Tekil Mesaj gösterimi
Eski 10.04.16, 20:03   #1
alamancı
Tam Üye

alamancı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2013
Konular: 132
Mesajlar: 239
Ettiği Teşekkür: 234
Aldığı Teşekkür: 834
Rep Derecesi : alamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzel
Ruh Halim: Depresyonda
Standart Faşist Diktatörlüğe Doğru


Faşist Diktatörlüğe doğru.


Türkiye artık yönetilebilir ve yurt dışında savunulabilir olmaktan tamamen çıkmıştır,Çağdaş dünyadan ülkemize bakış,Adeta, ülkemizin üzerine deli gömleği giydirilmiş gibidir.

Türkiye; adım adım felakete, kanlı bir hesaplaşmaya ve bölünmeye doğru gidiyor. Bunu görememek, zır cahil olmayı gerektirir.

Bir bugün yaşadıklarımıza bakın, bir de 1 yıl, 3 yıl, 5 yıl ve 10 yıl öncesine! İyiye mi, yoksa kötüye mi gidiyoruz, siz karar verin!

Hitler; Almanya’da demokrasi tramvayını kullanarak,1934’de iktidara geldi, biraz güçlenince otoriter yönetimin ve faşizmin lokomotifine bindi ve 11 yıl iktidarda kaldı.

Eğer Hitler’in iktidara gelişi engellenebilseydi veya geldikten sonra iktidardan düşürülebilseydi; Almanya, Avrupa ve dünya acı ve yıkım dolu faturayı ödemeyecekti.

Her ne pahasına olursa olsun Türkiye'de demokrasi korunmalı ve birilerinin tranvayı olmasına müsaade edilmemelidir.

Mart 1933 Seçimlerden bir hafta önce, Reichstag (Alman parlamentosu) Hitler'in gizli polisince yakıldı ama komünistlerin üzerine atıldı. Reichstag yangını Nazilerin bir komplosuydu. Bir olağanüstü hal kararnamesi yayınlanarak demokratik haklar askıya alındı. Komünist partinin genel başkanı Thaelmann ve meclis grubu da da dahil binlerce komünist tutuklandı.

Bu koşullarda yapılan Mart 1933 seçimlerinde, Nazi partisinin oyları %44'e çıktı. Tek başına hükümeti kurma yetkisini elde eden Hitler faşist bir darbeye girişti. 24 Mart 1933'te meclisten geçirdiği bir “Yetki Tasarısı” ile, meclis bütün yetkilerini hükümete devretmiş sayıldı. Sadece Naziler değil, merkez sağ ve muhafazakar partiler de Hitler'e yetki devrine evet oyu verdi. Böylece artık yasama yetkisi hükümete, ya da daha doğrusu Başbakan Hitler'e geçmişti.

Bir yıl sonra, Ağustos 1934'te, Cumhurbaşkanı Hindenburg öldüğünde, Hitler, kendisini aynı zamanda Cumhurbaşkanı ilan etti. Toplumdan yükselen itirazları bastırmak için de bir referandum düzenledi. Referandumda %88 oranında evet oyu çıkmasıyla birlikte, Hitler hem Başbakan hem de Cumhurbaşkanı oldu. Böylece yasama, yürütme ve yargı “Führer”de toplandı.

Hitler hiçbir zaman “Başkan” olmadı, Almanya'da resmen başkanlık sistemi de yoktu. Anayasa esasen değişmemiş olarak kaldı. Ama Hitler, faşist terör ve sivil darbe yoluyla bütün yetkileri kendi elinde toplamayı başardı.

Eğer Türkiye de söz, düşünce, örgütlenme özgürlüğü yoksa; sadece iktidar partisi örgütlenebiliyor, sadece o söz söyleyebiliyorsa, muhalefet partileri, demokratik basın, sendikalar faşist devlet terörüyle eziliyorsa, o ülkede eşit ve demokratik seçimler yok demektir. Bu koşullar altında bir yıl içinde bütün seçmen tercihleri değiştirilebilir.

Eğer faşist teröre karşı güçlü bir karşı koyuş sergilenemezse, “oylama” pek ala Hitler tipi tek kişilik faşist bir diktatörlüğü resmileştirme işlevini oynayabileceğini gösteriyor.

Erdoğan,“Üniter sistemli başkanlık, baktığımızda var. Hitler Almanyasına baktığımızda da bunu görürsünüz.”demişti.

Erdoğan, Hitler'in iktidara yükselişini örnek gösterirken, konu hakkında yeterli bilgiye sahip olmadan mı konuşuyordu? Yoksa, bilinçli bir örnek mi seçilmişti?

Türkiye'de Hitler Almanyası'na benzer faşist totaliter bir rejimin inşası için gerekli koşulların mevcut olduğunu iddia etmek abartılı bir tespit değildir.

Toplumu peşinden sürükleyen, halkın en az yarısı tarafından kutsallaştırılıp, ontolojisinde ilahi işaretler aranan ve bir emriyle akla gelmeyecek ameller işleyecek bir kitle hazır ve nazır beklemektedir.

Türkiyedeki duruma şöyle bir baktığımız zaman:

Artık yasama,yürütme ve yargı AKP'nin elindedi.

Devlet memurlukları ve Üniversiteler ancak AKP politikasini kabul eden ve dinci olanlarin yeridir.

Devlet memurluklari bu koşullara bağlanmistır.

Türkiyede yaşamak için artık AKP politikasina sadakat. Erdoğan’a kayitsiz sartsiz itaat ve cuma günleri mutlaka camiye gitmek şart olmuştur.

AKP hükümetinin ve liderlerinin Hitler'in ve Benito Mussoli'nin yolundan gittiklerni,faşizm için gerekli şartların olduğunu savunmak yersiz ve fazla iddialı bir durum tespiti sayılmamalıdır.

Bir zamanların astığı astık kestiği kestik idarecisi Mussolini, metresi Clara Tettaci ile birlikte Almanya ya doğru kaçıyordu. İkisi de Alman üniformaları giymişlerdi.
Metresi ile birlikte Almanya’ya iki yüz kilo altın ile çantalar dolusu yabancı döviz götürüyorlardı.

Bunlar kendilerine ömür boyu yeterde artardı.

Mussolini yanındaki Alman subayının, "asiler geliyormuş duce. Daha hızlı gitmeliyiz" demesi üzerine kendisine geldi. Demek geliyorlardı. Bütün Alman ordusu bozguna uğramış kaçışıyordu. Bu durumda kiminle mukavemet edebilirdi? Kendi milleti kendisine karsı ayaklanmış ve ele geçirmek için köŞe bucak kendisini aramaya çıkmıştı. Bir ellerine geçerse, kendisine kim bilir neler yaparlardı? Bunu düşünmesiyle birlikte, şoföre, "daha hızlı sür, daha hızlı!" diye bağırdı. Araba homurdanarak giderken "yok, yakalayamazlar, bizi ele geçiremezler" diyordu.

İtalyan mukavemet güçleri Mussolini'nin de bu Alman birliği arasında olduğundan haberdardı. Ne kadar kılık değiştirmiş olursa olsun, onu derhal tanımışlardı. Mussolini kendisini yakalayanlara yalvarıyor ve serbest bırakılmasına mukabil bütün altın ve parasını onlara vereceğini söylüyordu. Mukavemet lideri, "onlar zaten bizim, halkımızın" diye onu tersledi.
Mussolini 27 Nisan 1945'te yakalanmıştı. O gün gözleri önünde kendisiyle birlikte kaçan bütün bakanları ve adamları kursuna dizildi.

Mussolini ve metresi ise 28 Nisan 1945'te kurşuna dizildi. Üzerine sayısız kurşun yağmıştı. Her ikisinin de cesedi Milano yakınındaki bir benzin istasyonunda ayaklarından baş aşağı asıldı.

İtalya’ya yıllarca tek başına hükmeden Mussolini'nin cesedi, günlerce o şekilde baş aşağı asılı kaldı. Cesetler kokmaya başlayıp etrafı rahatsız etmeye başlayınca indirildi ve sessizce gömüldü.

Böylece İtalyan halkı diktatörün cezasını vermiş oldu.

Umarım bazılarının sonu da böyle olmaz..
__________________
alamancı isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
3 Üyemiz alamancı'in Mesajına Teşekkür Etti.