Tekil Mesaj gösterimi
Eski 02.01.17, 20:03   #1
Redwine
"Her Şey Güzel Oldu"

Redwine - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Dec 2013
Konular: 3756
Mesajlar: 17,520
Ettiği Teşekkür: 73482
Aldığı Teşekkür: 67846
Rep Derecesi : Redwine şöhret ötesinde bir itibarı vardırRedwine şöhret ötesinde bir itibarı vardırRedwine şöhret ötesinde bir itibarı vardırRedwine şöhret ötesinde bir itibarı vardırRedwine şöhret ötesinde bir itibarı vardırRedwine şöhret ötesinde bir itibarı vardırRedwine şöhret ötesinde bir itibarı vardırRedwine şöhret ötesinde bir itibarı vardırRedwine şöhret ötesinde bir itibarı vardırRedwine şöhret ötesinde bir itibarı vardırRedwine şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Cap Canli
Standart Günümüzde Pek Kullanılmayan Eski Türkçe Kelimelerin Anlamları

Eski Türkçe Kelimelerin Anlamları | Bu Kelimlerin Kullanıldığı Eserlerden Alıntılar



Mültefit: Güler yüz gösteren, hoş davranan

“Deminki o nazik ve mültefit maskeler birdenbire düşmüş, yerini asıl yaratılışın iğrenç çizgileri almıştı. Şimdi artık dost ve ahbap yoktu, sadece zarara sokulmuş insanlar vardı, evvela ümitlerinde aldatmış, sonra da paralarını almış olduğum insanlar…”

(Geçmiş Zaman Elbiseleri, Abdullah Efendi’nin Rüyaları, Ahmet Hamdi Tanpınar)




Behemehal: Kesin olarak, kesin bir biçimde

“Ertesi günü Eyüp’ü ziyaret ediniz, Haliç’e nazır mezarlıklar arasına çömelip, servilerin gıcırtıları arasında, uzaktaki fabrikaların vinç ve kalafat sadalarını dinleyiniz. Sonra Boğaziçi tenezzühünü sakın ihmal etmeyiniz. Anadolu sahilini takiben gidip Rumeli kıyısı dönü­nüz ve yaprakları kızaran serin, hazin ve loş korularda dolaşabilmek için de behemehal bir zaman ayırınız.”

(Ay Peşinde, Refik Halit Karay)





Bolâhenk: Neşeli, hoş sohbet, konuşkan

Tevfik Bey başını gökyüzüne doğru kaldırdı; sonra bahçeyi, kızarmış ağaçları, uzaklarda morlaşan ağaç kütüklerini ve dalları, son çimenleri seyretti. Bir arıyı gözüyle bahçe kapısına kadar takip etti. İhtiyar vücudundan garip ve üşümeli bir hayat sıcaklığı geçiyordu. “Ses kaldı mı dersin İhsan?” Aklı geçmiş mevsimlerde, kendisine Bolahenk Tevfik adını verdikleri zamanlardaydı.”

(Huzur, Ahmet Hamdi Tanpınar)




Efsunkâr: Büyülü, çarpıcı, karşı konulmaz şekilde çarpıcı


Ne efsunkâr imişsin ah, ey didâr-ı hürriyet
Esir-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esaretten”

(Hürriyet Kasidesi, Namık Kemal)




Tufeylî : Başkasının sırtından geçinen, asalak

“Giren çıkan, çalan kaçan belli değil. Etrafında bir sürü tufeylî var ki, çocukların rivayetine göre, servetinin son parçalarını kemâl-i afiyetle yiyorlar.”

(Dudaktan Kalbe, Reşat Nuri Güntekin)




Perestiş: Tapınma veya taparcasına, delicesine sevme

“Görüyorsun ki burada her dakikamız elem, matem, ıstırap içinde geçiyor. Bir dakika kalbimiz rahat değil. Ufak bir gürültü bizi korkutuyor. Mesela seni işte o kadar severken, sana o kadar perestiş ederken dehşetle memnu dimağımda aşkım için müsterih bir yer kalmıyor. Dudaklarının lezzetini tamamıyla duymuyorum.”

(Bomba, Ömer Seyfettin)






Mübrem: Çok gerekli olan

"Tütüncüye gazete ve Bafra borcu, gazinocuya iki üç bira, gazoz borcu, muhallebiciye on yedi lira kadar bir takıntım olsa. Geçen ay ödemediğime, bu ay da çok mübrem bir işe elli altı lira vermek zorunda bulunduğuma göre çarşıya inebilir miyim? İnemem değil mi? Evet bu hikaye böyle bitebilir. Gülen güler. Acıyan acır. “Amma da hikaye ha!” diyen der.”

(Çarşıya İnemem, Alemdağ’da Var Bir Yılan, Sait Faik Abasıyanık)




Hemdert: Dert ortağı

“Dinlesin, dinlemesin ha bire anlatıyordu. Dinleyenler Abdi Ağa’ya acıyorlar, İnce Memed’i lanetliyorlardı. Kaymakamı, karakol komutanı, candarması, katibi, memuru, kasabalısı, köylüsü herkes Abdi Ağa ile hemdert… Abdi Ağa başından geçeni öyle ağlayarak anlatıyordu ki, acımamak elde değildi. Kadını karşısında kendini dinlemeye hazır görünce, içinden ılık ılık, sevince benzer, neşeye benzer bir rahatlık geçti.”

(İnce Memed, Yaşar Kemal)




Tumturaklı: Anlama bir şey katmayan, bir anlam bildirmeyen, ancak kulağa hoş gelen, gösterişli


Elde Var Hüzün


söyleşir
evvelce biz bu tenhalarda
ziyade gülüşürdük
pır pır yaldızlanırdı kanatları kahkaha kuşlarının
ne meseller söylerdi mercan köz nargileler
zamanlar değişti
ayrılık girdi araya
hicrana düştük bugün
ah nerde gençliğimiz
sahilde savruluşları başıboş dalgaların
yeri göğü çınlatan tumturaklı gazeller
elde var hüzün
o şehrâyin fakat çıkar mı akıldan
çarkıfeleklerin renk renk geceye dağılması
sırılsıklam âşık incesaz
kadehlerin mehtaba kaldırılması
adeta düğün
hayat zamanda iz bırakmaz
bir boşluğa düşersin bir boşluktan
birikip yeniden sıçramak için
elde var hüzün

(Attila İlhan)





Bittabi: Doğal olarak, elbette, tabi şekilde

“Bir mesire yerinde ve bittabi eski zamanlarda, muhtelif milletlere mensup insanların koz helvacı, şerbetçi veya arabcı gibi esnafla olan pazarlık ve münakaşalarını anlatıyordu. Evvela Arnavutla işe başladı, gayet acemice bir taklit ile, mizah gazetelerinden kapma birkaç cümle söyledi, ondan sonra gelen tipler: Arap, Laz, Çerkez, Yahudi, Ermeni, Rum, Kürt, hepsi Arnavut’un ilk söylediği cümleyi, birbirlerinden daha acemice taklitler ile tekrar ettiler. Salondakilerin en basitinde ve en iyi niyetlisinde bile tahammül edecek hal kalmadı ve komik delikanlı alkışlar arasında battaniyelerin önünden çekildi.”

(İçimizdeki Şeytan, Sabahattin Ali)





Filhakika: Doğrusu, gerçekten

“Bu adam eski evlere, bazan da kızların kalbine musallat olan bir tayfa benziyor. Ondan kurtulmak için ona varmaktan başka çare yok. Tevfik’i düşünürse belki ondan kurtulur. Filhakika babasının Şam’daki hayatını tahayyüle başlayınca içine biraz sukunet geldi. Kalktı su istedi.”

(Sinekli Bakkal, Halide Edip Adıvar)


__________________
Redwine isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
5 Üyemiz Redwine'in Mesajına Teşekkür Etti.