Tekil Mesaj gösterimi
Eski 16.04.16, 21:45   #1
Dilaver
Moderator

Dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2012
Konular: 413
Mesajlar: 3,680
Ettiği Teşekkür: 18755
Aldığı Teşekkür: 20034
Rep Derecesi : Dilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Uykucu
Standart Türkiye'nin NATO'ya Girişi

Türkiye'nin NATO'ya Girişi




İkinci Dünya Savaşı sonucunda ortaya çıkan yeni düzende; dünya iki kutuba ayrılmıştır. Ülkeler, deyim yerindeyse sarkaç misali bir kutubun etkisi altına girmek zorunda kalmıştır.

Kutuplardan biri salt demokrasi ve özgürlüklerin hakim olduğu Amerikan ideolojisi, diğeri ise halkların eşitliği paydasında birleşmiş SSCB önderliğindeki komünist ideolojiydi.

Bu durum daha sonradan Soğuk Savaş olarak adlandırılacak olgunun temellerini atmıştır. SSCB’nin uyguladığı yayılmacı politikalardan tedirgin olan Batı Avrupa ülkeleri Amerika önderliğinde; 4 Nisan 1949’da Fransa, Hollanda, Danimarka, İngiltere, Norveç, Portekiz, Belçika, Kanada, İzlanda, Lüksemburg ve Kanada tarafından Washington Antlaşması imzalanmıştır.

Bu antlaşmayla Soğuk Savaş’ın örgütlü askeri savunma bloğu olan “Kuzey Atlantik Anlaşması Örgütü” yani kısa ve bildiğimiz ismiyle NATO kuruldu.


Yukarıda da değindiğimiz üzere kurulan bu örgütün amacı batı ittifakı oluşturmak ve Rusya’yı çevreleme politikasıdır. Bunu sadece siyasi kanattan değil, ayrıca askeri bir oluşum kurmak ve bu oluşuma SSCB’ye karşı tehdit unsuru olarak kullanmaktı.

Sovyetler Birliği ile Lenin zamanında imzalanan Brest Litovsk Barış Antlaşması, Moskova Antlaşması ve Kars Antlaşması'na rağmen, 2. Dünya Savaşı sırasında Stalin'in önce 1939'da Molotov kanalıyla Ribbentrop ve Hitler'den, daha sonra da 1945'te Truman ve Churchill'den Türkiye sınırları ile ilgili talepleri dolayısıyla Türkiye, Batı ittifakı ve NATO ile yakınlaşmıştır.


Türkiye'nin Nato'ya Girişini Geciktiren Faktörler

4 Nisan 1949 da NATO'nun kurulması ve bu ittifak sistemi ile Birleşik Amerika'nın kolektif ittifak sistemini benimsemesi, şüphe yok ki, en fazla Türkiye için ferahlatıcı olmuştur. Bunun için Türkiye, kurulduğu günden itibaren bu ittifak sistemine katılıp, Birleşik Amerika'nın ittifakına sahip olmak için çaba harcamıştır. Bu çabaların olumlu sonuç vermesi, Türkiye bakımından sıkıntılı geçen birkaç yılı aldı.

İlgi çekici bir nokta da, Türkiye'nin NATO'ya katılmasına Birleşik Amerika'nın itirazı olmadığı halde, NATO'nun küçük üyeleri ile İngiltere, bu işe en fazla itiraz edenlerin başında geldi.

Norveç, Danimarka, Hollanda, Belçika gibi küçük devletler, Sovyet tehdidine en fazla ve en ağır şekilde maruz bulunan Türkiye'nin NATO'ya katılması halinde, Sovyetlerin buna sert bir tepki göstererek, hemen bir savaş yoluna gitmesinden korktular. Bu devletler, NATO'yu bir güvenlik supabı olarak görmekteydiler. Yoksa Sovyet Rusyaya karşı hemen savaşa girebilecek bir ittifak sistemi olarak almak istemediler. Bu devletlerin bu itirazı, Türkiye'nin NATO'ya katılmasında geciktirici bir faktör olmuştur.

İngiltere'nin itirazı ise bambaşka bir sebepten doğmaktaydı. İngiltere 1947 yılından itibaren, Truman Doktrini ile Amerika'nın ilgisini Doğu Akdeniz bölgesine çektikten ve bu bölgenin güvenliği sorumluluğunu Amerika'nın sırtına yükledikten sonra, Orta Doğudaki sömürgecilik hevesine yeniden hız verdi.

İngiltere özellikle Süveyş'ten çekilmek istemiyordu. Halbuki Mısır ise, tam bağımsızlığına kavuşabilmek için, daha 1945'den itibaren İngiltere nezdinde teşebbüste bulunup, bir an önce Süveyş'ten çekilmesini istedi. İki devlet arasında bu konuda müzakereler başladı.

Gerçekten İngilterenin Süveyş'ten çekilmek istemeyişinin bir sebebi de, Orta Doğu üzerindeki Sovyet tehdidi idi. Fakat İngiltere aynı zamanda petroller dolayısı ile, Orta Doğu'ya tekrar yerleşmek de istiyordu.

Süveyş konusundaki İngiliz-Mısır görüşmeleri tartışmalı bir şekilde devam ederken, Türkiye de NATO'ya katılmak için ısrar etmekteydi. İngiltere, önce, Türkiye'nin güvenlik endişeleri ile kendisinin Süveyş menfaatlerini birleştirerek, Orta Doğu'da bir savunma sistemi kurmak istedi. Mısırın da katılacağı bu savunma sistemi içinde, İngiltere Süveyş'te kalma yetkisini elde edecekti. Halbuki, Türkiye bakımından mühim olan, Birleşik Amerika'nın fiili garantisini, yani Amerika'nın ittifakını elde etmekti. Bu sebeple, Türkiye, Orta Doğu savunma sistemine katılmakla beraber NATO üyeliği üzerinde ısrar edince, İngiltere, 1951 Temmuzunda, Orta Doğu Savunma Sistemine katılması şartiyle, Türkiye'nin NATO üyeliğini desteklemeye karar verdi.


Türkiye'nin Nato'ya Girmesinin Sebepleri


1- 2. Dünya savaşı esnasında Rusya'nın Türkiye sınırları ile ilgili büyük devletlerden talepleri

2- Türkiye'nin batıya yönelerek modernleşme sürecini devam ettirmek istemesi.

3- Truman Doktrini sonrası Amerikan yardımlarının Nato'ya üye olan Batı Avrupa ülkelerine yayılması ve Türkiye'nin kendisine yapılan yardımların azalacağından endişe etmesi.


Türkiye'nin Nato'ya Giriş Süreci

Türkiye çok istemesine rağmen NATO'nun kurucu üyesi olamamış, Nato kurulduktan sonra üyelik teklifinin dahi gelmemesi büyük şaşkınlık yaratmıştı.

- İlk müracaat Mayıs 1950'de yapıldı.

- 2. müracaat Ağustos 1950'de yapıldı.

- Eylül ayında toplanan NATO konseyi başvurumuzu reddetmiştir. Sebebi de batılı devletlerin Sovyetlerin tepkisini çekmek istememesidir.

- Türkiye'nin Kore Savaşı'na 4.500 kişilik birlik göndermesi.

- 15 Eylül 1951'de Ottowa'da toplanan NATO Bakanlar Konseyi'nin Türkiye'yi Nato'ya davet etmesi.

- 18 Şubat 1952'de TBMM'nin onayı ile Türkiye'nin Nato'ya girişi.


Nato'ya Giriş

İsmet İnönü’nün İkinci Dünya Savaşı esnasında uyguladığı denge siyaseti doğru bir karardı ve amacına ulaştı. Türkiye bu savaştan hafif yaralar alarak sıyrıldı. 1940’lı yıllarda batıdan yaklaşan Hitler tehlikesinin yerini artık doğudan gelen SSCB tehlikesi almıştı. Bu denge siyaseti artık Türkiye’yi korumaya yetmiyordu. Demokrasi ile yönetilen Türkiye Cumhuriyeti’nin sahip olduğu ilkelerin, komünist bir ideoloji altında sürdürülmesi imkansızdı.

İşte bu sebeblerden ötürü, kutuplaşan yeni dünya düzeninde Türkiye’ye pek de seçim şansı kalmıyordu. Tüm bu olanların üstüne SSCB’nin Ardahan, Kars ve Boğazlar üzerinde hak iddaa etmesi ve bu konuda talepte bulunması, Türkiye’yi somut bir adım atmaya zorladı. Atılan bu somut adım ise şüphesiz NATO’ya başvurmaktı. Çünkü Türk Siyasileri biliyorlardı ki SSCB tehtidini bertaraf etmenin tek yolu NATO’nun şu maddesinden geçiyordu:

Washington Antlaşması’na göre: NATO ülkelerine yönelik herhangi bir saldırıya karşı üye ülkeler beraber hareket edecek ve beraber mücadele edeceklerdi.

Ancak Türkiye yine istediklerini kolayca elde edemedi ve yaptığımız başvuru reddedildi. Tarih yine tekerrür ediyordu, Türkiye yine isteklerini elde etmek için bir bedel ödemek zorundaydı. Bu bedelde Soğuk Savaş’ın ilk sıcak teması olan Kore Savaşı’nda olacaktı.








__________________

Tanrılar, erkeklerin ''balıkta'' geçirdiği zamanı ömründen saymaz. (Babil Atasözü)
Dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
4 Üyemiz Dilaver'in Mesajına Teşekkür Etti.