Jazz
21.05.09, 23:34
"Bülbüllere ateş etmeyin; onları öldürmek günahtır. Onlar insanlara şarkı söylemekten başka birşey yapmazlar."
1930'lu yılların başında Amerika'daki ekonomik buhranın hemen sonrasında güney eyaletlerden biri olan Alabama'nın bir kasabasında geçiyor hikaye; aynı zamanda ırkçılığın hat safhada olduğu bir dönemde. Kasabanın tanınmış avukatlarından iki çocuk babası Atticus Finch, beyaz bir kadına tecavüz etmekle suçlanan genç ve zenci bir adamın savunmasını üstlenir; genelde ırkçı olan diğer kasabalıların tüm karşı çıkmalarına rağmen...
Harper Lee'nin 1957 yılında yazdığı ve 1961 yılında Pulitzer Ödülü alan aynı isimli kitabından uyarlanan Bülbülü Öldürmek, Atticus Finch'in küçük kızı Scout'un ağzından anlatılıyor. Scout ve abisi Jem'in yaz arkadaşları Dill ile birlikte huysuz babasıyla kasabanın en eski evlerinden birinde yaşayan zihinsel özürlü genç Boo'yu ve eski evlerini çocukluğun verdiği heyecan ve merakla uzaktan takip etmeleri filme esrarengiz bir hava kattığı gibi hikayeyi farklı bir noktaya taşır gibi görünse de aslında iki farklı hikayenin finalde nasıl birbiriyle içiçe geçtiğini ve bülbülün şakımaktan başka da yapabileceği şeyler olduğu gözler önüne seriliyor. Bülbül burada bir sembol aslında; zarar verilmemesi gereken hatta dünyanın tüm pisliklerinden korunması gereken masum bir sembol. Aslında filmdeki Scout karakteri, tıpkı onun gibi 1930'lu yılların başında Alabama'da yaşamış, babası bir avukat olan ve haksız yere suçlanmış bir zencinin davasını küçük yaşına rağmen yakından takip etme şansını yakalamış, kitabın yazarı olan Harper Lee'nin ta kendisi; işin ilginci Bülbülü Öldürmek ya da orjinal adıyla To Kill a Mockingbird Bayan Lee'nin yazarlık kariyerindeki ilk ve tek romanı ve bu roman yazarı dünyaca tanınan bir isim yapmaya yetti de arttı bile. Yazarın yarım bıraktığı hukuk eğitimi, kitaptaki ve dolayısıyla filmdeki uzun mahkeme sahnelerinin inandırıcı ve bir o kadar da çarpıcı olmasına büyük ölçüde yardımcı olmuş...
Bir babanın önce kendi çocuklarına ve sonrasında tüm kasabaya vicdan dersi vermesini 124 dakikalık incelikli bir sinema diliyle anlatan 1962 tarihli bir başyapıt. Altı yaşında bir kız çocuğunun gözünden Amerika'daki ırkçılığa sert bir bakış. Atticus Finch rolündeki Gregory Peck'e o yıl En İyi Erkek Oyuncu Oscarı'nı getirmesinin yanı sıra En İyi Sanat Yönetmeni ve En İyi Uyarlama Senaryo Oscarlarını da kazandı. Film En İyi Film ve yönetmen dahil beş dalda da Oscar'a aday gösterildi; bu adaylıklardan biri de altı yaşında bir kızı canlandıran ama aslında o yıl on yaşında olan En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalıyla Mary Badham...
Çocukken izleyip uzun müddet etkisinden kurtulamadığım bu filmin DVD'sini bulmak benim gibi bir arşiv manyağı için hazine bulmaktan farksız. Filmin orjinali siyah beyaz....
1930'lu yılların başında Amerika'daki ekonomik buhranın hemen sonrasında güney eyaletlerden biri olan Alabama'nın bir kasabasında geçiyor hikaye; aynı zamanda ırkçılığın hat safhada olduğu bir dönemde. Kasabanın tanınmış avukatlarından iki çocuk babası Atticus Finch, beyaz bir kadına tecavüz etmekle suçlanan genç ve zenci bir adamın savunmasını üstlenir; genelde ırkçı olan diğer kasabalıların tüm karşı çıkmalarına rağmen...
Harper Lee'nin 1957 yılında yazdığı ve 1961 yılında Pulitzer Ödülü alan aynı isimli kitabından uyarlanan Bülbülü Öldürmek, Atticus Finch'in küçük kızı Scout'un ağzından anlatılıyor. Scout ve abisi Jem'in yaz arkadaşları Dill ile birlikte huysuz babasıyla kasabanın en eski evlerinden birinde yaşayan zihinsel özürlü genç Boo'yu ve eski evlerini çocukluğun verdiği heyecan ve merakla uzaktan takip etmeleri filme esrarengiz bir hava kattığı gibi hikayeyi farklı bir noktaya taşır gibi görünse de aslında iki farklı hikayenin finalde nasıl birbiriyle içiçe geçtiğini ve bülbülün şakımaktan başka da yapabileceği şeyler olduğu gözler önüne seriliyor. Bülbül burada bir sembol aslında; zarar verilmemesi gereken hatta dünyanın tüm pisliklerinden korunması gereken masum bir sembol. Aslında filmdeki Scout karakteri, tıpkı onun gibi 1930'lu yılların başında Alabama'da yaşamış, babası bir avukat olan ve haksız yere suçlanmış bir zencinin davasını küçük yaşına rağmen yakından takip etme şansını yakalamış, kitabın yazarı olan Harper Lee'nin ta kendisi; işin ilginci Bülbülü Öldürmek ya da orjinal adıyla To Kill a Mockingbird Bayan Lee'nin yazarlık kariyerindeki ilk ve tek romanı ve bu roman yazarı dünyaca tanınan bir isim yapmaya yetti de arttı bile. Yazarın yarım bıraktığı hukuk eğitimi, kitaptaki ve dolayısıyla filmdeki uzun mahkeme sahnelerinin inandırıcı ve bir o kadar da çarpıcı olmasına büyük ölçüde yardımcı olmuş...
Bir babanın önce kendi çocuklarına ve sonrasında tüm kasabaya vicdan dersi vermesini 124 dakikalık incelikli bir sinema diliyle anlatan 1962 tarihli bir başyapıt. Altı yaşında bir kız çocuğunun gözünden Amerika'daki ırkçılığa sert bir bakış. Atticus Finch rolündeki Gregory Peck'e o yıl En İyi Erkek Oyuncu Oscarı'nı getirmesinin yanı sıra En İyi Sanat Yönetmeni ve En İyi Uyarlama Senaryo Oscarlarını da kazandı. Film En İyi Film ve yönetmen dahil beş dalda da Oscar'a aday gösterildi; bu adaylıklardan biri de altı yaşında bir kızı canlandıran ama aslında o yıl on yaşında olan En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalıyla Mary Badham...
Çocukken izleyip uzun müddet etkisinden kurtulamadığım bu filmin DVD'sini bulmak benim gibi bir arşiv manyağı için hazine bulmaktan farksız. Filmin orjinali siyah beyaz....