Merhabalar
Forum Gerçek üyesi değilsiniz ya da Üye Girişi yapmamışsınız.
Sitemizden tam olarak yararlanabilmek için;
Lütfen Buraya tıklayarak üye olunuz.
Forum Gerçek

Forumları Okundu Kabul Et Bugünkü MesajlarYazdığım Cevaplar Açtığım Konular Kim Nerede
Geri git   Forum Gerçek > Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk > Atatürk Kimdir?

Atatürk Kimdir? Ulu önderimizin hayatı, ilkeleri, devrimleri ve hakkında söylenilenler

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
Eski 27.01.09, 23:47   #11
Moderator

Ekin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Dec 2011
Konular: 1175
Mesajlar: 8,990
Ettiği Teşekkür: 30788
Aldığı Teşekkür: 40437
Rep Derecesi : Ekin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Kotu Cocuk
Standart




Nutuk1 (7.Bölüm)

HAYINLARLA İŞBİRLİĞİ YAPAN FERİT PAŞA HÜKÜMETİNE SALDIRIŞ

Baylar, Ali Galip’in giriştiği işin, Padişahın ve Ferit Paşa Hükümetinin ve yabancıların ortak bir girişimi olduğuna, bilginize sunduğum belgenin gördükten sonra kimsenin kuşkusu kalmaz sanırım. Bu hayınlığın, ortak girişimcilerine karşı alınması gereken durum açıktır. Ancak, karşı girişimde elden geldiğince açık saldırıdan vazgeçmemek, o günün gereği olmakla birlikte, girişim gücünü çeşitli yönlere çevirmekten sakınarak bir noktada toplamak, uygun bir davranış olacaktı. Biz de, saldırılacak hedef olarak, yalnız Ferit Paşa Hükümetini saptadık ve bu işte Padişahın parmağı olduğunu bilmezlikten geldik. Ferit Paşa Hükümetinin, gerçekleri bildirmeyerek Padişahı aldatmakta olduğu tezini tuttuk. Padişahın, durumu öğrendiğinde hemen, kendisini aldatanlara hakettikleri işlemi yapacağına ve olduğunu ileri sürdük ve hükümetin tanıtlanmış olan cinayeti üzerine kendisine güven kalmaması doğal olduğundan işin gerçeğini yalnız ve ancak doğrudan doğruya Padişaha bildirmekle durumun düzeltilebileceğini, girişimlerimiz için çıkış noktası saydık. Bu düşünce ile eylülün on birinci günü, Padişaha çekilmek üzere bir telyazısı hazırlandı.. Bu telde, kestirebileceğiniz gibi, zamanın gereği olan birçok gösterişli sözler içinde:

“Hükümetin savaşla Kongreyi basarak Müslümanlar arasında kan dökmeye kalkıştığı ve Kürdistan’ı ayaklandırarak yurdu parçalatma planını da para karşılığında yüklenilmiş olduğu, belgelerle anlaşıldığından, hükümetin bu işte kullandığı adamların bozguna uğrayarak kaçmak zorunda bırakıldıkları; yakalanırlarsa yasanın aklayıcı eline verilecekleri ve bu cinayetleri düzenleyerek Dahiliye ve Harbiye Nazırlarına buyruk verdirip uygulattıran İstanbul Hükümetine ulusun iman ve güveni kalmadığı” bildirildikten sonra: “Namuslu kişilerden yeni bir hükümet kurularak bu casus örgütü için ivedilikle ve adaletli olarak soruşturma yapılması ve cezalandırılması” isteniyor ve: “Adaletli bir hükümetin kurulmasına değin İstanbul Hükümeti ile hiçbir türlü yazışma yapmamaya ve ilişki kurmamaya karar vermiş olan ulustan ordunun ayrılmayacağını, olayın içyüzünü bilen ve olayın yerine yakın olan kolordu komutanları, bilginize sunmak zorunda kaldık.” deniliyordu. (belge:82)

İşte bu telyazısı örneğinin bütün kolordularca İstanbul’a çekilmesi uygun görüldü. 11 Eylül günü telgraf başında kolordu komutanlarına özel olarak şunları bildirdim:

“Şimdi bir örnek vereceğiz. Bu örneğin 3’üncü, 15’inci, 20’nci, 13’üncü ve 12’nci Kolordu Komutanlarının ortak imzalarıyla çekilmesini uygun görüyoruz. İnceledikten sonra öteki komutanlarla aynı zamanda çekmek için bekleyiniz.

Örnek

Yüksek Sadrazamlık Katına

“Şimdi doğrudan doğruya kutsal başkomutanımız, şanlı Halifemiz Efendimize önemli şeyler bildirmek zorundayız. Engel olunmamasını rica eder; engel olunursa bundan doğacak ağır sonuçların sorumluluğunun yalnız yüksek kişiliğiniz üzerinde kalacağını bilgilerinize sunarız. 12’nci Kor., 13’üncü Kor., 20’nci Kor., 15’inci Kor., 3’üncü Kor.”

Padişaha bildirilecek önemli şeyler, daha önce bilginize sunduğum telyazısının içindekilerdi.

Eylülün 11’inci günü, özellikle 11/12’nci gecesi, her yerdeki Kolordu Komutanları telgrafhanelere el koyarak, kararlaştırılmış olduğu üzere İstanbul’la haberleşmeye çalışıyordu. Ama, Sadrazam ortadan kaybolmuş gibi idi. Yanıt vermiyordu. Biz de, telgraf başında Sadrazamın telleri alıp yanıt vermesi için baskı yapıyorduk. İstanbul telgraf görevlileriy1e olan uzun çekişmelerden sonra bir telgraf görevlisi özel olarak şunları bildirdi:

“Sadrazam Paşa’ya Yunlar ilgililere telefonla söylenildi. Alınan yanıtta: Telyazısında bildirilenler Sadrazam Paşa Hazretlerinin bilgilerine sunuldu. Bildirilmek istenen şeyler yöntemine göre telle bildirilmelidir. Telyazıları da yönetimine göre sunulur, buyurduklarını Müdür Bey söylüyor efendim.” (belge:83)

Bunun üzerine gece yansınan sonra, saat 4’te şu telyazısı Sıvas telgrafhanesine gönderildi:

11/12.9.1919

Sadrazam Ferit Paşa’ya

Yurdun ve ulusun haklarını ve kutsal varlıklarını ayaklar altına alarak ve Padişah Hazretlerinin yüksek şeref ve onurlarını kırarak, açmaza girişim ve davranışlarınız gerçekleşmiştir. Ulusun Padişahından başka hiçbirinize güveni kalmamıştır. Bunun için, durumlarını ve dileklerini ancak Padişaha bildirmek zorundadırlar. Kurulunuz, yasadışı davranışlarının bir sonuçlarından korkarak ulus ile Padişah arasına bir duvar gibi giriyor. Bu yoldaki direnmeniz daha bir saat sürerse ulus olarak her tütlü davranış ve yürütümünde kendisini özgür sayacak ve bütün yurdun, yasadışı kurulunuzla kesin olarak ilgisini ve bağlantısını kesecektir. Bu, son uyarımızdır. Bundan sonra ulusun size karşı tutumu, burada bulunan yabancı subaylar aracılığı ile tüm devletleri temsilcilerine de ayrıntılı olarak bildirilecektir.

Genel Kongre Kurulu

Sıvas telgraf Müdürlüğüne de gene o sırada telefonla şu buyruk verildi:

“Kongremizden seçilmiş bir kurulla telgrafhaneye gönderilecek bir telimizin doğrudan doğruya Padişahın özel kalemine çekilmesine İstanbul’ca engel olunduğu bildiriliyor. Bir saat içinde telin çekilmesine izin verilmezse, İstanbul’la bütün Anadolu telgraf haberleşmesini kesmek zorunda kalacağımızı üstlerinize bildiriniz.”

Genel Kongre Kurulu

Kolordu Komutanlarına da aşağıdaki genel bildirim yapıldı:

Sıvas, 12.9.1919

20’nci Kolordu Komutanlığına

15’inci Kolordu Komutanlığına

13’üncü Kolordu Komutanlığına

3’üncü Kolordu Komutanlığına

Kongrenin Padişah katına sunacağı dileklerin ulaştırılmasına İstanbul telgraf Başmüdürlüğünce engel olunmuştur. Verilen bir saatlik süre içinde Padişahın özel kalemine yol verilmezse bütün Anadolu’nun İstanbul’la telgraf haberleşmesinin kestirileceği yanıt olarak adı geçen müdürlüğe bildirilmiştir, Kongrenin bu yasal isteğine olumlu karşılık alınmadığından, bu telimizi alır almaz Ankara, Kastamonu, Diyarbakır telgraf merkezlerinde ve Sinop’ta telgraf haberleşmelerinin kesilmesi; yani Kongrenin bildirimlerinden başka hiçbir telin İstanbul’a geçirilmemesi ve İstanbul’dan verilecek tellerin kabul olunmaması ve Batı Anadolu ile haberleşmemize engel olmayacaksa Geyve Boğazı yönündeki telgraf yolunun da tutulma ya da geçici olarak kesilmesi ve işin sonunun bildirilmesi rica olunur.

Bu yönergeye engel olacak telgraf görevlileri, bulundukları yerde hemen askeri mahkemeye verirken ağır cezaya çarptırılacaklardır. İşbu bildiri yerine getirilmesi 20’nci 15’nci 13’üncü ve 3’üncü Kolordu Komutanlıklarından rica edilmiştir. Alındığının bildirilmesi.

Sıvas’ta Genel Kongre Kurulu

Bu telyazısında bildirilenler , daha sonraki tellerle tamamlandı. (belge..84, 85).


11/12 Eylül gecesi yapılmış olan genel bildirime ek olarak şu ricada bulunuldu:

“Bu gece sonuç elde edilinceye değin bütün komutanların, sivil yönetim başkanlarını ve ilgili kurulların telgrafhanelerden ayrılmamaları rica olunur.”

Genel Kongre Kurulu

Telgrafhanelere de şu uyarma yapıldı:

“Ektir: Bu bildirimin yerine getirildiği haberi Kongre Kurulunca öğrenildikten sonra gene böylece aramızda haberleşme sürdürüleceğinden telgrafhanelerde adam bulundurulması rica olunur.”

Kongre Kurulu


İSTANBUL’DAKİ HÜKÜMETLE İLİŞKİYİ KESME KARARI

İstanbul’un verilen bir saatlık süre içinde Saraya yol vermeyeceği anlaşılıyordu. Bunun için 12 Eylül 1919 günü bütün komutanlara ve illere şu genel bildirim yapıldı:

“Bir saate değin, örneği aşağıda bulunan telyazısı Genel Kongre Kurulunca Sadrazama çekilecektir. Bunun için siz de hemen bu ilkeye uygun ve bu anlamda birer telyazısı çekiniz ve hemen bildiriniz, efendim.”

Genel Kongre Kurulu

Saat beşte Sadrazama da “bilgi için” diye ulaştırılan ve bütün komutanlara, valilere gönderilen bildirim şu idi:

1- Hükümet, ulusun sevgili Padişahına dileklerini ulaştırmasını engelleyip onunla bağlantısını kesmekte ve gerçekleşen hayınca davranışını sürdürmekte direndiğinden, ulus da, yasal bir hükümet başa geçinceye değin İstanbul Hükümeti ile yönetimsel ilişkisini ve İstanbul ile her türlü telgraf ve posta haberleşme ve ulaştırmasını büsbütün kesmeye karar vermiştir. Her yerdeki sivil görevliler askeri komutanlarla birlikte bu kararı yerine getirecek ve sonucu Sıvas’ta Genel Kongre Kuruluna bildirecektir.

2- İşbu bildirim bütün komutanlara, sivil yönetim başkanlarına gönderilmiştir.

12.9.1919

Genel Kongre Kurulu


MİLLETVEKİLLERİ SEÇİMİYLE UĞRAŞILMAYA BAŞLANMASI

Baylar, ayın on ikinci günü İstanbul Hükümetiyle genel olarak haberleşme ve bağlantı kesildi. Buna uymayan kimi yerler ve bu yerlerle olan tartışmamızı ayrıca açıklayacağım. Ondan önce, izin verirseniz, daha önemli sayılması gereken bir konu üzerinde bilgi sunayım. Bildiğiniz gibi Ferit Paşa Hükümeti, milletvekilleri seçimi için sözde bir buyruk vermişti. Ama, içinde bulunduğumuz güne değin, yani Anadolu’nun İstanbul’la bağlantıyı kestiği 12 Eylül gününe değin, bu buyruk uygulanmamıştı. Son durum üzerine en önemli sorunun milletvekilleri seçimini tez elden sağlamak olacağını çok iyi anlarsınız. Bunun için, 13 Eylülde hemen bu konu ile de uğraşılmaya başlanıldı. (belge.0 86) Uzun ayrıntılara girmektense, sözünü ettiğim gün verilen ilk genel yönergeyi, olduğu gibi bilginize sunmayı daha yararlı sayarım. Bildirim şudur:

Tel 13.9.1919

Balıkesir’de 14’üncü Kolordu, Konya’da 12’nci Kolordu, Diyarbakır’da 13’üncü Kolordu, Erzurum’da 15’inci Kolordu, Ankara’da 20’nci Kolordu, Bursa’da 17’nci Tümen, Çine’de 58’inci Tümen, Bandırma’da 61’inci Tümen Komutanlıklarına ve 61’inci Tümen aracılığı ile Edirne’de Birinci Kolordu, Niğde’de l1’inci Tümen Komutanlıklarına; İllere, Bağımsız Sancaklara, Belediyelere.

(Müdafaai Hukuk Cemiyeti Merkez Kurullarına)

İstanbul Hükümetinin tuttuğu ve sürdürdüğü gerici yönteme ve yaşamakta olduğumuz günlerin büyük korku ve tehlikelerine karşı haklarımızı savunmak ve varlığımızı korumak için Millet Meclisinin seçilmesini ve toplanmasını sağlamak ve çabuklaştırmak bugünün en önemli görevidir.

İstanbul Hükümeti, ulusu aldatarak, milletvekili seçimlerini aylarca yaptırmamış olduğu gibi, son zamanda verdiği seçim buyruğunun yerine getirilmesini de türlü nedenlerle askıya almakta ve geciktirmektedir. Ferit Paşa’nın Toros’un ötesindeki illerimizi gözden çıkardığı, Barış Konferansına verdiği nota ile tanıtlanmış; Aydın ilinde Yunanlılarla aramızda sınır çizmeye girişmesi ve, orada düşman eline düşen yerlerin bir oldubitti biçiminde Yunan topraklarına katılmasını kabul ettiğine kanıt sayılmıştır. Düşman eline geçmiş öteki yurt parçaları için de bunlara benzer akılsızca ve hayınca siyasa güderek ülkenin ve ulusun bölünüşüne yol açması kesinlikle beklenir. Millet Meclisi toplanmadan önce barış antlaşmasını imza ederek ulusu bir oldubitti karşısında bulundurmak istediği sanılmaktadır. Bundan dolayı, Genel Kongre, orduyu ve ulusu uyanıklığa çağırır ve aşağıdaki işlerin ivedilikle yapılmasını, ulusun var ya da yok oluş sorunu saydığını bildirir:

Birincisi Seçim hazırlıklarının yürürlükteki yasada gösterilen en kısa süre içinde yapılıp bitirilmesi için Belediyeler ve Müdafaai Hukuk Cemiyetleri bütün güçleriyle çalışmalıdırlar.

İkincisi Sancaklardan çıkarılacak milletvekillerinin, nüfusa göre, sayısı hemen saptanarak Temsilciler Kuruluna şimdiden bildirilmelidir. Adaylar sorunu daha sonra haberleşme ile çözümlenecektir.

Üçüncüsü Gerek seçim hazırlıkları sırasında gerek Seçim yapılırken gecikmeye yol açacak nedenler şimdiden düşünülerek ortadan kaldırılmalı ve hiçbir gecikmeye yer verilmeyerek en kısa süre içinde seçimler sonuçlandırılmalıdır.

İşbu kararın, bölgenizdeki bütün Belediyelere ve Müdafaai Hukuk Cemiyetlerine bildirilmesine ve gereğinin tez elden yapılmasına yardım buyurmanız rica olunur.

Temsilciler Kurulu

YURDUN BAŞSIZ BIRAKILMAMASI

Ferit Paşa Hükümeti direnmesini sürdürüyordu. Bilindiği üzere, devrilinceye değin de sürdürdü. Yurdu günlerce başsız bırakmak kuşkusuz pek büyük sakıncalar doğururdu. Bundan dolayı, önce ne düşünüldüğünü sormak üzere, sonra da ileri sürülen kimi aykırı görüşlere bakmaksızın buyruk olarak ilgililere bildirdiğimiz kararları, eylülün 13/14 üncü gecesi, şöylece saptamış ve yazmıştım:

“Kongrece alınması düşünülen önlemleri kapsayan buyruk önemli aşağıda bilginize sunulmuştur: Bu konudaki yüksek görüş ve düşünceleriniz alındıktan sonra Genel Kurulca görüşülerek yürürlüğe konulacaktır. 15.9.1919 günü öğleye değin görüşlerinizi bildirmenizi bekliyoruz efendim.

Ulusal amaçları hayıncasına yorumlayan ve başka anlamlara çeken; girişimlerimizin ve ulusal eylemlerimizin yasadışı olduğunu ilan eden ve Padişahlık ve Halifelik katına karşı ulusun sonsuz bağlılığını her türlü türesel ve yasal araçla belirtmeye can attığımız halde, Padişah ile ulus arasında bir engel duvarı kuran; halkı birbirine karşı silahlandıran ve birbirini öldürmeye kışkırtıp yönelten İstanbul Hükümeti ile bağlantıyı kesmek zorunda kalan Genel Kongre Kurulu, aşağıdaki kararları sizlere bildirmeyi ödev sayar:

1- Devlet işleri, Padişah Hazretleri adına ve yürürlükteki yasalara göre, eskisi gibi yürütülecektir. Soy ve din ayrılığı gözetilmeksizin, halkın canı, malı ırzı ve her türlü hakları güven altında bulundurulacaktır.

2- Hükümet görevlilerinin kendilerine verilmiş görevleri ulusun yasal isteklerine göre yürütmeleri doğaldır. Bununla birlikte, görev yapmaktan çekinenlerin özür bildirmeleri, görevden çekilme sayılarak yerlerine uygun görülen kişiler vekil olarak atanacaklardır.

3- Görev sırasında ulusal amaç ve gidişe aykırı davranışları görülecek ve anlaşılacak olanlar, din ve ulusun esenliği adına kesin olarak ağır cezalara çarptırılacaklardır.

4- Çekilen görevlilerden ve halktan her kim olursa olsun ulusal kararlara aykırı davranışlarda bulunan ve bozgunculuk aşılayanlar da ağır cezalara çarptırılacaklardır.

5- Ülkenin ve ulusun esenliği ve mutluluğu adalet ve haktanırlıkla ve yurtta dirlik ve düzenliğin sağlanmasıyla gerçekleşebilir. Bu yolda gereken her türlü önlemin alınması kolordu komutanlarıyla valiliklerden ve bağımsız mutasarrıf1ıklardan beklenir.

6- Ulusun dileklerinin Padişah Hazretlerine bildirilmesi sağlandıktan sonra ulusça inanılıp güvenilecek, yasal bir hükümet kuruluncaya dek, yazışmalar Sıvas’taki Genel Kongre Temsilciler Kuruluyla yapılacaktır.

7- İşbu kararlar, bütün ulusal örgütlerin merkezlerine bildirilecek ve halka duyurulacaktır.

Mustafa Kemal

***
Ekin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Ekin'in Mesajına Teşekkür Etti
Eski 27.01.09, 23:48   #12
Moderator

Ekin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Dec 2011
Konular: 1175
Mesajlar: 8,990
Ettiği Teşekkür: 30788
Aldığı Teşekkür: 40437
Rep Derecesi : Ekin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Kotu Cocuk
Standart

KARŞI GÖRÜŞLER VE ELEŞTİRİLER

Baylar, bilginize sunduğum bu son genelgemiz üzerine, kimi hafif ve fakat kimi de oldukça ağır karşı görüşlerle, direnmelerle ve dahası, karşı girişimlerle, korkutmalarla karşılaştık. Karşı görüşler ve eleştiriler, yalnız son genelgemiz hükümleri üzerinde de kalmadı. Bununla ilgili olarak, daha başka noktaları da kapsadı. Bu konuda yüksek kurulunuzu özel olarak aydınlatmak için bu yolda geçmiş olan yazışmalardan bir bölümünü kısaca sunmamıza izin vermenizi rica ederim.

Erzincan Müdafaai Hukuk Cemiyeti Merkez Kurulunun 14 Eylül 1919 günlü telyazısında: “Kararların uygulanmasından önce, İstanbul Hükümetine kırk sekiz saatlik bir süre verilmesinin uygun olacağı bütün üyelerce kararlaştırılmıştır.” yolunda dokuncasız bir düşünce ileri sürülüyordu. (belge:87)

Diyarbakır’dan 13’üncü Kolordu Komutanı Cevdet Bey, 14 Eylül 1919 günlü uzun kapalı telinde: “Hükümet merkeziyle büsbütün ilişki kesilerek yazışmalar, doğruca Kongre Temsilciler Kurulu ile yapı1ırsa karşı görüşte olanlar, siyasal bir amaç güdenler, bu davranışı Halifeliğe karşı ayaklanma gibi göstererek halkı yanıltacaklardır. Bu durum böyle kalırsa görevlilerin ve askerlerin aylıkları ve yiyecek giderleri için kaynak ve önlem düşünüldü mü? İstanbul Hükümeti İngiliz etkisi altındadır. Ne denli üstelense ve çalışılsa da başka türlü iş görebilecek bir hükümet kurmaya olanak yoktur. İngilizler, hükümetin de oluruyla, geniş ölçüde yurdumuza girerlerse yeni baştan İngiliz1erle savaşa girişmekten yana mısınız? Girişilecek olursa başarı sağlanacağına ne denli güveniyorsunuz? Bu üsteleyici gidiş yurt yararına uygun mudur?” (belge:88) gibi birtakım düşünceler ileri sürüyor ve sorular soruyordu.

Erzurum Merkez Kurulunun 15 Eylül 1919 günlü telinde: “Yönergenizin altıncı maddesinin (yani Temsilciler Kurulunun başvurulacak en yüksek kat olmasıyla ilgili) tüzüğümüzle uygunluğu sağlanmak üzere, Merkez kurulundan onay alınması gerekir.” denilmekte idi. Malatya’daki komutan İlyas Bey’in 15 Eylül 1919 günlü telinde: “Elazığ ili halkının, Kongrenin amaç ve ereği bildirilerek hiç olmazsa biraz aydınlatılmasına değ;in, bu işlerin geri bırakılması yerinde görülürse, uygun bulduğumu saygı ile bildiririm.” düşüncesi ileri sürülüyordu. (belge:89)

İçinde bulunduğumuz Sıvas’ın Müdafaai Hukuk Cemiyeti Merkez Kurulu da uzun bir raporunda: “Bildirilen maddelerin bütününden, yurtta geçici bir yönetim kurulacağı anlaşılmaktadır.” diye başlandıktan sonra:

“Bunun, Cemiyet tüzüğünün özel maddesine ve hiçbir maddesine dayandırılamayacağı” üzerine dikkatimiz çekiliyor ve: “Padişaha dilek sunmaya elverişli ortamı, büyük bir ağırbaşlılık, içtenlik ve tatlılıkla aramayı, öğütlüyordu (belge: 90).

Temsilciler Kurulu üyelerimizden olup birçok çağrı ve ricalarda bulunduğumuz halde bize katılmayan, Sıvas Kongresinde bulunmamak için özürler uyduran Servet Bey’in: “Esselamüaleyküm” diye dinsel sözlerle başlayan l5 Eylül 1919 günü Trabzon’dan çektiği açık telinde: “Sıvas Kongresi Bildirisini ve sonra genelgenizi aldık. Karşılık olarak bildirdiğimiz düşünceler Kazım Paşa Hazretlerince görülmek istenmiş ve görülmüştür.”..........................

Önce Sıvas Kongresinin, Genel Kongre biçimine girmiş ve bir Temsilciler Kurulu meydana getirmiş olduğu anlaşılıyor ki, işin bu yönü kararlarımıza aykırıdır. Sıvas Kongresi, Temsilciler Kurulumuz arasına üye seçmeye yetkili olamayacaktı............ İstanbul Hükümeti ile yazışmayı kesme, bir oldubitti oldu...............Temsilciler Kurulunun başvurulacak en yüksek kat olması sorunu, kamuoyu üzerinde pek kötü etkiler yapacaktır.

İşin bu yanından kesin olarak vazgeçilmelidir ...................Sıvas Kongresi, Erzurum Tüzüğünü değiştirmeye yetkili değildir. Bu Kongre, Doğu İlleri Temsilciler Kuruluna uymak zorunda olacaktı. Erzurum kararları üzerine kamuoyunun bir sarsıntı evresi geçirdiği bu günlerde ondan başka hükümlere kuşkulu gözlerle bakacağından kuşkunuz olmasın...” deniliyor ve bu tel: “Erzurum Kongresi hükümleri dışında yapılacak işlere katılamayacağız.” protestosu ile sona eriyordu. (belge1)

On Beşinci Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa 15 Eylül 1919 günü gönderdiği yazısında: “Sıvas Kongresinin sorusuna Trabzon Merkez Kurulundan Servet, İzzet ve Zeki Beylerin vermek istedikleri yanıtı okudum. Pek yakından tanıdığım bu kişilere sonsuz güvenim ve saygım vardır. Adı geçenlerin görüşlerine etki yapan temel düşünceyi anlıyorum ve benimsiyorum.” dedikten sonra, ayrıntılar üzerideki görüşlerini ileri sürüyor ve bu arada: “Erzurum Kongresi, Doğu Anadolu illeri adınadır. Sıvas Kongresi ise bütün ulusu temsil eden bir kongredir ki, bu kongrenin de ayrıca bir temsilciler kurulu olması” doğaldır. Ancak, Sıvas Kongresi Temsilciler Kurulu, Doğu Anadolu illeri Temsilciler Kurulunu ortadan kaldırmış olmuyor. Bu Temsilciler Kurulu doğal olarak her an vardır. Yalnız, bu Temsilciler Kurulundan olup şimdi Sıvas Kongresi Temsilciler Kuruluna girmiş bulunanlar varsa bunların, Doğu Anadolu illeri Temsilciler Kurulundan çekilmelerini istemek doğru olabilir. Sıvas Kongresi, bütün ulusun yararını ve Doğu Anadolu illeri Temsilciler Kurulu da Doğu Anadolu illerinin hak ve yararını korur Temsilciler Kurulunun başvurulacak en yüksek kat oluşu ve yetkileri, işin en önemli noktasıdır ki, bu konuda şimdiden ivedi davranılmaması konusunda sizinle tam bir görüş birliğindeyim. Temsilciler Kurulu yönerge tasarısının birden beşe değin olan maddelerine gelince; bunların değil sorulmasını, bir bildiri ya da bir dilek olarak yayımını bile çok görürüm.” düşüncesinde bulunuyordu. (belge2)

Trabzon’da Servet Bey’e yazdığımız yanıt teliyle Kazım Karabekir Paşa’ya verdiğimiz yanıttan da söz edeyim. Servet Bey’e yazılan tel şu idi:

Trabzon’da Servet Beyefendiye

Sorduğumuz işler üzerine Trabzon Merkez Kurulunun ne düşündüğünü bildirir yanıt daha gelmedi. Bu konu, ayrıca Kazım Paşa Hazretlerinden de sorulmuştu. Görüşleri birleştirmenin neden gerekli görüldüğü doğal olarak anlaşılamamıştır. Sıra ile bildirdiğiniz düşüncelere gene o sıra ile yanıt veriyorum:

Sıvas Kongresinin genel bir kongre olacağını herkes biliyordu. Bunun sizce başka türlü görülmekte olduğunu şimdi ilk olarak sizden işitiyorum. Temsilciler Kurulu sorununa gelince, bu kurul aslında Erzurum Kongresinin seçip kabul ettiği kuruldur. Şimdi benimle birlikte Rauf Bey, Bekir Sami Bey, Raif Efendi, Şeyh Hacı Fevzi Efendi Sıvas’ta bulunmaktadır. Daha dört üyemiz eksik olmakla birlikte çoğunluk, görevini yapmaktadır. Bu yönün de sizce açık olarak bilindiğinden kuşkumuz yoktur. Çünkü, sizi de durumun öneminden ötürü, daha Erzurum’da iken çağırmış ve öteki arkadaşların birlikte götürüleceğini bildirmiştik. Sıvas Genel Kongresinin, tüzüğümüzün sekizinci maddesi uyarınca, birkaç üye ile Temsilciler Kurulumuzu güçlendirebileceği, birlikte görülmüş ve bunda da sakınca görülmemiş tersine, ulusal bütünlüğü temsil için bu iş, gerekli sayılmıştı. Sıvas Genel Kongresinde, bundan başka bir şey yapılmamıştır. İstanbul Hükümeti ile yazışmayı kesmek, temel kararlarımızın dördüncü maddesinin dışında değil, içindedir; üstelik, o madde kapsamını aşan ve o zaman hiç düşünülemeyecek olan hayınlık nedenlerine dayanır niteliktedir. Aslında bu oldubittiyi yapan biz değil, İstanbul Hükümetidir. Kapalı telimizde bildirilenlerin uygulanması kaçınılmaz bir iştir. Bundan hiçbir yolla dönülemez. Biz uygulamak için sizin uygun görümünüzü almayı bir ödev saydık. Uygun görüp görmemek sizin bileceğiniz bir iştir. Yalnız, şunu da bildireyim ki, bugün bütün Anadolu ve Rumeli’nin birlikte tutmak zorunda oldukları yol seçilirken, azınlığın değil, çoğunluğun isteğine uymaya ve azınlıkları bu yola çevirmeye kesin zorunluluk vardır. Başvurulacak en yüksek kat ve yetki konusunda daha akla yatkın bir görüşünüz varsa bildirmek iyiliğinde bulununuz. Uyulması zorunlu görülen bugünkü yöntem, dikkatle incelenirse tüzüğümüze ve Erzurum Kongresinin temel kararlarına tam uygundur. Bunun dışına çıkıldığı noktayı göremiyorum. Şu duruma göre, sizin sorumluluğuna katılmak istemediğiniz tüzüğü ve bilinen kararları aşan işlerin açıklanmasını rica ederim. Bugün önlenemeyecek bir gidiş varsa o da, İstanbul Hükümetinin, ulus ve yurdun yazgısını alçakçasına İngilizlerin isteğine bırakması ve kendi çıkarlarına kurban etmesidir. Buna karşı, burada alınan karardan başka bir karar alınabilecekse bildirmek iyiliğinde bulununuz.

Mustafa Kemal

Kazım Karabekir Paşa ‘ya da verdiğimiz ,ayrıntılı yanıtın başlangıcı şöyle idi:

“Servet ve İzzet Beylerin, Temsilciler Kurulunun Trabzon Merkez Kurulundan sorduklarına karşılık olarak, çektikleri açık tel alındı. Telin içindeki açık olarak bildirilmesi sakıncalı olan düşünceleri, Temsilciler Kurulu, baştan sona, Servet ve İzzet Beylerin kendi kişisel görüşleri sayar. Temsilciler Kurulu, genelge ile istediği düşünceleri, İzzet ve Servet Beylerden değil, tüzük gereğince Trabzon Merkez Kurulundan istemiştir. Servet ve İzzet Beylerin görüşlerini bildiren özel telyazısı ve sizin hem kendilerine ve hem de Temsilciler Kuruluna karşılık olmak üzere ileri sürdüğünüz düşünceler üzerine aşağıdaki açıklamaların yapılması gerekli görülmüştür:

a- Her şeyden önce, adı geçen kişileri, sizce de bilinen görüşe götüren temel düşüncenin ne olduğu, yazık ki, Temsilciler Kurulunca anlaşılamamıştır.

b- Tüzüğün dördüncü maddesi, bir geçici yönetim kurulması nedenlerini ve koşullarını açıklar. Oysa, bilinen son hayınlık olayları yüzünden alınmış ve alınmasının gereği üzerinde düşünce istenmiş olan önlemler, hiçbir zaman geçici yönetim kurmak amacına yönelik değildir. Bu durumda, bu iş ile dördüncü madde arasında ilişki aramaya gereklik yoktur. Önlemler, Padişaha doğrudan doğruya, dilek bildirmeye yol bulmak ve yasal bir hükümetin iş başına getirilmesini rica etmek amacına yöneliktir.

c- Sıvas’ta toplanan Kongre, Batı Anadolu delegeleriyle, Erzurum Kongresinin Genel Kurulunu, dolayısıyla Kongre kararı gereğince bütün Doğu Anadolu illeri adına yetkili olmak üzere seçilen bir özel kurul bulundurmakla, doğal olarak bütün Anadolu ve Rumeli adına iş görecek bütün Ulusu temsil edecek genel bir kongre niteliğini kazanmıştır. İşbu kongre, Erzurum Kongresi kararlarını ve örgütünü, olduğu gibi, fakat doğallıkla kapsamını genişleterek kabul eylemiş ve sonuç olarak Doğu Anadolu Müdafaai Hukuk Cemiyeti, “Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti” genel adı altında genişletilerek birleştirilmiştir.

Tüzüğün üçüncü maddesi ve Kongrenin temel kararları daha başının, bu yüksek amacın gerçekleştirilmesini kesin erek olarak göstermiştir. Sıvas Genel Kongresi, Erzurum Kongresini Doğu Anadolu Müdafaai Hukuk Cemiyeti adına seçilmiş olan Temsilciler Kuruluna tam güven bildirerek onu, olduğu gibi, Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti için Temsilciler Kurulu olarak kabul eylemiştir. Buna göre, Sıvas Genel Kongresinin kararları başka, Erzurum Kongresinin kararları başka; Doğu Anadolu Müdafaai Hukuk Cemiyetinin Temsilciler Kurulu başka, Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyetinin Temsilciler Kurulu başka gibi ayrılıklar ve başkalıklar kesinlikle söz konusu olamaz ve bunun söz konusu olması, kuşkusuz yürekten kopup gelen bütünlük amacımız ve kutsal ülkümüz için son derece dokuncalıdır. Böyle olunca, birbirini ortadan kaldıran Temsilciler Kurulları olmadığı gibi, birine girince, ötekinden çekilmesi istenebilecek üyeler de yoktur. Bugün bütün Anadolu ve Rumeli ile ilgili olan Cemiyetimizin, Sıvas’ta bulunan bir tek Temsilciler Kurulu, Erzurum Kongresinde tüzüğün özel maddelerine uyularak seçilmiş dokuz kişiden beşinin katılmasıyla görevini yapmaktadır. Hakları, yetkisi ve yararları, Doğu Anadolu illerinden kuşkusuz hiçbir bakımdan az olmayan Batı Anadolu’nun haklı ve yasal olan düşünce ve önerilerini dikkate almayarak onları, herhangi bir uydu durumunda bulundurmaya kalkışmak, bizim aklımızın bir türlü kabul edemediği işlerdendir. Bunun için Temsilciler Kurulumuz altı üye daha katılarak güçlendirilmiştir. (belge3)

Bundan sonra daha birçok açıklamaları içine alan bu telimiz, olduğu gibi, Trabzon Merkez Kuruluna da çekilmiştir .( belge : 94 )

Bu tartışmalar üzerinde daha birçok sorular soruldu ve açıklamalar yapıldı. Üstelik “Müdafaai Hukuk Heyeti Trabzon Merkezi” uydurma imzasıyla başka illere bizi yeren teller de çekildiği görüldü. (belge: 95) On beş gün sonra da Trabzon’dan bir tel aldık. Ama, Servet Bey’den değil. Olduğu gibi sunarsam durum anlaşılır.

Sıvas’ta Temsilciler Kurulu Adına Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine

Trabzon Belediye Kurulunun, örneği aşağıda bulunan telyazısı İstanbu’la şimdi çekiliyor. Bir örneğinin de On Beşinci Kolordu Komutanlığına yazdırıldığı, bilgilerine sunulur.

1 Ekim 1919

Mevki Komutanı

Ali Rıza

Örnek

İstanbul, Sadrazam Ferit Paşa Hazretlerine

Bugüne değin Anadolu’dan yükselen ulusal çığlığı Trabzon, kendisine özgü ağırbaşlılıkla inceledi ve izledi. Yurt, bu duruma daha çok katlanamaz. Yurt sevginiz varsa artık görevinizi bırakınız Paşa Hazretleri.

Belediye Başkanı

Üye Hüseyin ,Üye Ahmet ,Üye Mehmet Avni, Üye Mehmet Salih ,Üye Hüsnü ,Üye Temel, Üye Mehmet, Üye Şefik

../..

.....
Ekin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Eski 27.01.09, 23:48   #13
Moderator

Ekin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Dec 2011
Konular: 1175
Mesajlar: 8,990
Ettiği Teşekkür: 30788
Aldığı Teşekkür: 40437
Rep Derecesi : Ekin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Kotu Cocuk
Standart

KAZIM KARABEKİR PAŞA’NIN ÖĞÜTLERİ

Kazım Karabekir Paşa’dan 17 Ey1ü11919 günü de kişiye özel bir kapalı tel aldım. Pek içten ve kardeşçe bir dille yazılmış olan bu telde bir iki uyarma vardı. Kazım Karabekir Paşa: “Paşam” diyor, “Sıvas’tan gelen bildirimler ve genelgeler, kimi zaman Temsilciler Kurulu adına, kimi zaman da kişisel olarak sizden geliyor. 10 Eylür 1919 günü İstanbul’daki Hükümete kişisel olarak bildirim yaptığınız ve uyarma yazıları yolladığınız görülmüştür. Şuna inanmalısınız ki, böyle imzanıza yaptığınız bildirimler, sizi en çok saygı ile sevenler arasında bile, büyük bir içtenlik ve düşünce esenliği ile yeriliyor. Bunun ne denli etkili olacağını ve tepkilere yol açacağını çok iyi bilirsiniz. Bu bakımdan, Temsilciler Kurulu ve Kongre kararlarının her zaman imzasız, yalnızca Temsilciler Kurulu diye yayılmasını rica ederim.” Telyazısı şu sözlerle son buluyordu: “Yüksek kişiliğinizin herhalde ortada tek başına görülmemesi yurt yararı bakımından gereklidir. Oybirliği ile (bu işte oyları toplanan kişilerin ya da kurulun kimler olduğu daha bugüne değin öğrenilememiştir.) bilginize sunulan işbu dileklerimin iyi karşılanacağına inanıyorum. Ellerinizden öperim.” (belge: 96)

Kazım Karabekir Paşa’yı içtenlikle duraksattığını ve bizi eleştirmeye dek götürdüğünü gördüğünüz noktaları elden geldiğince belirgin olarak yorumlamanın ve açıklamanın gerekli olduğu besbellidir. O günlerdeki duygu ve düşüncelerimden esinlenen görüşlerimi, bugünün yeni etkilerine kendimi kaptırmaktan çekinerek belirtmek için, o gün verdiğim karşılığı olduğu gibi bilginize sunmayı yeğ görürüm:

19 Eylül 1919

On Beşinci Kolordu Komutanı Kazım Paşa Hazretlerine

Y:

Sayın Kardeşim.

Derin bir içtenliğe dayandığından kuşku duymadığım kanılarınızı açık ve kardeşçe bir dille bildirmiş olmanız kardeşlik bağlarımızı pekiştirmiş ve beni yürekten sevindirmiştir. Aklınıza gelen sakıncaları çok iyi anlıyorum. 10 eylül günü hükümete doğrudan doğruya yazılmış bir bildirim yoktur. Yalnız telgrafhanede bulunduğum bir sırada, Dahiliye Nazırı Adil Bey’le makine başında bir rastlantı sonucu karşı karşıya geliverdik. Onun Sıvas Valisi Reşit Paşa’ya verdiği yersiz karşılıklar üzerine ben de ona karşı büsbütün kişisel olmak üzere bildiğiniz biraz sertçe uyarılarda bulundum. Bu basbayağı bir konuşma biçiminde olup geçmiştir. Bundan başka gerek hükümete gerek Padişaha gerekse yabancılara başvurmalarımızda hep “Kongre Kurulu” ya da “Temsilciler Kurulu” sözleri imza yerine geçmiştir. Yalnız Amerika Senatosuna yazılan ve sizin de bildiğiniz bir mektuba Kongre kararıyla beş kişi imza koymuştur ki bu arada benim de imzam vardır. İçerde yapılan açık yazışmalara gelince; bunda da “Temsilciler Kurulu” sözlerini imza yerine kullanmakta idik. Ancak bunun kimi çevrelerde kötü etki yaptığı güvensizliğe yol açtığı görüldü. Gerçekten, böyle genel bir deyimin bildirdiği kişiler ve kuvvet gizli kalıyor. Ortada sorumlu kimdir? Kimi yerlerden özellikle Kastamonu, Ankara, Malatya, Niğde, Canik gibi yerlerden doğrudan doğruya ben makine başına çağrılmaya başlandım. Sanki “Temsilciler Kurulu” adı altında gizlenen kişilerle aramızda birlik olup olmadığı üzerinde bir duraksama belirtisi sezildi. Trabzon’dan Servet Bey bile “Temsilciler Kurulu” imzalı genelgeyi kötüye yorarak ve adı geçen kurulun nitelik ve niceliği üzerinde birçok yanlış düşüncelere kapıldıktan sonra beni makine başına çağırdı. Görüştükten sonra bütün tartışmaların imzanın “Temsilciler Kurulu” olarak belirsiz bir kişilik bildirir gibi atılmış olmasından çıktığını söyledi. İşte bu nedenlerden dolayı, bu imza işi siz kardeşimin bildirmenizden önce, Temsilciler Kurulunda görüşülmüştü. Temsilciler Kurulunun gizli bir komitenin yürütme kurulu olmayıp, hükümetten resmi izin almış, yasal ve türesel bir derneğin temsilcilerinden meydana gelmiş olması dolayısıyla, ilgili yasaya uyularak, kararları ve bildirimleri sorumlu bir kişinin imzalaması zorunlu görülmüştü. Temsilciler Kurulunun, bildirim ve yayımlarını genel ve belirsiz bir ad altında yaparak düşeceği yasadışı durumdan doğacak sakıncalar bu bildirim ve yayımlara imza atılması üzerine ulusal akıma karşı olanların yapmakta oldukları zararlı propagandalara katabilecekleri dokuncadan pek daha çok görüldü ve sonuç olarak, bildirim ve yayımlara imza atılması, oybirliği ile karar altına alındı.. Bu karar alındığı halde bu kez yaptığımız kardeşçe uyarma üzerine, işin bir daha görüşülmesini Temsilciler Kuruluna önerdim. Daha önce ileri sürülmüş olan gerekçe ve düşüncelerden dolayı, yazılan şeylerin, Temsilciler Kurulu kararıyla olduğu açıklanmak üzere yazılmasına oybirliğiyle karar verdiler. Kendimle ilgili bulunduğundan, bu görüşmelerde tarafsız kalmayı uygun gördüm. İlke olarak bir kişinin imza etmesi kabul edildikten sonra, benim yerime başka bir kişinin imza etmesi söz konusu oldu. Bu noktada, kurulun ileri sürdüğü sakıncalar şunlardır: Bütün dünya, benim bu işin içinde bulunduğunu bilir. Bugün başka bir kişinin imzasıyla bildirimler yapmaya başlanınca, benim adımın ortadan kalkmasıyla, ya aramızda bir bozuşma ve ayrılık olduğu sanılacak ya da herhangi bir kişi imza eylediği halde benim ortaya çıkmaktan çekinir, yasadışı bir durumda bulunduğum ve böylelikle, yapılan işlerin de yasadışı olduğu sanısına düşülecektir. Bundan başka, kamuya inan ve güven verici başka bir arkadaşımız, imzasıyla ortaya çıkınca, bugün benim için düşünülen sakıncalar o arkadaşımız için de düşünülecektir. O zaman onun da çekilip başka birinin imza atmaya başlaması gibi sonunda bizim için güçsüzlük belirtisi olacak bir sıra gütmek gerekecektir. Bilmem böyle bir tutumu ne ölçüde uygun bulursunuz? Gerçekten, özellikle işin başlangıcında, doğrudan doğruya beni saldırı hedefi olarak görmüşlerdi. Ama, gerek içerden gerek dışardan, beklenen saldırılar yapılmış. Tanrı’ya şükür, hepsi de amacımız yararına sonuçlanmıştır. İstanbul Hükümeti ve kötülüğümüzü isteyenler, her girişimlerinde bozguna uğramışlardır. Yabancılara gelince; Amerikalılar, Fransızlar ve İngilizlerle pek önemli görüşmeler yapılmış ve bunların Sıvas’a değin gelen yetkili görevlileri, bizden yana bir tutumla, karşılıklı iyi ilişkiler kurma yolunu tutmuşlardır. Bizim de katıldığımız ulusal eylemlerin, bir iki kişinin kışkırtması sonucu olmayıp, bütün anlamıyla ulusal ve kamuya yaygın bir biçim ve nitelikte olduğunu, bize de bilgi vererek, rapor ile kendilerinin bağlı bulundukları yerler bildirmişlerdir. Bir de bu gibi işlerde az çok önayak olanlar için, yurdumuzda bilinen ahlaksızlık gereği, birtakım kirli vicdanlı kimselerin yapacakları dedikoduların önüne geçilemez. Bu duygusal durum, her ulusta da böyledir. Bu gibi sakıncalara karşı burada düşünülen tek çıkar yol, bizim yürekten gelen sarsılmaz bir dayanışma ile kutsal amacımıza yitirmekte bir an duraksama göstermemekliğimizdir. Ben, kamu yararına ve geniş kapsamlı olan işlerimizde kendi görüşlerime göre değil, bütün değerli arkadaşlarımın candan ve gönülden birliği ile çalışmayı yeğlediğimi, siz kardeşim de kabul edersiniz. Bununla birlikte, bu konuda başkaca düşünceleriniz olursa bildirmenizi siz kardeşimden bekler, üstün saygı ve içtenlikle gözlerinizden öperim kardeşim.

Mustafa Kemal

Baylar, İstanbul Hükümetiyle yazışmayı kestiğimiz l2 Eylül 1919 gününden sonra Ferit Paşa Hükümetinin düştüğü güne değin değişik zamanlarda Padişaha, yabancı devlet temsilcilerine, İstanbul Belediyesine ve bütün basma çeşitli andın ve bildiriler yazıldı. (belge: 97)

../..

.....
Ekin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Ekin'in Mesajına Teşekkür Etti
Eski 27.01.09, 23:48   #14
Moderator

Ekin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Dec 2011
Konular: 1175
Mesajlar: 8,990
Ettiği Teşekkür: 30788
Aldığı Teşekkür: 40437
Rep Derecesi : Ekin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Kotu Cocuk
Standart

PADİŞAHIN BİLDİRİSİ

20 Eylül 1919 günlü, Sadrazam Damat Ferit imzalı bir genel bildirim ile Padişahın da bir bildirisinin yayımlandığını anımsayacaksınız. (belge8) Bu bildirinin dikkate değer yerlerini bir daha anımsatmak isterim. Bunları sıra ile göstereceğim:

1- Hükümetin izlediği siyasa sonucunda, İzmir’de geçen acıklı olaylar, Avrupa’daki uygar devlet ve ulusların ilgilerini çekti ve kardeşlik duygularını uyandırdı.

2- Bir özel kurul, olay yerinde yan tutmadan soruşturmaya başladı. Hakkımız, uygarlık dünyasının gözleri önünde belirlenmektedir.

3- Ulusal birliğimizi bozacak hiçbir karar ve öneri olmadı.

4- Bazı kimselerce, sözde halk ile hükümet arasında karşıtlık olduğu ilan ediliyor.

5- Bu durum, yasal koşullarda, bir an önce yapılmasım istediğimiz seçimleri de ertelediği gibi barışın yaklaşmakta bulunduğu bir sırada, varlığı çok gerekli olan Millet Meclisinin toplanmasını da askıda bırakacaktır.

6- Bugün, bütün ulusumdan beklediğim, hükümetin buyruklarına kesinlikle uymaktır.

7- Büyük devletlerin adalet duyguları, Avrupa ve Amerika kamuoyunun ılımlı davranışı, durumumuzu ve onurumuzu koruyacak bir barışa yakında kavuşmak umudumu sağlamlaştırmaktadır.

Bilirsiniz ki, bu bildirinin yayımlanması bizim, yurtla İstanbul Hükümeti arasında yazışmayı ve ilişkiyi kestiğimiz ve bunda direnmekte bulunduğumuz günlerde oluyor. Verdiğimiz yönerge ve genel buyruklara kesinlikle uyulsa, hiçbir yerden alınmaması ve halka okutturulmaması gerekirdi. Oysa, karar ve bildirimlerimize uyulmayarak ve görüşümüze büsbütün aykırı olarak bu bildirinin kimi yerlerce alındığı, şimdi bilginize sunacağım bir te1yazısından anlaşıldı.

Trabzon Mevki Komutanlığına

Şevketli Padişahımız Hazretlerinin ulusuna karşı, yayımladıkları kutlu bildirilerin hemen görevlilere ve halka ulaştırılması gereklidir. Böylece, şimdiki hayın hükümetin melek yüzlü, Padişahımız Efendimizi ne denli küstahça ve gözü peklikle aldatmakta olduklarını anlamayanlar kaldıysa, hepsi anlasınlar. Ulusu ve ülkesi için kutlu yüreğinin ne denli büyük bir sevgi ve esirgeyicilikle dolu olduğunu gösteren işbu bildiride, en açık olarak göze çarpan şey hükümetin hayınca gidişi üzerine ulusun Halifelik katına sunduğu yakınma yazılarının daha Padişaha bildirilmemiş olmasıdır. Çünkü, ulusa ve yurda karşı hükümet üyelerinin çektikleri hayınlık hançerini bilmiş olsalardı, bu hayınları bir dakika bile yerlerinde tutmayacaklarına kutlu bildirideki yürekten gelen anlatım en büyük tanıktır. Bu hayın1ar, bu gerçeği bildikleri için Halife Efendimizi doğrudan doğruya ulusla karşı karşıya getirmiyorlar. Bunun için, ulusa düşen ödev, şanlı Padişaha sonsuz sevgi ve bağlılığını durmadan göstermek ve sunmakla birlikte, bütün ulusun ve ordunun birlik olarak, Padişahın söz götürmez haklarını, ulusun ve yurdun varlığını kurtarmaya çalıştıkları; ama bu hayın hükümetin bu yasal ve gönülden gelen davranış Padişahımız Efendimizden gizledikleri, üstelik büsbütün ters bir biçimde gösterdikleri gerçeğini, dün karar verildiği üzere, Halifelik katına aracısız bildirmektir. Erzurum halkının bu yolda yazacakları telin bir örneği oraya bildirilecektir.

21 Eylul 1919 15’inci Kolordu Komutanı

Kazım Karabekir

Kazım Karabekir Paşa, bu telini şöyle bir ekleme ile bize de bildiriyordu:

“Bu konuda düşünceleriniz var mı? Bu kutlu bildiri, ulusun Padişahına gerçeği bildirmesine yeniden elverişli bir durum yaratmıştır ki Erzurum halkı, hükümetin bütün cinayetlerini sayarak, yeniden Padişaha dileklerini bildirecektir. Bunun örneğini ya çekilmek üzere ya da bilgi için sayın kurulunuza sunacağım.”

Kazım Karabekir

Makine başında karşılık olarak bildirdiğimiz düşünce şu idi:

“Ferit Paşa Hükümetinin canice işleri ve davranışları ile ilgili olan belgelerin ulusal gerektiği ölçüde köy ve bucaklara değin bildirilip yayılamamış olduğunu bilirsiniz. Bildirilmiş olsa bile bunlarla padişahın bildirisini karşılaştırarak değerlendirmek ve gerçek durumu anlamak kesin değildir. Bundan dolayı biz aslında böyle bir bildirinin Babıâli’de uydurulmakta olduğunu daha önce haber almış ve bunun, ulusun zihnini karıştırmasını önlemek için İstanbul’dan alınmamasını uygun bulmuştuk. İstanbul’la resmi yazışmanın da kesilmiş bulunması dolayısıyla, doğrudan doğruya Saraydan değil, yine Ferit Paşa’nın bir eklemesi ile Babıali’den verilen işbu bildirinin Sıvas, Ankara, Kastamonu ve başka merkezlerde olduğu gibi, hiçbir yerden alınmamış olduğunu sanıyorduk. Bu bildiriyi almak için daha önce ulusun Padişaha durumu ve gerçeği bildirmesine izin verilmesi gerekirdi. Bunun için bu bildirinin dağıtılıp yayılmasma aracılığı yararlı bulmuyoruz. Ancak, bu bildiri Trabzon, Erzurum ve Sıvas gibi merkezlerde gerekenlerce okunmuş bulunduğuna göre, düşündüğünüz gibi her merkezden İstanbul’a bir tel çekilmesi uygun olur.”

Mustafa Kemal

Padişahın bu bildirisinin, ulus üzerinde yapacağı kuşku götürmeyen kötü etkileri bir ölçüde önüne geçebilmek için, padişaha, söz konusu bildirinin içindekileri yalanlamaya ve hükümsüz bırakmaya yarayacak nitelikte bir yanıt yazmayı ve bunu yurtta dağıtıp yayarak okutturmayı tek çıkar yol olarak düşündük ve öyle yaptık.

(belge9)


HALİT BEY’İN TRABZON VE ÇEVRESİNDE ULUSAL ÖRGÜTLER KURMAKLA GÖREVLENDİRİLMESİ

Baylar, Trabzon’da bir iki kişinin, pek yurtsever ve saygıdeğer olan Trabzon halkının hiçbir bilgisi olmadan onlar adına, oradaki ulusal varlığı kendi kişilikleriyle temsile kalkıştıkları ve bu yüzden ulusal girişim ve kararların gereği gibi yürütülmemekte olduğu kanısına vardım. Trabzon’da Vali bulunan Galip Bey adında bir kişinin de yıkıcı akımı yaratmakta etken olduğunu anladım. Bunun üzerine, Trabzon yakınlarında Torul’da bulunan ve daha tümenine komutaya edimli olarak başlamamış olan Halit Bey’in, Trabzon çevresinde ulusal örgütler kurmak için görevlendirilmesi uygun görüldü ve Kolordu Komutanına bu düşünce bildirildi. 20 Eylül 1919’da alınan yanıtta: “İngilizlere karşı gizlenen Halit Bey’in, yaratılışı gereği, ortaya çıkarabileceği durumlar, bu elverişsiz zamanda belki düzeltilemez.” yolunda birtakım düşüncelerden sonra: Halit Bey bilgi dışında dilekte bulunsa bile yerine getirilmemesi. deniliyordu. (belge:100)

Kazım Karabekir Paşa’nın bu teline verdiğimiz yanıtta: İngiliz sakıncasının bizlerce düşünülmediğini bildirdik; sert ve kesin davranmak sakıncalı görüldüğüne göre, Trabzon’da durumun düzeltilmesi neye ve ne yapmaya bağlı ise, onun doğrudan doğruya kendilerince düşünülmesini, 22 Eylül 1919 günlü bir kapalı telle rica ettik. (belge: 101)

Bizim, On Beşinci Kolordu Komutanıyla bu yazışmaları yaptığımız günlerde, Torul’dan Yarbay Halit Bey doğrudan doğruya bizimle yazışmaya başladı.Kendisini karşılıksız bırakmamak ve durum üzerine aydınlatmak amacıyla yanıt verdik.

On Beşinci Kolordu Komutanının, bir bakıma bizim 22 Eylül 1919 günlü telyazımıza yanıt olan, 27 Eylül 1919 günlü bir kapalı telini aldık. Bunda, halkı önce aydınlatma ve uyarma görevini yaptığını ; direnenlere karşıda hakettikleri işlemi yapmaktan başka bir şey olmayan ve büyük deneyler sonucu olan ilkesini, olduğu gibi Trabzon çevresinde de uyguladığını açıkladıktan ve Dokuzuncu Tümen Komutanı Rüştü Bey’i, kurmaylarıyla birlikte, Üçüncü Tümen Komutanlığı vekilliği ile Trabzon’a gönderdiğini; Halit Bey’i Trabzon için uygun bulmadığını bildirdikten sonra : “İngilizlerle ilgili görüşe gelince; bana kalırsa, elden geldiği sürece açık ve silahlı bir çatışmadan kaçınmayı yeğ tutarım, deniliyordu. (belge: 102) Buna verdiğim 29 Eylül 1919 günlü özel ve kişisel yanıtımda şunları yazdım: “Trabzon ili kamuoyunun ne olduğu burada da kesinlikle anlaşılmıştır. Trabzon merkezinin dışarda, bütün ilçe ve sancaklarıyla haberleşilmektedir. Merkezdeki durum da Valinin tutuklanıp uzaklaştırılmasından sonra ortadan kalkmıştır (Valiyi tutuklayarak gözaltında Erzurum’a gönderen, buyruğum üzerine, Halit Bey’dir). Rüştü Bey’in üçüncü Tümen Komutan1ığı vekilliği ile Trabzon’a gönderilmesinde aklıma gelen noktaları bildireceğim.

Birincisi: Valiyi tutuklayan Halit Bey’dir. Birkaç gün sonra Rüştü Bey’in böylece gönderilmesi Halit Bey’in davranışını oradaki kötülüğümüzü isteyenlere karşı yermek gibi olabilir.

İkincisi: Halit Bey, önemli durumlarda Tümeninin başına geçmeyi beklerken, bugün geçirmekte olduğumuz önemli ve tarihsel anlarda başka bir kimsenin yerine geldiğini görmekten üzülebilir. Bu tutumdan vazgeçilmesini rica ederim. Bununla birlikte Kolordunuzun askeri işlerine karışmak istemem. ( belge : 103 )

Kazım Karabekir Paşa’nın verdiği 2 Ekim 1919 günlü uzun yanıtta, bu işlemin Halit Bey’in isteği üzerine yapıldığını ve kendisine durumu gereği gibi anlatmak için Erzurum’a çağrıldığını bildirdi. (belge.. 104) Oysa. 1 Ekim 1919 günü Üçüncü Tümen Emir Subayı üsteğmen Tarık imzasıyla, Başyaverim Cevat Abbas Bey’e gelen özel bir kapalı telin son tümceleri şöyleydi:

“Son günlerde Komutan Bey, Üçüncü Tümenin bugünkü komuta durumunun değiştirilmesini Kolordudan istedi. Eğer Kolordu bu öneriyi kabul etmez ve yerine getirmezse, kendiliğinden komutayı ele alacağını ve önceki karar gereğince Kolordudan ayrılarak doğrudan doğruya Kongrenin emrine gireceğini bildiririm. Paşa Hazretlerine gereği gibi bilgi veriniz efendim.” (belge: 105).

Bundan on beş gün sonra idi. Kazım Karabekir Paşa’dan 17 Ekim 1919 günlü şu teli aldım:

“Bölgemde ulusal isteğin gerçekleştirilmesi ve yerine getirilmesi için son noktaya değin askerlikten ve komuta zincirine uymaktan kimsenin ayrılmamasını, geleceğin sıkı düzeni için de çok gerekli görüyorum. Gözü peklikle sağgörünün bağdaştırılmadığı yerlerde ve işlerde, sonuç pek parlak da olsa, çabucak tersine döndüğü” ve değerden düştüğü benzerleriyle anlaşılmıştır. Özellikle İngiliz, Fransız temsilcilerinin bulunduğu Trabzon çevresinde, komuta zincirinin çok güzel görülmesine ve sağgörüyle iş yapmaya pek çok gereklilik vardır.

Ne yazık ki, verdiğim açık yönergeye uymayarak Halit Bey’in, kendi eliyle ve asker kılığı ile valiyi tutuklamak gibi aykırı işleri dillere destan olmuştur (Halit Bey’e bu işi yaptıranın kim olduğunu bildirmiştim). Seçimlerde de böyle davranırsa kendisi için İngilizlerin bir çıkış daha yapmaları ve güç durumun belirmesi önlenemez (seçimlerin çabuklaştırılması ve ulusal isteğe uygun olarak yaptırılması için, Halit Bey’e ve başka gereken birçok kişilere çalışmaları özellikle rica edilmişti. Bir de İngiliz girişiminin önlenemez ne gibi bir durum yaratabileceğini kendi durumumu gözönüne getirerek bir türlü anlayamamış olduğumu açıklamalıyım). Bunun için, adı geçen kişiyle yazışma yapılmayarak yüksek isteklerinizin uygulanmasında beni aracı kılmanızı çok rica ederim. Onun kişisel durumu söz götürmez sayılıyorsa herhangi bölgeden milletvekili seçilmesi üzerindeki yüksek düşüncelerinizin bildirilmesini dilerim.”

Bu tele 19 Ekim 1919 günü kısaca şu yanıtı verdim:

“Halit Bey’in milletvekili olmak ya da olmamak konusundaki eğilimini bilemediğimden bu yolda bir düşünce bildiremeyeceğim efendim.”

Baylar, Ferit Paşa Hükümetinin düşmesine değin geçen günler içinde karşılaştığımız sorunlar çeşitlidir. Enge1ler ve güçlükler az değildi. Bunların hepsini sayıp açıklamaya kalkışmak yüksek kurulunuzu çok yorabilir. Bunun için, bu evreyi tamamlayacağını sandığım kimi noktalara yalnız dokunmakla yetineceğim.

Ali Galip’in salık vermesi üzerine, İstanbul Hükümetince Dersim Mutasarrıflığına atandığı anlaşılan ve Sıvas’a gelen Osman Nuri Bey, 8 Eylülde Sıvas’ta alıkonuldu.

Ulusal akıma karşı hayınca davranışlarda bulunduğu öğrenilen Ankara Valisi Muhittin Paşa, özel bir amaçla görev gezisine çıkmıştı 13 Eylülde Çorum’da bulunuyordu. Muhittin Paşa’nın yakalanıp gözaltında Sıvas’a gönderilmesi için Ankara’da Kolordu Komutanına ve Samsun’da Beşinci Kafkas Tümeni Komutanına buyruk verildi. Muhittin Paşa tutuklu olarak Sivas’a getirilmiştir. Kendisiyle görüştüm. Gereken öğütleme ve uyarmalarda bulunduktan sonra yaşına saygı göstererek Samsun üzerinden İstanbul’a gönderdim. Çorum Mutasarrıfı Samih Fethi Bey’e de üç dört gün sonra özel olarak Sıvas’a çağrıldı.

Ulusal eylemlere karşı oldukları anlaşılan Niğde Mutasarrıfı, Saymanı ve Komiserinin gözaltında Sıvas’a gönderilmeleri için 16 Eylülde Niğde’de Tümen Komutanlığına buyruk verildi.


KASTAMONU VALİSİ’NİN İSTANBUL HÜKÜMETİNCE DEĞİŞTİRİLMESİ VE BUNDAN ÇIKAN OLAY

Baylar, Kastamonu’da Vali bulunan İbrahim Bey, ben ordu müfettişi iken kurmay başkanım bulunan Albay Kazım Bey’in yakından tanıdığı bir kişi idi. Bundan dolayı, kendisine her türlü gizli şeyler bildirilmişti. Aramızda şifre ile yazışmalar yapılıyordu. Kendisi İstanbul Hükümetince İstanbul’a çağrıldı. Bu çağrıya hiç uymaması gerekirken, anlaşılmaz nedenler ve düşüncelerle sanki İstanbul’da tutuklanmak için Kastamonu’dan ayrılmıştı. İstanbul, İbrahim Bey’in yerine bir başkasını Kastamonu valiliğine atamıştı. Yeni vali, 16 Eylülde İnebolu’ya varmış bulunuyordu. Onun tutuklanmasını oradaki ilgililere buyurduk. Bu işte ilgi çekici küçük bir evre oldu. İzin verirseniz biraz açıklayayım: Kastamonu’da ve Kastamonu ili içinde sarsıntı ve duraksama belirtileri görülmeye başlayınca Kastamonu’ya, güvenilir ve becerikli bir subayın gönderilmesini Ankara’da bulunan Ali Fuat Paşa’dan rica etmiştim. Fuat Paşa, Kastamonu Mevki Komutanlığı göreviyle oraya Albay Osman Bey’i göndermişti. Osman Bey, tam 16 Eylül günü Kastamonu’ya varmıştı. Yeni gelen vali için verdiğimiz buyruğun uygulanmasını ondan bekliyorduk. Bildirdiğim buyruğu verdikten sonra, uygulama ve yürütümle ilgili bilgiyi telgraf başında bekliyordum. Gece olmuştu. İstediğim bilgiyi verecek Kastamonu’da bir kişi bulamıyordum. Sonunda, 16/17 Eylül gecesi, Kastamonu ve çevresi Komutanı Albay Osman Bey, Kastamonu Telgrafhanesine geldi ve olduğu gibi şu teli verdi:

“Bugün Kastamonu’ya geldim. İstanbul Hükümetinin adamlarıyla Vali Vekili ve Jandarma Komutanının düzeni üzerine evimde tutuklandım. Yurtsever örnek subaylarımızın yardımlarıyla şimdi kurtuldum. Ben de Vali Vekilini ve Jandarma Alay Komutanını birlikte tutuklattım. Telgrafhaneye el koydum. Burada durum önemlidir. Kongreden çok rica ederim; bütün kararlarından buraya bilgi vererek Kastamonu’nun sayın halkımı aydınlatsın. Yeni valinin İnebolu’ya indiği haber alınmıştı. Kendisi için ne işlem yapılacaktır? Buraya vali vekili ve başka görevli atanması için Ulusal Kongrenin bana yetki vermesini rica eder ve bu dileklerimin yanıtını şimdi makine başında beklediğimi bilgilerine sunarım.”

Osman Bey’le makine başındaki haberleşmemiz şöylece biraz daha sürdü. Kendisinden sordum:

“Şimdi orada üstünlüğü sağladınız mı ? Ne kadar kuvvetiniz var? Orada ilin ileri gelen görevlilerinden güvenilir kim vardır? Yeni atanıp İnebolu’ya geldiği öğrenilen valinin adı nedir?’’

Osman Bey’in yanıtı şu idi: Şimdi ilde üstün durumdayım. Kongre, her durumda yardımcı olarak, beni aydınlatmalıdır. Atanan valinin, Konya valiliğinden emekli, çok eski bir kişi olduğu söyleniyor. Adı Ali Rıza’dır. Kuvvetim, iki yüz elli kişi çıkarır bir tabur ve dört tüfekli bir ağır makineli bölüğüdür. Halk ile daha görüşülememiştir. İlin ileri gelen görevlilerinden Defterdar Ferit Bey vardır.”

Osman Bey’e şu buyruğu verdim: “Şimdi kendiniz vali vekilliğini üzerinize alınız. Asker ve sivil bütün kuvvetleri elinize almaya tam yetkilisiniz. Gelmekte olan valiyi hemen tutuklatacak önlemleri çabucak alınız. İşlerinize açıktan engel olanlara karşı hiç duraksamadan silah kullandırınız. İl Defterdarı, benim Diyarbakır’dan tanıdığım Ferit Bey ise, size yardım etmesi gerekir. Bolu Mutasarrıfına, aldığınız durumu ve size verilen yetkiyi şimdi bildirerek onun da İstanbul’a karşı böyle davranmasını benim yerime söyleyiniz. Sinop Mutasarrıfı Mazhar Tevfik Bey’e de, benim yerime gene bu yönergeyi veriniz. Yanınızda hangi şifre anahtarı vardır?”

Osman Bey’in yanıtı; “Vali vekilliğini Defterdar Ferit Bey’e vereceğim, kendim alamayacağım. Bildiğiniz Ferit Bey’dir. Sinop Mutasarrıfı bildiğinizdir, kendisi görevden çıkarılmıştır; vekillik, Jandarma Tabur Komutanı Remzi Bey’dedir. Mazhar Tevfik Bey’in Sinop’ta olduğu bildiriliyor. Şifre anahtarı tutuklu Alay Komutanındadır; istendi, alacağım yanıta göre sonucu bildiririm efendim.”

“Yanınızda başka şifre anahtarı var mıdır? Ferit Bey şimdi nerededir, durumu biliyor mu?” diye sordum.

“Durumdan bilgisi yoktur, şimdi çağrıldı, gelecektir. Ben hiç şifre anahtarı almadım; çünkü tutuklanacağımı bilmiyordum. Makam şifresiyle yazarım umudunda idim.” karşılığını verdi.

‘‘Oradaki Jandarma Tabur Komutanı kimdir? Ne kadar Jandarma kuvveti vardır, buyruğunuz altına girdi mi?” sorusunu yazdırdım. Buna da verdiği yanıtta: “Jandarma Komutanı Emin Bey yanımda ve benimle işbirliği yapmıştır. Merkezde Jandarma sayısı otuz beş kadardır. Polis Müdürü Halil Bey de yanımda ve benimle işbirliği yapmıştır. Polis sayısı kırktır. Piyade Tabur Komutanı Şerif Bey, kendisi biraz budala olduğundan şimdilik tutuklanmıştır. Jandarma Tabur Komutanı Emin Bey yüzbaşıdır. Defterdar Ferit Bey geldi, yanımdadır.”

“Emin Bey’i biraz anlatır mısınız?’’ sorusuna: “318 çıkışlı, Üsküplü Emin, tanırsınız. Ayrıca ellerinizden öpüyorlar.”

Bunun üzerine şu satırları yazdırdım: “Emin Efendi’yi tanırım, teşekkür ederim. Ferit Bey’e durumu anlattınız mı? Önemli işler valilik katı şifresiyle bildirilebilir. Sinop Mutasarrıf Vekili olan Jandarma Komutanına güvenilemezse onun yerine sizce uygun görülecek birinin vekilliğe geçirilmesi için gerekli önlemlerin alınması düşünülmelidir. Yardım istiyor musunuz?”

Osman Bey: “Kuvvetçe yardımı gerekli görüp görmediğimi daha sonra bilginize sunacağım. Jandarma Tabur Komutanı yeni geldiği için, durumu anlaşılamamıştır efendim.” karşılığını verdi. Osman Bey’e başka bir söyleyeceği olup olmadığını ve Ferit Bey’le durum üzerinde görüşüp görüşmediklerini sorup anladıktan sonra, şu teli yazdırdım:

16/17 Eylül 1919

Osman Bey ve Ferit Beyefendiye

Önlemlerinizde ve işlerinizde başarı dilerim. Bize durumunuzdan ve gelmekte olan valinin tutuklandığından bilgi vermenizi bekleriz.

Mustafa Kemal


../..

.....
Ekin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Ekin'in Mesajına Teşekkür Etti
Eski 27.01.09, 23:49   #15
Moderator

Ekin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Dec 2011
Konular: 1175
Mesajlar: 8,990
Ettiği Teşekkür: 30788
Aldığı Teşekkür: 40437
Rep Derecesi : Ekin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Kotu Cocuk
Standart




Nutuk1 (8.Bölüm)


KASTAMONU’DA İSTANBUL’A KARŞI EYLEME GEÇİYOR

Ferit Bey, Vali Vekili; Albay Osman Bey, Kastamonu ve dolayları Komutanı olarak çalışmaya başladıktan bir iki gün sonra, kendilerini yeniden telgraf başına çağırarak bilgi istemiştim.

İstanbul’da gereken yerlere, istenildiği gibi, halkın imzası altında teller yazıldığı ve bütün illere ve sancaklara da bu tellerin gönderildiği bildirilmekle birlikte birtakım sorular da soruluyordu. Bu arada: “Halk diyormuş ki:

1- Başka illerin kamuoyu, bizimle birlik değiller midir?

2- Bu olağandışı durum ne güne dek sürecektir?

3- Hükümetin direnmesine karşı ne gibi önlem alındı? Bizi aydınlatmak iyiliğinde bulununuz Paşam.” diyordu.

Halktan geliyormuşçasına sorulan bu soruları Vali Vekili ve Komutan Beylerin de kafalarında yer etmekte olduğunu düşünmek, ona göre yanıt vermek yorulmaya değerdi. Bundan dolayı saatlerce Sıvas-Kastamonu telini tutan uzun bilgi verildi ve açıklamalar yapıldı. Bu açıklamaları şöylece özetleyebilirim:

1- Ulusal tepki, yurdun her köşesinde bütün sertlikle ve coşkunlukla vardır. Bütün illerin en ufak köylerine değin ha1k ve en ufak birliğine değin bütün ordularımız baştan aşağı tetikte ve tam birlik olarak, kendilerine bildirilen kararları uygulamakta, ve yürütmektedirler.

Halkın ikinci ve üçüncü sorusuna karşılık olmak üzere de:

2- Ne zaman ki Kastamonu halkı, bu durumu olağandışı bulup kaygıya düşmekten kurtulacak ve amacımızı gerçekleştirinceye dek dayanmakta kararsızlık belirtisi göstermeyecektir; işte o zaman bu olağandışı durum kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Hükümetin direnmesi olağandır. Buna karşı başka önleme kalkışmadan önce, ilk önlemimizi gereği gibi ve her yerde kesinlikle uygulama yollarını düşünelim. Örneğin: Bolu durumu üzerine ne yapılmıştır? Bolu kesimine dek bütün yerlerin İstanbul’a, resmi haberleşmesinin kesildiğine güvenebilir miyiz? Bununla ilgili olarak beklediğimiz bilgi daha gelmedi. İşte bu dediğim önlem, İstanbul’a değin yayılabilirse hükümetin direnme gücü kalmayacağını sanırım. Ama bundan sonra da gene çok bilisizce ve çok bönce bir direnmeyi sürdürmek isterlerse kuşkusuz daha etkili önlemler uygulanabilir.

Bundan sonra Vali ve Komutanın verdiği bilgilerden şunlar anlaşıldı: İnebolu’dan İstanbul’a geri gönderilen yeni vali, Zonguldak’ta Dahiliye Nazırından şöyle bir buyruk almış:

“Bolu ve çevresi açıktır. Zonguldak’a çıkınız, ilin gereken yerleriyle haberleşiniz ve son buyruğa değin orada bekleyiniz.” Gerçekten yeni vali, Zonguldak’ta kalmış ve şuna buna gözdağı vermeye başlamış. Ferit ve Osman Beyler, Zonguldak Mutasarrıfına yeni valiyi tutuklayıp, karadan Kastamonu’ya gönderilmesini buyurmuşlar; Mutasarrıf bunu yapmamış. Bununla birlikte, bu girişimi öğrenen yeni vali, orada barınamayarak İstanbul’a dönmüş.


ALİ FUAT PAŞA BATI ANADOLU ULUSAL KUVVETLER KOMUTANI

Sırası gelince bildirmiştim ki Yirminci Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa, Kongre adına birtakım karar1ar ve düzenlemeler almıştı. Ali Fuat Paşa’ya Kongrece “Batı Anadolu Ulusal Kuvvetler Komutanı” diye bir san verildi. Paşa, Eskişehir ve dolaylarını ulusal bir bölge sayıp komutanlığına Süvari Yarbayı Atıf Bey’i; Afyonkarahisar dolaylarını da ulusal bir bölge sayıp komutanlığına Yirmi üçüncü Tümen Komutanı Ömer Lütfi Bey’i atamıştı. Bu tümen ile Anadolu’ya geldiğimizin daha ilk günlerinde ilişki kurulduğunu ve ilgilenildiğini o günlerle ilgili konuşmalarım sırasında söylemiştim. İstanbul Hükümeti Fuat Paşa’nın yerine Hamdi Paşayı atamış ve göndermişti. Hamdi Paşa Eskişehir’e dek geldi. Orada kendisine 16 Eylülde İstanbul’a dönmesi gerektiği bildirildi.

İngilizler, Eskişehir Bölgesi Ulusal Kuvvetler Komutanı olan Atıf Bey’i tutuklayıp İstanbul’a gönderdiler. Ulusal Kuvvetler Komutanı olan bir kişinin kendini kolaylıkla düşman eline düşürmeyecek önlemleri almış olması gerekirdi. Bu konudaki aymazlık ve önlemsizlik, kendisini kurtarmak için uzun süre üst üste girişmişlerde bulunmamızı gerektirdi. Bilirsiniz, o sırada Eskişehir’de İngiliz birlikleri vardı. Fuat Paşa, toplayabildiği Ulusal Kuvvetlerle birlikte Eskişehir’e yakın Cemşit denilen yere gitmişti. Eskişehir’i uzaktan sardı. Eskişehir’de bulunan İtilaf Kuvvetleri Komutanı General Salli Kleyd’in (Sally Clade) Fuat Paşa’ya gönderdiği bir mektupta kullanılan deyimler ve Ulusal Kuvvetlerimizi niteleyişi; komutanlarımızın ve Ulusal Kuvvetlerimizin yüksek şeref ve onurlarına karşı bir saldırı sayıldığından ve adı geçen Generalin hak ve yetkisi dışında görüldüğünden, bu konu üzerine İstanbul’da bulunan İtilaf devletleri siyasal temsilcilerinin bir andırı ile dikkatleri çekilmişti. 25 Eylül 1919 günü General Salli Kleyd’in Fuat Paşa’nın yanına gönderdiği bir kurul ki bir kurmay binbaşı ile Eskişehir’deki İngiliz Kontrol Subayından oluşuyordu İngilizlerin içişlerimize ve ulusal ayaklanmamıza hiç karışmayacaklarına söz verdi. Bu sıralarda İngilizler, Merzifon’da bulunan kuvvetlerinin geriye alınmasına memnun olup olmayacağımızı sormuşlardı. Doğal olarak pek memnun olacağımızı bildirmiştik. Gerçekten oradaki kuvvetlerini bütün ağırlıkları ile birlikte, önce Samsun’a çektiler. Sonra oradan da İstanbul’a götürdüler. Eskişehir’de üstünlük sağladıktan sonra, Fuat Paşa’yı Bilecik ve Bursa dolaylarına göndermeyi düşünüyorduk.


KONYA VALİSİ CEMAL BEY İSTANBUL’A KAÇIYOR,KONYA HALKI DA İSTANBUL’U TANIMIYOR

Efendiler, Konya’da vali bulunan Cemal Bey, Ferit Paşa Hükümetinin İstanbul’da önemli bir dayanak noktası durumuna girdi. Konya’da Ordu Müfettişi olan Cemal Paşa’nın İstanbul’a gidip geri gelememesi, orada bulunan Kolordu Komutanı Salâhattin Bey’in kararsız davranışları ve sonunda habersiz İstanbul’a çekilip gitmesi, Konya ve dolaylarını vali Cemal Bey’in hükmü altında bırakmıştı. Oraya, amacı yakından anlamış bir kişinin gönderilmesi gerekiyordu. Sıvas’ta yanımızda bulunan Refet Bey’in gönderilmesi uygun görüldü. Refet Bey yola çıktı. Konya’da, Temsilciler Kurulunca gönderilen bir komutanın gelmekte olduğu haber alınınca yurtsever kişiler canlanmış; öte yandan da Vali Cemal Bey cezaevinde ne kadar kanlı katil, ne kadar tutuklu varsa hepsini çıkarıp silahlandırmış, ve kendisine bir kuvvet yapmak istemişti. Konya’nın sayın halkı, bu alçakça davranışa karşı ayaklanarak, yurtseverlik gerektirdiği işi yapmaya karar vermiş ve bunu sezen Cemal Bey, 26 Eylülde İstanbul’a kaçmıştır. Halk, Belediye dairesinde toplanarak Hoca Vehbi Efendi’yi vali vekilliğine getirmişti.


REFET BEYİN YERİNDE OLMAYAN BİR TAKIM ÖNERİLERİ

Efendiler, ilgi çekici bir noktadır; şimdi anımsadım yüce kurulumuza sunmadan geçemeyeceğim.Sıvas Konya yolu üzerinde bir telgraf merkezinden, Refet Bey’den özel bir tel aldım. Refet Bey bunda, Konya ve dolaylarında başarı sağlamak için kendisine İkinci Ordu Müfettişliği san ve yetkisinin verilmesi gerekli olduğunu bildiriyordu. Refet Bey uzun bir süre sonra, Ankara’da bulunduğum sırada, Bolu ve dolaylarında baş kaldıranların tepelenmesi için görevlendirildiği zaman da oradan bir kapalı tel ile, halk üzerinde önemli etkisi olacağından söz açarak, kendisinin generalliğe yükseltilmesini benden istemişti. O zamanlar Refet Bey’in gerek birinci ve gerek ikinci isteklerini yerine getirecek resmi görev ve yetkide bulunmadığımı açıklamaya gereklik yoktu. Özellikle bunu Refet Bey’in pek iyi bilmiş olması kuşku götürür müydü?

Refet Bey, bu isteklerini yerine getirmek için, benim İstanbul Hükümeti katında aracılık etmemi anlatmak istiyordu da denilemezdi. Çünkü, dünyaca biliniyordu ki ben, Ordu Müfettişliğinde ve askerlikten çekilmiş olduktan başka, Padişah ve İstanbul Hükümetince kovulmuştum ve benim için ölüm buyruğu çıkarılmış idi. Çalışmalarım, bir kongrenin seçtiği kurulu içinde, Temsilciler Kurulu içinde, onun adına oluyordu. Ulusal çalışmalarda bulunmak ve özellikle bu konuda başarılı olmak için resmi san ve yetki gerekli ise, aslında o, benim kendimde yoktu. Başarı sağlamak için, içinde bulunduğum durum, ve koşulların ne olduğu anlaşıldıktan sonra, benden resmi yöntemlere göre san ve yetki aramanın yeri olmayacağını söz götürmezdi. Kuşkusuz Refet Bey’i Konya’ya görevli olarak gönderirken biz kendisine, amaca uygun olarak her türlü iş ve davranış için tam ve geniş yetki vermiştik. Bunun kullanılması ve uygulanması, onun yeteneğine ve gücüne bağlı idi.

Efendiler, her bucağı, çalışmaya ve ulusal örgütler kurmaya, yöneltmek için uğraşırken İstanbul Hükümetinin isteklerine hizmet eden kimi sivil örgütlerin baş yöneticilerinin sözde ruhsal gözdağı veren telyazıları da alıyorduk. Örneğin, Urfa Mutasarrıfı Ali Rıza adında biri, yaptıklarımızın İtilaf devletlerine saldırı sayıldığını ve bu yüzden bütün Osmanlı ülkesine İtilaf devletleri askerlerinin gireceğini, böylelikle Türk Hükümetine son verileceğini, ilgililerle görüşerek öğrendiğini bildiriyor ve İstanbul hükümeti ile anlaşmamızı öneriyordu. Bu telin Mutasarrıfa yabancılarca yazdırıldığına kuşku yoktu. Buna, doğal olarak gereği gibi karşılık verildi.


GENERAL HARBORD KURULU VE GENERALE VERDİĞİM YANIT

Efendiler, anımsarsınız, yurdumuzda ve Kafkasya’da inceleme yapmak üzere Amerika Hükümeti General Harbord’un başkanlığı altında bir kurul göndermişti. Bu kurul Sıvas’a geldi. 22 Eylül 1919 günü General Harbord ile uzun uzadıya görüşmelerde bulunduk. Generale, ulusal eylemlerin amacı ve ereği; ulusal örgüt ve birliğin ortaya çıkış nedeni; Müslüman olmayan azınlıklara karşı olan duygu; yabancıların yurdumuzdaki yıkıcı propagandaları ve işleri üzerine geniş ve kanıtlı açıklamada bulundum. Generalin birtakım beklenmedik sorularıyla karşılaştım. Örneğin: “Ulus, düşünülebilen her türlü girişim ve özveride bulunduktan sonra da başarı elde edilemezse ne yapacaksın?” Verdiğin yanıtta yanlış anımsamıyorsam demiştim ki:

Bir ulus varlığını ve bağımsızlığını korumak için düşünülebilen girişim ve özveriyi yaptıktan sonra başarır. Ya başarmazsa demek, o ulusu ölmüş saymak demektir. Öyle ise, ulus yaşadıkça ve özverili girişimlerini sürdürdükçe başarısızlık söz konusu olamaz.

Generalin sorduğu sorudan asıl amacın ne olabileceğini araştırmak istemedim. Ama, verdiğim yanıtı onun beğendiğini bugün yeri gelmişken söylemek isterim.


ABDÜLKERİM PAŞA’NIN ARACILIĞI

Efendiler, Eylülün 25’inci günü akşamı, Ankara’da bulunan Yirminci Kolordu Komutan Vekili Mahmut Bey’den aldığım bir kapalı telde şun1ar bildiriliyordu: “Bu gece İstanbul telgrafhanesinden Fuat Paşa’yı telgraf başına istediler. Dahiliye Nazırlığının il şifresiyle bir kapalı tel yazdırdılar.” Bunun özeti şöyledir; “Padişahın bildirisindeki bilgince yol göstermelere uymakla yurdu kurtarma işi başarılacaktır. Ulusal eylemler, uygarlık dünyasında iğrenç erekler gibi gösterildi. Hükümetle ulusun ayrılığı, yabancıların işe karışmasına yol açacaktır. Konferans, bizim üzerimize karar verirken bu anlaşmazlık, iyilik ve esenlik belirtisi olmayacaktır. Sonuç olarak, ayaklanmanın yöneticileriyle görüşmek üzere, yüksek kişilerle bildirilecek yerde buluşma, bir oldubitti biçiminde istenmekte ve zamanın darlığından, hemen yanıt beklenmektedir. Karşılıklı olarak, görüşlere saygı gösterileceği, kişiliğe ve şerefe dokunulmayacağı da uzun girişlerle ekleniyor. Teli yazan bu kişi, Kurmay Tuğgenerallerden Abdülkerim Paşa’dır. Bu tele Ticaret ve Ziraat Nazırı Hadi Paşa aracılığı ile ve gene bu şifre ile yanıt beklemektedir. Adı geçenin, bu düzeni ile, görüşme isteğinin bizden geldiğini duyurmak amacını güttüğü anlaşılıyor. Telgraf başında beklemekte olduklarından, bir dakika önce kabul edilip edilmeyeceği ile ne karşılık verileceğinin bildirilmesi saygı ile rica olunur. Ali Fuat Paşa Hazretlerine de yazılmıştır.”

Mahmut Bey’ e o gün saat 7 sonrada makine başında verdiğim telde şunları bildirdim: “Kerim ve Hadi Paşalara, Fuat Paşa’nın Ankara’da bulunmayıp işi olduğunu ama görüşmek istiyor1arsa Sıvas’ta bulunan Temsilciler Kurulu ile ve bu kurul arasında bulunan Mustafa Kemal Paşa ile makine başında diledikleri gibi görüşebileceklerini bildirirsiniz. ‘Onlar görüşmek isteğinde iseler’ diye bildirmeye dikkat etmek gereklidir.”

Mahmut Bey, Kerim Paşa’nın Ankara ‘ya çektiği teli olduğu gibi bize de yazdı. İçindekiler, aşağı yukarı Mahmut Bey’in özetlediği şeylerdi.

Efendiler, İstanbul Hükümeti ile ilgiyi kesişimizin on beşinci günündeyiz. Ulusal karara uymaz bir durum alan kimi yerler de, ister istemez ulusal akıma uymaya zorlandı. İstanbul Hükümetine hizmet eden kimi görevliler ya kaçtılar ya da boyun eğme durumuna getirildiler. İstanbul’a, bütün yurttan, her gün İstanbul Hükümetinin düşürülmesi isteğini bildiren binlerce tel yağdırılmaya başlandı. İtilaf devletlerinin Anadolu’da dolaşan subay ve sivil görevli, ulusal eylemlere karşı yan tutmadıklarını ve “ülkenin içişlerine karışmayız” sözünü her yerde açıktan söylemeye başladılar. Bu durum karşısında artık Padişah ve Ferit Paşa, ulusal eylem yöneticileriyle anlaşmaktan başka çıkar yol kalmadığı, ama herhalde, yerlerini bırakmaksızın bu anlaşma yolunu bulabilecek aracılar araştırmaya başladıkları kanısına varmak yanlış olmaz inancındayım.

Efendiler, adı geçen, rahmetli Abdülkerim Paşa, benim çok eski arkadaşım idi. Çok namuslu, yüksek değerli ve temiz yürekli bir yurtseverdi. Selanik’te ben kolağası, o binbaşı olarak bir arada çalışmış, yıllarca özel arkadaşlık etmiştik. Rahmetlinin durumundan ve sözlerinden bir tarikattan olduğu anlaşılıyordu. Tekkelere devam ettiği de görülmüştür. Ama, herhangi bir şeyhe bağlandığını bilen yoktu. Çünkü kendisini, inançlarında ve dinsel anlayışında ruhsal katlardan “birinci hazret”, büyük hazret” sayardı ve kardeşlik çevresinde bulunanlara: konuştuğu kimsede, kendisince gördüğü yeteneğe göre “hazret”, “kutup” ve daha başka sanlar verirdi. Bana da “kutuplar kutbu” derdi. Şimdi açıklayacağım haberleşmemizde bu sözlere rastlayacağız. Kerim Paşa’nın kendine özgü bir konuşma ve yazma yöntemi vardı. Kerim Paşa, çok açık yürekle ve zamanında kendisine pek çok ün kazandıran yüksek bir dil uzluğu ile görüşür ve öyle yazardı. Kendisinde inandırma niteliği ve gücü olduğu da sanılır ve varsayılırdı. Bizim, Selanik’te bulunduğumuz sıralarda, orada ordu komutanlığı ve ordu müfettişliği görevi ile bulunmuş olan Hâdi Paşa, Kerim Paşa’yı, açıkladığım özelliği ile dostlar arasında sayılır ye sevilir biri olarak tanımıştı.

İşte, Ferit Paşa’nın hükümetteki arkadaşı Hâdi Paşa, sıkışmış olan Padişahın ve Ferit Paşa’nın, pek uygun bir yolla yardımına yetişmek istiyordu. Kerim Paşa, Ali Fuat Paşa’yı da Selanik’ten tanıyordu.

Efendiler, 27/28 Eylül 1919 gecesi, gece yarısına bir saat kala telgraf başında Kerim Paşa ile karşı karşıya geldik. İkimiz birbirimizi şu sözlerle tanıdık:

Sıvas “Mustafa Kemal Paşa telgraf başındadır. “Kerim Paşa’ya söyleyiniz, buyursunlar.’ diyorlar.”

İstanbul “Siz, Mustafa Kemal Paşa Hazretleri misiniz, ruhum?”

Ben “Evet, Sayın Kerim Paşa Hazretleri,” dedikten sonra:

Kerim Paşa “Sıvas’ta Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine” adresini yazdırdı ve: “Paşaya söyleyiniz anlar; Birinci Hazret karşınızdadır.” sözlerini, bir çeşit parola gibi ekledi. Kerim Paşa: “Yüksek esenliğiniz iyidir inşallah kardeşim.” diye başladı.

Kerim Paşa’nın, İstanbul Hükümetince temiz yürekli ve temiz ahlaklı oluşundan yararlanılarak, nasıl aldatıldığını anlamak için sözlerinin başlangıcını olduğu gibi, kendisine yeniden söyleteceğim. Rahmetli Kerim Paşa sözlerini şöyle sürdürdü:

“Yurdun iyiliği için, büyük yurtsever kardeşimle ve yüksek Temsilciler Kurulu üyesi dostlarla görüşmek isterim. Sizlere ulaştırılmak üzere Ali Fuat Paşa aracılığı ile bir tel çekmiştim. Yüksek ellerinize ulaşan işte o teldeki ilkelere göre, inşallah sevindirici bir çözüm yolu buluruz. Yurdun geçirmekte olduğu nazik, önemli ve güç dönemi Tanrı’nın yardımı ile kolaylık alanına ulaştırırız. Bunun için, Tanrı bağışı ile nurdan yaratılmış, kurtarıcı dileklerimizin gönül aydınlatıcısıyla bununla ilgili önemli şeyler konuşarak, yurt ülküsünde birleşelim, değil mi pek akıllı ve öngörüşlü kardeşim? Kötücül alçakların, bu güzel yurdumuz üzerindeki kara çalmalarını ve açıkça kötülük gütmelerini önleyelim ve onları umutlarının pusularında kötürüm ve cansız bırakalım ve yalnız hükümet ile ulusun, sadece yurt esenliği ile ilgili hizmetlerini ve işlerini uzlaştıralım ki ortak ve yüce ülkümüz aslında hep birdir. Yurt kaygısı ile gösterilen bunca temiz duygulu gösterilerin, uygarlık dünyası karşısında kutsal topraklarımızın elde tutulması ve korunması ile ilgili en büyük yurtseverlik olduğunu bir kez daha belirtmek için bugünkü durumun güçlüklerini kaldıralım ve buna çare bulmak için de, bu sevgili kardeşinizle görüşmeye başlayalım. Bekliyorum kardeşim. Bu girişimim üzerinde hükümetin, geniş ölçüde bir iyi niyet gösterdiğini sözlerime eklerim, ruhum.”

Efendiler, Kerim Paşa i1e 27/28 Eylül, gece yarısından önce saat 11’de başlayan bu görüşmemiz, gece yarısından sonra saat yedi buçuğa dek, tam sekiz buçuk saat sürdü. Üç evreye ayrılabilen bu görüşmemiz, “esericedit” denilen büyük tabaka kağıtlardan yirmi beş sayfa doldurdu. Bunların hepsini burada okuyarak, dinlemeye katlanışınızı kötüye kullanmaktan korkarım. Rahmetli Kerim Paşa’nın, köklü görüşlere ve kendisinin anlayışına uymasa da yazık ki, güçlü bir mantığa dayanmamakla birlikte tatlı sözlerinin ve gösterişli tümcelerinin okunup işitilmesini sağlamak için, yayımlayacağım belgeler arasına, bu görüşmemizi de olduğu gibi katacağım.

Yalnız bu görüşmede iki yanın, güttükleri amaç ve dayandığı temel noktalar üzerinde, özellikle sonuç üzerinde kısaca bir fikir verebilmek için izin verirseniz her evresinden bir parçacık olsun söz edeceğim.

Kerim Paşa’nın, bilginize sunduğum ilk teline yanıt verirken biraz da onun yöntemine, anlatım özelliğine uymuş olduğum görülecektir.

Yanıtımda ben de şöyle başladım:

“Kerim Paşa Hazretlerine: Kutuplar kutbu, deyiniz, anlar.” diye başladıktan sonra: “Şimdi yanıt veriyorum.” dedim.

“Pek saygıdeğer ve temiz yürekli kardeşim Abdülkerim Paşa Hazretlerine: Tanrı’ya şükürler olsun sağlığım yerindedir. Büyük ve soylu ulusumuzun yasal haklarını anlamış ve onu korumaya ve savunmaya bütün varlığı ile girişmiş olduğunu görmekle pek mutluyum... Görüşmek için gösterilen isteğe candan teşekkür ederiz........................... Fuat Paşa Hazretleri aracılığı ile çekilmiş olan telyazısının özünü öğrenmiş bulunuyoruz.

Temel olarak alınan Bildiri içindekilerin Ferit Paşa ve arkadaşlarına yönetilmiş bir haykırış ve çıkışma olduğunun, azıcık düşünme ve inceleme ile ortaya çıkacağı besbellidir. Padişahın yüreğini derin üzüntülere uğratan davranışlar ve işler, ulusumuzca değil, ama Ferit Paşa, Dahiliye Nazırı Adil Bey, Harbiye Nazırı Süleyman Şefik Paşa ve bunların çalışma arkadaşları bulunan Harput Valisi Ali Galip Bey, Ankara Valisi Muhittin Paşa, Trabzon Valisi Galip Bey, Kastamonu Valisi Ali Rıza Bey, Konya Valisi Cemal Beylerce işlenmiştir.

Malatya’daki hayınca girişim, Çorum’daki haince düzen, Konya’da yapılan ölüm kalım girişimi, gerçek evreleriyle size bildirilmemişse sizi de çözüme başlangıç olmak üzere düşündüğünüz noktadaki yanılmanızdan dolayı özürlü sayarız.

Yabancıların görüşlerinin bizden yana değişmesi gerçeğin kendisidir. Ancak bu değişme, hiçbir zaman Ferit Paşa Hükümetinin güttüğü siyasa sonucu değildir. Bu sonuç, ulusumuzun varlığını gösterme ve tanıtlama yolunda kendisinin yaptığı dayançlı girişimlerin meyvesidir. İşte bu konuda, Padişahı aldatıyorlar.

Kurtuluş çaresi ve yaşama ilkesi ancak ve ancak “Ulusal Kuvvetlerin etken ve ulusal buyrumun egemen” olmasındadır. Bu sağlam ve yasal ilkeden en küçük sapma Tanrı korusun, devlet, ulus ve yurdumuz için çok acı bir yıkım doğurur...

Temiz duygularla yapılan ulusal eylemlerimizi kötüye yormaktan ve böylece yaymaktan geri durmayan aşağılık kötücüllerin çok olduğu bir gerçektir. Ama, ne çok yazıktır ki, hep kötülük düşünen bu adamların başında, sonsuza dek yaşayacak olan devletimizin Sadrazamı Ferit Paşa ve nazırlık görevinde bulunan Adil Bey, Süleyman, Şefik Paşa gibi devlet adamları var.

Yurdumuza takım takım Bolşevikler girdiğini ve ulusal ayaklanmanın Bolşevik ayaklanması olduğunu resmi olarak ilan eden ve dile düşüren bu karayazılı kişilerdir.

Yüksek ve temiz duygularla yapılan ulusal eylemlerimizin, İttihatçıların son ölüm kalım çabası olduğunu ve İttihatçıların parasıyla yönetildiğini resmi olarak ve açıkça dünyaya, yabancı gazetecilere söyleyen bu şaşkınlardır.

Anadolu’da karışıklık olduğunu ajanslarla resmi olarak duyuran ve Ateşkes Anlaşmasının özel maddesine göre sevgili yurdumuzun düşman eline geçmesine yol açmak isteyenler bu bilisizlerdir.

../..

.....
Ekin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Ekin'in Mesajına Teşekkür Etti
Eski 27.01.09, 23:49   #16
Moderator

Ekin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Dec 2011
Konular: 1175
Mesajlar: 8,990
Ettiği Teşekkür: 30788
Aldığı Teşekkür: 40437
Rep Derecesi : Ekin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Kotu Cocuk
Standart

Malatya’daki Müslüman halkla Sıvas’taki Müslüman halkı birbiriyle boğazlaşmaya sürüklemek isteyen bu zavallılardır. Ulusal eylemlerimizin önüne geçeceğim diye Sıvas’a ve ulusal duyarlığın görüldüğü her yere, yabancıların girmesini isteyen bu hayınlardır. Bununla birlikte, bizim kutsal amacımız, tam siz kardeşimin düşündükleri gibi, kötücüllerin bu güzel yurt üzerindeki kara çalmalarını ve açıkça yaptıkları kötülükleri önlemek ve onları umutlarının pususunda kötürüm ve cansız bırakmak ve devlet ile ulusun yürüttüğü işleri ancak yurdun esenliği ile ilgili noktada uzlaştırmaktır. Tanrı’ya şükürler olsun, bu amacın gerçekleştirilmesinde artık ulusumuz her türlü kötücül davranışları kırmış ve bütün yiğitliğiyle dayançlı adımı atmıştır. Yabancılar bile, ulusun yaygın gücünü dönülmez dileklerini, İstanbul Hükümetinin ise, tersine, ne denli köksüz ve ulus ile ilgisi bulunmayan güçsüz bir kurul olduğunu çok iyi anlamıştır. Merzifon’u boşalttılar. Samsun’u da boşaltmaya başladılar. İçişlerimize ve ulusal eylemlerimize karşı tarafsız kalacaklarını söylüyorlar. İşte ulusal girişimlerimizin, bağımsızlığı sağlama yolunda elde edebildiği ilk sonuç budur.

Ulusal akımdan, İstanbul’da Anayasa hükümlerine uyulmakla sonuç alınabilecektir.

Şimdiki hükümetin, geniş ölçüde bir iyi niyet beslediği sanısının yerinde olmadığını bildirmeme izin vermenizi rica ederim.

Ben, daha Erzurum’dan, Ferit Paşa’ya gerçek durumu açıklayarak, ulusun gücüne ve iradesine karşı çıkacak hiçbir güç kalmadığını yazmıştım ve kendisine, karşı gelme ve engelleme davranışını sürdürmemesi gerektiğini anımsatmıştım. Bu aymaz kişi, buna yanıt vermemekle birlikte, ulusal akımın birkaç kişinin kışkırtmasından doğduğunu ilan etti ve azgın bir çıkar isteği ile, bilisizlikten ve aymazlıktan doğan körlükle iki yanı da kollayarak yerlerinde tutunabilecekleri yanlış kanısında bulunan birkaç valisinin aldatıcı raporlarını, benim temiz ve yurtseverce uyarmalarıma üstün tuttu. Bu gün o, her türlü kötülük, hayınlık, güçsüzlük ve uyuşukluk içine daldıktan ve ulus da bütün olup bitenlerin gerçek yüzünü tam açıklıkla öğrendikten sonra, bize düşen ödev, pek çabuk davranarak ulusun isteklerine uyacak yeni bir hükümetin iş başına gelmesini sağlamaktır.

Eğer bugünkü hükümet üyelerinin kişisel durumlar ve canları için herhangi bir kuşkuları varsa, bugün için böyle şeylerle uğraşmak düşüklüğünde bulunulmayacağına, pek yüksek olan ulusumuz adına kendilerine istedikleri sözü ve güvenceyi vermeyi de ulusumuz yararı için gerekli sayarız. Ama, tuttukları yanlış yoldan dönmemede direnirlerse bundan doğacak sonuçların sorumluluğu kendilerine düşecektir.

İşte, yaptığımız iyicil girişim dolayısıyla bir kez daha ve son olarak, yüksek kişiliğiniz gibi yüreği gerçekten yurt ve ulus sevgisiyle ve Padişaha sevgi ve bağlılıkla dolu olan ve kardeşlik anılarını her zaman saygı ile taşıdığım kardeşim Abdülkerim Paşa Hazretleri aracılığıyla da bildirmiş olmak, bizim için her türlü vicdan rahatlığının gerekleşmesine yaramıştır.”

Efendiler, buraya değin söylediğim sözler bir maddenin özetidir.

Bundan sonra gelen maddede:

“Ulusal ayaklanma, olanca genişliği ile İstanbul’a doğru ilerlemektedir. Ferit Paşa ve arkadaşları bunu bilmektedir. Siz de bu bilgiyi isteyip aydınlanınız.” dedikten sonra gerçekten o günlerde yapılmış olan başarılı askeri eylemlerle ilgili raporları özetleyerek anlattım ve: “Artık, bütün bu eylemleri durdurmak, yalnız ve ancak bir şeye bağlıdır. O da, ulusun isteklerine bütün anlamıyla uyacak bir kişiye hükümet başkanlığının verilmesine ve o kişinin de ulusal amaçları anlayarak ona göre önlem almaya girişmesine bağlıdır.” dedim.

“Bütün bu söylediklerimiz karşısında sizin de kardeşçe bir diyeceğiniz varsa bildirmek iyiliğinde bulunmanızı rica ederim.” cümlesinden sonra: “Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti Temsilciler Kurulu adına Mustafa Kemal” diye imzamı koydum.

Bundan sonra, Kerim Paşa: “Önce sizinle birlikte bulunan sayın kişilerin hepsine selam ve saygılarımı sunmak iyiliğinde bulunmanızı rica ederim.” başlangıcı ile görüşmemizin ikinci evresini açtılar. Kerim Paşa devam etti:

“Başladığım kısa konuşmanın bütün evrelerini siz anlattınız. İki yerde, işin çözümlenmesi için, doğru görüşe varılmadığını söyleyerek özürlü sayılacağımı ileri sürdünüz. Her ne kadar, bütün yurtta olup bitenler bilinemeyince bir işte hakemlik etmek güç ise de, yurtla ilgili işin çözümlenmesinde ışığımız, tertemiz yurt kaygısı olduğundan, dayanılacak temel sağlam ve aydınlıktır. Yurdun alınyazısı için yargıya varılacağı şu sıralarda, bütünlük gösteren bir ulus ve hükümetin göreceli işi göz önünde tutarak, bunun kolay çözüme ulaşması dileğimi bilginize sunmak isterdim.

Çıkış noktası olarak aldığıma parmak bastığınız Padişah bildirisini anlayışta, ben yanılmış olabilirim. Yalnız, izin veriniz de asıl işin çözümlenmesinde en büyük bir dayanak sayılan bu yüksek bildirideki bütün yönleri açıklayarak, Padişahın bildirdiklerinin geniş kapsamını anlatayım. Ben sanıyorum ki, Padişahımız...”

Ben, hemen Kerim Paşa’nın sözünü keserek şunu yazdırdım: “Kerim Paşa Hazretleri, gereğinden çok açıklamalar, asıl amaçtan bizi uzaklaştırabilir; şu da var ki, Padişah bildirisi yorumlarıyla çokça uğraşmak yararsızdır. Rica ederim, anasorun üzerinde görüşelim.”

Kerim Paşa yanıt verdi:

“Ana sorun üzerinde görüşeceğiz, izin veriniz, sözümüzü sürdürelim efendim.”

Ben “Rica ederim, en son söz ve öneri üzerinde anlaşalım.” dedim.

Kerim Paşa “Evet, oraya geleceğiz efendim.”


FERİT PAŞA HÜKÜMETİ ÇEKİLMELİDİR

Sözü ben sürdürdüm ve: “Kerim Paşa Hazretleri, yasal çalışmalarımızın ve ulusal tepkinin artık daha çok kötüye yorulmasına ve düzeltilmesinin gerek görülmesine ve hele, bu düzeltmeler ve değiştirmeler için de cinayeti ve hayır tanıtlanmış olan bir hükümetin üyelerince yapılan yasadışı savunmaların temel olarak alındığını görmeye dayanamayız. Biz son durumu açıkladık ve ulusun kesin isteğini bildirdik. Bilmem yinelenmesi gerekli midir? Siz, ulusun sonuçlandırılması gerekli bu isteğine karşı Ferit Paşa Hükümetinin, devletin en yüce katını daha da kirletmesine aracılık etmek istiyorsanız, bu çabalamalarınızın hiçbir olumlu sonuç vermeyeceğinden başka, siz kardeşimiz için eskiden beri beslediğimiz kardeşlik duygularını da sarsacağından kaygılanırım.

Şimdi, Ferit Paşa, hiç zaman yitirmeden yerini bir namuslu kimseye bırakacaksa ve buna inanıyorsanız çözümlenecek hiçbir güçlük kalmamıştır. Yoksa, aracılığınız, gönlünüzün kırılmasından ve yararsız bir yorgunluktan başka bir sonuca ulaşılmayacaktır.

Ferit Paşa, yerini bırakmazsa kendisinin acıklı bir sonuçla karşılaşmasına yol açacaktır. En son ve en kesin söz şudur: Amacımız bu sarsılmaz gerçeği Padişahın bilgisine sunacaktır. Siz, ancak bu kutlu görevi yapmakla, bugün yurdun ve ulusun yüksek kişiliğinizden beklediği dinsel ve ulusal görevi yerine getirmiş olursunuz.”

Kerim Paşa: “Sözü uzatmamak doğal olarak temel amaçtır.” diye bağlayarak, sözü gereğinden çok uzattı. Bu uzun sözler şu tümce ile sona erdi: “Yurt için burada yaptığım şu girişim elbette Tanrı ve ulus katında, bütün temizliği ile değerli kalır ve işin gerçek sahibi olan Yüce Tanrı, ulus ve yurdun kurtuluşunu sağlamaya neden olacak temellere bağlayarak tamamlar. Ulu Tanrı, güçlükleri çözücüdür. Değerli gözlerinizden öperim.”

Yeniden yanıt vermek sırası bana, gece yarısından sonra saat 4.30’da geldi. Kerim Paşa’nın dokunduğu noktaları yanıtsız bırakamazdım. Ben de uzun düşünceler ileri sürdüm ve sonunda: “Öyleyse”, dedim, “bizim ve sizin gibi özverili ve yurtsever kişilerle yapılacak girişimin amacı ne olmak gerekir? Yönetiminin her dakikasından ulus için, geleceğimiz için yeni bir yıkım yolu hazırlamaktan başka bir sonuç beklenmeyen Ferit Paşa ile ulusun arasını bulmak gibi olmayacak işlerle uğraşmak mı, yoksa bir an önce bu yasadışı kurulun yerine ulusun ve yurdun gereksinmeleri ve alınyazısıyla orantılı yeni bir kurulun devlet işlerini yüklenmesi gereğini Padişaha bildirmeye yol aramak mıdır? Bu iki noktadan biri için evet ya da hayır biçiminde yanıt vermek iyiliğinde bulunursanız, Tanrı ve ulus katında bütün temizliği ile değerli kalacağından kuşku olmayan tertemiz girişiminizin bizlere ilgili yöndeki evresini tamamlamış, olursunuz.”

Kerim Paşa’dan kısa bir yanıt istemiştik. Gene uzun bir yanıt geldi. Ama bu uzun sözler arasında birtakım tümcelerle bize Padişahın aldatılmış olmayıp her şeyi bildiğini anlatıyordu.

Kerim Paşa’nın birtakım tümcelerinde şunlar vardı: “Yüce Padişahlık katı, kesin karar ve çözüm katı olup, yasal bir devlette bu yüksek kat, bütün ulusun yöneleceği bir mihraptır. Anadolu’nun bütün dileklerinin Halifenin bilgisine sunulduğunu bana bildirmişlerdir. Öyleyse, kamu işlerinin kıblesi ve yüce dileklerin kabul yeri Padişahımız Efendimiz her şeyi biliyorlar.”

Kerim Paşa kendine özgü tümcelerle sürdürdüğü düşüncelerini şöylece bitirdi: “Ulu Tanrı, nice yüksek etmenler yaratarak ve kullarına esin vererek, bu çözülmesi güç düğümü büsbütün çözecektir. Kuşkusuz Tanrı’nın buyruğu güzeldir ve yakındır. Tanrı’nın eli her elden üstündür. Tanrının bağışı ile geleceğimiz ve ulusal haklarımız yüceliğinde kutlu ve esenlik1i olacaktır. İşte, bağışlayıcı ruh budur, sevgili ruhum.”

Bu kez efendiler, gece yarısından sonra saat 6.10’a gelmiş olmakla birlikte üçüncü evrenin açılmasına ben yol açtım.

Rahmetli Kerim Paşa’nın, pek hoşlandığını bildiğim bir deyimle, “büyük hazret!” deyimiyle söze başladım:

“Ümmetin ve ulusun yöneleceği yüksek bir kat olduğu içindir ki, ulusun dileklerini bildirmeye yol bulmak için çalışmaktan geri durmadık.

Yalnız, büyük bir yanılmadan sizleri kurtarmak amacıyla bilginize sunalım ki, Anadolu’nun bütün dileklerinin Halifenin bilgisine sunulduğu yolundaki söz1ere, ulusun şimdilik güveni sağlam değildir. Çünkü, ulus inanıyor ki Padişah, hayınlıkları belli olan birkaç kişiyi ulusa üstün tutmazlar.”

Kerim Paşa’nın dokunduğu noktalara karşılık verirken de şunları söyledim: “Pek güzel ve yakın olan Tanrı buyruğunun yerine gelmesiyle, karayazılı ve zulme uğramış soylu ulusumuzun kurtuluşa ve esenliğe ermesi için, tükenmez gücü ve esirgeyiciliği olan Tanrı’ya yakarır ve ufukları her zaman inatçı bir dumanla sarılı İstanbul’daki kimi kişilerin gerçeği görmekten bayağıca kaçınma duygularının ortadan kalkmasını bekleriz. Ulusun yüce ruhu da işte böyle duyarlıdır...

Yalnız, bir daha söylememe izin vermenizi rica ederim ki, evet ya da hayır biçiminde karşılık verilmesini rica ettiğimiz sorular ne yazık ki yanıtsız bırakılmıştır. Azizim, Tanrı’nın eli her elden üstündür; ama, böyle de olsa, güçlükleri ve sorunları çözmeye girişenlerin kararlaşmış bir ereği olmak gerektir.

...Ulus, Tanrı’nın buyruğunu yerine getirecektir ve buyurduğunuz gibi, ulusal haklarımız kutlu ve esenlikli olacaktır. İyicil dualarınızın eksik edilmemesini rica ederim. Çalışmak bizden, yardım ölümsüz Tanrı’dandır.”Mustafa Kemal”

Artık Kerim Paşa’nın yorulduğu anlaşılıyordu. “Son iki sözüm, ruhum.” diye başladı ve: “Ulusal ülkünün ilkelerini yüce bilmek ve korumak koşuluyla öz dileklerin sayılıp döküldüğünü ve Tanrı’nın eli...... yüce ayetinin hayırla kabul buyurulması üzerine dönülmüş” olduğunu söyledikten sonra: “Allahaısmarladık, yine görüşeceğiz...” diyerek çekilmek istedi. Bırakmadık. Son sözü söylemek istedik ve dedik ki: “Kardeşimizin hatırına kalması için son bir tümce söylüyorum. Ulus güçlü, anlayışlı, dayancında kesindir. İşler hızlı yürümektedir. Şevketli Padişahımızın karar vermek ve sorunları çözmek büyüklüğünü göstermelerinin zamanıdır.”

Efendiler, bundan sonra Ferit Paşa Hükümeti daha ancak üç gün dayanabilmiştir. Sonra görüşemediğim dostum rahmetli Kerim Paşa’nın birtakım kişilere söylediğine göre, bu yazışmalarımızı olduğu gibi Padişaha göstermeyi başarmış ve onun üzerine direnme gücü kırılmış.

Kerim Paşa’nın Kara Vasıf Bey’e yazdığı 8 Kasım 1919 günlü mektubunda da bu konuya dokunulmuştur.

Rahmetlinin bu mektubunda şu satırlar vardır:

“Eski sadrazam, en son görüşme üzerine ve bunun pek sürekli etkisi ve önemle tartışılması sonunda artık çekilmek gerektiğine inanarak ve bütün direnme gücü kırılarak, çekilme dilekçesini sundu.............................. İşte, sessiz sedasız, yurt için çalışılan ve tek başına temiz duygulu önemsiz bir girişim ile başarılan büyük olay budur...

Şurası dikkate almalıdır ki, bu yazıları ben yazmıştım, eski sadrazam ile Padişahımız Efendimiz Hazretleri bunun sonucunu öğrendikten sonra yazıların sağlam dayanakları karşısında kararlarını vermişlerdir................Girişimin ve yazılan yazıların ne kerteye dek yüksek esasları kapsadığı ve nasıl bir temiz vicdan ve keskin görüşle günün gerçeklerini kağıda geçirdi elbette Tanrı katında ve ulus tarihinin önünde soyluluk parıltısı olarak kalacaktır...

Bütün bunları sayıp dökmeye beni yönelten nedenler, geçmiş olayların altında yatan gerçekleri saptamaktır.” Rahmetli Kerim Paşa, mektubunun sonunda: “Bu kağıdımın bir örneğini Temsilciler Kuruluna göndermek iyiliğini esirgemezseniz; yüksek gerçeklerin tam olarak ve birlikte yayımlanmasına yardım etmiş olursunuz.” demiş; ama mektubun örneği değil, aslı bana gönderilmiştir. Bu mektubu da yayımlanacak belgeler arasına koyacağım.

Efendiler, bu görüşmenin yapıldığı gecenin ertesi günü, yani 28 Eylül günü, özeti bütün kolordulara kapalı telle bildirildi.
Ekin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Ekin'in Mesajına Teşekkür Etti
Eski 27.01.09, 23:50   #17
Moderator

Ekin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Dec 2011
Konular: 1175
Mesajlar: 8,990
Ettiği Teşekkür: 30788
Aldığı Teşekkür: 40437
Rep Derecesi : Ekin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Kotu Cocuk
Standart




Nutuk1 (9.Bölüm)


TRABZON’DAN GELEN ÖNERİ

Rahmetli Kerim Paşa’nın Fuat Paşa’ya yazdığı ilk telyazısında, İstanbul’dan yüksek kişilerin ulusal eylemleri yönetenlerle belli bir yerde buluşmalarından söz edildiğini görmüştük. Buna benzer, ama tersine olarak, yani Anadolu’dan İstanbul’a gitmek yolunda bir öneri de, bundan daha önce Trabzon’dan çıkmıştı. Bunu, izin verirseniz biraz açıklayayım: Trabzon Valisi Galip Bey, 18-19 Eylül günlerinde Ardase’de görev gezisinde bulunuyordu. Kazım Karabekir Paşa’nın Ardase’ye gidip Vali ile görüşmesi söz konusu idi. Bu iş üzerinde 19 Eylülde telgraf başında Kazım Karabekir Paşa ile görüştük. Görüşmeye yol açan, 18 Eylül günü Trabzon’dan aldığım bir telyazısı idi. Kendisine, olduğu gibi verdiğim bu telyazısında: “Ulusun yararına aykırı 6 maddeyi kabul etmiyoruz

(Bu 6 madde İstanbul ile ilişkiyi kesme buyruğudur.) Dileklerimizin Padişaha ulaştırılması konusu ise, gönderilecek bir kurul ile sağlanabilir kanısındayız.” denilmekte idi. Kazım Karabekir Paşa, makine başında Trabzon Valisi ile görüşmüş, özetini bildirdi. Vali, soru biçiminde birtakım düşünceler ileri sürmüş, Karabekir Paşa uygun karşılıklar vermiş. Vali en sonunda: “İstanbul’a bir kurul gönderilerek durumun Padişahın bilgisine sunulmasını ve bu kurulla kendisinin gitmesini önermiş ise de, bir türlü araçlarla ulusun dileğini bildirmeye giriştiğimiz için, bu düşüncesinden vazgeçmiştir. Böyle bir kurulun gitmesi ve buna, Sarayın durumunu bilen Gümüşhane delegesi Zeki Bey’in de katılması önerilmektedir.” denilmekte idi..

Tuhaftır ki, iki gün sonra, yani 21 Eylül 1919’da, Torul’dan Yarbay Halit Bey’in gönderdiği bir kapalı telde de bu kurul işinden söz ediliyordu. Çokça kuruntuya kapılan Padişahı, yabancıların ve Ferit Paşa’nın kucağına atmamak için, İstanbul’a kimliği ve görevi gizli tutulacak bir kurul gönderilmesinin uygun olacağı ve bu kurula delegelerden Servet ve Zeki Beyler alınırsa kıvançla kabul edecekleri, Zeki Bey’in ağzıyla bildiriliyordu. Halit Bey’e, 22 Eylülde verdiğin yanıtta, Zeki ve Servet Beylerin bulunacağı bir kurulun İstanbul’a gönderilmesinin uygun olmadığını bildirdim. 24/25 Eylül günü Ha1it Bey’den aldığım bir telde, Trabzon’daki karşı koyucuların başı olan Trabzon Valisi Galip Bey’i, Kolordu ile Erzurum Valisinin çağrısını kabul edip Erzurum’a gitmediğinden, ister istemez, silahlı kuvvetle göz altında bu gece (24/25 Eylül) Erzurum’a gönderdim.” deniliyordu.

Efendiler, garip bir rastlantı değil midir ki, rahmetli Kerim Paşa’nın ilk aracılık telyazısı, Trabzon Valisinin tutuklandığı gecenin ertesinde, Trabzon’da Vali ile Zeki ve Servet Beylerin ve bunların aldatmaları üzerine birtakım kişilerin İstanbul ile ilişki kesmeyi bozma yolundaki girişimlerinin ve İstanbul’a kimliği belirsiz bir kurul olarak gitmekle ilgili planlarının başarısızlığa uğratılmasının gerçekleştiği bir günde, yani 25 Eylül günü çekiliyor ve bizi ancak 27/28 Eylül gecesi aramayı gerekli görüyorlar. Yapılan yazışmalardan anlaşıldığına göre, Erzurum’a giden Vali Galip Bey, yeniden Kazım Karabekir Paşa’ya, İstanbul’a bir kurul aracılığı ile başvurmaktan söz etmiştir; bunu, Paşa’nın 27 Eylül günlü bir izin isteme telinden anlıyoruz. Buna 28 Eylülde karşılık olarak çekilen telde: “Kerim Paşa ile yapılan görüşme özeti okunduktan sonra söz konusu başvurmanın gerekli görülüp görülmeyeceğinin bildirilmesini rica ederiz. Gerekli görülürse, Trabzon Valisinin ulusal eylemlerimize karşı gelmekte Dahiliye Nazırı Adil Bey’den hiçbir ayrılığı olmadığından kendisinin yüksek ulusal işlerimize hiçbir yolla karışmasına izin verilmemesi” yanıtı veriliyor. Kazım Karabekir Paşa’nın 30 Eylülde verdiği karşılıkta ise: “Trabzon Valisinin bu gibi işlere karıştırılmaması yolundaki” düşüncemizin doğruluğu kabul olunduktan sonra “Trabzon’un durumunda çoktan beklenen düzelme oldu.” deniliyordu.

Efendiler, bu son söylediklerimle bir gerçek üzerinde daha sizleri aydınlatmak isterim. Trabzon Valisi Galip Bey ile Zeki Bey’in, Saray ve Ferit Pasa ile ilişkileri vardır. Bir kurul olarak İstanbul’a gitmek istemelerinin, ulusal amaca hizmet için olmayıp, İstanbul’da gerekenleri aydınlatmak ve birtakım önlemler önermek ve yeni buyruklar almak gibi ereklere dayandığı bence kuşku götürmüyordu. Nitekim, Zeki Bey daha sonra İstanbul’a gittiğinde, arkadan yeterince para ve cephane yollamaya söz verilerek ve özel yönerge ile, Trabzon ve Gümüşhane dolaylarında örgütler kurmak üzere gönderilmişti. Adı geçeni, İnebolu’da tutuklatarak Ankara’ya getirtmiştim. Bana, bu söylediklerimin hepsini açıkladı. Yalnız, sözde İstanbul’u aldattığını, alacağı para ve silahları bize teslim etmek düşüncesinde bulunduğunu söyledi. Buna, o gün ve dahası bugün bile inanacak bönler bulunabilir mi? Bununla birlikte, ben bu kişiyi, Erzurum Kongresi ile ilişkisine saygı gösterip, yalnız gerekli uyarma ve öğütlemelerle yetinerek salıvermiştim.


İLK BOZKIR OLAYI VE İZMİT MUTASARRIFININ KARŞI KOYMASI

Efendiler, İstanbul Hükümetince Kolordu Komutanı olarak Konya’ya gönderilen Sait Paşa’yı 30 Eylülde İstanbul’a geri gönderdik. Konya Valisi kaçak Cemal Bey’in, kaçmadan önce düzenlediği ilk Bozkır olayının önce geçmek için, Yirminci Kolordu ve Niğde’deki On Birinci Tümenin aracılığı ve yardımlarıyla gereken önlemler alındı ve İstanbul’un beklediği kötülük durduruldu. Ereğli, Bolu, Adapazarı, İzmit dolaylarında kurulmasına çalışan Kuvayi Milliye örgütleri, eylül ayının son günlerinde büyük duyarlık göstermeye başladı ve o çevrelerdeki Kuvayi Milliye başkanları, hükümet çekilmemekte direnirse İstanbul’a yürümeye hazır bulunduklarını bildiriyorlardı. Bu durumu 28 Eylülde bütün yurda ve doğal olarak İstanbul’a da genelge ile bildirdik. Ancak, İzmit kentinde 2 Ekim günü olumsuz denebilecek yeni bir durum karşısında kaldık. O sırada İzmit Mutasarrıfı, Suat Bey adında bir kişi idi. Kendisini telgraf başına çağırdık. Son günlerdeki bildirimlerimizin hepsinin alınarak gereğinin yapılıp yapılmadığını sordum. Mutasarrıf Bey, yaptığı açıklamada diyordu ki: “Bildirimleri aldım. Anlaşmazlık ve karışıklık olmaması için, halkı serbest bırakarak dinlemeyi en doğru bir tutum olarak gördüm. Olumsuz söylentiler vardır. Temsilciler Kurulundan açık1ama istemek ve özellikle amacın, İttihat Hükümetini önceki biçiminde diriltmek olup olmadığını kesin olarak anlamak istemektedirler. Ben en tarafsız bir adam olmak üzere düzeni ve güvenliği korumakla yükümlüyüm. Ben, her kim ve her ne için olursa olsun, sonucu bilinmeyen bir serüvene başkalarını sürüklemeyi doğru görmem. Hesaplı ve sakıngan davranılması düşüncesinde olduğumu bütün deneylerime dayanarak bilginize sunarım.”

Verdiğim yanıt ise şu idi:

Sıvas, 2 Ekim 1919

Suat Bey’e

Y: İzmit’te en küçük anlaşmazlığa ve karşılığa meydan vermemek, temel göreviniz olduğu gibi bizim de özellikle rica ettiğimiz bir iştir. Örgütlerimizin ve ulusal eylemlerimizin yasal amacını ve niteliğini, gerek size ve gerek İzmit’te birçok kişilere ve bütün dünyaya karşı yazdığımız ve yazmakta bulunduğumuz bildiri ve açıklamalarla, en kötücül düşmanlarımıza bile anlatmış olduğumuza kuşkumuz kalmamıştır. Artık, ancak ayaktakımının söylentisinden başka bir niteliği olmayan dedikoduların karar vermede etkili olabileceğini sanmıyoruz. Bundan başka, halkın sorup öğrenmeyi gerekli gördüğü noktalar var idiyse, bunlar neden hemen sorulup çözümlenmemiş bulunuyor? Siz tarafsız durumda kalmayı yeğ görüyorsunuz. Oysa tutumunuz hiçbir zaman tarafsızlık olamaz. Çünkü, siz ulusun yasal eylemlerine karşı tarafsızlığınızı ileri sürdüğünüz halde, hayınca davranışlarıyla yasadışı olan ve aslında yok sayılan Ferit Paşa Hükümetinin memurluğunu yapıyorsunuz. İttihatçılığın diriltilmesiyle uğraşacak dar görüşlülerden olmadığınızı siz pek güzel anlayabilirsiniz. Size, pek temiz duygularla ve fakat bütün kesinliği ile bunu bildiririm ki, siz artık Ferit Pasa Hükümetine güven beslemiyorsanız bunu Dahiliye Nazırlığına resmi olarak bildirmelisiniz. Eğer ulusun kararına ve isteğine aykırı olarak Ferit Paşa Hükümetine güveniniz varsa, İzmit’in sayın halkını yasal ulusal eylemlerinde serbest bırakmak üzere hemen görevinizden ayrılıp İstanbul’a gidiniz. Bu iki noktadan herhangi birine uymazsanız sizin için doğabilecek durumun yaratıcısı ve sorumlusu yine siz olacağınızı bütün içtenliğimle bildirmeyi bir vicdan görevi sayarım.

Temsilciler Kurulu adına

Mustafa Kemal

Mutasarrıf Bey’in: “Kulunuzu soğukkanlılıkla dinleyiniz efendim; bendeniz iyi anlatamadım. Amacımızın yüceliği ve yasallığı üzerine hiç söz söylenemez.” Tümceleriyle başlayan yanıtında yazılan satırlar: “Bizi yarınki cuma namazı toplantısına dek kendi kendimize bırakınız. Ferit Paşa’ya, kim bilir kaç kez kalemle saldıran bendenizi ne denli kötü gözle görüyorsunuz efendim?” tümceleriyle sona eriyordu.

Bunun üzerine, ertesi günlü cuma namazı toplantısına değin bekleyeceğimizi bildirmek için yazdığım telyazısına şu iki tümceyi ekledim: “Sizi kötü gözle gördüğümü sanmanız doğru değildir. Çünkü vicdanımız sızlamaksızın varabileceği yargılar, ancak, gerçek sonuçların alınmasına bırakılmıştır efendim.”

O günlerde İzmit’te Albay Asım Bey adında bir kişi, tümen komutanı olarak bulunuyordu. Asım Bey’e de, bir iki günden beri telgraf başında bildirimde bulunulmuştu. Ama hiçbir yanıt alınamıyordu. Onu da, 2 Ekim günü makine başına çağırdım, konuştum. Kendisine:

“Hükümetin düşeceği ve belki de düşmüş olması kesin olarak beklenir. Bu durumda ulusun dayancı ve buyrumu her türlü kuşkunun üstünde bir sağlamlık gösteriyor.” dedikten sonra, kesin düşünce ve kararını beklemekte olduğunu söyledim. Tümen Komutanı Asım Bey’in uzun uzun özür ve düşünce bildirmekle doldurduğu karşılığından çıkan olumlu anlam, şimdiye dek yanıt vermeyişinin, İstanbul’daki Kolordu Komutanına yazdığı buyruk isteme yazısına karşılık alamayışından ileri geldiği ve yarınki cuma namazında kararlar alınacağı tümceleriyle özetlenebilir. Birtakım öğüt1eri ve özendirmeleri kapsayan yanıtımda başlıca şunları dedim: “Ferit Paşa’nın yarına değin çekilmesi çok kuvvetle beklenebilir. Böyle olunca, yarınki toplantınız sonunda Padişah Hazretlerinden ve belli olursa yeni hükümet başkanından, hükümetin ulusal isteklere tam olarak uyacak tarafsız kişilerden kurulmasının rica edilmesini ve bunun beklendiğinin bildirilmesini sağlayınız. Bir de, yurdumuzu ve ulusal bağımsızlığımızı kurtarmak için, kurulacak yeni hükümet ile birlik olarak, daha pek çok çalışmaya gereksinme duyduğumuzdan tam sessizlik içinde, Temsilciler Kurulu kararı ile bildirdiğim noktaları göz önünde bulundurarak örgütler kurulmasının sürdürülmesini rica ederim.”


FERİT PAŞANIN ÇEKİLMESİ

Efendiler, ben Asım Bey’e bu son tümceleri yazdırırken (2 Ekim 1919, saat 3.40 sonrada) araya imzasız şöyle bir özel tel girdi:

“Paşa Hazretleri, İstanbul’da yakın arkadaşlar söylediler. Bütün akşam gazeteleri yazıyormuş. Ferit Paşa sağlık durumu dolayısıyla çekilmiş; Tevfik Paşa, hükümeti kurmakla görevlendirilmiş. Daha sabahtan söyleniyordu; fakat doğrulanmamıştı, şimdi doğrulandı efendim.”

“Bu teli kim veriyor? Anlayınız” dedim. Sormaya zaman kalmadan telin şöylece arkası geldi:

“Biz Ankara telgrafçıları. Paşa hazretlerine saygılarımızı sunarız ve yurdumuzun başına büyük bir bela olan bu hükümetin devrilmesi için, ulusun başında bulunup sağlayışını kutlarız. Kendisine söyleme iyiliğinde bulununuz.”

Telgraf haberleşmesi kesildi. Gerçekten 2 Ekim günü Ferit Paşa Hükümeti düşmüş bulunuyordu. Fakat, yeni hükümeti kuran Tevfik Paşa değil Ayandan Birinci Ferik Ali Rıza Paşa idi.

Efendiler, sırası gelmişken bilginize sunayım; bütün telgrafçılarımızın, ulusal girişim ve eylemlerimize yaptıkları özverili hizmetlerinin ulusal tarihimizde önemli yeri vardır. Kendilerine bugün açıkça teşekkür etmeyi bir ödev sayarım.


ALİ RIZA PAŞA HÜKÜMETİ

Efendiler, Ferit Paşa Hükümetinin düştüğünü ve Ali Rıza Paşa’nın yeni hükümeti kurmakla görevlendirildiğini 2/3Ekim 1919 günü yazdığım bir genelge ile bütün ulusa bildirdim. Bu genelgenin bir örneğini de, bilgi edinilmesi için, yeni Sadrazama ulaştırdım.

2 Ekim günü, yeni hükümet başkanıyla, görüşmek istemiştik. Ertesi gün, hükümetin toplantısı sırasında, Temsilciler Kurulu ile görüşeceklerine söz vermişlerdi.

Bilginize sunduğum bu genelgede belli başlı noktalar şunlardı:

1- Yeni hükümet, Erzurum ve Sıvas Kongrelerinde kararlaştırılan ve saptanan örgütlere ve ulusal amaçlara saygı gösterirse, Ulusal Kuvvetler ona yardımcı olacaktır.

2- Yeni hükümet, Millet Meclisi toplanarak gerçekten denetleme işine başlayıncaya dek, ulusun yazgısı ile ilgili hiçbir yüklenmeye girmeyecektir.

3- Barış Konferansına atanacak delegeler, ulusun isteklerini gerçekten anlamış ve güvenini kazanmış bilgili ve güçlü kişilerden seçilecektir.

Bildiride bu saydığım ilkelerin yeni hükümetçe kabul edilmesinin önerileceği belirtildikten sonra: “Bu konuda başkaca düşündükleri varsa yarın öyleye değin tez elden bildirilmesi” istendi.

3 Ekim 1919 günü Sadrazam Ali Rıza Paşa’ya yazdığım telyazısında: “Ulus, şimdiye dek, başına geçenlerin Anayasaya ve ulusal isteklere aykırı davranışlarından üzüntü duydu. Bundan dolayı, yasal haklarını tanıtmak ve yazgısını yetkili ve güvenilir ellerde görmek için kesin kararını verdi. Gereken sağlam girişimlere başladı. Düzenli örgütlere bağlı Ulusal Kuvvetler, ulusun kesin buyrumunu bütünüyle gösterme ve tanıtlama gücünü kazandı.

Ulus, Padişahın güvendiği yüce kişiliğinizle yüksek arkadaşlarınızı güç durumda bırakmak istemez. Tersine, yardımcı olmaya bütün içtenliğiyle hazırdır. Ancak, hükümet üyeleri arasında Ferit Paşa ile işbirliği yapmış nazırların bulunuşu, yüksek hükümetinizin görüşleriyle ulusa isteklerin uygunluk derecesini büyük bir açık yüreklilikle anlamak zorunluğunu doğurmuştur. Ulusa tam güven gelmeden, iyiliğe doğru atılmış olan adımın durdurulması ve yarım önlemlerle yetinilmesi uygun görülmemektedir. Bundan dolayı, şu ilkelerin sizce kabul edilip edilmeyeceğini kesin ve açık olarak anlamak isteriz.” dedik ve genelge dolayısıyla bildirdiğim üç ilkeyi yazdık. Daha sonra: “Bu temel noktalarda uyuşma olduğu anlaşıldıktan sonra, olağandışı durumun düzeltilmesi amacıyla ikinci derecede birtakım sunuşlarda” bulunacağımızı da bildirdik.

Ali Rıza Paşa bugün ant içmek üzere Saraya gideceklerinden telyazımıza yarın karşılık verileceği bildirildi.


ALİ RIZA PAŞA HÜKÜMETİNDE SEZİLEN DURAKSAMA

Biz, kimi davranışlardan, Ali Rıza Paşa Hükümetinde bir duraksama, bu hükümette bulunan kişilerin de kafalarında bir bulanıklık sezer gibi olduk. Onun için birtakım önlemler almayı uygun gördük.

Gene o gün bir genelge yazdık. Bunda: “Hükümet ile ulus arasında, görüş ve istek yönünden uyuşma sağlandığı, genelge ile bildirilinceye dek, eskisi gibi resmi yazışmanın kesilmiş bir durumda bulundurulması” gerektiğini bildirdik.

Bundan başka, her yandan gelen öneri ve düşünceleri birleştirerek bütün kolordu komutanlarına ve ulusal ayaklanmaya yardımcı olan valilere de 3 Ekim günü, birtakım gizli bildirimlerde bulunduk. Yeni Hükümet ile ilk yazışmalarımızı gösteren bu belgeleri, olduğu gibi yüksek görüşlerinize sunmayı, bundan sonraki yazışmalarımızın kolaylıkla anlaşılabilmesi için uygun görüyorum. İzin verir misiniz?

Şifre Sıvas, 3.10.1919

Bütün Kolordu Komutanlıklarına ve Ulusal eylemlere

Yardımcı Valilere ve Vali Vekillerine

Aşağıdaki telyazısının Harbiye ve Dahiliye Nazırlarına çekilmesi ve çekildiğinin bildirilmesi rica olunur:

“Dahiliye Nazırının hayınca davranışlarına alet olarak halkı silahlandırmaya ve birbirini öldürtmeye kalkışan Konya Valisi Cemal ve Elazığ Valisi Ali Galip ve Malatya Mutasarrıfı Halil Beylerin tutuklanarak askeri mahkemeye verilmeleri ve Trabzon Valisi Galip Kastamonu eski Valileri İbrahim ve Ali Rıza Beylerle Ankara Valisi Muhittin Paşa’nın görevlerinden çıkarılmaları ve ulusun yasal haklarına saldırıda bulunmadıklarından ve ulusal eylemlere ve ülküye yardımcı olmalarından dolayı görevlerinden çıkarılan Sıvas Valisi Reşit paşanın bu görevinde bırakılması, Bitlis eski Valisi Mazhar ve Van eski Valisi Haydar Beylerin hemen açık bulunan illere atanıp çalıştırılmaları istenilmektedir.”

Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk

Cemiyeti Temsilciler Kurulu adına

Mustafa Kemal

Bütün Vali ve Kolordu Komutanlarıyla Bağımsız

Mutasarrıflıklara

Sadrazama, anlamca aşağıdaki örneğe uygun olarak başvurulması ve sonucun bildirilmesi rica olunur.

“Müslüman halkı silahlandırmaya ve birbirini öldürtmeye” kalkışan ve orduyu dağıtmak ve sonunda yurdu savunmasız bırakmak için buyruk veren ve ordunun sırlarını, şifrelerini çalmak için düzenler kurarak bunları açığa vuran ve u1usun Anayasa hükümlerine göre dokunulmazlığı bulunan özel haberleşmesine engel olan eski nazırlardan Ali Kemal Bey ile Süleyman Şefik Paşanın ve Dahiliye Nazırı Adil Beyin, Millet Meclisi açıldığında Yüce Divana verilmek üzere, hiçbir yere kaçmalarına meydan verilmemesini ve Telgraf Genel Müdürü Refik Halit Beyin gene bu nedenlerden dolayı hemen tutuklanarak ilgili mahkemeye verilmesini yasanın dokunulmazlığı ve kutsallığı adına isteriz.”

Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk

Cemiyeti Temsilci1er Kurulu adına

Mustafa Kemal

Elbette Harbiye Nazırlığına geçen Cemal Paşa, orduya resmi bir bildirim yapacaktı. İşte ona ilk karşılık olmak üzere şu telin çekilmesini kolordulara bildirdik:

Şifre

Üçüncü, Yirminci, On ikinci, On Beşinci, On Üçüncü

Kolordu Komutanlık1arına

Yirminci Kolordu Komutanı Fuat Paşaya (ayrıca)

Konya’da Refet Bey’e (ayrıca)

Harbiye Nazırı Cemal Paşanın ilk bildirimine yanıt olmak üzere aşağıdaki telyazısının gizli olarak kendisine çekilmesi ve sonucun bildirilmesi rica olunur:

“Sizin, ilk günden beri büyük bir inançla yasal ulusal eylemlerin başında bulunduğunuzu biliyoruz. Harbiye Nazırlığına gelişiniz sevinçle karşılanmıştır. Yüksek başarılarınıza bütün ordu ve bütün Ulusal Kuvvetler yardımcı olacaktır. Ancak, başarı sağlamanız için aşağıdaki işlerin olabildiğince çabuk gerçekleştirilmesini rica. ederiz:

a- Cevat Paşaya da eski Birinci Ordu Müfettişi Fevzi Paşa, Genelkurmay Başkanlığına atanmalıdır.

b- Galatalı Albay Şevket Bey, ya da Yusuf İzzet Paşa, İstanbul’daki Kolordu Komutanı ve İstanbul Muhafızı olmalıdır. Yusuf İzzet Paşa İstanbul Muhafızlığına ve Galatalı Şevket Bey 25 inci Kolordu Komutanlığına atansa da olabilir.

c- A1bay İsmet Bey Harbiye Nazırlığı Müsteşarlığına atanmalıdır.

ç- Tümen Komutanı Yarbay Kemal Bey’in Polis Genel Müdürlüğüne atanmasına yardım edilmelidir.

d- Ordu üzerinde kötü etki yapmış olan ve Harbiye Nazırlığını değersiz ve işlemez bir duruma getiren ve Millet Meclisinin kararı olmadan eski rütbeleri ile göreve alınıp özel siyasal düşünce ile çalıştırılmakta bulunan emeklilerin hemen eski durumlarına getirilmeleri ve önemli ve etkili görevlerin güvenilir ellere verilmesi gereklidir.

e- Eski Üçüncü Kolordu Komutanı Albay Refet Bey nedensiz olarak çekilmeye zorlandığından bu işlemin düzeltilmesiyle kendisinin bugün bulunduğu Konya’da On İkinci Kolordu Komutanlığına atanması ve Fuat Paşa’nın kendisi için yapılan işlem düzeltilerek Yirminci Kolordu Komutanlığında bırakılması gereklidir.

f- Fuat Paşa’nın yerine atanan Hamdi Paşa ve Onikinci Kolorduya atanan Sait Paşa hemen eski durumlarına getirilmelidirler.

g- İlk fırsatta müfettişliklerin yeniden kurulması ve Doğu Anadolu’daki kolorduların On üçüncü Kolordu ile birlikte Kazım Karabekir Paşaya ve Batı Anadolu’daki kolorduların İstanbul ve Edirne de içinde olmak üzere, Ali Fuat Paşa’ya verilmesi ve şimdilik iki müfettişlikle yetinilmesi uygun görülmektedir.”

Temsilciler Kurulu adına

Mustafa Kemal


../..

.....
Ekin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Ekin'in Mesajına Teşekkür Etti
Eski 27.01.09, 23:50   #18
Moderator

Ekin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Dec 2011
Konular: 1175
Mesajlar: 8,990
Ettiği Teşekkür: 30788
Aldığı Teşekkür: 40437
Rep Derecesi : Ekin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Kotu Cocuk
Standart

ALİ RIZA PAŞA HÜKÜMETİ ULUSAL ÖRGÜTLERİ VE AMAÇLARI SORUYOR

Efendiler, yeni Sadrazamdan beklediğimiz karşılık, sonunda geldi; şudur:

Çok ivedidir.

Sadrazamlık, 4.10.1919

Sıvas’ta Müdafaai Hukuk Cemiyeti Temsilciler Kuruluna

Y: 2 ve 3 Ekim 1919

Erzurum ve Sıvas Kongrelerinde kararlaştırılıp saptandığı telyazılarında bildirilen örgüt ve amaçların neler olduğu Bakanlar Kurulunca bilinmediğinden işin gereği incelenmek üzere, her şeyden önce, adı geçen kongrelerde alınan kararların tez elden bitirilmesini dilerim efendim.

Sadrazam Ali Rıza

Sadrazam Paşa ve sayın arkadaşlarının içlerinde, biraz sonra görüleceği gibi, Kuvayi Milliyenin delegesi olarak hükümete girdiğini bildiren Cemal Paşa bulunduğu halde hükümeti kurdukları güne değin, ulusal amaçların neler olduğunu bilmediklerini söylemeleri şaşı1acak iş değil midir? Bundan daha çok dikkati çeken nokta, ulusal isteklere uyup uymamak konusunda karar verebilmek için, her şeyden önce, kongrelerin kararlarlılığı istemeleridir. Oysa, bu denli gürültü doğuran ve uygulanması kendilerinden önceki hükümetin düşmesi sonucunu veren kongre kararlarını bilmemeleri düşünülebilir miydi? Amaçlarının, zaman kazanmak ve bize karşı hiçbir yüklenmeye girmeksizin, yeni ve şeytanca düzenlerle ulusu aldatarak kurulmuş olan dayanışmayı ve bağlantıyı gevşetmek olduğuna hiç kuşku etmedim. Ama bozuşma olacaksa, ben de her şeyden önce onların içlerinde sakladıklarını ulus önünde belirtecek bir yol tutmayı yeğledim. Bundan dolayı, Sadrazamın ve sayın arkadaşlarının isteklerini yerine getirdim. 4 Ekim 1919 günlü telyazısı ile Kongre Bildirisini, olduğu gibi ve tüzüğün yalnız örgütle ilgili temel noktalarını da özet olarak bildirdim. Hiçbir yerden resmi yazışmalara girişilmemesi içjn yeniden genel bildirimler yapıldı.

Efendiler, o gün şöyle bir tel a1dık:”

Sadrazamlık, 4.10.1919

Y: Başkanlığım altında kurulan hükümet ulusun isteklerine göre yurdun mutluluk. ve esenliğini sağlamak için kesin bir dayançla çalışmak konusunda görüş birliğine varmıştır. Osmanlı topluluğunun dağılmaması, ulus bağımsızlığının korunması, yüce Halifelik ve Padişahlığın dokunulmazlığı, Anayasa hükümlerince bütün ulusun gücüne ve buyrumuna dayanılarak kuşkusuz sağlanacaktır. Ateşkes Andlaşması tarihindeki sınır içinde kalan bütün Osmanlı topraklarının ve kentlerinin antlaşmaya temel olan Vilson ilkelerine uyularak doğrudan doğruya yüksek Padişahlığın yönetimi altında bırakılması ve sınır içinde kalıp büyük Müslüman çoğunluğunun oturduğu ülkenin parçalanmasını önleyerek bu toprak1ar üzerindeki, tarih, soy, din ve coğrafya bakımından olan haklarımız için, türeye ve adalete uygun bir karar alınmasının sağlanması da bugünkü hükümetçe kesin olarak istenmektedir. Millet Meclisinin toplanmasına değin ulusun yazgısı ile ilgili herhangi bir kesin ve resmi yüklenmeye girişilmeyeceği ve Barış Konferansına gönderilecek delegelerin ulusal istekleri anlamış, güvenilir, güçlü ve iyi düşünür kimselerden seçileceği kuşku götürmez. Yurdumuzda meşrutiyet yöntemi gereğince, ulus egemenliği yürürlükte bulunduğundan görevini iyi bilen şimdiki hükümet, ulusun kararını almaksızın yurdun kaderi üzerine bir işlem yapamayacağı için, seçimlerin bir an önce yapı1masını sağlayacak her türlü davranış ve girişimlerde bulunmakta ve Millet Meclisinin toplanmasını çabuklaştıracak kolaylıkları göstermeye çalışmaktadır. Ancak, hükümetin tutacağı yol, yasalara eksiksiz uymak, aykırı durumları önleyip ortadan kaldırmak olduğundan; olağandışı ve yasaya uymayan durumların sürüp gitmesi ise, Osmanlı devlet merkezi ile Anadolu’yu birbirinden ayırarak birçok tehlikeli sonuçlar doğurmakla, Tanrı korusun başkentin varlığını tehlikeye düşüreceğinden ve düşman1arın yer yer yurdumuza girmeleriyle sonuçlanıp ülkenin bütünlüğünü bozacağından; bugünkü hükümet, sizin el koyduğunuz resmi dairelerin boşaltı1acağına, hükümet işlerindeki kesikliğin giderileceğine ve en ufak bir karışmadan bile sakınılması gereken hükümet erkine saygı gösterileceğine, yabancılarla siyasal ilişkilere girişilmeyeceğine, milletvekili seçimlerinde halkım özgürlüğüne hiç dokunulmayacağına söz vermenizi istiyor.

Efendiler, dikkat buyurulursa bu telyazında ne ad vardır ve ne de imza. Sadrazamlık katından yazıldığı anlaşılıyor idiyse de, başka bir şey daha anlaşılıyordu; o da, bu satırları yazan kişi ya da kişiler, Temsilciler Kurulunu tanımak ve onunla imzalı olarak resmi olarak resmi yazışma ve görüş alışverişinde bulunmak istemiyorlardı.

Bir de bizim kongrelerde aldığımız kararların ve kendilerine önerdiğimiz üç noktanın dikkate alınmasını, yeni hükümetin Sadrazamı ve nazırları, olağan buluyorlar. Bu karar ve ilkelerin sağlanmasına çalışmakta olduklarını söylüyorlar.

Ancak Sadrazam: “Hükümetin klavuzu yasa hükümleridir. Görevi, aykırı durumları önleyip ortadan kaldırmaktır.” gibi bir başlangıçtan sonra, bizim ve davranışlarımızın olağandışı ve yasaya aykırı olduğuna dokundurarak bu durum sürüp giderse, merkezle Anadolunun birbirinden ayrı olacağını bildirip bundan doğacak tehlikeleri sayıyor. En sonunda baklayı ağzından çıkararak: “Sizin el koyduğunuz resmi dairelerin boşaltılacağına, hükümet işlerindeki kesikliğin giderileceğine ve hükümet erkine saygı gösterileceğine, yabancılarla ilişkilere girişilmeyeceğine, milletvekili seçimlerinde özgürlüğüne dokunulmayacağına vermenizi istiyoruz.” diyor. Böylece, bizim varlığımızı ve çalışmalarımızı ortadan kaldırmak amacında olduğunu anlatmış bulunuyor.

Efendiler, belki unuturum, ayrıntılara girişmeden önce söylemeliyim ki bizim el koyduğumuz resmi daire yoktu. Yalnız Sıvas Valiliği Temsilciler Kurulunu okulların tatil bulunması dolayısıyla lisede konuklamıştı.. Söz konusu edilmek istenilen resmi daire bu olacaktı. Yeni hükümet her türlü yürütümüne başlangıç olmak üzere Temsilciler Kurulunu buradan kovarak, onun erkini ve onurunu kamu önünde kırmak istiyordu.

Efendiler, kimden kime yazıldığı açıkça belli olmayan bu telyazısı üzerine, Sıvas telgraf merkeziyle İstanbul telgraf merkezi arasında işte şu haberleşme oldu:

Olağanüstü

İstanbul Merkez Müdürlüğüne

Sadrazamlık merkezinden yazılan telyazısı, başlığı ve imzası olmadığı için Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti Temsilciler Kurulunca kabul edilmedi. Telin örneği merkezimizde tutu1maktadır. Gerekenlere bilgi verilmesi rica olunur.

İmza

Kongre Merkezi

“Bize, üzerinde Sadrazam Paşa Hazretlerinin yanıtıdır başlığı ile Ametçi Bey verdi ve örneği telgrafhanededir. Siz Paşa Hazretlerine böyle veriniz.”

“Temsilciler Kuruluna geldiği vekilinden olduğu belli değildir. Bundan dolayı, başlık ve imza olmadığı için, kabul etmiyorlar.”

“Öyle ise şimdi dağıldı. Hükümet toplantısında bu konuda bir şey yazarlarsa kuşkusuz durum belli olur efendim.

Bu karşılığı verdikleri zaman dağıldılar. Artık bize bir şey gelmez. Fakat Sadrazam Paşa evinden belki yazar. Bizim bu merkezin işi, toplantı dağılınca biter, kapanır azizim.”

“Siz, dediğimizi Ametçi Bey’e söyleyin.”

“Ametçi Bey de gitti. Yalnızım.”

“Telefonla söyleyiniz.”

“Bizde şehir telefonu yok. Bununla birlikte siz teli öylece saklayınız da sabahleyin resmi olarak bir şey yazdıralım efendim.”

“Sadrazam Paşa’ya telefon edin.”

“Kardeşim, o Sadrazam Paşa’ya anlatamayız ki...”

Olağanüstü Babıali, 4.10.1919

Sıvas Kongre Merkezi Müdürlüğüne

Erenköyü’nde oturan Sadrazam Paşa Hazretleri te1efondan arandığı ve saat yirmi biri yirmi beş geçtiği halde bulunamadı. Yapılacak haberleşme sonucu, zorunlu olarak, yarın bildiri1ecektir efendim.

Babıali Müdürü

Hüseyin Hüsnü

Olağanüstü İstanbul, 4.10.1919

Kongre Merkezine,

Y: Babıali Müdürlüğünden de bildirildiği üzere şimdi yirmi biri yirmi beş geçeye değin, telefondan arandıkları halde Sadrazam Paşa Hazretlerinin konaklarından yanıt alınamadı.. Biraz sonra yine arayacağım. Yanıt alırsam hemen bildiririm. Alamazsam sabahı beklemek zorunlu olacaktır efendim.

İstanbul Telgraf Müdürü

Tevfik

Efendiler, ertesi gün, yani 5 Ekim 1919 günü, imzasız teli Sadrazamın Temsilciler Kuruluna yazdığı ve Kurulun teline karşılık olduğu söylendi. Bunu resmi olarak saptayan resmi ve imzalı bir açıklama olmamakla birlikte, biz böyle küçük bir noktada daha çok durmayı yararlı ve uygun görmedik. Sadrazam Paşa’ya yanıt vermeyi uygun bulduk. 5 Ekimde yazdığımız uzun karşılığın ana çizgilerini özetleyeyim:

“Önerilerimizin hepsinin uygun görülüp kabul edilmiş olduğu anlaşıldı.” Dedikten sonra, bizim söz vermemizi istedikleri noktalar üzerinde açıklama yaptık ve dedik ki: “Olağandışı ve yasaya aykırı durumların etmeni ve yaratıcısı Ferit Paşa Hükümeti idi. Ferit Paşa Hükümetinin yaptığı türeye uymaz iş ve davranışlarının nedenlerinin ve etmenlerinin kaldırılması için sizler kesin önlem alırsanız, bu durum kendiliğinden ortadan kalkar.

Cemiyetimizin, şimdiki hükümete karşı yüklenmelerde bulunması ve kendilerine yardım edebilmesi için önce, hükümetin ulusal örgütlerimizi iyi karşıladığını açık ve kesin bir dille söylemesi gereklidir. Yoksa, karşılıklı güven ve yakınlığın doğduğuna inanılamayacak ve karşıt davranış ve girişimlerin belirmesi beklenecektir.”

Ali Rıza Paşa’nın imzasız telyazısındaki: “Yurdumuzda, meşrutiyet yöntemi gereğince, ulusal egemenliğin yürürlükte olduğu” noktasına da: “Gerçekten öyle ise de Millet Meclisinin dağıtıldığı günden sonra dört ay içinde toplanması Anayasamızın açık hükümlerinden iken, bugüne değin seçmen kütükleri bile düzenlenmemiştir. Bu davranış, Ferit Paşa Hükümetinin açıktan açığa meşrutiyeti yıkmaya yeltenmesi ve Anayasaya kesin saldırısı demektir ve Ceza Yasasının özel maddesine göre ağır bir suç sayılarak bu suçu işleyenlere yasa hükümlerinin eksiksiz uygulanması, ulusal egemenliği kabul eden ve yasa hükümlerinin uygulanmasını kendisi için bir ödev sayan her yasal hükümetin ilk kutsal görevidir.” diye yanıt verdik. Ondan sonra şu önerileri ileri sürmeye başladık:

1- Yurtta rahatlık ve güvenlik olduğunu ve ulusal isteklerin yüzde yüz haklı ve yasaya uygun olduğunu resmi bir bildiri ile açıklayarak ulusun genel birliğine Hükümetin de katıldığını gösteriniz.

2- Düşük Hükümetin hayınca davranışlarına alet olmuş bulunan birtakım büyük görevler vardır. Onları ilgili mahkemelere veriniz. Ulusal eylemlere engel olan bazı eski valilerin devlet hizmetinde kullanılmamaları için gerekli işlemi yapınız. Ulusal eylemlere hizmet ettikleri için çıkarılanları eski görevlerine atayınız.

3- Önceki rütbeleriyle göreve alınmaları Millet Meclisinin onayından geçmemiş olan ve çalıştırılmamalarının tek nedeni birtakım kötü siyasal düşüncelerden başka bir şey olmayan emeklileri hemen, eski durumlarına getiriniz. Önemli askeri görevleri yetkili ellere veriniz.

4- Eski nazırlardan Ali Kemal ve Adil Beylerle Süleyman Şefik Paşa’nın, Millet Meclisi açılınca Yüce Divana verilmek üzere, hiçbir yere kaçmalarına meydan bırakılmamasını; Posta ve Telgraf Genel Müdürü Refik Ha1it Bey’in hemen tutuklanarak ilgili mahkemeye verilmesini; yasanın dokunulmazlığı ve ulusal hakların kutsallığı adına isteriz.

5- Ulusal eylemlere katılmış ya da ulusal eylemleri desteklemiş olanlara karşı başlanan kovuşturma ve baskılara son veriniz.

6- Basını yabancı sansüründen kurtarınız.

İşte efendiler, özet olarak saydığım bu noktalarla ilgili düşünce ve önerilerden sonra telimizi şöylece bitirdik: Bilginize sunduğumuz şeylere ve ileri sürdüğümüz önerilere ulusu inandıracak açık ve uygun karşılık verilinceye değin, ulusal amaçları gerçekleştirmek için, ulusça alınmış olan edimli önlemlerin, eskisi gibi sürdürülmesinin zorunlu olacağını, bütün illerle bağımsız sancaklardan ve bağlantılarından aldığımız kararlar üzerine tam bir kesinlikle bildiririz.

İmza: Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti Temsilciler Kurulu adına, Mustafa Kemal.

Efendiler, İstanbul’la haberleşme biter bitmez, şu genelge ile yurda durumu bildirdim:

Genelge

Belediyelere ve Basına

Sadrazam Paşa Hazretleri Erzurum ve Sıvas kongrelerindeki temel kararları ve ulusal örgüt1erin isteklerini yerinde görüyorlarsa da düşüncelerinde birtakım açıklanması gerekli yönler bulunduğundan hükümetle ulusun gerçekten anlaşmasının sağlanması amacıyla ve bütün merkezlerden alınan düşüncelerin özüne dayanılarak verilen yanıt ve ileri sürülen öneriler, aşağıda gösterilmiştir. Olduğu gibi kamuoyuna bildirilir. Gelecek karşılık ve ona göre alınacak kararlar da hemen bildirilecektir.

Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk

Cemiyeti Temsilciler Kurulu adına

Mustafa Kemal

../..

.....
Ekin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Ekin'in Mesajına Teşekkür Etti
Eski 27.01.09, 23:51   #19
Moderator

Ekin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Dec 2011
Konular: 1175
Mesajlar: 8,990
Ettiği Teşekkür: 30788
Aldığı Teşekkür: 40437
Rep Derecesi : Ekin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Kotu Cocuk
Standart




Nutuk1 (10.Bölüm)

YUNUS NADİ BEYE ARACILIK YAPTIRILIYOR

Efendiler, Ali Rıza Paşa Hükümetinin iş başına geçtiğinin beşinci gününe geldik. Daha da anlaşamıyoruz. Yurdun, İstanbul ile olan resmi yazışması ve resmi ilişkisi kopmuş durumda sürüp gidiyor. Sadrazam Paşa Hazretleri, önerilerimize karşılık vermiyor ve hiçbir zaman da vermemiş olduğunu göreceksiniz. Hükümet üyelerinden hiç kimse bizimle görüşmek istemiyor.

Bugün, yani 6 Ekim 1919 günü, Yunus Nadi Bey arkadaşımız, Harbiye Nazırı olan Cemal Paşa’yı, çağırması üzerine, dairesinde ziyarete gitmiş. Cema1 Paşa, Yunus Nadi Bey’e durumdan, özellikle Hükümetle Temsilciler Kurulu arasında daha anlaşmaya varılamadığından söz açmış ve anlaşıldığına göre, bizi haksız göstermiş ve kendilerinin her şeyi kabule ve uygulamaya hazır bulunduklarını anlatmış ve herhalde anlaşmazlık çıkaran ve bunda direnen yanın, Temsilciler Kurulu olduğunu söylemiş. Belki de, Yunus Nadi Bey’in bizimle yakından tanışıklığı dolayısıyla, arabuluculuk yapmasını önermiş olacak.

Yunus Nadi Bey, bu arabuluculuk isteğini kıvançla kabul etmiş; yalnız Yunus Nadi Bey’in, Cemal Paşa’nın verdiği bilgiyi temel ve gerçek olarak aldığı ve durumu ona göre yorumladığı şimdi sözünü edeceğim telyazısından anlaşılmakta idi.

Yunus Nadi Bey’le telgraf başında olan bu görüşmemiz, yeni hükümet ile bizim, görünüşte olsun, anlaşmamıza etki yapması bakımından önemlidir. Bundan dolayı, izin verirseniz biraz açıklayacağım.

Harbiye Nazırı Paşa’nın beni telgraf başına çağırdığını haber verdiler. Bir süredir dairemizde bulunan makine başına gittim.

İstanbul: “Harbiye telgrafhanesi; Yunus Nadi Bey sizinle görüşmek istiyor efendim.” denildikten sonra: “Harbiye telgrafhanesinde makine başında hazırım.” dendi.

“Hazır olan kimdir?” dedim.

Telgrafçı: “Yunus Nadi Bey ve yanında Nazır Paşa’nın yaveri Cevat Rifat Bey vardır efendim. Nazır Paşa’yı istediler mi, yoksa...” açıklamasında bulundu.

“Kendileriyle şimdi görüşürüz. Yalnız, beni telgrafa çağırdıkları zaman: Nazır Paşa istiyor. Demişlerdi. Çağıran Nazır Paşa mıdır? Yoksa siz mi?”

Yunus Nadi Bey: “Nazır Paşa’nın izin vermesi üzerine, yaveri aracılığı ile Harbiye telgraf merkezinden sizi aradık. Yanlış anlaşılmıştır efendim,” dedi.

Ben: “Teşekkür ederim. Buyurun,” dedim.

Bunun üzerine Yunus Nadi Beyin sözleri alınmaya başlandı. Yunus Nadi Bey konuşmasına şu girişi yaptı: “Ulusal iradenin ulus egemenliğini etkin kılmasının mutlu sonucu olarak meydana gelen değişiklik üzerine, burada kurulan hükümetle ulusal örgütler arasında birleşik bir düzen kurulmasının gecikmeyeceği kanısına varmıştım. Soruşturmam üzerine, daha bir iki noktada uyuşmazlık bulunduğunu anladım. Bu uyuşmanın gecikmesi, içerde ve dışarda iyi olmayacağından birtakım dileklerde bulunmayı ödev saydım.”

Ondan sonra, şimdi özetleyeceğim noktalarla ilgili bilgi ve düşüncelerini, birinci sorun olarak söylediler.

1- Ferit Paşa Hükümetinde bulunmuş olan kimi kişilerin, bu hükümete katılmalarından dolayı, kötü gözle görülmelerinin doğru olmadığı ve Abuk Paşa’nın, Ferit Paşa Hükümetinin düşürülmesinde rol oynadığını;

2- Rıza Paşa Hükümetinin, geçiş dönemi hükümeti olduğunu, ancak milletvekili seçimlerini sonuna değin görevde kalabileceğini;

3- Şimdiki hükümetin, ulusal isteklerin hepsini iyi karşılamak ve iyi sonuçlandırmasına çalışmak konusunda en ufak bir kuşkuya yer vermemekte olduğunu söylediler ve:

4- Özellikle, Cemal ve Abuk Paşalar hükümette ulusal örgütlerin birer delegesi görülmelerinde kuşkuya yer yoktur, hükmünü verdiler.

İkinci sorun olarak da Yunus Nadi Bey, kişilerle yöne dokundular. Bunda bizimle tam duygu birliğinde olmakla birlikte: “Biraz ılımlı davranmayı salık vermeye yelteneceğim.” dedi ve görüşünü: “Ulusal başarının sağladığı iyi etkilerin, kimi kişilerce öç alma olarak yorumlanıp lekelenmekten korunmasının önemli olduğu,” sözleriyle açıkladı.

Yunus Nadi Bey: “Şimdiki hükümet ileri gelenleriyle yaptığım görüşmelerden ulusal örgütün isteklerinin hepsini yerine getirmeye ve yürütmeye kararlı oldukları anlaşılıyor.” dedikten sonra şu bilgiyi verdi:

“Harbiye Nazırı Cemal Paşa, bugün yayımlanacak bildiride, bu yönün yeterince belirtilmiş olduğunu ve ancak, bildiri, hükümetin resmi diliyle yazıldığına göre, her yön dikkate alınarak yazılmış olduğunu, göstermelik birkaç sözcüğe önem verilmemesi gerektiğini söyledi.”

Yunus Nadi Bey, yeni Sadrazamın ve hükümetinin her türlü yanlış anlamayı ortadan kaldırmak için ulusal örgütler ileri gelenlerinin göstereceği bir kurulla doğrudan doğruya görüşmek konusundaki gönülden isteğini bildirdikten sonra, bütün düşüncelerini şu tümce ile özetledi: “Şimdi benim en önemli saydığım yön, bunalımın geçmemiş olması ve karışık durumda sürüp gitmesidir.”

Yunus Nadi Bey, düşüncemi öğrenmek istediğini söylediği için ben de şu yanıtı verdim:

Sıvas, 6.10.1919

Yunus Nadi Beyefendiye

Temsilciler Kurulunca Sadrazam Paşa Hazretlerine yapılan ana ve ikinci derecedeki önerilerle kendisinin Kurulumuza verdiği yanıtı, özellikle bu yanıtın son bölümlerini gördünüz mü? Söylediklerinizden bu yazıları görmemiş olduğunuz ve önerilerimizin niteliğini ve içtenliğini gereği gibi anlamamış kişilerce size anlatılmış olduğu sonucuna varıyoruz. Bu nedenle ana konu üzerinde burada tartışmanın güç olduğu görüyoruz. Yalnız, kişisel olan yüksek düşüncelerinizdeki birtakım noktaları aydınlatmak amacıyla, aşağıda, sırayla açıklamalar yapılmıştır:

Yeni hükümet ile ulusal örgütlerimiz arasında uyum sağlanmasının gecikmeyeceğine biz de inanmakta idik. Bunun gecikmesi nedenini bizde değil, yeni hükümetin dört günden beri göstermekte olduğu duraksamalı davranışta aramak gerekir. Yeni hükümet ile aramızda anlaşmazlık olduğunu da, yeni hükümet bize bildirmemiştir. Yeni hükümette bırakılan eski nazırların namuslarından kuşkuya düşmemekle birlikte, eski hükümetin ağır suç sayılacak işlerine bilerek ya da bilmeyerek katı1mış oldukları, göz önünde tutulacak önemli bir noktadır.

Abuk Paşa’nın hükümetin düşürülmesinde oynamış olduğu rolü bilmiyoruz. Biz, sonuç sağlayan gücü pek iyi biliriz. Bizim amacımız, bu hükümeti, sizin düşündüğünüz gibi, geçiş dönemi hükümeti saymak değildir. Tersine, ulusun yazgısını belirleyecek ve barışı yapacak en önem1i bir hükümet olabilmesini dileriz. Ulusumuzun yararı ile ilgili konularda yabancıların bizce hiç önemi yoktur. Biz gidişimizi yabancıların dedikodusuna uydurmak güçsüzlüğünü kötü görenlerdeniz. İç ve dış durumu bütün açıklığı ile biliyoruz.

Attığımız adım, rasgele değil, derin düşüncelere, sağ1am temellere ve bütün ulusun düzenli örgütlere bağlı gerçek gücüne, dayancına ve iradesine dayanmaktadır. Ulus, egemenliğini, bütün anlamıyla bütün dünyaya tanıttırmaya kesin karar vermiştir. Bunun için de, her yerde her türlü önlemler alınmıştır. Bugünkü hükümetin, ulusa1 istek ve dilekleri iyi karşılamasını ve sonuçlandırmak için çalışmasını isteriz. Çünkü başka türlü, iş başında kalamaz. Abuk Paşa’yı bilmiyoruz. Fakat Cemal Paşa’dan, ulusal örgütlerimizin delegesi olmaktan başka bir şey beklemeyiz.

(Efendiler, şunu açıklamalıyım ki Cemal Paşa bizim delegemiz değildi ve böyle bir durum ve görevin kendisine verilmesine bildiğiniz tutumundan dolayı yer de yoktu. Ancak Yunus Nadi Beyin telyazısında: “Cemal Paşa’nın delege gibi kabul edilmesinde duraksamaya yer yoktur.” denilmiş olmasından, Cemal Paşanın bunu istediği kanısına varılmış ve bir oldubitti olarak delegelik verilmiştir.) Bu bakımdan, nazır olur olmaz kendilerinin herkesten önce ve aracısız olarak bizimle ilişki kurup gerçek durumu anlayacağını ve ona göre hükümetle ulusal örgütlerin görüşlerini birleştirmeye girişeceğini umuyorduk. Oysa, daha böyle bir ilişki kurmaktan çekindiği görülüyor.

Bizim, yeni hükümete karşı yaptığımız öneriler ve hükümetten isteklerimiz, kişisel ve öznel olmayıp iller ve bağımsız sancaklarla bunlara bağlı yerlerin ve beş Kolordu komutanının ve u1usal örgütlerden yana olan yüksek görevlilerin Temsilciler Kurulunuza bildirdikleri öneri1erden, Temsilciler Kurulumuzca, hükümeti elden geldiğince güç duruma sokmamak yönü de dikkate alınarak, çıkarılmış özetin özetidir.

Bu önerilerde ve isteklerde düşündünüz ve anlattığınız sakıncalar da yoktur. Hükümet, Temsilciler Kurulumuzla, güvenilir ve gerçek ilişkiler kurar ve görüşmelerde bulunursa, ileri sürülmüş olan isteklerin ve önerilerin hükümetçe uygulanabilecek şekil ve zamanını belli etmek için hiçbir engel yoktur. Yalnız, Sadrazam Paşanın Temsilciler Kurulumuza 4 Ekimde, telimize karşılık olarak gönderdiği telyazısındaki son bölümler ilgi çekicidir. Eğer, yasal ulusal örgütlerimizi ve bunların başında bulunanları, türe ve yasa dışı sayma anlayışı sürdürülecekse, hiçbir uzlaşma yolu bulunamayacak kuşku götürmez.

Bugün yayımlanacağını bildirdiğiniz bildiride, u1usa1 örgütümüz ve ulusal eylemlerimiz üzerine, her ne neden ve yolla olursa olsun, yerici bir dil kullanılırsa; bu yerme önemsiz birkaç sözcükle yapılsa bile, bizce hemen her türlü yolu kapanmış sayılacaktır. Aslında İstanbul Hükümeti, Temsilciler Kurulu ve tam olarak anlaşmadıkça, bildirisi hiçbir merkezce alınmayacaktır.

Temsilciler Kurulumuz, bütün illerle bağımsız sancaklardan bölgelerinde ulusun genel oyu i1e seçilmiş temsilcilerden oluşmuş Erzurum ve Sıvas’ta toplanan genel kurallarca ayrılmış ve seçilmiş yasaya uygun ulusal bir kuruldur. Temsil yeteneği ve gücü de yaptığı işlerle belirmiştir. Millet Meclisi toplanarak denetleme işine başlayacağı güne değin Temsilciler Kurulunun, ulusun ve yurdun yazgısıyla ilgilenmesi zorunludur. Hükümetin, kurulumuzla içtenlikli ilişki kurması ve görüşmesi, kuşkusuz kendi yerini sağlamlaştıracak ve gücünü artıracaktır. Ayrı ayrı yönlerde yürünürse, yurt ve ulusun yararları için birtakım sakıncalar doğacağı kuşku götürmez.

Biz bugünkü hükümette bulunan ve özellikle varlıklarının yurt ve ulus için yararlı olacağına inandığımız birtakım kişilerin, daha önce olduğu gibi, yeni biçim hükümet manevralarıyla, birer birer hükümetten çıkarılmalarını, görmek istemiyoruz. (Efendiler, bu dediğimizin olduğunu göreceksiniz.) Sıvas’ta, kurulmuş bulunan Temsilciler Kurulu, hükümetle doğrudan doğruya, candan ve yürekten ilişki kurmaya hazırdır. Bu görevi, başkalarına vermek yetkisi yoktur. Hükümetle uzlaşmaya varılırsa, görüşmenin kolaylaştırılması ve sağlanması için başka yollar da düşünülebilir. Kısacası, bu karmakarışık durumun tez elden ortadan kaldırılması, her şeyden önce hükümetin; kendisine sunduğumuz ve önerdiğimiz yolda bir bildirisinin, yapmacık sözcüklerle değil, inandırıcı bir dille yayımlanmasına ve başka öneri1erin iyi karşılanıp yerine getireceği konusunda Sadrazamlığın sunuşlarımıza doğrudan doğruya yanıt vermesine bağlıdır. Yoksa şimdi bile Refik Halit Bey, telyazılarımızı ve bildirilerimizi denetlemekte, çalmakta ve dağıtımını durdurmakta iken hükümetin içtenliğinden söz edilmesi bize pek garip geliyor.

Hükümet, bu duraksamalı durumuna birkaç gün daha sürdürecek olursa, ulusun gönlünde daha yerleşmemiş olan güven ve inanı büsbütün ortadan kaldırmaya yol açacaktır. Her yandan a1dığımız telyazısında, yeni hükümetin güvenilir olup olmadığı üzerine sorular sorulmaktadır. Saygılarımı sunarım kardeşim.

Mustafa Kemal

Efendiler, Yunus Nadi Bey, verdiğim, bilgilerden ve yaptığım açıklamalardan gerçek durumu anladı. Bizimle yazışmayı sürdürmeye gereklik görmedi. Tersine, yeni hükümeti ve özellikle Cemal Paşayı uyarmaya çalışmış... Gerçekten, açıklayacağım üzere, görünüşte olsun bir uzlaşma durumu ve görünüşü belirdi.

Efendiler, 6 Ekim 1919 günü de geçti. Biz alınmış olan önlemlerin önemle ve özenle yürütülmesi gereğini genelge ile buyurduk.

../..

.....
Ekin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Ekin'in Mesajına Teşekkür Etti
Eski 27.01.09, 23:52   #20
Moderator

Ekin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Dec 2011
Konular: 1175
Mesajlar: 8,990
Ettiği Teşekkür: 30788
Aldığı Teşekkür: 40437
Rep Derecesi : Ekin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Kotu Cocuk
Standart

CEMAL PAŞA, HÜKÜMET ADINA, ULUSAL İRADEYE AYKIRI DAVRANIŞLARDAN KAÇINILACAĞINA SÖZ VERİYOR

Efendiler, Yunus Nadi Bey’le yazışmamızın ertesi günü, Sadrazamdan beklediğimiz yanıtın yerine Cemal Paşa’ dan şu telyazısını aldık:

Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine

Şimdiye değin yapılan yazışmaların özeti:

1- Hükümet, sizinle düşünce birliğinde eşit ve ulusal buyrumun egemenliğini kabul eder. Ancak, bir öç alma hükümeti olmaktan kaçınır. Suçluların cezalandırılmasını, yasa yoluyla yerine getirmeyi de uygun görüyor.

2- Zarara uğramış valilerin uğradıkları haksızlıkların giderilmesini ve durumlarının düzeltilmesini, yeterli olanların seçilip özellikle atanmalarını ve ordunun şeref ve düzenini yeniden sağlamayı tam olarak yüklenir.

3- Devletin dışarıya karşı şeref ve onurunu yeniden sağlamak için ulusal buyuruma ve Temsilciler Kuruluna dayanacaktır.

4- Temsilciler Kurulunun delegesi olarak, saygılı ve içten bir duygu ile bilginize sunuyorum ki, Temsilciler Kurulunun, hem dışarıya hem içeriye karşı egemen anlamını vermeksizin hükümete yardımcı durumunda kalmasını ister ve bu büyük kuvvetin yararını gereğince değerlendirir. İlk iş olarak, telyazılarının karşılıklı ve serbest çekilmesini; eski yerlerinde görevlendirilecek ve yeniden atanacak vali ve komutanların hemen yola çıkabilmelerini; özellik1e yeni kabul edilen milletvekili seçimi yasasının dağıtılabilmesini ve kamuya duyurulabilmesini pek yaralı görür.

5- Ulusal buyruma uymayan davranışlardan sakınılacağına söz verir-sem, ayrıntıların şekli ve zamanı kalır ki, bunun da pek kolay olacağına güvenim vardır. Yurdun kurtarılmasına yönelmiş amacın gerçekleştirilmesine elbirliğiyle hemen çalışabilmek için, ayrıntılar üzerinde direnilmemesine yüksek yardımlarınızı bek1er, (amhsny) pek rica eyler ve bütün değerli arkadaşlara da saygı1arımı sunarım.

Harbiye Nazırı

Cemal

Bu tele hemen, olumlu ve içten olan şu karşılığı verdik:

Şifre Sıvas, 7.10.1919

Harbiye Nazırı Cemal Paşa Hazretlerine

Y: Bildirdiklerinize madde madde, sıra ile aşağıdaki karşılık sunulur:

1- Hükümetin bizimle ortak ve birlik olarak ulusal iradenin egemenliği ilkesini kabul buyurmasına, ulus adına teşekkürlerimizi sunarım. Hükümetin ve Temsilciler Kurulu ile bütün ulusal örgütlerimizin öç alıcılıkla lekelenmesi bizce de, pek çok sakınılacak ve korkulacak bir şeydir. Bu noktada ve suçluların yasa yoluyla cezalandırılmaları gereğinde de, hükümetle tam görüş birliğindeyiz.

2- İkinci maddedeki düşüncelerden dolayı da, özellikle teşekkür ederiz. Bildirdiklerimiz arasında bu noktanın açıklanmasını gerekli kılan şu idi:

Ulusal isteklere ve ulusal eylemlere karşı gelmelerinden dolayı, yalnız bırakılan kimi vali ve komutanlar, biçimselliğe uyma düşüncesiyle, geçici de olsa görevlerine yeniden atanırlarsa, ilgili yerlerce kabul edilemeyeceklerinden hükümet erkine karşı saygısızlık olayları çıkarabilir kaygısı idi.

3- Üçüncü madde, özellikle teşekküre değer. Tanrı izin verirse, birleşmiş ve anlaşmış olarak yurdumuzun ve ulusumuzun mutluluk ve esenliğini sağlamak yolunu buluruz.

4- Bütün içtenliğimizle ve büyük bir güvence i1e bilginize sunarız ki, hükümetin gösterdiği ağırbaşlılığa ve yakınlığa karşılık, Temsilciler Kurulu, ne içeriye ne dışarıya karşı hiçbir zaman egemen durumu almayacak, tersine, birlikte kabul buyurulan görüşler çerçevesinde erkini ve gücünü artırmayı ve pekiştirmeyi, yurt ve ulusun esenliği için ödev sayacaktır. Bu konuda hiç kuşkuya düşülmemesini rica ederiz. Hele sizin, tüzüğümüzün sekizinci maddesi gereğince, doğrudan doğruya Temsilciler Kurulumuzun üyesi kimliğiyle, hükümet içinde delege olarak bulunmanız iki yanın iş ve kararlarında uygunluk sağlanmasının güvenceli olacağından, sevindiricidir.

Artık hükümet i1e ulusal örgütlerimiz arasında her noktada görüşlerin uygunluğu ve birliği gerçekleştiğine göre, doğal olarak haberleşme konusunda konulan kısıntılar kaldırılacaktır. Temsilciler Kurulu, bütün Anadolu ve Rumelideki örgütlerin merkezleriyle bağlantısını korumak zorunda olduğundan, özel telyazılarıyla yapılmakta olan haberleşmemizin eskisi gibi sürdürülmesine izin verilmesini özellikle rica ederiz.

Burada şunu da bilginize sunalım ki hükümetin, buyruklarını bildirmeye başladığı dakikada, hiçbir yerden hiçbir türlü engele rastlamaması ve böylece hiçbir zaman erkinin kırılmaması gerekli bulunduğundan, bunun sağlanması için Temsilciler Kurulunca ilgililere gereği gibi bildirimler yapılmak üzere, kırk sekiz saat kadar zaman bırakılmasını rica ederiz. Temsilciler Kurulunca yapılacak bildirimlere temel olmak ve ulusa güven vermek üzere, yayımlanmasını rica eylediğimiz hükümet bildirisinin yayımdan önce gizli olarak bir örneğini Kurulumuza göndermek iyiliğinde bulunulmasını özellikle rica ederiz. Çünkü bu bildiride yer alabilecek bir sözcüğün, ulusça yanlış anlamaların sürüp gitmesine yol açabileceğini ve Temsilciler Kurulunu da ulusa karşı pek güç bir durumda bırakabileceğini bütün içtenliğimizle bilginize sunarız.

Temsilciler Kurulunca Padişaha sunulacak bir teşekkür yazısı ile ulusa yapılacak bildirim örneğini, ilgili yerlere yollamadan önce, size şimdi sunacağız. Bunların içindekiler üzerine hükümetin düşünceleri olursa saygı ile dikkate alınacaktır.

Yeni milletvekili seçimi yasası üzerindeki düşüncelerimizi daha sonra bildirmek üzere, adı geçen yasanın hangi açıdan yapılmış olduğunu bildirmek iyiliğinde bulunmanızı rica ederiz.

5- Temel konularda tam anlaşmaya varıldıktan sonra, sizinle sayın arkadaşlarınızın açık yürekliliğiniz kuşku götürmeyeceğinden ayrıntılar üzerinde kendiliğinden görüş birliğine varılacağı doğaldır. Ben ve bütün çalışma arkadaşlarım, en büyük saygı ve içtenlikle sizin de üyesi bulunduğunuz hükümetin başarıya ulaşmasına ve böylece yurdun kurtuluşuna yönelik amacımızın bir an önce gerçekleşmesine bütün varlığımızla çalışacağımıza güvenmenizi rica eder ve burada bulunan bütün arkadaşlarımın selam ve saygılarını sunarım.

Mustafa Kemal

Cemal Paşa, bu telyazınıza o gece yanıt verdi. Bunda: “Bildiriyi çabuk yayımlamanın zorunlu olduğunu, fakat gerekli noktalara dikkat olunduğunu” bildiriyordu. Biz de o gece incelik gösterme gereği yanıt verdik.

Fakat efendiler, hükümetin, bildirisini yayımlamadan önce; bize göstermek istemediği anlaşılınca, biz de ulusa olan bildirimizi, onlara danışmadan yayımladık ve Padişaha yazılan teli de öylece çektik.

Efendiler, 7 Ekim 1919 günlü olan bildirimiz; yürüdüğümüz yolun doğru ve başarıya ulaştırıcı olduğu ve bugüne dek olduğu gibi, tutulan yolda birliği koruyarak yürünmesi gerektiği konusunda ulusal, dolayısıyla aydınlatıp uyarmaya ve içgücünü artırmaya yardım etmek amaçlarını güdüyordu.

Padişaha yazılan tel de ulus adına teşekkürü kapsıyordu.

Efendiler, söz arasında küçük bir bilgi vereceğim. Kurulumuz, bütün yurda, ulusun ortak isteğinin gerektirdiği işleri yaptırmaya çalıştığı sırada, düşman elinde bulunan İzmir’e de doğrudan doğruya bildirimler yapıyordu. Ali Rıza Paşa Hükümetiyle sağlatmakta olduğumuz 7 Ekim 1919 tarihinde, İzmir’e de şu teli çekiyorduk:

İvedidir. Sıvas, 7 Ekim 1919

İzmir Valiliği yüksek Katına

Şimdiye değin yapılan bildirimler ulaşarak gereği yapılmakta olup olmadığının, ulaşmamış ise, ne gibi engeller bulunduğunun tezlikle bildirilmesi rica olunur.

Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk

Cemiyeti Temsilciler Kurulu adına

Mustafa Kemal

İzmir’in ve İzmir valisinin hangi durum ve koşullar içinde bulunduğunu kuşkusuz biliyorduk. Bildirimlerimizi alıp alamayacağı belli olmamakla birlikte, uygulayamayacağı belli olmamakla birlikte, uygulayamayacağı besbelli idi. Fakat biz, bütün yurdun yazgısıyla uğraşan ve düşmanın yurda girişini kabul etmeyen bir kuvvet merkezi bulunduğunu düşmanlarımıza da bildirmekte yarar görüyorduk.


KAZIM KARABEKİR PAŞA’NIN BENİM HÜKÜMET İŞLERİNE KARIŞMAMLA İLGİLİ DÜŞÜNCESİ

Efendiler, içinde bulunduğumuz günlerle ilgili işlere ve olaylara değinmişken, burada küçük bir noktayı daha açıklamama izin vermenizi rica edeceğim.

8 Ekim 1919 günlü olup Kazım Karabekir Paşa’dan gelen bir telde şöyle bir düşünce ileri sürülüyordu:

“Temsilciler Kurulundan sizinle Rauf Beyefendinin ve nitelikte yüksek etkin kişilerin milletvekili olduktan sonra da, hiçbir zaman hükümette görev almayacak, hep Millet Meclisindeki grubun başında etkin durumda bulunmanızı ve hükümetin biçimi, kuruluşu ve üyelerinin değeri ve denetleyici olarak kalmanızı, en önemli bir başarı olayı ve uygulanması en gerekli bir karar sayarım.

Bir ülkünün ve bir grubun en yüksek ve en yetenekli olarak tanınmış büyükleri, kendi çevresinden çıkıp da hükümet işine karışınca, Millet Meclisi hep güçsüz kalmış ve türlü akımlar karşısında ya sürüklenmiş ya da parçalanmıştır.

Yurt ve ulusun tam kurtuluşunun kesinlikle söz konusu olduğu bu dönemde, bilginize sunduğum yolda, kesin bir karar almanızı üstün saygılarımla rica ederim.”

Efendiler, gerçekten, Erzurum’da bulunduğum sıralarda, Kazım Karabekir Paşa, yüz yüze konuşmalarda da buna benzer düşünceler ortaya atmıştı. Benim de ileri sürdüğüm düşünceler şu yolda idi: “Her şeyden önce, yurtta, ulusun varlığını ve buyrumunu göstermek ve bunu sarsılmaz bir biçimde Millet Meclisinde temsil etmek gereklidir. Bu da, yurtta ulusal bir ülküye bağlı güçlü bir örgüt kurmak ve Mecliste bu örgüte dayanan bir grup bulundurmakla olabilir. En etkili kişilerin amacı bu olmalıdır.

Oysa, şimdiye değin görüldüğüne göre, temel olan bu yöne önem verilmeksizin, az çok kendinde değer görenler, hemen hükümete geçmek isteğine ve tutkusuna kapılıyorlar. Böyle kimselerin kurduğu hükümetlerin dayanakları, Mecliste ulusal örgütlere bağlı güçlü bir grup olamayınca yalnız Padişahlık ve Halifelik katı kalıyor. Bu yüzden, Millet Meclisi, ulusal şerefi ve ulusal gücü temsil edemiyor; ulusal istek beliremiyor ve gereği yapılamıyor. Bundan dolayı, bizim için ilk ve en köklü ilke, önce yurtta ulusal örgütleri kurmak; sonra da gücünü bu örgütlerden alan bir grubun başında, Mecliste çalışmak olmalıdır. Hükümet kurmaya, ya da kurulacak herhangi bir hükümete girmeye kalkışmakta yarar yoktur.

Çünkü, bu nitelikte bir hükümet yurda ve ulusa hiçbir köklü hizmette bulunamadan, hemen düşmeye; ya da Padişaha dayanarak Meclise karşı ve dolayısıyla ulusa karşı bir durum almak zorunda kalacaktır ki, birincisinde, kararsızlık gibi büyük bir sakınca sürüp gidecek; ikincisinde de ulusal egemenliğin yavaş yavaş yok sayılacak bir duruma getirilmesine hizmet edilmiş olacaktır.” Nitekim, sizin bildiğiniz ve yapılan işlerle belli olduğu üzere, biz önce yurtta ulusal örgü örgütler kurduk. Sonra Meclisi topladık. Önce Meclis hükümeti yaptık. Ondan sonra da hükümet yaptık.

Bundan başka, yeri geldikçe hükümete girilmeyeceği, yüksek görevler kabul olunmayacağı konusunda; büyük ve ulusal ülküden başka hiçbir amaç gütmediğimize ve en büyük çalışma payımızın, şimdiye değin olduğu gibi, bundan sonra da, Ulusal Kuvvetlerin dengesini korumaya çalışmaktan başka bir şey olmadığı üzerine, ulusa karşı demeçler vermiş, bildirimler yapmıştık. Kazım Karabekir Paşa, telyazısında, Erzurum’da iken bildirdiğim düşüncelerimi ve bunlarla ilgili olan bildirimlerimizi hatırlatarak övdükten sonra: “Fakat, bu güzel dayanç ve kararın şimdiye değin, bizde görülmüş deneme ve sonuçlarına göre, daha geniş kapsamlı olmasını da özellikle düşünür ve bilginize sunarım.” diyorlardı.

Efendiler, Kazım Karabekir Paşa’nın bu düşünce ve önerisi yersizdi. Telyazılarının sonunda söyledikleri gibi, yurdun ve ulusun kurtuluşu söz konusu olduğu bir zamanda ve benim açıkladığım üzere, daha yurtta hiçbir örgüt ve Meclis yok iken ve Meclis toplandığı zaman da Mecliste böyle bir örgüte ve ulusal güce güvenir ülkücü bir grup varlığını gösterememişken, her ne yolla olursa olsun, hükümet kurmaya ya da kurulacak hükümete girmeye isteklenmek kuşkusuz doğru olamazdı. Böyle bir davranışa, yurt ve ulus yararına hizmet isteğinden çok, kişisel tutku ve çıkar, ya da hiç olmazsa bilgisizlik damgası vurmakta yersizlik olmadığı inancındayım.

Ancak efendiler, Kazım Karabekir Paşa’nın dediği gibi, hükümetin biçimi, kuruluşu ve üyelerinin değeri ve kimliği ne olursa olsun, Mecliste kurulmuş siyasal bir grubun en sözü geçer yüksek üyelerinin, her zaman Meclis içinde etkili ve denetleyici kalması, en önemli bir başarı olayı ve uygulanması en gerekli bir karar sayı1amaz.

Gerçekten, ulus egemenliği ilkesine göre yönetilen uygar devletlerde kabul edilen ve geçerlikte olan temel kural, ulusun genel isteklerini en çok temsil eden ve bu isteklerin gereklerini en yüksek güç ve yetki ile yapabilecek olan siyasal grubun, devlet işlerinin yönetimini üzerine alması ve bunun sorumluluğunu en yüksek önderinin omuzuna yüklemesi ilkesinden başka bir şey değildir.

Aslında bu koşulları kazanamayan bir hükümet, görev yapamaz. Meclisin güçlü grup üyeleri arasından ama birinci derecede olmayanlarından güçsüz bir hükümet kurmak ve onu partinin birinci önderlerinin yönerge ve öğütleriyle Yürütmeye kalkışmak kuşkusuz doğru değildir.” Bunun acıklı sonuçları, özellikle Osmanlı Devleti’nin son günlerinde görülmüştür.

İttihat ve Terakki önderlerinin elinde oyuncak olan sadrazamlardan ve onların hükümetlerinden, ulusa gelen zararlar sayılamayacak kadar çok değil midir?

Mecliste çoğunlukta olan partinin, hükümet kurma işini, azınlıkta bulunan bir karşı partiye bırakması ise kesinlikle söz konusu olamaz.

Kural ve yöntem gereğince ulusun çoğunluğunu temsil eden ve özel amacı belli olan parti, hükümeti kurma sorumluluğunu üzerine alır ve kendi amaç ve ilkelerini yurtta uygular.


KAZIM KARABEKİR PAŞA’NIN HÜKÜMET İŞLERİNE KARIŞMAK İSTEMESİ

Aslında herkesçe bilinen ve uygulanmakta olan kuralı burada açıklamaktan amacım; yurtseverlik, ahlak yüceliği, yetkin kişilik ve buna benzer birtakım seçme nitelikler gereği imiş gibi gösterilmek istenilen boş sözlere karşı, ulusun ve gelecek kuşağın dikkatini çekmek ve onları uyarmaktır. Bu düşüncelerimi bildirmeme yol açmış o1an Kazım Karabekir Paşa’nın da bu noktada, genel olarak, benimle düşünce ve görüş birliğinde olduğuna hiç kuşkum yoktur. Çünkü, Kazım Karabekir Paşa’nın amacı, kuşkusuz, yalnız benim ya da Temsilciler Kurulunda bulunan kimi arkadaşların hükümet kurmamamızı ya da kurulacak hükümete girmememizi istemek değildi. Kazım Karabekir Paşa, bu konu ile ilgili telyazısında, Rauf Bey’in ve benim adımı sayarken “bu nitelikte yüksek etkili kişiler” demiş olduğuna ve kendisi de bu nitelikte gördüğünden kuşkulanılmayacağına gör, kuşkusuz kendileri de ilkelerinin dışında kalmayacaklardı. Oysa Kazım Karabekir Paşa, yanlış anımsamıyorsam, milletvekili olarak Mecliste çalıştığı durumun gerektirmesi üzerine, yeni bir hükümet kurulması söz konusu oldu. Ben bu konuda görüşmek üzere, Fethi Bey, Fevzi Paşa, Fuat Paşa, Kazım Paşa, Ali Bey, Celal Bey, İhsan Bey ve hükümetteki arkadaşlarla ve daha başka on on beş arkadaşı ve bu arada Kazım Karabekir Paşa’yı Çankaya’da yanıma çağırmıştım. Kazım Karabekir Paşa yanıma gelmeden önce, o günlerde Parti Genel Yazmanı olan Recep Bey’in, Mecliste yanına giderek, çağırdığımı ve belki de hükümet başkanlığını teklif edeceğimi söyledikten sonra, şimdiden kendisinin üzerinde aydınlanmasına yardım edecek bilgi varsa bildirilmesini söylemiştir.

Kazım Paşa’nın, Çankaya’da toplantı sırasındaki davranışının anlamlı oluşu da orada bulunanların gözünden kaçmadı. Kazım Karabekir Paşa, görüşme sırasında: “Böylece de ulusa hizmetten çekinmediğini” pek haklı ve uygun olarak ortaya atmıştı. Görüşme, varıp bir noktaya saplandı: Hükümet başkanı Fethi Bey Karabekir Paşa mı olsun? Bu nokta üzerinde görüşülürken, Kazım Karabekir Paşa, bana 8 Ekim 1919 günü öğütlediği gibi: “Hükümetin biçimi, kuruluşu ve üyelerinin değeri ve kimliği ne olursa olsun, her zaman Meclis içinde etkili ve denetleyici kalmayı, uygulanması en gerekli bir karar saydığını” söylemedi. Tersine, durumu, hükümeti kurmaya yetkili kılınmasını ister nitelikte görülüyordu. Oysa, o günlerde yurdun ve ulusun tam kurtuluşunun söz konusu olduğu dönemin korkunç ve karanlık bir evresini daha yaşıyorduk.

Görüşmeleri sonuçlandırmadım. Ara verdiğim sırada, Fevzi Paşa Hazretlerini bahçeye götürdüm. Kendisinin, Fethi Bey ile Kazım Karabekir Paşa’dan birisini hükümet başkanlığına seçmekte, yargıcı olmasını rica ettim. Fakat ikisini birden çağırıp işin, kişisel ve önemsiz bir iş olmadığını ve sorumluluğun yurtla ilgili ve büyük olduğunu açıkladıktan sonra, açıktan açığa: “Hangisinin daha iyi yapabileceğini, ellerini vicdanlarına koyarak kendileri söylemelerini” onlardan isteyecekti.

Yeniden toplandık: “Hükümeti ya Fethi Bey ya da Karabekir Paşa kuracaktır. Görüşmelerin sonucundan bunu anlıyorum. Sorunun çözülmesinde Fevzi Paşa Hazretlerini yargıcı yapalım.” dedim. Kabul olundu, Mareşal, Fethi Bey’i ve Karabekir Paşa’yı aldı, bahçeye çıktılar. Söylediğim gibi yapılmış. Fethi Bey: “Ben daha iyi yaparım.” demiş.. Mareşal da bu kanıda bulunmuş ve Fethi Bey seçilmiştir. Böylece Karabekir Paşa’nın hükümet kurmakla görevlendirilmesine aracılık fırsatı ortadan kalkmış oldu.


PADİŞAH KÖLELİĞİ İLE KAZANILAN İKTİDAR,İKTİDARSIZLIK ÖRNEĞİDİR

Efendiler, Ali Rıza Paşa Hükümeti ile başladığımız görüşme noktasına gelelim: Söylemiştim ki, hükümet bize, bildirisini yayımlamadan önce vermediği için, biz de ulusa olan bildirimizi, hükümetin düşüncesini almaya gerek görmeden yayımlamıştık.

Bunun üzerine hükümet, Cemal Paşa aracılığı ile daha dört maddenin türlü araçlarla yayılmasını gerekli görmekte olduğunu, 9 Ekimde bildirdi. Bu maddeler şunlardı:

1- İttihatçılıkla ilişki bulunmadığı,

2-Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşına karışmasının doğru olmadığı ve savaşa sürükleyenlere karşı, adları açıklanarak, birtakım yayımlar yapılması ve kendilerinin yasa yoluyla kovuşturulup cezalandırılmaları,

3- Savaş sırasında her türlü ağır suçları işleyenlerin yasaya göre cezalanmaktan kurtulmayacakları,

4- Seçimlerin serbest yapılacağı.

Cemal Paşa, bu maddeleri, saydıktan sonra, bunların açıklanması ve yayılması, içerde ve dışarda birtakım yanlış anlayışların önüne geçeceğinden söz açarak, yurdun yüksek yararları gereği olarak özellikle iyi karşılanmasını rica ediyordu.

Efendiler, Ali Rıza Paşa Hükümetinin ne denli güçsüz ve cılız düşündüğünü ve gerçeği görmekteki kısa görüşlülüğünü anlamak için, bu maddeler sanki birer ölçüdür. Devletin içine düştüğü dağılış uçurumunun derinliğini ve korkunçluğunu göremeyen mutsuz1ar, doğal olarak gerçek ve güvenilir çareyi görmemek için gözlerini yumarlar. Çünkü, o gerçek ve güvenilir çare, kendilerini daha çok korkutur.

Akıl ve anlayışlarındaki sınırlılık, huy ve yaratılışlarındaki gevşeklik ve duraksama gereği böyledir.

Çoktan köle olduğuna kuşku kalmamış olması gereken Padişah ve Halifenin köleliği ile kazanabilecek iktidarın iktidarsızlık örneği olması olağan değil midir?

Ferit Paşa’nın yerine geçen Ali Rıza Paşa ile önceki hükümetten kalan ve hükümete yeni giren çalışma arkadaşları, Ferit Paşa’nın bıraktığı yerden başlayarak, onun gerçekleştiremediği yabancı isteklerini izleyip sonuçlandırmaktan başka ne yapabileceklerdi?

Bu, bizce, açık olarak biliniyordu. Ama, kolayca kestirip kavrayabileceğiniz birçok nedenlerden ve düşüncelerden dolayı, geniş görüşlü ve sabırlı davranmaktan başka başarı yolu yoktu.

Efendiler, uzlaşmış görünmeyi uygun bulduğumuz bu yeni hükümetle bizim görüşlerimiz arasındaki uyuşmazlığın gelişen başlangıcını görmek için, bu dört madde ile ilgili düşüncelerimizi kapsayan yanıtımızı Büyük Millet Meclisi tutanaklarının ilk günlerle ilgili sayfalarında, bir kez daha gözden geçirmek iyiliğinde bulunursunuz..

Efendiler, bu günlerde İstanbul’daki basın ilgileri, bir dernek kurmuşlar ve Tasviri efkar, Vakit, Akşam, Türk Dünyası ve İstiklal gazeteleri adına 9 ekimde, birtakım sorular soruyorlar ve bu konuda yapacakları yayına temel olacak görüşlerin bildirilmesini istiyorlardı. Bunlara, gereken yönerge ve bilgiler verildi.

Bu basın kurulunun başkanı olan Velit Bey’in de kendi gazetesi adına, ilginç soruları içine alan bir teli vardı. Ona da yaverim aracılığı ile yanıt verdirdim. Bunları belgeler arasında inceleyeceksiniz.


../..

.....
Ekin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Ekin'in Mesajına Teşekkür Etti
Cevapla

Bu Sayfayı Paylaşabilirsiniz

Etiketler
deneme, nutuk


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


İlgili Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Şair, Tiyatro Oyunu, Roman, Deneme Makale Yazarı | Melih Cevdet Anday LaLe Türk Edebiyatı Ustaları 10 25.11.16 21:49
Ezra Pound | Şair, Çevirmen, Deneme Yazarı | (1885-1972) Mislina Dünya Edebiyatı Ustaları 4 15.05.14 17:28
Windows deneme turlari. Insanlikarayan İşletim Sistemleri 0 27.11.12 14:43
Deneme 2 CadII Deneyelim, Yanılalım, Öğrenelim 8 04.06.12 02:32
Aşk Üzerine Marazî Bir Deneme Daha / Enis Batur oneyouu Türk Edebiyatı 0 27.01.09 03:59


WEZ Format +3. Şuan Saat: 03:03.


Powered by vBulletin® Version 3.8.8
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0 PL2 ©2011, Crawlability, Inc.
Copyright ©2000 - 2017 www.forumgercek.com
Protected by CBACK.de CrackerTracker
Önemli Uyarı
www.forumgercek.com binlerce kişinin paylaşım ve yorum yaptığı bir forum sitesidir. Kullanıcıların paylaşımları ve yorumları onaydan geçmeden hemen yayınlanmaktadır. Paylaşım ve yorumlardan doğabilecek bütün sorumluluk kullanıcıya aittir. Forumumuzda T.C. yasalarına aykırı ve telif hakkı içeren bir paylaşımın yapıldığına rastladıysanız, lütfen bizi bu konuda bilgilendiriniz. Bildiriniz incelenerek, 48 saat içerisinde gereken yapılacaktır. Bildirinizi BURADAN yapabilirsiniz.
Page Rank Icon
Bumerang - Yazarkafe
McAfee Site Denetleme
Norton Site Denetleme
www.forumgercek.com Creative Commons Alıntı-Lisansı Devam Ettirme 3.0 Unported Lisansı ile lisanslanmıştır.