Tekil Mesaj gösterimi
Eski 15.04.16, 00:02   #2
Dilaver
Moderator

Dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2012
Konular: 413
Mesajlar: 3,680
Ettiği Teşekkür: 18753
Aldığı Teşekkür: 20030
Rep Derecesi : Dilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Uykucu
Standart Cevap: Ziya Paşa | Hayatı | Eserleri


İstanbul’a döndükten sonra 1872-1876 arasında çeşitli memuriyetliklerde görevlendirildi. Bir süre geçim sıkıntısı çekti. Abdülaziz’in tahttan indirilmesi ve yerine II. Abdülhamit’in tahta çıkarılmasından sonra kurulan Anayasa Komisyonu'nda yer aldı. Bu sırada Maarif Müsteşarlığı görevinde idi ancak müsteşarlığın işlerinden ziyade anayasa hazırlıkları ile uğraştı. Anayasanın 23 Aralık 1876’da ilan edilmesinden sonra Genç Osmanlılar’ı tutuklama ve sürgünlerle çevresinden uzaklaştıran padişah Abdülhamit, Ziya Paşa’yı İstanbul’dan uzaklaştırmak için vezir rütbesi ile Suriye’ye vali olarak gönderdi.


Üç buçuk ay süren Suriye valiliğinden sonra Konya’da bir yıl valilik yapan ve eğitimle ilgili çalışmalar gerçekleştiren Ziya Paşa, son olarak 1878 yılında Adana’ya vali olarak atandı. Adana’da eğitim ve kültür alanında faaliyet gösterdi. Bursa valisi Ahmet Vefik Paşa’yı örnek alarak bir tiyatro binası inşa ettirdi, temsil vermek üzere İstanbul’dan bir tiyatro heyeti getirtti ve Fransızcadan piyes tercüme etti. İmarla ilgili faaliyetlerde bulundu; Gülek nahiyesinde bir rüştüye açtı.




2 yıla yakın valilik yaptığı Adana’da 17 Mayıs 1880’de sirozdan hayatını kaybetti. Büyük bir cenaze töreninin ardından Adana Ulu Camii yanına defnedildi. 1881 yılında Adana valisi Abidin Paşa tarafından Ziya Paşa için türbe yaptırıldı. Türbenin etrafı 1960'larda park haline gelmiştir.

Dayım Ziya Paşa'nın mezarında



İki evlilik yapmış olan Ziya Paşa'nın ilk evliliğinden Hayali Bey, Seniha Hanım, Vahid Ziya Bey adlı üç çocuğu olmuştur; ikinci evliliğini Saadet Hanım ile yapmıştır.


Eserleri



Zafername

Şairin Sadrazam Ali Paşa’yı över gibi görünüp alaya aldığı, hicvettiği şiirlerinden oluşan eseridir. Kaside, Şerh ve Tahmis adlarıyla birbirini tamamlayan üç bölümden oluşmaktadır.


Şiir ve İnşâ

Harabat adlı antolojiden 7 yıl önce kaleme alınan bu makalede Ziya Paşa, divan şiirini yermiş, halk şiirini de göklere çıkarmıştır. Yedi yıl sonra kaleme aldığı Harabat Mukaddimesi’nde ise bu durumun tam tersi görülmektedir. Ziya Paşa bu tutarsızlığı sebebiyle edebiyat çevrelerinde çok eleştirilmiştir. Bu makale Londra’da yayınlanan Hürriyet gazetesinin 7 Eylül 1868 sayılı nüshasında çıkmıştır


Rüyâ

Londra’da Hürriyet gazetesinin 68. Ve 69. Sayılarında çıkan bu eser, Ziya Paşa’nın tıpkı Zafername eserinde olduğu gibi Ali Paşa’yı yerdiği bir eserdir. Ziya Paşa’nın Londra’da Hampton Court’ta bir bahçedeki bankta otururken, Ali Paşa’nın azledilmesini ve yerine geçmeyi arzulamasını konu eden bir rüyadan hareketle yazdığı siyasi hicivlerdendir.



Arz-ı Hâl



Ziya Paşa, 1867’da Sultan Abdülaziz’e sunduğu bu kitapçık, memleketin o günkü durumundan ve Ali Paşa’ya öfkesinden bahseden bir nesir olma özelliği göstermektedir.


Veraset Mektupları

1868’de yazılan mektupların veraset kanunundan mağdur olan Mustafa Fazıl Paşa’nın hukukunu korumak üzere kaleme alındığı bilinmektedir.


Eş’ar- Ziya veya Külliyat-ı Ziya Paşa

Ziya Paşa’nın bu isimler altında yayımlanan kitaplarında yer alan şiirleri bir ikisi dışında tamamiyle Divan tarzındadır. Münacaat, mersiye, kaside ve gazellerinde bilhassa hayal sistemi, duyuş ve düşünüş bakımından eskinin samimi takipçisidir. Gazellerinin bir kısmında yeni bir ruh ve tavır da dikkatleri çekmektedir. Mesela Avrupa’dan edindiği intibalardan hareketle, Doğu-Batı alemlerini karşılaştırmak üzere yazdığı ve devrinin esaslı bir kritiği durumundaki:

“Diyâr-ı küfrü gezdim beldeler kâşâneler gördüm
Dolaşdım mülk-i İslamı bütün virâneler gördüm


beytiyle başlayan şiiri bunlardan birisidir. Eski edebiyatımızda gazel genellikle lirik duyguların terennümünde kullanılmışken, Ziya Paşa’da bu durum biraz değişmiş ve şair, hikmetli sözleri, sosyal ve siyasi tercihleri ortaya koyan ateşli fikirlerini bu nazım türüyle ifade etmiştir. Mesela;

Kim ki kormaz Hak’dan andan korkar erbâb-ı ukûl
Her ne iserse yapar Hak’dan hirâsân olmayan

( Bütün akıl sahipleri Allah’tan korkmayandan korkar; çünkü o, Allah korkusu olmadığı için aklına her geleni yapar)

Nîk ü bed herkes bulur bir gün âlemde ettiğin
Kendi çekmezse ceza miras kalır evlâdına

(Bir gün herkes er ya da geç yaptıklarının karşılığını alır. Bu dünyada cezayı kendi çekmezse evlâdı çeker)



Harâbât

Ziya Paşa’nın Avrupa’dan döndükten sonra tertip ettiği ve 1875’te İstanbul’da basılmış olan bu eser, üç büyüt ciltlik bir Divan Edebiyatı antolojisidir. Bu kitabın asıl önemli tarafını “Mukaddime-i Harabat” kısmı teşkil eder. Bu eserin dikkate değer başka bir tarafı da Ziya Paşa’nın yüzünü artık kesin şekilde eskiye çevirdiğini göstermiş olmasıdır. Bu sebepledir ki Namık Kemal’in “Tahrib-i Harabat” ve “Takip” adlı eserlerinden oluşan şiddetli eleştirilerinden kurtulamamıştır.

Defteri Amal (anı niteliğinde)

Terkîb-i bend




Şinasi ile Namık Kemal arasında, Tanzimat Edebiyatı’nın belli başlı özelliklerini sanatında toplayan Ziya Paşa; bununla birlikte, bizde Divan şiirinin son büyük temsilcilerindendir. Bu köklü şiir geleneğimizin hemen her türünde muhtevadan şekle, üslûba kadar tam bir devamı diyebileceğimiz tarzda şiirler yazmış olması, bunun açık delillerindendir. Hece ölçüsüyle kaleme aldığı ve:

Akşam olur güneş gider şimdi buradan
Garip garip kaval çalar çoban dereden,
Pek körpesin esirgesin seni Yaradan,
Gir sürüye kurt kapmasın gel kuzucağım!
Sonra yârdan ayrılırsın, âh yavrucağım!

mısralarıyla başlayan meşhur türküsü dışında, bütün şiirleri eskinin peşini bırakmaz.

Lakin her şeye rağmen onun sanatını yeni kılan bir taraf vardır ki; o da düşünce sistemidir.

17. yy. Fransız klasikleriyle beraber, 18. yüzyıl Fransız romantiklerini ve filozoflarını okuyarak yetişen Tanzimat aydınının duygu ve düşünce hususiyetleri, Ziya Paşa’da da aksetmiştir. Kendisi ve Tanzimat Edebiyatı’nın ilk nesli, eserlerinin her türlü kusurlu, noksan taraflarına ve hatta zaman zaman görülen bazı acemiliklerine rağmen; Batı’dan aldıkları birtakım orijinal fikirlerle memleketimizde yeniye samimiyetle kucak açmışlardır. O da diğerleri gibi sosyal ve siyasi mahiyetteki eserlerinde realizme yaklaşmış; ferdî duyguların hakim olduğu yerlerde ve bilhassa şiirlerinde ise romantizme ağırlık vermiştir.

Fikren Avrupaî bir edebiyatı arzu eden Ziya Paşa, duyguları ile adeta yerli kalmaya özen göstermiştir, denilebilir. Böylece eserlerinde Doğu-Batı düalitesi (ikililiği) –tıpkı arkadaşlarında olduğu gibi- garip bir şekilde tecelli ve devam etmiştir.

Ne var ki Harâbât sahibi Ziya Paşa, klasik zevkinin çizgisinde şeklen ve rûhen eskiyi devamda kararlı görünmüştür. Bu bakımdan o, eserlerinin şeklinden ziyade fikir yönü ile, Batı tesiri altında Yeni Türk Edebiyatı’nın kurulmasında, oldukça büyük hizmetlerde bulunmuştur. Şinasi ve Namık Kemal gibi, Tanzimat’ın getirdiği bütün teklifleri benimseyerek, yeni fikirleri eski nazım şekliyle dile getirmiştir. Fakat eskinin estetik hüviyetinin ağır bastığı Ziya Paşa’yı ve sanatını tam anlamıyla Avrupaî kabul etmemiz mümkün değildir.




Eserlerinin Özellikleri


Tanzimat çağı yazarları arasında Namık Kemal ve Abdülhak Hamit Tarhan’dan sonra en çok eser verenlerden birisi Ziya Paşa’dır. Daha çok şiir tarzında eser verdi.

Eserlerinde baskıcı yönetime karşı özgürlükleri ve meşrutiyeti savundu. Batılılaşma yanlısı, yenilikçi Tanzimat Edebiyatı'nın öncüleri arasında yer aldı. Namık Kemal ve Şinasi ile birlikte yeni Türk edebiyatının temellerini attı. Türk edebiyatının kendi geleneğine sahip çıkmasını istedi, şiir ve yazı dilinin halkın dili olması gerektiğini savundu.

Şiirlerinde divan şiir biçimlerini kullandı ama içerikte hak, adalet, uygarlık, hürriyet gibi temaları işledi. "Terci-i Bend" ve "Terkîb-i Bend" isimli iki şiirinde ise insanın yargısı ve gerçeği kavramanın olanaksızlığı, Tanrı'nın mutlak egemenliği gibi metafizik konular üzerinde durdu. Bu iki ünlü manzume, başlıbaşına bir eser olarak pek çok defa basıldı.

1874-1875'te Arap, Fars ve Türk şairlerin şiirlerini "Harâbât'' adlı 3 ciltlik ansiklopedide topladı. Antoloji için yazdığı manzum önsöz, “Mukaddeime-i Harabat”, ayrı bir eser olarak da basılmıştır. Bu önsözde divan edebiyatını övmesi, Namık Kemal ile aralarının bozulmasına sebep olmuş; Namık Kemal karşılık olarak "Tahrib-i Harâbât" adlı manzumeyi kaleme almıştır.

Ziya Paşa'nın manzum eserlerleri önce damadı Hamdi Paşa tarafından “Eş’ar-ı Ziya” adıyla, daha sonra Süleyman Nazif tarafından ”Külliyat-ı Ziya Paşa” adı altında birer ciltte toplandı. Ali Paşa’yı hicvetmek için yazdığı “Zafername” adlı bir manzumesi de vardır.

Ziya Paşa, şiir dışında siyasi konular üzerine küçük kitaplar kaleme aldı. “Rüya”, “Veraset-i Saltanat-ı Seniyye”, “Ziya Paşa’nın Arzuhali” bu eserlerdendir. Gazetelerde yazdığı makaleler arasında Hürriyet’in 7 Eylül 1868 tarihli 11. sayısında yayımladığı “Şiir ve İnşa” başlıklı makalesi çok meşhur olmuştur. Bu makalesinde şiirde halk şiirinden faydalanmak ve halkın anlayabileceği dili kullanmak gerektiğini söyler.

Engizisyon Tarihi ve Endülüs Tarihi adlı iki Fransızca tarih kitabını Türkçeye kazandırdı; Molière’in Tartüffe eserini Türkçeye çevrirerek Türk edebiyatının ilk manzum piyesini ortaya koydu. Jean-Jacques Rousseau’dan yaptığı "Emile" tercümesi yayınlanmış eserleri arasında yer aldı.


Tercümeleri

Viardot’tan, Endülüs Târihi'ni, (Endülüs Tarihi Ziya Paşa’nın ilk tercüme çalışmasıdır. Viardot’tan çevirdiği bu eserde süslü, sanatlı bir nesir dili hâkimdir.)


Cheruel ile Lavallee’den, Engizisyon Târihi'ni,Engizisyon TarihiZiya Paşa’nın Lavelèe ile Chèuel’den çevirdiği bu eser, Endülüs Tarihi’ne nispetle daha sadedir. İspanya’da Engizisyon Mahkemelerinin durumu ele alınarak özellikle Musevilere yapılan baskılar, zulümler anlatılır.


J. J. Rousseau’dan "Émile ou de l’éducation" adlı eserini, Emile Ziya Paşa’nın Rousseau’dan Türkçeye çevirdiği bu eser, en önemli tercümeleri arasındadır.

Moliere’den Tartuffe’ü tercüme etmiştir.
__________________

Tanrılar, erkeklerin ''balıkta'' geçirdiği zamanı ömründen saymaz. (Babil Atasözü)
Dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
4 Üyemiz Dilaver'in Mesajına Teşekkür Etti.