Tekil Mesaj gösterimi
Eski 13.06.16, 02:19   #28
Taner
Tam Üye

Taner - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2012
Konular: 61
Mesajlar: 436
Ettiği Teşekkür: 1141
Aldığı Teşekkür: 1751
Rep Derecesi : Taner muhteşem bir gelişmedeTaner muhteşem bir gelişmedeTaner muhteşem bir gelişmedeTaner muhteşem bir gelişmedeTaner muhteşem bir gelişmedeTaner muhteşem bir gelişmedeTaner muhteşem bir gelişmedeTaner muhteşem bir gelişmedeTaner muhteşem bir gelişmedeTaner muhteşem bir gelişmedeTaner muhteşem bir gelişmede
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Tom da Cenazedeydi… | Bekir Coşkun

Basın Bekir Coşkun’dan mı İbaret?

dunya48 | Kemalist Devrimci Siyasi Site. - Zahide UÇAR - Basın Bekir Coşkun

Bekir Coşkun’un işine son verildi ya, birilerinin aklına birdenbire basına yapılan faşizan baskı geliverdi. Alkış… Alkış…

2007 yılında “Hepimiz Suç Ortağı Değil Miyiz?” başlıklı bir yazı yazmıştım.

http://www.internetajans.com/default...id=18&aid=1489

O günden sonra birçok gazeteci daha işinden oldu. Ortalarda TGC diye bir cemiyet göremedik. Banu Avar yabancı konsolosların isteği ile işinden olurken de TGC ortalarda yoktu. Zannedersiniz ki TRT’nin giderleri Türk Halkı’nın vergileri ile değil, yabancı konsolosların paraları ile karşılanıyor.

Banu Avar işinden olduğunda Rahmetli Kemal Çapraz destek vermeleri için TGC’ye gittiğinde kendisine “destek olamayız ama salonu veririz” demişler. Ne büyük lütuf(!)..

Vedat Yenerer tutuklandığında da kimselerin sesini duyamadık. Arkadaşım dediği basın mensupları bile lal olmuştu. Hatta yazı yazdığı Yeniçağ gazetesi bile sahip çıkmadı. Gene rahmetli Çapraz gidip TGC’de Ekşi’ye “niye Yenerer’e sahip çıkmıyorsunuz” dediğinde verdikleri cevap utanç vericidir. Demişler ki; “tutuklanmadan bir-iki gün önce televizyonda hükümete çok ağır sözler sarf etti.” Ne demek bu? Yani, hak etti mi demek istenmişti?

Sonra öğrendik ki; Konrad Adenauer vakfı, British Council gibi istihbari kuruluşlar TGC’ye yardım ediyormuş. Bu durumda tavırlarının nedeni de ortaya çıkmış oldu. Para alan emir de alır mantığı… Bu durumda; milli, hiçbir dış güçle bağı olmayan gazetecilerin ortada kalması yadırganacak bir durum değildir.

Ne zaman ki baskı onların mahalleye de uğradı, işte o zaman konuşmaya, basın özgürlüğünü hatırlamaya başladılar. İlk kıpırdanma rahmetli İlhan Selçuk sorguya alınınca başladı, Bekir Coşkun işinden olunca, yani kendi mahallelerine girilince cıyaklamaya başladılar. AB fonlarından para alan Mine Kırıkkanat ta işsiz kaldı.

Önce antiemperyalistler işinden oldu, AB’ciler seyretti. Ülkemizde ABD merkezli küresel sermaye adına operasyon yapıldığına göre, demek ki sıra AB’cilere (Mine Kırıkkanat gibi) gelmiş. AB ülkeleri adına yazdığı için ulusalcı sanılan birçok yazar var, içimizde ki İsveçliler misali(!)..

Ülkemizde muhalif birkaç basın organı kaldı. Yeniçağ gazetesi, Sözcü, Cumhuriyet, Aydınlık gibi… Ümit Zileli Bekir Coşkun ve Mine Kırıkkanat’a “köşem sizindir” diyor. Ben de soruyorum? Banu Avar daha birikimsiz, daha az milli bir gazeteci mi ki, hiç biriniz tarafından köşe verilmedi? Yoksa istenilenden daha milli, daha mı ilkeli(!)?

Bir de yandaş-yalakadaş-yalancı matbuata bakın, nasıl kenetleniyorlar birbirlerine. Oysa Banu Avarlar kolay yetişmiyor bu ülkede.

28 Şubat sürecinde Yenişafak gazetesi işsiz kalan gazetecilere sayfalarını açmıştı. Banu Avar gibi bir gazeteciye Yeniçağ Gazetesinde niye yazdırılmaz? Veya Sözcü’de… Kaldı ki Yeniçağ Gazetesi Vamık Volkan gibi “açılımın mimarı” bir isimle kitap yazan Nuriye Atabey’e gazetesinde yazı yazdırıyor.

Değerli okur, her milliyim diyene de, ulusalcıyım diyene de sakın inanmayın. Milliyetçi-ulusalcı olmak aynı zamanda ilkeli ve ahlaklı olmak demektir. Kendi halkına “kıllı bacaklı diye” küçültücü yazı yazan aydın olmaz. Olursa o halk onu dışlar, en doğru kelimeler bile artık o halk tarafından ciddiye alınmaz. Doğru sözler bu tür kalemler yüzünden itibarsızlaşır, inandırıcılığını yitirir. Bir de tacizci yazar, yayın yönetmenlerimiz, haber müdürlerimiz var. Hem stajyer öğrencileri taciz edeceksin, hem de millete ahlak dersi vereceksin. Hem herkese tepeden bakacaksın, hem de tatil yaptığın otelde yat gezisi için kendine özel(!) rehber kız isteyeceksin. Durumun ne anlama geldiğini anlayan kız itiraz edip, yatı terk ederek işinden istifa etmek zorunda kalacak. Sen ne yazarsan yaz, artık o kız için ahlaksız, gücüyle her dar gelirli genç kızı kiralayabileceğini sanan bir aşağılıksındır. Temsil ettiğin fikir de senin karakterinle özdeşleştirilir.

Cumhuriyet Gazetesinde 68 kuşağından önemli bir isim var. Bakanlık yapmış bir isim. Bu zata arkadaşı olan Ödemişli bir vatandaşımız açmaya çalıştığı altın madeni işletmesine simgesel ortak yapar. Altın maden yatağını yabancılardan kurtarıp bu millet adına açmaya çalışan vatandaşımız, bu önemli yazarımız tarafından satışa getirildiğini anlattı. Yerli ortakla işletmeye açmaya çalıştığı maden şirketine paravan isimle Yahudi şirketlerini ortak etmeye kalkmış. O paravan şirket ve Cumhuriyet yazarı olan eski arkadaşı ile mahkemeleri devam ediyor. O maden şirketinin etrafı küresel madenci Rio Tinto tarafından çevrilmiş durumda.

Bu ülkede kimin eli kimin cebinde gerçekten belli değil. Bu ülkenin gerçek evlatları ise hep sahipsiz kaldı çünkü para başkalarında.

Eylül ayının 16’sında mezarı başında Rahmetli Kemal Çapraz anıldı. Tanımaktan mutlu olduğum aziz hemşerim… İşsiz kaldığında bin bir zorlukla Ufuk Ötesi adlı aylık gazete çıkarmaya başlamış. TGC’nin bu durumunu görüp Basın Birliği Derneğini kurarak işsiz gazetecilere sahip çıkmaya çalışmıştı. Sağlığında kendisi sıkıntı içinde iken orta ölçekli iş adamları için bir panel düzenlemişti. Küresel sermaye karşısında yerli işletmelerin kendi öz varlıklarını koruyup sürdürebilmeleri için ne gibi tedbirler alınabilir diye tartışılmıştı. Rahmetli sadece yazmadı, ülkemizde eksiz gördüğü her alanda büyük bir özveriyle aydınlatıcı, yol gösterici çalışmalar yürüttü. O milliyetçi kesimde yetişmiş bir yazardı ama Banu Avar’ın güzel yakıştırmasıyla “köprü”ydü. Peki ne kadar insan tanıyor Kemal Çapraz’ı? Birçok cüce, mason, ajan devleştirilirken, Anadolu’nun bu gerçek çocuklarını kaç kişi hatırlıyor?

Şimdi Oktay Ekşi’yi bir telaş sarmış. Durumu “en son beni almaya geldiler ama artık bana sahip olacak kimse yoktu” diyen Alman aydınına ne kadar benziyor değil mi?

Bir sitem de okurlara: Peki sizler, çok az kalmış milli-ulusal basına ne kadar sahip çıkıyorsunuz? Kendini satmayan basının tirajına bakın, biraz da kendinizi sorgulayın.

Ahmet Özal’ın Yumurtası…
Barzani’nin pabucunu anası ile birlikte yalayıp geldi. Barzani zat-ı muhteremi irşat etmiş olmalı ki; “babam öldürüldü” deyiverdi(!).. Belki de adamı sizin rezillikleriniz kahrından öldürdü kim bilir(!)?

Bak Ahmet Efendi, baban Evren ile bozuşunca istifa edip ABD’ye gitti. Geldiğinde parti bile kurulmadan rahmetli Adnan Kahveci ve Hasan Celal Güzel’e; “Hükümet kuruyoruz, iktidar olacağız, sizlere de bakanlık vereceğim” dedi. Şayet baban öldürüldü ise izlerini babanı iktidara taşıyan güçte ara. CİA ve arkasındaki güç bir mafya mantığı ile çalışır. Mafya ile anlaştıysan, anlaşmaya uymadığın an yok edilirsin. Menderes onlarla anlaştı. Baban onlarla anlaştı. Gül ve RTE’de onlarla anlaştı. Küresel mafyayla ne kadar anlaşırsanız anlaşın kendi ülkenizde vereceğiniz tavizlerin bir sınırı vardır. İşte o sınıra dayandığınızda verdiğiniz sözü bozmuş olursunuz. Söz bozulunca da kalem kırılır. Özeti; “su testisi su yolunda kırılır”. Yani katili abdest bozduğunuz yerde arayacaksınız. Ayrıca hatırlatalım; ANAP Genel Başkanlığı için babana rağmen anan Mesut Yılmaz’ı desteklemişti.

Meriç Trakya’ya;
“Son Turuncu Darbe” başlıklı yazımda oğlunun yemin törenine örtüsü nedeniyle alınmayan anneyi yazmıştım. Benim bile kandırıldığım konusunda yorum girmişsiniz. Sevgili Meriç Trakya, inanın kandığım için yazmadım. Bakınız, ordu ile halkın arasına en büyük fitne 28 Şubat sürecinde sokuldu. Peki 28 Şubat döneminin o kudretli Çevik Bir’i nerede? Bugün bulunduğu konum size pis bir oyunu düşündürmüyor mu? Ordu içine düşen ateşi söndüremezken, bir de bu pis oyunu beslemeye gerek var mı? Atilla Kıyat, hani şu asker diye sözüm ona yandaşların karşısına çıkarılan zat… Kıbrıs stratejik değil demişti değil mi? Aynı zeka başka bir gün de, “Kıbrıs İngiltere için stratejiktir” demişti. Burnumuzun dibindeki ada bizim için stratejik değil ama İngiltere için stratejik(!).. Sonra ne dedi? Faili meçhul devletin o dönemdeki uygulamasıydı dedi. Yani Kandilde ki PKK’nın deyimiyle “TARİHE NOT BIRAKTI”. Ordu orduya sokmayacaksa, bu devşirilmiş beyinleri sokmasın. Bir de Kıbrıs’ta cami yaktık diyerek Rum’un ekmeğine yağ süren Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu ortaya çıktı.

10 Nisan 2008 Günü Ankara’da Deniz Kuvvetleri Komutanlığında “Değişimin Dinamiği(!)” adlı bir toplantı düzenlenir. Toplantıya Nevin Dölek(psikolog), Akın Öngör (World Wild Foundation Tr şubesi başında ve bir sürü karışık işle meşgul eski Garanti Bankası müdürü!!), İclal Aydın ve Banu Avar konuşmacı olarak davetlidir. Banu Avar konuşmacı olarak davet edildiğinde diğer katılımcıların ismini öğrenince o isimlerle katılmak istemediğini söyler. Kendini arayan asker “Banu Hanım lütfen gelin, sizin isminizi zaten zor kabul ettirdim” der. Banu Hanım da bu rica üzerine katılır.

Ben de diyorum ki; Banu Avar dışında diğer isimlerin DKK’lığına gidip küresel bir isimle düzenlenen oturumda konuşma yapmasında bir sakınca yoksa, bu isimler kendilerini aydınlatıyorsa, bırakalım o kadınlar da oğlunun yemin törenine katılsın.
Bilmem anlatabildim mi?

Zahide UÇAR - 27.09.2010 - İnternetajans
__________________
Gerçekçi ol İmkansızı iste.
Taner isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla