Tekil Mesaj gösterimi
Eski 13.07.16, 00:13   #1
alamancı
Tam Üye

alamancı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2013
Konular: 132
Mesajlar: 239
Ettiği Teşekkür: 234
Aldığı Teşekkür: 834
Rep Derecesi : alamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzel
Ruh Halim: Depresyonda
Standart Memleket Pislik Yuvası Olmuş


Memleket pislik yuvası olmuş.

Bu millet ne geçmişinde, ne şanlı tarihinde bu denli pişkin, yanardöner, bukalemun, sahtekâr yöneticiler, politikacılar görmedi…

Nereye baksan, başını hangi yöne çevirsen Ar, namus, utanma duygusu kalmamış, aşağılık, rezil insanlarla dolu.

Başta AKP olmak üzere, politikacılığa soyunmuş yaratıklar arasında daha çok rastlıyoruz bu onursuzlara…

Tümünün de yazısı, turası silinmiş… İnsanlık değerleri sıfırlanmış…

İstemediğin kadar çok… Sürüsüne bereket!!!

Adamda ne ar, ne hayâ, ne utanma, ne de sıkılma kalmış…

Sabah akşam, gözünün içine baka baka, 24 saat yalan söylüyor… Hile yapıyor… Milleti kandırıyor…

Yalanını ortaya çıkarıyorsun… Yüzüne vuruyorsun… Cemalinde en ufak bir değişiklik olmuyor… Herhangi bir utanma, sıkılma, pişmanlık, üzüntü belirtisi görülmüyor…

Tam tersine, pişmiş kelle gibi sırıtarak başlıyor konuşmaya… O anda hemen bu yalanına bir gerekçe uyduruyor… Sen yalanlarını açığa vurmaya devam ediyorsun:

“Ayakkabı kutuları…”

“Dolarlar… “Para sıfırlamaları…”

“700 bin TL’lik kol saati…”

“Reza Zarrab… Rüşvet…” Diyorsun…

Derler ya, “Yanında adam kesseler, dönüp de bakmıyor…”

Yardımlaşma, paylaşma, sorunlara çözüm bulma geleneği, şu 14 yıllık AKP iktidarında ne yazık ki sona erdi.

Türkiye 1980’lerden sonra kültür emperyalizminin saldırısına uğradı. Bu, bir ABD-İsrail projesiydi… Hedef ulusal değerlerimiz, ulusal kültürümüzdü.

Bu tasarıma göre gerçekler tersyüz edilecek, tarih yeniden yazılacaktı. İnsanların atalarına, geçmişine, doğrulara güveni kalmayacaktı. Kişilerin direnme, karşı koyma gücü zayıflatılacak, onların yerine yozlaşmış, kişiliksiz, neoliberal kültür, şeriatçılık ideolojisi dayatılacaktı.

Türkiye Cumhuriyeti Kürtlere, Ermenilere zulmeden, katliam yapan bir devlet olarak tanıtılacaktı. Kurtuluş Savaşı ve onun yüce önderi Atatürk hedef tahtasına yatırılacak, aşağılanacak; yavaş yavaş, azar azar ders kitaplarından, okullardan uzaklaştırılacak, sonra da tümüyle kaldırılacaktı.

Son yıllarda hem iktidar hem de muhalefetin bir kesimi tarafından Atatürk’e ihanet çizgisinde yapılan saldırılar işte bu tasarımın sonucudur.

Bu bir yozlaştırma, çürütme, değerden düşürme operasyonudur. Tarihimize, geçmişimize, kutsal varlıklarımıza yönelen bir saldırıdır. Ulusal bilinci, devrimci geçmişi ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır. Ulus devlet karşısında küreselleşme, dünya vatandaşlığı, ümmet toplumu, Ortaçağ ön plana çıkarılmak isteniyor.

Planlı, programlı bir uygulamadır bu. Atatürk’ün ölümünden sonra başlatılan bu süreç, yirminci yüzyılın sonlarına doğru iyice hızlandırıldı. Günümüzde ise ortamı elverişli bulan hem şeriatçı takım, hem neoliberal sol takım saldırıya geçti.

BEYİNLER, EMPERYALİZM TARAFINDAN İŞGAL EDİLDİ… İşte milletlerin tarihinde en tehlikeli süreç budur…

Emperyalistler tarafından topraklar ve kurumlar işgal edilebilir, önemli değildir. Kurtuluş Savaşında olduğu gibi geri alınır. Ya beyinler sömürgeleştirilirse…

Emperyalizmin yoz kültür kapısı, 12 Eylül darbesi ile yani “Our Boys”larla açıldı. Kültürel yozlaştırmanın başlangıcında Evren’ler, Özal’lar vardı.

Bu dönemde, Tevfik Fikret’in deyişi ile “kanun, kanun diye, kanun tepelendi, Atatürk, Atatürk” diye, Atatürk’ün canına okundu…

Önce Tarih ve Türk Dil kurumlarını kaldırdılar. Atatürk’ün Öğretim birliği (Tevhid-i Tedrisat) yasasını işlemez duruma getirdiler. Laiklik ilkesini çiğneyip, din derslerini “zorunlu” yaparak, bugünkü şeriatçı uygulamalara zemin hazırladılar.

AKP dönemimde yaratılan “Korku imparatorluğu”nun temelleri daha o yıllarda atılmıştı.

Aramalarda el konulan kitaplar, silahlarla yan yana sergilenerek, kitapların silahlar kadar tehlikeli bir suç unsuru olduğu düşüncesi bilinçlere yerleştirilmek, yığınlarda “okuma korkusu” yaratılmak istendi. Giderek okumayan bir toplum oluşturuldu, sağlıklı düşünmenin yollarını tıkandı.

Analar, babalar, öğretmenler “çocuklarının başı derde girmesin” diye kitap alımını yasakladılar. Öğrencilerin kafelere, barlara, eğlence yerlerine, TV’lere yönelmesine göz yumdular.

Hani haksız da değillerdi. Çünkü 17 yaşındaki Erdal Erenlerin yaşlarının büyütülerek idam edilmeleri henüz belleklerden silinmemişti.

Bu engellemelerin yanında ABD dostu, yozlaştırma uzmanı Özal ise kitleleri politikadan uzaklaştırmak için elinden geleni ardına koymadı.

“Benim memurum işini bilir”, “Anayasayı bir kere delmekle bir şey olmaz” gibi ipe sapa gelmez sözlerle yasadışı davranışları destekledi. Daha önemlisi Kürtlere verdiği ödünlerle, “Kürt Açılımı”nı o günlerde başlattı.

Bugünkü kuşağın büyük bir kesimi ve televizyon bağımlısı halk bu politika sonucunda oluşturuldu.

Sonraları “yağmurdan kaçalım” derken “doluya” yakalandık. Gelip, AKP iktidarına teslim olduk.

AKP, 2002’den sonra ABD ve AB ile birlikte ılımlı İslam’ı kurabilmek için, tam bağımsızlıkçı Kemalist düşünceye karşı ümmetçi ideolojiyi yaygınlaştırmaya çalıştı. Cumhuriyet hukukunun yerine şeriat hukukunu koydu.

Emperyalizm günümüzde artık “kaleyi içten fethetme” yöntemini kullanıyor. Topraklardan önce beyinleri işgal etmeye çalışıyor. Beyinleri sömürgeleştiriyor.

Asıl hedefinde ise ulus devlet var. Vatan savunması var. İnsanları küreselleşme adı altında “vatansızlaştırmak” var. Çünkü ulusal direnmeyi, karşı koymayı engellemenin, yok etmenin en kestirme yolu vatan sevgisini ortadan kaldırmaktır.

Dersim’lerle, falan filanlarla “Katliam yapıldığı” ileri sürülerek, şanlı Cumhuriyet tarihimiz ve yüce Atatürk halkın gözünde küçük düşürülmeye çalışılmaktadır.

Uzatmalı liboşlar ve şeriatçılar kolları sıvamış, tüm güçleriyle ABD’ye bağımlı, yoz bir ülke yaratmanın peşine düşmüşlerdir.

Çıkarcılık, köşe kapmaca, servet edinme onlarda vatan savunmasından, yurtseverlikten önce gelmektedir.

Daha çok para kazanma, cep doldurma uğruna TV’ler, gazeteler, bazı sanatçılar bugün kültür emperyalizminin gönüllü fedaileri konumuna girmişlerdir. Yoz, sömürgeci düşünceyi bağımsızlık düşüncesinin önüne koyarak, geçmişine, geleceğine ihanet etmektedirler. Basit çıkarlar uğruna vatanlarını satmaktadırlar.

Günümüzün değiştirilemeyecek, yalın gerçeği şudur: Dünya, ABD emperyalizminin saldırısına uğramıştır. O, topraklardan önce beyinleri işgal etmeye, sömürgeleştirmeye çalışmaktadır… Çünkü işgal edilen topraklar geri alınabilir, ama beyinler asla…

Haksızlıkları, yolsuzlukları, hukuksuzlukları sorgusuz sualsiz kabul eden bir toplum olduk…

Yani, etliye, sütlüye karışmayan, “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyen, etkisiz, tepkisiz, şaşkın bir toplum olduk

Kimse hesap sormuyor…

Kimse bir AKP’li politikacının 20 yaşındaki çocuğunun kısa bir dönemde, nasıl 20 gemi sahibi olduğunu merak etmiyor…

İşin daha kötüsü öğrenmek, bilmek de istemiyor… Çünkü onun babası namazında niyazında bir adam olduğu için ona güveniyor…

Doğu’da vatandaşlar “kaçak elektrik” kullanıyor, iktidar bu hırsızlığın önüne geçmediği, geçemediği gibi, bir de üstüne üstlük “Hırsızlık faturasını” yine kendi vatandaşlarına ödetiyor…

Bu uygulama karşısında kimsenin “Gık”ı çıkmıyor… Herkes kaderine razı oluyor…

Asla o, bu olup bitenleri sorgulamayı, incelemeyi, araştırmayı düşünmüyor, yani kısaca aklını, mantığını kullanmak istemiyor…

Şu yaşadığımız ortamda, aklın, mantığın yerini kör inanç, hurafeler almış durumda… Aç da olsalar, açık da olsalar öteki dünyanın nimetleri ile avunuyorlar, bir anda devlet olanaklarından yararlanıp, çalıp, çırpıp Karun gibi zenginleşenleri, ilahi adaletin gücüne, takdirine bağlıyorlar…

Egemen güçler ise toplumun bu sessizliğinden yararlanıp, onları soyup, soğana çeviriyor, yoksullaştırıyor, açlık sınırının yedi kat dibine atıyor; sonra da senede bir ay, ramazan çadırları kurup, sadaka dağıtıyor, kendisinin ne kadar “Hayırsever bir politikacı” olduğunu göstermeye çalışıyor…

Bir yandan da iktidarın yüksek maaşlı memurları, imamları,ile yoksulluk batağında çırpınan garibanları “Hallerine şükretmeye” ikna edip, etkisiz, tepkisiz kuzular konumuna sokuveriyorlar…

AKP’li politikacılar, düzeni korumak ve devam ettirebilmek için, gece gündüz, su içer gibi yalan söylüyorlar… Gerçekleri çarpıtıyorlar… Ama kimse itiraz etmiyor… Sesini çıkarmıyor… Onları bırakıp, bu yalanları açığa çıkaranlara saldırıyorlar…

Peki, “Cahil” diye nitelendirilen vatandaşlarımız böyle de aydın geçinen vatandaşlarımız onlardan daha mı farklı?

İşlenen suçlar, hukuksuzluklar karşısında sendikalar, dernekler, partiler, mürekkep yalamış insanlarımız daha mı farklı hareket ediyorlar? Tepki veriyorlar mı, direnişler ortaya koyuyorlar mı?

Hayır...

Cumhurbaşkanı, bakanlar, milletvekilleri çıkıp, “Biz anayasayı tanımıyoruz, ona uymayacağız, yargı bize ayak bağı” diyor. Bir başbakan yardımcısı çıkıp, ulu orta, herkesin gözünün içine baka baka, “cumhurbaşkanı yargının başıdır” diyor, tüm savcılar, yargıçlar “Uslu mektep çocukları” gibi başları önlerinde, sessiz sedasız dinliyorlar…

Hatta Yargıtay başkanı, daha da öte giderek, “Ben şu anda fiili başkanım” diyen Cumhur reisi ile birlikte tarlalarda çay topluyor…

Yüksek yargı organlarının başkanları açılışlarda, toplantılarda, emir eri gibi, onu “hazır olda” bekliyorlar…

Başlangıçta, Cumhuriyete, orduya kumpaslar düzenlenirken muhalefet liderleri “Adalet gereğini yapar” diyeceği yerde kıyameti kopartıp, meydanları doldursalardı; Atatürk Türkiye’sinde tekkeler, zaviyeler, Kuran kursları yeniden açılırken, “Ben laikliği tehlikede görmüyorum” diyeceği yerde, direnişler sergileselerdi, Türkiye bugünkü etkisiz, tepkisiz, şaşkın bir toplum olmazdı…

Elbette geniş halk yığınları, bir günde, bir ayda, bir yılda bu hale gelmedi… Bu iş bu kadar basit değil… Halkımız, yılların gerici, liberal eğitim ve birikimleri ile şekillendirilip, koyun sürüsüne dönüştürüldü.

Bu oluşumda ABD, AKP, imamlar, tarikatlar, cemaatler, yandaş medya önemli roller üstlendiler… Kitleleri uyuşturmak için, din, bir ticaret metaı, sömürü aracı durumuna sokuldu… Toplum, etnik ve mezhepsel gruplara bölündü… Milletin başına PKK belası musallat edildi…

Uluslar arası sermaye, küresel çeteler de onlara destek verdi…

Bugünkü ortamda demokratlara, devrimcilere, aydınlara düşen en büyük görev bu saldırıya ulusal, devrimci, halkçı kültürle karşı koymaktır. Tarihimize, Kurtuluş Savaşımıza, önderlerimize sahip çıkmaktır. Tam bağımsızlık bilincini halkımıza benimsetmek, işgale, sömürüye karşı direnmelerini sağlamaktır.

ABD ve AB emperyalizmine karşı ezilen uluslar, tüm Ortadoğu, Asya, Latin Amerika ve Afrika’nın ulusal, halkçı, devrimci kültürü ile aynı safta yer aldıkları gün emperyalizmden kurtuluş başlayacaktır.

Ne diyorlardı? 'Emevi Camii'nde namaz kılacağız, üç saatte Suriye'ye girer, Şam'ı da alırız. diyorlardı. Bırakın üç saatte Suriye'ye girmeyi, Süleyman Şah Türbesi'ni zor kaçırdılar. Bırakın Suriye'ye girmeyi, üç milyon Suriyeli Türkiye'ye geldi. Şu devlet yönetimine bakın, böyle bir şey olabilir mi? Bir baktık, birden bire bir açıklama 'Suriyelileri vatandaşlığa alacağız.' Niye alıyorsun? Hangi gerekçeyle alıyorsun vatandaşlığa?

500 milyon nüfusu olan Avrupa 500 kişi almıyor, biz 78 milyonuz 3 milyonu alıyoruz.

Suriyelilerin çıkardığı olaylar gün be gün fazlalaşmaktadır. Konya Beyşehir’deki üzücü ve düşündürücü olay henüz çok yenidir. Suriyelilerin neden olduğu sosyal uyumdaki açmazlar, sınır il ve ilçelerimizdeki asayişsizlik ve ahlâki problemler toplumsal huzurumuzu tehdit etmektedir. Türk vatandaşlığı Cumhurbaşkanı’nın keyfine bırakılmış, aklının estiği gibi lütfedeceği bir unvan değildir.

Artık devletler bağımsızlık, uluslar kurtuluş, halklar devrim istemektedir ve ne yaparlarsa yapsınlar, uygarlık, aydınlanma yürüyüşü yoluna devam edecektir…

Yüce Türk milletine yakışmayan, uymayan bu ortamdan kurtulmanın bir tek yolu vardır:

“Solcusu, sağcısı, milliyetçisi, dürüst dindarı, (ama dincisi değil) el ele, sırt sırta verip hak, hukuk vatan mücadelesine girmeli, küresel sermayeye karşı isyan bayrağını açmalı, tam bağımsızlık mücadelesini başlatmalıdır…

Muhalefet liderleri bu işi başaramıyorlarsa, onları bir köşeye kaldırıp atmalı, yapamayanlar gitmeli, yapanlar gelmelidir…

Yargılanma korkusu ile tüm yargı kurumlarına el attılar, adaleti kendilerine bağladılar…

Bunları görmüyor musun? Duymuyor musun?

Vatan savunması senin sorunun değil mi? Sen bu vatanda yaşamıyor musun?

Haydi çık sokaklara,saraylarını yık başlarına.

Başka çözüm kalmamıştır…

Aç gözünü, uyan, gaflet uykusundan…

Artık söz bitmiştir…

Tuz kokmuştur..
__________________
alamancı isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
3 Üyemiz alamancı'in Mesajına Teşekkür Etti.