Tekil Mesaj gösterimi
Eski 04.09.16, 21:54   #1
alamancı
Tam Üye

alamancı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2013
Konular: 132
Mesajlar: 239
Ettiği Teşekkür: 234
Aldığı Teşekkür: 833
Rep Derecesi : alamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzel
Ruh Halim: Depresyonda
Standart Atatürk'ün Gençleri Nerede?

Atatürk'ün gençleri nerede?

İnternette dolaşanlara, yazışanlara dikkat ediyorum, hep magazin konuları ile ilgileniyorlar. Kim nerede, kim kiminle ne yapmış, kim kimin hakkında ne söylemiş, kim kiminle yakalanmış, nasıl giyinmiş, saçını, makyajını nasıl yapmış… Bu haberlere bayılıyorlar…

Solcusu da sağcısı da bir “Günaydın” ya da “İyi akşamlar” diyor, ardından yüzlerce beğeni, yorum geliyor…
Araştırma, inceleme, düşün yazılarına ilgi duymuyorlar… Hele hele yazı, makale biraz uzun oldu mu dönüp bakmıyorlar bile… Ama saatlerce söyleşiyorlar, onun bunun dedikodusunu yapıyorlar. Doğruyu, gerçeği bulmak için azıcık çaba göstermiyorlar… Duydukları, gördükleri, dinledikleri ile yetiniyorlar…

Bu nedenle dünyaya dar bir açıdan ve tek pencereden bakıyorlar. Bazıları da pembe bir tül perde arkasından seyrediyor evreni… Güllerle, çiçeklerle, böceklerle vakit öldürüyor…

Dünyayı ya ak, ya kara olarak görüyorlar, bir de grinin olduğunu, olabileceğini hesap etmiyorlar… İnsanları yargısız, yorumsuz, eleştirisiz seviyorlar… Sevdiler mi tam seviyorlar, hata yapacağını asla kabul etmiyorlar… Siyasal partileri futbol takımı tutar gibi tutuyorlar…

Onların sözlüklerinde “eleştiri – özeleştiri” diye bir kavram yok… Onların sevdiğini sen de kayıtsız koşulsuz seveceksin… Övgüler dizeceksin……

Herkes suskun, pısırık ve korkak. Özellikle 12 Eylül'den sonra korkutulan, önüne sunulan şeylere kadercilikle razı olan bir toplum modeli yaşıyoruz. Ben bu ülkenin bireyiyim, bu yapılan yanlıştır diyebilen bir topluluğu az görüyoruz. Kaderci bir toplumuz. Hele hele şimdiki gençlik acayip.

Erkekler topçu olmak için, kızlar da manken olmak için kuyrukta. Çünkü televizyonlarda topluma öyle sahneler sunuluyor ki, manken dediğiniz zaman cebinde dolarlar, eurolar, 50 çeşit ayakkabısı, elbisesi olan insanlar algılanıyor. Bunu doğuda gören insanlar da "Mankenlik çok güzelmiş" deyip evlerinden kaçıp İstanbul'a geliyor. Sadece bu yüzden bir sürü genç kızımız istismar edilip kadın tüccarlarının eline düşüyor. Magazin ve gece hayatı çok güzel gösteriliyor. Gerçek hayat öyle değil işte.

Tepkisizliğimizle, sessizliğimizle bu günlere geldik…

Cumhuriyeti, Atatürk’ü laikliği yok ettiler…

Sustuk…

Ulusal bayramlarımızı, ulusal marşımızı, Türk bayraklarını, Türk adını yasakladılar, devlet tabelalarından TC’yi kaldırdılar…

Sadece izledik…

Atatürk’ün öğretim Birliği yasasını çiğneyerek, küçücük çocukları Kuran kurslarına gönderdiler…

Cemaatlerle, tarikatlarla kol kola girdiler, tarikat militanlarını resmi kurumlara yerleştirdiler…

Sadece baktık.

Suçsuz, günahsız Komutanlarımızı kumpaslarla, tertiplerle, sahte CD’lerle zindanlara attılar…

Muhalefet liderlerimiz, bu faşist uygulamalara karşı çıkacağı yerde, iktidarın yanında yer alıp, “Tarafsız yargı gereğini yapar…” dediler

Bir kısmı, zor hapishane koşullarına dayanamadı… Hastalandı…

Bir kısmı, bu nedenle yaşamını, sağlığını yitirdi…

Bir kısmı öldürüldü…

Bir kısmı böyle bir onursuzluğu, onuruna yediremeyip, intihar etti.

Muhalefet Başkanına sordular:

“Küçücük çocuklara türban giydirilip, Kuran kurslarına gönderiyorlar, normal liseleri imam hatiplere dönüştürüyorlar…

Cemaatler yerden biter gibi çoğalıyor…

“Ne dersiniz, laiklik tehlikede mi?” Başkan yanıt verdi:

“Hayır, tehlikede değil… Cemaatlere de yaşam hakkı verilmelidir, yeter ki politikaya karışmasınlar…”

PKK davullarla, zurnalarla Habur sınır kapısından ülkemize girdi…

Onların serbest dolaşmasını sağlamak üzere TC mahkemeleri ayaklarına götürüldü…

Çadır mahkemeleri kuruldu…

Yargılama yapılırken duvarlardan Atatürk posterleri, Türk bayrakları indirildi…

Sonra da bebek katilleri zaferlerini kutlamak için, kent sokaklarında, caddelerinde yüzbinlerle birlikte turlar attılar, APO posterleri önünde, meydanlarda halay çekip, PKK marşları söylediler…

Biz yapılanlara aptal aptal, şaşkın şaşkın baktık…

Sadece baktık…

Diyarbakır meydanında devlet büyükleri ile PKK türkücüleri el ele türkü çağırdılar…

Bebek katili APO’nun bildirileri okundu…

Biz yapılanlara sadece aptal aptal, şaşkın şaşkın baktık…

Tepki yok… Karşı çıkan yok…

Ne bir ses, ne bir nefes…

Gele gele bu günlere geldik…

Ve birisi tek ve muktedir başkanlığa doğru yol alıyor şimdi… Hem de son sürat… Adli yıl sarayda açıldı. 10 Kasım Anma Töreninin de sarayda yapılacağı söyleniyor… Giderek Saray Türkiye’nin beyni, kalbi, can damarı oluyor… TEK KARAR MERKEZİ OLUYOR…

Devlet adamları Atatürk’e, laikliğe, Cumhuriyete sataşmayı bıraktılar, şimdi artık dünya devrimcilerini hedef tahtasına yatırdılar…

Rahat rahat, gözümüzün içine baka baka, tüm okulları türbanlarla donatıyorlar… Hatta Anaokullarını bile…

Dört parti birleşip, Bülent Ecevit’in kapıdan kovduğu Türbanlı milletvekillerini, bacadan, TBMM’sine soktu… Neymiş, ülkeye özgürlük getiriyorlarmış…

Polisin, yargıcın, savcının, sağlık görevlisinin, öğretmenin başına türban geçiriyorlar şimdi…

Böylece devlet memurları da ayrıştırılıyor…

Artık, türbanlı bayan devlet memurları dönemi başlatılıyor…

Sevgili vatanımız adım adım şeriat ülkesine doğru yol alıyor…

Ve bir sabah kalkıp bakacağız ki, her taraf kapkara çarşaflı kadınlarla, kız çocukları ile dolmuş…

Bütün bu işlerin yapılmasına, uygulanmasına karşı çıkması gereken yargıçlar, Cumhuriyetin savcıları, partili Cumhurbaşkanını ayakta alkışlıyorlar…

Darbe koşullarını da bahane ederek, AKP, saldırıya geçti… Cumhuriyete, çağdaşlığa, laikliğe, evrensel yasalara savaş açtı…

Devrimci, demokrat kardeşim, senin bu tepkisizliğin, sessizliğin böyle devam ederse, 2023’te İslam Cumhuriyetini hep birlikte kutlarız!!!…

Neredesin, devrimci, demokrat kardeşim? Neredesin? Sağ mısın?

Neredesin Atatürk'ün gençliği neredesin? Atatürk bu memleketi sana emanet etmedi mi?

Atatürk sana:

memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

Demedi mi?

Atatürk'ün işaret ettiği gün bu gün değil mi?

Şimdi ne oldu sana,damarlarındaki asil kan bozuldu mu?

Sözlerimi Neyzen Tevfik'in iki dizesi ile bitirmek istiyorum:

Kime sordumsa seni doğru cevap vermediler;
Kimi alçak, kimi hırsız, kimi deyyus dediler.
Künyeni almak için partiye ettim telefon,
Bizdeki kayda göre, şimdi o meb’us dediler!

Hayliden hayli kalınlaştı yobazlık yeniden,
Softalık zorlu anırtı ile aldı yürüdü.
Kara bir kinle taassup pusudan çıktı yine,
Yurdu şâhâne cehâlet yeni baştan bürüdü.

__________________
alamancı isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
7 Üyemiz alamancı'in Mesajına Teşekkür Etti.