devrim” olarak empoze ettiği “fes”i, Batı’nın çok daha ucuza gelen yöntemleriyle, bizde de açıkgöz bir Belçikalı üretmeye başlamıştı. Dersaadet’te kurduğu, 250 işçi çalıştıran ve günde 1500 “fes” üreten “Feshane”de! Osmanlı vakanüvislerine de, acı acı, Batı’lıların fen ve sanayide gerçekleştirdikleri “teceddüt”ün Osmanlı zanaatını nasıl çökerttiğini anlatmak düştü.

İşte bugün Türkiye’de, bütçesi birkaç bakanlığın bütçesine eşit olan ve gayrı-resmi bir halk eğitimi kuruluşu haline gelmiş bulunan bir örgütü böyle bir zihniyet yönetiyor.

Fransız İhtilali, sekülerizmi getirerek ve bu temelde bilimi geliştirerek dünyayı kıyametin eşiğine getirdi diyen bir zihniyet! Oysa gerçek ne? Fransız Devrimi neden yapıldı? Amacı neydi?

Prof. Görmez hükmünü çoktan vermiş görünüyor ve karşılaştırmalı tarih incelemelerine hiç ihtiyaç duymuyor. Anlaşılan yüz elli yıl önce, Fransız Devrimi’nden “reziller sokağa indi” diye söz eden Cevdet Paşa ona yetiyor. İlk Anayasa’mızın mimarı Mithat Paşa “yargılanıp”, idama mahkûm edilirken, “adalet nazırlığı” koltuğunu işgal eden ünlü vakanüvis Cevdet Paşa!

Elbette ki asıl sorun, Diyanet Başkanlığı sorunu değil; asıl sorun Prof. Görmez’in söylediklerinin kendisini o koltuğa oturtanların zihniyetini yansıtması ve bu arada da Beştepe’nin gönlünde yatan “Anayasa”nın şifrelerini vermesi..

Olur mu?

Şu ülkenin haline bakıyorum da artık “olamaz!” diyemiyorum. Aslında olması için hiç de yeni “Anayasa”ya “Şeriat esastır” diye bir ilke koymak gerekmiyor. Meclis’i kontrol ettiği gibi yargı üzerinde de denetim kurmuş bir “başkanlık” sistemi yeter de artar bile!.. Nihayet ülkeleri ‘anayasa’lar değil, ‘yasa’lar yönetiyor. 2016 Türkiyesi’nde de durum zaten bu değil mi?

Yine de dikkat! 19. yüzyılda da benzer sahneler yaşayan Osmanlı Devleti’ne çirkin Avrupalılar “hasta adam” adını takmışlardı. Ve sonunda da, iyi kötü “devrim, sekülerizm ve bilim” üçlüsü imdada yetişmeseydi, Osmanlı’yı bal gibi haritadan siliyorlardı.

__________________
alamancı isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
2 Üyemiz alamancı'in Mesajına Teşekkür Etti.