Merhabalar
Forum Gerçek üyesi değilsiniz ya da Üye Girişi yapmamışsınız.
Sitemizden tam olarak yararlanabilmek için;
Lütfen Buraya tıklayarak üye olunuz.
Forum Gerçek

Forumları Okundu Kabul Et Bugünkü MesajlarYazdığım Cevaplar Açtığım Konular Kim Nerede
Geri git   Forum Gerçek > Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk > Atatürk Kimdir?

Atatürk Kimdir? Ulu önderimizin hayatı, ilkeleri, devrimleri ve hakkında söylenilenler

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
Eski 27.01.09, 23:52   #21
Moderator

Ekin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Dec 2011
Konular: 1175
Mesajlar: 8,990
Ettiği Teşekkür: 30790
Aldığı Teşekkür: 40437
Rep Derecesi : Ekin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Kotu Cocuk
Standart




Nutuk1 (11.Bölüm)


DAMAT ŞERİF PAŞA ULUSU ZEHİRLİYOR

Efendiler, yeni hükümete girmiş olan ve Temsilciler Kurulunun delegesi durumunda bulunan Cemal Paşa ile yapılan yazışmaların anlatılması, yüksek topluluğunuza, Dahiliye Nazırı Damat Mehmet Şerif Paşa’dan söz açmayı geciktirdi.

Biz, yeni hükümet ile uzlaşma ortamı ararken Şerif Paşa, çoktan ulusu zehirlemeye başlamış bulunuyordu.

Nazırlığa geçtiğini ilk bildiren 2 Ekim günlü genelgesinde yer alan şeyler anımsanırsa, orada şu tümcelere rastlanır:

“Yurttaşların tam uzlaşık ve birleşik durumda bulunması, devletin, gerçek yararları için gerekli olduğu halde, bir süredir, yurt içinde uyuşmazlık ve bölünme belirtileri görülmesi, güçlükleri bir kat daha artırması dolayısıyla, pek çok üzüntü vericidir.

“..........başarı ............ Hükümetin isteklerine uymakla; yurt yararına aykırı davranışlardan kaçınmakla sağlanacağından hemen merkezlerde ve merkeze bağlı yerlerde bu yolda öğütlemelerde bulununuz.”

Efendiler, Damat Ferit Paşa’dan daha akıllı olduğu söylenen Damat Şerif Paşa, pek acemice işe başlamış oluyor. O günlerde İstanbul’da bizi, başkaldırıp dağa çıkmış değersiz bir asker sayan kimi romancılar gibi, Damat Paşa da ancak bön kişileri aldatabilecek kısa aklıyla, bizi aymaz ve araştırmaz bir kişi sayıyordu anlaşılan!

Oysa biz, hemen Nazır Paşanın alçaklığını anlamış ve daha uyanık bir durum almış bulunuyorduk. Şerif Paşa, bizim yaptığımız işleri ve Ferit Paşa Hükümetini düşürmek için ulusça yapılanları, yurtta uyuşmazlık ve bölünme belirtileri olarak gösteriyor ve pek çok acınıyor.

Hükümetin isteklerine uymak ve dokuncalı davranışlardan sakınmak öğüdünü hemen bütün yurda yaymak için acele ediyor.

Bir de efendiler, hükümetin, Dahiliye Nazırı Mehmet Şerif imzasıyla yayımlanan bildirisinin birkaç noktasına hep birlikte göz gezdirelim.

“Şimdiki hükümet uyumlu.” Çok doğrudur. Bu yön bütünüyle açığa çıkacaktır.

“Temel i1kelerde düşünce birliğindendir. Hiçbir partiden değildir. Çeşitli siyasal grupların hiçbirine de eğilimi yoktur. Hepsinden ruhsal yardım bekliyor.”

Bu tümcelerden çıkan anlam açıktır. Hükümet, ulusal örgütler ve onu yöneten Temsililer Kurulu ile birlik değildir. Buna eğilimi bile yoktur. İtilaf ve Hürriyet Fırkası’ndan, Muhipler Cemiyeti’nden, Kızıl Hançercilerden, Nigehbancılardan ve bunlara benzerderneklerden ne ölçüde yardım bekliyorsa bizden de ancak o ölçüde... Cemal Paşa aracılığı ile bizi oya1arnak ve aldatmak için gelen tellerde sözü edilen şeyler hep yalandır.

Sonra efendiler, şu tümceyi okuyalım: “Yurdun yazgısına ulusun vekilleri aracı1ığı ile yön verilmesi, isteklerimizin en başta gelenidir.”

Bundan çıkan anlam da şudur: Sıvas’ta birkaç kişi toplanmış, ulus adına konuşuyor, ulusun alınyazısıyla ilgileniyor. “Temsilciler Kurulu” diye bir de ad takınarak ulusun ve yurdun işlerine görevleri olmadığı halde karışıyorlar. Bunların sözünü dinlemeyiniz. Çünkü bunlar ulusun vekili değildir!

Hükümet bu bildiride barış üzerindeki görüşünü de şöylece açıklıyor: “Vilson ilkelerinden gereği gibi yararlanılarak, Osmanlı Devleti’nin, birlik halinde ve Padişahının çevresinde toplanmış, bağımsız bir devlet olarak yaşatılması için hiçbir girişimden geri durulmayacaktır.”

Yeni hükümet, bu işi başarabileceği görüşünü desteklemek üzere şunları söylüyor: “Büyük devletlerin adaletli duyguları ve gerçekten gittikçe belirmekte olan Avrupa ve Amerika kamuoyunun ılımlı davranma isteği bu konuda güven vermektedir.”

Efendiler, bütün bu düşünceler, Ferit Paşa Hükümetinin Padişah imzasıyla yayımladığı bildirinin harfi harfine benzeri değil midir?

Bu biçim bildiriler yayımlamanın amacı, ulusu aldatmak ve uyuşukluğa sürüklemek değil midir?

Hangi adaletten söz ediliyor? Hangi ılımlı davranma isteğinden dem vuruluyor? Bunların asılları var mıydı? Yurdun merkezinden başlayarak, her yerde yabancıların davranışları, gerçekte bunun tersini tanıtlayacak açık ve seçik kanıtlar değil miydi?

Gerçekte Vilson, ilkeleriyle birlikte, ortadan çekilmiş ve Osmanlı ülkesine, Suriye’ de, Filistin’de, Irak’ta, İzmir’de, Adana’da ve her yerde, düşmanların girişine ilgisiz bulunmuyor muydu?

Bunca kesin çökme belirtileri karşısında aklı, anlayışı, vicdanı olan adamların kendilerini aldatmaları düşünülebilir mi? Bu gibi adamlar, doğrusu, kendilerini aldatacak kadar bön olurlarsa onların, yurdun yazgısını yönetmelerine, aklı eren, gerçek acıklı durumu gören kişiler dayanabilirler mi? Eğer bu adamlar gerçeği, biliyor ve kendilerini aldatmıyorlarsa, bunların ulusu aldatarak koyun sürüsü gibi düşmanın pençesine bırakmaya canla başIa çalışmalarına ne anlam verilebilir?

Bu yönler düşünülerek yargıya varılmasını kamuoyuna bırakırım.


BİRİCİK SUÇUMUZ

Efendiler, hükümetin bildirisi yersiz ve kapsadığı düşünceler yanlış olduğu halde biz, Temsilciler Kurulu adına o gün, 7 Ekim günü, yeni hükümeti desteklemeye karar veriyoruz. Yeni hükümet ile ulusal amaçlar arasında tam uzlaşma olduğunu ulusa muştuluyoruz ve her yerde hükümet işlerine hiç karışılmamasını sağlayacak ve hükümetin erkini ve yürütümünü berkitecek önlemler alıyoruz. İçerde ve dışarda tam birlik olduğunu işlerimizle tanıtlayacak biçimde davranıyoruz. Kısacası, yurdun esenliğini sağlamayı temiz yürekle ve içtenlikle düşünenlerin, akılca ve vicdanca yapmak zorunda oldukları akla gelebilen her şeyi yapmaya çalışıyoruz. Bir gün önce milletvekillerinin seçimini sağlamak için özendirmelerde ve öğütlemelerde bulunuyoruz. Yalnız bir şey yapmıyoruz. Ulusal örgütleri kaldırmıyoruz ve Temsilciler Kurulunu dağıtmıyoruz. Biricik suçumuz budur.

Damat Ferit Paşa’dan sonra, başka bir Damat Paşa’nın çevresinde, sadrazam diye, nazır diye top1anmış birtakım beyinsizleri, alçak bir Padişahın alçakça düşüncelerini kolaylıkla uygulamakta başıboş bırakmayacağımızı anlatıyoruz.

Delegemiz Cemal Paşa, bizim hükümete karşı iyi niyet ve güven göstermemizi sağlamak için her yola başvurmaktan geri durmuyor. Ahmet İzzet Paşa’ya da, hükümeti övdürerek varlığımızın silinmesi gereği üzerine öğütler verdiriyordu.


AHMET İZZET PAŞA’NIN ÖĞÜTLERİ

Gerçekten Ahmet İzzet Paşa’nın şifre içinde kalan imzasıyla, Harbiye Nazırı Cemal Paşa’dan 7/8 Ekim 1919 günlü şöyle bir telyazısı almıştık:

Harbiye,7/8 Ekim 1919

Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine

Yeni hükümette çoğunlukla yer alan eski ve yakın arkadaşlarımı yoklayarak olup bitenleri soruşturmuş ve kendileriyle görüşmüştüm. Öğrendiğim bazı durumlar üzerine, yurdun ve ulusun varlığı ile ilgili yararlarını düşünerek ve aramızda kurulmuş olan dostluk bağlarına ve asker kardeşliğine güvenerek, aşağıdaki düşüncelerimi hemen bildiriyorum.

Birkaç aydan beri yurdun uğradığı düşman eline geçme ve dağılma tehlikesinin önüne geçilebilmesinde, şimdiye değin ulusal gidişin ve kuvvetlerin yararlı etki1eri, herkesçe kabul edilmiştir.

Yalnız, bu hizmetin sonuçlarından yararlanmanın, bundan sonra akıllıca ve yasal bir yönetimin kurulmasına bağlı olduğu da, gerçeği görenlerce biliniyor. Artık hükümet ve ulusun, ikilikten ayrılarak tam bir bütünlük göstermesine, değersiz düşünceme göre, tez elden gereklik ve zorunluk vardır. Hükümette yer alan kişilerin iyi niyetlerine ve ılımlı düşüncelerine herkesin güveni olduğuna inanıyorum. Hiçbir hükümetin iş başında kalmasına elverişli olmayan bir iç durumun, dış siyasa üzerine yapabileceği uğursuz etkileri açıklamaya gerek yoktur. Bir gün önce milletvekillerinin seçilmesi ve Meclisin toplanması için yüce hükümetçe ivedi önlemler alınmaktadır. Yurdun korunması yolundaki yiğitçe dayanç ve isteklerinizin hükümet üyelerince nasıl karşılandığı, bugünkü bildiriden anlaşılacağı için, iyi niyetle düşünce birliğinin gerçekleşeceğine güvenim tamdır.

Ancak, bu sabah yanıma gelen durumu bilir ve güvenilir bir kişi, Kütahya ve Bilecik dolaylarında hoşa gitmeyen durumlar olduğundan söz etmiştir. Bizi, erksizliğe ve anlaşmazlığa sürüklemek için dışardan ve içerden birçok özendirme ve kışkırtmalar olması ve beklenmesi doğaldır. Öte yandan, dün nazırlardan birinin gösterdiği, Kastamonu Vali Vekilinden gelmiş bir telyazısıyla da, kimi görevlilerin atanması ve cezalandırılması gibi işlerde İstanbul Hükümetine buyruk verilmek isteniyor gibi idi. Böyle durumlar, devleti bu kerteye getirmiş olan ve sizce de ne denli kötülendiği bildirilerde ve ant belgelerinde sevinçle görülen bozuk yönetime özenme demek olacağından bu gibi adamların yolsuz iş yapmalarına meydan verilmemesini, bilinen uyanıklığınızdan ve anlayışınızdan umarım. Kısacası artık yurtta birliğin sağlanmasını ve temel yasalara göre hükümetle bağlantı kurulmasını temiz yürekle salık vermek ve rica etmek isterim (Ahmet İzzet).

Harbiye Nazırı Cemal

Bu telyazısına elden geldiğince hiçbir özel düşünce ve duygu belirtmemeğe çalışarak, yumuşak ve daha da ileri giderek, güven verici bir yanıt vermek uygun görüldü. Yanıt şudur:

Şifre Sıvas, 7/8 Ekim 1919

Harbiye Nazırı Cemal Paşa Hazretlerine

Ahmet İzzet Paşa Hazretlerine

Yüksek düşünceleriniz değerine yaraşır önemle gözden geçirildi. Ulusal eylemlerin etkileri üzerindeki iyi görüşünüze teşekkür olunur. Bugüne değin olduğu gibi bundan sonra da, yapılan ulusal hizmetlerin bilgece sürdürüleceğine ve yasal bir yönetimin bütünüyle kurulmasına bütün varlığımızla çalışılacağına inanmanızı rica ederim. Çalışma amacınızın bir yasa çağı açmaya yönelik olduğunu bilginize sunarım. Çok şükür, hükümetle ulus, görüşlerinde tam uzlaşmış olduklarından bundan böyle sürüp gideceğine inandığımız bu karşılıklı ve tam birlik ulus ve yurt yararını sağlayacak biçimde görünecektir.

Kötü gidiş ve siyasası herkesçe bilinen Ferit Paşa Hükümetine ulusun uymaması; isteklerine ve yaptığı işlere katılmaması, dış siyasamız üzerinde hiçbir kötü etki yapmamış; tersine Ferit Paşa Hükümetinin neden olduğu bütün kötü etkileri ortadan kaldırmış ve teşekkür edilmeye, övülmeye değer olan bugünkü elverişli siyasal durumu sağlamıştır.

Ulusun güvenini kazanan bugünkü hükümet ile birlik olmanın, iç durumumuzu dış siyasa üzerinde çok yararlı ve etkili kılacağına kuşku yoktur. Olağanüstü durumlarda kimi yerlerde istenmeyen birtakım olaylar çıkması, kaçınılmaz, zorunlu ve olağan şeylerdir. Özellikle Kütahya, Bilecik ve Eskişehir gibi yerlerin ve bu yerlerdeki haksızlığa uğramış suçsuz halkın gördüğü baskılar ve karşılaştığı kötülükler, bir an insaflıca düşünülürse, sızıltı konusu olarak görülen olayların ne denli haklı olduğu azıcık düşünmeyle saptanmış olur. Buralardaki acıklı ve iç sızlatıcı durumun doğmasına, eski hükümetin uyuşuk durumun neden olduğu düşünülünce, bu olaylardan ulusal örgütleri sorumlu tutmaya kalkışmak, haksızlık olur inancındayım.

Kastamonu Vali Vekilinin görmüş olduğunuz telyazısından dolayı, onu da özürlü saymanızı rica edeceğim. Çünkü, böyle teller, yalnız Kastamonu’dan değil, daha birçok yerlerden de çekilmiştir. Eğer yeni hükümetin kararsız gibi görünen ilk tutumu bir iki gün daha sürseydi, bu türlü başvurmalar yurdun her köşesinden yağacaktı. Bundan böyle, bu gibi olaylara kesin olarak meydan verilmemesi için gereken her türlü önlem alınacak, ilgililere etki yapılacak ve yüksek öğütlemelerinize uyularak tam birliğin sağlanması ve temel yasalara göre hükümetle içten bağlantı kurulması için, temiz yürekle çalışılacaktır. Saygı ile ellerinizden öperim efendim.

Mustafa Kemal


ALİ RIZA PAŞA CUMHURİYET YAPILACAĞINI SEZİYOR

Efendiler, Ahmet İzzet Paşa’nın yazdığı öğüt yazısı ile buna verdiğimiz karşılığın okunması bir anımı canlandırdı. Ulusça bilinmesi ve tarihe geçmesi için onu da söylemiş, olayım:

Ali Rıza Paşa, bir gün Ahmet İzzet Paşa’yı yoklamaya gider. Konuşma sırasında benim için birtakım yersiz sözler söyler ve bu sözlere önemli bir buluşunu da ekler:

“Cumhuriyet yapacaklar, cumhuriyet!” diye bağırır. Doğrusunu isterseniz efendiler, Makedonya’da Osmanlı İmparatorluğunun Batı Orduları Başkomutanı Ali Rıza Paşa’nın, aslanlardan meydana gelmiş koskoca Türk ordularını bozguna uğratıp yok ettikten ve değerli Makedonya topraklarını düşmanlara bırakıp bağışladıktan sonra, devletin en sıkışık bir zamanında Vahdettin’in isteklerine hizmet etmek için gereken nitelikleri kazanmış olduğuna ve bu ünlü ordular başkomutanının, bu kez kendine en usta yardımcı olarak, eski kurmay başkanını Harbiye Nazırlığına getirmeyi düşüneceğine olağan gözüyle bakılabilirdi. Ama, ulusal girişimlerin cumhuriyeti kurma amacı güttüğünü bu kadar çabuk ve kolaylıkla sezip anlayabilmesini beğenmemek elden gelmez.

Efendiler, bana bu bilgiyi veren, olayı İzzet Paşa’nın ağzından işiten ve şimdi aramızda bulunan çok saygıdeğer bir arkadaştır.


SALİH PAŞA TEMSİLCİLER KURULU İLE GÖRÜŞMEK İÇİN GELİYOR

Efendiler, Cemal Paşa, 9 Ekim 1919 gün1ü bir kapalı telle, Temsilciler Kurulu ile yakından görüşmek üzere Bahriye Nazırı Salih Paşa’nın yola çıkmasının uygun görülmekte olduğunu bildirdi. Ama, Salih Paşa biraz rahatsız olduğu için, görüşme yerinin olabildiğince yakın olması ve İstanbul’dan deniz yoluyla gitmesinin düşünüldüğü belirtildikten sonra, Temsilciler Kurulundan kimlerle ve nerede buluşmalarının tasarlandığı soruluyordu.

10 Ekimde verdiğimiz yanıtta, buluşma yeri olarak Amasya’yı bildirdik. Görüşmek üzere, Temsilciler Kurulundan benimle birlikte Rauf ve Bekir Sami Beyler gidecekti. Bunu da bildirdik. Salih Paşa’nın İstanbul’dan hangi gün ayrılacağının ve Amasya’ya hangi gün ulaşabileceğinin günü, saatıyla bildirilmesini rica ettik.

Efendiler, yurdun her yerinde ulusal örgütleri genişletme ve sağlamlaştırma işlerini sürdürüyorduk. Bir yandan da milletvekili seçimini sağlamaya ve çabuklaştırmaya çalışıyor ve bu konudaki görüşlerimizi de gerekenlere bildiriyor ve kimi kişilerin seçilmesini de öğütlüyorduk. Ancak, dernek adına aday göstermemeyi ilke olarak kabul etmekle birlikte, milletvekili olmak için çalışanların “Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti” ilkelerini ve kararlarını iyi karşılamış kişilerden olmasını pek çok istiyor ve bu gibi kimselerin, kendiliklerinden Cemiyet adına adaylıklarını koymaları gereğini de duyuruyorduk.

11 Ekim 1919 günü, bu bildirdiğim işlerle ilgi1i o1arak, yeniden birtakım buyruklar verdik.

Ulusal isteklere hizmet eden görevlilerin, birer yolla, yerlerinin değiştirilmesi; ulusal isteklere karşı olduklarından dolayı ulusça kovulan görevlilerin de görev sanlarını bırakmamış olması yüzünden, kimi yerlerden yeni hükümetle uzlaşmamızın ne demek olduğunun anlaşılmadığı yolunda dokundurucu yazılar gelmeye başladı.. Bu durumu, 11 Ekimde Cemal Paşa’ya yazarak, hükümetin dikkatini çekmek istedik.


ASKERİ NİGEHBAN CEMİYETİ

Bir de efendiler, bilirsiniz ki, İstanbul’da Askeri Nigehban Cemiyeti diye bir bozguncu topluluğu türemişti. O zamanki bilgiye göre bu Kiraz Hamdi Paşa, hırsızlıktan dolayı ordudan atılmış Kurmay Albay Refik Bey, eski Ha1askar grubundan Binbaşı Kemal Bey, Bandırma eski Sevkiyat Reisi Topçu Binbaşılarından Hakkı Efendi ve daha bu dernekle ilgisini kesip kesmediği bilinmeyen ordudan atılmış Kurmay Binbaşılardan Nevres Bey gibi, kötü işleri yüzünden ordudan kovulmuş ya da emekliye ayrılmış kimselerle, ahlaksızlıkları ile tanınmış az sayıda başka adamlardı.

İşte bu dernek, 23 Eylül 1919 gün ve 8123 sayılı İkdam gazetesinde bir andırı yayımlamıştı. Bu demek, bu andırısıyla, kendisine yurdun ve ulusun bekçisi süsünü vermek istiyordu. Cevat Paşa’nın Harbiye Nazırlığı sırasında, bu dernek hakkında kovuşturmaya başlanılmıştı. Hükümet değişikliğinden dolayı arkası kesildi.

Bu derneğin varlığı ve çalışmaları, ordudaki subayları sinirlendiriyordu. Bu yüzden Temsilciler Kuruluna başvurmalar başlamıştı.

12 Ekim 1919’da Harbiye Nazırı Cemal Paşa’dan, kendi başarısı bakımından, bu bozguncu yuvasının kökünden sökülüp atılmasını ve üyelerinin şiddetle cezalandırılmalarını ve işlerin sonucunun orduya genelge ile duyurulmasını rica ettim.

Cemal Paşa’dan 14 Ekimde aldığım: “Bu, kesin olarak kararlaşmıştır.” yolundaki kısa ve kesin, teli 15 Ekimde bütün orduya özel olarak ulaştırdım.

Ama, Cemal Paşa’nın bu kesin kararının hiçbir zaman uygulandığını anımsayamıyorum.


İŞGALİ KÖTÜ BULMAYAN BİR SİYASA

Efendiler, anımsarsınız, İngilizler Merzifon’u ve arkasından Samsun’u boşaltmışlardı.. Bunun için ve Ferit Paşa Hükümetinin düşmesi üzerine, Sıvas ha1kı fener alayı yaptı, gösterilerde bulundu. Birtakım söylevler verildi. Bu sırada halk da “Kahrolsun işgal!” diye bağırdılar. Sıvas’ta çıkmakta olan İradei Milliye gazetesi, bu olayı olduğu gibi yazdı. Dahiliye Nazırı Damat Şerif Paşa, bu gazetenin haberini söz konusu ederek Sıvas Valiliğine yaptığı bir bildirimde: “Kahrolsun İşgal! gibi yazılar, hükümetin şimdiki siyasasına uygun değildir.” diyordu.

Bu ne demektir, efendiler? Hükümet, işgali kötü görmeyen bir siyasa, mı güdüyordu? Yoksa: “Kahrolsun işgal!” denildikçe, yurdun düşman eline daha çok geçmesine mi yol açılacaktı? Düşmanın yurda girişi ve saldırıları karşısında ulusun durup susması, bundan üzülmüş görünmemesi mi akla ve siyasaya uygundu?

Böyle bozuk ve hayvanca bir düşünce, batış ve dağılış uçurumuna dek tekmelenmiş bir devleti kurtarabilecek siyasaya temel olabilir miydi?

İşte bunun üzerine, 13 Ekim 1919’da Harbiye Nazırı Cemal Paşa’ya çektiğim bir telde: “Yurdun kimi yerlerinin boşaltıldığını gören ulusun, böylece ve daha da belirgin olarak, duygusunu göstermesini pek uygun ve yerinde gördüğümüzü” bildirdikten ve: “Ulusun gerçek duygularına dayanarak hükümetin, haksız yere düşmanların yurda girişini tanımadığını resmi siyasa diliyle bildirmesini ve Ateşkes Anlaşması hükümlerine aykırı olarak düşmanların bugüne dek işlerimize karışmalarını protesto etmesini ve düzeltme istemesini beklemekteyiz.” dedikten sonra: “Bu durumdan yararlanarak, hükümetin güttüğü siyasada, Temsilciler Kurulunca daha öğrenilmemiş yönleri varsa aydınlatılmasını” rica ettim.

Delegemiz ve Harbiye Nazırı olan Cemal Paşa’nın verdiği yanıt çok ilginçtir.

günlü olan bu yanıtta, şu tümcelerin anlamları ilgi çekicidir: “Ulusal isteklere uygun olarak işleri yürütme sorumluluğunu yüklenen İstanbul Hükümeti, tutumunda ve yürütümünde siyasanın gereklerini kollamak, yabancılara karşı daha konukseverce ve ılımlıca davranmak zorundadır.”


SÜNGÜLERİNİ ULUSUN KALBİNE SAPLAYAN YABANCILARI KONUK SAYAN BİR HARBİYE NAZIRI

Efendiler, Rıza Paşa Hükümeti ve o hükümette Harbiye Nazırı olan kişi, sevgili yurdumuza giren, süngülerini ulusun can evine saplayan yabancıları konuk sayıyor ve onlara karşı konukseverce ve ılımlıca davranmakta zorunluk görüyor! Bu ne düşüncedir, bu ne kafadır? Ulusal istekler bu mu idi?

Harbiye Nazırı: “Ôzellikle ulusal girişimlerin yanlış yorumlanması yolundaki düşmediği şu sıralarda, bildirmiş olduğum sakıngan davranışların yersiz olmadığı kabul buyurulur.” inancında olduğunu söyleyerek, ulusal girişimlerin dokunca vermiş olduğunu kapalıca anlatıyor ve bu yüzden meydana gelen kötülüğü gidermek için aldığı önlemlerin yersiz olmadığını bize de kabul ettirmek ustalığını göstermeye çalışıyor.

Harbiye Nazırı, telyazısını şu tümce ile bitiriyor: “Erginliğini tanıtlamış olan soylu ulusumuzun güvenini kazanmış bulunan şimdiki hükümetin, yürütümünde serbest kaldıkça dışarıya karşı daha çok sözünü dinletebileceği açık bir gerçek olduğuna göre, sayın Temsilciler Kurulundan hükümetin yaptığı iş1eri daha çok destekleyici olmalarını rica ederim.”

Efendiler, Cemal Paşa gerçekten önemli noktalara dokunuyor. Önce, ulusun erginliğini tanıtladığını söyleyerek, bizim ulus adına yol göstermemize ve uyarmalarımıza gereklik olmadığını anlatıyor ve bununla bizi ulus yanında gereksiz birtakım karışıcılar sayıyor. İkincisi, bizim, hükümeti serbest bırakmadığımızı ve bu yüzden dışarıya karşı sözünü dinletmeye engel olduğumuzu söylüyor.

Efendiler, soylu ulusumuzun erginliğini tanıtlayan belirtiler, Erzurum, Sıvas kongreleri ve bu kongrelerde aldığı kararlar ve bu kararların ve dayanışma meydana gelmesi ve Sıvas Kongresini yapanları yok etmeye kalkışan Ferit Paşa Hükümetini devirmek gibi işler, davranışlar ve uyanıklık idi.

Bu kadarla yetinmek, bütün bu çalışma ve davranışlarda olduğu gibi, ulusa yaptığımız kılavuzluk ödevinden, bundan sonra vazgeçerek hükümeti serbest bırakabilmek, ancak bir koşulla olabilirdi. O da, özgür davrandığı anlaşılmış, Millet Meclisine dayanan ulusal bir hükümetin, yurdun ve ulusun alınyazısını tam anlamıyla sağlama bağladığına inanmaktı. Ulusun “Kahrolsun işgal!” diye yükselen sızıltılı çığlığını boğmaya çalışan, duygusuz ve anlayışsız kimselerden kurulmuş, dokusunda hayvanlık ve hayınlık bulunan bir hükümetin, böncesine, bilgisizcesine ve miskincesine davranışlarına seyirci kalmak; aklı, anlayışı ve yurtsever1iği olan kimselerden istenebilir miydi?

Bir de efendiler, Cemal Paşa: “Ulusun güvenini kazanmış bulunan şimdiki hükümet” sözüyle pek büyük ve açık bir yalan söylüyordu. Ulusun hükümete, güveni daha gerçekleşmemişti. Bu söz, ancak ve hiç olmazsa, Millet Meclisi önünde hükümetin güvenoyu almasından sonra söylenebilirdi. Oysa, daha Millet Meclisinin üyeleri bile seçilmiş değildi.

Harbiye Nazırı, bu sözü söylediği dakikada yalnız bir kişinin güvenini kazanmış bulunuyordu. O kişi de, devlet başkanlığını kirletmekte olan hayın Vahdettin’di.

Temsilciler Kurulunun, kendileriyle uzlaşmayı gerekli görmüş olması, ulustan alınmış bir güven gibi sayılmak isteniyor. Eğer amaçları bu idiyse, ulusun güvenini kendilerine bildirmeye güven aracı olan bu Kurulu aradan çıkarmaya çalışmak neden gerekli oluyordu?


../..

.....
Ekin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Ekin'in Mesajına Teşekkür Etti
Eski 27.01.09, 23:53   #22
Moderator

Ekin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Dec 2011
Konular: 1175
Mesajlar: 8,990
Ettiği Teşekkür: 30790
Aldığı Teşekkür: 40437
Rep Derecesi : Ekin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Kotu Cocuk
Standart

ULUSAL ÖRGÜT GENİŞLİYOR VE GÜÇLENİYOR

Efendiler, Ferit Paşa Hükümetinin düşmesi, yurtta kararsız görünen kimi yerlerin de duygusu ve içgücü üzerinde iyi etki yaptı. Her yerde, yüksek sivil memurlarla yüksek komutanlar başta olmak üzere, örgütlenmeye hız verildi.

Ali Fuat Paşa, batı illerinin hemen hepsi ile ilgilendi. Kendisi, Eskişehir, Bilecik ve daha sonra Bursa dolaylarında dolaşarak ve gerekenlerle yazışarak iş görüyordu.

Balıkesir’de bulunan Albay Kazım Bey (Meclis Başkanı Kazım Paşa) o bölgede ulusal örgütler ve askeri önlemlerle ilgileniyor ve uğraşıyordu.

Bursa’da Albay Bekir Sami Bey, 8 Ekimde, Ferit Paşa’nın adamı olan valiyi İstanbul’a göndererek Kongre kararlarını uygulatmaya başlamış ve bir merkez kurulu kurdurmuştu.

Ulusal örgütlenme ile uğraşıldığı kadar, milletvekilleri seçimi ile de büyük ilgi ile uğraşılıyordu.

Yurtta, bütün ulusal örgütlerin tek ad altında Temsilciler Kuruluna bağlılığı ilkesine uyuluyordu. Eskişehir, Kütahya, Afyonkarahisar dolaylarında örgütlerin sağlamlaştırılması ve Aydın, Konya, Bursa, Balıkesir bölgelerinin bağlantılarının kolaylaştırılması için önlemler alınıyordu. Batı cepheleri üzerinde Harbiye Nazırlığının aydınlatılmasına ve hükümetçe ne gibi önlemler düşünüldüğü de sorularak, hükümetin bu konuya ilgisinin çekilmesine çalışılıyordu.

Efelerin yönettikleri Aydın Cephesi, kesimlerine bir komutan gönderme konusu düşünülmeye başlandı. 14 Ekimde, düşman elindeki yer1erde, gizli ulusal örgütler kurulması için Fuat Paşa’ya ve Afyonkarahisar’da Yirmi üçüncü Tümen Komutanı Ömer Lütfi Bey’e yazıldı. Bununla birlikte, bu sıralarda daha kimi yerlerde amacın tam anlaşılamadığı görülüyordu. Ömerin, Reddi İlhak Cemiyeti yönetim kurullarının kendi adlarına bildirim yapmakta oldukları görülüyordu. 10 Ekim 1919 gününde Reddi İlhak Cemiyeti Başkanı imzasıyla, Ekimin yirmisinde bir büyük kongre toplanacak ve bu kongreye iki delege gönderilmesi illerden isteniyor ve birtakım önlemler alınması bildiriliyordu.

Bir yandan, Karakol cemiyetinin de İstanbul’dan başka, Bursa dolaylarında da çalışmakta olduğu anlaşıldı.

Bu karışıklığın önüne geçmek için gerekli önlemler alındı. Özellikle, Ali Fuat Paşa’ya, Balıkesir’de Kazım Paşa’ya, Bursa’da Bekir Sami Bey’e, Bursa Merkez Kuruluna gereği gibi yazıldı.

İtilaf ve Hürriyet Cemiyeti de, düşmanlarla bitlikte Anadolu’da karşı örgüt kurmak üzere, yetmiş beş kişi kadar göndermiş. Bu haber alındı, kolorduların dikkati çekildi.

İstanbul’da gizli çalışmaya karar verildi. Trakya’ya örgütlerin genişletilmesi için Cafer Tayyar Bey aracılığı ile yönerge verildi.


MİLLET MECLİSİNİN TOPLANACAĞI YER

Efendiler, milletvekillerinin seçilmesine çalışırken, bir yandan da Millet Meclisinin nerede toplanabileceği düşüncesi kafamızı kurcalıyordu. Anımsayacaksınız, Erzurum’dan, Refet Paşa’nın bu konuya ilişkin bir teline yanıt verirken: “Meclis toplanmalı; ama İstanbul’da değil, Anadolu’da!” demiştim. Gerçekten, ben Meclisin İstanbul’da toplanması kadar mantıksız ve amaçsız bir iş düşünemiyordum. Ancak bu konuda yetkili olanları ve kamuoyunu bu gerçeğe inandırmadıkça düşüncemiz gerçekleşemezdi. İstanbul’da toplanmanın sakıncalarını açık olarak belirtmek gerekiyordu. Bu amaçla, ulusal isteklerimizi Rumlara ve yabancılara, Hıristiyanlara karşı imiş gibi göstermek için Ali Kemal ve Mehmet Ali Beylerin çalışmaları ile Ermeni Patrikhanesinde yapılan toplantılar ve Hürriyet ve İtilaf Partisinin girişimleri üzerine, Harbiye Nazırı aracılığı ile, İstanbul Hükümetinin dikkatini çektik.

13 Ekim 1919 günü, Millet Meclisinin açılışından sonra, Müdafaai Hukuk Cemiyetinin nasıl bir siyasal durum alması düşünüldüğünü, Cemal Paşa aracılığı ile hükümetten sorarken, Millet Meclisinin İstanbul’da toplanmasında ne gibi siyasal güvence elde edilmesinin düşünüldüğünü de sorduk. O gün, Millet Meclisinin İstanbul’da esenliğini sağlama yolunda ne gibi savunma ve kolluk düzeni alınacağını ve neler yapılmak gerektiğini, İstanbul örgütümüzün merkez kurulunda bulunan ve Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı olan Albay Şevket Bey’den sorduk.


AMASYA GÖRÜŞMELERİ

Efendiler, anımsarsınız, Bahriye Nazırı Salih Paşa ile Amasya’da buluşmamız kararlaşmıştı. Nazır Paşa ile hükümetin dış siyasası, iç yönetimi ve ordunun geleceği ile ilgili konular üzerinde görüşülmek olasılığı vardı. Bu nedenle, daha önce, kolordu komutanlarının düşünce ve görüşlerini bilmek bence pek yararlı olacaktı..

14 Ekim 1919 günlü kapalı telimde, kolordu komutanlarının bu üç nokta ile ilgili görüşlerini rica ettim. Komutanların raporlarını belgeler arasında incelersiniz.

Salih Paşa, 15 Ekimde İstanbul’dan yola çıktı. Biz de 16 Ekimde Sıvas’tan yola çıktık. 18 Ekimde Amasya’da bulunduk.

Salih Paşa’ya, uğrayacağı iskelelerde; Ulusal örgütlerce parlak karşılama törenleri yapılması ve bizim adımıza “Hoş geldiniz.” denilmesi için yönerge verilmişti.

Biz de, Amasya’da, pek büyük gösterilerle kendisini karşıladık. Salih Paşa ile Amasya’da 20 Ekimde başlayan görüşmelerimiz, 22 Ekimde sona erdi. Üç gün süren görüşmeler sonunda, ikişer nüsha olmak üzere beş tane protokol düzenlendi. Bu beş protokoldan üçünü (Salih Paşa’da kalanları biz, bizde kalanları Salih Paşa) imzaladık. İki tane protokol, gizli sayılarak imza edilmedi. Amasya buluşması sonucu olan kararlar, kolordulara da bildirildi.

Efendiler, sırası gelmişken bir noktayı belirtmek isterim. Biz, ulusal örgütlerin ve Temsilciler Kurulunun, İstanbul Hükümetince resmi olarak tanınmış bir siyasal varlık olduğunu; görüşmelerimizin resmi olduğunu ve sonuçlarına uymak gerektiğinin taraflarca kabul edilmiş bulunduğunu açıkça ortaya koydurmak istiyorduk.

Bunun için, görüşme sonuçları ile ilgili tutanakların protokol olduğunu kabul ettirmek ve İstanbul Hükümetinin delegesi olan Bahriye Nazırına imzalatmak önemli idi.

21 Ekim 1919 günlü protokola yazılanların, denilebilir ki, hemen hepsi Salih Paşa’nın önerileri olup kabulünde sakınca görülmeyen birtakım maddelerdi.

22 Ekim 1919 günlü ikinci protokol, uzun süren bir görüşme ve tartışmanın tutanak özetidir.

Bu görüşmede, tarafların halifelik ve padişahlık konusunda karşılıklı güvenceleri ile ilgili ayrıntıları gösteren bir başlangıçtan sonra, Sıvas Kongresinin 11 Eylül 1919 günlü bildirisindeki maddelerin görüşülmesine başlandı:

1- Bildirinin birinci maddesinde tasarlanıp kabul olunan sınırın, en az bir istek olmak üzere, elde edilmesi gerektiği ortaklaşa kabul olundu.

Kürtlerin bağımsızlığını gerçekleştirme amacını güder gibi görünerek yapılmakta olan karıştırıcılığın önüne geçmek konusu uygun görüldü. Şimdi yabancıların elinde bulunan bölgelerden, Kilikya’yı, Arabistan ile Türkiye arasında bir tampon devlet meydana getirmek için anayurttan ayırmak istendiği söz konusu edildi. Anadolu’nun en koyu Türk ortamı ve en verimli, zengin bir bölgesi olan bu toprakların hiçbir yolla ayrılmasının kabul edilmeyeceği; Aydın ilinin de aynı kesinlikle ve yeğlikle yurdun bölünmez parçalarından olduğu ilkesi genel olarak kabul edildi.

Trakya konusuna gelince: Burada da, sözde bir bağımsız hükümet ve gerçekte bir sömürge kurmak böylelikle Doğu Trakya’dan da Midyeİnoz çizgisine değin olan bölgeyi bizden ayırmak amacı güdülebileceği düşünüldü. Fakat, Edirne’yi ve Meriç sınırını bir bağımsız İslam hükümetine bağlamak için bile olsa, kesinlikle bırakmamak İlkesi, ortaklaşa uygun görüldü.. Bununla birlikte, bütün bu maddede söz konusu edilen şeyler üzerinde Millet Meclisinin vereceği en son karara elbette uyulacaktır, dendi.

2- Bildirinin dördüncü maddesinde Müslüman olmayan halka, siyasal egemenliğimizi ve toplumsal dengemizi bozacak nitelikte ayrıcalıklar verilmesinin kabul edilmeyeceğini belirten bölüm, önemle görüşüldü. Bu kaydın, bağımsızlığımızı gerçekten sağlamak için, elde edilmesi zorunlu bir istek niteliğinde sayılması ve bundan yapılacak en ufak bir özverinin bağımsızlığımızı kökten sarsacağı ortaya konuldu. Bu dördüncü maddede söz konusu olan, Hıristiyan halka çok ayrıcalıklar vermemek ilkesi, gerçekleştirmemiz gerekli bir amaç olarak kabul edilmiştir. Bununla birlikte, gerek bu konuda, gerekse yaşama hakkımızın savunulması yolundaki başka isteklerimizle ilgili konularda birinci maddenin sonunda olduğu gibi burada da Millet Meclisinin görüşüne ve kararına uyulacağı kaydı konuldu.

3- Bildirinin yedinci maddesine göre bağımsızlığımız tam olarak korunmak koşuluyla, teknik, sınai ve ekonomik ihtiyaçlarımızın nasıl sağlanacağı tartışıldı. Yurdumuza pek çok sermaye dökecek bir devlet bulunursa bunun maliye işlerimiz üzerinde isteyebileceği denetleme hakkının kapsamı kestirilemeyeceğinden, bu konunun, bağımsızlığımızı ve gerçek ulusal çıkarlarımızı zarara sokmayacak yolda, uzmanlarca iyiden iyiye düşünülerek sınırlandırılıp saptanmasından sonra Millet Meclisinde verilecek biçimin kabulü görüşüldü.

4- 11 Eylül 1919 günlü Sıvas Kongresi kararlarının başka maddeleri de Millet Meclisinin onayına sunulmak koşuluyla, genel olarak uygun görüldü.

5- Bundan sonra, Sıvas Kongresinin 4 Eylül 1919 günlü kararlarının örgütler bölümlü ile ilgili 11’nci maddesinde yer alan Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyetinin durumu ve bundan sonraki çalışma biçimi ve alanı söz konusu oldu.

Bu maddede, ulusal buyrumu egemen kılacak olan Millet Meclisinin, yasama ve denetle haklarına güven ve serbestlikle sahip olduktan ve bu güven Millet Meclisince belirtildikten sonra, Cemiyetin ne olacağının kongre kararıyla belli edileceği açıklanmıştır. Burada söz konusu olan kongrenin şimdiye değin yapılmış olan Erzurum ve Sıvas Kongreleri gibi dışarda ayrı bir kongre durumunda olması gerekli değildir, dendi.

Cemiyetin izlencesini kabul eden milletvekilleri, Cemiyetin tüzüğünde açıklanmış olan delegeler gibi sayılarak yapacakları özel toplantı, kongre yerine geçebilir. Bundan sonra, Millet Meclisinin İstanbul’da tam güvenlik içinde, serbest olarak görev yapabilmesi gerekir, dendi. Bunun, şimdiki koşullara göre ne ölçüde sağlanabileceği düşünüldü. İstanbul’un yabancılar elinde bulunması dolayısıyla, milletvekillerinin yasama görevlerini gereği gibi yapmalarına durumun pek elverişli olamayacağı düşüncesi belirdi. Yetmiş savaşında Fransızların Bordo’da ve yakın zamanlarda Almanların Vaymar’da yaptıkları gibi, barışın yapılmasına değin, geçici olarak, Millet Meclisinin Anadolu’da, İstanbul Hükümetinin uygun göreceği güvenilir başka bir yerde toplanması uygun görüldü.

Millet Meclisinin toplanmasından sonra güvenlik ve dokunulmazlık derecesi belli olacağından, tam güven görülürse Cemiyet Temsilciler Kurulunun dağıtılarak örgütlerinin çalışma ereğinin, az önce bildirdiğim gibi, kongre yerine geçecek olan özel bir toplantıda kararlaştırılacağı belirtildi.

Milletvekillerinin seçiminde tam serbestlik bulunması gerektiği hükümetçe buyurulmuş olduğundan, seçimler yapılırken Cemiyet Temsilciler Kurulunca karışılmamakta olduğu bildirildi.

Milletvekilleri arasında İttihat ve Terakki üyesi ve orduda kötülüğü görülmüş kimseler bulunursa, bunların milletvekili seçilmesine meydan verilmemek için, Temsilciler Kurulunca uyarma yollu, uygun biçimde birtakım öğütlemelerde bulunulmasının yerinde olacağı da düşünüldü. Temsilciler Kurulunun bu konuda nasıl aracılık yapacağı da ayrıca belirtilip saptandı ve bunu belirten üçüncü bir protokol düzenlendi.

Gizli sayılıp imzalanmayan dördüncü protokol şu idi:

1- Kimi komutanların askerlikten kovulması ve bir bölüm subayların askeri mahkemeye verilmesi ile ilgili olarak çıkan Padişah buyruklarının ve başkaca buyrukların düzeltilmesi.

2- Malta’ya sürülmüş olanların ilgili mahkemelerimizde yargılanmak üzere, İstanbul’a getirilmeleri yoluna gidilmesi.

3- Kıyım yapmış Ermenilerin de mahkemeye verilmesi (Millet Meclisine bırakılacaktır).

4- İzmir’den düşmanların çekilmesi için İstanbul Hükümetince yeniden protesto yapılması ve gerekirse gizli yönerge ile halka gösteri toplantıları yaptırılması.

5- Jandarma Genel Komutanı, Merkez Komutanı, Polis Müdürü ve Dahiliye Nazırlığı Müsteşarının değiştirilmeleri (Harbiye ve Dahiliye Nazırlıklarınca).

6- İngiliz Muhipler Cemiyetinin (kapı kapı dolaşıp) halka kağıt mühürlettirmelerine engel olmak.

7- Yabancı parasıyla satın alınmış derneklerin çalışmalarına ve bu gibi gazetelerin dokuncalı yayımlarına son verilmesi (özellikle subayların ve görevlilerin bu gibi derneklere girmelerinin kesin olarak yasaklanması).

8- Aydın’daki Ulusal Kuvvetlerin gücünün artırılması ve beslenmelerinin kolaylaştırılması ve sağlanması. (Bu konu Harbiye Nazırlığınca düzenlenir. Donanma cemiyetinin 400.000 lirasından gereği kadarı hükümetçe bu işe ayrılabilir.)

9- Ulusal eylemlere katılmış görevlilerin, her yerde yatışma ve tam güvenlik sağlanıncaya değin yerlerinden kaldırılmamaları ve ulusal amaçlara karşı gelmelerinden dolayı, ulusça işten el çektirilmiş görevlilerin yeni görevlere atanmalarından önce, bu konuda özel olarak görüş alışverişi yapılması.

10- Batı Trakya göçmenleri ile ilgili ulaştırma işlerinin sağlanması.

11- Acemi Sadun Paşa ile buyruğu altında bulunan kişilerin uygun bir yolla geçimlerinin sağlanması.

İmzasız beşinci protokol da, konferansına gidebilecek kişilerin adlarını gösteriyordu. Böyle olmak1a birlikte hükümet bu konuda, ilkelere uymak koşuluyla, serbest bulunacaktı.

Delegeler

Tevfik Paşa Hazretleri Başkan

Ahmet İzzet Paşa Hazretleri Askeri Delege

Hariciye Nazırı Siyasal Delege

Reşat Hikmet Bey Siyasal Delege

Uzmanlar Kurulu

Hamit Bey Maliye

Albay İsmet Bey Askeri

Reşit Bey Siyasal İşler

Mühendis Muhtar Bey Bayındırlık İşleri

Albay Ali Rıza Bey Deniz Albayı

Refet Bey İstatistik

Emiri Efendi Tarih

Münir Bey Hukuk Danışmanı

Uzman bir kişi Ticaret İşleri

Uzman bir kişi Çeşitli mezheplerin ayrıcalıklarını bilen Yazı Kurulu

Reşit Saffet Bey Maliye Eski Özel Kalem Müdürü

Şevket Bey

Salih Bey

Orhan Bey

Hüseyin Bey Robert Kolej Türkçe Öğretmeni

Efendiler, bu görüşmelerimizin tutanakları arasında en önemli noktanın, Millet Meclisinin toplantı yeri ile ilgili olduğu, yüksek dikkatinizi çekmiştir sanırım.

Meclisin, İstanbul’da toplanmasının doğru olmadığı konusundaki eski düşünce ve görüşümüzü Salih Paşa’ya kabul ettirdik ve onaylattık. Ancak, Paşa, kişisel olarak bu görüşe katılmakla birlikte, bu katılmanın kişisel olduğu şimdiden bütün hükümet adına söz veremeyecek çekimserliğini de ileri sürmüştü. Kendisi, hükümet üyelerini inandırmak ve bu düşünceye katılmalarını sağlamak için elinden geleni yapacağına söz vermiş ve başaramazsa hükümetten çekilmekten başka yapacak bir şey olmadığını bildirmişti.

Salih Paşa, bu konuda başarı sağlayamamıştır.

Millet Meclisinin toplanacağı yer konusuna yeniden dönmek üzere, Amasya görüşmeleri ile ilgili sözlerime son veriyorum.


.. / ..

.....
Ekin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Ekin'in Mesajına Teşekkür Etti
Eski 27.01.09, 23:54   #23
Moderator

Ekin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Dec 2011
Konular: 1175
Mesajlar: 8,990
Ettiği Teşekkür: 30790
Aldığı Teşekkür: 40437
Rep Derecesi : Ekin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Kotu Cocuk
Standart

SIVASTA ŞEYH RECEP OLAYI

Yalnız efendiler, biz Amasya’ya gelmek üzere Sıvas’tan ayrılır ayrılmaz, Sıvas’ta pek de hoşa gitmeyen bir olay geçmiştir. Bu olay üzerine kısaca bilgi vereyim:

Amasya’ya vardığımızda, İtilaf ve Hürriyetçilerin, yabancılarla ortaklaşa birtakım hayınca işlere giriştiklerine ilişkin bilgiler almıştık. Bunu hemen ilgililere genelge ile bildirmiştim. Sıvas’ta da, Padişaha, beni kötüleyen teller çekilmek gibi bir girişim olduğunu haber aldım; ama inanmadım. “Elbette Temsilciler Kurulu arkadaşlarımızın ve karargahımızda bulunan kişilerin, Valinin ve başkalarının dikkati buna engeldir.” dedim.

Oysa, Şeyh Recep ile arkadaşlarından Ahmet Kemal ve Celal adındaki kişiler, bir gece telgrafhanede, kendilerinden olan bir telgrafçı aracılığı ile istedikleri telleri çekmişler...

Gerçekten, Amasya telgrafhanesinden Salih Paşa’ya gelen şu telyazısını getirdiler:

16613 Y.

82

Sıvas 18 Ekim 1919

Bahriye Nazırı Salih Paşa Hazretlerine

Padişah Yaveri Naci Beyefendi Hazretlerine

Aylardan beri yurdumuzda olup bitenleri anlamak ve işin içyüzünü öğrenmek üzere yorgunluğa katlanıp il merkezine buyurmanızı yurdun ve ulusun yararı adına diler ve makine başına gelmenizi, yurt ve ulus adına büyük bağlılıklarımızla yalvarırız.

Sıvaslı Şemsettin oğullarından Recep Kamil

Bilginlerden, ileri gelenlerden, tüccar ve esnaftan yüz altmış mühür taşımaktadır.

Zaralıoğlu Celal İlyasoğlu Ahmet Kemal

Bana da 19 Ekim 1919 günlü şu telyazı geldi:

Amasya’da Mustafa Kemal Paşa’ya

Halkımız, Padişahın ve hükümetin düşüncelerini Salih Paşa’nın kendisinden ya da güvenilir bir ağızdan işitmedikçe, aradaki anlaşmazlığa çözülmüş gözüyle bakamayacaktır. Bundan dolayı, iki yoldan birini seçmek zorunda olduğumuzu bilginize sunarız.

İlyasoğlu Zaralıoğlu Sıvaslı Şemsettin oğullarından

Ahmet Kemal Celal Recep Kamil

Efendiler, biz, bütün yurdu uyarmak ve aydınlatmak için uğraşıyoruz. Ama, düşmanlarımız da, bize karşı her yerde, üstelik kendi bulunduğumuz ve her bakımdan egemen olduğumuz Sıvas kentinde bile, kötülüklerini yaptırabilecek alçak aracılar bulabiliyorlar.

Bütün uyarmalarımıza ve anımsatmalarımıza karşı, biz ayrılır ayrılmaz, Sıvas’taki ilgili kişilerin görülen dalgınlığı, her yerde ne denli ilgisizlikler ve göz yummalar olduğuna çok güzel bir örnektir.

19 Ekim günü Sıvas’taki arkadaşlar, Temsilciler Kurulu imzasıyla şu teli çekiyor1ardı:

Amasya’da Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine

Şeyh Recep ve arkadaşlarının size çekilmek üzere telgrafhaneye şimdi verdikleri telyazısı örneği, olduğu gibi, aşağıda bilgilerinize sunuldu:

Bu konuda Topçu Binbaşısı Kemal Bey ayrıca soruşturma yapmaktadır.

Bu tele, aldığımı bildirdiğim, telyazısının örneğini ekliyorlar.

Sıvas Telgraf Başmüdürü de, gene o gün, şu bilgiyi veriyor:

Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine

Sıvaslı Şemsettin oğullarından Recep, İlyasoğlu Ahmet Kemal ve Zaralıoğlu Celal imzalarıyla çekilen teller, sunuyorum. Bu teller, gece getirilmiş ve görevlilerimiz korkutularak çektirilmiştir. Herkesin, özel yöntemine uyarak tel çekmeye hakkı vardır. Ancak makine odasına rasgelenin girmesinin yasak olduğu şöyle dursun, görevlilerin korkutulması gibi hükümet onurunu kırıcı eylemlere yeltenmek, doğrusu, yasaya karşı gelme niteliğindedir. Durumu yüksek valiliğe bildirdim ve yurtta düzeni sağlamak için çalışmakta olan yüksek kişiliğinize de durumu bildiriyorum. Saygılarımın kabul buyurulmasını çok rica ederim.

19 Ekim 1919 Başmüdür Lütfi

İstanbul Merkez Şefi Bey’e:

Halkın dileklerini bildiren ve yurdun ve ulusun esenliği adına Padişaha sunulması rica olunan telyazılarımızı tutan, din ve devlet hayınıdır. Sonunda kan dökülmesine yol açacaktır. Padişaha duyurmak için kararımız kesindir. Yanıt bekliyoruz.

Padişahlık Özel Kalem Başyazmanlığına:

“Yüksek aracılığınızla sunulan dilekçemizin yanıtını yurdun ve ulusun esenliği adına makine başında bekliyoruz.

Padişahlık Özel Kalem Başyazmanlığı Aracılığı ile

Halife Hazretlerine:

İlimiz olan Sıvas’ta, Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti adıyla kurulan Kongre Kurulu Başkanı Mustafa Kemal Paşa, yanında sizin güven kağıdınız olduğu söylentisini yayarak, kötülüklerini örtmek isteyen küçük bir toplulukla birlikte, ulusal buyrumu temsil ediyorlarmış gibi davranıyorlar. Oysa, şanlı Halifemiz ve sevgili Padişahımıza her bakımdan saygılı ve tam bağlı olmamız, din buyruğudur. Bahriye Nazırı Salih Paşa ile Padişahın Başyaveri Naci Beyefendi’nin Amasya’ya gönderildiklerini haber aldık. Kendileriyle görüşüp halk arasında doğan coşkuyu yatıştırmak için bilginler, ileri gelenler ve tüccardan iki yüzü aşkın imza ile çektiğimiz çağrı telimize karşılık alamadık. Kamuoyunun ne durumda olduğu kendilerinin yakından görmeleri için Sıvas’a değin gönderilmelerini bütün bağlılığımızla ve çok ivedi olarak yalvarırız. Bu yolda buyruk, Padişahımız Efendimiz Hazretlerinindir.

Efendiler, düşmanlar, Şeyh Recep’e gerçekten önemli bir rol yaptırmış bulunuyorlardı. Sırası gelince bilginize sunacağım belgelerden, Sait Molla’nın Rahip Fru’ya yazdığı 24 Ekim günlü bir mektubunda Molla, Papaz’a:

“Sıvas olayını nasıl buldunuz? Biraz düzensiz; ama yavaş yavaş düzelecek.” diyordu.

Bütün ulusun birlik ve dayanışmasından ve ulusal örgütlerin yurdun her köşesine yayıldığından söz eden, ulusun ortak dileğine uyarak ulusal ve askeri örgütlere dayanarak hükümeti düşüren; yeni hükümetle karşı karşıya geçen, bir kurulun başkanını kötülemek üzere tam yeni hükümetin delegesi ile görüşmeye girişeceği bir sırada ve bu amaçla Sıvas’tan çıktığının ertesi günü bütün Sıvas halkı adına ayaklanmayı gösterir bir telyazısının, telgrafhane korkutularak çektirilebilmesi kuşkusuz anlamlı idi.

Böyle bir kurulu kendi bulunduğu Sıvas’taki halk kötüleyince, bütün ulusun da böyle duyup düşünmeyeceğini tanıtlamak gerçekten güçtür. Öyleyse, temsil niteliği böyle olan bir kurulun ve başkanının dayandığı gücün de çürük olacağına inanmak neden doğru olmasın?

Sıvas’tan yükseltilen bu sesin, düşmanlar için ne denli güçlü ve önemli olduğu kolaylıkla anlaşılır.

Efendiler, Salih Paşa’ya gelen telyazısının, Amasya’ya geldiğinde kendisine verdirdim. Ama; Şeyh Recep ve arkadaşlarının hükümetçe cezalandırılmasını istedim. Sıvas’taki Temciler Kurulu üyelerine de telgraf başında, 19 Ekimde şunları sordum:

1- Şeyh Recep, Ahmet Kemal ve Celal Padişahın Özel Kalemine çekilen telyazısını gördünüz mü?

2- Telgrafhanede nöbetçi subayı yok mu?

3- Hepiniz orada bulunduğunuz halde böyle bir küstahlık nasıl olabilir? Hem de bu delilerin girişimleri hepinizce biliniyor. Salih Paşa’ya ve Naci Bey’e çekilmek üzere üç imza ile telyazısı hazırladıklarını biz buradan işitmiştik. Sizin bundan haberiniz yok mu?

4- Yabancılarla birlikte İtilaf ve Hürriyetçilerin birtakım hayınca işlere giriştiklerine ilişkin dün genelge ile yapılan bildirim alınmadı mı?

5- Baskı yapılan ve korkutulan telgraf görevlilerinin hemen gerekenlere, Vali Paşa’ya ve başka ilgililere haber vermemelerinin ve nöbetçi subayının bu işte aymazlık göstermesinin nedeni nedir?

6- Başmüdür Bey’in bildirmesi üzerine alınan önlemler nelerdir?

Mustafa Kemal

Valiliğin, bu işi askerlere bıraktığının anlaşılması üzerine, Kolordu Kurmay Başkam Zeki Bey’e de şunu yazdım:

Söz konusu olan işe karışmış bulunanların tutuklanıp cezalandırılmaları için valilikçe, buyruğu altındaki kuvvetler kullanılmış ya da bunlar yetmemiş de onun için mi iş Kolorduya bırakılıyor? Yoksa bu küstahça davranışlara karşı bile valilikçe önlem almakla duraksanıyor mu? Bunlar anlaşıldıktan sonra sorunun çözümlenmesi daha kolay ve kökten olur.

Mustafa Kemal

Daha sonra, Sıvas’ta bulunanlara şu buyruğu verdim:

1-Telgrafhane tam kontrol altına alınacaktır. Bir subay komutasında bir manga asker yerleştirilecektir. Bu kez olduğu gibi, telgrafhaneye girerek ve görevlilere baskı yaparak, ulusal birliğe karşı kafaları karıştırıcı ve güvenliği boğucu girişimlerde bulunacak hayınlar kesin olarak engellenecektir. Bu gibi güvenliği bozucu davranışlarda, yasa sınırını aşan ve askere saldıranlara karşı hiç duraksamadan, her nerede olursa olsun, silah kullanılacaktır.

2- Küstahça eylemlere yeltenenleri yola getirme bakımından, Kurmay Başkanının ileri sürdüğü nedenlerden dolayı kaçmalarına meydan verilmeksizin hemen gereği yapılacak ve sonucu bir iki saata değin bildirilecektir. Ancak, bu konuda karar vermek için, orada bulunan görevli kişilerden hiçbirinin işe el koymayıp bize sormaya kalkışmaları gerçekten üzüntü ile karşılanmıştır. Gerekli kararı, bir taburu Sıvas’ta bulunan Beşinci Tümen Komutanı Cemil Cahit Bey, tabur komutanına bildirmiştir. Orada bu kararın ivedilikle uygulanması, hiç olmazsa, aracılık edilmesi rica olunur.

3- Sıvas’ta düzeni sağlamak için uyanık olarak bütün ilgililerce kesin ve sert önlemler alınması gerektiğini bilgilerinize sunarım.

Mustafa Kemal

Özel olarak Osman Tufan ve Recep Zühtü Beylere şu yönergeyi verdim:

Ulusal eylemlere karşı küstahlık edenler için yapılacak işlerin, gerekenlere bildirilmiştir. Durumu izleyerek eksiksiz uygulanıp uygulanmadığını bildirmenizi ve savsaklama görülürse, işe kendiniz el koyarak bilinen kişileri tutuklamanızı ve yardakçılarını susturmanızı isterim. Bu yolda gerekirse, her kimse karşı olursa olsun, gereğini yapmakta duraksamaya yer yoktur.

Mustafa Kemal

20 Ekimde Vali Reşit Paşa, uzun uzadıya olayı anlattıktan sonra: “Olay genişleyebilecek iken önüne geçilmiş ve yapılan çabuk ve sert işlemlerden dolayı, buna benzer olayların artık çıkmayacağının anlaşılmış” olduğunu yazıyordu.

Efendiler, İstanbul Hükümetinin Şeyh Recep ile arkadaşlarını cezalandırmış olduğunu doğal olarak düşünmediniz. “Sıvaslı Şemsettin oğullarından” diye imza atan bu uyuşuk ve aşağılık Şeyhin, bundan sonra da düşman oyuncağı olarak işleyeceği kötülüklere rastlayacağız.

ADAPAZARI DOLAYLARINDA KIŞKIRTMALAR

Efendiler, daha Amasya’da iken, karşılaştığımız durum, yalnız Şeyh Recep ile kalmadı. Adapazarı dolaylarında da buna benzer bir olay çıktı. İzin verirseniz bunu da kısaca bilginize sunayım.

Adapazarı ilçesinin Akyazı yörelerinde türeyen Talostan Bey, İstanbul’dan para ve yönerge verilerek gönderilen ve süvari olacaklara 30 lira, piyade yazı1acaklara 15 lira aylık verileceğini söyleyen Bekir Bey ve Sapanca’nın Avçar Köyünden Beslan adında bir tahsildar birleşiyorlar. Bu adamlar başlarına topladıkları atlı, yaya birtakım kimselerle Adapazarı kasabasını basmaya karar veriyorlar.

Tahir Bey adındaki Adapazarı Kaymakamı bunu haber alıyor. Tahir Bey, İzmit’ten gönderilen bir binbaşıyı ve bulduğu yirmi beş kadar atlıyı alarak kasabayı basmaya gelenlere karşı yola çıkar. Lütfiye denilen bir köyde karşılaşırlar. Bu derme çatma kalabalığı ne yapmak istedikleri sorulmuş... Verdikleri yanıt şu imiş: “Padişah Hazretlerinin sağ olup olmadığını ve yüksek Halifelik makamında oturup oturmadığını öğrenmek için Adapazarı’na makine başına gelmek istiyoruz. Mustafa Kemal Paşa’nın padişah olmasını kabul edemeyiz.”

Tahir Bey’in, makine başında, İzmit Mutasarrıfına verdiği bilgide: “Adı geçenlerin İstanbul’da önemlice kişilerle ilişkileri olduğundan ve Padişahın bile bu yaptıklarından haberli bulunduğunu söylediklerinden” söz ediliyordu. Resmi olarak verilen bilgide Bekir’in, toplanan kimselere: “Bu iş için İstanbul’ca bir hafta süre verdiler. Beş gün geçti. iki günümüz kaldı. İşi çabuklaştıralım.” diye söylediği de bildiriliyordu.

İzmit’teki Tümen Komutanı, Adapazarı üzerine bir birlik gönderecekti. Ali Fuat Paşa da Düzce üzerine biraz kuvvet gönderecekti.

23 Ekim günü İzmit’te Tümen Komutanına, Bekir’i İtilaf ve Hürriyetçilerle yabancı düşmanların gönderdikleri ve karıştırıcı davranışlarının yasaklanması gerektiği bildirildi.

Adapazarı Kaymakamı Tahir Bey’e de, 23 Ekimde doğrudan doğruya “Bekir ve arkadaşları için sert ve çabuk önlemler alınmasında hiç duraksama gösterilmeyerek yaptıkları dokuncalı işlere son verilmesini ve sonucunun bildirilmesini” buyurdum.

Efendiler, 23 Ekim günlü bir kapalı telle, adı geçen Bekir ve yardakçılarının yaptıkları işler ve kimlikleri üzerine elde ettiğimiz bilgiyi Harbiye Nazırı Cemal Paşa’ya bildirdik ve: “İstanbul Hükümetince bu gibi karıştırıcı işlere ve davranışlara karşı, zamanında etkin önlem1er alınmaz da, işin ucu ulusal örgütlere dokunursa en sert önlemlere girişmek zorunda kalacağımızı bilginize sunarız.” dedik.

İzmit’ten giden ve orada gücü artırılan ulusal ve askeri bir birlik, önemli sayıda toplanmış ve toplanmakta olan kötü kişileri dağıtmış, tahsildar Beslan ve kardeşi Hasan Çavuş’u yakalamış. Asıl, yönerge ve para ile bir hafta önce İstanbul’dan gelmiş olan Bekir, kaçmış. Bu Bekir, subaylıktan kovulmuştur ve Manyaslıdır. Bundan sonra, vermek zorunda kaldığımız buyruklarla, İzmit’te kışkırtıcı ve düzenci olanlardan, “İngiliz İbrahim” denmekle tanınmış biri ve başka birtakımları için kovuşturma başladı.

“İlgililerce yerinde alınan önlemler sonunda, Bekir’in girişiminin etkisiz kaldığını ve kaçtığını; gene İstanbul’a dönerek yeniden hayınca girişimlerde bulunmasının çok olası görüldüğünü; kendisi için özel kovuşturma yapılmasını” Amasya’dan 26 Ekim 1919 günü Harbiye Nazırı Cemal Paşa’ya yazdım.

27 Ekim 1919’da Bolu Mutasarrıfı Haydar Bey’den gelen telde: “Bekir’in, yanında iki subay, kırk silahlı adam olduğu halde Abaza köylerinde halkı, İstanbul Hükümeti adına ulusal eyleme karşı kışkırttığı ve birçok para harcadığı; Nazırlığa bu konuda yazılan yazıların dikkate alınmadığı” bildiriliyordu.

Efendiler, bu gibi işlerde hükümeti uyarmak ve görevini yapmaya çağırmaktan başka bir şey olmayan başvurularımız, kuşkusuz hükümetin işine karışma gibi anlaşılmaz

sanırım.

İstanbul’da hükümetin gözü önünde yapılan ve iç ve dış düşmanlarla Padişahın bildikleri ve uygun buldukları kuşku götürmeyen girişimlerin başarıya ulaşacağı dakikaya değin beklemek ve: “kuşkusuz hükümet önlem alır, engel olur” diye her şeye böncesine boyun eğmek doğru olamazdı.

Efendiler, Amasya’da görüşmeye başladığımız 20 Ekim gününde gelen bilgilerin özeti şu idi: İstanbul’da, Hürriyet ve İtilaf Fırkası, Askeri Nigehban Cemiyeti ve Muhipler Cemiyeti bir birlik kurdular. Bu birlik ve Ali Kemal, Sait Molla gibi kişiler, Müslüman olmayan halkı durmadan Ulusal Kuvvetlere karşı kışkırtmaya başladılar. Rum ve Ermeni Patrikleri, Ulusal Kuvvetleri kötülemek için İtilaf devletleri temsilcilerine başvurdular. Ermeni Patriği Zaven Efendi, Neologos gazetesinde yayımladığı bir mektupla son ulusal eylemler yüzünden Ermenilerin göç etmekte olduklarını ilan etti.

Asılan Kazım’ın kardeşi Hikmet adında biri, İstanbul’dan aldığı yönerge ile Adapazarı yakınlarında başına birtakım silahlı adamlar toplamaya başladı. Bu Hikmet adına, önemli bir belgede de rastlayacağız. Adapazarı yakınında, Değirmendere’de de para ile adam toplanmaya başlandı. Çete olarak toplananların, Geyve hükümet konağını basmaya karar verdikleri haber alındı. Karacabey’de de buna benzer ufak tefek eylemler görüldü. Bursa’da, Gümülcineli İsmail’in kurduğu çetelerin Ulusal Kuvvetlere karşı kıpırtıları sezilmeye başlandı. Nigehbancılardan tutuklu bulunanların bir günde hepsi cezaevinden çıkarıldı.

Düşmanlarımızın, Ulusal Kuvvetlere karşı kurdukları çetelerin çalışmalara başlaması, karşı birliğin açıktan açığa eyleme geçişi, İstanbul Polis Müdürünün engelleyici çalışmaları, Ali Rıza Paşa Hükümetinin tutumuna aykırı davranışta nazırların varlığı, ulusal örgütlerimizin kimi merkezlerini, özellikle İstanbul merkezimizi umutsuzluğa düşürmeye başladı.

Hükümetin, genel olarak bir amacı ve kararı olduğunu gösterecek davranışta bulunamaması ve yalnız Dahiliye Nazırı Şerif Paşa’nın olumsuz ve hızlı çalışmalarını uygun bulur gibi davranması, gerçekten düşünülecek ve kaygı duyulacak bir görünüşte idi.

.. / ..

.....
Ekin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Ekin'in Mesajına Teşekkür Etti
Eski 27.01.09, 23:55   #24
Moderator

Ekin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Dec 2011
Konular: 1175
Mesajlar: 8,990
Ettiği Teşekkür: 30790
Aldığı Teşekkür: 40437
Rep Derecesi : Ekin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Kotu Cocuk
Standart




Nutuk I ( 12.nci Bölüm)


İSTANBUL’DA ULUSAL KUVVETLERE KARŞI KIŞKIRTMALAR

Bu konuda ilk tepkiyi gösteren Ankara oldu. Ankara Vali Vekili Yahya Galip Bey’in Sıvas’a çektiği 15 Ekim 1919 günlü bir kapalı telini, rahmetli Hayati Bey’in imzasıyla gelen başka bir kapalı tel içinde 22 Ekimde Amasya’da aldım. O tel şudur:

Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine

Paşa Hazretleri, biz yazgımızı ne böyle ulusun yazgısını bilmeyen bir hükümete ve ne de gelişigüzel gönderilecek valilere bırakamayız. Birçok kez yüksek kişiliğinizin bilgisine sunduğumuz düşünceler dikkate alınmadığı için İstanbul Hükümeti, Ferit Paşa Hükümetinin atayıp da gönderemediği Bitlis eski Valisi Ziya Paşa’yı buraya ve görev yaşamı boyunca, hiçbir varlık gösterememiş olan Suphi Bey’i de Konya’ya vali atayarak ilk adımını atmaya başladı. İşte bu gibi düşüncelere dayanarak, Millet Meclisi kurulmadan önce hiçbir göreve dışardan hiç kimsenin getirilmemesini geçende rica etmiştik. İstanbul Hükümetinin buraya yeniden vali göndermeye kalkıştığına bakılırsa, buradaki ulusal eylemlerin söndürülmesi isteniyor, demektir. Nasıl siz askerlikten çekilerek halktan bir kişi gibi çalışmaya karar verdinizse, ben de bu görevden çekilerek sizin yaptığınız gibi ulusal ödevimi yapmaya karar verdim. Vali gelinceye değin vekilliği kime vereceğimi bildirmek iyiliğinde bulununuz efendim. 15 Ekim 1919

Ankara Vali Vekili

Yahya Galip

Bir gün sonrada 23 Ekimde Cemal Paşa’nın, 21 Ekim günlü şu telyazısını aldım:

Sayı 419 Kadıköy, 21.10. 1919

Amasya’da Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine

Ankara’daki Belediye Başkanı ve Müftü Efendi, dışardan gelecek valiyi kabul etmeyeceklerini, Ankara’ya Ankara’dan vali atanması gerektiğini kendi yetkilerine dayanarak ileri sürüyorlar. Böylece her yandan ayrı ayrı istekler ileri sürülmesi, hükümeti güç duruma sokmaktadır. Kötücüller ve başka azınlıklar bu gibi olayları türlü türlü yorumluyor.....

Hükümete yardım için verilen söz gereğince bu gibi olayların önlenmesini rica ederim. Atanması Padişahça onaylanan valinin yola çıkması gerekeceğini doğal kabul buyurursunuz.

Harbiye Nazırı

Cemal

Gerçekten, başta Müftü Efendi olduğu halde (şimdi Diyanet İşleri Başkanı bulunan sayın Rifat Efendi Hazretleriidi) Ankaralılar, protesto niteliğinde olarak İstanbul Hükümetine başvurmuşlardı.

Ankara’yı yatıştırarak, hükümet erkini kırmamak için, telgraf başında birçok öğütlemelerde bulundum. Fakat, Ankara’nın haklı olduğunu kabul etmemek elde değildi. Sonunda, Cemal Paşa aracılığı ile hükümete yazdığım telyazısından söz ederek, alınacak karşılığa değin durumun iyi idare edilmesini Ankara’da Kolordu Komutanı vekili Mahmut Bey’e yazdım.

Burada, yeri gelmişken bir gerçeği bilginize sunmak uygun olur. Biz, Temsilciler Kurulu, hükümetin durumunu ve içyüzünü pek güzel anlamıştık. Hükümet üyelerinden

kimilerinin hükümete girmekten pişman olduklarını ve bu gibilerin çekilmek için nedensi aradıklarını da anlıyorduk. Bundan başka, iç ve dış düşmanların ve Padişahın, birlik olarak, Ali Rıza Paşa Hükümeti yerine kendi görüşlerini açıktan açığa ve çabucak uygulayacak başka bir hükümeti iş başına getirmeye kararlı bulunduklarını da bilmiyor değildik. Bunun için de, Ali Rıza Paşa Hükümetini kötülerin en yeğnisi buluyorduk. Bir de, Ferit Paşa’nın düşmesinden sonra yeni hükümetle anlaşmak için geçen dört beş gün içinde kimi kişilerin, elden geldiğince çabuk uyuşmamız yolunda yaptıkları öğütlemeler de önemsenecek anlamı ve nitelikte idi. Bundan dolayı, amaca güvenle ulaşıncaya değin, gerekirse biraz da özveride bulunmak zorunluğunu duyuyorduk.

Mahmut Bey’e yazdığım kapalı telde bunlar da sezdirilmişti.

Cemal Paşa’ya verdiğim karşılığı olduğu gibi bilginize sunacağım:

Şifre Amasya, 24.10.1919

Özeldir.

İvedidir.

Harbiye Nazırı Cemal Paşa Hazretlerine

Y: 21.10.1919 gün ve 419 sayılı kapalı tele:

Ankara’dan, Vali için çekilen telin ve ileri sürülen dileğin, aşağıdaki nedenlerden doğduğu anlaşılmıştır.

Şöyle ki: İstanbul’dan alınan güvenilir haberlerde İngilizler ile İngiliz Muhipler Cemiyeti, İtilaf ve Hürriyet ve Nigehbancıların Hıristiyan azınlıklarla, işbirliği yaptıkları ve Anadolu’ya birçok bozguncular göndererek, ulusal örgütleri bozmaya ve İstanbul Hükümetini düşürmeye giriştikleri; bu karıştırıcı kişilerin Adapazarı ve Bursa’dan yola çıktıkları bildirildiği gibi, Adapazarı’nda da son günlerde birtakım eylemler görülmesi kaygı doğurmuştur. Konya’ya gönderilen Vali Suphi Bey’in, İngiliz Muhipler Cemiyeti İstanbul Yönetim Kurulu üyelerinden olduğunu Konya’da Refet Bey’e söylemiş bulunduğunun yayılmış bulunması, uyanan kuşkuyu artırmıştır. Ankara Valiliğine atanan Ziya Paşa’nın tutumu ve doğruluğu üzerine bir şey denemezse de, kendisinin iş başarma gücü ve yeterliği kuşkulu görüldüğünden, Ankara ili gibi ulusal örgütlerin ve eylemlerin en önemli merkezlerinden biri olan yerde daha durum aydınlanıp dirlik ve tam güven sağlanmadan, buradaki önemli işlerin başına hiç denenmemiş, yetersiz bir valinin atanması duraksamalara neden olmuştur. Ankara’da bulunan Vali Vekili ve Komutan ve Temsilciler Kurulu arasında yapılan yazışmalarda, şimdiki hükümetin, nasıl olursa olsun, buyruklarına ve yürütümüne uymak gerektiği üzerinde durulmuş ve o yolda iş yapılmış ise de; doğrudan doğruya halk, sezdikleri tehlikeye karşı verilen inancayı yetersiz görerek, tam güven sağlanıncaya değin, ulusal isteklere uygun iş gördüğü denenmiş bulunan Vali Vekilinin görevinde bırakılmasını gerekli sayıp doğrudan doğruya hükümete başvurmuşlardır. Son bildiriminiz üzerine Ankara, da gerekenlerle yeniden görüşüldü; sakıncaları olsa, bile, hükümet erkini kırmamak için, Ziya Paşa’nın iyi karşılanmasını sağlamaya çalıştık. Ancak, tehlikelerden ve geçmekte olan karıştırıcı olaylardan çok korkmuş bulunan halkı inandıramadık.

Dahiliye Nazırı Paşa Hazretlerinin, içinde bulunduğumuz durumun inceliğini ve önemini düşmanlarımızın da ne denli hileli ve sıkı çalışmakta olduklarını anlamış bulunduğu kuşku götürmez; Ancak, nazırlık görevine yeni başladıklarından çalıştırılmaya değer görevlileri, daha tanıyamamış olacakları da bir gerçektir. Üstelik, Adil Bey’in de müsteşarlığını yapmış olan Keşfi Bey’in şimdi gene müsteşarlık görevinde bulunduğu göz önüne alınınca, özellikle büyük görevlilerin atanmasında ne ölçüde sağgörüye uygun iş yapılacağı meydana çıkar. Bundan dolayı, Ziya Paşa’nın şimdilik gönderilmemesinin sağ1anmasına aracı olmanızı ve sonucunun bildirilmesini çok rica ederim.

Mustafa Kemal

Efendiler, Ali Fuat Paşa, 28 Ekim 1919 günlü bir kapalı teli ile İstanbul’daki örgütümüzden benim adıma gelen bir teli bildirdi. Bu telde verilen bilgiler önemli idi.

Çerkez Bekir’in çıkardığı, bilinen olay, Adapazarı ve çevresinde Ulusal Kuvvetlere karşı ayaklanma başlangıcı sayılmış. Bundan ne yolda yararlanılacağını görüşmek üzere Padişah, Ferit Paşa, Adil Bey ve Sait Molla ile Ali Kemal Bey’den meydana gelen bir kurul, birtakım tasarlamalarda bulunmuşlar.

Bu telyazısında, yukarda adı geçen Hikmet üzerine de bilgi veriliyordu. Bu Hikmet, iki ay önce Amasya’dan Adapazarı’na gelmiş. O çevrede öteden beri kendisine ve ailesine karşı olanların ulusal örgüte girdiklerini anlamış. Hikmet Bey, Amasya’dan geldiğini ve beni tanıdığını, ulusal örgüt kurma yetkisinin ancak kendisine verilmiş olduğunu ileri sürerek, Sıvas’la haberleşmeye girişmek istemiş. Karşı taraf engel olmuş. Hikmet, karşıt örgüt kurmuş. Bunu sezen Sait Molla, Hikmet’i elde edecek yolu bulmuş. Kendisini Hıristiyanlara karşı bir ayaklanmaya kışkırtmış.

Efendiler, Hikmet üzerine ve düşmanlarımızın Hıristiyanlara karşı kurdukları düzenler üzerine verdiğim bilgi, daha sonra dokunacağımız birtakım durumların kolaylıkla anlaşılmasına yarayacağından gereksiz sayılmamasını rica ederim.

Efendiler, bu bilgiler üzerine Cemal Paşa’ya çektiğim teli, olduğu gibi görmenizi isterim:

Şifre Sıvas, 31.10.1919

Harbiye Nazırı Cemal paşa Hazretlerine

Adapazarı dolaylarında hükümete ve ulusal örgütlere karşı meydana gelen olayı biliyorsunuz. Bu olay, ulusal birliğin dayancı ve yüce hükümetin kesin ve yerinde önlemleri ile bastırılmış ise de daha oralarda bozgunculuk tohumu vardır. Ulusun birliği karşısında, büsbütün ortadan kalkacağına kuşku yoktur. Ancak, bu bozgunculuk olaylarını Damat Ferit Paşa, eski Dahiliye Nazırı Adil ve daha önceki Dahiliye Nazırı Ali Kemal Beylerle Sait Molla’nın kışkırttıkları ve düzenledikleri anlaşılmıştır. Adları bildirilen bu kişiler, kendi vatan hayınlıklarından başka, çok büyük ve tehlikeli bir yanlış iş daha yapmışlardır. O da bu hayınca işlerinden sanki yüce Padişahımızın da bilgisi olduğu söylentisini yaymak gibi bir büyük alçaklıktır. Sayın hükümet üyelerinden tam bir yürek temizliği ile rica ederiz. Zamanında durumu, uygun bir yolla yüce Padişaha bildirsinler. Ulusun ve örgütlerinin bu gibi uydurma ve yalan sözlere önem vermeyeceği açık bir gerçektir. Bozguncuların, yalanlarla ulusal birliği bozmak istedikleri ileri sürülerek, olayın geçtiği yerlerde söylentilerin hükümetçe resmi olarak yalanlanmasını; böylece her türlü yanlış anlaşılmanın ortadan kaldırılmasını ve bu dokuncalı kişiler üzerinde gereken inceleme yapılarak yasa yoluyla kovuşturmaya girişilmesini yaşamsal bir sorun saymaktayız efendim.

Temsilciler Kurulu adına

Mustafa Kemal


ALİ RIZA PAŞA HÜKÜMETİNİ TUTMA KARARI

Efendiler, Ali Rıza Paşa Hükümetinin kuru1uş niteliğini bildiğimiz halde tutmayı ve elden geldiğince desteklemeyi neden gerekli gördüğümü bir parçacık anlatmıştım.

Amasya’dan Sıvas’a dönüşümüzden sonra, Temsilciler Kurulu ve orada bulunan öteki arkadaşlarımızla yaptığımız toplantıda Amasya buluşması ve başka konular üzerinde arkadaşlara uzun uzadıya açıklamada bulundum. Bu toplantıda, Temsilciler Kurulu karar tutanaklarının 29 Ekim 1919 günkü görüşmelere ilişkin sayfasında, olduğu gibi yazılı olan şu kararı aldık:

“Başta Sadrazam Ali Rıza Paşa olmak üzere hepsinin yetersiz, Padişahın gözüne girmek isteyen kişilerden oldukları; kimisinin ulusal eylemlerden yana, kimisinin de buna karşı oldukları; bununla birlikte Padişah, kısa zamanda bunları düşürerek yerine zorbalığı sürdürebilecek bir hükümet getirmek isteyeceğinden, Millet Meclisi kurulup yasama görevini yapmaya başlayıncaya değin Temsilciler Kurulunun bu hükümeti tutmasının yurt ve ulus için hayırlı bir çözüm yolu olduğu kabul olundu.”

Gerçekten bu kararımızı uyguladık. Bunu doğrulayan bir olayı yeri gelmişken bilginize sunayım: İstanbul’daki örgütümüz, güvenilir kaynaklara dayandığını bildirdiği birtakım bilgileri, 31 Ekim 1919 gününde, bize ulaştırdı. O bilgiler şunlardı:

“İki günden beri, Kiraz Hamdi Paşa Saraya giriyor, iki üç saat Padişahın yanında kalıyor ve şu karar saptanıyor; Müşir Zeki Paşa’nın başkanlığında bir hükümet kurulacak, Hamdi Paşa Harbiye Nazırı, Prens Sabahattin Bey Hariciye Nazırı, Tevfik Hamdi Bey Dahiliye Nazırı olacak; Eşref, Mahir Sait ve başkaları öteki nazırlıkları alacaklardır. Bunlardan Sabahattin ve Mahir Sait’e daha öneride bulunulmamıştır. Padişah, Ali Rıza Paşa’ya, uygun bir zamanda, belki bugünlerde çekilmesini söyleyecektir. Bu işin içinde daha önce çalışmalarından söz edilen birleşik bir gizli dernek vardır.

Bu bilgiler alınınca, Cemal Paşa’ya 2 Kasım 1919 da, Sadrazamın hiçbir neden ve nedensi ile yerini bırakmaması gerektiği, bunun kendisine duyurulması; yoksa bütün yurdun İstanbul ile kesin olarak ilgisini keseceği bildirildi. Rumeli ve Anadolu’da bulunan bütün komutanlara da durumdan ve Cemal Paşa’ya çekilen telden bilgi verildi. İlişki kurulmuş olan Müdafaai Hukuk Merkez Kurullarına da bu konuda bilgi verilmesi gerektiği bildirildi.

Efendiler, Salih Paşa’nın İstanbul’a dönüşü üzerine, 21 Ekim günlü protokolda yazılı ve önemli olduğuna önceki sözlerim arasında parmak bastığım nokta Millet Meclisinin toplantı yeri üzerinde, yani Millet Meclisinin toplantı yeri üzerine hükümetle aramızda tartışma başladı. Hükümetin Cemal Paşa aracılığı ile yazdıkları, bizim ileri sürdüğümüz düşünceler, bir kez daha gözden geçirilmeye değer sanırım. Bu yazışmalarımızın ana çizgilerini Büyük Millet Meclisinin ilk toplantı tutanaklarında görebileceğiniz için burada ondan bir daha söz etmeyeceğim.

Ancak efendiler, bu konudaki yazışma ve tartışmalar, yalnız İstanbul Hükümeti ve Cemal Paşa ile aramızda yapılmakla kalmıyor, bütün yurdun ve özellikle İstanbul’daki örgütlerimizin konu ile ilgili görüşünü anlamak gerekiyordu. Burada, bu konulara ilişkin bazı bilgiler sunacağım.

İstanbul’daki örgütlerimizin düşüncelerini öğrenmek için 13 Ekim 1919 günü çektiğimiz ilk tele verdikleri 20 Ekim 1919 günlü yanıtta: “Milletvekillerinin İstanbul’da toplanmalarında bir sakınca ve tehlike olmadığı, İtilaf devletlerini herhangi bir davranışlarının uygarlık dünyasına karşı kötü etki yapabileceği” bildirildikten sonra, yalnız: “Millet Meclisi şimdiki yetkisini genişletmeye girişirse Padişahın da Meclisi dağıtmaya kalkışması ve bize karşı olan kimselerin tehlikeli bir davranışta bulunmaları, İtilaf devletlerinin de bundan yararlanarak sizin gibi yüksek kişilere saldırmaya yeltenmeleri düşünülebilir.” sözleri ekleniyordu. Bu telin sonunda: “Bizim, barış yapılıncaya değin İstanbul’a ayak basmamaklığımız ve milletvekili olmamaklığımız” öğütleniyordu.

İstanbul’daki örgüt merkezimizden Kara Vasıf Bey’in gizli ve Şevket Bey’in açık imzasıyla aldığımız 30 Ekim 1919 günlü kapalı telde örgütümüzden olanların düşünceleri, başka birçok kişilerin düşündükleriyle destekleniyordu. Bu telin birinci maddesi şöyle başlıyordu: “Ahmet İzzet Paşa, Sadrazam, Harbiye Nazırı, Genelkurmay Başkanı, Nafıa Nazırı ve izlencelere gerçekten bağlı ve hizmet eden ve bağlılığı ile birlikte önemli bir gücü de bulunan Göz Hekimi Esat Paşa ile: ayrıca Rauf Ahmet Bey’le ve başkalarıyla gerek istekleri ve gerek ilişkimiz dolayısıyla görüştüm. Bütün görüşlerin birleştiği noktalar aşağıdadır.”

Bundan sonra bütün görüşlerin birleştiği noktaları özetliyordu.

Birinci maddede: “Millet Meclisinin kesin olarak İstanbul’da toplanması zorunludur. Yalnız, İstanbul’a gitmemelisiniz, Sadrazam Paşa, Meclisin, İstanbul’da vicdan rahatlığı ile kararlar alabileceğine, yabancılardan söz alarak güvence verdi. Ama, yalnız sizin için güvence alınamayacağından, milletvekili olursanız izinli olarak ya da milletvekili olmayarak daha yüksek ve gönüllerin sevgilisi kalmanız uygun olur.” deniliyordu.

Birinci maddenin (b) bölümünde: “Aslında hükümet, yapılacak barış antlaşmasında nispi temsili, azınlıkların hakları adına kabul etmek zorundadır. Şu duruma göre azınlıkların da yeniden seçime katılması için Millet Meclisinin dağıtılıp yeniden seçileceği, ilgili çevrelerce kesin olarak umulmaktadır.” gibi yeni bir bilgi veriliyordu.

Birinci madedenin (c) bölümünde: “Hükümet gerçekten iyi niyetlidir ve bu işe istekli değildir” inancası vardı.

İkinci madde de: “Olabildiğince sosyalist, birkaç temiz Hürriyet ve İtilafçı vb. çıkarmak” gibi bizim anlayamayacağımız çapraşık ve karışık bir görüşün belirtisine rastlıyorduk.

Üçüncü maddede: “Hükümeti güç duruma düşürmemek”;

Dördüncü madde ise: “Bize zararı dokunacakları, her ne yolla olursa olsun elde etmek istiyorum. Herkes de bana bunu öğütlüyor. Örneğin Refi Cevat, sosyalistler.” gibi düşünceler yer alıyordu.

1 ve 4 Ekim 1919 günlerinde, İstanbul’daki örgütümüze uzun düşünce ve yorumları kapsayan karşılıklar verdik. Bu karşılıklarda başlıca: “Milletvekillerinin İstanbul’da toplanmaları büsbütün tehlikeli ve sakıncalıdır.” dedik ve açıkladık. Cemal Paşa aracılığı ile hükümete bildirdiğimiz görüşleri özetledik. “Bizim için olan tehlikenin bütün milletvekilleri için de geçerli olduğunu” tanıtlamaya çalıştık. “İlle bizim seyirci durumda kalmamız isteniyorsa gerekçesiyle” bildirilmesini istedik.

Yalnız Kara Vasıf Bey’e çekilen telde:

“Ahmet İzzet Paşa Hazretleri, aslında ulusal eylemlerin İstanbul’da kıyıma yol açacağını sanıyordu. Sözlerinin dikkate alınması her şeyden önce bu inanışlarının değişip değişmediğini bilmemize bağlıdır. Harbiye Nazırı Cemal Paşa Hazretlerine gelince, onun da kararsız olduğunu bilmez değilsiniz. Abuk Paşa da bu nitelikte ve bu ruhsal durum içindedir. Göz Hekimi Esat Paşa üzerinde kesin bir düşüncem yoktur. Yalnız, birçokları onu son derece dar görüşlü, şan ve üne pek çok düşkün gösteriyorlar. Kısacası, tutumları ve düşünceleri kararlı ve yerinde olmayan ve İstanbul’da düşman baskısı altında düşünen devlet adamları ve başka kişilerin öğütleri üzerinde iyi düşünülmelidir.” dedikten ve söz konusu toplantı yeri üzerine akla gelebilecek tehlike ve sakıncaları bir daha saydıktan sonra: “Asıl şaşılacak nokta; bize, adları belli iki üç kişiye güven vermeye gücü yetmeyen hükümetin, öteki milletvekillerini nasıl koruyabileceği işidir.

Bizde yavaş yavaş yer etmeye başlayan düşünce ve inanç, ne yazık ki yabancıların değil, belki onlardan daha çok şimdiki hükümet üyeleri ile başka kimselerden kimilerinin bizi sakıncalı görmekte olmalarıdır.” dedik.

Bundan sonraki bölümlerin birinde: “Nispi temsilin kabul edilmesi zorunluğu karşısında Meclisin dağıtılmasını şimdiden düşünen bir çevrede, Millet Meclisinin toplanmamasını doğal saymak gerekir.” görüşünü bildirdik.

Bir bölümde de, hükümetin bu işe istekli olmadığı sözünden bir şey anlayamadığımızı belirterek: “Amacı, bizi sıkışık zamanlarda yalnız bırakmak mıdır?” sorusundan sonra, onların bir düşüncelerine karşılık olarak da: “Hükümete karşı çıkanların iş başına gelmelerinden korkmak yarar sağlamaz. Bundan dolayı gidiş ve tutum değiştirilemez.” dedik.

Efendiler, bu yazışmalardan ve bu yazışmalarda ileri sürülen düşüncelerden kolaylıkla anlaşılmakta idi ki, bizim İstanbul’daki örgütümüzün başında bulunanlar hükümet üyelerinin, şunun bunun ileri sürdüğü düşünceler karşısında güçsüz kalmışlardı ve artık onların sözcüsü olmaktan başka bir iş yapmıyorlardı.

İşte başka bir kapalı tel ki 6 Kasım 1919 günü Harbiye Nazırı Cemal Paşa’nın imzasıyla çekiliyor; ama içinde Kara Vasıf Bey’in düşünceleri ve imzası bulunuyor. Bu telde yine toplantı yerinden söz açılarak, özellikle: “Önce siyasal sakıncalar var. İkincisi, yönetimsel sakıncalar var, üçüncüsü de toplanma olanağı yoktur.... Zorunluluk, duygulara üstün tutulmalıdır... Uygun yanıtınızı tez elden hükümete bildiriniz.” sözleriyle baskı yapılıyor ve: “Japon Rıza Bey’le birlikte pek yakında iyi haberlerle sizin yanınıza geleceğim.” muştusu veriliyordu. “Barışı ve esenliği büsbütün kazandık demektir. Milli Türk de bizim. Milli Ahrarı yıkıyoruz. Milli Kongre yola gelecek.” tümcesiyle de iyi haberlerin neler, ne gibi boş şeylerle ilgili olduğunu belirtmekte ivedi davranılıyordu.

Kara Vasıf Bey’e 7 Kasım 1919’da, tez elden Sıvas’a gelmesini yazdım.”

Kara Vasıf Bey, yine de bu işle ilgili olarak gönderdiği 19 Kasım 1919 günlü kapalı telinde, uzun düşünceleriyle desteklediği yargısını ve mantığını şu tümcede özetliyordu:

“Ulusal Kuvvetlerle düşünce birliğinde olan Meclis, Padişaha karşı düşmanlığını ilan ederse, Anadolu kimin arkasından gider?.. Ulusal Kuvvetlere mi uysun?.. Meclisi Anadolu’da toplamak düşüncesinden vazgeçmek bir yurt borcudur ...”.


KOMUTANLARLA DANIŞMA

Efendiler, çok önemli olan bu toplantı yeri konusunda, kimseye danışmadan karar vermek ve bu kararı ulusa ve seçilen milletvekillerine uygulatmak pek tehlikeli olurdu. Bundan dolayı, çok dikkatle ve duyarlıkla bütün özel görüşleri ve kamuoyunu incelemek; gerçek eğilimi anlayarak uygulanabilecek kararı almak zorunluğu karşısında bulunuyordum.

Bir yandan, gördüğünüz gibi, İstanbul’un ileri gelenleriyle yazışmalar yaparken bir yandan da, türlü yollarla kamuoyunu yokluyordum. Vereceğim kararın uygulanmasını sağlamak için ordunun görüşünü almak da pek önemli idi. Bu nedenle, daha Ekim ayının 29’unda, On Beşinci, Yirminci, On ikinci ve Üçüncü Kolordu komutanlarını Sıvas’ta bir toplantıya çağırdım.

Diyarbakır’daki Kolordu Komutanına, Edirne’deki Kolordu Komutanı Cafer Tayyar Bey’e, Bursa’da Yusuf İzzet Paşa’ya, Balıkesir’de Kazım Paşa’ya, Bursa’da Bekir Sami Bey’e de “kendilerini, aradaki uzaklık ve özel durumları dolayısıyla çağıramadığımı ve alınacak kararları bildireceğimi” yazdım.

Efendiler, çağrılan komutanlardan Salahattin Bey, o sırada Sıvas’ta idi. Kazım Karabekir Paşa Erzurum’dan, Ali Fuat Paşa Ankara’dan ve Konya’daki Kolordu Komutanının, cephe ile ilgili birtakım önemli işleri kendisinin düzene koyması gerektiğinden, ona vekil olarak Kurmay Başkanı Şemsettin Bey Konya’dan gelip Sıvas’ta toplandılar. Temsilciler Kurulu üyesi olan ve üye olmayıp da toplantıya katılmalarından yararlanılan kişilerle ve komutanlarla toplanarak 16 Kasım 1919 günü görüşmelere başladık. Görüşme gündemimiz yalnız şu üç madde olacaktı:

1- Millet Meclisinin toplantı yeri.

2- Toplantıdan sonra Temsilciler Kurulunun ve ulusal örgütün alacağı biçim ve çalışma yöntemi.

3- Paris Barış Konferansının bizim için olumlu ya da olumsuz bir karar vermesi durumunda nasıl davranılacağı.


.. / ..

.....
Ekin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Ekin'in Mesajına Teşekkür Etti
Eski 27.01.09, 23:55   #25
Moderator

Ekin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Dec 2011
Konular: 1175
Mesajlar: 8,990
Ettiği Teşekkür: 30790
Aldığı Teşekkür: 40437
Rep Derecesi : Ekin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Kotu Cocuk
Standart

DÖRT AYKIRI GÖRÜŞ

Efendiler, bu zamana değin, Cemiyet merkez kurullarından yazılı sorularımıza gelen yanıtlar, dört görüşe ayrılıyordu.

1- Birinci görüşe göre, Millet Meclisinin dışarda toplanması uygun görülüyordu.

2- İkinci görüşe göre İstanbul’da... Bu görüşü ileri sürenlerin başında Erzurum, Trabzon, Balıkesir ve bütün Karesi, Saruhan kurulları bulunuyordu. İstanbul’daki ileri gelen kişilerin hemen hepsinin bu düşüncede olduğunu biliyoruz. Padişahın isteği, hükümetin direndiği de bu idi.

3- Üçüncü görüş, İstanbul yakınlarında... Trakya-Paşaeli’nin düşüncesi bu idi.

4- Bir bölük merkez kurulları da, Salih Paşa’nın kişisel kanısına dayanarak, hükümet uygun bulursa dışarda toplanmasında bir sakınca görmüyorlardı.

***

Efendiler, İstanbul Hükümetinin ve onun yardakçılarının, kamuoyunu ne denli ayrılığa ve karışıklığa uğratmış oldukları ulusun gösterdiği bu görüş ayrılığından kolaylıkla anlaşılabilir.

Artık bunun üzerine, direnmenin dokuncalı sonuç vereceği kanısına varmak da zor değildir.

Şimdi l6 Kasım 1919’dan 29 Kasım 1919 gününe değin, günlerce süren görüşme ve tartışmalardan çıkan sonuçlarla varılan kararların tutanaklarını, olduğu gibi yüksek bilginize sunuyorum:

1- Millet Meclisinin İstanbul’da toplanmasında sakıncalar ve tehlikeler olduğu halde, toplantının İstanbul dışında yapılmasını hükümet uygun bulmadığı için ve yurdu sarsıntıya uğratmaktan çekinerek, İstanbul’da toplanma zorunluğu kabul edildi. Ancak, aşağıdaki önlemlerin alınması gerektiği kararlaştırıldı:

a- Bütün milletvekillerini durum üzerinde aydınlatarak teker teker düşüncelerini istemek.

b- Milletvekillerinin, İstanbul’a gitmeden önce Trabzon, Samsun, İnebolu, Eskişehir ve Edirne gibi yerlerde bölük bölük toplanarak, Millet Meclisi İstanbul’da toplanacağına göre, gerek İstanbul’da ve gerek dışarda alınması gerekli güvenlik önlemlerini ve izlencemizin ilkelerini savunacak güçlü bir grubun kurulması yollarını düşünüp görüşmeleri.

c- Cemiyetin örgütlerini çabucak yaymak ve güçlendirmek için kolordu Komutanlarının, bölge komutanları ve askerlik şubesi başkanları aracılığı ile çabuk ve etkin yardımda bulunmaları.

ç- Sivil örgütlerin başında bulunan bütün yüksek görevlilerden ne olur ne olmaz diye ulusal örgüte bağlı kalacaklarına söz almak ve kendilerinin, ellerinde bulunan bütün araçlarla Cemiyetin örgütlerini kurmaya ivedilikle girişmelerini istemek.

2- Millet Meclisi İstanbul’da toplandıktan sonra milletvekillerinin tam güvenlik ve serbestlik içinde yasama görevlerini:yapmakta olduklarını bildirecekleri güne değin Temsilciler Kurulu, şimdiye dek olduğu gibi, dışarda kalarak ulusal ödevini yapacaktır. Ancak, bütün sancaklardan birer, illerle bağımsız sancaklardan ikişer olmak üzere milletvekilleri arasından seçilecek kişiler, tüzüğün sekizinci maddesi gereğince Temsilciler Kurulu üyesi olarak Eskişehir yakınında toplanacaklar; burada durumun açıklanması ve Millet Meclisindeki yöntemimizin belirtilmesi ile ilgili görüşmeler yapılacaktır. Bunun için, Temsilciler Kurulu da oraya gidecektir. Bu toplantıdan sonra Temsilciler Kurulunun üye sayısı uygun şekilde artırılacak, öteki milletvekilleri İstanbul’a Millet Meclisine gideceklerdir. Temsilciler Kurulunun görevde bulunduğu sürece, ulusal örgütlerin kuruluşu ve çalışma yöntemi, tüzükteki gibi olacaktır.

Millet Meclisi tam güvenlik içinde bulunduğunu bildirdiği zaman, Temsilciler Kurulu, tüzükteki yetkisine dayanarak Genel Kongreyi toplantıya çağırıp, on birinci madde gereğince, Cemiyetin ileride alacağı durumun belirtilmesini Kongrenin kararına bırakacaktır. Kongrenin nerde ve nasıl toplanacağı o zamanki duruma göre belirtilecektir. Kongrenin toplantıya çağrıldığı zaman ile toplanması arasında geçecek süre içinde Temsilciler Kurulu, İstanbul Hükümeti ve Millet Meclisi Başkanlığı ile kesin zorunluk görmedikçe resmi ilişkide bulunmayacaktır.


3-
Paris Barış Konferansı, bizim için olumsuz bir karar verir ve Hükümet ile Millet Meclisince bu karar kabul edilirse, en uygun yolla ve çabuk olarak ulusal buyruma başvurulacak ve tüzükte açıklanmış olan ilkelerin gerçekleştirilmesine çalışacaktır.

Mustafa Kemal

Rüstem Mazhar Müfit Ali Fuat Hüsrev Hüseyin Rauf Kazım Karabekir Hakkı Behiç Hüseyin Salahattin İbrahim Süreyya Bekir Sami Ömer Mümtaz Şemsettin (12’nci Kolordu Kurmay Başkanı)

Vasıf


MİLLETVEKİLLERİNE VERİLEN YÖNERGE

Efendiler, bu kararlar gereğince milletvekillerini aydınlatmak için verdiğimiz bilgi ve yönergeyi, olduğu gibi bilginize sunacağım.

Seçilen milletvekillerine ulaştırılan bilgiler ve yönerge şudur:

Madde 1- İstanbul’un İtilaf devletlerinin ve özellikle İngiliz kara kuvvetlerinin elinde ve deniz kuvvetlerince kuşatılmış olduğunu; güvenlik kuvvetlerinin de yabancılar buyruğu altında ve onlarla olarak bulunduğunu biliyorsunuz. Bundan başka, Rumların kendi aralarında İstanbul milletvekili adıyla kırk kişi seçtikleri ve Atina’dan gelmiş Yunanlı başkan ve komutanların yönetimi altında gizli polis ve ayaklanma örgütü kurarak sırası gelince devletimize karşı başkaldıracakları anlaşılmıştır. Hükümetin İstanbul’da, yazık ki, bağımlı olduğunu açıkça söylemek zorunluğu vardır. Bu nedenlerden dolayı, Millet Meclisinin toplantı yeri üzerinde tartışmak gibi bir sorun ortaya çıkmış bulunuyor. Millet Meclisi İstanbul’da toplanırsa, milletvekillerinin yapacakları yurt ödevi göz önüne getirilince, tehlikelerle karşılaşmalarından doğrusu korkulur. Gerçekten İtilaf devletlerinin Ateşkes Anlaşması hükümlerini bozarak ve barışın yapılmasını beklemeksizin yurdumuzun önemli yerlerine girmek ve Hıristiyan azınlıkların haklarımızı çiğnemelerine yol açmak gibi haksız işlerini kötüleyerek ve kabul etmeyerek ülke bütünlüğümüzü ve bağımsızlığımızın korunmasını kesinlikle isteyip savunacak olan Millet Meclisinin dağıtılması ve üyelerinin tutuklanması ya da sürgün edilmesi olmayacak bir iş değildir. Kars’ta toplanan Ulusal İslam Şurasına İngilizlerin yaptıkları gibi. Seçimlere katılmamış olan Hıristiyan azınlıkların ve onların yolunda giden İngiliz Muhipler ve Nigehban Cemiyetlerinin, bu konuda düşmanların isteklerini yerine getirmek üzere her türlü kötülüğe girişebilecekleri de düşünülebilir. Bundan dolayı, Millet Meclisinin İstanbul’da toplanmasının, Meclisten beklenen gerçek ve tarihsel ödevin yapılmasına engel olacağını ve Millet Meclisi devletin ve ulusun bağımsızlık bayrağı olduğundan, onun dağıtılması ile bağımsızlığımızın da zedeleneceğini açıklamaya gereklik yoktur. Hükümet adına Amasya’da Temsilciler Kurulu ile görüşmelerde bulunan Bahriye Nazırı Salih Paşa Hazretleri de, bu gerçekleri göz önünde tutarak Millet Meclisinin İstanbul’un dışında güvenli bir yerde toplanması gerektiği kanısına vicdan ve aklı ile varmış ve bu işi uygun gördüğünü ilgili belgeyi imzalayarak belirtmiştir. Millet Meclisinin, düşman etkisinden uzak ve tam güvenli olan bir yerde toplanması, İstanbul’da toplanmasına göre düşünülen bütün sakıncaları ortadan kaldıracağı gibi, Halifelik ve Padişahlık katının tehlikede bulunduğunu dünya kamuoyuna ve özellikle İslam dünyasına duyurmuş olacak ve ulusal varlığımızın ve bağımsızlığımızın zararına verilecek olan bir karar karşısında ulus ve yurt ödevini yapabilecek bir durumda bulunacaktır. İtilaf devletlerine karşı da Meclisin ulusun yazgısı üzerinde tam egemen bulunduğu daha açık olarak belirtilebilecektir. Meclisin İstanbul dışında toplanmasında akla gelebilecek sakıncalar şunlardır:

Karamsarlar, “İstanbul’dan vazgeçildi” diye dokuncalı bir propagandaya olanak bulacaklardır. Hükümetin, İstanbul’da olduğu gibi, Meclisle ilişki ve bağlantısı kolay olmayacaktır. Meclisin açılış töreni de, Padişah Hazretlerinin yolculuk sıkıntısı çekmemesi için, ancak vekil edecekleri bir kişi aracılığı ile yapılabilecektir. İşte bu sakıncalara dayanan şimdiki hükümet, Millet Meclisinin dışarda toplanmasına olur dememiştir. Bu direniş yüzünden söz konusu sakıncalara aşağıdakiler de eklenmiş bulunmaktadır:

Millet Meclisinin yasal olarak toplanması, senatonun da toplantı zamanında orada bulunmasına bağlıdır. Oysa, hükümetin dışarda uygun görülecek bir yerde toplantı yapılmasını kabul etmeyişi yüzünden, senato üyeleri ve hükümet üyeleri dışındaki toplantıya gelmeyecekler ve Padişah Hazretlerine Meclisi yöntemine göre açtırmayacaklardır.

Buna göre, Millet Meclisinin dışarda toplanmasına yasal olarak olanak kalmayıp, bildirilen sakıncalar bulunsa da yine İstanbul’da toplanması zorunlu oluyor. Sayın milletvekilleri İstanbul’a gitmekten çekinip dışarıda kendiliklerinden toplanırlarsa yapılacak bu toplantı, kuşkusuz Meclisin bilinen yasama niteliği biçiminde olamaz. Belki, ulusun varlığını, isteklerini, bağımsızlığını temsil edebilecek ve alınyazısı üzerine verilen hükümleri eleştirip, ulusa dayanarak kabul etmeyebilecek ulusal bir toplanı niteliğinde olabilir. Bu durumda, Millet Meclisi de doğal olarak İstanbul’da toplanmamak zorunda kalır. Bu yolda bir davranışın, hükümetin karşı çıkmasına ve zorlayıcı önlemler almasına ve sonunda ulusa İstanbul Hükümeti arasında ilişkinin kesilmesine yol açacağı da düşünülebilir. Milletvekillerinin bir bölüğünün İstanbul’a gitmesi ise, bu yoldaki sakıncaları artırabilir.

Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti yukarıda bildirilen bütün konuları gözden geçirip tartıştıktan sonra, Millet Meclisinin İstanbul’da toplanması zorunluğuna karşı, durumu bütün milletvekillerine bildirerek her birinin düşünce ve görüşlerini almayı ödev saymıştır. Bundan başka, İstanbul’da Millet Meclisine katılmadan önce sayın milletvekillerinin, toplanma kolaylığı göz önüne alınarak, uygun yerlerde toplanıp aşağıdaki konuları görüşüp alınacak sonuçları, birleştirmek üzere, Temsilciler Kuruluna bildirmeleri gerekli görülmüştür. Görüşülecek konular şunlardır:

a- İstanbul’da toplanma zorunluğuna karşı, İstanbul’da ve dışarda bütün yurtta alınması gereken önlemler ve düzenlemeler.

b- Millet Meclisinde yurdun bütünlüğünü, devletin ve ulusun bağımsızlığını kurtarmaktan başka bir şey olmayan amacı korumak ve savunmak için oydaş ve dayançlı bir grup meydana getirme yollarını düşünülmesi.

Milletvekillerinin, bildirilen konuları görüşmek için toplanmaları uygun görülen yerler şunlardır: Trabzon, Samsun, İnebolu, Eskişehir, Bursa, Bandırma, Edirne.

Madde 2- Birinci madde, olduğu gibi bölgenizde bulunan milletvekillerine bildirilerek, önce kişisel görüşlerinin olabildiğince çabuk alınıp hiç vakit geçirilmeden Temsilciler Kuruluna ulaştırılması ve bölgenizdeki merkez kurullarına da verilerek bu konuda çalışmalarının sağlanması; sonra, bölgenizdeki milletvekillerinin birinci maddede belirtilen yerlerde toplanmalarına olanak sağlanması ve görüşme sonuçlarının Temsilciler Kuruluna ulaştırılması için gereken önlemlerin alınması rica olunur.

Bölgeniz içindeki yerlerin milletvekillerinden olup şimdi İstanbul’da bulunanların, İstanbul’a yakın toplantı yerlerinden birine, seçim bölgelerince çağırılması gereklidir.


EKİM 1919’DA ÖNEMLİ OLAYLAR

Efendiler, 1919 yılı Ekim ayı ile ilgili olup değinmek istediğim birtakım olayları da birkaç sözcükle özetleneme izin vermenizi rica ederim.

İzmir ili içinde, düşman elindeki yerlerde bulunan Müslüman halk kıyım görüyor ve öldürülüyordu. Bunun için, İtilaf devletlerinin temsilcileri katında etkili girişimlerde bulunmasını hükümetten rica ettik. Yunanlılar kıyımlarını ve yolsuzluklarını sürdürürlerse, karşılık vermek zorunda kalacağımızı da bildirdik. İzmir’de geçen acıklı olaylar üzerine İstanbul’da bir gösteri toplantısı yapılmak istenmişti. Buna engel olunduğunu haber alınca Cemal Paşa’nın dikkatini çektik.

Anzavur, Bandırma dolaylarında hayınca ve canavarca işlere başlamıştı. Onların dokuncalarını gidermek ve Karabiga, Bandırma yörelerine çıkan Nigehban Cemiyetinden subaylara karşı yapılacak işlemi Balıkesir’de Kazım Paşa’ya ve başka ilgililere yazdık. Otuz kadar Nigehbancı subayın da, yabancı işgaline yol açmak için, Hıristiyanlara karşı saldırıda bulunmak üzere Trabzon ve Samsun’a çıkacaklarını haber aldık. Hemen On Beşinci Kolordu Komutanının ve Canik Mutasarrıfının dikkatlerini çektik.

Bildiğiniz gibi Maraş, Urfa, Antep’te, başlangıçta İngiliz birlikleri vardı. Bu birliklere onların yerine Fransız askerleri geldi. Fransızların girişini önlemeye çalıştık. Girdikten sonra da ilkin siyasal sonra da eylemsel girişimlerde bulunduk.

Bozkır’da yemden önemlice bir ayaklanma oldu. Onun bastırılması için çeşitli önlemler aldık.

Maraş ve Antep’e Kılıç Ali Bey’i, Çukurova bölgesine de Topçu Binbaşısı Kemal ve yüzbaşı Osman Tufan Beyleri göndererek sağlam örgütler kurmaya ve girişimlerde bulunmaya başladık.

Efendiler, bu arada aklıma gelen bir noktayı da bildirmiş bulunayım: Sıvas Kongresinden sonra, Kongrelerin tüzük ve bildirilerinden başka, Temsilciler Kurulu, sorumluluğu üzerine alarak, Sıvas Kongresi Tüzüğüne ek olmak üzere “Müdafaai Hukuk Cemiyeti Kuruluş Tüzüğüne Ektir:I” başlıklı, “yalnız ilgililere özel ve gizlidir” işaretli ulusal silahlı örgütler için gizli bir yönerge düzenledi. Düşmanla çatışılan yerlerde bu yönergeye göre silahlı birlikler kuruldu.


ALİ RIZA PAŞA HÜKÜMETİ GÖRÜŞÜNDE DİRENİYOR

Efendiler, 2 Kasımda Harbiye Nazırı Cemal Paşa’dan aldığım bir kapalı telde: “Aslında az olmayan dedikodulara biri daha eklendi. Ziya Paşa’nın Ankara’ya değin gitmemesi desteklediğiniz hükümetin gücünü kırmaktan başka bir anlam taşımaz. Bu konuda hükümet, görüşünde direniyor.” denilmekte ve bunun yanıtının ivedilikle beklenilmekte olduğu bildirilmekte idi. Ziya Paşa’nın gönderilmemesi ile ilgili ricamızı, hükümet iyi karşılamamıştı. Ziya Paşa’yı görevlendirmiş ve yollamıştı. Ziya Paşa Eskişehir’e değin gelmiş ve oradan izin alarak geri dönmüştü. Cemal Paşa, gene o telinde: “Bozkır olayından dolayı basına verilen bildirinin yazılış biçimini hükümet aramızdaki uzlaşmaya aykırı görmektedir.” diyordu. Oysa, böyle bir bildirimiz yoktu.

Cemal Paşa’nın bu teline şu yanıtı verdik:

Şifre Sıvas, 3.11.1919

İvedidir.

Harbiye Nazırı Cemal Paşa Hazretlerine

Y: 2.11.1919 gün, 501 sayılı tele:

1- Hükümetle ulusal örgüt arasında içten gelen bir uzlaşma olmasını ve gerçek bir birlik kurulması ilkesini kabul ettik. Sizin aracılığınızla pek önemli bir ricamız var. O da haklı bir amaca dayanan ulusal örgütün çözülüp dağılmasını önlemek için bütün yüksek görevlilerin bu görüşe göre seçilmesi, bize karşı olanların değiştirilmesi idi. Bunlarla ilgili birçok ricalarımıza yanıt alamadık. Trabzon ve Diyarbakır Valileri ile Antalya Mutasarrıfı için ne yapıldığını daha bilmiyoruz. Tersine, Dahiliye Nazırlığı, Konya’nın yerel durumunu incelemeksizin oraya Muhipler Cemiyeti üyelerinden çok yetersiz ve güçsüz olan Suphi Bey’i vali olarak gönderdi. Dahiliye Nazırının bu işlerde bizimle hiçbir görüşme ve ilişkiyi kabul etmediği; sanki ulusal örgüte karşı imiş gibi davrandığı sanısı uyanıyor. Bu düşüncemizde yanılıyorsak uyarılmamızı ve aydınlatılmamızı rica ederiz. Ankara Valisi Ziya Paşa’nın kendi isteğiyle izin aldığını bildirmiştim. Kuşkusuz, yine kendisi, resmi olarak Ankara Valisi sayılmaktadır. Ama bildirdiğim noktadaki kuşku ve sanı ortadan kaldırılıncaya dek adı geçen Valinin izinden yararlanmayı sürdürmesi en iyi yol olarak kabul edilmelidir. Polis Müdürlüğünün, bugün de Nurettin Bey gibi bir kişi elinde bulunması, sizin de bu pek önemli noktaya karşı ilgisiz davranmakta olduğunuz kanısını vermektedir. Oysa, bu hoşgörünün sonucu hem hükümete hem de ulusal örgüte dokuncalı olacaktır. Temsilciler Kurulumuzun ulusal örgüt ve birliği bozacak en ufak bir davranışa karşı hoşgörülü davranamamasını kuşkusuz bağışlarsınız.

2- Bozkır olayı üzerine, Temsilciler Kurulunca basına bir bildiri verilmemiştir. Bunda bir yanlışlık olacaktır. Ola ki, bu bildiri dediğiniz şey, İradei Milliye gazetesinin aldığı bir haberdir. Temsilciler Kurulunun, bir gazetenin yazılarını denetlemeye yetkisi olmadığı sizce de bilinir. Bununla birlikte, gazetenin dikkati çekilmek üzere, bu haberde, hükümetle aramızdaki uzlaşmaya aykırı görülen noktaların açıklanmasını çok rica ederiz.

Temsilciler Kurulu adına

Mustafa Kemal

Temsilciler Kurulunun delegesi ve ulusal eylemlerin bir savunucusu olduğunu ileri süren Cemal Paşa’nın telimize verdiği yanıt şudur:

Harbiye, 4/5.11.1919

Sıvas’ta Üçüncü Kolordu Komutanlığına

Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine: Resmi bildiride yazıldığı gibi şimdiki hükümet, böyle bir zamanda yalnız yurda ve ülkeye hizmet etmek amacıyla pek büyük bir sorumluluk yüklenmiş ve bu görevini yapmak için tam bir tarafsızlık ve gönül aklığıyla iş görmekte olduğundan aşağıdaki noktaların ivedilikle açıklanması gerekti:

Birincisi: Milletvekilleri seçimine Müslüman olmayan halk katılmadığı gibi çeşitli partiler de şimdi bile çekingen durumdadır. Sözü geçen partiler, yurtta iki hükümet olduğunu ve seçimlerin tarafsız olarak yapılmadığını ileri sürmektedirler. Müslüman olmayan halkın da sonradan bu gerekçe ile seçime katılmadığını ileri süreceği akla pek yatkın gelmektedir. Seçimlerin iyi ve doğru yapılmadığı konusunda sızlanmalar ve söylentiler sürüp gitmekte, yabancı basına ve yabancı çevrelere değin uzanmaktadır. Millet Meclisi, ulusun bütününü temsil etmez ve özellikle Kuvayi Milliyenin etkisi altında kurulursa, bunun dünya kamuoyunda nasıl yorumlanacağını açıklamak gerekmez. Onun için, milletvekilleri seçiminde baskıya meydan verilmemelidir.

İkincisi: Bir kez daha açıklanması gerekmeyen nedenlerden ötürü, Millet Meclisinin başkentten başka bir yerde toplanması, içte ve dışta çeşitli sakıncalar ve dokuncalar doğuracaktır. Bunun için, Meclisin İstanbul’da toplanması, yurdun yaşamsal yararları gereğindendir.

Üçüncüsü: Taşrada, ulusal örgüt adına birtakım kimselerin hükümet işlerine karışmakta oldukları, sık sık verilen bilgi ve haberlerden anlaşılmaktadır. Bu gibi karışmaların tez elden önlenmesi çok gereklidir.

Şimdiki hükümet şu üç dilek üzerinde direniyor... Devlet işlerini başka türlü yürütmek olanağı yoktur.

Harbiye Nazırı

Cemal

Cemal Paşa’nın bu bildirimine –Başyaver Salih Bey açacaktır notuyla verdiğimiz yanıtı olduğu gibi bilginize sunmak isterim:

Şifre Sıvas, 5.11.1919

Harbiye Nazırı Cemal Paşa Hazretlerine

Y: 4/5.11.1919

1- Müslüman olmayan halk ile, bu yurt ve bu ulus için Müslüman olmayan halktan daha dokuncalı kimi siyasal partilerin seçimlere katılmamalarını, onların bile bile yaydıkları nedenlere bağlamak kuşkusuz doğru olamaz. Hıristiyan halkın, daha ulusal örgütün adı bile yokken, seçimlere katılmayacağını ilan eyledikleri, bilinen bir şey değil midir? Yaygara koparan siyasal partilere gelince, bunlar yalan söylüyorlar. Çünkü, her yerde seçimlere katılmışlardır. Ancak, beşer onar üyesi bulunan bu partilerin, ulus gözünde değerleri olmadığından ve ulus bu kez İstanbul’daki politikacılardan değil, kendi bağrındaki öz yurttaşlar arasından milletvekillerini seçmekte olduğundan, bunlar, kendilerinin başarı elde edemeyeceklerini anlayarak kaygıya düşüyorlar. Buna karşı bizim elimizden ne gelebilir? Böyle bir gerçek karşısında hükümetin kararsız bulunuşu şaşılacak şeydir. Sözü edilen baskı nerede yapılmıştır? Bunu kim yapmış, nasıl yapmıştır?Açıklamak iyiliğinde bulunulmalıdır ki, Temsilciler Kurulu görevini yerine getirebilsin. Boş savlara önem vererek kaygıya düşmek doğru değildir.

2- Toplantı yeri üzerindeki görüşte hükümetin direnmesinin yerinde olup olmadığını, zaman ve olaylar tanıtlayacaktır. Bu konudaki son düşüncelerimizin, merkezlerden alınacak karşılıklar üzerine bilginize sunulacağını bildirmiştik.

3- Ulusal örgüt adına hükümet işlerine nerede ve kim karışmışsa hemen bildirilmelidir ki, gereken işlem yapılabilsin. Ancak, Dahiliye Nazırı Paşa Hazretlerinin kuşku uyandırabilecek biçimdeki işlemlerine yüksek dikkatlerinizi çekmeyi gerekli görürüz efendim.

Temsilciler Kurulu adına

Mustafa Kemal


DAHİLİYE NAZIRININ YURDA GÖNDERDİĞİ ÖĞÜTÇÜ KURULLAR

Dahiliye Nazırı, yurt içine birtakım kurullar yollamaya kalkıştı. Bunlardan biri de, Harbiye Nazırlığı eski Müsteşarı Ahmet Fevzi Paşa adında bir kişinin başkanlığında, Yargıtay üyelerinden İlhami ve Fetva Emini Hasan Efendilerden oluşuyordu.

Temsilciler Kurulumuzun delegesi olan Cemal Paşa bize bunu bildirmemişti. 5 Kasım 1919 günlü bir kapalı telle kendisinden bu kurulun niçin gönderildiğini sorduk ve: “Özellikle Fetva Emini ile Kamil Paşa Hükümeti zamanında polis müdürü olan kişilerin böyle bir kurulda neden bulunduklarının” anlaşılamadığını bildirdik.

Efendiler, Fuat Paşa’nın Ankara’da kolordusunun başında bulunmasını gerektiren nedenler ortaya çıkmaya başladı. Bu nedenlerin önemlisi, yurt içinde halkın zehirlenmeye başlanması idi. İç ye dış düşmanlarla işbirliği yapanlar, A1i Rıza Paşa Hükümeti zamanında, Ferit Paşa zamanındakinden daha çok başarı sağlamaya başlamıştı.


REFET PAŞA SALİHLİ VE AYDIN CEPHELERİNDE

Balıkesir dolaylarında Kazım Paşa, cephe kurmaya ve üstünlük sağlamaya çalışıyordu. Salihli ve Aydın cephelerindeki komuta düzeninin, askerlik yöntemlerine uydurulması gerekiyordu. Buraya, az çok tanınmış bir askerin gitmesi gerekti. Elimizde bu işte yararlanabileceğimiz, Konya’da bulunan Refet Paşa vardı. Konya’daki Kolordunun başına Fahrettin Bey (Müfettiş Fahrettin Paşa Hazretleri) gelmiş bulunuyordu. Bundan dolayı Refet Paşa’ya, Aydın ulusal Kuvvetler Komutanlığını üzerine almak için cepheye gitmesini, A1i Fuat Paşa’ya da Ankara’ya dönmesini yazmıştık.

Refet Paşa’nın Nazilli’ye vardığı anlaşıldıktan sonra da Genelkurmay Başkanlığına gelmiş olan Cevat Paşa’dan, geçen savaşta pişmiş genç kurmaylardan seçilecek dört beş subayın Nazilli’ye, Refet Paşa’nın yanına gönderilmesini rica ettim. Bunu Refet Paşa’ya da bildirdim.


.. / ..

.....
Ekin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Ekin'in Mesajına Teşekkür Etti
Eski 27.01.09, 23:56   #26
Moderator

Ekin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Dec 2011
Konular: 1175
Mesajlar: 8,990
Ettiği Teşekkür: 30790
Aldığı Teşekkür: 40437
Rep Derecesi : Ekin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Kotu Cocuk
Standart




Nutuk I ( 13.ncü Bölüm)


REFET PAŞA DEMİRCİ EFE’NİN ADAMLARI İLE

Efendiler, Nazilli’ye giden Refet Paşa, Demirci Mehmet Efe’den komutayı almayı gerekli ve yararlı görmemiş. Kim bilir, belki de komuta kendisine, verilmemiş.. Demirci Efe’nin yanında, kurmay gibi çalışmayı daha yararlı görmüş ve bunu yeğlemiş. Refet Paşa bunu bize bildirdi. Oranın koşullarını, yakından görmüş olan bir kişinin kararını bozmak, çoğu zaman güçtür. Çünkü, ya gerçekten Refet Paşa’nın gördüğü ve yeğlediği gibi, Efenin komutasını sürdürmek ve ona yardımcı olmak yararlı idi; ya da Refet Paşa, o cephenin komutanlığını bilinmeyen bir nedenden ötürü ele alamıyordu. Öyle de olsa böyle de olsa ille komutayı al, diye buyruk vermek yararsız olurdu.

Asıl şaşılacak durum bundan sonra görüldü. Bir süre sonra Refet Paşa Nazilli’den kayboldu. Birkaç gün sonra, Balıkesir’de olduğunu, birtakım yabancı subaylarla ilişki kurayım mı diye bizden sorması üzerine anladık.

22 Aralık 1919 günü verdiğimiz karşılıkta: “Ulusal örgütten olanların özellikle Temsilciler Kurulu üyesi olarak tanındığı için kendisinin, yabancılarla hiçbir türlü ilişki kurmasını istemediğimizi” bildirdik. Refet Paşa bir daha kayboldu. En sonunda bir gün Bursa’dan Refet imzalı kısa bir tel aldık: “İstanbul üzerinden Bursa’ya geldim.”

Bu telin anlamını bir türlü kavrayamıyordum. Refet Paşa’nın İstanbul’la ne ilişkisi vardı? Bir de Nazilli-Balıkesir-Bursa yolu İstanbul’dan mı geçer? Bu bilmeceyi bir türlü çözemedim. Sonunda iş anlaşıldı.

Refet Paşa, Nazilli’den ayrıldıktan ve Balıkesir’de Kazım Paşa’ya uğradıktan sonra Bandırma’ya inmiş, oradan da bir Fransız torpidosuyla İstanbul’a gitmiş. Orada bir takım arkadaşlarıyla görüşmüş; sonra da Bursa’ya dönmüş.

Efendiler, bu bilmeceyi şimdi bile çözemiyorum. Bunun için beni bağışlayacağınızı umarım.

Refet Bey’in, bir İngiliz gemisine binip Samsun’a gelen Salahattin Bey’le değiştirildiğini ve kendisinin o gemi ile İstanbul’a dönmesinin istendiğini; bunun üzerine gitmeyip görevinden çekildiğini; ve İstanbul Hükümetinin benimle birlikte onun da yakalanmasını ve İstanbul’a gönderilmemizi genelge ile buyurduğunu biliyorsunuz. Bu kadar çok bilinenle bir bilinmeyeni çözememek, cebir bilenlerce pek bağışlanmazsa da, benim bu noktada güçsüz kaldığımı açıkça söylemek isterim. Ferit Paşa Hükümetinin yerine Ali Rıza Paşa Hükümeti geçmiş idiyse de, yeni hükümetin haber alma ve yürütme araçlarının gene öncekiler olduğunu biliyoruz.

Efendiler, Refet Paşa’nın bu yeğnice davranışı, düzenli ordunun kurulmasına değin, Aydın ve Salihli cephelerinde güvenilir bir komuta düzeni sağlanamamasına yol açtı.


DAHİLİYE NAZIRI KUŞKU UYANDIRAN DAVRANIŞLARI

Efendiler, bu garip öyküden sonra, olayların yine bıraktığımız noktadan izlemeye başlayalım:

Cemal Paşa, bizim 5 Kasım 1919 günlü kapalı telimizin bir noktasını anlayamamış. Babıali merkezinden çektiği kısa bir kapalı telle şu yolda bizden açıklama istiyordu: “Dahiliye Nazırının kuşku uyandırabilecek eylemlerine dikkatinizi çekmeyi gerekli görürüz, sözleriyle ne demek istendiği anlaşılamadı. Bu noktanın ivedi olarak açıkça bildirilmesi.”

Bu kısa soruya verdiğimiz yanıt biraz uzundur. Sıkılmazsanız, olduğu gibi sunayım:

Şifre Sıvas, 12.11.1919

Harbiye Nazırı Cemal Paşa Hazretlerine

Y: 8.11.1919 gün ve 8084 sayı:

Dahiliye Nazırı Paşa Hazretlerinin kuşku uyandıran işlerinden ve davranışlarından akla gelenler aşağıda bilginize sunulur:

1- Ankara gibi birtakım illerdeki yüksek sivil görevlileri telgraf başına çağırtarak, ulusal eylemler sırasında Ferit Paşa Hükümetine karşı davranışta bulunanların durumlarını, hükümeti neden suçladıklarını; bu işin yasalara ne den1i uygun olduğunu gözdağı verici bir biçimde soruşturmak.

2- Uzun süre hasta yattıktan sonra tifodan ölen Tokat Mutasarrıfının ölümünün, nedeni bilinmeyen bir olay sayılarak Sıvas Valiliğinden kapalı telle sorulması.

3- Adliye Nazırı ile birlikte, Balıkesir cephesinden gelen ulusal kurul ile gizli buluşmaları sırasında Adliye Nazırının ulusal eylemleri yönetenlere karşı bir işlem yapılıp yapılmayacağını kendisinin yanında söz konusu edebilmesi.

4- Dahiliye Nazırlığını üzerine aldığı zaman, ilk yurtseverce iş olarak, vatan hayınlığı açıkça tanıtlanmış olan eski Dahiliye Nazırı Adil Bey’in düşünce ve iş ortağı Dahiliye Müsteşarı Keşfi Bey’i kovması gerekirken, onu bugün bile görevinde tutması ve onun aracılığı ile kamu görevlilerinin yerlerini değiştirmesi.

Doğaldır ki, bu müsteşar aracılığı ile atanacak görevliler, pek haklı olarak ulusal güveni kazanamazlar. Örneğin, ulusal eylemlerin başından sonuna değin karşı tutum içine giren ve sonunda halkın işten el çektirdiği fakat hasta olması dolayısıyla o zaman tutuklanmamış ve sürülmemiş olan eski Kayseri Mutasarrıfı Ali Ulvi Bey, yönetici niteliklerinden büsbütün yoksun ve yetersiz takımından olduğu halde, Burdur’a atanmıştır.

Gene yetersizliğinden ve Canik sancağı için uygun görülmediğinden, kendinin de istemesi üzerine epey zaman önce İstanbul’a gönderilen Ethem Bey de, Menteşe’ye atanmıştır. Aydın mutasarrıflığına eski Niğde Mutasarrıfı olup Sıvas’a getirilen Cavit Bey atanmıştır. Bütün bunlara karşın, eski Konya Valisi vatan hayını Cema1 Bey’in adamı olan Antalya Mutasarrıfı, birçok başvurularımıza ve halkın sızlanmalarına karşın şimdi gene yerinde oturuyor.

5- Özlük İşleri Müdürlüğü gibi en önemli görev, bir Ermeni elinde bulunduruluyor.

6- Basın Müdürlüğünde ve Ajansın durumunda bir değişiklik görülmemektedir.

7- Yurdun geleceğini güven altına alacak tek kuvvetin ulusal birlik olduğu ve bu birliği de ulusal örgütlerin sürdüreceği bilinmektedir. Bu birlik ve örgütün, yurdu bölünmekten kurtarmak, devletin ve ulusun bağımsızlığını sağlamaktan başka bir şey olmayan kutsal amacını bozmaya çalışanlar da, İstanbul’daki karıştırıcı takımıdır. Bunların kötülüklerini önlemek, ancak güçlü ve sağlam bir sıkıdüzene bağlıdır. Bunun da başlıca yolu; polis müdürünü, namuslu, ulussever, yeterli, girişken kişiler arasından seçmek ve atamaktır. Oysa, sizler de bilirsiniz ki bugünkü Polis Genel Müdürü, vatan hayını olan düşük hükümetin ve adamlarının biricik koruyucusudur. Sait Molla’nın Bay Fru’ya yazmış olduğu mektuplardan anlaşıldığına göre de, bu adam, karşıcıl kimselere, yani ulus düşmanlarına şimdi bir barınak ve sığınak oluyor. Amasya’da Salih Paşa Hazretleri de bunu kabul buyurmuşlardı.. Oysa Dahiliye Nazırı, yurdun ve ulusun yazgısını böyle bir kişinin elinde bırakmakta bir sakınca görmüyor, belki yarar görüyor demektir. Jandarma Komutanı Kemal Paşa’nın ise, gerek ulusal amaçlar ve gerekse sizler için dokuncalı bir kişi olduğu kuşku götürmezken şimdi gene yerinde durması da, Dahiliye Nazırlığının iyi niyetine mi verilmelidir?

Temsilciler Kurulu adına

Mustafa Kemal


ALİ RIZA PAŞA HÜKÜMETİ, ULUSAL ÖRGÜTÜ DÜŞMAN ÖRGÜTLE,
BİZİ DE ALİ KEMAL VE SAİT MOLLA İLE BİR TUTUYOR


Efendiler, Harbiye Nazırının 9 Kasım 1919 günlü bir telyazısı vardı; onun içindekiler de ilgi çekicidir. Bu telyazısında Cemal Paşa, hükümetin düşüncesini şu noktalar üzerinde topluyordu:

1- Seçimlerin iyi ve doğru yapılması;

2- Millet Meclisinin İstanbul’da toplanması;

3- Ulusal örgütler adına hükümet işlerine karışılmaması için hükümetin size öteden beri yaptığı bildirimler kesindir.

4- Pek çok telyazılarınızda ileri sürülen isteklerin de bu özellikte yani işe karışma niteliğinde olduğu apaçıktır.

5- Hükümet, bildirisinde saptayıp yaydığı gibi, tarafsızlıktan ayrılmayacaktır. Bu bakımdan, ulusal örgütlere karşıt görüşte olanlara baskı yapmak ve onları cezalandırmak yoluna gidemez.

Telin sonunda şöylece gözdağı da veriliyordu: “Şimdiki durum, biraz daha sürecek olursa hükümet yüzde yüz çekilecektir.”

Sayın efendiler, bu maddelerden çıkan anlam, aslında bütün gerçekleri ortaya koymuş bulunuyordu. Hükümet, ulusal örgütlere karşı görüşte olanların yurda ve ulusa düşman olduklarını kabul etmiyordu. Ulusal örgütler ile düşmanların hayınca örgütlerini; Ali Kemal ve Sait Molla ile bizi eşit tutuyordu. Adapazarı, Karacabey, Bozkır, Anzavur olaylarını suç saymıyordu.

Cemal Paşa’ya verdiğimiz yanıtta bu noktaları açıkladıktan sonra, hükümetin duygu ve eğilimini açıkladıktan sonra, hükümetin duygu ve eğilimini açık söyletmek amacıyla şu tümceyi de ekledik: “Sözlerinizden anladığımıza göre, yüksek hükümet, ulusal örgütün varlığını belki gereksiz görüyor. Gerçekten durum böyle ise, yani ulusal örgüte dayanmaksızın yurdu kurtaracak kuvvet varsa, ona göre gereği yapılmak üzere, açıkça bildirilmesini, her türlü yanlış anlamaların ortadan kalkması için çok rica ederiz.”


DAMAT ŞERİF PAŞA ULUSAL BİRLİĞİ BOZMAYA, DELEGEMİZ HARBİYE NAZIRI CEMAL PAŞA DA
HÜKÜMETİN YAPTIKLARINI SAVUNMAYA ÇALIŞIYOR

Efendiler, Cemal Paşa’nın özel olarak Sıvas’a gönderdiği ve kendi eliyle yazdığı 10 Kasım 1919 günlü bir mektubunu da, ancak 18 gün sonra yani 28 Kasım 1919 günü- almıştım. Cemal Paşa bu mektubunda, yapılan yazışmaların ilgili olduğu sorunları birer birer özetliyor ve her biri üzerinde açıklamalarda bulunuyordu.

Özellikle, Millet Meclisinin İstanbul’dan başka bir yerde toplanması sorunundan söz ederken: “Bu işe Padişahın olur demeyeceği kesin olarak anlaşılmıştır. İstanbul’daki düşman kuvvetlerinin Millet Meclisine saldırmalarının belki Osmanlı Devleti için yararlı sonuçlar doğurabileceğini, Amerikalılar sezdirdiler; üstelik açıkladılar da; fakat böyle bir saldırının olabileceğini olasılık içinde göremediler.” diyordu.

Cemal Paşa: “Yüreği ulusal güçlerden yana çarpmayan görevlilerin kodamanları, arkalarını yurttaki düşman ordularına dayamış gibidirler.” yollu, sanki bilinmeyen bir bilgi de verdikten ve bu bilgiyi: “Eski hükümet üyelerinin çoğu böyledir.” tümcesiyle tamamladıktan sonra: “Örneğin Polis Müdürünün değiştirilmesinde bu durum iyice belli oldu.” diye bir de örnek veriyor.

Cemal Paşa, hükümet birçok işler yapmayı düşünmüşse de: “Köklü bir girişim için, dayandığı gücün sağlamlığına daha inanamadı.” sözleriyle bizi suçladıktan sonra şu kanısını ortaya atıyordu: “Dahiliye Nazırı bu kuvvete yani Ulusal Kuvvetlere gereksinme gösterenlerin başında desem abartmış olmam.”

Cemal Paşa’nın, mektubunu imzaladıktan sonra yine kendi imzasıyla mektubuna eklediği bir özette şu tümceler vardı: “Karşıcılar ve yabancılar, Meclisin açılmasını engellemeye karar vermişlerdir. Temsilciler Kurulu da, toplantı yeri üzerindeki çekişmeyle bu engellemeyi sürdürürse işimiz Tanrı’ya kalıyor demektir.”

Efendiler, bu mektuptaki, bundan önce gelen yazılardaki ve bundan sonra boyuna bildirilecek olan düşüncelerdeki mantık yorumlama ve görüş sağlamlığı üzerinde söz söylemeyeceğim. Yalnız, bu mektuba 28 Kasım 1919 günü verdiğimiz açıklamalı yanıtın bir tümcesini, olduğu gibi bildirmekle yetineceğim. O tümce şudur: “Yüksek hükümetin köklü bir girişim için dayandığı gücün sağlamlığına güvenemediğini ortaya koyan sözleri, gerçeğe uygun bulmuyoruz.”

Efendiler, Dahiliye Nazırı Damat Ferit Paşa, durmadan dinlenmeden ulusal birliği bozmaktan; ulusu, her gün sürüp giden ve genişleyen saldırılar karşısında sessiz ve kıpırtısız tutacak önlemler almaktan geri durmuyordu. Öteki nazırlıkları da bu ilkeye göre iş görmeye kışkırttığı görülüyordu. Örneğin, Eskişehir’de Hamdi Efendi adında bir kadı vardı. Ulusal Kuvvetlere karşı olduğu için orada duramamış, geri gelmemek üzere İstanbul’a gitmişti. Bu Kadı Efendi’yi, yeni hükümet gene Eskişehir’e göndermiş. Durumu bildirerek, kendisinin değiştirilmesi gerektiğini Mutasarrıf, Adliye Nazırlığına yazmış, fakat bu yazıya karşılık alamamış. Mutasarrıf ve Eskişehir Bölge Komutanı, bu durumu Temsilciler Kuruluna bildiriyor ve:

“Eğer Adliye Nazırlığı bu öneriyi dikkate almayacak olursa, kadının kovulması gereklidir. Yüksek düşüncenizin ve buyruğunuzun bildirilmesi rica olunur.” Diyordu. Bizde düşüncemizi soranlara şu yanıtı vermek zorunda kaldık: “Ulusal amaçlara uyacağına söz veren ve bu ilkeye göre ulusal örgütten her türlü yardımı gören yüksek hükümete kadının değiştirilmesi işi dinletilemezse, en sonunda kovulması gerekeceği apaçık bir gerçektir. “Kuşkusuz bu durumda bulunan İstanbul görevlileri az değildi.

Buna benzer birtakım işler üzerinde hükümetin görüşünü bildiren Harbiye Nazırı Cemal Paşa’nın 24 Kasım 1919 günlü bir kapalı telinin ilk tümcesi, şu idi: “Devletin içişleri ve siyasası kesinlikle ortaklık kabul etmez.”

Bu tele 29 Kasım 1919 günü verdiğimiz ayrıntılı yanıtta, biz de şöyle dedik: “Devletin içişlerinin ve siyasal kesinlikle ortaklık kabul etmediği bir gerçek olmakla birlikte, bir benzeri bulunmayan bugünkü durumda yurdun ve ulusun geleceğini güven altında tutacak olan ulusal örgütleri bilerek ya da bilmeyerek güçsüz bırakacak ve ulusal birliği bozacak hiçbir işi ulusun kabul etmemesi de pek olağan ve türeye uygundur.” Bu telin son tümcesi şöyle idi: “Kurulumuz, imza ederek vermiş olduğu sözlere yüz de yüz bağlıdır. Şu var ki bunun karşılıklı olması gerektir. Oysa, hükümet Salih Paşa’nın imzaladığı protokollerle notlarda sözü geçen işlerin daha hiçbirini yapmamış ve engelleyici nedenler varsa onu da bildirmemiştir.”

Efendiler, şimdi vereciğim kısa bir bilgi ve göstereceğim belgeler –ki bu bilgiyi doğrulamaktadır- Ali Rıza Paşa Hükümetinin bizi suçlamada ne denli haksız ve hükümet işlerinde, en hafif deyimiyle, ne denli ilgisiz olduğunu gözlerinizin önünde canlandıracaktır sanırım.

Efendiler, İstanbul’daki gizli dernekler ve bu derneklere önderlik eden bir takım kişiler –Harbiye Nazırı Cemal Paşa’nın mektubunda da açığa vurulduğu gibi- sırtlarını yabancılara dayamışlardı. Bunlar, gerek ellerindeki bol paradan, gerekse Ali Rıza Paşa Hükümetinin çokça hoş görüsünden ve gevşekliğinden yararlanarak yurdu, baştan başa ateşe vermek için olanca güç ve çabalarıyla çalışıyorlardı. Bu konudaki bilgiler ve elde edilen belgeler de Hükümetin bilgisi dışında bırakılmış değildi. İstanbul’daki örgütümüzle ve çabalarımızla elde edilmiş bir bölük belgeler, olduğu gibi Cemal Paşa’nın ve Sadrazam Paşa’nın ellerine verilmişti. Bu belgeler, o günlerde, yabancı devlet temsilcilerine de verilmiş ve böylece işi, İtilâf devletleri hükümetlerinin çoğu öğrenmişti. O zaman özetleri de bütün komutanlara ve başka gerekenlere bildirilmiş olduğuna göre, artık olayın tarihe karışmış olduğu bugün, yüksek topluluğunuzca ve ulusça bilinmesinde bir sakınca görmüyorum.


SAİT MOLLA NASIL ÇALIŞIYORDU ?

Ulusal savaşlar sırasında karşılaştığımız açık ve gizli güçlükler üzerinde köklü bir bilgi edinmeye ve gelecek kuşakların ders almasına ve uyanmasına yarayacak nitelikte olan, söz konusu belgeleri, olduğu gibi bilginize sunmayı uygun buluyorum. Bu belgeler, İngiliz Muhipler Cemiyetinin sözde başkanı olarak tanınan Sait Molla’nın, Bay Fru adındaki rahibe gönderdiği mektupların örnekleridir.

Efendiler, bu mektupların örneklerinin alındığını sezen Sait Molla, Türkçe İstanbul gazetesinin 8 Kasım 1919 günlü sayısında, bu mektuplardan söz açarak uzun ve sert bir dille bir yalanlama yayımlamış olsa da, gerçeği örtmenin yolu yoktur. Bu mektupların örnekleri, Sait Molla’nın evinden ve mektup karalamalarının yazılı bulunduğu bir defterden, olduğu gibi çıkarılmıştır. Bunlar bir yana, mektupların içindekiler, yurtta beliren durumlara, olaylara ve kimi kişilerin tutumuna tam bir uygunluk göstermektedir. Şimdi izin verirseniz, bu mektupları yazılış sırasıyla sunayım:

Birinci Mektup

Sayın dostum.

Verilen iki bin lirayı Adapazarı’nda Hikmet Bey’e gönderdim. Orada ki işlerimiz pek yolunda gidiyor. Birkaç gün sonra verimli sonucunu elde edeceğiz. Şimdi aldığım şu bilgiyi, şu pusulamla size tezelden iletmek istedim. Yarın sabah kendim gelip geniş bilgi vereceğim.

Ulusal Kuvvetlerden yana olanların Fransa’ya pek çok eğilim gösterdiklerini ve General Despere’nin (Franchet d’Esperey) Sıvas’a gönderdiği subayların, Mustafa Kemal Paşa ile görüşerek İngiltere Hükümetine karşı birtakım kararlar aldıklarını Ankara’daki adamımız “N.B.D. 285/3”, özel bir postacı ile gönderdi, mektupla bildiriyor. “D.B.K. 91/3” her kadar demeğimiz üyesi ise de bu adamın Fransızlara çaşıtlık ettiği ve sizin bu örgüte başkanlık ettiğinizi söyleyip yaydığı kanısı bende uyanmıştır. Bu iş üzerinde de, yüksek kanılarınıza ve güveninize aykırı düşecek sözlerimle şimdiye dek o adam için göstermiş olduğunuz güvendeki yanılgıyı belirtmiş olacağım. Dün sabah Âdil Bey’le birlikte, Damat Ferit Paşa Hazretlerinin yanına gittim. Biraz daha sabretmeleri ve beklemeleri gereğini sizin adınıza kendilerine bildirdim. Damat Ferit Paşa Hazretleri verdiği karşılıkta, size teşekkür etmekle birlikte, ulusal örgütlerin Anadolu’da büsbütün kök saldığını ve karşı bir saldırışla hayın başkanları tepelettirilmedikçe, kendisinin Sadrazam olamayacağını ve böylece Padişahın da onayından geçen sözleşme hükümlerinin Konferansta savunulamayacağını söyledi. Ayrıca, Ulusal Kuvvetlerin dağıtılması için yüksek İngiltere Hükümeti katında tezelden girişimlerde bulunularak, ortak bir notanın milletvekilleri seçiminden önce İstanbul Hükümetine verilmesini ve çetelerimizin Adapazarı, Karacabey ve Şile’de Rumlara karşı girişecekleri saldırıları tutamak yapıp Ulusal Kuvvetlerin güvenliği bozduğu gerekçesiyle işi çabuklaştırmaya çalışmamızı; İngiliz basının, ulusal örgütlere karşı yayın yapmasının sağlanmasını ve özel olarak torpido ile gönderilen “E.B.K. 19/2” ye, dün görüştüğümüz işler üzerinde telsizle yönerge verilmesini rica ediyorum. Bu gece, saat on birde Âdil Bey “K.”de sizi görecek ve Ferit Paşa’nın bazı özel ricalarını daha bildirecektir. Daha sonra, Padişah Hazretleri ile Bay “T.R.” görüşebilecektir. Refik Bey’e artık güvenmeyiniz. Sadık Bey de bizimle çalışabilecektir. Saygılarımı sunarım. 11.10.1919

Sait

Ekleme: Karacabey’le Bozkır’dan daha bir haber alamadık.


.. / ..

.....
Ekin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Ekin'in Mesajına Teşekkür Etti
Eski 27.01.09, 23:57   #27
Moderator

Ekin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Dec 2011
Konular: 1175
Mesajlar: 8,990
Ettiği Teşekkür: 30790
Aldığı Teşekkür: 40437
Rep Derecesi : Ekin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Kotu Cocuk
Standart

İkinci Mektup

Ankara’daki “N. B. D. 285/3”den gelen 12. 10. 1919 günlü mektup ta, Sıvas Temsilciler Kurulunda kurmay albaylıktan emekli Vâsıf Bey’in Despere ile görüşmek üzere gönderileceği ve birkaç güne değin yola çıkacağı bildiriliyor. Hikmet Bey paraları almış. Biraz daha para istiyor. On gün sizin yanınıza geldiğim sırada izlendiğimi söylememiştim. Dönüşümde biri sarı bıyıklı, ötekisi kumral ve köse iki adamın sokak başında beni beklediklerini gördüm. Gece olduğu için epeyce korktum. Yalnız birbirlerine yavaşça: “Bu Sait Molla imiş. Artık gidelim.” dediklerini işittim. Bu sık sık buluşmalar benim için iyi olmayacak. Fuat Paşa Türbesi yakınındaki görüştüğümüz evi tutabilirseniz buluşabileceğiz. Nazım Paşa, derneğimizi haber almış. Bana çok gücendi. İzninizle “N.B.S. 495/1” düzenine kendilerini kattım. Ev işi bir yoluna konuluncaya değin sizinle o buluşacaktır. Karacabey’de “N. B.D. 289/3” e gönderilen bin iki yüz lira, yerine ulaşmıştır. Yola çıkacaklardır. Ferit Paşa, İstanbul Hükümetine verilecek notayı her dakika bekliyor. Bu durum, Padişah Hazretlerini pek üzüyor. Teselli ettirmeniz ve her zaman kendisine umut verici sözler söylettirmeniz, çıkarlarımız gereğidir. Bizim padişahlarımızın, her şeye karşı yumuşak gönüllü olduklarını unutmayınız. Seyit Abdülkadir Efendi, o iş için pek şaşırtıcı şeyler söyledi. Sözde arkadaşları: “Yurtseverliğe aykırı düşer.” diyorlarmış. Artık siz işi bir yoluna koymaya bakınız. Polis Müdürü Nurettin Bey’in değiştirileceği söyleniyor. Hepimizin koruyucusu olan bu kişi üzerine gerekenlerin dikkatlerini çektiriniz. Saygılarımı sunarım.18/19.10.1919

Ek: Ali Kemal Bey o adamla görüşmüş. Konuşmayı iyi yönetemediği için karşısındaki adam amacını anlamış ve kendisine, büyük bir aşağılama ile: “Biz, sizin İngilizler hesabına çalıştığınızı anladık.” demiş.

Üçüncü Mektup

Yapılan propagandaları, Göz Hekimi Esat Paşa kolu ve özellikle Çürüksulu Mahmut Paşa, resmi bilgilere dayanarak boyuna yalanlatıyor ve halkın coşkusunu yatıştırmaya çalışıyorlar. Bu adamlar başvurdukları zaman hiç karşılık verilmemesini; dün kararlaştırdığımız kişiye, Padişah aracılığıyla buyruk vermenizi rica eder, saygılarımı sunarım. 19.10.1919

Sait

Dördüncü Mektup

Sayın Üstat,

Muhipleri arasında Franmason örgütünü istemeyenler var. İttihatçıların yolu tutulacağından korkuyor. Bu örgütün yönetiminde görev alacak nitelikte yetiştirilmiş gençlerin katılmasıyla, bu izlenceyi uygulayabileceğiz. Benim dış kılığımın engel olması yüzünden eski dostunuz “K.B.V.4/35”, kararlaştırılan ilkelere göre işe başlayacaktır. Ankara ve Kayseri’den yine haber yok. Saygılarımı sunarım üstadım. 19.10.1919

Sait

Beşinci Mektup

Üstat,

Kasidecioğlu Ziya Molla dün Adam Blok’a (Adam Block) haber göndermiş, eski dostu olmasına güvenerek, benim başında bulunduğum Muhipler Cemiyetinin İngilizlerce korunmasının İngiliz karakteriyle bağdaşmadığını ve bunun kamuoyu üzerinde kötü etkiler yaptığını bildirmiş; böylece Cemiyeti namuslu kişilerin temsil etmesi gerekeceğini dolayısıyla anlatmış ve benim için çok kötü sözler eklemiş. Bu kişinin bana karşı kişisel düşmanlığı olduğunu anımsatmak isterim. Ziya Molla’nın damadının kız kardeşi eskiden benim karımdı. Kendisini boşadığım için bana böyle düşmanlık ediyorlar. Bunun Adam Blok Hazretlerine duyurulmasını ve Ziya Molla’nın şimdi İngilizlerden yana olmayıp ulusal eylemin destekleyenlerin propagandacısı olduğunu ve Mustafa Kemal paşa ile ilişki kurmuş bulunduğunu ve beni suçlamasıyla da ne mal olduğunu ortaya koyduğunu yüksek görüşlerinize sunmak isterim. 21.10.1919

Sait


Ek:
Bir sakınca yoksa, Adam Blok Hazretlerine size olan hizmetlerimi duyurunuz.

Altıncı Mektup

Sayın Üstat,

Ankara’dan “N.B.D. 295/3” den özel postacı ile gelen 20 Ekim 1919 günlü mektupta bildirildiğine göre “K.D.S. 93/1”, yönergemiz gereğince orada bırakılarak kendisi Kayseri’ye gitmiştir. Yönergenin onaylanmış bir örneğini de Galip Bey’e gönderdiğini bildiriyor. Önceki ödeneği harcamış olduğu için yeniden ödenek istiyor. Gizli örgütümüzün genişlediğini ve haydut başkanlardan yakasını kurtaran Muhiplerimizin şimdilik köylerde kalarak el altından işe başladıklarını muştuIuyor ve son yaptığınız ustaca düzenlemelerin verimli olacağını bildiriyor. “M.K.B.”, pürüzsüz Türkçesi yüzünden önemli işler çeviriyormuş. Hele hocalığına diyecek yok diyor. Yönergenin “X. V.V.” planı tam olarak hazırlanmış. Aramıza yeni yabancılar girmemiş ise amaç, sezilmeksizin edimli olarak gerçekleşecektir. Yeni ödeneğin gönderilmesini beklemek üzere özel postacı “4 R.” burada alıkonulmuştur. 23/24.10.1919

Sait

Ek: Ahmet Rıza Bey’in İtalyan güdümü üzerindeki demecini mektubun sonuna ekledim. Kendisinin Fransa’ya geçmesi, bizce tehlike olur. Bu işi sağlama bağlayınız.

Yedinci Mektup

Üstadım,

Ali Kemal Bey dün o adamla görüşmüş. Basın işinde biraz ağır davranmak gerektiğini söylemiş. Bir kez, bir yana yöneltilmiş olan düşünürleri ve yazarları öncekine karşıt bir amaca yöneltmek, bizde pek kolay olmaz. Bütün devlet görevlileri ulusal eylemleri şimdilik iyi görüyor, demiş. Ali Kemal Bey, yönergenize eksiksiz uyacak. Zeynelâbidin Partisiyle de işbirliği yapmaya çalışıyor.

Kısacası, işler bulandırılacak, Bugünlerde Fransa ve Amerika çevrelerinde benim adım çok geçiyormuş. Bunun nedenini şimdiye dek, anlayamadım. Ulusal eylemlerden yana olanların, bu hükümetin siyasal görevlileri üzerinde yaptıkları etki sonucu olarak tehlikeye giren yaşamının korunması size kalmıştır. Ben bu güvenle kendi kendimi yüreklendiriyorum. Hikmet ile kendim görüştüm. Bu kez onu biraz kaypak buldum. Ama sağlam güvence verdi. “Ben erkeğim. Sözümden dönmem.” dedi. Sıvas olayını nasıl buldunuz? Biraz düzensiz ama yavaş yavaş düzelecek. Kadıköylü de işi üzerine alıyor. Fakat o yere batası İttihatçı basın, arasıra bizim işlere engel oluyor. Bunların yazılarına dikkat gerek. Paşamız gene de sinirli, “Ne vakit olacak” diyor. Ev işinin bugüne dek yoluna konulmamış olması buluşup görüşmemizi güçleştiriyor. “N.B.S. 495/1” Konya’ya önem verilmesini öğütlüyor. Size sözlü olarak açıkladığı iş üzerinde dikkatini çekmemi rica ediyor. Ali Kemal Bey’in uğradığı son yıkım üzerine üzüntülerinizi bildirdiğinizi söyledim. Bu adamı elde bulundurmak gerek. Bu fırsatı kaçırmayalım. Bir armağan sunmak için en elverişli zamandır. 19 Ekim günlü mektubumu almadığınıza üzüldüm. Aracıyı biraz sıkıştırınız. Tehlikeden sakınmak, benim için pek önemlidir. Yeni bir parola gönderiniz. Hikmet ve Kadıköylü’ye numaralarını vereceğim. Saygılarımı sunarım üstadım. 24.10.1919

Sait

Ek: Birkaç kez söylemek istediğim halde unutuyorum. Mustafa Kemal Paşa’ya ve onu tutanlara biraz yumuşak davranmalı, kendisi tam bir güvenle buraya gelebilsin. Bu işe pek çok önem veriniz. Kendi gazetelerimizle onu destekleyemeyiz.

Sekizinci Mektup

Sayın Üstat,

Seçimleri askıda bırakmak ve geciktirmek için gerek Mustafa Sabri ve gerek Hamdi ve Vasfi efendilerle uzun uzadıya, verdiğiniz yönerge sınırları içinde görüştüm. İşi kabul ettiler. Mahallelerde propagandalar başladı. Gerekenleri elde edecekler. Bol para dağıtarak halkın kafasını karıştıracaklardır. Padişahın bu konuda aydınlatılması gerekmektedir. Ustaca düşünce ve önlemlerinizle amaca ulaşacağımıza güvence veririm, sayın üstadım. 26.10.1919

Sait

Dokuzuncu Mektup

“9. R.” özel postacı geldi. Keskin örgütü bitmiştir. Arkadaşlara propaganda için yönerge verdim. Başarılarımızın ilk verimlerini yakında alacağımıza güveniyorum, sayın üstadım. 21128.10.1919

Sait

Onuncu Mektup

Sayın Üstat,

Sarayda, yeni hükümet kurulmasının tasarlandığı ve hazırlık yapıldığı söylentisi yayılmıştır. Bu işin çabuklaştırılması çok gereklidir. Anadolu örgütümüzün kimi planları Ulusal Kuvvetlerce anlaşılmış, özellikle Ankara ve Kayseri’de bize karşı çalışmalar başlamıştır. Kürt Cemiyeti, söz verdiği halde bir iş yapamadı. Çetelerimizden bir bölüğü yok ediliyor. Ne pahasına olursa olsun, tasarlanan hükümetin iş başına getirilmesi pek çok gereklidir. Ali Rıza Paşa’nın, planlarımıza karşı önleyici önlemler alacağını da sanıyorum. Bozkır’a gidecek adamlarımız, tanınmış kişiler olduklarından, çokça korkuyorlar. Konya’da “K.B. 81/1”e, sizin adamınız aracılığı ile olayın kızıştırılması için bildirim yapılarak, propaganda kurullarının bu konu üzerinde çalışmaya çağrılması gereğini ve zorunluğunu bildirir, saygılarımı sunarım. 29/30.10.1919

Sait

Benim bir mektubumdan Hikmet’e söz açmışlar. Bu mektubun içinde yazılı olanları nereden öğrenmişler? Hikmet ile kendim görüştüm; bunun doğru olduğunu, şaşkınlık içinde Hikmet’ten dinledim. Çaşıt, benim çevremde midir, yoksa sizde midir?

On Birinci Mektup

Sayın Üstadım,

Kürt Teali Cemiyetindeki yakın dostlarımızla görüştüm. Yeni geldikleri için birkaç gün sonra, verilen yönergeye uygun olarak gerekli düzenlemeleri yapacaklarını; yalnız Kürdistan’a gönderilecek çeşitli arkadaşlar için büyük bir ödenek verilmesi gerektiğini söylediler. “D. B. R. 3/141” den gelen mektubu da gösterdiler. Urfa, Antep, Maraş’ta Fransızlara karşı gereğinden daha çok kışkırtma yaptıkları ve halkı, kolordu komutanının güttüğü yumuşak siyasaya aykırı bir davranışa sürükledikleri yazılıdır. Hükümet başkanlığına Zeki Paşa’nın getirilmemesi için ileri sürülen düşünceler doğru değildir. Bu adam Kürtlere sözünü geçirebilecek durumdadır. Eski Ermeni kırımı unutulmuştur. Sizin aklınıza gelenler, bugün için her halde zamansızdır. Bunu, gerektiğinde başka türlü yorumlamak kolaydır. Yüksek yardımlarınızı her dakika bekliyoruz. Karşıdaki olayı ötekilerine bulaştırmaya çalışıyoruz.

Saygılarımı sunarım

Sait


On İkinci Mektup


Sayın Üstadım,

Ahmet Rıza’mn Tan (Temps) gazetesi haber yazarına verdiği demeç kuşkusuz gözünüzden kaçmamıştır. Emir Faysal’a Fransızlarla anlaşma yapmasını öğütlemesindeki anlamın kapsadığı siyasal incelik, ustaca görüşlerinizden uzak kalmamalıdır. Ulusal örgüt başkanları, son günlerde dikkati çekecek bir biçimde Fransa’ya eğilim belirtisi gösterdikleri gibi, bir yandan Irak’ta kargaşalık çıkartırken öte yandan Suriye’deki egemenliğinizi de baltalamak istiyorlar. Bu örgütün sürüp gitmesinde gösterilecek ilgisizlik ve savsaklama, İslam dünyasının İngiltere’ye karşı olağanüstü ayaklanmasıyla sonuçlanacaktır. En dikkate değer olan bu noktayı görmek ve yüksek siyasa adamlarınıza göstermek pek çok önemli ve gereklidir. Şu düşüncemle bilimsel değerinize dil uzattığım sanısına varmayınız. Çünkü, Türkiye üzerinde sizden başka bir kuvvetin erkini ve egemenliğini sürdürmesi, siyasal amacımıza aykırıdır. Fransa, İtalya ve özellikle Amerika’nın, gerek devlet adamlarıyla gerek basınıyla bu kuvvete karşı gösterdikleri türlü eğilimler, siyasal ve askeri üstünIüğünüzü çekemediklerinin açık belirtileridir. Ahmet Rıza gibi Klemanso (Clemenceau) ve Pişon’un (Pichon) ve çeşitli yüksek siyasa adamlarının en yakın ve eski dostu olmak mutluluğuna erişen kişilerin, Fransa’da önemli bir rol oynayacaklarından ve kamuoyunu tam anlamıyla kendilerinden yana çekeceklerinden kuşku etmeyin. Bu adamın İsviçre’ye geçmesi ile ilgili haberlere bakılırsa oradan bir yolunu bulup Fransa’ya geçmek amacında olduğu kanısına varılabilir. Balıkesir dolaylarındaki kuvvetlerimiz bozularak kaçmış ve “A. R.” bölgesinde gizlenmişlerdir. Yeni kuvvetler hazırlanıyor. Beş bin Iiradan aşağı olmamak üzere ödenek istiyor. Karaman’dan “D.B.S.4O/5’ten gelen mektupta şimdilik beklemek zorunda oldukları ve Kayseri’de “K.B.R.87/’4’ten gelen mektupta da yakında eyleme geçecekleri bildiriliyor. Ziya Efendi de, “H.K.” ve “C.H.” de örgütler tamamlandığından oraya yalnız ödenekle gitmek zorunda olduğunu sözlü olarak bildiriyor. Dilerseniz durum üzerinde sözlü olarak size geniş bilgi verecektir. Çok sıkı izlenildiğimizi, işlerimizden Sıvas’ın günü gününe haber aldığını söyleyebilirim. Mehmet Ali’ye güvenmeyiniz. Ağzı sıkı değildir. Herhalde boşboğazlık ediyor. Dış örgütte ve işlerde benden başkasını kullanmasanız daha iyi olur. Ali Kemal Bey’in listeye geçirilmesi zorunludur. Bunca gizlerimizi bilen bu adamı gücendirirsek planlarımız, olduğu gibi yabancı ellere geçer. Bu adamı sık sık kollayınız. Saygılarımı sunarım üstadım. 5.11.1919

S.

Kemal yakalanmış, ilişkisi bakımından, ”K. B. R. 15/1”in, örgütle ne ölçüde ilişkisi olduğu meydana çıkmış demektir. Bu adamı korumak çok gereklidir.

Efendiler, bu geniş düzene engel olmak ve yaratılan durumların ortadan kaldırmak için elimizden gele her yola ve önleme başvurduk. Şimdiye değin anlattığım ve bundan sonra sırası geldikçe anımsatmaya çalışacağım o hepinizin bildiği başkaldırmaları, karışıklıkları, resmi düşman kuvvetlerinin saldırılarını bastırmak ve ortadan kaldırmak için çok uğraştık. Ali Rıza Paşa Hükümeti, gözüne batan Ulusal Kuvvetleri bastırmaya ve bunun için bizimle didişmeye bakmaktan başka bir yardımda bulunmadığı gibi ondan sonra hükümet kuran yüksek arkadaşları da, onun yolunda gitmekten ve sonunda yıkımdan yıkıma, maskaralıktan maskaralığa sürüklenmekten başka bir iş görmediler.

Efendiler, bütün bu gizli düzen kaynaklarının, Rahip Fru’nun kafasında topladığını ve oradan din kardeşlerimiz olacak hayınların kafalarına sokularak eyleme dönüştürüldüğünü kestirdiğimden, bir zaman için olsun Rahip Fru’nun durmasını ve bu işten uzaklaşmasını sağlamaya yarar düşüncesiyle, kendisine bir mektup yazdım. Mektubun iyi anlaşılabilmesi için, şu bilgiyi de ekleyeyim ki ben ay Fru ile İstanbul’da bir iki kez görüşmüş ve tartışmıştım. Fru’ya Fransızca olarak gönderdiğim mektubun Türkçesi şudur:

Bay Fru’ya,

Sizinle, Bay Marten aracılığıyla, yaptığımız görüşmelerin anısını seve seve gönlümde saklıyorum. Yıllarca yurdumuzda ve ulusumuz arasında yaşamış olan sizlerin, bizim için en doğru düşünce ve kanılarla dolu bulunacağınızı umardım. Oysa, ne yazık ki, İstanbul çevresinde karşılaştığınız kimi aymaz ve çıkarcı kişilerin, sizi yanlış yönlere sürüklediklerini pek çok üzülerek anlıyorum. En başta Sait Molla ile düzenlemeye ve uygulamaya başladığınız, güvenilir kaynaklardan öğrenilen planın, İngiliz ulusunun gerçekten kıyanacağı bir nitelikte olduğunu bildirmekliğime izninizi rica ederim. Ulusumuza, Sait Molla’nın değil, fakat gerçek yurtseverlerimizin gözüyle bakıldığı zaman, böyle planların artık yurdumuza ve ulusumuza uygulanabilecek bir yanı olmadığı yargısına kolaylıkla varılır. Nitekim daha bugünün olaylarından olan Adapazarı ve Karacabey olaylarının başarısızlığa uğraması, sözümüzü doğrulamaya yeter. Fakat, buna ne gerek vardı? İngiliz subayı Novil’in Diyarbakır dolaylarında Müslüman Kürt halkı yoldan çıkarmaya pek çok çalıştıktan sonra Malatya’da, eski Elazığ Valisi Galip ve Malatya Mutasarrıfı Halil Beylerle, Sıvas’a karşı yaratmaya çalıştığı olay, sonucu bakımından bütün uygarlık dünyasına karşı utanç verici değil miydi?

Size çok açık yürekle ye içtenlikle bildiririm ki, İngiliz ulusu, ulusumuzun dostluğuna ve güvenine değer vermiyorsa, bundaki yanılgı pek derindir. Böyle değilse kullandığımız araçlar pek yanıltıcı olup, sonuç ve verim alınacak nitelikte değildir. Sait Molla aracılığıyla Adapazarı’na gönderilen iki bin Iiranın, yakında verimli sonuç sağlayacağı yolunda verilen sözün yalan olduğunu olaylar size anlatmış olacağından uzun sözü gerekli görmem. Hele sizinle ilişki kuran düzmecilerin, Osmanlı Padişahının da ortaklaşa yaptığınız işlerinizde ve çalışmalarınızda eli varmış gibi gösterilmesi pek tehlikelidir. Siz çok iyi düşünebilirsiniz ki Padişah, sorumsuz ve tarafsız olup ulusal buyrum ve egemenliğimizle ilgili gerçekleri değiştirmez ve bozmazlar. Yurdumuzda bulunan İngiliz siyasal görevlilerinin, kuşkusuz İngiliz ulusunun eğimine ve çıkarına aykırı olarak, yurdumuza ve ulusumuza karşı uygarlığa ve insanIığa yaraşmaz bir biçimdeki girişimlerini, elimizde bulunan belgelerle İngiliz uIusunun gözü önüne serersek, sonuç dünyaca iyi karşılanmaz sanırım. Fakat, bu konuda, tuhaf olması bakımından şunu da bildirmek zorundayım ki siz, bir din adamı olarak siyasa oyunlarına, özellikle adam öldürmeye varacak işlere karışmak hevesine kapılmamaIıydınız. Sizinle yaptığım görüşmelerde, sizi bu denli bir siyasa adamı olarak değil, insanlığa hizmet eden, adaleti seven erdemli bir kişi olarak tanımıştım. Bunda ne denli aldandığımı son aldığım sağlam bilgilerin doğrulamakta oIduğunu size bildirmekle şeref duyarım.

Mustafa Kemal



ALİ RIZA PAŞA HÜKÜMETİ, DÜŞMANIN YALANLARINA GERÇEK GÖZÜYLE BAKIYOR

Efendiler, İstanbul’da hükümetin gözü önünde ve bilgisi altında yapılmış ve yapılmakta olan alçakça girişimlerin ve bu girişimlerin bütün yurtta uğursuz belirtileri olduğu açıkça ortaya koyan olayların gerçek kaynaklarını etmenlerini, İstanbul Hükümetinin, Temsilciler Kurulundan daha iyi bildiği, daha da kuşku götürür mü?

Efendiler, işlerin içyüzünü bilen bir hükümetin üyelerinden, düşmanların, salt yanıltmak ve saptırmak amacıyla ortaya attıkları yalanlara ve söylentilere gerçek gözüyle, bakıp, yine onların öğütlerini çıkar yol ve önlem diye uygulamaya kalkışmak gibi bir davranış beklenir mi?

Bu sorulara karşılık vererek yüksek topluluğunuzu yormaktan çekindiğim için sözü, Ali Rıza Paşa Hükümetinin düşüncesini yansıtan Harbiye Nazırı Cemal Paşa’ya bırakmayı yeğ tutarım.

Efendiler, açıkça söylemeliyim ki ben, Cemal Paşa’nın bu konu ile ilgili olarak gönderdiği kapalı telin anlamını ve kapsamını kavramakta güçlüğe ve şaşkınlığa uğradım ve kendilerinden yeni bir tel göndermelerini istedim. Nazır Paşa, 9 Aralık 1919 günü, olduğu gibi bilginize sunacağım birbiri arkasından gelen telyazılarını gönderdiler.

9 Aralık 1919

Sıvas’ta Üçüncü Kolordu Komutanlığına

Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine

Yinelenmesi istenilen telyazısı aşağıda sunulmuştur:

“Hükümetin, Barış Konferansına çağrılmak için istekte bulunduğu bilinmektedir. İyi bir barış antlaşması, gidecek delegelerimizin ulusal güveni kazanmış, hem içişlerinde sözü geçer bir hükümeti temsil etmeleriyle yapılabilir. Yabancı devlet temsilcileri, içeride güvenliğin ve dirliğin kurulup yerleşmesini durmadan öğütlüyorlar ve Anadolu’da bir kırmıma uğrayacakları kaygısıyla korkuya düşen Hristiyan halkın, bölük bölük, düşman elindeki yerlere sığınmakta olduklarını sert ve dikkat çekici bir dille söylüyorlar. Gerçi düşman elindeki yerlere ve özellikle Adana dolaylarına gidenler, oralardaki Ermeni sayısını artırmak için gitmekte iseler de, bu gidiş üzerine, Anadolu’da dirlik ve düzenliğin bozulduğu ileri sürülerek, hükümetçe yapılan yalanlamanın etkisi azaltılıyor. Çünkü Temsilciler Kurulu güvence verdiği halde, illerde kimi kişilerin kendilerine hoş görünmeyen görevlileri, kimseye danışmadan, görevlerinden çıkarmaları, değiştirmeleri; hükümet işlerini aksatmaları, zor kullanarak yardım ya da vergi toplamaları gibi davranış ve karışmalarının büsbütün önlenememesi yüzünden, yabancı çevrelerin kaygıları da sürüp gitmektedir. Devletimizin karada ve denizdeki şu durumda alınyazımız üzerinde karar verecek olan devletlere karşı gözdağı verici bir davranış herhalde dokuncalıdır. Bundan başka, Temsilciler Kurulu adına yabancı temsilcilere teller çekilmesinin, yurtta iki hükümet bulunduğunu gösterdiğini Fransa temsilcisi açıkça söylemiştir. Hele bunlardan herhangi birine karşı aşağılayıcı sözler kullanılması, temiz ahlaklı ve ileriyi düşünen sağlam görüşlü kimselere yaraşmaz. Tehlike ve sıkıntı zamanlarında ağırbaşlı ve onurlu davranmanın ulusal özelliğimizden olduğu unutulmamalı; üzüntünün ve bezginliğin akla getireceği aşırı ve çok dokuncalı istek ve tasarılar için yurdun yüce çıkarlarından vazgeçilmemelidir. Şimdiki durumumuzda haklarımızı, ancak iki siyasa gütmekle, uyanık durmakla ve zamanın gereklerine uymakla savunabiliriz. Bu düşünceler, bildiğiniz şeyleri sizlere bir daha bildirmekten başka bir şey değilse de, arkadaşlara ve şubelere de yurtseverce öğütler vermek herhalde pek çok gereklidir. Yakında toplanacak olan Millet Meclisimizin, sevgili yurdumuzun kurtuluşu ve mutluluğu için gereken bilgece önlemleri bularak bu yüksek amacı gerçekleştirmeye kendini adaması ve bütün varlığı ile çalışması beklenmektedir.

Hükümetin düşüncesini bilginize sunarım.

Harbiye Nazırı

Cemal

Efendiler, dinlemiş olduğunuz bu telyazısının içindekileri yorumlayarak yüksek topluluğunuzu yormayı gereksiz bulurum. Yalnız izin verirseniz, buna verdiğim yanıtı, olduğu gibi sunmakla yetineceğim.

Şifre Sıvas, 11.12.1919

Harbiye Nazırı Cemal Paşa Hazretlerine

Hükümetin düşüncesi olarak gönderilen 9 Aralık 1919 günlü telyazısı, Kurulumuzca gözden geçirildi. Bu telyazısında bildirilenler, bunca açıklamalar yaptığımız ve bilgiler sunduğumuz halde, gene eskiden ileri sürülen görüşleri yineleme niteliğinde görülmüştür. Temsilciler Kurulumuzun amacı, hükümet erkinin kırılmasını önlemek ve ulusal güveni sağlamlaştırmaktır diye birçok kez güvence verilmiştir. Sunuşlarımızın ne yazık ki, gereken önemle dikkate alınmadığı kanısı uyanmaktadır.

1- Anadolu’da dirlik, düzenlik ve güven kalmadığı doğru değildir, belki düşük Damat Ferit Paşa Hükümeti zamanında yaratılan dirliksizlik ve güvensizlik, son zamanlardaki ulusal birliğin etkisi ile ortadan kalkmıştır.

2- Sorumsuz kişilerce, kimseye danışmadan görevli çıkarılmış ya da değiştirilmiş değildir. Yalnız, Dahiliye Nazırlığının, ulusal eylemlere karşı olmalarından dolayı düşükü hükümet zamanında ulusça kovulan ve adları herkesçe bilinen görevlileri yeniden atamada direnmesiyle, pek anlamlı bir tutumu vardır. Dahiliye Nazırlığının, ulusal isteklere büsbütün aykırı olan ve şimdi bile kamuoyuna eski Nazır Adil Bey ruhunun bu nazırlıkta yaşadığı duygusunu veren yürütümüne, kuşkusuz pek haklı ve yasal olarak, halk uyamamaktadır. Gene o müsteşarın, gene o İçişleri Genel İdaresinin, gene o Özlük İşleri Müdürünün işbaşında bulunmaları, gerçekten hem yüksek hükümetinizi hem de ulusa karşı söz vermiş olan Temsilciler Kurulumuzu pek güç bir duruma sokmaktadır… günlü telle bilginize sunduğumuz Dersim Mutasarrıfı konusu, dikkat çekicidir. Artık bu konuda Temsilciler Kurulunca yapılacak bir şey kalmamıştır. Bundan böyle de, Dahiliye Nazırlığının bu gibi işleri yüzünden ortaya çıkacak durumların düzeltilmesi için, iyi karşılanmadığından ve güven beslenmediğinden, ricada da bulunulmayacaktır.

Son bir kez daha şunu bildirelim ki yüksek hükümetiniz, ulusun güvenini gerçekten kazanmak, bu yurda ve ulusa yararlı olmak dileğinde ise, ki buna Kurulumuzun hiç kuşkusu yoktur, ulusun ruhuna, durumun ağırlığına göre bir yol seçmeli; asıl kendi içindeki derdi iyileştirmelidir. Yoksa, iş başına gelindiğinden beri yapıldığı gibi, Temsilciler Kurulunu hedef tutarak bu yolda yazılar yazmakla amaca ulaşılamaz.


3-
Düşük hükümetin ulusa düşman, düşmanlara dost olarak gütmüş olduğu hayınca siyasanın kalıntısı olan Aydın Cephesinde para toplanırken, belki birtakım uygunsuzluklar olmuştur. Ancak, Sivas Genel Kongresi ile oluşan ulusal birliğin ve Harbiye Nazırlığının yaptığı yurtseverce çaba ve yardımların etkisiyle bu gibi olayların da önü alınmış demektir.


4-
Ulus, Ateşkes Anlaşmasıyla bağlı bulunduğu düşman devletlerden hiç birine gözdağı verici bir durum almış değildir. Yalnız, kutsal ve yasal haklarına el uzatılmasını, kesin zorunluluk olursa, silahla da önlemeye kararlıdır.

5- Temsilciler Kurulunun, yabancı devlet temsilcilerine tel çekmesi konusuna gelince; bu, ancak protestolarda bulunmak içindir ki, yüksek hükümetinizin onayından da geçmiştir. Aslına bakılırsa, ulusal birliğin temsilcisi olarak Temsilciler Kurulunun, ulus adına bu denli yazışmalarda bulunması, yasal bir haktır. Eğer hükümet de, böyle duyarlık gösterir ve ulusla bir düşüncede olduğunu bu gibi elverişli durumlarda açıklamaya ve belirtmeye koşarsa, siyasaya zarar vermek şöyle dursun, bundan pek büyük yararlar elde edileceği apaçıktır. Oysa yüksek hükümetinizin, Adana’ya düşmanın girişi gibi açık bir haksızlığı bile protesto etmediğini Fransızlar söylüyorlar. Demek ki, Fransız Temsilcisinin açık konuşmasının nedenini bu noktada aramalıdır. Kısaca şunu bildirelim ki, Temsilciler kurulu, ne üzüntüye ve bezginliğe kapılmıştır ne de kutsal görevlerinde ulusun ve yurdun esenliği için gerekenleri anlayamayacak bir bilinçsizliğe düşmüştür. Ulusun esenliği adına aldığı önlemlerde ve yaptığı bütün işlemlerde ağırbaşlılığı ve onuru, alçalmaya ve uyuşukluğa yeğlemeyi temel ilke olarak kabul etmiştir. Siyasanın da, akıllığın da, durumun gereklerine uymanın da ancak bu yolda olacağına inanmıştır. Bunun için, ulusun çok acı gerçekler karşısında uyanık ve bilinçli olan ruhundan aldığı bu ilkelerin tersini ulusa öğütleyemez ve yakında toplanmasını çok gerekli saydığı Millet Meclisinin de bu ruh ve duygu ile dolu olacağına sağlam güven besler.

6- Temsilciler kurulumuzun görüşü yukarda bilginize sunuldu. Bu gibi işlerde, delegemiz olarak, sizin hükümet üyelerini aydınlatmanız ve aslı olmayan şeyleri kendilerine açıklamanız gerektiğini, yurdun esenliği adına, saygıyla bildiririz.

Temsilciler Kurulu adına

Mustafa Kemal

.....
Ekin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Ekin'in Mesajına Teşekkür Etti
Eski 11.10.15, 14:04   #28
«... Beklenen Şarkı ...»

Çengelli İğne - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Dec 2013
Konular: 1654
Mesajlar: 9,563
Ettiği Teşekkür: 33017
Aldığı Teşekkür: 32006
Rep Derecesi : Çengelli İğne şöhret ötesinde bir itibarı vardırÇengelli İğne şöhret ötesinde bir itibarı vardırÇengelli İğne şöhret ötesinde bir itibarı vardırÇengelli İğne şöhret ötesinde bir itibarı vardırÇengelli İğne şöhret ötesinde bir itibarı vardırÇengelli İğne şöhret ötesinde bir itibarı vardırÇengelli İğne şöhret ötesinde bir itibarı vardırÇengelli İğne şöhret ötesinde bir itibarı vardırÇengelli İğne şöhret ötesinde bir itibarı vardırÇengelli İğne şöhret ötesinde bir itibarı vardırÇengelli İğne şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Huzurlu
Standart Cevap: Nutuk

Nutuk kitabını okudum.

Okumayanlara kesinlikle okumasını tavsiye ederim.

Ellerine sağlık,teşekkürler.

__________________






Çengelli İğne isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bu Sayfayı Paylaşabilirsiniz

Etiketler
deneme, nutuk


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


İlgili Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Şair, Tiyatro Oyunu, Roman, Deneme Makale Yazarı | Melih Cevdet Anday LaLe Türk Edebiyatı Ustaları 10 25.11.16 21:49
Ezra Pound | Şair, Çevirmen, Deneme Yazarı | (1885-1972) Mislina Dünya Edebiyatı Ustaları 4 15.05.14 17:28
Windows deneme turlari. Insanlikarayan İşletim Sistemleri 0 27.11.12 14:43
Deneme 2 CadII Deneyelim, Yanılalım, Öğrenelim 8 04.06.12 02:32
Aşk Üzerine Marazî Bir Deneme Daha / Enis Batur oneyouu Türk Edebiyatı 0 27.01.09 03:59


WEZ Format +3. Şuan Saat: 01:47.


Powered by vBulletin® Version 3.8.8
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0 PL2 ©2011, Crawlability, Inc.
Copyright ©2000 - 2017 www.forumgercek.com
Protected by CBACK.de CrackerTracker
Önemli Uyarı
www.forumgercek.com binlerce kişinin paylaşım ve yorum yaptığı bir forum sitesidir. Kullanıcıların paylaşımları ve yorumları onaydan geçmeden hemen yayınlanmaktadır. Paylaşım ve yorumlardan doğabilecek bütün sorumluluk kullanıcıya aittir. Forumumuzda T.C. yasalarına aykırı ve telif hakkı içeren bir paylaşımın yapıldığına rastladıysanız, lütfen bizi bu konuda bilgilendiriniz. Bildiriniz incelenerek, 48 saat içerisinde gereken yapılacaktır. Bildirinizi BURADAN yapabilirsiniz.
Page Rank Icon
Bumerang - Yazarkafe
McAfee Site Denetleme
Norton Site Denetleme
www.forumgercek.com Creative Commons Alıntı-Lisansı Devam Ettirme 3.0 Unported Lisansı ile lisanslanmıştır.