Merhabalar
Forum Gerçek üyesi değilsiniz ya da Üye Girişi yapmamışsınız.
Sitemizden tam olarak yararlanabilmek için;
Lütfen Buraya tıklayarak üye olunuz.
Forum Gerçek

Forumları Okundu Kabul Et Bugünkü MesajlarYazdığım Cevaplar Açtığım Konular Kim Nerede
Geri git   Forum Gerçek > Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk > Atatürk Kimdir?

Atatürk Kimdir? Ulu önderimizin hayatı, ilkeleri, devrimleri ve hakkında söylenilenler

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
Eski 28.01.09, 03:26   #11
Müdavim

Kartal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jan 2009
Konular: 1414
Mesajlar: 5,633
Ettiği Teşekkür: 17570
Aldığı Teşekkür: 24297
Rep Derecesi : Kartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Atatürk'ün Fikir ve Düşünceleri

CUMHURİYET YÖNETİMİ

Cumhuriyet yönetimi ve anlamı

Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemi ile devlet şekli demektir. Biz cumhuriyeti kurduk; o, on yaşını doldururken demokrasinin bütün gereklerini sırası geldikçe uygulamaya koymalıdır.
1933 (Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., s. 251)

Çağdaş bir cumhuriyet kurmak demek, milletin insanca yaşamasını bilmesi, insanca yaşamanın neye bağlı olduğunu öğrenmesi demektir.
(Gazinin N.A.V., Muhit Mec, Sene: 3, No: 32, 1931, s. 7-8)

Demokrasi ilkesinin en çağdaş ve mantıkî uygulamasını sağlayan hükümet şekli, cumhuriyettir.
1930 (Afetinan, M.B. ve M.K. Atatürk'ün El Yazılan, s. 410-411)

Cumhuriyet, düşünce serbestliği taraftarıdır. Samimî ve haklı olmak şartiyle her fikre hürmet ederiz. Her görüş bizce saygıya değerdir. Yalnız, karşı çıkanlarımızın insaflı olması gerekir.
1923 (Atatürk'ün S.D. III, s.71)

Cumhuriyet, imkân demektir. Cumhuriyet, yalnızca adıyla bile birey özgürlüğünü aşılayan sihirli bir aşıdır. Görülecektir ki, cumhuriyet imkânları olan her memleket, özgürlük davasında er geç başarılı olacaktır. Cumhuriyet, kendisine bağlı olanları en ileri aşamalara götüren imkânları verir. Bağımsızlık ve özgürlüğüne sahip olan milletler, ilerleme yolunda imkânlara sahip demektirler. O halde cumhuriyet, her alanda ilerlemenin de en belirgin teminatıdır. Cumhuriyeti bu anlamıyla ve bu kapsamıyla anlamak gerekir.
(Atatürk'ten BM., s. 45)

Cumhuriyet ile sultanlığın farkı

Cumhuriyet, ahlaksal erdeme dayanan bir yönetimdir.
Cumhuriyet erdemdir. Sultanlık, korku ve tehdide dayanan bir yönetimdir. Cumhuriyet yönetimi, erdemli ve namuslu insanlar yetiştirir. Sultanlık korkuya, tehdide dayandığı için korkak, alçak, sefil, rezil insanlar yetiştirir. Aradaki fark bunlardan ibarettir.
1925 (Atatürk'ün S.D.U, s.231)

Türk milleti ve cumhuriyet yönetimi
Türk milletinin karakterine ve âdetlerine en uygun olan yönetim, cumhuriyet yönetimidir.
1924 (Atatürk'ün S.D. 111, s. 74)

Büyük Millet Meclisi, Türk milletinin gerçek eğilimlerine uyarak devlet şeklini, cumhuriyet şeklinde kesin olarak sağlamlaştırdı. Cumhuriyet yönetimi memlekette en ıssız köşeye kadar coşkunluk ve heyecanla kabul edildi. Millet,cumhuriyetin Türk vatanını yüzyılların birikmiş kötü yönetiminden kurtaracak ve memleketin lâyık olduğu itibar ve saygıyı koruyacak ve yükseltecek biricik yönetim şekli olduğuna inancını en belirgin şekilde gösterdi. Millet, cumhuriyetin bugün ve gelecekte bütün saldırılardan kesinlikle ve sonsuza kadar korunmasını istemektedir. Milletin isteği, cumhuriyetin denenmiş ve olumlu bütün kurallara bir an evvel ve tamamen dayandırılması şeklinde ifade olunabilir. Yüce Meclis'in çok önemle meşgul olduğu Anayasa'da, milletin isteğini davranış yolu kabul etmek hepimizin görevidir.
1924 (Atatürk'ün S.D.I, s.314-315)

Büyük, önemli bir devrim oldu. Bu devrim, milletin kurtuluşu adına, hak adına yapıldı. Milletimiz, demokratik bir hükümet kurmak sayesinde düşman ordularını yok etti, vatanı istilâdan kurtardı. Kahraman ordumuzun cesaret meydanlarında kazandığı zaferi, siyaset alanında da verimli yaptı. Türkiye'nin yeni yönetimi yaptığı işlerle, başarı ile niteliğini tanıttıktan sonra dünyaca bilinen unvanıyla varlığını açıklığa kavuşturdu ve kuvvetlendirdi. Türk tarihinde bir cumhuriyet dönemi açtı.
1924 (Atatürk'ün SD.II, s.165-166)

Cumhuriyet, Türk milletinin refah ve yükselmesi yolunda yüzyılların görmediği başarılara erişti. Milletin eğilimlerini ve gereksinimlerini bularak ve öğrenerek onun refah ve gelişme gereklerini gerçekleştirmekte cumhuriyetin az zamanda elde ettiği sonuçlar, cumhuriyet yönetiminin milletimize hazırladığı geleceğin daha ne kadar parlak olduğunu tahmin ettirmeye yeterlidir. Asla şüphe yoktur ki, cumhuriyetin gelecek evlâtları, bizden daha çok refaha erişmiş ve
mutlu olacaklardır.
7927 (Atatürk'ün T.T.B. IV, s.435)

Cumhuriyetin milletin kalbinde kök saldığını görmek biricik emelimdir.
1930 (Fethi Okyar, S.C.F.N.K., s.70)

Cumhuriyet, yeni ve sağlam esaslarıyla, Türk milletini güvenli ve sağlam bir gelecek yoluna koyduğu kadar, asıl fikirlerde ve ruhlarda yarattığı güvenlik bakımından, büsbütün yeni bir yaşamın müjdecisi olmuştur.
1936 (Atatürk'ün S.D. I, s. 372)

On yaşını bitiren cumhuriyetimiz, daha kurulurken kendine çizdiği hareket çizgisini adım adım izlemiş ve kısa süre içinde yakın geçmişin biriktirdiği karanlıkları dağıtmayı başarmıştır.
1933 (Atatürk'ün T.T.B.IV, s. 560)

Bu yıl cumhuriyetin onuncu yılını kutlamakla mutlu olduk. Milletimizin gösterdiği taşkın sevinçler, gönüllerimizi övünçle doldurdu. Cumhuriyetin verimlilikleri, ülkenin her bucağında canlandırıldı. Millet, geçen on yıllık cumhuriyet eserlerini topluca gözden geçirdi ve gerçekten sevinmeye ve övünmeye hakkı olduğunu gördü.

Geçen on yıl gelecek dönemler için, bir başlangıçtan başka bir şey değildir. Bununla beraber, eski dönemlerin tarihi karşısında cumhuriyetin bu on yılı, eşi görülmeyen bir diriliş ve göz kamaştırıcı bir ileri atılış anıtıdır.
1933 (Atatürk'ün S.D.I, s.359)

Bugünkü hükümetimiz, devlet örgütümüz doğrudan doğruya milletin kendi kendine, kendiliğinden yaptığı bir devlet örgütü ve hükümettir ki, onun ismi cumhuriyettir. Artık hükümet ile millet arasında geçmişteki ayrılık kalmamıştır. Hükümet millettir ve millet hükümettir. Artık hükümet ve hükümet mensupları, kendilerinin milletten ayrı olmadıklarını ve milletin efendi olduğunu tamamen anlamışlardır.
1925 (Atatürk'ün S.D. 11, s.230)

29 Ekim 1923'de Cumhuriyet'in ilâm ve Cumhurbaşkanı seçilmesi üzerine Meclis'te yaptığı konuşmadan:
Son yıllarda milletimizin fiilen gösterdiği yetenek ve kavrayış, kendi hakkında kötü fikir besleyenlerin ne kadar dalgın ve ne kadar incelemeden uzak, görünüşe düşkün insanlar olduğunu pek güzel kanıtladı. Milletimiz, sahip olduğu özelliklerini ve değerini, hükümetinin yeni ismiyle, uygarlık dünyasına daha çok kolaylıkla göstermeyi başaracaktır. Türkiye Cumhuriyeti, dünyada işgal ettiği yere lâyık olduğunu eserleriyle kanıtlayacaktır.
Daima saygıdeğer arkadaşlarımın ellerine çok samimî ve sıkı bir şekilde yapışarak, onların kişiliklerinden kendimi bir an bile ayrı görmeyerek çalışacağım. Milletin sevgisini daima dayanak noktası sayarak hep beraber ileriye gideceğiz. Türkiye Cumhuriyeti mutlu, başarılı ve galip olacaktır.
29 Ekim 1923 (Nutuk 11, s. 814-815)

Bir akşam sofrada, Kılıç Ali tarafından kaydedilen bir sözü:
- Cumhuriyetçilik ve toplumsal devrim, lâiklik ve yenilikseverlik Türk'ün öz malı ve özelliği haline geldiğini görmek, benim için büyük bir mutluluk olacaktır. Onun meydana gelişi çok yaklaşmıştır. O günden sonra uygarlık ve devrim yolunun kararlı yolcuları arasında, elbette görüş ve düşünüş farkları, önlem ayrılıkları doğal olarak ortaya çıkar. Bu ayrılıklarında millet için, memleket için, devlet için daima hayır ve rahmet doğacak.
(Kılıç Ali, Atatürk ve Cumhuriyet, Milliyet gazetesi, 2.11.1970)

Bu millet, bu memleket, yeni rejimi üzerinde dünyanın en beğenilen bir varlığı olacaktır. Ben bunu kendi gözlerimle görmeden ölmeyeceğim.
1929 (İkdam gazetesi, 11.8.1929)

Memnuniyetle görmekteyiz ki cumhuriyet rejimi, yurdumuzda huzur ve rahatın en iyi yerleşmesini sağlamış bulunuyor. Vatandaşlar ve bu yurtta oturanlar, cumhuriyet yasalarının eşit şartları altında kendileri için hazırlanan özgürlük, refah ve mutluluk imkânlarından en üst derecede yararlanmaktadırlar.
1937 (Atatürk'ün S.D.I, s.377)

Cumhuriyet bayrağı altında toplanmak
Bu kadar matemler ve felâketler geçirdikten sonra elbette Türk öğrenmiştir ki, vatanı yeniden yapmak ve orada mutlu ve özgür yaşayabilmek için kesinlikle egemenliğine sahip kalmak ve cumhuriyet bayrağı altında bütün evlâtlarını toplu ve dikkatli bulundurmak gerekir.
1924 (Atatürk'ün S.D.I1, s. 180)


Türkiye Cumhuriyeti sonsuza dek yaşayacaktır
1926 İzmir suikast girişiminden sonra milletin binlerce telgrafla bu iğrenç girişimi lanetlemesi ve üzüntülerini bildirmesi nedeniyle Anadolu Ajansı'na verdiği demeçten:
Temeli büyük Türk milletinin ve onun kahraman evlâtlarından oluşan büyük ordumuzun vicdanında, akıl ve bilincinde kurulmuş olan cumhuriyetimizin ve milletin ruhundan
doğmuş ilkelerimizin, bir vücudun ortadan kaldırılması ile bozulabileceği fikrinde bulunanlar, çok zayıf beyinli bahtsızlardır. Bu gibi bahtsızların, cumhuriyetin adalet ve kudret pençesinde lâyık oldukları davranışla karşılaşmaktan başka talihleri olamaz. Benim değersiz vücudum, bir gün elbet toprak olacaktır; fakat, Türkiye Cumhuriyeti sonsuza dek yaşayacaktır. Ve Türk milleti güvenlik ve mutluluğunun kefili olan ilkelerle, uygarlık yolunda, duraksamadan yürümeye devam edecektir.
1926 (Atatürk'ün S.D. m, s. 80)

Efendiler! Size şunu söyleyeyim ki, devrimci Türkiye Cumhuriyeti'ni benim kişiliğimde var zannedenler çok aldanıyorlar. Türkiye Cumhuriyeti, her anlamı ile, büyük Türk milletinin öz ve aziz malıdır. Değerli evlâtlarının elinde daima yükselecek, sonsuza dek yaşayacaktır.
(Hasan Rıza Soyak, Fotoğraflarla Atatürk ve Atatürk'ün Hususiyetleri, 1965)

Türk milletinin geleceği, bugünkü evlâtlarının görüş isabeti, yorulmak alışkanlığında olmayan çalışma gayretiyle büyük ve parlak olacaktır.
1927 (Atatürk'ün T.T.B. iv, s. 532)

Millî kararlılık ve bilincin değerli eseri olan aziz cumhuriyetin, bugünkü ve yarınki kuşağın demir ellerinde her an yükseleceğine ve yaşayacağına güvenim tamdır.
1927 (Atatürk'ün S.D. V, s. 160)

Atatürk'e ait el yazısı metin :
Benim için bir tek hedef vardır: Cumhuriyet hedefi! Bu hedefe erişmek için, belirli yolda yürüyen arkadaşların başarılı olması için, başvurulan doğru yolda, namuskârane yolda çok çalışmak ve etkin olmak gerekir. Arkadaşlar, benden kayırma beklenmemelidir. Hepiniz, benim gözümde değerli, yüksek kardeşlersiniz. Ama, hepinize gösterdiğim hedef kutsal bir hedeftir. Oraya yöneliksiniz. Hanginiz daha güzel yollarla, başarılarla oraya erişirseniz onu takdir edeceğim, alkışlayacağım. Benden kayırma ve tarafgirlik beklemeyiniz arkadaşlar! Adam olanlar, insan olanlar, fikirleri olanlar, yüksek ideali olanlar değerlerini göstersinler! Benim, size kardeşçe söyleyeceğim şey budur.
(Afetinan, Atatürk'ün B.N.M., s. 38)

Cumhuriyetin savunulması
Cumhuriyetimiz, öyle sanıldığı gibi zayıf değildir. Cumhuriyet emeksiz de kazanılmış değildir. Bunu elde etmek için çok kan döktük. Her tarafta kırmızı kanımızı akıttık. Gerektiğinde kurumlarımızı savunmak için gerekeni yapmaya hazırız.
1923 (Atatürk'ün S.D. III, S. 71)

Devrimimiz, Türkiye'nin yüzyıllar için mutluluğunu üstüne almıştır. Bize düşen, onu kavrayarak ve takdir ederek çalışmaktır.
1924 (Atatürk'ün S.D.H,s.187)

Cumhuriyet yolunda kararlılık ve başarı ile yürüyeceğiz.
1930 (Fethi Okyar, S.C.F.N.K., s.73)

Cumhuriyet kurumunun bir zorba eline geçeceğini mezarımda bile duysam, millete karşı haykırmak isterim.
1930 (Fethi Okyar, S.C.F.N.K., s.70)

Gelecek kuşakların takdiri
Gelecek kuşakların, Türkiye'de cumhuriyetin ilânı günü, ona en acımasızca hücum edenlerin başında, cumhuriyetçiyim iddiasında bulunanların yer aldığını görerek şaşıracaklarını asla sanmayınız! Tam tersine, Türkiye'nin aydın ve cumhuriyetçi çocukları, böyle cumhuriyetçi geçinmiş olanların gerçek düşünüş biçimlerini çözümleme ve belirlemede hiç de tereddüde düşmeyeceklerdir. Onlar, kolaylıkla anlayacaklardır ki, çürümüş bir hanedanın, halife unvanıyla başının üstünden zerre kadar uzaklaşmasına imkân kalmayacak şekilde korunmasını zorunlu kılan bir devlet şeklinde, cumhuriyet yönetimi ilân olunsa bile, onu yaşatmak mümkün değildir.
1927 (Nutuk II, s. 831)




LÂİKLİK

Lâikliğin gerekliliği

İslâm dinini, yüzyıllardan beri alışılageldiği şekilde bir siyaset aracı durumundan uzaklaştırmak ve yüceltmek gerekli olduğu gerçeğini görüyoruz. Mukaddes ve tanrısal inançlarımızı ve vicdanî değerlerimizi, karanlık ve kararsız olan ve her türlü çıkar ve tutkulara görüntü sahnesi olan si
yasal işlerden ve siyasetin bütün kısımlarından bir an evvel ve kesin şekilde kurtarmak, milletin dünyevî ve uhrevî mutluluğunun emrettiği bir zorunluktur. Ancak bu yolla İslâm dininin yüksekliği belirir.
1924 (Atatürk'ün S.D. 1, s. 318)

Vicdan özgürlüğü
Her birey istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine özgü siyasal bir fikre sahip olmak, seçtiği bir dinin gereklerini yapmak veya yapmamak hak ve özgürlüğüne sahiptir. Kimsenin fikrine ve vicdanına egemen olunamaz.
Vicdan özgürlüğü sınırsız ve sataşılmaz, bireyin doğal haklarının en önemlilerinden tanınmalıdır.
1930 (Afetinan, M.B. ve M.K. Atatürk'ün El Yazılan, s. 470)

Din ve mezhep, herkesin vicdanına kalmış bir iştir. Hiçbir kimse hiçbir kimseyi ne bir din, ne de mezhep kabulüne zorlayabilir. Din ve mezhep, hiçbir zaman siyaset aracı olarak kullanılamaz.
(Kılıç Ali, Atatürk'ün Hususiyetleri, 1955, s. 57)


Türkiye Cumhuriyeti ve lâiklik
Serbest Fırka Lideri Fethi Okyar'a verdiği cevaptan:
Memnunlukla görüyorum ki, lâik cumhuriyet esasında beraberiz. Zaten benim siyasal yaşamda bir taraflı olarak daima aradığım ve arayacağım temel budur.
1930 (Atatürk'ün T.T.B.1V, s. 544)

Cumhuriyetçilik ve toplumsal devrim, lâiklik ve yenilik-severlik, Türk'ün öz malı ve özelliği haline geldiğini görmek, benim için büyük bir mutluluk olacaktır.
(Kılıç Ali, Atatürk ve Cumhuriyet, Milliyet gazetesi, 2.11.1970)

Türk milleti, halk yönetimi olan cumhuriyetle yönetilir bir devlettir. Türk Devleti lâiktir. Her ergin dinini seçmekte serbesttir.
1930 (Afetinan, M.B. ve M.K. Atatürk'ün El Yazılan, s. 352)

Türkiye Cumhuriyeti'nin resmî dini yoktur. Devlet yönetiminde bütün yasalar, kurallar bilimin çağdaş uygarlığa temin ettiği esas ve şekillere, dünya gereksinimlerine göre yapılır ve uygulanır. Din anlayışı vicdanî olduğundan, cumhuriyet, din fikirlerini devlet ve dünya işlerinden ve siyasetten ayrı tutmayı, milletimizin çağdaş ilerlemesinde başlıca başarı etkeni görür.
1930 (Afetinan, M.B. ve M.K. Atatürk'ün El Yazıları, s. 56)

Biz din işlerini millet ve devlet işleriyle karıştırmıyoruz. Millet ve devlet işlerinin Kâbesi, millî egemenliğin belirdiği Büyük Millet Meclisi'dir. Din işlerinin mihrabı ise insanların, kişilerin vicdanlarıdır.
(Asaf İlbay, Tan gazetesi, 13. VII. 1949)

Türkiye'de esasen gerici yoktu ve yoktur. Kuruntu vardı, şüphe vardı. Cumhuriyetin ilânı ve onun zorunlu gereklerinden olan gereksiz kurumların ortadan kaldırılması üzerine herkesin açıklıkla gördüğü manzara, o kuruntulular ve şüpheciler için de kalp rahatlığını gerektirmiştir. Bundan sonra yalnız bir şey akla gelebilir. O da, bazı adî politikacıların, alçak çıkarcıların o kuruntu ve hayali uyandırmaya çalışması, o yüzden aşırı tutkularını doyurma ve çıkar düşüncesinden ibarettir. Temin ederim ki, bütün varlığımla temin ederim ki, bu gibiler her ne şekil, görünüş ve sebeple olursa olsun, varlıklarını duyurdukları gün, Türk milletinin amansız yok edişine hedef olmaktan kurtulamayacaklardır.
1924 (Atatürk'ün S.D.I1I, s.75)

Artık Türkiye, din ve şeriat oyunlarına sahne olmaktan çok yüksektir. Bu gibi oyuncular varsa, kendilerine başka taraflarda sahne arasınlar! Geçmişin dalgınlıkları, paslı durgunlukları, Türkiye halkının beyninden silinmiş olduğunda şüphe ve tereddüde yer yoktur. Eriştiğimiz mutlu durumdan bir adım geriye gitmek, kimsenin söz konusu etmeye dahi yetkili olmadığı kesin bir gerçektir.
7924 (Atatürk'ün S.D. III, s. 75-76)

Dinden maddî çıkar temin edenler, iğrenç kimselerdir, işte biz, bu duruma karşıyız ve buna izin vermiyoruz. Bu gibi din ticareti yapan insanlar, saf ve masum halkımızı aldatmışlardır. Bizim ve sizlerin asıl mücadele edeceğimiz ve ettiğimiz bu kimselerdir.
1930 (Kılıç Ali, Atatürk'ün Hususiyetleri, 1955, s. 116)
Kartal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Eski 28.01.09, 03:27   #12
Müdavim

Kartal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jan 2009
Konular: 1414
Mesajlar: 5,633
Ettiği Teşekkür: 17570
Aldığı Teşekkür: 24297
Rep Derecesi : Kartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Atatürk'ün Fikir ve Düşünceleri

UYGARLIK VE ÇAĞDAŞLAŞMA

Uygarlığın tanımı

Uygarlığın ne olduğunu başka başka tanımlayanlar vardır. Bence uygarlığı, kültürden ayırmak güçtür ve gereksizdir. Bu görüşümü açıklamak için kültür ne demektir tanımlayayım: Bir insan topluluğunun; a- Devlet hayatında, b-Fikir hayatında yani bilimde, sosyolojide ve güzel sanatlarda, c- Ekonomik hayatta yani tarımda, sanatta, ticarette kara, deniz ve havaya ait ulaşım işlerinde yapabildiği şeylerin bileşkesidir. Bir milletin uygarlığı denildiği zaman, kültür adı altında saydığımız üç çeşit etkenlik bileşkesinin dışında ve başka bir şey olamayacağını zannederim. Şüphesiz her insan topluluğunun kültürü, yani uygarlık derecesi bir olamaz. Bu farklar, devlet, fikir, ekonomik hayatların her birinde ayrı ayrı göze çarptığı gibi bu fark, üçünün bileşkesi üzerinde de görünür. Önemli olan bileşkeler üzerindeki farktır. Yüksek bir kültür, onun sahibi olan millette kalmaz, diğer milletlerde de etkisini gösterir, büyük kınaları içine alır. Belki bu itibarla olacak, bazı milletler yüksek ve kapsamlı kültüre, uygarlık diyorlar. Avrupa uygarlığı, şimdiki çağ uygarlığı gibi.
1930 (Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., s. 267)

Uygarlık demek, af ve hoşgörü demektir.
(Hasan Rıza Soyak, Fotoğraflarla Atatürk ve Atatürk'ün Hususiyetleri, 1965, s. 29)

Uygarlık ve yetenek
Zulüm, uygarlıkla uyuşamaz. Yeteneksizlik de affa lâyık bir şey olamaz. Çünkü, milletler işgal ettikleri toprağın gerçek sahibi olmakla beraber insanlığın vekilleri olarak da o toprakta bulunurlar. O toprağın servet kaynaklarından hem kendileri yararlanırlar ve dolayısıyla bütün insanlığı yararlandırmakla görevlidirler. Bu ilkeye göre, bundan âciz olan milletlerin yaşama ve bağımsızlık hakkına lâyık olamaması
gerekir. 1920 (Nutuk III, s. 1182)

Uygarlığın gücü
Uygarlığın coşkun seli karşısında direnme boşunadır ve o, dalgınlar ve söz dinlemeyenler hakkında çok amansızdır. Dağları delen, göklerde uçan, göze görünmeyen zerrelerden yıldızlara kadar her şeyi gören, aydınlatan, inceleyen uygarlığın kudret ve yüksekliği karşısında, Ortaçağ'a ait düşünüş biçimleriyle, ilkel hurafelerle yürümeye çalışan milletler, yok olmaya veya hiç olmazsa tutsak ve aşağı olmaya mahkûmdurlar. Halbuki Türkiye Cumhuriyeti halkı, yenileşen ve olgun bir kitle olarak sonsuza dek yaşamaya karar vermiş,

tutsaklık zincirlerini ise tarihte görülmemiş kahramanlıklarla parça parça etmiştir.
1925 (Mustafa Selim İmece,Atatürk'ün Ş.D.K. ve İS., s. 47)


Uygarlaşma ve önemi

Benim görüşüm o idi ki ve daima o oldu ki, dünyada insan diye yaşamak isteyenler, insan olmak niteliklerini ve kudretini kendilerinde görmelidirler. Bu uğurda her türlü özveriye razı olmalıdırlar. Yoksa, hiçbir uygar millet, onları kendi sırasında ve safında görmek istemez.
1926 (Fatih Rıfkı Atay, Atatürk'ün BA., s. 99-100)

Bilirsiniz ki dünyada her milletin varlığı, değeri, özgürlük ve bağımsızlık hakkı, sahip olduğu ve yapacağı uygar eserlerle orantılıdır. Uygar eser meydana getirmek yeteneğinden mahrum olan milletler, özgürlük ve bağımsızlıklarından soyunmaya mahkûmdurlar. Uygarlık yolunda yürümek ve başarılı olmak, yaşamın şartıdır. Bu yol üzerinde ileri değil, geriye bakmak bilgisizliği ve dikkatsizliği gösterenler, genel uygarlığın coşkun seli altında boğulmaya mahkûmdurlar. 1924 (Atatürk'ün B. N., s. 85)
Uygarlık yolunda başarı, yenileşmeye bağlıdır. Sosyal yaşamda, ekonomik yaşamda, bilim ve teknoloji alanında başarılı olmak için tek gelişme ve ilerleme yolu budur. Hayat ve yaşayışa hâkim olan hükümlerin zaman ile değişme, gelişme ve yenilenmesi zorunludur. Uygarlığın buluşları, tekniğin harikaları, dünyayı değişiklikten değişikliğe sürüklediği bir dönemde yüzyıllık köhne düşünüş biçimleriyle, geçmişe düşkünlükle varlığın korunması mümkün değildir. Uygarlıktan söz ederken şunu da kesinlikle söylemeliyim ki, uygarlığın esası, ilerleme ve kuvvetin temeli aile haya-tındadır. Bu hayatta fenalık, muhakkak sosyal, ekonomik, siyasî güçsüzlüğe sebep olur. Aileyi oluşturan kadın ve erkek unsurların doğal haklarına sahip olmaları, aile görevlerini yürütmeye yetenekli bulunmaları gerekir.
1924 (Atatürk'ün B.N., s. 85)

Efendiler! Milletimiz bundan sonraki çalışmasında da
başarılı olabilmek için, millî amacını bütün açıklık ve kesinlikle, bütün vatandaşların gözünde ve vicdanında bütün parlaklığı ile belirlemiş bulunuyor. İsterseniz benim burada amaç dediğim şeyi, siz milletin ülküsü olarak isimlendiriniz. Fakat bu unvanı verirken dikkat ediniz ki, hayalî bir anlama kendimizi kaptırmayalım. Efendiler, milletimizin amacı, milletimizin ülküsü bütün cihanda tam anlamıyla uygar bir toplum olmaktır.
1924 (Atatürk'ün S.D.II, s.181)

Yeni, daima yeni şeylerden ve insanların uygarlık yolunda ilerlemelerinden söz edelim. Bu bize gelecek için hız ve kuvvet verecektir. Hepinize öğüdüm budur.
(Afetinan, M. K. Atatürk'ten Y., s.9)

Biz, kendi benliğimiz içinde ve kendi mizaç ve karakterimizle ilerliyoruz ve ilerleyeceğiz.
1921 (Atatürk'ün S.D. I, s. 199)


Uygarlık ve aydınların rolü
Bağımsızlığını ve değerini dünyaya tanıtmak özellikleri,yeteneği ve kudreti taşıyan milletlerin, uygarlık yolunda da hızlı ve başarılı adımlarla ilerlemek yetenekleri, kabul olunmak gerekir. Gerçi bir toplumun zamanla kökleşmiş örf ve âdetleri, hisleri ve inanışları önemlidir. Bu nedenle, toplumlar, ön ayak olacak bireyler üzerinde, âdeta emredici ve egemen bir etki gösterirler. Fakat, yaradılıştaki yetenek ve yeterliliği, gelişme ve yükselmeye erişmiş milletler, uygarlığın bugünkü gelişmelerinden yararlanmış ve ilham almış aydın evlâtlarının yönlendirmesi ve rehberliğiyle, geçmişte kaçırdıkları fırsatların doğurduğu gecikmeleri, karşılama çaresini bulmakta gecikmezler. 1928 (Atatürk'ün S.D. il, s. 249)
Ülküyü kafasında daima canlı bulunduranların attığı kuvvetli ve maddî adımlar, esersiz kalmamıştır. Fakat, her adımı kısa ve eksik görmek, her an daha uzun ve art arda esaslı adımlarla ileriye yürümek, bütün vatandaşlarca esas davranış sayıldıkça gereksiz yere harcanan uzun yüzyılların kaybının nispeten az zamanda karşılanmasının mümkün
olacağı görüşündeyim.
1924 (Atatürk'ün S.D. 111, s. 75)

Bugünkü Türk milleti, geçmişin en derin uygarlıklarında kuruculuk iddia eden bu Türk milletinin bugünkü çocukları, açık ve sağlam yolu bulmuşlardır.
1930 (Asım Us, Gördüklerim, Duyduklarım, Duygularım, s. 141)


Türk milleti ve çağdaşlaşma
Memleket kesinlikle çağdaş, uygar ve yepyeni olacaktır. Bizim için bu, hayat davasıdır. Bütün özverimizin faydalı bir sonuç vermesi buna bağlıdır. Türkiye, ya yeni fikirle donatılmış, namuslu bir yönetim olacaktır ve yahut olamayacaktır. Halk ile çok temasım vardır. O saf kitle, bilmezsiniz ne kadar yenilik taraftarıdır. Yapacağımız işlerde hiçbir zaman bu engeller, kesif tabakadan gelmeyecektir. Halk refaha kavuşmuş, bağımsız, zengin olmak istiyor; komşularının refahını gördüğü halde, fakir olmak pek ağırdır. Gerici fikirler besleyenler belli bir sınıfa dayanabileceklerini zannediyorlar. Bu kesinlikle bir kuruntudur, bir zandır. Gelişme yolumuzun önüne dikilmek isteyenleri ezip geçeceğiz. Yenileşme yolunda duracak değiliz. Dünya müthiş bir gelişmeyle ilerliyor. Biz bu uyumun dışında kalabilir miyiz?
1923 (Atatürk'ün S.D. III, s. 72)

Memleketimizi çağdaşlaştırmak istiyoruz. Bütün çalışmamız Türkiye'de çağdaş, bu nedenle batılı bir hükümet oluşturmaktır. Uygarlığa girmek arzu edip de, batıya yönelmemiş millet hangisidir? Bir doğrultuda yürümek kararında olan ve hareketinin, ayağında bağlı zincirlerle güçleştirildiğini gören insan ne yapar? Zincirleri kırar, yürür!
1923 (Atatürk'ün S.D.III, s. 68)

Millet, çağdaş uygarlığın bütün milletlere sağladığı yaşam ve araçları, esasta ve görünüşte aynen ve tamamen gerçekleştirmek kesin kararını vermiştir. Millet yenileşme ve iyileşme alanında gösterdiği çabaların, yüzyıllardan beri olduğu gibi türlü türlü aldatmalar yüzünden bir an dahi duraklamayla karşılaşmasına izin vermemek kesin kararındadır. Yeni Türkiye'nin dünyevî, millî ve ekonomik genel siyasetiyle ifade olunan millî etken hepimizin çalışma yönünü belirlemiş bulunmaktadır ki, bu yolun az zamanda milletimizin yüksek yeteneklerini göstermeye fırsat vereceğine şüphe yoktur. Türk milleti, egemenliğine sahip olduğu bu döneme gelinceye kadar üzüntüsüne ve gerilemesine sebep olan etkenlerin niteliğini anlamıştır. Bu uğursuz etkenlerin her ne şekil ve nitelikte olursa olsun etkinliğini yenilemesine hoşgörülü davranamaz.
1925 (Atatürk'ün S.D.I, s.325)

Türk milletinin gelişmesine yüzyıllardan beri karşı koyan engelleri kaldırmak ve genel hayata çağdaş uygarlığın yasalarını ve araçlarını vermek için harcadığımız çalışmanın, milletin tümünce doğru bulunduğu muhakkaktır.
1926 (Atatürk'ün S.D.I, s. 331-332)

Cihanın gidişinde soylu milletimize yönelen yüksek görevlerin yerine getirilmesine çalışacağız. Bu görevler, uygarlık ve insanlık ailesinde Türk milletinin lâyık olduğu yüksek değer yerini koruma ve yükseltmesine hizmet edecektir. Gerektiğinde vatan için bir tek birey gibi bütün halinde çaba ve karar ile çalışmasını bilen bir millet, elbette büyük geleceğe lâyık ve aday olan bir millettir.
7927 (Atatürk'ün T.T.B.IV, s.536)

İşte topluluğunuzun karşısında bir daha ilân ediyor, bütün milletimin işitmesini sağlamak için, dünyanın işitmesi ve dostun düşmanın duyması için bir daha ifade ediyorumki, milletimin böyle bütün aydın kuvvetinin, milletimin gerçek din adamlarının, milletimdeki bilginlerin aydınlatma ve uyarmasıyla şereflenerek, bütün seyahat ettiğim yerlerde gönül borcu ile, Allah'a minnet ile gördüğüm şekilde, milletin çiftçisiyle, esnafıyla, tüccarıyla, bütün köylüsüyle güvenine eriştikçe ileri, daima ileri, korkusuz ileri yürüyecek, attığım adımların yalnız benim adımlarım olmadığını bilerek,bütün aydın kitlenin, bütün iyiliksever tabakanın, bütün saf ve büyük ruhlu halkın benimle beraber geldiğini bilerek kuvvetle, gayretle, kararlılıkla daima ve daima ileri yürüyeceğim.
1923 (Atatürk'ün S.D.H, s.155)


Memleketimiz içinde uygar düşüncelerin, çağdaş ilerlemelerin zaman kaybetmeksizin yayılması ve gelişmesi gerekir. Bunun için bütün bilim ve teknik erbabının bu hususta çalışmayı bir namus ödevi bilmesi gerekir.
1922 (Atatürk'ün S.D.H, s.44)

Milletimizin lâyık olduğu yüksek uygarlık ve refah düzeyine ulaşmasını alıkoyabilecek hiçbir engel düşünmeye yer bırakılmadığını ve bırakılmayacağını huzurunuzda söylemekle mutluyum.
1937 (Atatürk'ün S.D.I, s. 377)

Bugüne kadar elde ettiğimiz başarı, bize ancak ilerlemeye ve uygarlığa doğru bir yol açmıştır; yoksa ilerleme ve uygarlığa henüz ulaşılmış değildir. Bize ve torunlarımıza düşen görev, bu yol üzerinde tereddütsüz yürümektir.
1923 (Atatürk'ün S.D.I, s. 307)

Gezdiğim ve gördüğüm her yerde millet, bilgisizlik ve bağnazlığa savaş ilânı halindedir. Uygarlık ve yenilik yolunda bir an kaybetmeye izni yoktur. Paslı beyinlerin bilinçsiz sözleri, anîde milletin ortak ve müthiş öfkesiyle bunalmaktadır. Bunu gözlerimle gördüm.
1924 (Atatürk'ün S.D.V, s. 149)

Sosyal ve ekonomik yaşantımız, uygar milletlerin eriştiği derecelere göre düzeltilmelidir.
1923 (Gazi ve İnkılâp, Mahmut Soydan, Milliyet gazetesi, 4.12.1929)

Biz, her görüş açısından uygar insan olmalıyız. Çok acılar gördük. Bunun sebebi, dünyanın durumunu anlamayışımızdır. Fikrimiz, düşüncemiz, tepeden tırnağa kadar uygar olacaktır. Şunun bunun sözüne önem vermeyeceğiz. Bütün Türk ve İslâm âlemine bakın: Düşüncelerini, fikirlerini, uygarlığın emrettiği değişiklik ve ilerlemeye uydurmadıklarından ne büyük felâket ve sıkıntı içindedirler. Bizim de şimdiye kadar geri kalmamız, en nihayet son felâket çamuruna batışımız bundandır. Beş altı yıl içinde kendimizi kurtarmış s ak düşünüş biçimlerimizdeki değişmedendir. Artık duramayız; ne olursa olsun ileri gideceğiz, çünkü bunu yapmak zorundayız! Millet açıkça bilmelidir: Uygarlık öyle kuvvetli bir ateştir ki, ona ilgisiz olanları yakar, yok eder. İçinde bulunduğumuz uygarlık ailesinde lâyık olduğumuz yeri bulacak ve onu koruyacak ve yükselteceğiz. Refah, mutluluk ve insanlık bundadır.
1925 (Mustafa Selim İmece,Atatürk'ün Ş.DK. ve İ. S., s. 18)

Süngü ile, silâhla, kanla elde ettiğimiz zaferden sonra,kültür, bilim, teknik, ekonomi gibi alanlarda zafer kazanmak İçin çalışacağız.
1923 (Atatürk'ün S.D.II, s.135)

İlerlemeyi, yükselmeyi ve yüzyılın gereğini seven ve isteyen seçkin bir halkımız vardır. Türk'e olumlu ve iyi bir şey veriniz; bunu reddetmesi olasılığı yoktur. Fakat düne kadar ona olumsuz ve ezici şeyler verdikten sonra bunun sonuçlarından yine onu suçlu görmek haksızdır, haksızlıktır. Halkın karanlığı aşmak, refaha ve iyiliğe varmak arzusu el ile tutulacak kadar belirgindir. Cumhuriyetin eli bu arzuyu tutmuştur ve bundan dolayı, tarihin daima kutsal saydığı, halkı istediği amaca ulaştıracaktır.
1924 (Raşit Metel, Atatürk ve Donanma 1966, s. 87)

Vatan artık bayındır hale getirilme istiyor, zenginlik ve refah istiyor! Bilim ve bilgi, yüksek uygarlık, özgür fikir ve özgür düşünüş istiyor! Şeref, namus, bağımsızlık, gerçek varlık, vatanın bu isteklerini tam olarak ve hızla yerine getirmek için esaslı ve ciddî bir şekilde çalışmayı emreder.
1924 (Atatürk'ün S.D.II, s. 180)

Devrimin temellerini her gün derinleştirmek, desteklemek gerekir. Birbirimizi aldatmayalım, uygar dünya çok ilerdedir. Buna yetişmek, o uygarlık alanına girmek zorundayız. Bütün boş ve temelsiz sözleri ortadan kaldırmak gerekir. Şapka giyelim mi, giymeyelim mi gibi sözler anlamsızdır. Şapka da giyeceğiz, batının her türlü uygar eserlerini de alacağız. Uygar olmayan insanlar, uygar olanların ayakları altında kalmakla karşı karşıyadır.
1925 (Atatürk'ün S.D. II, s. 223)

Ben, şimdiye kadar millet ve memleket iyiliğine ne gibi atılımlar, devrimler yapmış isem, hep böyle halkımızla görüşüp konuşarak, onların ilgi ve sevgilerinden, gösterdikleri samimiyetten kuvvet ve ilham alarak yaptım. Hedefimiz, amacımız hep millet ve memleketimizin kurtuluşu, mutluluğu ve gelişmesidir. Şimdiye kadar yaptığımız işlerde ve aldığımız kararlarda, bizi aldatan ve millet aleyhine sonuçlanan hiçbir şeyimiz yoktur ve gösterilemez. Milletimizi, en kısa yoldan uygarlığın nimetlerine kavuşturmaya, mutluluğa ve refaha eriştirmeye çalışacağız ve bunu yapmak zorundayız.
1925 (Mustafa Selim İmece, Atatürk'ün ŞDK. ve I. S., s. 39)

Türk milleti, her gün yeniden yeniye ve çok dikkatli incelenmeye değer bir cevherdir. Bugün başlan yüksekte, alınları özgürlük ve uygarlık güneşiyle parlayan Türk milletinin, onun değer ve önemini görmek istemeyenlere yakın bir gelecekte gerçeği, reddi ve inkârı imkânsız bir tarzda itiraf ettireceğine asla şüphe edilmesin ve bütün dünya bilmeli ki, Türk milleti artık, geçmişin bin türlü fenalıkları eseri olarak beyninde yer tutan pası tamamen silmiştir. Gözleri önünde her gün biraz daha fazla yoğunlaştırılmak istenen bulutları, kesinlikle dağıtmıştır. Artık bütün anlamıyla ve bütün çıplaklığıyla gerçeği görüyor ve anlıyor. Bu milleti bütün varlığıyla temas ettiği gerçekten, gerçeğe yürümekten alıkoymak imkân ve ihtimali kalmamıştır. Türk milletini kendi kendini bile anlamaktan alıkoyan seller, setler ortadan kaldırılmıştır, yıkılmıştır ve sürekli olarak ortadan kaldırılacaktır, yıkılacaktır. Kesinlikle millet, tuttuğu yolda hızla, şiddetle yürüyecek ve ne olursa olsun lâyık olduğu mutluluk ve iyi sonuca kavuşacaktır.
1925 (Atatürk'ün S.D.II, 222)

Gerçek insanlık duraksamadan kabul eder ki, Türkiye Cumhuriyeti ve onun bugünkü sahipleri olan Türkler, bütün dünya uygarlık ve insanlığı için bir davranış örneğidir. Yalnız bu kadar değil, Türkler tarihin çok eski dönemlerinde insanlığa yaptıkları kültürel görevleri yeniden, fakat bu sefer daha iyi şekilde yapmaya hazırlanan yüksek bir varlıktır.
1937 (Atatürk'ün T.T.B.N, s. 591)


Batı Uygarlığıyla ilişki

İmparatorluk zamanında sultanın hükümetleri, Türk milletinin Avrupa ile ilişki kurmasına engel olmak için ellerinden geleni yapmışlar ve milletin arzu ve iradesinden uzak ve ayrı olarak devleti yönetmişler ve Türk milletini gelişmenin dışında bırakmışlardır. Biz milliyetçiler, gözleri açık adamlarız. Gözlerimizi her gün daha fazla açmaktayız ve gerek içeride ve gerek dışarıda olup biteni görüyoruz. Milletimizin uygar milletlerle ilişki kurmasını kolaylaştırmak, çıkarlarımız için gereklidir. Bu ilişkinin, yakınlıkların yeniden kurulmasını yalnız arzu etmekle kalmıyoruz; onları geliştirmek için her şey yapıyoruz. Basınla milliyetçi Türkiye'nin yabancı düşmanı olduğu ilân edilirse, büyük bir hata yapılmış ve gerçekten, mevcut olan şeyin tersi iddia edilmiş olur.
1923 (Atatürk'ün S.D. III, s. 65)

Şu bilinsin ki, biz yabancılara karşı herhangi düşmanca bir duygu beslemediğimiz gibi onlarla samimî ilişkilerde bulunmak arzusundayız. Türkler, bütün uygar milletlerin dostlarıdır. Yabancılar memleketimize gelsinler; bize zarar vermemek, özgürlüklerimize güçlükler çıkarmaya çalışmamak şartıyla burada daima iyi kabul göreceklerdir. Amacımız, yeniden yakınlık meydana getirmek, bizi başka milletlere bağlayan ilişkileri artırmaktır. Memleketler çeşitlidir; fakat uygarlık birdir ve bir milletin gelişmesi için de bu tek uygarlığa katılması gerekir. Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşü, batıya karşı elde ettiği zaferlerden çok gururlanarak, kendisini Avrupa milletlerine bağlayan ilişkileri kestiği gün başlamıştır. Bu, bir hata idi; bunu tekrar etmeyeceğiz.
1923 (Atatürk'ün S.D. III, s. 67-68)

Biz, batı uygarlığını bir taklitçilik yapalım diye almıyoruz. Onda iyi olarak gördüklerimizi, kendi yapımıza uygun bulduğumuz için, dünya uygarlık düzeyi içinde benimsiyoruz.
(Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., s. 176)
Kartal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Eski 28.01.09, 03:27   #13
Müdavim

Kartal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jan 2009
Konular: 1414
Mesajlar: 5,633
Ettiği Teşekkür: 17570
Aldığı Teşekkür: 24297
Rep Derecesi : Kartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Atatürk'ün Fikir ve Düşünceleri

DEVRİM VE TÜRK DEVRİMLERİ

Devrimin tanımı
Devrim, mevcut kurumları zorla değiştirmek demektir.Türk milletini son yüzyıllarda geri bırakmış olan kurumları yıkarak yerlerine, milletin en yüksek uygar gereklere göre ilerlemesini temin edecek yeni kurumları koymuş olmaktır.
1933 (Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., s. 250)


Türk Devrimi'ni yapanlar

Biz Türkler, özellikle bu yüksek Türk Devrimi'ni yapmış olanlar bilmelidirler ki, bizi lâyık olduğumuz düzeye çıkarmakta herhangi bir yabancı bilgin, yabancı dâhi, dâhi olsa gücü yetmeyecektir. Düştüğümüz uçurumdan bizi kurtaracak, âlemin en yüksek katlı alanına çıkaracak, yine bu uçurumdan çıkıp yükselmesini bilenler olacaktır. Bu adamlar, bu uçurumdan kendini ve milletini kurtarmış olanlar, uygarlık dünyasında yüksek gibi görünen her adamın varlığından, incelemelerinden, fikir ve görüşlerinden yararlanmakta daima isabetli davranmış sayılacaktır; fakat bu noktadaki isabeti, kendisinin bağlı olduğu memleket ve milleti hakkında karar vermesi için asla isabetli sayılamayacaktır. Burada, ihtiyat kaydını gözden uzaklaştırmayacaktır.
1932 (A.Ü.R.İ.N., s. 9)

Arkadaşlar! Devrimimiz Türkiye'nin yüzyıllar için mutluluğunu üstlenmiştir. Bize düşen onu kavrayarak ve takdir ederek çalışmaktır.
1924 (Atatürk'ün SD.II, s. 187)

Türk Devrimi'nin özellikleri

Türk Devrimi nedir? Bu devrim, kelimenin ilk anda işaret ettiği ihtilâl anlamından başka, ondan daha geniş bir de-
ğişikliği ifade etmektedir. Bugünkü devletimizin şekli, yüz-
yıllardan beri gelen eski şekilleri ortadan kaldıran en gelişmiş tarz olmuştur. Milletin, varlığını devam ettirmesi için bireyleri arasında düşündüğü ortak bağ, yüzyıllardan beri gelen şekil ve niteliğini değiştirmiş, yani millet, dinî ve mezhebi bağlantı yerine Türk milliyeti bağıyla bireylerini toplamıştır. Millet, uluslararası genel mücadele alanında hayat sebebi ve kuvvet sebebi olacak bilim ve aracın ancak çağdaş uygarlıkta bulunabileceğini, bir değişmez gerçek olarak ilke saymıştır. Sonuç olarak, millet saydığım değişiklik ve devrimlerin doğal ve zorunlu gereği olarak genel yönetiminin ve bütün yasalarının, ancak dünyevî gereksinimlerden esinlendiği ve gereksinimin değişme ve gelişmesiyle sürekli olarak değişme ve gelişmesi esas olan dünyevî bir düşünüş biçimini, yaşamı boyunca devam edecek bir yönetim saymıştır. Büyük milletimizin yaşamının seyrinde oluşturduğu bu değişiklikler, herhangi bir ihtilâlden çok
fazla, çok yüksek olan en muazzam devrimlerdendir. Çok milletlerin kurtuluş ve yükselme mücadelesinde şahlandıkları görülmüştür. Fakat bu şahlanma, Türk milletinin bilinçli şahlanmasına benzemez.
1925(M.E.İ.S.D. i, s. 28)

Türkiye'nin her köşesinde ihtilâl ve devrim, gerçek Türklüğe kavuşma mücadelesi olmuştur.
1937 (Ayın Tarihi, Sayı: 49, 1938, s. 44)

Bağımsızlık Savaşı ve Türk Devrimi, her hamlesinde ve her evresinde, milletimizin yüksek siyasî ve uygar karakteriyle memleket işlerindeki bilinçli birliğine dayanarak başarılmıştır.
1938 (Ulus gazetesi, 16. 10. 1938)

Cumhuriyetin 10. yıldönümü nedeniyle 29 Ekim 1933 günü kordiplomatiği kabulü sırasında söylemiştir:
Türk Devrimi kurucudur. Türk İhtilâli, yüksek bir insanî ülkü ile birleşmiş vatanseverlik eseridir. Çocuklarına, bütün güzellikleri ve bütün büyüklükleri görmek ve aynı zamanda bütün sefaletlere acımak sanatını öğretmektedir. Bu devrimin ateşli ve imanlı bir yapıcısı sıfatıyla dünyaya açık yürekle, samimiyetle ve dostlukla bakıyorum. Bu heyecan ve büyük sevinç gününde size bu samimî teminatı vermekledir ki, memleketlerinize karşı olan duygularımı en iyi bir şekilde ifade etmiş oluyorum.
1933 (Hakimiyeti Milliye gazetesi, 30.x.1933, s. 2)


Türk devrimlerinin temel kuralı

Gerçek devrimciler onlardır ki, ilerleme ve yenileşme devrimine yöneltmek istedikleri insanların ruh ve vicdanlarındaki gerçek eğilime sızmasını bilirler. Bu nedenle şunu da ifade edeyim ki, Türk milletinin son yıllarda gösterdiği harikaların, yaptığı siyasî, sosyal devrimlerin gerçek sahibi kendisidir; sizsiniz! Bu yetenek ve gelişme var olmasaydı, onu yaratmaya hiçbir kuvvet ve kudret yetemezdi. Herhangi bir gelişme döneminde bulunan bir insan kitlesini, bulunduğu konumdan kaldırıp damdan düşer gibi filân gelişme düzeyine eriştirmek imkânsızlığı şüphesiz ki açıklamaya gerek göstermez.

Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz devrimlerin amacı, Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağımıza uygun ve bütün anlam ve biçimiyle uygar bir toplum haline ulaştırmaktadır. Devrimlerimizin temel ilkesi budur. Bu gerçeği kabul edemeyen düşünüş biçimlerini darmadağın etmek zorunludur. Şimdiye kadar milletin beynini paslandıran, uyuşturan bu düşünüşte bulunanlar olmuştur. Herhalde düşünüş
biçimlerinde mevcut hurafeler tamamen koyulacaktır. Onlar çıkarılmadıkça, beyne gerçeğin parıltılarını yerleştirmek imkânsızdır.
1925 (Atatürk'ün S.D.U, s. 214)


Türk Devrimlerinin gerekliliği

Ey memleketini seven ve memleketi, milleti için hayatını fedadan çekinmemiş bulunan kıymetli vatandaşlar! Hep beraber bütün dünyaya açık ifade edelim ki, bunca devrimlerin bilinçli kahramanı olan bu millet, uygarlık güneşinin bütün sıcaklığını almıştır. Şüphe etmeye yer var mıdır ki,
bu sıcaklığın verimli sonuçlan elbette oldubitti halinde gür olarak fışkırmaktadır. Gerçi çok kısa zamanda hızlı ve yoğun denilecek kadar siyasî, idarî, toplumsal devrimler yaptık. Bu yaptıklarımızın hız ve yoğunluğundan, ancak memnuniyetle ve mutlulukla söz edilebilir; çünkü bu böyle olmasaydı, kurtuluş ihtimali tehlikeye düşebilirdi. Kabul etmek uygundur ki ve böyle yapmak zorunluğu içindir ki,böyle yaptık.
1925 (Atatürk'ün S.D.II, s. 209)

Toplumsal yapımızın hiçbir olayını, hiçbir derdini yarım önlemlerle uyuşturmak âdetinde ve eğiliminde olmayan cumhuriyet, giriştiği köklü iyileştirmenin ilk dönemlerini geçirmiş ve günden güne artacak verimli sonuçlarını toplamak dönemine girmiştir. Ayrıca özelliğimizin ve yeteneğimizin ilham ettiği ve esasen memleket gereksinimlerine uygun olduğu eserleriyle beliren yolumuzda kesinlikle yürümek kararındayız.
1926 (Atatürk'ün S.D.1, s.331)


Türk Devrimi'nin kısa ifadesi

Uçurum kenarında yıkık bir ülke... Türlü düşmanlarlakanlı boğuşmalar... Yıllarca süren savaş.. Ondan sonra, içerde ve dışarıda saygı ile tanınan yeni vatan, yeni toplum, yeni devlet ve bunları başarmak için arasız, devrimler.. İşte Türk Genel Devrimi'nin bir kısa ifadesi...
1935 (Atatürk'ün S.D.l, s. 365)

Kültürel ve sosyal alanda başardığımız işler, Türkiye Cumhuriyeti'nin ulusal çehresini, kesin çizgileriyle ortaya çıkarmıştır. Yeni harfleri, ulusal tarihi, öz dili, güzel, bilimsel müzik ve teknik kurumlarıyla kadını erkeği her hakta eşit, modern Türk toplumu bu son yılların eseridir. Türk ulusu, ancak varlığını derin ve sağlam kültür sınırları ile çevreledikten sonradır ki, onun yüksek gücü ve erdemi, uluslar arasında tanılır. Türk ulusuna doğuştan rengini veren bu devrimlerden her biri, çok geniş tarihsel dönemlerin övünebileceği büyük işlerden sayılsa yeridir.
1935 (Atatürk'ün S.D.I, s. 366)


Devrimlerde izlenecek yol

Türkiye'yi, derece derece mi ilerletmeli, anî olarak mı? İki sistem var, biri bilinen Büyük Fransız İhtilâli'ndeki tarz; rejimler değişecek, ihtilâllere karşı mukabil ihtilâller yapılacak. Sağ solu tepeler, sol sağı süpürürken bir de bakılacak ki bir buçuk yüzyıllık zaman geçmiş... Bu milletin damarlarında o kadar bol kan ve önünde o kadar geniş zaman var mi?

1922 (İsmail Habib Sevük, Atatürk İçin, s. 73)
Arkadaşlar, zaman, gelip geçen olaylar, izlediğimiz doğrultuda bizi aldatmamıştır. Bu yol üzerinde, her gün daha çok aydınlanarak hedefe yürüyeceğiz. Bizimle beraber yürümek istemeyenlere bir şey diyemeyeceğiz. Onlar da istedikleri gibi hareket ederler. Bizim, hedeflerimize doğru yürürken isabetli olduğumuza ve en nihayet başarıyla hedefe erişeceğimize güvenimiz o kadar kuvvetlidir ki, şunun ve bunun üzülmüş olması bizi asla etkilemez. Belki uyarır, daha çok dikkatli yapar. Yalnız, bizi geriye götürecek olanların izleyecekleri doğrultuya asla uygun davranmayız! Yasalarımız uygun değilse o yasaları değiştiririz, yeni yasa yaparız. En sonunda gerek ve zorunluk görürsek bu yolda her şeyin üstüne çıkarak hedefimize yürümekte, asla tereddüt
etmeyiz.
1931 (Ayın Tarihi, Cilt: 25, Sayı: 82-83)

Biliyorsunuz ki, Fransız Büyük Devrimi hemen yüz yıl devam etmiştir. Üç yılda esaslı bir devrimin biteceğini sanmak hatâ olur. Belki, zaman zaman şöyle veya böyle bir şeyler olacaktır. İnancımızı değişmez, başarı ümidimizi hâkim bulundurmak sayesinde kesinlikle galip geleceğiz. Hocaları memnun edelim, İslâm âlemini memnun edelim, herkesi memnun edelim dersek, mümkün olsun, hepsi memnun olsun; ama biz amacı temin etmiş olmayız. İdare-i masla-hatçılar* esaslı devrim yapamaz. Bugünkü sefalet ve rezalet içinde esasen kimseyi memnun etmeye imkân yoktur. Memleket bayındır, millet zengin olduğu zaman herkes memnun olur.
1923 (İsmail Arar, Atatürk'ün İzmit Basın Toplantısı, s. 55)

Devrim hareketlerinde dikkat edilecek nokta, insan toplulukların emellerini, fikirlerini anladıktan sonra, onlara yenilikleri kabul ettirebilmektir.
(Afetinan, M. Kemal Atatürk'ün Karlsbad Hatıraları, s. 61)



Devrimlerin bütünlüğü

En büyük devrim eseriniz hangisidir? sorusuna verdiği cevap:

-Benim yaptıklarım, birbirine bağlı ve gerekli işlerdir.Bana yaptıklarımdan değil, yapacaklarımdan sorunuz!
(Kılıç Ali, Atatürk'ün Hususiyetleri, 1955, s 119)


Devrimin yasası
Devrimin yasası, mevcut yasaların üstündedir. Bizi öl-dürmedikçe, bizim kafalarımızdaki cereyanı boğmadıkça başladığımız devrim ve yenilik, bir an bile durmayacaktır; bizden sonraki dönemlerde de böyle olacaktır.
1923 (İsmail Arar, Atatürk'ün İzmit Basın Toplantısı, s. 56)


Devrim ve yön belirlemesi
Devrim, güneş kadar parlak, güneş kadar sıcak ve güneş kadar bizden uzaktır. Yönümü daima o güneşe bakarak belirler ve öylece ilerlerim, ilerlerim; parlaklığı ve sıcaklığı ilerlememe izin verinceye kadar ilerlerim. Tekrar ilerlemeye devam etmek üzere dururum; tekrar o güneşe bakarak yönümü belirlerim.
(Ahmed Cevat Emre, Muhit Mec, Sene : 4, No : 48, 1932, s. 2)

Devrim ve doktrin
Türk Devrimi ve ilkelerinin doktrine dayanması görüşüne verdiği cevap:
-O zaman donar kalırız.
(Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Atatürk'ün İdeolojisi, Milliyet gazetesi, 13. XI. 1970)

Devrim ve güçsüz beyinler
Kudretsiz beyinler, zayıf gözler gerçeği kolaylıkla göremezler. O gibiler, büyük Türk milletinin yüksek düzeyine oranla geri adamlardır. Fakat, zaman bütün gerçekleri, en geri olanlara dahi anlatacaktır.
1925 (M.E.İ.S.D.1, s. 27)

Adımlarını, attığımız uygarlık ve yenilik adımlarına uydurmak istemeyenler ne talihsizdirler! Bu gibiler hâlâ milleti aldatacaklarını ümit ediyorlarsa bu ümitleri, kendilerinin zarara uğramalarından başka bir sonuç vermeyeceğine şimdiden emin olabilirler.
1925(Atatürk'ün S.D.1I, s. 223)

Beyinleri birtakım tutkulu duyguların dalgalandığı yer olan insanların görüşü ile ve birtakım boş zanlarla gerçeği değiştirmek ve hakkı söndürmek mümkün değildir ve bugüne kadar dünyada buna imkân bulunamamıştır.
1922 (Atatürk'ün S.D.II, s. 35)


Devrim ve cumhuriyetçi güçler
Milletlerin tarihinde bazı dönemler vardır ki, belli amaçlara erişebilmek için maddî ve manevî ne kadar kuvvet varsa hepsini bir araya toplamak ve aynı doğrultuya yöneltmek gerekir. Yakın yıllarda milletimiz, böyle bir toplanma ve birleşme hareketinin önemli sonuçlarını kavramıştır. Memleketin ve devrimin, içeriden ve dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı korunması için, bütün milliyetçi ve cumhuriyetçi kuvvetlerin bir yerde toplanması gerekir. Aynı cinsten olan kuvvetler, ortak amaç yolunda birleşmelidir.
1931 (Atatürk'ün S.D. 111, s. 90)

Bütün dünya bilsin ki, benim için bir taraflılık vardır: Cumhuriyet taraftarlığı, fikrî ve sosyal devrim taraftarlığı. Bu noktada, yeni Türkiye topluluğunda bir bireyi, dışarıda düşünmek İstemiyorum.
1924 (Atatürk'ün S.D.U, s. 189)


Cumhuriyetçi olanların yeri
Politika âleminde, birçok oyunlar görülür. Fakat, kutsal bir ülkünün belirtisi olan cumhuriyet yönetimine, çağdaş harekete karşı bilgisizlik ve bağnazlık ve her çeşit düşmanlık ayağı kalktığı zaman, özellikle ilerici ve cumhuriyetçi olanların yeri, gerçek ilerici ve cumhuriyetçi olanların yanıdır; yoksa gericilerin ümit ve faaliyet kaynağı olan yer değil...
1927 (Nutuk II, s. 893)

Genç fikirli demek, doğruya gören ve anlayan gerçek fikirli demektir. Milletin hâkim emelleri, görüş noktası budur. Hepimiz ona uymak zorundayız.
1925 (Mustafa Selim İmece, Atatürk'ün Ş.D.K. ve İS., s. 55)


Devrimler ve ordu
Milleti yönetenlerin dayanağı, ordu olmuştur. Diğer milletlerde ordu ile millet, daima birbiriyle karşı karşıyadır. Halbuki, bizde tamamıyla olay tersinedir. İkinci Meşrutuyet'i, kahraman subaylarımız ilân ettikleri gibi bu devrimleri de yine bunların özverisine borçluyuz.
1925 (Mustafa Selim İmece, Atatürk'ün ŞD.K. ve İS., s. 55)


Devrimler ve halk oylaması
Arkadaşlar, yaptığımız ve yapmakta olduğumuz devrimler için aydınlığın ve aydının yoluna gideceğiz; hedef ve hünerimiz, okumamış kitleyi de aydınlatarak yolumuzda yürütmek ve onu aydınlığa çıkarmaktır. Cumhuriyetimizi, çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak isteğimizi köstekleyecek herhangi bir referanduma gitmek, yalnız bilmezlik değil, hıyanet olur. Yüzde seksenine okuma yazma öğretilmemiş bir memlekette devrimler halk oylamasıyla olmaz!...
1934 (Baki Vandemir, Yerli yabancı 80 imza Atatürk'ü anlatıyor, s. 172)


Devrimler ve millet
Milletin uyanıklığına, milletin ilerleme ve gelişme yeteneğine güvenerek, milletin kararlılığından asla şüphe etmeyerek cumhuriyetin bütün gereklerini yapacağız.
Birçok güçlükler ve engeller karşısında bulunduğumuzu biliyoruz. Bunların hepsini inceleme ile, gayret ve iman ile ve millet aşkının sarsılmaz kuvvetiyle birer birer çözüp sonuçlandıracağız. O millet aşkı ki, her şeye rağmen içimizde sönmez bir kuvvet, dayanıklılık ve ateş kaynağıdır.
1924 (Atatürk'ün S.D.II, s. 166)

Bizim milletimiz vatanı için, özgürlüğü ve egemenliği için özverili bir halktır; bunu kanıtladı. Milletimiz, yaptığı devrimlerin kıskanç savunucusudur da. Benliğinde bu erdemler yerleşmiş bir milleti, yürümekte olduğu doğru yoldan hiçbir kimse, hiçbir kuvvet alıkoyamaz.
1924 (Atatürk'ün BJV., s. 84)

Türkiye'de doğan devrim güneşi yükselerek sıcaklığını yaydıkça, Türk milletinin kalbi büsbütün dünyanın büyük ve takdire değer eserlerine karşı sıcak bir sevgiyle dolmuş, bütün ilerleme ilkelerini tümüyle benimsemiştir.
1933 (Atatürk'ün T.T.B.IV, s. 560)

Böyle birlik halinde yapacağımız kurtuluş ve devrim hareketinin de düşmana karşı yaptığımız bağımsızlık hareketi gibi kesin olarak başarıyla sonuçlanacağına şüphe yoktur. Bu ikinci amacımıza da her gün daha çok başarı ile varmak için herkesin, her millet bireyinin ruh ve vicdanında şu görüş sarsılmaz şekilde yerleşmelidir ki, artık bu millet geçmişte olduğu gibi şunun, bunun hevesleri ve tutkularını, şan ve şerefini, amaçlarını ve çıkarını yerine getirmek için değil, ancak kendine ait çıkarlar için, kendisine gerekli ve faydalı gördüğü şeyler için yürüyecek ve bu millet artık, ancak bu düşünüş biçimiyle ilerleyecektir.
1923 (Atatürk'ün S.D.II, s.155-156)

Milletimizin sağlam bir bilince sahip olduğuna, kahramanı olduğu büyük ve gerçekleşmiş eserler ve olaylardan sonra kimsenin şüphe etmeye hakkı kalmamıştır. Bilinç daima ileriye ve yeniliğe götürür ve geriye dönüş kabul etmez bir yaradılıştan özellik olduğuna göre, Türkiye Cumhuriyeti halkı ileriye ve yeniliğe uzun adımlarla yürümeye devam edecektir. Bilinçte bozukluk görülmedikçe geriye gitmek ve durmak hatıra bile gelemez.
1925 (Atatürk'ün S.D.1I, s. 214)

Artık bugün, yaşam ve insanlık gerekleri, bütün açıklığıyla belirmiştir. Bunlara aykırı olan rivayetler ahlâk ve imana esas olamaz. Gerçek belirince yalan ortadan kalkar. Boş sözler, hurafeler kafalardan çıkmalıdır. Her türlü yükselme ve olgunlaşmaya yetenekli olan milletimizin sosyal ve düşünsel adımlarını kısaltmak isteyen engeller kesinlikle ortadan kaldırılmalıdır.
1924 (Atatürk'ün B.N., s. 86)

Milleti hazırlamadan devrimler yapılamaz.
(Afetinan, Kemal Atatürk'ü Anarken, 1956, s. 54)

Yapılan işlerde halkın eğilimlerini dikkatte tutmalıyız. Halka karşı gitmemeliyiz. Fakat, ilkelerimiz davasında bir tek kişi kalsak, başımızı verir, ödün vermeyiz!
(Falih Rıfkı Atay, Çankaya II, s. 587)

1938 Belediye Seçimleri'nin sonuçları üzerine Başbakan Celâl Bay ar'a çektiği telgraf :
Dün ve bugün olduğu gibi yarın dahi memleket ve millet için biricik kudret, baht açıklığı ve refah kaynağı olan devrim ilkelerinin ve Cumhuriyet rejiminin uygulaması üzerinde fikir ve elbirliğinin bu yeni belirtisinden dolayı aziz vatandaşlarımıza, Parti ve Hükümet örgütüne tebrik, teşekkür ve sevgilerimin ulaştırılmasını rica ederim.
1938 (Cumhuriyet gazetesi, 16.10.1938)


Devrimler e koruyucu önlemler
Biz, büyük bir devrim yaptık. Memleketi bir çağdan alıp yeni bir çağa götürdük. Birçok eski kurumlan yıktık. Bunların inlerce tarafları vardır. Fırsat beklediklerini unutmamak gerek. En ileri demokrasilerde bile rejimi korumak için, sert önlemlere başvurulmuştur. Bize gelince, devrimi koruyacak önlemlere daha çok muhtacız.
1925 (Avni Doğan, Kurtuluş, Kuruluş ve Sonrası, s. 165)

Devrimimiz henüz yenidir. Dedikleri gibi kökleşip benimsendiği hakkındaki görüşlerimiz ancak ileride karşılaşacağımız olaylarla gerçekleşecek ve sağlamlaşacaktır. Fakat, şimdi şuna emin olmalısınız ki, bugün başına şapka giyen, sakalını bıyığını tıraş eden, smokin ve frakla toplum yaşamımızda yer alanlarımızın çoğunun kafalarının içindeki düşünüş biçimi, hâlâ sarıklı ve sakallıdır.
1927 (Tevfîk Noyan Anlatıyor, Nükte, Fıkra ve Çizgilerle Atatürk III, Der. : N. A. Banoğlu, s. 87)

Gerçekten, millî görevin bitiminde köşeye çekilerek istirahat etmeliğim benim için bir faydadır. Bunu yapabilmek için, şimdiye kadar elde olunan sonuçların belirlendiği gibi devam edeceğine güvenmek gerekir. Fakat, bu hususta henüz endişesiz olamam. Hiçbirinizin endişesiz olmamanızı öğütlerim. Her tarafta olduğu gibi bizde de, yeni hareketler ve akımlar karşısında onu sindiremeyen kuvvetler meydana çıkabilir. Şunu kesinlikle bilmek gerekir ki, kazanılan yaşam ve namustur. Buna saldırı, yaşam ve namusumuza saldırıdır. Her bireyin bu gibi hareketlere dikkat etmesi ve onlara karşı son derece uyanık bulunması gerekir. İşte bu görüş açısından, milletin içinde bir birey olarak ve tekrar millet tarafından seçilme şerefine erişirsem, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde üye sıfatıyla çalışmayı görev sayıyorum.
1923 (Atatürk'ün S.D. II, s. 98)

Devrimin temellerini her gün derinleştirmek, kuvvetlendirmek gerekir.
1925 (Atatürk'ün S.D.II, s.223)

Fransız Devrimi, ancak yüz yılda başarılmıştır. Biz ise, devrimimizin henüz üçüncü yılındayız. Kimse iddia edemez ki, bizim devrimimiz de bir tepkiyle, bir gericilik hareketiyle karşılaşmasın. Fakat, bu üç yıl içinde akıttığımız kanların yeterli görülmesi için, çıkacak gerici hareketleri doğduğu yerlerde boğmaya çalışmalıyız.
1923 (Gazi ve İnkılâp, Mahmut Soydan, Milliyet gazetesi, 7.12.1929)

2 Mart 1925 günü Cumhuriyet Halk Partisi Yürütme Kurulu toplantısında söylemiştir :
- Milletin elinden tutmaya gerek vardır. Devrimi, başlayan tamamlayacaktır.
1925 (Siyasi Hatıralar, II. Kısım, Ali Fuat Cebesoy, s. 145)

Takrir-i Sükûn Kanunu* ve uygulaması
Milletimizin alın yazısına el koyduğundan beri Büyük Millet Meclisi'nin ilkesi, toplumumuzun kaybettiği yüzyılları hızla karşılamak ve bu niyetle amaçladığı hedeflere güven ve rahatlıkla ulaşmak için bugünün gerektirdiği önlemleri duraksamadan almak ve uygulamaktır.
Büyük Millet Meclisi'nin, son yıllarda çizdiği doğrultulardan türlü türlü yanıltmacalar ve karışıklıklarla milletimizi aptırmak isteyenlere karşı zorunlu olarak koyduğu Takrir-i Sükûn Yasası, bu ilkenin belirtilerindendir. Bu yasanın, genel iyileştirmenin iyi anlaşılmasına, iyi uygulanmasına, genellikle huzur ve oturmuşluğun oluşmasına ve devlet nüfuz ve saygınlığının yerleşmesi ve kuvvetlendirilmesine ne derece yararlı olduğu açıktır. Takrir-i Sükûn Yasası'nın genellikle fena hareketlere ve suiistimallere karşı fikir ve basın özgürlüğünü asla kısıtlamadığı bellidir. Bu çizgiler içinde uygulanmakta bulunan Takrir-i Sükûn Yasası'nın, milletin yaşamı için temel olan huzur ve güvenliğin, iyileştirme ve devrimlerin savunma ve sağlamlaştırılması gibi vazgeçilmez esaslar gerektirirse uygun bir süre daha yürürlükte kalması, Büyük Millet Meclisi'nce göz önünde tutulmaya ve üzerin de düşünülmeye değerdir.
1926 (Atatürk'ün S.D.I, s.332)

Takrir-i Sükûn Yasası'nı ve İstiklâl Mahkemeleri'ni baskı yönetimi aracı olarak kullanacağımız fikrini ortaya atanlar ve bu fikri aşılamaya çalışanlar oldu. Şüphe yok ki, zaman ve olaylar, bu tiksindirici fikri aşılamaya çalışanları elbette utanmış duruma düşürmüştür. Biz, olağanüstü sayılan ve fakat yasal olan önlemleri, hiçbir zaman ve hiçbir şekilde, yasanın üstüne çıkmak için, araç olarak kullanmadık; tersine, memlekette düzen ve güvenlik sağlamak için uyguladık; devletin yaşam ve bağımsızlığını temin için kullandık. Biz, o önlemleri, milletin uygar ve sosyal gelişmesinde yararlı kıldık.

Efendiler, aldığımız olağanüstü önlemlerin uygulanmasına gerek kalmadığı görüldükçe, onların uygulanmasından vazgeçilmekte tereddüt gösterilmemiştir. Nitekim, İstiklâl Mahkemeleri, zamanında çalışmalarına ara verdikleri gibi, Takrir-i Sükûn Yasası da yürürlük süresinin bitiminde yeniden Büyük Millet Meclisi'nin incelemesine sunuldu. Meclis, yasanın bir süre daha yürürlükte kalmasını gerekli görmüş ise elbette bu, milletin ve cumhuriyetin yüksek yararları gereği olduğundandır. Yüksek Meclis'in bu kararı, bize baskı aracı vermek amacına yönelik düşünülebilir mi?
Efendiler, Takrir-i Sükûn Yasası'nın yürürlükte ve İstiklâl Mahkemeleri'nin çalışmakta bulunduğu süre içinde yapılan işleri göz önüne getirecek olursanız, Meclis'in ve milletin güven ve itimadının tamamen yerinde kullanıldığı kendiliğinden anlaşılır.
Memlekette girişilen büyük isyan ve suikastlar ortadan kaldırılarak sağlanan güvenlik ve huzur, elbette herkesçe memnunlukla karşılanmıştır.
Efendiler, milletimizin başında, bilgisizlik, dalgınlık ve bağnazlığın ve ilerleme ve uygarlaşma düşmanlığının belirgin işareti gibi sayılan fesi atarak onun yerine bütün uygar dünyaca başlık olarak kullanılan şapkayı giymek ve bu şekilde, Türk milletinin uygar toplum yaşamından düşünüş biçimi bakımından da hiçbir farkı olmadığını göstermek bir zorunluktu. Bunu, Takrir-i Sükûn Yasası yürürlükte olduğu zamanda yaptık. Bu yasa yürürlükte olmasaydı, yine yapacaktık. Fakat, bunda yasanın yürürlükte oluşu da kolaylaştırıcı oldu denirse, bu çok doğrudur. Gerçekten, Takrir-i Sükûn Yasası'nın yürürlükte olması, bazı gericilerin, milleti geniş ölçüde zehirlemesine meydan bırakmamıştır.
Efendiler, tekke ve zaviyelerle türbelerin kapatılması ve bütün tarikatlarla şeyhlik, dervişlik, müritlik, çelebilik, falcılık, büyücülük ve türbedarlık vb. gibi birtakım unvanların yasaklanması ve kaldırılması da Takrir-i Sükûn Yasası döneminde yapılmıştır. Bu husustaki yapılan işler ve uygulama, toplumumuzun, hurafelere inanan, ilkel bir millet olmadığını göstermek bakımından ne kadar zorunlu idi; bu, takdir olunur.
Birtakım şeyhlerin, dedelerin, seyyitlerin, çelebilerin, babaların, emîrlerin arkasından sürüklenen ve falcılara, büyücülere, üfürükçülere, muskacılara kaderlerini ve yaşamlarını emanet eden insanlardan oluşmuş bir topluluğa, uygar bir millet gözüyle bakılabilir mi? Milletimizi yanlış anlamda gösterebilen ve yüzyıllarca göstermiş olan bu gibi unsurlar ve kurumlar, yeni Türkiye Devleti'nde, Türk Cumhuriyeti'nde devam ettirilmeli miydi? Buna önem vermemek, ilerleme ve yenileşme adına en büyük ve karşılanması imkânsız yanılgı olmaz mıydı? İşte biz, Takrir-i Sükûn Yasası'nın yürürlükte bulunmasından yararlandıksa, bu tarihî yanılgıyı işlememek için, milletimizin alnını olduğu gibi açık ve temiz göstermek için, milletimizin bağnaz ve Ortaçağ düşünüşünde olmadığını kanıtlamak için yararlandık.
Efendiler, milletimizin toplumsal, ekonomik, kısaca bütün uygar işlemlerinde ve ilişkilerinde verimli sonuçların dayanağı olan yeni yasalarımız da, kadın özgürlüğünü sağlayan ve aile yaşamını sağlamlaştıran Medenî Yasa da bu sözünü ettiğimiz dönemde oluşturulmuştur.
Bu sebeple, biz her araçtan, yalnız ve ancak, bir görüşten yararlanırız. O görüş şudur : Türk milletini, uygar dünyada lâyık olduğu yere yükseltmek ve Türk Cumhuriyeti'ni sarsılmaz temelleri üzerinde, her gün daha fazla kuvvetlendirmek... Ve bunun için de baskı yönetimi fikrini öldürmek...
1927 (Nutuk II, s. 894-897)


Devrimlerin Savunulması

Bir memlekette, bir toplumda, bir devrim yapıldığı zaman elbette onun sebepleri vardır. Ancak, o devrimi yapanlar, inanmak istemeyen inatçı karşıtlarını inandırmaya mecbur mudur? Cumhuriyetin, elbette taraftarları ve aleyhtarları vardı; taraftarlar, ne için ve ne gibi görüşlere ve düşüncelere dayanarak cumhuriyet ilân ettiğini, aleyhtarlara izah ve görüşlerinde ve yaptıklarında isabet olduğunu kanıtlamak isteseler de, onların, kasıtlı kafa tutmalarını giderebileceği kabul olunur mu? Elbette taraftarlar güçlü iseler, ülkülerini herhangi bir yolla; ihtilâlle, devrimle veya güvenilir yollardan geçirerek uygularlar. Bu, ülkü devrimcilerinin görevidir. Buna karşı itirazlar, yaygaralar ve gerici girişimler de aleyhtarların yapmaktan geri durmayacakları hareketlerdir.
1927 (Nutuk 11, s. 826-827)

Devrimin hedefini kavramış olanlar, daima onu korumaya muktedir olacaklardır.
1930 (Hasan Rıza Soyak, Yakınlarından Hatıralar, s. 12)


Devrimler ve gericilik

Yaşamın felsefesi, tarihin garip talihi şudur ki, her iyi,her güzel, her yararlı şey karşısında, onu ortadan kaldıracakbir kuvvet belirir. Bizim dilimizde buna "gericilik" derler. İyi bir şey yaptınız mı, biliniz ki bunu ortadan kaldırmak için karşınıza muhalif, gerici bir kuvvet çıkacaktır. Bundan dolayı, yapmadan evvel, çıkacak kara kuvvetin ortadan kaldırılması önlemini de almamız gerekir. Bütün millet inansın ve gönlü rahat olsun ki, bugünkü devrimi yapanlar ve onu tamamlamaya karar verenler, karşılarına çıkacak olumsuz kuvvetleri çıktığı noktada ezebilecek kudrete, yeteneğe, önleme sahiptirler. Bundan dolayı tekrar kesinlikle ifade ederim ki, milletin egemenliği sonrasızdır. Onu bozacak ve zarar verebilecek kuvvet, yoktur ve olamaz!
1923 (Gazi ve İnkılâp, Mahmut Soydan, Milliyet gazetesi, 2.1.1930)

Milletimiz, çok büyük bir devrimin etkeni olmuştur. Gerçekten, yüzyıllardan beri uymaya alıştığımız bir yönetim şeklinin dışına çıkarak dünyada benzeri bulunmayan bir devlet kurduk. Fakat, bu yeniliğin kesinlikle tersine bir hareketi gerektireceğini hatırımızdan çıkarmamak gerekir. Bu harekete özel ifadesiyle "gericilik" derler. Yaptığımız işler ve aldığımız sonuçlara göre bu gibi gerici hareketler, her zaman beklenebilir. Kan ile yapılan devrimler daha sağlam olur; kansız devrim ölümsüzleştirilemez. Fakat biz bu devrime erişmek için gereği kadar kan döktük. Bu kanlarımız, yalnız savaş meydanlarında değil, aynı zamanda memleketin içinde de döküldü. Temenniye değer ki, bu dökülen kanlar kâfi gelsin ve bundan sonra kan dökülmesin. Mutlu devrimimizin aleyhinde fikir ve duygu taşıyanları aydınlatıp doğru yolu göstermek aydınlara düşen millî görevlerin en önemlisi ve en birincisidir.
1923 (Atatürk'ün s.D. 11, s. 68-69)

Kara bağnazlık seni parçalamaya bile kalksa, başını vereceksin, fakat eğilmeyeceksin!
(Falih Rıfkı Atay, M.K. Mütareke Defteri, s. 85)

Unutulmamalıdır ki, milletin egemenliğini bir kişide, yahut belirli kimselerin elinde bulundurmakta çıkar bekleyen bilgisiz ve dalgın insanlar vardır. Hükümdarlar, kendilerini

kuruntuya dayanan bir kuvvetin temsilcisi tanırlar ve bundan zevk alırlar. Fakat, onların etrafındaki çıkar düşkünleri bunu din kılığına büründürerek bütün milleti aldatmaya, hata ettirmeye çalışırlar. Nitekim, şimdiye kadar çalışmışlardır. Nihayet milletin kulağı bu sözlerle dolar ve o telkinleri din gereği ve tam gerçek sayar. Bu gibilere gerici ve hareketlerine gericilik derler. Yakın tarihimizi incelersek birçok örneklere tesadüf ederiz. Fakat, buna bütün dünya inanmalıdır ki, milletimizi bu gibi telkinlerle bozma ve aldatmanın imkânı kalmamıştır. Fetva ile veyahut şu, bu gibi telkinlerle milleti gericiliğe yöneltmek isteyenlerin yeri, zindan olacaktır. Kesinlikle ve korkusuzca söylerim ki, millî egemenliğimizin her zerresini şu veya bu şekilde kayıt ve şarta bağlamak isteyenler, en koyu gericidir. Öylelere karşı milletin yapacağı şey, onları parçalamaktır.
1923 (Atatürk'ün S.D. II, s. 88)

Halkın saflığından yararlanarak milletin maneviyatına musallat olan kimseler ve onların izleyicileri ve müritleri,elbette ki birtakım cahillerden ibarettir. Bunlar, Türk mille
ti için ayıp oluşturacak durumların belirmesinde daima etken olmuşlardır. Milletimizin önünde açılan kurtuluş ufuklarında arasız yol almasına engel olmaya çalışanlar, hep bu kuruluşlar* ve bu kuruluşların mensupları olmuştur. Türk milletinin bunlardan daha büyük düşmanı olmamıştır. Millete anlatmalıdır ki, bunların millet yapısında yaptıkları yıkıntıyı hissetmek gerekir. Bunların varlığına hoşgörü ile bakanlar, Menemen'de Kubilây'ın başı kesilirken ilgisizce
seyretmeye dayanan ve hatta alkışlamaya cesaret edenlerle
birdir.
1931 (Vakit gazetesi, 9. 2. 1931)


Kubilây olayı hakkında

Menemen'de, son zamanlarda meydana gelen gericilik girişimi esnasında, yedeksubay Kubilây Bey'in görev yaparken uğradığı sonuçtan cumhuriyet ordusuna başsağlığı dilerim. Kubilây Bey'in şehit oluşunda gericilerin gösterdiği vahşet karşısında Menemen'deki halktan bazılarının alkışla tasvip edici bulunmaları, bütün cumhuriyetçi ve vatanseverler için utanılacak bir olaydır. Vatanı savunma için yetiştirilen, yurtiçi her siyaset ve anlaşmazlığın dışında ve üstünde saygıdeğer bir durumda bulunan Türk subayının gericiler karşısındaki yüksek görevi, vatandaşlar taralından yalnız saygıyla karşılandığına şüphe yoktur. Menemen'de, halktan bazılarının hataları bütün milleti elemlendirmiştir.

İstilânın acılığını tatmış bir yörede, genç ve kahraman yedeksubayın uğradığı saldırıyı, milletin bizzat cumhuriyete karşı bir suikast saydığı ve bu işe yeltenenlerle, ön ayak olanları, ona göre izleyeceği kesindir. Hepimizin dikkati, bu sorundaki görevlerimizin gereklerini duyarlıkla ve hakkıyla yerine getirmeye yönelmiştir. Büyük ordunun kahraman genç subayı ve cumhuriyetin ülkücü öğretmen topluluğunun değerli üyesi Kubilây'ın temiz kanı ile cumhuriyet, yaşama gücünü tazelemiş ve kuvvetlendirmiş olacaktır.
1930 (Atatürk'ün T.T.B.IV, s. 546)
Kartal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Eski 28.01.09, 03:28   #14
Müdavim

Kartal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jan 2009
Konular: 1414
Mesajlar: 5,633
Ettiği Teşekkür: 17570
Aldığı Teşekkür: 24297
Rep Derecesi : Kartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Atatürk'ün Fikir ve Düşünceleri

HUKUK DEVRİMİ VE ADALET ANLAYIŞI

Hukukta çağdaşlaşma
Önemli olan nokta, adalet anlayışımızı, adaletle ilgili yasalarımızı, adalet örgütümüzü, bizi şimdiye kadar bilinçli,gereği bilinçsiz etki altında bulunduran, yüzyılın gereklerine uy-
gun olmayan bağlardan bir an evvel kurtarmaktır. Millet, her uygar memlekette olan adalet işlerindeki ilerlemenin, memleketin gereksinimlerine uyan esaslarını istiyor. Millet, hızlı ve kesin adaleti temin eden uygar usulleri istiyor. Milletin arzu ve gereksinimine uyarak adalet işlerimizde her türlü etkilerden cesaretle silkinmek ve hızlı ilerlemelere atılmakta asla tereddüt etmemek gerekir. Medenî hukukta, aile hukukunda izleyeceğimiz yol ancak uygarlık yolu olacaktır. Hukukta idare-i maslahat* ve hurafelere bağlılık, milletleri uyanmaktan alıkoyan en ağır bir kâbustur. Türk milleti, üzerinde böyle bir ağırlık bulunduramaz.
1924 (Atatürk'ün S.D.l, s. 317)

Çağdaş ilerlemeler milletlerin uygar gereksinimlerini genişletme, artırma ve aydınlatma ve bu uygar gereksinimlerle orantılı uygar hakların varlığını gerektirir. Her devletin mensup olduğu topluluğun uygarlaşma derecesiyle orantılı hukukî mevzuatı vardır. Dünyada mevcut bütün uygar milletlerin uygar yasaları hemen birbirinin pek yakınıdır.
Bizim milletimiz ve hükümetimiz, adalet fikri ve adalet anlayışı noktasında hiçbir uygar milletten aşağı değildir. Belki tarih bu noktada yüksek olduğumuza tanıklık eder. Bu sebeple bizim de adalet mevzuatımızın, bütün uygar milletlerin yürürlükteki yasalarından eksik olması doğru değildir. Savaşımlarımızın yöneldiği tam bağımsızlık kavramında adlî bağımsızlığımızın da içinde bulunduğu doğaldır. Bu nedenle her bağımsız devletin bir ayrılmaz hakkı olan adalet dağıtma görevine kimseyi karıştıramayız.
1922 (Atatürk'ün S.D.l, s. 217-218)

Hükümet, memlekette yasayı egemen kılmak ve adaleti iyi dağıtmakla görevlidir. Bu itibarla adalet işi pek önemlidir. Bu sebeple adalet siyasetimizi de açıklamayı faydalı buluyorum. Adliye siyasetimizde izlenecek amaç, evvelâ halkı yormaksızın hızla, isabetle, güvenle adaleti dağıtmaktır. İkinci olarak, toplumumuzun bütün dünya ile teması doğal ve zorunludur. Bunun için adalet düzeyimizi, bütün uygar toplumların adalet düzeyi derecesinde bulundurmak zorunluğundayız. Bu hususları karşılamak için mevcut yasa ve usullerimizi, bu görüş noktalarından düzeltmekte ve yenilemekteyiz ve yenileyeceğiz.
1922 (Atatürk'ün S.D.I, s. 217)

Bizim milletimizin adalet düzeyi, başka milletlerin adaletinden aşağı kalamaz. Her milletten fazla adaleti sağlamalıyız. En ileri ve uygar devletlerin yasalarına eşit yasalar yapabiliriz. Eski gereksinimlere göre yapılmış şeyleri, gereksinim ilerledikçe yenilemek gerekir. Bu eksik araçlarla arzu olunan şeyleri temine imkân yoktur. Hukuk uzmanları, hemen bu yolda çalışmaya başlamalıdırlar.
1923 (Gazi ve İnkılâp, Mahmut Soydan, Milliyet gazetesi, 4. 12. 1929)

İnsanlar, huzur ile, vicdan özgürlüğü ile çalışmak gereksinimindedir. Bu ise, toplumu yöneten devlette ve hükümette adaletin kesin şekilde egemen olmasıyla mümkündür. Bunu temin edecek şey, adliyemizdir. Bir memlekette adalet olmazsa, o memlekette anarşi var demektir, orada hükümet yok demektir. Adalet yasalarla yerine getirilir. Bu memlekette adaletin güvenle, hızla dağıtılıp dağıtılmadığını anlamak için bir defa da mevcut yasalarımıza bakmak gerekir. Bu yasaların memleket içindeki uygulamasına ve sonuçlarına bakmak gerekir. Bu noktada kendimizi yermek istemem. Herhalde bağımsızlığın temel direği olan adalet dağıtımında bir yabancı parmağı bulundurmayacağız. Bu noktadaki kararımız kesindir. Fakat aynı zamanda insafla, akıl ve mantıkla ve aynı kesin karar ile kabul zorunluğundayız ki, yasal ve hukukî mevzuatımız fenadır. Onları esaslı biçimde değiştirmek, yeni yaşama ve gereksinime uydurmak gerekir. Adalet Bakanlığı'nı işgal eden bütün arkadaşlarımız aynı görüştedirler.
1923 (Gazi ve İnkılâp, Mahmut Soydan, Milliyet gazetesi, 10-11.1.1930)

Gerçekte biz, yüzyılın gereklerine ve milletin gerçek gereksinimlerine göre yasa yapmalıyız. Eldeki yasalarımızı hâkimlerimiz hızla uygulayamıyorlarsa hemen değiştirmeliyiz. Halka adaleti hızla dağıtmak ve uygulamak zorunluğundayız. Yeni yönetimimizin anlamı, bu olmak gerekir. Uygar ve düzenli bir devletin makinesi, eski yasalarla işleyemez. Bugün mevcut yasalarımızın kökü, daha ziyade Mecelle'dir. Yeni Türkiye, ne zamanı, ne de gereksinimi göz önünde tutmayan Mecelle'nin hükümlerine bağlı kalamaz. En uygar milletler derecesinde hukuk hükümlerimizi de düzelteceğiz. Yüz yıl, beş yüz yıl, bin yıl evvel yaşayan bir toplum için yapılan yasalarla, bugünkü toplumları yönetmeye kalkışmak, dalgınlıktır, bilgisizliktir.
1923 (Gazi ve İnkılâp, Mahmut Soydan, Milliyet gazetesi, 5. 2. 1930)

Cumhuriyet Türkiyesi'nde eski yaşam kuralları, eski hukuk yerine yeni yaşam kurallarının ve yeni hukukun geçmiş bulunması, bugün duraksaması mümkün olmayan bir oldubittidir.
1925 (M.E.İ.S.D.1, s.29)

Cumhuriyet adliyesine mensup olanların en küçük memurlarına kadar bilim bakımından yeterliliği ve cumhuriyet ülküsüne sahip olmaları için harcanan çaba memnunluk sebebidir. Bir taraftan bilimsel yeterliliği sağlayan kuruluşlara önem verirken, diğer taraftan cumhuriyet adliyesinin dayanakları olacak yasaların bir an evvel meydana getirilmesine göz atılmalıdır. Geçmiş yönetimlerden devredilmiş yetersiz yasalarla geçirdiğimiz yıllarda genel yaşamın karşılaştığı güçlüklere katlanılmışsa, bu milletimizin cumhuriyete olan sarsılmaz doğal ilgisinden ve cumhuriyet yönetiminin esasındaki kuvvet ve kudretindendir. Fakat yetersiz yasaların devamına izin vermek yüzünden milletin karşılaştığı güçlüklerin bir an evvel ortadan kaldırılması, ertelenemeyecek zorunluklardandır. Yüce Meclis'e sunulacak olan Ceza Yasası, Medenî Yasa ve Ticaret Yasası'nın bu toplanma yılı sırasında yasalaşması ve yayımlanmasındaki aceleliği özellikle ifade etmek isterim. Genel yaşamımızı yeni baştan düzenleyecek olan bu temel yasaların, çağdaş uygarlığın yasaları grubundan olması doğaldır. Bugünün gereksinimlerine uygun yasa yapmak ve onu iyi uygulamak, refah ve ilerleme araçlarının en önemlilerindendir.
1925 (Atatürk'ün S.D.I, s. 327-328)

Umumi düzeltme arasında kabul buyurduğunuz Medenî Yasa, Ceza ve Ticaret Yasaları uygulamaya girerken, hâkimlerimizin gösterdiği çaba ve yanılmazlığı takdir ederim. Bu yasaların milletin gerçek gereksinimine ve içten arzusuna ne derece uygun olduğu derhal belirmiştir.
1926 (Atatürk'ün S.D.I., s. 331)

Ankara Hukuk Fakültesi'nin açılışı
Büsbütün yeni yasalar meydana getirerek eski hukuk esaslarını temelinden sökmek girişimindeyiz. Ve yeni hukuk esaslarıyla, alfabesinden öğrenime başlayacak bir yeni hu-
kuk kuşağını yetiştirmek için bu kuruluşları açıyoruz.

Cumhuriyetin yaptırımı olacak bu büyük kuruluşun açılışında duyduğum mutluluğu, hiçbir girişimde duymadım;ve bunu belirtmek ve ifade etmekle memnunum.
1925 (M.E.İ.S.D.I, s. 30-31)

Mektebin gelecek faaliyetinde, Türk devrim ve uygarlığının ruhuna uygun öğretimde bulunmak suretiyle vatanımıza yararlı olmasını temenni ederim.
1925 (Atatürk'ün S.D.V, s. 156)


Adliyemiz ve cumhuriyet
Cumhuriyet adliyesine mensup olanların en küçük memurlarına kadar bilimsel yeterliliği ve cumhuriyet ülküsüne sahip olmaları için harcanan gayret, memnuniyet vericidir. Bir taraftan bilimsel yeterliliği temin eden kurumlara önem verirken, diğer taraftan cumhuriyet adliyesinin dayanağı olacak yasaların bir an evvel oluşturulması göz önüne alınmalıdır.
1925 (Atatürk'ün S.D.l, s. 327)

Adliyemizin güvendiğimiz yüksek gücü sayesindedir ki cumhuriyet, kaçınılmaz gelişimi izleyebilecek ve türlü şekil ve kılıktaki saldırılara karşı vatandaşın hukukunu ve memleketin düzenini korunmuş tutabilecektir.
1930 (Atatürk'ün S.D.l, s. 351)

En yeni yasalarla donanmış olan adliyemizin doğru görüşü ve adaleti uygulamak için gösterdiği dikkat, milletin huzur ve düzenini korumaya yeterli ve güçlüdür.
1929 (Atatürk'ün S.D.I, s.346)


Eski hukuk anlayışı hakkında
Milletimizi çöküşe mahkûm etmiş ve milletimizin gür sinesinde dönem dönem eksik olmamış olan girişim sahiplerini, çalışma ve çaba gösterenleri en nihayet ümitlerini kırıp bozguna uğratmış olan olumsuz ve ezici kuvvet, şimdiye kadar elinizde bulunan hukuk ve onun samimî izleyicileri olmuştur. Belki ağır ve cesurane olan tarihsel gözlemimin, seçkin topluluğunuz içinde ve cumhuriyet hükümetinin bugün hizmetlerinden yararlanmakta bulunduğu değerli memurlar ve hâkimlerimiz içinde kimsenin hayretine sebep olmayacağına inanıyorum. Bununla beraber biraz daha amacımı açıklamak için izin vermenizi rica ederim. Uluslararası genel tarihin akışında Türklerin 1453 zaferini, yani İstanbul'un fethini düşününüz. Bütün bu cihana karşı İstanbul'u sonsuza dek Türk topluluğuna mal etmiş olan kuvvet ve kudret, yaklaşık olarak aynı yıllarda bulunmuş olan matbaayı Türkiye'ye kabul için hukukçuların uğursuz karşı koymasını yenmeye muktedir olamamıştır. Köhne hukukun ve izleyicilerinin, matbaanın memleketimize girmesine izin vermeleri için, üç yüz yıl gözlemlemelerine ve tereddüt etmelerine ve leh ve aleyhte pek çok kuvvet ve kudret sarfetmelerine zorunluk ortaya çıkmıştır.
Eski hukukun çok uzak ve çok eski ve yaşama kuvvetini kaybetmiş bir dönemini ve izleyicilerini seçtiğimi sanmayınız. Eski hukukun ve onun izleyicilerinin, yeni devrimler dönemimizde bizzat bana çıkardıkları güçlüklerden örnek getirmeye kalksam başınızı ağrıtmak tehlikesiyle karşılaşırım. Fakat bilesiniz ki, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin doğuş zamanında, onun bugünkü nitelik ve durumunu, hukuk esaslarına ve bilimsel ilkelere aykırı sayanların başında ünlü hukukçular bulunuyordu. Büyük Millet Meclisi'nde egemenliğin kayıtsız şartsız millette olduğunu ifade eden yasayı teklif ettiğim zaman, bu esasın Osmanlı Anayasası'na aykırılığından dolayı karşı bulunanların başında yine eski ve bilimsel erdemi ile milleti aldatan ünlü hukukçular bulunuyordu. Hatta cumhuriyet ilân olunduktan sonra meydana gelen feci bir olayı da, uyanık bakışlarınız önünde canlandırmak isterim. En büyük şehrimizin, bu memlekette belki Avrupa'da öğrenim görmüş yüksek uzmanlardan oluşan baro heyeti, açıkça hilafetçi olduğunu ilân eden ve ilân etmekle övünç duyan birisini kendisine başkan seçmiştir. Bu olay, kökne hukuk erbabının cumhuriyet anlayışına karşı içten ve gerçek olan durum ve eğilimini ifadeye yeterli değil midir? Bütün bu olaylar, devrimcilerin en büyük fakat en sinsi can düşmanının, çürümüş hukuk ve onun gücü tükenmiş izleyicileri olduğunu gösterir. Milletin ateşli devrim atılımları sırasında sinmek zorunda kalan eski yasa hükümleri, eski hukukçular, gayret ve çalışma gösterenlerin etki ve ateşi yavaşlamaya başlar başlamaz derhal canlanarak devrim esaslarını ve onun samimî izleyicilerini ve onların aziz ülkülerini mahkûm etmek için fırsat beklerler. Bu fırsat, eski yasaların varlığı ve eski hukuk esaslarının yürürlükte olmasıyla ve eski anlayışını içten ve yürekten korumada direnen hâkimlerin ve avukatların varlığıyla sağlanmıştır. Bugünkü hukuksal faaliyetlerimizin sebeplerini açıklamış oluyorum ümidindeyim.
1925 (M.E.İ.S.D.I, s. 29-30)


Hak ve kuvvet
Herhalde dünyada bir hak vardır. Ve hak kuvvetin üstün dedir.
1919 (Nutuk III, s. 1184)

Hukuk kuralları ve devlet
Karakter olarak her insan, içinde yaşadığı toplumda yaşamın en mutlu, en kolay, en tatlı taraflarının kendisine düşmesini ister ve en kuvvetli olan, kendisinden zayıf olanları hiçe sayar. Bunun sonucu huzur, rahat, güven ve düzen içinde yaşamak imkansızlaşır. İşte insanlar arasında kavga yerine birbirine yardım, karşılıklı saygı, düzen koyan, herkese haklarını ve görevlerini tanıtan, hukuk kurulları ve bunların kararlı bir şekilde uygulanmasıdır. Bu iş, ancak devlet örgütünün ve kuvvetin bulunması sayesinde mümkündür. Devlet, herkesin hakkını ve görevini belirler. Hiç kimse, belirlenen sınır dışında bir hak iddia edemez. Bunun gibi, kendisi de fazla hiçbir görevle yükümlü tutulamaz.
1930 (Afetinan, M.B. ve M.K. Atatürk'ün El Yazıları, s. 42 - 43)

Devlet adamı ve adalet anlayışı
Bu memlekette yargısız vatandaş öldürülmez. Vatandaş, ancak mahkeme kararıyla cezalandırılır. Devlet adamının böyle düşünmesi gerekir.
1919 (Cevat Dursunoğlu, Millî Mücadele'de Erzurum, s. 118)

Adalet, bir devletin esası olduğuna göre, mahkemelerin sözde değil gerçekten tarafsızlığını temin, her işin başında bulunmalıdır. Hak sahiplerine güçlük çıkarmak, resmî dairelerde işlerini izleyen kimseleri bugün git, yarın gel diye birtakım zorluklara uğratmak, hükümet otoritesi maskesi altında halka zorbacasına durum almak, yakışıksız davranışlara kalkışmak gibi durumlar kesinlikle önlenmelidir.
(Kılıç Ali, Atatürk'ün Hususiyetleri, 1955, s. 57)

Güvenlik ve hak işleriyle ilgili usullerde ve yasalarda kolaylık, çabukluk, açıklık ve kesinlik esas olmalıdır.
1937 (Atatürk'ün S.D.I, S. 378)

Bir hükümet, ancak adalete dayanabilir. Bağımsızlık, gelecek, özgürlük her şey adaletle vardır.
1923 (Gazi ve İnkılâp, Mahmut Soydan, Milliyet gazetesi, 6. 2. 1930)


Yasa yapan kişilerin özellikleri
Uzmanlarca bilinen bir gerçektir ki yasa koyan insanlar, birtakım seçkin özelliklere sahip olmak zorunluğundadırlar. O özelliklerden birincisi şudur: Yasa teklif eden, yasa yapan, yasa koyan bir insan, insanlığın bütün duygularını, bütün tutkularını herkesten daha çok sezer ve bilir. Fakat ruhunu herkesten fazla ve tamamen, bütün genişliğiyle bunlardan ayırmak kudret ve yeteneğine sahip olmalıdır. Bu seçkin özelliğe sahip olmayan insanlar, insan topluluğu için yasa yapmak hak ve yetkisinden alıkonulmuştur. Yasalar, duygulara dayanarak ve uyularak yapılamaz.
1921 (Atatürk'ün S.D.I, s. 193)


Yargıçlar hakkında
Hâkimler ve adliye mensuplarının, hizmetlerinin şerefiyle orantılı üstün yeteneğe sahip bulunmaları adliyemizin ruhu değerindedir.
1922 (Atatürk'ün S.D.I, s.218)

Hakimler vatandaşların özgürlüğünü korumayı düşünürken devlet otoritesinin gerçekten korunmuş olmasına dikkat etmeli ve ona saygı göstermelidirler.
1931 (vatan gazetesi, 19.2.1931;Taha Toros Atattürk'ün Adana seyahatleri s.38)
Kartal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Eski 28.01.09, 03:28   #15
Müdavim

Kartal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jan 2009
Konular: 1414
Mesajlar: 5,633
Ettiği Teşekkür: 17570
Aldığı Teşekkür: 24297
Rep Derecesi : Kartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Atatürk'ün Fikir ve Düşünceleri

ŞAPKA VE KIYAFET DEVRİMİ

Şapka ve Kıyafet devriminin önemi

Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türk halkı, uygardır; tarihte uygardır, gerçekte uygardır. Fakat ben, sizin öz kardesiniz, arkadaşınız, babanız gibi söylüyorum; uygarım diyen Türkiye Cumhuriyeti halkı, fikriyle, düşünüş biçimiyle uygar olduğunu kanıtlama ve gösterme zorunluğundadır. Uygarım diyen Türkiye Cumhuriyeti halkı, aile yaşamı ile, yaşayış tarzı ile uygar olduğunu göstermek zorunluğundadır. Nihayet uygarım diyen Türkiye'nin gerçekten uygar olan halkı, baştan aşağıya dış görünüşüyle dahi uygar ve olgun insanlar olduğunu fiilen göstermek zorundadır. Bu son sözlerimi açık ifade etmeliyim ki, bütün memleket ve dünya ne demek istediğimi kolaylıkla anlasın. Bu açıklamamı yüksek topluluğunuza, tüm topluluğa bir soruyla yöneltmek istiyorum. Soruyorum: Bizim kıyafetimiz millî midir? Bizim kıyafetimiz uygar ve uluslararası mıdır? Size katılıyorum. Deyimimi hoş görünüz, altı kaval üstü şişane diye ifade olunabilecek bir kıyafet, ne millîdir ve ne de uluslararasıdır.

O halde kıyafetsiz bir millet olur mu, arkadaşlar? Böyle nitelendirilmeye razı mısınız, arkadaşlar? Çok değerli bir cevheri çamurla sıvayarak dünyaya göstermekte anlam var mıdır? Bu çamurun içinde cevher gizlidir, anlamıyorsunuz, demek doğru mudur? Cevheri gösterebilmek için çamuru atmak zorunludur, doğaldır. Cevherin korunması için bir kap yapmak gerekirse onu altından veya platinden yapmak gerekmez mi? Bu kadar açık gerçek karşısında tereddüt doğru mudur? Bizi tereddüde yöneltenler varsa onların ahmaklık ve kalınkafalığına karar vermekte hâlâ mı tereddüt edeceğiz?

Arkadaşlar, Turan kıyafetini araştırıp diriltmenin yeri yoktur. Uygar ve uluslararası kıyafet, bizim için, çok cevherli milletimiz için lâyık bir kıyafettir. Onu giyeceğiz. Ayakta iskarpin veya fotin, bacakta pantolon, yelek, gömlek, kravat, yakalık, ceket ve elbette bunların tamamlayıcısı olmak üzere başta kenarlıklı başlık. Bunu açık söylemek isterim : Bu başlığın ismine şapka denir. Redingot gibi, bonjur* gibi, smokin gibi, frak gibi, işte şapkamız! Buna, uygun değil, diyenler vardır. Onlara diyeyim ki, çok dalgınsınız ve çok bilgisizsiniz. Ve onlara sormak isterim: Yunan başlığı olan fesi giymek uygun olur da şapkayı giymek neden olmaz? Ve yine onlara, bütün millete hatırlatmak isterim ki, Bizans papazlarının ve Yahudi hahamlarının özel elbisesi olan cübbeyi ne zaman, ne için ve nasıl giydiler?
1925 (Mustafa Selim İmece,Atatürk'ün Ş.D.K. ve İS., s. 46)

Devlet memurları, bütün milletin kıyafetlerini düzeltecektir. Bilim, sağlık açısından pratik olması nedeniyle her görüş noktasından denenmiş uygar kıyafet giyilecektir. Bunda, tereddüde yer yoktur. Yüzyıllarca devam eden dalgınlığın acı derslerini tekrarlamaya güç yoktur. Biz, uygar insan olduğumuzu kanıtlama ve gösterme için gerekeni yapmakta asla duraksamayacağız.
1925 (Mustafa Selim İmece, Atatürk'ün Ş.D.K. ve İS., s.61)


Kadın kıyafetinde devrim

Yolculuğum sırasında köylerde değil, bilhassa kasaba ve şehirlerde kadın arkadaşlarımızın yüzlerini ve gözlerini çok yoğun ve itina ile kapatmakta olduklarını gördüm. Özellikle bu sıcak mevsimde bu tarz, kendileri için kesinlikle eziyet ve sıkıntıyı gerektirdiğini tahmin ediyorum. Erkek arkadaşlar, bu biraz bizim bencilliğimizin eseridir. Çok namuslu ve dikkatli olduğumuzun gereğidir. Fakat saygıdeğer arkadaşlar, kadınlarımız da bizim gibi kavrayışlı ve anlayışlı insanlardır. Onlara ahlâka ait kutsal kavramları telkin etmek, millî ahlâkımızı anlatmak ve onların beynini bilgi ile, temizlikle donatmak esası üzerinde bulunduktan sonra fazla bencilliğe gerek kalmaz. Onlar yüzlerini dünyaya göstersinler ve gözleriyle dünyayı dikkatle görebilsinler. Bunda korkulacak bir şey yoktur.
1925(Atatürk'ün s.D.U, s. 211)

Bazı yerlerde kadınlar görüyorum ki, başına bir bez veya bir peştemal veya buna benzer bir şeyler atarak yüzünü gözünü gizler ve yanından geçen erkeklere karşı ya arkasını çevirir veya yere oturarak yumulur. Bu davranışın mâna ve anlamı nedir? Efendiler, uygar bir millet anası, millet kızı bu garip şekle, bu vahşî duruma girer mi? Bu durum, milleti çok gülünç gösteren bir manzaradır. Derhal düzeltilmesi gerekir.
1925 (Atatürk'ün S.D.II, s. 217)
Kartal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Eski 28.01.09, 03:29   #16
Müdavim

Kartal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jan 2009
Konular: 1414
Mesajlar: 5,633
Ettiği Teşekkür: 17570
Aldığı Teşekkür: 24297
Rep Derecesi : Kartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Atatürk'ün Fikir ve Düşünceleri

ULAŞTIRMA VE BAYINDIRLIK

Yol ve demiryolu gereksinimi

Memleket yönetiminde, çekinmeksizin, kişisel belirsiz düşüncelerle ne yapılmak arzu ettiğini bilmeyenlere, halkın sağduyusuna başvurmayı öğütlemelidir. Halk, köylüler bana, her yerde iş programını şu iki kelime ile ihtar ettiler: Yol, okul! Hattâ yoldan söz ederlerken yol köylünün kanadıdır, demeleriyle her şeyden evvel ona önem verdikleri anlaşılıyor. Gerçekten, bütün ekonomi birinci kelimenin ve her şey ikinci kelimenin içindedir.
1924 (Atatürk'ün S.D.U, s. 193-194)
Demiryolu ve yol gereksinimi memleketin bütün gereksinimlerinin o kadar başında kendisini hissettirmektedir ki, hiçbir hayal ve teori peşinde aldanmaksızın memleketin kaynakları ve evladıyla işe devam etmek kesinlikle çok gereklidir. Memleket evlâdının ortaklaşa arzu ve inancının böyle olduğunu kendim yakından öğrendim. Milletimizin uygarlık yolunda gelişmesi için bütün devlet kuruluşlarında öngördüğümüz maddî ve manevî bütün önlemler, ancak demiryolları ve yollarla gerçek sonuçlarını verebilir. Uygarlığın bugünkü araçlarını, hatta bugünkü fikir sistemini demiryolu dışında yayabilmek güçtür. Demiryolu refah ve bayındırlık yoludur. Sağlanması ve kullanılması mümkün her yolla ulaştırmayı artırmak, bütün girişimlerimizin üstünde tereddütsüz amacımız olmalıdır.
1924 (Atatürk'ün S.D.I, s.322-323)
Ekonomik yaşamın faaliyet ve canlılığı, ancak ulaşım araçlarının, yolların, trenlerin, limanların durumu ve derecesiyle orantılıdır.
1922 (Atatürk'ün S.D.1, s. 221)
Memleketimizi, demiryollarıyla ve üzerinde otomobiller çalışır düzenli yollarla ağ haline getirmek zorunluğundayız. Çünkü, batının ve dünyanın araçları bunlar oldukça, trenler oldukça bunlara karşı merkepler ve kağnı ile doğal yollar üzerinde yarışa girişmenin imkânı yoktur.
1923 (Atatürk'ün S.D. II, s. 111)
Yolsuzluk, araçsızlık en önemli eksiğimizdir. Bunların temini çok gereklidir. Memlekette yol yoktur. Birçok yerlerde kağnı arabalarıyla deveden başka taşıt araçları yoktur. Mevcut demiryollarının nerede ve ne kadar az olduğunu söylemeye gerek yoktur. Bütün bu işlerde Meclis'in ve elbette Hükümet'in üzerine düşen çok büyük görevler vardır.
1923 (Gazi ve İnkılâp, Mahmut Soydan, Milliyet gazetesi, 8.1.1930)

Doğu illerimizin belli başlı gereksinimi, orta ve batı illerimize demiryollarla bağlanmaktır.
1935 (Atatürk'ün S.D.I, s.369)
Yollarımızı yüzyılın, bugünkü ilerlemelerin gerektirdiği bir eksiksiz duruma eriştirmek gerekir. Ancak bu şekilde memlekette yaygın olan fakirlik ve yoksulluğa çare bulabiliriz.
1923 (Atatürk'ün S.D.11, s. 50)
Memlekette her araçla bir karış fazla demiryolu meydana getirmek, fakat vaziyet her ne olursa olsun bir gün geri kalmamak kuralı milletin gerçek gereksinimine tam olarak uygun olduğu inancındayım.
1924 (Atatürk'ün S.D.I, s.316)
Az zaman içinde memleketimizin önemli merkezlerini demiryollarıyla birbirine bağlamak gerekir. Memlekette gömülü olan maden hazinelerini işletmek gerekir. Ekonomik canlılığın servet haline dönüşmesi için en gerekli şeyler, yollardır, hızlı taşıt araçlarıdır, demiryollarıdır.
1923 (Gazi ve İnkılâp, Mahmut Soydan, Milliyet gazetesi, 3.2.1930)
Demiryolları, bir ülkeyi uygarlık ve refah ışıklarıyla aydınlatan kutsal bir meş'aledir.
1937 (Atatürk'ün S.D.1, S. 383)
Türkiye Hükûmeti'nin belirlediği projeler çerçevesinde kararlaştırılan zamanlar içinde, vatanın bütün bölgeleri çelik raylarla birbirine bağlanacaktır. Bütün vatan, bir demir kütle haline gelecektir. Demiryolları, memleketin tüfekten, toptan daha önemli bir güvenlik silâhıdır. Demiryollarını kullanacak olan Türk milleti, geçmişindeki ilk sanatkârlığının, demirciliğinin eserini tekrar göstermiş olmakla övünç duyacaktır. Demiryolları, Türk milletinin refah ve uygarlık yollarıdır. Türkiye'de ekonomik yaşamın yüksek gelişmeleri ancak demiryollarla olacaktır. Milletin mutluluğu, geleceği bu yollardan geçecektir. Cumhuriyet hükümetinin bu alandaki çok verimli çabası ve çok idealist hareketi takdire değerdir.
1931 (Ayın Tarihi, Cilt: 25, Sayı: 84-85, 1931)
Ekonominin gelişmesinde başlıca gerekli olan yollar, demiryolları, limanlar, kara ve deniz ulaştırma araçları, millî varlığın maddî ve siyasî kan damarlarıdır; refah ve kuvvet aracıdır.
1930 (Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., s. 266)
Bu köprüler, her biri başlı başına birer teknik ve sanat eseri olarak yeni kuşaklara Cumhuriyet'in armağan anıtları olacaktır. Demiryollarını iç bölgelere bağlayacak ve bu yolların bir an evvel millî ekonomik kalkınmaya en üst hizmetini temin edecek olan karayolu yapımının, önümüzdeki dönemlerde artırılması ve bir plân içinde genişletilmesi gerekir.
1937 (Atatürk'ün S.D.I, s. 383)

Vatanın bayındır duruma getirilmesi
Bir an için vatan dediğimiz kutsal varlığa genel bir görüşle bakalım. Onun yaşam adına, bayındırlık adına her şereften mahrum bir siyah toprak alanından ibaret bırakılmış olduğunu görürüz. O siyah toprak alanının altında defineler ve üstünde soylu ve kahraman bir millet yaşıyor. İşte biz, bütün bu uzun ve katlanılması güç savaşımları, bu aziz atalar mirasının özgür ve bağımsız sahibi olduğumuzu ve daima olacağımızı kanıtlamak için yapmış bulunuyoruz. Vatanın ve millet bağımsızlığının sorumluluğu adına yapmış bulunuyoruz. Bundan sonraki çalışmalarımızın da temel hedefi, aynı sorumluluğun ve huzur ve güvenliğin temini ve kuvvetlendirilmesi olacaktır.
1923 (Atatürk'ün S.D.I, s. 308)
Zaman kavramını anlamak gerekir. Dünyayı dümdüz zannettikleri zaman, bu görüşte olanlar onun beş, altı bin yılda meydana geldiğini zannetmişlerdir. Halbuki, dünyanın niteliği meydana çıktıktan sonra anlaşıldı ki, dünya beş, altı bin yılda değil, ancak milyonlarca yıl içinde meydana gelebilmiştir. Eksiksiz bir eserin anî bir girişimle oluşması o kadar kolay değildir. Aynı zamanda düşünmek gerekir ki, bu eksiklikler yarım yüzyıllık bir gevşekliğin sonucu olsaydı, belki o kadar düşünmeye gerek yoktu. Fakat bütün bu eksikler, yüzyılların biriktirdiği eksikliklerdir. Bu kuşak, hatta bundan sonraki kuşaklar çok yıllar çalışarak bu eksiklikleri giderebileceklerdir. Her vatandaşın arzu ettiğini yapmayı düşünmek hayal peşinde koşmaktır. Yapılabilecek şey, herkesin arzuları sonucunun ortalaması olabilir.
1931 (Vakit gazetesi, 29. 1. 1931)
Türkiye'nin görünüşü
1937 yılında Diyarbakır'dan ayrılırken yolculuk izlenimleri:
Memleketin on bir il merkez ve çevrelerini gezdim. Bütün bu merkez ve çevrelerdeki Türkleri, babaları, anaları ve çocukları ile gördüm; çok sevindim. Yüksek uygarlık temeline tanık oldum. Madenlerden kurulmuş temeller... Bu açılmış maden ocaklarında profesörleriyle, teknisyenleriyle, işçisiyle, baştan aşağı Türk olan yüksek anlayışlı bir insan topluluğu... Öyle memleket bölgeleri geçtik ki orada kadınlar erkeklerden daha çok sabana yapışmış, elinde çapasıyla Türk'ün rızk oluşturan topraklarını zenginleştirmeye çalışıyor, toprağını seviyor, ona gönülden bağlıdır. Bütün bu insanlar, Türkiye Cumhuriyeti zengin, kuvvetli ve görkemli olsun diye kendi rızkının fazlasını seve seve, tereddütsüz,büyük bir özveriyle devlet hazinesine veriyor. Bütün gördüklerimizi bu kısa ifade içinde toplamak mümkün değildir. Türk olsun veya olmasın, bu Türk topluluğu içinde az çok gezen, dolaşan, inceleyen her akıllı insanın, kendini bütün dünyaya büyüklük saçan kuvvetli ve soylu bir varlığın içinde duymamak imkânı yoktur. Böyle duymayan bilinçsizler bir tarafa bırakılınca, gerçek insanlık, tereddütsüz kabul eder ki, Türkiye Cumhuriyeti ve onun bugünkü sahipleri olan Türkler, bütün dünya uygarlık ve insanlığı için benzemeye çalışılacak bir örnektir. Yalnız bu kadar değil, Türkler tarihin çok eski dönemlerinde insanlığa karşı yaptıkları kültürel görevleri, yeniden ve fakat bu kez daha üstün şekilde yapmaya hazırlanan yüksek bir varlıktır.
1937 (Kadri Kemal Kop, Atatürk Diyarbakır'da, s. 98)
Kartal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Eski 28.01.09, 03:29   #17
Müdavim

Kartal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jan 2009
Konular: 1414
Mesajlar: 5,633
Ettiği Teşekkür: 17570
Aldığı Teşekkür: 24297
Rep Derecesi : Kartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Atatürk'ün Fikir ve Düşünceleri

SPOR VE SAĞLIK

Sporun önemi

Her çeşit spor etkinliklerini, Türk gençliğinin millî eğitiminin ana unsurlarından saymak gerekir. Bu işte hükümetin, şimdiye kadar olduğundan daha çok ciddî ve dikkatli davranması, Türk gençliğini spor bakımından da millî heyecan içinde özenle yetiştirmesi önemli tutulmalıdır.
1937 (Atatürk'ün S.D.I, s. 387)
Başarılı olmak için her türlü yardımdan çok bütün milletçe sporun niteliği, değeri anlaşılmak ve ona kalpten sevgi göstermek, onu vatanî görev saymak gerekir.
1926 (Atatürk'ün S.D.1I, s. 245)
Dünyada spor yaşamı, spor âlemi çok önemlidir. Bu kadar önemli olan spor yaşamı, bizim için daha önemlidir;çünkü ırk sorunudur, ırkın düzelmesi ve gelişmesi sorunudur, ayıklanması sorunudur ve hatta biraz da uygarlık sorunudur.
1926 (Atatürk'ün S.D.II, s. 244)
Bir toplum yalnız spor ile rengini ve gücünü değiştiremez. Orada hâkim olan sıhhî, sosyal, uygar birçok gerek ve şartların teminine yönelen girişim ve önlemlerin uygulanması gerekir.
1926 (Atatürk'ün S.D.1I, s. 245)
Fikrî olduğu gibi bedensel gelişmeye de çok önem veririz.
1931 (Atatürk'ün T.T.B.IV, s.551)

Türk gençliğinin kültürde olduğu gibi spor alanında da idealine ulaştırılması için yüksek Meclis'in kabul ettiği Beden Terbiyesi Yasası'nın uygulanmasına geçildiğini görmekle memnunum. 1938 (Atatürk'ün S.D.I, s.395)
Spor ve Türk milleti
Köylülerimiz, köy çocukları denilebilir ki bütün yaşamlarını tarlada, meralarda hareket ve beden çalışması içinde geçirirler. Fakat gereken şekilde, bilim ve teknik kurallarına göre olmadığı için amacın istediği sonuç beklenemez. Türk ırkında geçmişin uğursuz, olumsuz, anlamsız izleri kalmıştır. Tarihlerde dünya hâkimi olmuş koskoca Türk. milletine bugünkü kuşağımız mirasçı olduğu zaman da, bu koca milleti biraz zayıf, biraz hasta, biraz cılız bulmuştur. Efendiler, gürbüz, güçlü evlâtlar isterim!
1926 (Atatürk'ün S.D.II, s. 245)

Türk sporculuğu, uluslararası alanda lâyık olduğu yerini alacaktır. O zaman Türk sporculuğu, memleket ve millet yaşamında etkili olduğu kadar, biraz da uygarlık ve belki de benim tahminimden fazla bir uygarlık belirtisi olacaktır.
1926 (Atatürk'ün S.D.II, s. 246)
Türk gençliğinin spor alanında da gösterdiği yetenek ve faydalı çalışmayı takdirde izliyorum.
1928 (Milliyet gazetesi, 8.9.1928)
Türk milleti anadan doğma sporcudur. Henüz yürümeye başlayan köy çocuklarını bile harman yerlerinde güreşirlerken görürsünüz. Ata en çok ve en iyi binen yalnız Türk erkekler değildir; Türk kadını da bu işi bilir. Hangi milletin daha sporcu olduğu ancak savaş meydanlarında anlaşılır. Türk'ün savaş meydanlarındaki şaşırtıcı karşı koyma ve kahramanlığı, ruhu kadar yapısının da sağlamlığına bir kanıtdır. Yalnız savaş, sporcu milletlerin üstünlüğünü belirtmek için kullanılması uygun görülmeyen müthiş bir aracı olduğundan, ancak gördüğümüz, bildiğimiz usuller uygulanmaktadır.
Benim en çok sevdiğim spor, serbest güreştir. Hangi Türk askerini, köylüsünü isterseniz soyup meydana çıkarınız; dik omuzlan, iyi, kusursuz oluşmuş kasları, keskin yüz çizgileri, yanık tatlı renkleri, kafa yapıları, insanın ruhuna güven ve neşe veren bir eser olarak canlanır.
(Ferit Celâl Güven, Yücel Dergisi, Cilt: X, Sayı: 57, 1939, s. 130)

Güreşin tanımı
Kuvvet ve zekâ oyunu!
(Afetinan, Atatürk'ten Hatıralar, 1950 s. 157)
Türk sporcularına meslek kuralı
Ünlü güreşçi Kurtdereli Mehmet'e yazdığı mektup:
Seni cihanda büyük ün almış bir Türk güreşçisi olarak tanıdım. Parlak başarılarının sırrını şu sözlerle açıkladığını da öğrendim: "Ben her güreşte arkamda Türk milletinin bulunduğunu ve millet şerefini düşünürüm!" Bu dediğini, en az, yaptıkların kadar beğendim. Onun için senin bu değerli sözünü, Türk sporcularına bir meslek ilkesi olarak belirtiyorum. Bununla senden ve sözlerinden ne kadar çok memnun olduğumu anlarsın.
1931 (Tarih IV, Türkiye Cumhuriyeti, Haz: T.T.T.C, s. 268)

Sporcunun özellikleri
Spor, yalnız beden yeteneğinin bir üstünlüğü sayılamaz. Kavrama ve zekâ, ahlâk da bu işe yardım eder. Zekâ ve kavrayışı kısa olan kuvvetliler, zekâ ve kavrayışı yerinde olan daha az kuvvetlilerle başa çıkamazlar.
Ben, sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlâklısını severim.
(Ferit Celâl Güven, Yücel Dergisi Sayı: 57, 1939, s. 130)

Sporda amaç
Sporda tek ve belli bir amaç gözetmek gerekir. Sporu ya propaganda için yapacağız, yahut da bedensel gelişmemizi sağlamak için yapacağız.
1923 (Atatürk'ün S.D.V, s. 98)
Türk sosyal yapısında spor hareketlerini düzenlemekle görevli olanlar, Türk çocuklarının spor yaşamını yükseltmeyi düşünürken, sadece gösteriş için, herhangi bir yarışmada kazanmak emeliyle bir spor çizmezler. Esas olan, bütün her yaştaki Türkler için beden eğitimini sağlamaktır. "Sağlam kafa, sağlam vücutta bulunur" sözünü atalarımız boşuna söylememişlerdir.
1937 (Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., s. 86)
Sivil havacılığa önem vermek
Hava işine, onun bütün dünyada aldığı önem derecesine göre önem vermek gerekiyordu. Bunu göz önünde tutan Cumhuriyet Hükümeti, havacılığı bütün ulusun işlevi yapmak kararında idi.
Türk, yurdun dağlarında, ormanlarında, ovalarında, denizlerinde, her bucağında nasıl bir bilgi ve kendine güvenle yürüyor, dolaşıyorsa, yurdun göğünde de aynı şekilde dolaşabilmelidir. Bu ise, Türk'ü çocukluğundan, vatan kuşlarıyla vatan havası içinde yarışa alıştırmakla başlar. Türk çocuğu! Her işte olduğu gibi, havacılıkta da en yüksek düzeyde, gökte, seni bekleyen yerini az zamanda dolduracaksın. Bundan, gerçek dostlarımız sevinecek, Türk ulusu mutlu olacaktır! 1935 (Atatürk'ün S.D.11, s. 279-280)

Türk Hava Kurumu
Vatandaşların kendi girişimleriyle meydana getirdikleri Tayyare Cemiyeti, az zamanda verdiği verimli sonuçlarla geniş bir ferahlık umdurmaktadır.
1925 (Atatürk'ün S.D.I, s.329-330)

Sağlık koşullarının sağlanması ve devlet
Her ulus çocuklarının sağlıklı ve gürbüz olmaları için yasadıkları bölgenin sağlık şartlarını temin etmek, devlet halinde bulunan siyasal kuruluşların en birinci görevidir.
1937 (Afet İnan, Atatürk Hakkında H.B., s.86)
Kendine, devrimin ve devrimciliğin çeşitli ve vazgeçilmez görevler verdiği Türk vatandaşının sağlığı ve sağlamlığı, her zaman, üzerinde dikkatle durulacak millî sorunumuzdur.
1937 Atatürk'ün S.D.I, s. 378)
Milletimizi tam güvenlik içinde yaşatmak ülkümüz olduğu gibi, onun sağlığına özen göstermek ve mevcut imkânlarımız oranında toplumsal dertlerine çare bulucu olmak da hükümetimizin görevlerindendir.
1922 (Atatürk'ün S.DJ, s.216)
Zamanımıza kadar genel sağlığın uğradığı ihmalin derecesi, savaşım yoluna girildikçe daha kuvvetli kendisini göstermektedir. 1924 (Atatürk'ün S.D.I, s. 321)
Sağlık ve sosyal yardım konularında izlediğimiz amaç şudur: Milletimizin sağlığının korunması ve kuvvetlendirilmesi, ölümün azaltılması, nüfusun artırılması, bulaşıcı ve salgın hastalıkların etkisiz hale getirilmesi, bu yolla millet bireylerinin dinç ve çalışmaya yetenekli bir halde sağlıklı vücutlar olarak yetiştirilmesi...
1922 (Atatürk'ün S.D.1, s. 217)
Nüfusumuzun korunması ve artırılması amacını önemle göz önüne koyarım. Halk sağlığı için esaslı olarak göz önüne alınan önlemler durmaksızın daha iyi duruma getirilmeli ve genişletilmelidir. Verimli ve doğurgan olan Türk milleti sürekli ve bilimsel sağlık özenine erişince Türk vatanını hızla dolduracak ve şenlendirecek kuvvette olduğunak imsenin şüphesi yoktur.
1924 (Atatürk'ün S.D.1, s316)
Sağlık örgütümüzde, memleketin gereksinimlerine uygun amaç ve çaba açık olarak görülmektedir. Cumhuriyet Hükûmeti'nin başlı başına bir esas olarak başarıyla izlediği sağlık savaşımına, gittikçe araçlarını artıran bir genişlikle devam olunması gerekir ve önemlidir.
1925 (Atatürk'ün S.DJ, s. 326)
Her çeşit sağlık savaşımını, mümkün olan derecede çabuk ve geniş bir şekilde izlemek, başlıca hedeflerden olmaya lâyıktır. 1929 (Atatürk'ün S.D.I, s. 347)
Ulusun, ulus gençlerinin, çocukların sağlıkları, sağlamlıkları, gürbüzlükleri üzerine düştüğümüz çok gerekli, bir yaşamsal iştir. Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı'nın bu yönden bize kıvanç verecek yolda çalışmakta olduğunu
görmekteyiz. 1934 (Atatürk'ün S.D.1, s.363)
Türk'e ev ve bark olan her yer, sağlığın, temizliğin, güzelliğin, çağdaş kültürün örneği olacaktır.
1935 (Atatürk'ün S.D.I, s. 370)
Türk topluluğu içinde gerçekten himaye ve yardıma muhtaç olanlar dikkat gözümüzün önündedir.
1931 (Atatürk'ün T.T.B.IV, s.551)

Kızılay hakkında
Kızılay üye sayısının, memleketin toplumsal erginliği ile orantılı bir dereceye varmasını ve bütün milletin bu orantıyı sağlamasını temenni ederim.
1926 (Atatürk'ün S.D.1, s. 334)
21 Mart 1923 günü Konya'da, Kızılay Kadınlar Şubesi'nin düzenlediği çayda söylemiştir:
Kızılay Derneğinin ve özellikle bu yüce dernekte pek büyük bir çalışma ve yetenekle özveride bulunan saygıdeğer hanımlarımızın askerî harekâtta, Millî Mücadele'nin başarıya ulaşmasında gösterdikleri çaba ve yardım, orduya yapılan hizmetlerin değerlilerinden birini oluşturmaktadır. Ordunun Başkomutanı sıfatıyla yüksek kurullarına teşekkürlerimi takdim ederim.
1923 (Atatürk'ün S.D.H, s. 147)
Saygıdeğer Kızılay Demeği'nin, yaralı gazilere yaptığı seçkin hizmetleri, özel takdir ile anmaya değer görürüm.
1922 (Atatürk'ün S.D.1, s.236)
Kartal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Eski 28.01.09, 03:30   #18
Müdavim

Kartal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jan 2009
Konular: 1414
Mesajlar: 5,633
Ettiği Teşekkür: 17570
Aldığı Teşekkür: 24297
Rep Derecesi : Kartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Atatürk'ün Fikir ve Düşünceleri

TÜRK ORDUSU VE TÜRK ASKERİ

Türk ordusu

Ordu, Türk ordusu!.. İşte bütün milletin göğsünü güven, gurur duygularıyla kabartan şanlı ad! Onu, bu yıl içinde kısa aralarla iki defa, büyük kitleler halinde, yakından gördüm; Trakya ve Ege büyük manevralarında... Disiplinini, enerjisini, subaylarının anlayışlı gayretini, büyük komutan ve generallerimizin yüksek yönetim yeteneklerini gördüm. Derin övünç duydum, takdir ettim. Ordumuz, Türk birliğinin, Türk kudret ve yeteneğinin,Türk vatanseverliğinin çelikleşmiş bir ifadesidir. Ordumuz,Türk topraklarının ve Türkiye ülküsünü gerçekleştirmek için harcamakta olduğumuz sistemli çalışmaların yenilmesi İmkânsız güvencesidir.
1937 (Atatürk'ün S.D.I, s. 387)
Bütün millete kararlılıkla ve kalp güvenliğiyle bildiririm ki, cumhuriyet orduları cumhuriyeti ve kutsal topraklarını güvenle koruma ve savunmaya güçlü ve hazırdır.
1925 (Atatürk'ün S.D.II, s.229)
Türk ordusunun görevi ve milletin güveni
Zaferleri ve geçmişi insanlık tarihi ile başlayan, her zaman zaferle beraber uygarlık ışıklarını taşıyan kahraman Türk ordusu! Memleketini en buhranlı ve güç anlarda zulümden, felâket ve sıkıntılardan ve düşman saldırısından nasıl korumuş ve kurtarmış isen, cumhuriyetin bugünkü verimli döneminde de askerlik tekniğinin bütün modern silâh ve araçları ile donatılmış bir şekilde görevini aynı bağlılıkla yapacağına hiç şüphem yoktur. Türk vatanının ve Türklük topluluğunun şan ve şerefini, iç ve dış her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan görevini her an yapmaya hazır ve hazırlanmış olduğuna benim ve büyük ulusumuzun tam bir inan ve güvenimiz vardır. Büyük ulusumuzun orduya bağışladığı en son sistem fabrikalar ve silâhlar ile bir kat daha kuvvetlenerek büyük bir nefis feragati ve yaşamı hiçe sayma ile her türlü görevi yerine getirmeye hazırolduğunuza eminim.
1938 (Ulus gazetesi, 30. 10. 1938)
Türk ordusunun kahramanlığı
Türkiye Cumhuriyeti yalnız iki şeye güvenir: Biri millet kararı, diğeri en elim ve en güç şartlar içinde dünyanın takdirlerine hakkıyla lâyık olma niteliği kazanan ordumuzun kahramanlığı; bu iki şeye güvenir. Arkadaşlar! Komutamız altında bulunan ordular, gerçekten kahramanlığına güvenilir ordulardır. Bu ordular tarihte benzeri görülmemiş kahramanlıklar, özveriler göstermiştir. Şanlı zaferler kazanmıştır. Millet ve memleketin gerçekten gönül borcu ve teşekkürüne hak kazanmıştır.

Arkadaşlar, Türkiye en zayıf sanıldığı bir zamanda en kuvvetli olduğunu kanıtlamıştır; ordusu sayesinde! Ordumuz vatan içinde zafer kazanmıştır. Bu olay Türkiye'nin olağanüstü gücüne, yüce kararlılığına ve ölmez varlığına en belirgin kanıttır. Düşmanın vatan içine girmiş olması, düşman lehine birçok durum ve sebepler doğurur. Bütün bu güçlükleri aşarak düşmanı vatan içinde mağlûp etmek,mahvetmek başlı başına bir varlık, büyük bir kuvvet eseridir. Vatan içerisinde mağlûbiyetin sonucu son derece fecidir, tehlikelidir; bu gerçeği doğrulayan yakın ve uzak tarihî örnekler çoktur. 1924 (Atatürk'ün S.D.II, s. 171)
Ordumuzun başında ölüme giden, seve seve kanını akıtan, vücutlarını parça parça etmekten zevk alan subay ve komutanlarımızın kahramanlığını söylemek gereksizdir. Fakat buna bir kelime ilâve ederek, söz konusu olan bir fikri açıklığa kavuşturmak isterim: Memleketimiz ve milletimiz
her ne zaman felâketlerle karşı karşıya kaldıysa, hiç şüphesiz ki bütün vatan evlâtları, memleket evlâtları en büyük özveriye katlanmaktan çekinmemiştir. Yalnız, bütün bu memleket evlâtlarını, vatanın savunulması için ölüme götürmek sorumluluğunu üzerine alan ve aynı zamanda onların ilerisinde göğsünü düşman kurşunlarına geren subaylardır, komutanlardır.
1923 (Atatürk'ün S.D.1, s. 311)

Türk ordusunun göreve bağlılığı
Bu saldırı gününde*, en son kanatta bir tümenimiz -57. Tümen- saldırılarını yöneltirken, kuvvetlerini biraz birbirinden uzakta bulundurmuştu. Bu nedenle düşman üzerine, etkili bir baskı yapamıyordu. O tümenin komutanı Reşat Bey adında bir kişiydi. Bu kişiyi çok eskiden tanıyorum; Muş'ta beraber savaştık, Suriye'de çok savaşlar yaptık. Çok değerli bir askerdi; kendisinin bana sevgisi ve güveni vardı. Telefonla sordum: "Niçin hedefinize ulaşamadınız?" dedim. Cevap olarak dedi ki: "Yarım saat sonra bu hedeflere ulaşacağız!" Halbuki, yazık ki yarım saatte bu hedefler ele geçirilememişti. Tekrar sorduğum zaman, telefonda Reşat Bey'in son veda yazısını okudular; orada diyordu ki: "Yarım saat içinde size o mevzileri almak için söz verdiğim halde, sözümü yapamamış olduğumdan dolayı yaşayamam!" Bu örneği, Reşat Bey'in o hareketini takdir etmek için söylemiyorum. Elbette öyle bir davranış ve öyle bir hareket, bizce kabule değer değildir. Yalnız, ordumuzda subayların, komutanların kendilerine verilen görevi yapmada gösterdiği, istekle ileri atılışı ve namus hissini göstermek isterim. Gerçekten, ordumuzdaki subaylar ve komuta yüksek
kurulu, birbirlerine karşı böyle bir sevgiyle, saygıyla, inan ve güvenle bağlıdır ve üstünden aldığı emri bir namus sayarak yaparlar.
1922 (Atatürk'ün S.D.I, s. 245-246)
Türk milleti ve ordu
Bütün tarih bize gösteriyor ki, milletler, yüksek hedeflerine erişmek istediği zaman, bu coşkuları karşısında üniformalı çocuklarını bulmuşlardır. Tarihin bu genelliği içinde yüksek bir ayrılık bizim tarihimizde, Türk tarihinde görülür. Bilirsiniz ki Türk milleti, ne zaman yükselmek için adım atmak istemişse, bu adımların önünde daima baş olarak, daima yüksek millî ülküyü gerçekleştiren hareketlerin önderi olarak, kendi kahraman çocuklarından kurulu ordusunu görmüştür. Bunun içindir ki Türk milleti, tehlikelere karşı elinde kılıç yürümeye hazır bulunan kahraman çocuklarına derin güven beslemiştir ve bu güveni daima besleyecektir. Bundan sonra da, Türk milletinin yüce idealinin gerçekleşmesi için kahraman asker evlâtları hep önde gidecektir.
Bugün Türk milleti, başardığı her hayatî şeyin kahramanı olarak kendi ordusunu, ordusuna komuta eden öz evlâtlarından kurulu subaylar topluluğunu, yüksek komuta kurulunu görmektedir. Millet ve kahraman çocuklarından meydana gelen ordu, o derece birbiriyle birleşmiştir ki, dünyada ve tarihte bunun örneği pek seyrektir. Bu millî görünüş ile daima övünebiliriz.
1931 (Ayın Tarihi, Sayı: 84-85, 1931. s. 7291)
Yürümekte olduğumuz yenilik, gelişme ve uygarlık yolunda sizlerden oluşan bir Türk ordusuna dayandıkça, kesinlikle başarılı olacağımıza imanım tamdır. Şimdiye kadar olduğu gibi, birbirimize dayanarak ve hep beraber milletin iradesine dayanarak yürümekte devam edeceğiz. Milletimizin yol almak zorunda olduğu aşamalar büyüktür; erişilmesi zorunlu olan hedefler çoktur. Kesinlikle bu aşamalar geçilecek, en ışıklı hedeflere varılacaktır. Onun için birbirimize vereceğimiz işaret: İleri! İleri! Daima ileridir!
1925 (Atatürk'ün S.D.1I, s. 234)
Milletimiz tam bir kararlılıkla toplumsal ve fikrî gelişimine çalışırken, onu yolundan alıkoyacak iç ve dış engellerin karşısında kuvvetli, kudretli, yüksek görevini anlamış kahraman ordumuzun hazır bulunduğunu düşünerek gönlü rahat olabilir. Bütün millete kararlılıkla ve kalp güvenliğiyle bildiririm ki, cumhuriyet orduları cumhuriyeti ve kutsal topraklarını güvenle koruma ve savunmaya güçlü ve hazırdır.
1925 (Atatürk'ün S.D.II, s. 229)

Türk milleti ordusunu çok sever; onu kendi idealinin koruyucusu kabul eder.
1931 (Ayın Tarihi, Sayı: 84-85, 1931. s. 7291)
Türk milleti gerçekten büyük millet! Hüner ona lâyık komutan olabilmekte.
1921 (Yunus Nadi, Ayın Tarihi, Sayı: 60, 1938, s. 134)
Türk Ordusunun değeri
Ben, Türk ordusunun yabancısı bir adam değilim; ben,ordu ile küçük subaylıktan beri derinden ilişki kurmuş bir askerim. Ben, olayların yönlendirmesiyle ordunun içinde subay, nihayet komutan olarak iş görmüş ve zannıma göre başarılı olmuş bir komutanım. Türk ordusunu, onun erdemini, değerini ve bu ordu ile neler yapılabileceğini bizim kadar anlayan az olmuştur.
1918 (Falih Rıfla Atay, Atatürk'ün BA., s. 13)
Benim için ordumuzun değerini ifadede ölçü şudur: Türk ordusunun bir birliği, eşitini kesinlikle mağlup eder; iki mislini durdurur ve tespit eder. Şimdilik bundan fazlasını istemiyorum. Çünkü, fazlasını milletimizin yaradılıştan sahip olduğu savaşkanlık zaten temin etmektedir. Fakat bu değeri kesinlikle korumak gerekir. Bunu, askerî bir esas, bir kural olarak göz önünde tutmalıdır. Bu değer korundukça kuruluşumuzu, yetiştirme ve eğitimimizi, yönetimimizi bu hedef ve amaca yürüttükçe, Türkiye'nin her türlü saldırı ve sataşmadan korunacağına kimsenin şüphesi kalmaz.
1924 (Atatürk'ün S.D.II, s. 170)
Cumhuriyet orduları tarihe yazdığı büyük zaferlerin neşesinden, ancak daha yüce görevlerin yerine getirilmesinde gereken askerî nitelik ve meziyetlerini her gün artırmak için istifade etmektedir.
1925 (Atatürk'ün S.D.II, s.229)
Türk milleti ve onun küçük ve büyük yaştaki çocukları, çelikten yapılmış heykellerdir! Onların ne olduklarını anlamak için onlarla savaş meydanlarında boy ölçüşmek gerekir. İşte böyle bir girişimdir ki, Türk gençliğinin binlerce yıl önceden beri tanınmış olan yüksek değer, kuvvet, kudret ve yenilmez zekâsının sınavı olur. Türk milleti her an ve her kiminle olursa olsun böyle bir sınava hazırdır.
1937 (Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., s. 87-88)
Tarihte bütün bir vatanı, çok üstün düşman kuvvetleri karşısında, son toprak parçasına kadar karış karış kahramanca ve namusluca savunmuş ve yine varlığını koruyabilmiş ordular görülmüştür. Türk ordusu, o cevherde bir ordudur. Yeter ki ona komuta edenler, komuta edebilmek özelliklerine sahip bulunsun! 1927 (Nutuk II, s. 492)

Cumhuriyetin kara, deniz ve hava kuvvetleri, her hususta değerli takdirinize ve güveninize lâyıktır. Bunu, tam ve kesin inançla söyleyebilirim.
1929 (Atatürk'ün S.D.l, s. 3-7)
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, kara ordumuzun yanında donanmamızı kurarken, hava filolarımızı da en son hava şartlarıyla düzenlemekten geri kalmadı. Şahıslarıyla onur duyduğumuz hava subaylarımız ve komutanlarımız da yetişmiş bulunuyorlar. Uçmanlarımız her zaman ve her halde, ulusun yüzünü ağartacak yüksek değerdedirler.
1935 (Atatürk'ün S.D.1I, s.279)
Türk askeri
Dünyada sevgisi benim için yegâne cömert olan şey Mehmed'in, Türk köylüsünün soyluluğundan gelen şeylerdir. Onun sevgisine inanmış ve kanmış olanlar, insanların en mutlusudurlar.
(Ferit Celâl Güven, Yücel Dergisi, Sayı: 57, 1939, s. 130)
Dünyanın hiçbir ordusunda yüreği seninkinden daha temiz, daha sağlam bir askere rast gelinmemiştir. Her zaferin mayası sendedir. Her zaferin en büyük payı senindir. İnancınla, imanınla, emre uymanla, hiçbir korkunun yıldıramadığı demir gibi temiz kalbinle düşmanı sonunda alt eden büyük gayretin için gönül borcumu ve teşekkürümü söylemeyi kendime en aziz bir borç bilirim.
1921 (Atatürk'ün T.T.B.IV, s. 414)
Mehmetçik, o ne elmastır o! Mehmetçik, dünyanın en yiğidi Mehmetçik...
1925 (İsmail Habib Sevük, Atatürk İçin, s. 101)
Mehmetçiğimizi anmak için büyük, çok büyük anıtlar yapmalıyız; fakat bu, bir zaman ve imkân sorunudur. Ancak, sizi rahatlatmak için söyleyeyim ki, bu toprakların Türk sınırları içinde kalmasıyla, Mehmetçik en büyük anıtı kendisi kurmuştur.
1935 (Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., s. 159)
Balkan Savaşı komutanlarından birinin "Efendim, bu Türk neferlerinden hayır yoktur, yalnız kaçmayı bilirler" şeklinde konuşması üzerine verdiği cevap:
Biz de askeriz, biz de bu orduyu komuta etmiş adamız. Türk askeri kaçmaz, kaçmak nedir bilmez! Eğer Türk askerinin kaçtığını görmüşseniz, derhal kabul etmelidir ki, onun başında bulunan en büyük komutan kaçmıştır. Eğer siz kaçtığınız küçüklüğünü Türk askerlerine yüklemek istiyorsanız, insafsızlık ediyorsunuz.
1918 (Falih Rıfkı Atay, Atatürk'ün BA., s. 52)
Sakarya Meydan Savaşı'na ilişkin anlattığı bir anısı ;
- Tepe, düşman ateşinin odaklasan yoğunluğu ile âdeta yanardağ manzarası veriyor. Oradaki yetersiz kuvveti durmaksızın desteklemek gerek. Şuradan gelen beş yüz, buradan yetişen bin kişilik kuvvetlere daima tepeyi gösteriyordum. "Asker! Bak şu tepeye; gördün mü, işte oraya!" diyordum. Askerler bir tepeye, bir silâhlarına bakarak koşuyorlar, tepeye çıkıyorlar ve ateşin içinde kayboluyorlardı. Bu ısrarımızın bu kadar cesur ve yılmaz bir kahramanlıkla desteklenişi, tepeyi bizde bıraktırdı. Bu sonuç, o gün için olağanüstü büyük bir önem taşıyordu.
(Yunus Nadi, Cumhuriyet gazetesi, 13. 3. 1931)
Türk'ün bir büyüğüne, komutanına bağlılığı dünya yüzünde benzersizdir.
(Vasfı Rıza Zobu, Nükte, Fıkra ve Çizgilerle Atatürk IH, Der: NA. Banoğlu, s. 46)

Askerler mert olur; Türk askeri ise mertlerden mert ve pek mert olur.
1919 (Reşit Paşa'nın Hatıraları, s. 61)
Malûl gaziler
Memleket savunması ve milletin bağımsızlığı uğrunda sakat kalan ordu mensupları ve millet bireyleriyle genel olarak emekliler ve yetimler ve dulların fakirlik ve yoksulluklarına meydan bırakmayacak önlemler alınacaktır.
1923 (Atatürk'ün T.T.B.IV, s.490)

Şehitlere saygı ve şehitlikleri düzenleme
Şehitlikleri İmar Cemiyeti'ne çektiği telgraftan:
Cemiyetin, aziz vatan şehitlerinin ruhlarını kutsama amacıyla yaptığı girişim ve değerbilirliğinden memnun oldum.
1927 (Atatürk'ün S.D.V, s.159)
Kartal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Eski 28.01.09, 03:31   #19
Müdavim

Kartal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jan 2009
Konular: 1414
Mesajlar: 5,633
Ettiği Teşekkür: 17570
Aldığı Teşekkür: 24297
Rep Derecesi : Kartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Atatürk'ün Fikir ve Düşünceleri

MİLLÎ SAVUNMA VE ASKERLİK SANATI

Ordunun görevi
Ordunun görevi, vatanı çiğnemek isteyen düşmana karşı ayağa kalkmaktır. Bu kalkış, elbette yerinde durmak için değil, düşmana atılmak için olursa kalkılmış olduğuna değer.
1914 (Mustafa Kemal, Z. ve K. Hasbıhâl, s.19)
Vatan savunmasına ait görevlerden daha önemli ve yüce görev olamaz.
(Kadri Yaman, Yurt Müdafaasında Türk Gençliği, 1938, s .3)
Millî ordu, millet birliğinin ve devlet varlığının en göze çarpan örneğidir. Ordu, dışarıya karşı devletin varlığını temin ve gerektiğinde içeride büyük asayişsizliği ortadan kaldırır. Her bireyin, devlet içinde yerine girmek görevi ve her bireyin devlet için sorumluluğu, ordu yaşamında fiilen belirgin bir şekilde görülür. Ordu, cumhuriyet aleyhine girişimlere karşı, devlet ve hükümetin irade ve kuvvetini belirtir. Bu şekilde herkesi devlet düzeninden, devlet güvenliğinden paydaş yapmak görevini yapar. Devlet ve hükümet gibi ordu da kendisi için bir varlık değil, belki, milletin yaşamak ve var olmak iradesinin bir şeklidir. Ordunun devlete karşı en birinci görevi, en üst derecede kudret ve yeteneğe sahip olmaya çalışmaktır. Devletin büyüklük ve şerefi bununla yükselir.
1930 (Afetinan, M.B. ve M.K. Atatürk'ün El Yazıları, s. 116)

Ordunun gereği ve önemi
Türk vatandaşı kesin olarak bilmelidir ki, bir milletin insanlık ve uygarlık âleminde yükselmesi ve başarılı olması, yalnız ve ancak kendi kuvvetine dayanarak, özgürlük ve bağımsızlığını dokunulmaz bulundurmasıyla mümkündür. Bunun başka çare ve yolu yoktur.
Ordu istemeyen ve ordunun yüklediği maddî, manevî özveriyi göze aldırmayan bir millet, tutsaklık zincirini kendi eliyle boynuna geçirir.
1930 (Afetinan, M.B. ve M.K. Atatürk'ün El Yazıları, s. 118)
Sağlam bir devlet yaşamı için, ordunun gerekliliğine kanıt aramak gereksizdir. Etrafındaki devletler silâhlı oldukça, hayır, dünya yüzünde bir tek silâhlı devlet bulundukça görevini bilen bir devlet, bütün antlaşmalara rağmen ve bütün antlaşmalarla beraber kendi güvenliğini her şeyden evvel kendi kuvvetine dayandırır.
1930 (Afetinan, M.B. ve M.K. Atatürk'ün El Yazıları, s. 117)

Savaş araçlarına sahip olmayan veya savaş aracı zayıf olan milletler, kuvvetlilerin bağımlısı, haraç vereni, tutsağı olmuşlardır.
1930 (Afetinan, M.B. ve M.K. Atatürk'ün El Yazıları, s. 117)

Bir orduyu yaşatan güç ve ruh
Kuşkusuzdur ki, bir orduyu meydana getiren, genellikle, her birey, canlı bir makinenin canlı unsurları, parçalarıdır. Bu makineyi işleten, her unsurunu, her parçasını harekete geçiren araç, buharla işleyen motorlar değildir. O işletme aracı, ordu makinesini oluşturan canlı unsurların beyinlerindeki kuvvet ve kanlarındaki ruhtur. Bu beyinlerde ve bu kanlarda, gereken akım kuvveti ve hızı bulunmazsa makine durur ve başka hiçbir kuvvet onu işletemez. Böyle bir makinenin yeniden çalıştırılması için herhangi bir veya birkaç makinistin sanat ustalığı da yetmez ve bu işi üzerine alamaz. Çünkü bu uyuşuk beyinlerden ve durgun kanlardan oluşmuş yığınlar taş, demir ve odun yığınlarından daha hareketsiz ve daha ağırdır.
1914 (Mustafa Kemal, Z. ve K. Hasbıhâl, s. 26)
Temel cevherini koruyan, aklını ve sezişini koruyan bir ordu için mevziin önemi yoktur. Bir asker her yerde savaşır; tepenin üstünde, tepenin altında, derenin içinde de savaşır.
1921 (Atatürk'ün S.D.t, s. 174)
Bir milletin ve ordusunun güçlü oluşunun koşulları
En iyi siyasetin, her türlü anlamıyla "en çok kuvvetli olmak"ta bulunduğunu kabul ederim. Bu sözden amacım, yalnız silâh kuvveti olduğunu sanmayınız, tam tersine asker olmama rağmen bu, bence kuvvet toplamının oluşturduğu etkenlerin sonuncusudur. Benim dilediğim manevî yönden, bilimsel yönden, teknik yönünden ve ahlâk bakımından kuvvetli olmaktır. Çünkü bu saydığım niteliklerden mahrum olan bir milletin bütün bireylerinin en son silâhlarla donatıldığını varsaysak bile kuvvetli olduğunu kabul etmek doğru olmaz.
Bugünkü milletler arasında insan olarak yer alabilmek için silâh elde hazır olmak yeterli değildir. Benim düşünüşüme göre kuvvetli bir ordu denildiği zaman anlaşılması gereken anlam, her bireyi, özellikle subayı, komutanı uygarlığın ve tekniğin gereklerini kavramış ve ona göre iş ve hareketlerini uygulayan, yüksek ahlâkta bir topluluktur. Şüphe yok ki biricik amacı, görevi, düşüncesi ve hazırlığı vatan savunmasıyla sınırlanmış olan bu topluluk, memleketin siyasetini yönetenlerin en sonunda verecekleri kararla faaliyete geçer.
1918 (Hikmet Bayur, T.T.K. Belleten, No: 128, 1968, s.488)

Teknik araçlara sahip olmayan bir ordu ile, teknik araçlara sahip olan ordulara karşı savaşmak imkânı hemen kalmamıştır. Bu sebeple ordu oluşturulmasında çağdaş araçlar ve silâhlar, kesinlikle göz önüne alınmalıdır. Bu bir zorunluktur. Memleketin ekonomi ve sanat vaziyeti ne kadar uygun ise savaşta o kadar başarılı olunur. Bu sebeple savaş, yalnız cephelerde savaşan askerlerin faaliyeti demek değildir. Bir memlekette, bütün vatandaşların her türlü çalışma ve faaliyeti demektir. Barış zamanında da bu genel faaliyetin ortak hedefe yöneltilmesi önemlidir. Ortak hedef, bağımsızlığın dokunulmazlığını sağlamaktır.
1930 (Afetinan, M.B. ve M.K. Atatürk'ün El Yazıları, s. 114)
Süngü, kuvvet, şeref ve saygınlığın savunamadığı sınırlar, başka hiçbir ilkeyle savunulamaz.
1926 (Falih Rıjkı Atay, Atatürk'ün BA., s. 61-62)
Bir ordunun değeri
Bir ordunun değeri, subay ve komuta kurulunun değeri
ile ölçülür. 1923 (M.E.İ.S.D. I, s. 18)
Gerek komutanların ve gerek erlerin, bizzat düşüncelerini işleterek kendiliklerinden iş görebilecek üstün nitelikte yetiştirilmiş oldukları inancına ulaşmadan, bir askerî kıt'anın, bir ordunun güvenilir ve dayanılır bir kuvvet olarak tanınması dalgınlıktır, felâkettir.
1914 (Mustafa Kemal, Z. ve K. Hasbıhal, s. 22)

Zaferin koşulları
Zafer, "Zafer benimdir!" diyebilenindir. Başarı, "Başaracağım!" diye başlayanın ve "Başardım!" diyebilenindir.
1925 (Atatürk'ün S.D.II, s. 206)
Savaş meydanlarında düşmanlara üstün gelenler ve zafer kazanmış olan milletler çoktur. Fakat gerçek zafer, gerçek zafere daima aday olabilmek, zaferde gerekli olan kuvvetlerin kaynaklarını yükseltmekle, güçlendirmekle mümkündür.
1923 (Taha Toros, Atatürk'ün Adana Seyahatleri, s. 17)
Zafer ve amacı
Hiçbir zafer, amaç değildir. Zafer, ancak kendisinden daha büyük olan bir amacı elde etmek için gereken en belli başlı araçtır. Amaç, fikirdir. Zafer, bir fikrin elde edilişine hizmeti oranında değer ifade eder. Bir fikrin elde edilmesine dayanmayan bir zafer devamlı olamaz; o, boş bir çabadır. Her büyük meydan savaşından, her büyük zaferin kazanılmasından sonra yeni bir âlem doğmalıdır; doğar! Yoksa başlı başına zafer, boşa gitmiş bir çaba olur.
1921 (Ruşen Eşref Onaydın, Atatürk'ü Özleyiş, s. 44)

Komutan ve nitelikleri
Komutan, yaratan demektir.
1932 (İsmail Habib Sevük, Atatürk İçin, s. 85)
Komutanlar, astlarından yüksek ve bilgili olmalıdırlar.
(Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., s, 78)
Komutan olan kişi, tehlike zamanlarında askerleri kendi iradesine uygun şekilde yönetmek zorundadır; bu nedenle insanlara beğenilmekten ziyade onlara emir vermeye ve egemen olmaya eğilimli bir yaradılış ve tabiata sahiptir. Başkalarına emretmek ve egemen olmak, karar sahibi olmaya bağlıdır. Kararlılıkla yapılan bir iddia veya teklif, nadiren itiraza uğrar. İnsanlar, arkasından gidecekleri adamın, gerçekten kendilerine baş olmasını isterler; ancak bu takdirde, kendi esenlikleri için güven duyabilirler. Kuvvetli bir kararlılık için kendine güven şarttır.

Sorumluluğu üstlenmek cesaret ve isteği, komutana en çok gerekli olan bir özelliktir; bu pek nadirdir. Birçok insanlar, sorumluluğu başkalarına ait bildikleri zaman, düşünmeden en fena tehlikelere atılırlar; sorumluluk kendilerine yükletildiği anda kararsız ve çekingen olurlar. Çünkü, sorumluluğu üstlenmek, felâketli zamanlarda suçlu olmak demektir. Sorumluluktan korkmak, kalbin gizli bir halidir. Halbuki, bir komutan ancak sorumluluğu üstlenmek cesareti sayesinde büyük işler görebilir. Çünkü, deneyim ve bilgi noktasını tamamlayacak yardımcılar daima bulunabilir. Sorumluluğu üstlenmek cesareti, komutana bir soyluluk veren yüksek kalplilikten doğar. Bu doğuştan gelen özellik, kibirli olmamak şartiyle, komutanı herkese üstün yapar.
Komutan olan kişinin, insan tanıması gereklidir. Çünkü, ordu cansız bir âlet değildir. İnsanların değerleri, mizaçlarına ve duygularına göre değişir.
Cesaret ve yiğitlik, her askere gereklidir. Fakat komutan, büyük adamlara özgü yaradılıştan ve az bulunur bir cesarete sahip olmalıdır. Bu çeşit cesaretin sahibi, onun varlığından haberdar olmaz; ölümden korkmamak hali kendisinde o kadar doğaldır ki, en şiddetli bir tehlike zamanında, herkes az çok bir şaşkınlıkla iş gördüğü halde, onun fikrinde daha ziyade kuvvet ve yaratma gücü oluştuğu hayretle görülür.
Komutan olanlar için daha birçok güzel huylar sayılabilir. Fakat, büyük komutanlara birtakım kusurlar da yöneltilir. Örneğin: Merhametsizlik. Yüz binlerce insanın dövüştüğü savaş meydanları, her çeşit felâket ve sefalet yeri olabilir. Ortalık cesetlerle dolar, kan deryası haline gelir. Böyle manzaralar karşısında herhangi bir insan acıma ve merhamete gelir, ürker. Burada da komutanı koruyacak, kendine özgü özelliktir. Buna merhametsizlik diyorlar; halbuki bu, gerekli bir katılıktır.Bir komutanda bulunması gerekli nitelikler göz önüne getirilince, her millette büyük komutanların az olarak yetiştiğinin sebebi kolay anlaşılır.
1930 (Afetinan, M.B. ve M.K.Atatürk'ün El Yazıları, s. 112-113)
Komutanların en büyük cesareti, sorumluluktan korkmamalarıdır. Gerçekten sorumluluğun ağırlığını, ben kendi kişiliğimde denedim. Namuslu ve onur sahibi bir komutan için ölüm, hiçbir zaman hatıra gelmez; onu düşündüren, yaptığı işlerin yerinde olduğu ve olmadığıdır. Tersine, geri çekilme manevrası için komutanda pek büyük karar yanılmazlığı, görüş kudreti olmak gerekir. Bizim ordumuzu felâketlere götüren, çoğu kez geri çekilme manevrası için çaba ve karar sahibi komutanlarımızın yokluğu olmuştur. Üstün düşman saldırısı karşısında, ekseriya komutanlar askerin kendi kendine yerlerini terk ettikleri zamana kadar karar vermekten korkup çekinirler ve sonra da geri çekilmeyi bir suç ve askeri suçlu görürler.
1918 (M. Kemal Atatürk'ün Karlsbad Hatıraları, Afetinan, s. 41-42)
Eksiksiz bir komutanı oluşturan şey, eksiksiz ahlâktır.
1930 (Afetinan, M.B. ve M.K. Atatürk'ün El Yazıları, s. 112)
Komutanlar, emir vermiş olmak için emir vermezler.Gerekli ve yapılabilme yeteneği olan hususları emrederlerve emir verirken, kendini, o emri yapacak olanın yerine koymak ve emrin nasıl yapılacağını ve uygulanacağını düşünmek ve bilmek gerekir.
1922 (Nutuk II, s. 744)
Komutan olan bir kimsenin, büyük bir kararlılıkla fırsatları elden kaçırmaması gerekir. Aynı zamanda, akla uygun olan şeyleri izlemesi gerekir. Değişikliklerin belli ve belirli vaziyetleri yoktur.
1930 (Ayın Tarihi, No: 73, 1930, s. 6051)
Komutanlık, pek önemlidir. Bir ordu, gerçek bir komutanın emri altında, kendinden büyük kuvvetleri mağlup edebilir. Aynı ordu herhangi bir komutanın emri altında, sebepsiz mağlup olabilir. Mağlup bir ordu, güçlü bir komutanın emri altında muzaffer ve galip olabilir. Büyük komutanlar pek çok defa, başkasının egemenliği altına geçmiş ve dağılmaya yüz tutmuş milletlerin savaş kuvvetlerine yeniden bir canlılık vermeyi başarmışlardır. Çoğu kez bir büyük komutanın ölmesiyle veya ordu üzerinden çekilmesiyle, milletlerin askerî şerefinin de yavaş yavaş ortadan kalktığı görülmüştür.
1930 (Afetinan, M.B. ve M.K. Atatürk'ün El Yazıları, s. 112)
Vatandaş bilmelidir ki, ordu ne kadar önemli ise, onun başına geçirilecek olan millî başkomutan da başarı için, en aşağı o kadar önemlidir.
1930 (Afetinan, M.B. ve M.K. Atatürk'ün El Yazıları, s. 113)
Saldırıyı komutan yapar, savaşı yönetmek kudretindeki komutan! Efendiler, komutan kimdir bilir misiniz? Subay vardır ki yönetimine yüz veya bin kişi verebilirsiniz. Fakat ne zaman ki alaylar ve tümenler, dağlar ve dağlarla ayrılarak cepheler yüzlerce kilometre uzunluğunca gider, işte bu gözlerin görmediği geniş alana komuta edecek adam, başka değerde ve başka kudrette bir adamdır!
1922 (Yunus Nadi, Atatürk'ün Vasıfları, En Büyük Kaybımız, s. 231)
Komutanlar, her vaziyet ve andaki duruma karşı gereken önlemleri duraksamadan ve hızla almak zorundadırlar.
1914 (Mustafa Kemal, Z. ve K. Hasbıhâl, s. 22)
Eğer ben askerî yaşamımda, Suriye geri çekilme hareketinin bir kısmını yönetmemiş olsaydım, Sakarya Meydan Savaşı'ndan önce geri çekilme hareketini yapmaya bu kadar kesinlikle cesaret edemezdim.
(Afetinan; M.K Atatürk'ten Y, s.10)
Olağanüstü ve ansızın beliren durumlarla ilk karşılaşan, bir kıt'anın en büyük komutanı değildir.
1914 (Mustafa Kemal, Z. ve K. Hasbıhâl, s. 22)
Kolordu komutanı demek, dünyanın her yerinde, her millette, en büyük komutan demektir. Kolordu komutanından sonra başka büyük komutan yoktur. Ancak çeşitli kolorduların hareketlerini yönetmesi için üzerine ordu ve grup komutanı geçer. Daima, askerî kuruluşta en büyük komutan, kolordu komutanıdır ve kolordu komutanının görevini yapması demek, savaşların içinde ve subayların içinde bulunması demek değildir ve böyle bir hareket hoş karşılanmaz. Kolordu komutanı, yanındaki tümen komutanlarına emir verir ve onu yaptırır; görevini bu şekilde yapar.
1920 (Atatürk'ün S.D.I, s. 109)
Cephenin insan sayısıyla, gıdasıyla, giyeceğiyle, silâh ve cephanesiyle ve diğer işleriyle ilgilenen başkomutan, elbette bütün bunların geride bulunan kaynaklarıyla ilgilidir. Gerçi, hem cephe ile hem de geride birçok işlerle uğraşmak güçtür. Bir adara, hem cepheye komuta edecek, savaş idare edecek hem de aynı zamanda arkadaki bölgelerde birçok şeylerin yapılmasını sağlayacak. Bunu bir adam nasıl yapabilir? Şüphesiz yapar.

Fakat yapar dediğim zaman başkomutan bu an, cepheye komuta eder; sonra oradan kalkar, filân yere gider, yiyecek işini yapar; filân yere gider, eksikleri tamamlama işini yapar demek değildir. Büyük işler üstlenmemiş insanların, bu husustaki kararsızlıklarını bağışlamalıdır. Bakınız! Size bir örnek söyleyeyim: Ben, çok acemi komutanlar gördüm. Örneğin, bir alay komutanı, yeni tümen komutanı olmuş veya bir tümen komutanı yeni kolordu komutanı olmuş; biraz da deneyimsiz!.. Henüz deneyim kazanmaya zaman bulamadan güç vaziyetler karşısında kalmış, yaşamında bir tümene alışmış iken, düşman karşısında iki veya üç tümene birden komuta zorunluğunda bulununca, kararsızlığa düşmesi ve güçlüklere uğraması doğaldır. Bir tümene komuta ettiği zaman, mümkün olduğu kadar, bütün tümen birliklerini gözü altında birleştirmek ve yönetmek imkânına sahip olan bir acemi komutan, iki üç tümenin gözünden uzak mevzilerde savaşını yönetmeye mecbur olduğu zaman, kendi kendine, "Ben hangi tümenin yanında bulunayım, onun mu, bunun mu; orada mı, burada mı?" diye sorar. Hayır! Ne orada bulunacaksın, ne de burada! Öyle bir yerde bulunacaksın ki, hepsini yöneteceksin! "O zaman ben her birini gereği gibi göremem!" der. Şüphesiz ki göremezsin, elbette gözlerinle göremezsin! Akıl ve sezişinle görmek gerekir.
1922 (Nutuk II, s. 660-661)
Komutanlar, askerlik görev ve gereklerini düşünürken ve uygularken beynini siyasal düşüncelerin etkisi altında bulundurmaktan sakınmalıdırlar. Siyasal yönün gereklerini düşünen başka görevliler olduğunu unutmamalıdırlar.
1927 (Nutuk II, s. 492)
Komutanlar, emri altına verilen millet evlâdını, memleket araçlarını, düşmana, ölüme yöneltirken tek düşüneceği nokta, milletin kendisinden beklediği vatanî görevi ateşle, süngü ile ve ölümle yapmak ve sonuçlandırmaktır. Askerî görev, ancak bu anlayış ve görüşle yapılabilir. Sözle, siyasetle, düşmanın aldatıcı vaatlerine kulak vermekle, askerlik görevi yapılamaz. Komutanlık görev ve sorumluluğunu yüklenecek kadar omuzlarında ve özellikle beyninde kuvvet bulunmayanların, feci sonuçlarla karşılaşmasından kaçınılamaz.
1927 (Nutuk II, s. 492)

Millî Mücadele'nin sonunda bir komutanım, bana şöyle bir telgraf çekti: "Emir ver, bir hafta sonra Matapan Burnu'ndayım.*" Derhal kendisine "Dur!" emri verdim. Belki, dediği doğru idi. Fakat biz, ülkeleri değil, insanların kalbini fethetmek isteriz. Eğer biz, o zaman durmasını bilmeseydik, bugünkü dünyayı kapsayan saygınlığımız ne olurdu! Komutanlar da sanatçılar gibidirler, yerinde durmasını bilmezlerse zaferleri kalıcı olmaz.
(Atatürk'ten B.H., s. 39)
Bir komutanın tutsaklığı da bağışlanabilir. O zaman ki, askerlik görev ve gereklerini yapıp uygulamakta elindeki kuvveti sonuna kadar, son süngü ve son nefese kadar kullandıktan sonra kanını akıtmak fırsatını bulamaksızın düşman eline düşerse... Bütün ordusu, üstün düşman ordusu karşısında mağlup ve kendiliğinden geri çekilirken, kılıcını çekip tek başına atını, düşman başkomutanının çadırına sürerek ölüm arayan Türk komutanları görülmüştür.
Bir Türk komutanının, ordusunu kullanmaksızın, herhangi kötü tesadüf, herhangi kötü talih sonucu bile olsa, düşmana tutsak olmasını biz bağışlasak da, tarih, bunu asla affetmez ve affetmemelidir. Türk Devrim Tarihi'nin gelecek kuşaklara seslenişi ve uyarısı işte budur!
1927 (Nutuk 11, s. 492 - 493)
Sorumluluktan korkan komutanların hiçbir zaman gereken kararları veremediklerini, bunun sonucunda ise, acı felâketler meydana geldiğini şahsen ben de çeşitli zamanlarda görmüşümdür.
1918 (Ruşen Eşref Onaydın, Anafartalar Kumandanı Mustafa Kemal ile Mülakat, 1930, s. 69)

Savaş ve meydan savaşı
Savaş, sürekli mücadele halinde bulunan gözle görülmez kuvvetlerin göze görünür şekil ve görünüş almasıdır.
1925 (Atatürk'ün S.D. II, s. 206)
Savaş, nihayet meydan savaşı, yalnız karşı karşıya gelen iki ordunun çarpışması değildir; milletlerin çarpışmasıdır. Meydan savaşı, milletlerin bütün varlıklarıyla, bilim ve teknoloji alanındaki düzeyleriyle, ahlâklarıyla, kültürleriyle, özetle bütün maddî ve manevî kudret ve erdemleriyle ve her türlü araçlarıyla çarpıştığı bir sınav alanıdır. Bu alanda, çarpışan milletlerin gerçek kuvvet ve değerleri ölçülür. Sonuç yalnız maddî güçlerin değil, bütün kuvvetlerin, özellikle ahlâkî ve kültürel kuvvetin üstünlüğünü görünür hale getirir. Bu sebeple meydan savaşında yenilen taraf milletçe ve memleketçe, bütün maddî ve manevî varlığıyla mağlûp edilmiş sayılır. Böyle bir sonucun ne kadar feci olabileceğini tahmin edersiniz. Yok oluş, yalnız savaş alanında bulunan ordu ile sınırlı kalmaz. Asıl, ordunun ait olduğu millet feci sonuçlarla karşılaşır. Tarih, başlarındaki tacidarların, hırslı politikacıların birtakım hayalî emellerle, aracı durumuna düşen işgalci orduların, işgalci milletlerin uğradığı bu çeşit sonuçlarla doludur.
1924 (Atatürk'ün S.D.II, s. 178)
Savaş demek, iki milletin, yalnız iki ordunun değil, iki milletin bütün varlıklarıyla ve bütün varı yoğu ile, bütün maddî ve manevî güçleriyle birbiriyle karşı karşıya gelmesi ve birbiriyle vuruşması demektir. Bu nedenle bütün Türk milletini, cephede bulunan ordu kadar fikren, hissen ve fiilen ilgilendirmeliydim. Millet bireyleri, yalnız düşman karşısında bulunanlar değil, köyde, evinde, tarlasında bulunan herkes, silâhla vuruşan savaşçı gibi, kendini görevli hissederek, bütün varlığını mücadeleye verecekti. Bütün maddî ve manevî varlığını, vatan savunmasına vermekte geç davranan ve hoşgörü gösteren milletler, savaşı gerçekten göze almış ve başarabileceklerine inanmış sayılamazlar. Gelecek savaşlarının tek başarı şartı da en fazla bu söylediğim hususta saklı olacaktır. Daha şimdiden Avrupa'nın büyük askerî milletleri, bu hareket tarzını yasa haline getirmeye başlamışlardır.
1927 (Nutuk II, s. 619)
Bir milletin alın yazısını olumlu ve olumsuz olarak belirleyen, meydan savaşlarıdır. Çünkü bir savaşın sonucu, ancak meydan savaşlarındaki zafer veya yenilgiyle belli
Olur. (Afetinan, Ülkü Dergisi, Cilt: 2, Sayı : 22, 1948, s. 9)
Savaşta ordunun yüksek morali
Çanakkale Savaşları sırasında verdiği bir emrin son sözleri:
Benimle beraber burada savaşan bütün askerler kesin olarak bilmelidir ki üzerimizde bulunan vatan ve namus görevini tam olarak yerine getirmek için bir adım geri gitmek yoktur! Uyku ve istirahat aramanın, bu istirahatten yalnız bizim değil, bütün milletimizin ebediyen mahrum kalmasına sebep olabileceğini hepinize hatırlatırım. Bütün arkadaşlarımın benimle aynı düşüncede olduklarına ve düşmanı bütünüyle denize dökmedikçe yorgunluk işaretleri göstermeyeceklerine şüphe yoktur!
1918 (Ruşen Eşref Onaydın, Anafartalar Kumandanı Mustafa Kemal ile Mülakat, 1930, s. 47)

Çanakkale Savaşları sırasında komutanlara verdiği emre ilâve ettiği bir söz:
- Size ben saldırı emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum! Biz ölünceye kadar geçecek zaman sırasında yerimizi başka kuvvetler ve komutanlar alabilir.
1918 (Ruşen Eşref Onaydın, Anafartalar Kumandanı Mustafa Kemal ile Mülakat, 1930, s. 31)
Askerî ahlâk ve moral sağlamlığı
Savaşın ve askerlik sanatının öğrenilmesine sebep olan araçların en mükemmeli, en gerçeği ahlâktır. Askerî ahlâk ise, çeşitli rütbelerdeki komuta sahiplerinin yetenek ve yeterlik kazanmalarını temin suretiyle sağlamlaştırılır. Ordularda, subayların büyük bir kısmı savaşlarda bulunmuş ve sorumlu hizmetler yapmış olduklarından, savaş ateşini kendi kalplerinde yakmış olurlar. Bu hal, onların meslek bakımından yararlanmalarını sağladıktan başka, morallerini de herkesten fazla sağlamlaştırmaya hizmet eder.
1938 (Faik Türkmen, Atatürk'ün Ahlâk Düşünceleri ve Tefsiri, s. 3)
Kitaplarda, bir yerde pek cesur olan asker, diğer bir yerde ürkek ve tersine, bir yerde ürkeklik göstermiş bir askerî kıt'anın diğer bir yerde cesur olabileceğini okudum. Ben, daima askere özgü huya, ruhî ve manevî duruma çok dikkat ederim. Gerçekten bu hali birçok defalar ben de gördüm. Bunun çeşitli sebepleri olabiliyor. Komutanların hâl ve şanı ve kalp kuvveti ve kendine güven dereceleri pek büyük önem taşır.
1918 (M. Kemal Atatürk'ün Karlsbad Hatıraları, Afetinan, s. 42)
Askerin ruhunu kazanmak
Herhalde askerlerimizin ruhunu kazanmak bizim için bir görev olduğu gibi, evvelâ onlarda bir ruh, bir emel, bir karakter yaratmak da Allah'tan ve Medine şehrinde yatan Cenab-ı Peygamber'den sonra bize yöneliyor.
1914 (Mustafa Kemal, Z. ve K. Hasbıhâl, s. 18)
Savaş yaşamsal ve zorunlu olmalı
Ne olursa olsun şu ve bu sebepler için, milleti savaşa sürüklemek taraftarı değilim. Savaş, zorunlu ve yaşamsal olmalı. Gerçek inancım şudur: Milleti savaşa götürünce vicdanımda acı duymamalıyım. "Öldüreceğiz!" diyenlere karşı, "Ölmeyeceğiz!" diye savaşa girebiliriz. Ama, millet yaşamı tehlikeye uğramadıkça, savaş bir cinayettir.
1923 (Atatürk'ün S.D. II, s. 124)
Şimdiki ülküde asker bile ölmek için değil, ölmeden savaşı kazanmaya uğraşıyor.
1930 (Ayın Tarihi, Cilt: 24, sayı: 82-83, 1931)

Ölmek, ancak öldürmek niyet ve amacına yönelmiş olmak gerekir. Fakat öldükten sonra hiçbir amaç temin edilemeyecekse neye yarar?
1920 (Atatürk'ün s.D.1, s, 81)
Savaş ve talih
Tutsak edilen Yunan Generali Trikopis'e söylemiştir:
Savaş, bir talih oyunudur, General! Bazen, en ustasıda yenilir. Siz, görevinizi yaptınız. Sorumluluk talihten geliyor, üzülmeyiniz!
1922 (Halide Edip Adıvar, Türk'ün Ateşle İmtihanı, s. 277)
Kartal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Eski 28.01.09, 03:31   #20
Müdavim

Kartal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jan 2009
Konular: 1414
Mesajlar: 5,633
Ettiği Teşekkür: 17570
Aldığı Teşekkür: 24297
Rep Derecesi : Kartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Atatürk'ün Fikir ve Düşünceleri

Askerlik sanatı
Ben, askerliğin her şeyden fazla sanatkârlığını severim.
1912 (Atatürk'ün Özel Mektupları, Sadi Borak 1961, s. 11)
En büyük askerlik budur: Çeşitli olasılıkları çok iyi hesap etmeli; en iyi görüneni hızla uygulamalı!
(Oğuz Kâzım Atok, Ülkü Dergisi, Cilt: 6, Sayı: 71, 1944, s. 12)
Silâh arkadaşlığı, fikir arkadaşlığı demektir.
(Burhan Cahit, Atatürk'ün İki Cephesi, s 36)
İnsanların mücadelesinde saldırıya en kuvvetli karşı koyucu yer, iman dolu göğüslerdir.
1922 (Atatürk'ün s.D. III, s. 37)
Tarihte yarılmamış ve yarılmayan cephe yoktur. Özellikle, söz konusu cephe, verilen kuvvetle tam olarak orantılı dar bir cephe olmayıp da böyle yüzlerce kilometre uzunluğunda bulunursa, bu cephenin şurasında ve burasında bulunan zayıf bir kuvvetin sonuna kadar savunmasını kabul etmek, bütün plânları ve kararları yanılgıya yöneltir. Cepheler delinebilir, buna karşı önlem, delinen kısmı derhal kapamaktan ibarettir. Bu ise, cephe üzerindeki kuvvetlerden başka, geride, yedekte, kuvvetli birlikler bulundurmakla mümkündür.
1920 (Nutuk İl, s. 464-465)
Savaşta kuvvetten çok, kuvveti amaca uygun yönetmek Önemlidir.
1915 (Mustafa Kemal, Anafartalar M.A.T., s. 23)
Savaşta yağan mermi yağmuru, o yağmurdan ürkmeyenleri, ürkenlerden daha az ıslatır.
1914 (Mustafa Kemal, Z. ve K. Hasbıhâl, s. 15)
Bazı düşünceler vardır ki onların hesap ve mantıkla açıklanması pek güçtür; özellikler savaşın kanlı ve ateşli anlarındaki duyguların doğurduğu düşünceler... Şüphesiz her düşünce ve karar, içinde bulunulan durum ve şartları inceleme ve bu incelemelerin sonuçlarını sezme ve değerlendirme sayesinde doğar.
1915 (Mustafa Kemal, Anafartalar MAT., s. 51)

Toprağın ve birtakım durumların, şartların, olağanüstü fırsatların savaşın sonucu üzerine etkileri inkâr olunamaz.Fakat daima güvenilecek ve dayanılacak olan, sayı ve değerdir.
1924 (Atatürk'ün S.D. II, s.. 169)
Saldırı ve savunma hakkında
Kesin sonuç daima saldırıyla alınır; fakat savunma ile yerine getirilen birçok görevler de vardır. Kesin sonuç istenilen zamana gelmeden evvel, tam ve gerçek saldırı zamanından evvel birliklerin savaşma gücünü azaltmaktan, sayıca miktarını eksiltmekten kaçınmak gerekir. Bunun için saldırı, savunma, işgal savaşı ve kesin savaşın niteliği, uygulanacağı zaman ve durumun ayırt edilmesi hususunda, arkadaşların zaten mevcut olan karar verme yetenekleri korunmalıdır. Buna teorik ve pratik çalışmalarımızda çok dikkat etmeliyiz. Bir de alınan görev ile harcanacak askerî faaliyetin önemli bir ilgisi vardır. Bunun için görev verenlerin, görev alanların kullanacağı aracı, askerî faaliyeti belirlemede kararsızlığa düşmelerine sebep olmamaları gerekir. İstenilen şeyde açıklık çok önemlidir.
1924 (Atatürk'ün S.D. II, s. 170)
Bir yer düşer; ne zaman? Eğer bir kale gibi savunulursa, eğer bir yerin etrafında mevcut kuvvet, savaş araçlarıyla sonuna kadar karşı koyarsa, düşman o savunma kuvvetlerini altüst eder ve o yere gelirse o yer düşer.
1920 (Atatürk'ün S.D.I, s. 79)
Saldırı hazırlığı ve koşulları
Düşmana saldırı için, verilmiş olan kesin kararımızı uygulamaya başlamadan evvel hazırlamaya ve tamamlamaya mecbur bulunduğumuz savaş araçlarının ne olduğunu söyleyeyim: Tam üç aracın hazırlığının yeterli derecede olduğunu görmek gereğini hissediyorum. Onlardan birincisi ve en önemlisi ve temel olanı, doğrudan doğruya milletin kendisidir. Milletin, yaşam ve bağımsızlığı için kalbinde, vicdanında beliren, gelişen arzu ve emellerin sağlamlığıdır. Millet bu içten gelen arzusunu ne kadar kuvvetli gösterirse, bu arzu ve emelinin gerçekleşmesi için ne kadar çok kararlı ve imanlı olursa, düşmanlara karşı başarı için o kadar kuvvetli bir araca sahip olduğumuza inanırım. İkinci araç, milleti temsil eden Meclis'in millî arzuyu belirtmede ve bunun gereklerini inanarak uygulamada göstereceği kararlılık ve yiğitliktir. Meclis, ne kadar çok beraberlik ve birlik halinde millî arzuyu belirtirse, düşmana karşı o kadar kuvvetli üstünlük aracına sahip oluruz. Üçüncü araç, milletin silâhlı evlâtlarından ibaret olup düşman karşısında toplanmış bulunan ordumuzdur.

Bu üç çeşit araç veya kuvvetin düşmana karşı kurduğu cepheler, iki nitelikte düşünülebilir. Kolay anlaşılmak için şöyle diyeyim: iç cephe, dış cephe... Asıl olan iç cephedir. Bu cephe bütün memleketin, bütün milletin meydana getirdiği cephedir. Dış cephe, doğrudan doğruya ordunun düşman karşısındaki silâhlı cephesidir. Bu cephe sarsılabilir, değişebilir, mağlûp olabilir; fakat bu durum, hiçbir zaman bir memleketi, bir milleti yok edemez. Önemli olan, memleketi temelinden yıkan, milleti tutsak ettiren, iç cephenin çökmesidir. Bu gerçeği bizden daha çok bilen düşmanlar, bu cephemizi yıkmak için yüzyıllarca çalışmışlar ve çalışmaktadırlar. Bugüne kadar başarılı da olmuşlardır. Gerçekten "kaleyi içinden almak", dışından zorlamaktan çok kolaydır. Bu amaçla şahıslarımıza kadar temasa gelebilen bozguncu mikropların, araçların varlığını iddia etmek doğrudur.
Meclis'in düşünüş biçimi, çalışması, vaziyeti, düşmana ümit verici olmadıkça iç ve dış cephelerimizin yerinden oynamasına olanak ve olasılık yoktur. Meclis'te, bir veya birkaç üyenin karamsarlık aşılayan sözlerinden bile aleyhimizde yararlanma çareleri aranılmakta olduğuna şüphe edilmemelidir. Dışişleri Bakanlığı'nın dosyaları buna dair belgelerle doludur. Kesin şekilde söylüyorum ki, istemeyerek olsa dahi düşmanlara ümit verecek en küçük belirtiler oldukça millî davanın sonuçlanması tehlikeye düşer.
1922 (Nutuk II, s. 638 - 639)
Yarım hazırlıkla, yarım önlemlerle yapılacak saldırı, hiç saldırıda bulunmamaktan daha çok fenadır.
1922 (Nutuk, II, s. 636)

Saldırıda kesin sonuç
Çanakkale Savaşları sırasında bir tümen komutanına emri:
- Ben, şu haberi bekliyorum: "Siperlere giren düşman yok edilmiş, düşman siperlerine askerimiz girmiştir!" Bundan başka hiçbir haber, bence önemli değildir!
1915 (Mustafa Kemal, Anafartalar MAT., s. 67)
Savunma yüzeyi
Savunma sınırı yoktur, savunma yüzeyi vardır. O yüzey,bütün vatandır. Vatanın, her karış toprağı, vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz. Onun için küçük, büyük her birlik, bulunduğu mevziden atılabilir. Fakat küçük, büyük her birlik, ilk durabildiği noktada, tekrar düşmana karşı
cephe oluşturup savaşa devam eder. Yanındaki birliğin çekilmek zorunda kaldığını gören birlikler, ona uyamaz. Bulunduğu mevzide sonuna kadar direnmek ve dayanmak zorundadır.
1921 (Nutuk II, s. 618)


Birinci derecede hedefi meydana çıkarmak
Memleketin savunması ve milletin yüksek çıkarlarının korunması sorumluluğunu yüklenen büyük komuta katlarının, sahip oldukları bütün kuvvetleri ve bütün araçları en önemli hedef üzerinde toplaması gerektiğine dair hepinizce bilinen kuralı, ilkeyi bu münasebetle hatırlatmak isterim. Birinci derecede önem taşıyan hedefi meydana çıkarmak, ciddî ve esaslı inceleme ve düşünmeye değer. En önemli hedef üzerinde elde edilecek başarı, ikinci üçüncü derece hedefler üzerinde, başlangıçta göze alınacak özverileri daima karşılar. Bu kural, bütün barış zamanındaki tertip ve önlemlerde hâkim ve etkili olduğu gibi, savaşın başlangıcından sonuna kadar ihmal edilmemesi gereken bir noktadır. Bu esasa göre düşünülecek ve kararlaştırılacak önlem ve tertiplerin uygulamaya konulmasına engel durumlar, önemle göz önüne alınmalıdır. Şüpheli önlemlere, yazgıyı emanet etmekten, son derece kaçınmak gerekir. Birçok felâketler gördük, talihin bunca darbeleriyle karşılaştık. Bunlar bize, memleket savunmasında her zaman çok dikkatli olmak için gereken dersi kesinlikle vermiştir zannederim.
1924 (Atatürk'ün S.D. II, s. 169)
Zırhlı savunma hakkında
Geçen gün bana zırhlı savunma hatlarından söz ediliyordu; diyelim ki Majino*'dan... Benim görüşüm belki biraz aykırı düşecek amma... ısrar ederim ki bu hatların yararına inanamıyorum. Zira savaşı insan yapar. Bunun için insanın toprak üstünde bulunması gerekir. Köstebek gibi toprak altında, beton borularda veya zırhlı kulelerde oturtulacak bir kuvvet, evvelden savaş dışı edilmiş bir kuvvet sayılmalıdır. Manevra yeteneğini kendi kendine yok eden bir ordu, bir savaşta mağlubiyetten başka ne kazanabilir, bilmem...
1938 (Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu, Bilinmeyen Taraftarıyla Atatürk, s. 95)

Orduda piyadenin yeri
Orduda, esas sınıf piyadedir, piyadesiz savaş yapılamaz; çünkü piyade saldırır, kazanır ve kazandığını koruyadabilir. Halbuki makineli silâhlar, motorlu araçlar, tanklar vb. bu görevin ikisini birden yalnız başına, piyadesiz yapamazlar. Bununla beraber piyade, süvarisiz, topçusuz ve diğer silâhlar ve araçlar olmaksızın bir ordu oluşturamaz.
1930 (Afetinan, M.B. ve M.K. Atatürk'ün El Yazıları, s. 111)

Hava savunması ve Hava Kuvvetlerimiz
Türk milletinin, Hava Kuvvetlerimizin desteklenmesi gereğini anlaması ve takdire değer özveriler göstermesi, siyasal ve uygar erginliğinin en büyük kanıtıdır.
1926 (Atatürk'ün S.D. III, s. 79)
Çok emekle kurduğumuz, canımızla korumaya ant içtiğimiz kutsal yurdun, havadan saldırılara karşı güvenlik altında bulunması demek, bize saldıracakların, kendi yurtlarında bizim aynı zararları yapabileceğimize güvenimiz demektir. Bu güveni her gün artıracak araç bulmakla, büyük Türk ulusunun, ne göksel bir duyguyu kalbinde taşıdığını her bireyinin vatan için tutuşan gözlerinde okumaktayız.
Havacılarımız, bütün ordu ve donanmamız gibi vatanı korumaya yetenekli kahramanlardır. Büyük millet, bu soylu evlâtlarıyla kendini mutlu sayabilir.
1935 (Atatürk'ün S.D.I, s. 371)
Türk Donanması hakkında
Sınırlarının önemli ve büyük kısımları deniz olan Türk Devleti'nin donanması da önemli ve büyük olmak gerekir. O zaman Türk Cumhuriyeti, daha gönlü rahat ve güvenli olacaktır. Eksiksiz ve güçlü bir Türk Donanması'na sahip olmak amaçtır. Buna ilk gidiş noktası, savaş gemileri sağlanmasından önce onları başarıyla yönetecek güçlü komutanlara, subaylara, uzmanlara sahip olmaktır.
1924 (Raşit Metel, Atatürk ve Donanma, 1966, s. 90)
Tarihte büyük deniz komutanlarımız vardır. Fakat modern donanma oluşturulmasına giriştikten sonra bu gibi kahramanlıklara, parlak hareketlere pek tesadüf olunamaz. Millî Mücadele esnasında donanmamızın toplu olarak kullanılmasına imkân yoktu. Bununla beraber, ayrı ayrı ve vatanseverce hizmetler pek çoktur. 1924 (Atatürk'ün S.D.V, s. 33)
Deniz silâhları
Deniz silâhlarına önem veriyoruz. Denizcilerimizin iyi silâhlı ve iyi eğitimli olarak hazırlanmaları büyük emelimizdir.
1936 (Atatürk'ün S.D.I, s.375)
Askerî hareketin incelenmesinde yöntem
Herhangi bir askerî hareketin, herhangi bir görüş noktasından araştırılıp incelenmesi, onu başından sonuna kadar hatalı gösterebilir. Yine aynı askerî hareketin başka görüş noktasından incelenmesi, onu başından sonuna kadar doğru gösterebilir. Bunu, bugünkü olaylar ile karşılaştırmamak, oluş tarihindeki durumuyla incelemek gerekir. Burada zaman ve şartlar, özellikle içinde bulunulan şartlar, tek etken olur. Bir askerî harekete uzaktan bakmak ve bakanın kendisinin bulunduğu şartlar içinde onu incelemek, onu hiçbir zaman doğru sonuçlara ulaştırmaz. İnsanları, hareketleri incelerken, hareketleri yapan komutanların, subayların içinde bulunduğu durumu ve sahip olduğu araçları, karşısında bulunduğu baskıyı, karşılaştığı güçlükleri o anda araştırmak gerekir. Yoksa, aradan zaman geçtikten sonra huzur içinde düşünüp yapılacak incelemeler, orada düşünülmüş incelemelere uymayabilir.
1920 (Atatürk'ün S.D.I, s. 103)
Askerî görüşler eleştirilmelidir.
1936 (TTK. Belleten, Sayı: 10, Lev: XCV.)
Askerî plân arzuya değil, hesaba dayanarak düzenlenmelidir.
(Oğuz Kâzım Atok, Ülkü Dergisi, Cilt: 6, Sayı: 71, 1944 s. 12)
Durumu gözden geçirirken ve önlem düşünürken, acı olsa da gerçeği görmekten bir an uzaklaşmamak gerekir. Kendimizi ve birbirimizi aldatmak için gerek ve zorunluk yoktur.
1920 (Nutuk II, s. 466)
Şehitlik ve gazilik
Savaşa "ya şehit veya gazi olmak için" gidilir. Genel olarak yiğitlik meydanında ölenlerin hepsine şehit derlerse de, sağ kalanların hepsine gazi unvanı verilmez. Bu unvanı ancak yasa verir. Uygar bir milletin, yüksek çıkarlar gereği, yapmak zorunluğunda bulunduğu savaşlar, Arap aşiretlerinin savaşı değildir. Öyle de olsa, savaştan sağ salim çıkanlara belki, yalnız, anaları, babaları takdir amacıyla, "benim gazi oğlum" diyerek övünür. Fakat, millet, tarih, unvan verişinde o kadar cömert değildir.
1927 (Nutuk II, s. 749)
Çok şükür, askerlerim pek cesur ve düşmandan daha dirençlidirler. Bundan başka özel inançları, çok defa ölüme götüren emirlerimi yerine getirmelerini çok kolaylaştırıyor. Gerçekten onlara göre iki tanrısal sonuç mümkün: Ya gazi ya da şehit olmak! Bu sonuncusu nedir bilir misiniz? Dosdoğru cennete gitmek!
1915 (Melda Özverim, M.K. ve C.L., s. 56-57)
Her başarılı savaşa katılan kişinin, hakkı olmadığı halde kendisini tek etken, galip ilân etmesi, örnek alınacak bir ahlâk kuralı oluşturmaz. Memleket çocuklarına, böyle gerçeğe uymayan durum ve davranışlar göstermek alışkanlığını veremeyiz; gelecek kuşaklara, böyle havadan, galip, fatih olunabileceği gibi yanlış bir fikri miras bırakamayız!
1927 (Nutuk II, s. 748)

Asker ocağı bir okuldur
Asker ocağı, örgütüyle, millet ve hükümetin güvenine sahip, bilim ve ahlâkça yüksek, özveri fikirleri ve özellikleri ile belirgin, görev aşkıyla dolu subay kurullarından oluşan eğitim kurullarıyla, milletin yetişmiş gençlerini yalnız askerlik açısından değil bilgi açısından da eğiten ve yetiştiren bir okul, bir eğitim ocağıdır. Bu ocakta vatandaşlar, eşitliği öğrenirler; cesaret ve girişim fikirlerini geliştirirler. Bu ocakta bütün vatandaşlar, hep aynı toprağın evlâdı olduklarını en iyi duyarlar. Bütün vatandaşların millet ve memlekete faydalı ve yararlı olmak gereği, orada en iyi anlaşılır. Vatandaşlar, milletin değerli, kuvvetli ve yüksek uygarlıklı olabilmek için biricik koruyucunun ordu olduğunu ve yine milleti dünya karşısında saygıya lâyık bir durumda tutan biricik aracın ordu bulunduğunu en iyi ordu içinde öğrenir. Japonya, ancak çarlıkta Ruslara karşı kazandığı zaferle uygarlığını Avrupalılara onaylatabilmişti. Bağımsızlık zaferimiz olmasaydı milletimizin maddî ve bilhassa manevî varlığı, bugün tarihe karışmış olacaktı.Bir milletin yükselmesi için bilim, sanat, fikrî ve ekonomik ilerlemeler ne derecede önemli ise, ordu da bu öneme paralel önemde görülmelidir. Geçmişte nice yüksek uygarlıklar görülmüştür ki, korunma ve savunulmasında kusur edildiği için, istilâlar altında çiğnenmiş ve yıkılmıştır. Bir yenilgiden sonra, ordunun kıymet ve gerekliği kolay anlaşılır. Mağlubiyetten ders alan böyle bir millet, dört elle orduya sarılır. Fakat ordunun önemini anlamak için mağlûbiyet deneyimi geçirmeyi beklememelidir. Bir millet için takdire değer olan şudur ki, galibiyetten sonra hiç gurur göstermeyerek ve düşmanı önemsiz görmeyerek ordusunun eksiksiz oluşuna çalışır ve çocuklarını, askerlik görevini özveriyle yapabilecek yüksek duygu ve yetenekte yetiştirir.
1930 (Afetinan, M.B. ve M.K. Atatürk'ün El Yazıları, s. 122-123)
Gerçek olgunluk verebilecek asıl okul, kıt'alardır.
1914 (Mustafa Kemal, Z. ve K. Hasbıhâl, s. 13)
Bir kıt'a ve özellikle subaylar kurulu, yalnız iyi örnek olacak rehberlerle yetiştirilir.
1914 (Mustafa Kemal, Z. ve K. Hasbıhâl, s. 13)
Ben, kışlanın bir okul olmasını, orada zor ve şiddetin değil, bilginin, sevgi ve saygının egemen olmasını isteyenlerdenim.
1916 (Rıdvan Nafiz. Edgüer, Hayatı ve Eserleri, s. 16)

Ordu ve kalkınma
Büyük millî disiplin okulu olan ordunun, ekonomik, kültürel, sosyal savaşlarımızda bize aynı zamanda en gerekli elemanları da yetiştiren büyük bir okul haline getirilmesine, ayrıca özen gösterileceğine ve yardım edileceğine şüphem yoktur.
1937 (Atatürk'ün S.D.l, s. 387)
Askerlik sanatını yalnız tüfek kullanmakla sınırlamayacağız; askerlerimiz ailesi ocağında, tarlalarında çalıştıkları zaman, çevreleri için faydalı olabilecek şeyleri de öğretmeye çalışacağız.
1923 (Gazi ve İnkılâp, Mahmut Soydan, Milliyet gazetesi, 8. 2. 1930)

Ordu ve siyaset
Bir ordunun cevheri ne olursa olsun siyasete karışırsa, birlikte hareket ve savaşma yeteneğini esasından kaybeder ve vatanın savunma gücünü hiçe indirir. Siyasete karışmış bir ordunun, karışmadan önceki disiplinini ve savaşma yeteneğini yeniden kazanabilmesi için çok zaman ister.
(Ali Fuat Cebesoy, Atatürk'ün Yüksek Kumandanlık Kudret ve Meziyetleri, Atatürk Görüşler ve Hatıralarla, s. 88)
Memleketin genel yaşamında orduyu siyasetten ayırmak ilkesi, Cumhuriyet'in daima göz önünde tuttuğu bir temel noktadır. Şimdiye kadar izlenen bu yolda, cumhuriyet orduları vatanın güvenilir ve sağlam bekçisi olarak kuvvetini ve saygınlığını korumuşlardır.
1924 (Atatürk'ün S.D.I, s. 318)

Subay ve refah sağlama
Subaylarımızı yaşam kaygısı içinde bırakmak asla doğru olamaz. Yaşam dediğim zaman, savaş meydanlarında terk edeceğimiz yaşamı amaçlamıyorum. Bizim subaylarımız bunu tam bir övünçle terke hazırdırlar. Yaşamdan amacım, gerek kendilerinin ve gerek ailelerinin geçim derdinden uzak bulunmalarını temin edecek esas -ki refahtır-bunu temin etmektir; etmeyen bir millet en esaslı bir noktada ilgisizlik göstermiş demektir.
1923 (Atatürk'ün S.D.H, s. 90)
Millî savaş endüstrisi
Silâhlanma ve donatım programımızın uygulaması, başarıyla ilerliyor. Bunları memleketimizde yapmak emelimiz, gerçekleşme yolundadır. Savaş sanayii kuruluşlarımızı, daha çok geliştirme ve genişletme için alınan önlemlere devam edilmeli ve endüstrileşme çalışmamızda da ordu gereksinimi ayrıca göz önünde tutulmalıdır. Bu yıl içinde denizaltı gemilerini memleketimizde yapmaya başladık. Hava Kuvvetlerimiz için yapılmış olan üç yıllık program, büyük milletimizin yakın ve bilinçli ilgisiyle, şimdiden başarılmış sayılabilir. Bundan sonrası için, bütün uçaklarımızın ve motorlarının memleketimizde yapılması ve savaş hava sanayiimizin de bu esasa göre geliştirilmesi gerekir. Hava Kuvvetlerinin aldığı önemi göz önünde tutarak, bu çalışmayı plânlaştırmak ve bu konuyu lâyık olduğu önemle milletin gözünde canlı tutmak gerekir.
1937 (Atatürk'ün S.D.I, s. 387)
Ordunun beslenmesi ve bundan başka tekniğin ve sanatların her türlü ilerlemelerine uygun olarak yapılan silâhlar ve savaş gereç ve araçları, memleketin ekonomisiyle ilgilidir. Ordunun saydığımız gereksinimlerini, memleket içinde hazırlamak esas olmalıdır; her zaman, ordunun gereksindiği silâh, cephane ve benzerlerini dışarıdan satın alarak temin etmek mümkün olmayabilir.
1930 (Afetinan, M.B. ve M.K. Atatürk'ün El Yazıları, s. 114)
Seferberlik ve vatandaşın görevi
Vatanın iç ve dış herhangi bir tehlikeden en az özveriyle en az zamanda kurtulması için tek çare, herhangi bir seferberlik çağrısına her vatandaşın derhal ve bir an kaybetmeksizin uymasıdır. Vatandaşlarım! Türk vatanının gelişmesi, bütünlüğü ve her tehlikeden korunması, bir seferberlik çağrısına derhal uyup gitmektir. Bu ilkeyi, yetişmişlerimizin ve yetişecek evlâtlarımızın daima aklında bulundurmalıyız. Türk vatanseverliğinin birinci özelliği, vatan savunması çağrısı karşısında her işi bırakarak silâh altına koşmaktır.
1925 (Atatürk'ün T.T.B.IV, s. 524)

Barışı koruma amacıyla askerî hazırlık
Hiçbir millet ve memlekete karşı saldırı fikri beslemeyiz. Fakat varlığımızı ve bağımsızlığımızı korumak için, bir de milletimizin iç rahatlığı ve gönül huzuru ile çalışarak rahata kavuşup mutlu olmasını temin için, her zaman memleket ve milletimizi korumaya gücü yeter bir orduya sahip olmak da ülkümüzdür.
1922 (Mustafa Baydar, Atatürk'le Konuşmalar, s. 42)
I. Dünya Savaşı'ndan sonra bütün dünya barış ve huzura muhtaçtır. Türkiye ki birçok savaşlara sahne olmuştur; sayılamayacak felâketler görmüştür. Onun barış ve huzur gereksinimi daha fazladır. İşte, biz bu hazırlığımızla muhtaç olduğumuz barış ve huzuru temin etmek istiyoruz. Tarafsızlıkları bütün dünyaca kabul edilen ve onaylanan devletler vardır ki, onlar da barış ve huzurları için, elbette savunmalarına önem vermekte, ordularına olağanüstü özen göstermektedirler. Biz de herkes gibi doğal olarak savunmamıza gerektiği kadar önem vermek zorundayız.
1924 (Atatürk'ün S.D.11, s. 170)
Kartal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bu Sayfayı Paylaşabilirsiniz

Etiketler
atatürkün, düşünceleri, fikir


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


İlgili Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Atatürk'ün Manevi Çocukları Smyrna Atatürk Kimdir? 13 30.06.16 02:21
Sabiha Gökçen (1913 - 2001) Smyrna Türk Tarihinde Yer Alanlar 17 22.03.16 13:58
Atatürk'ün Yakınları DAMLA Atatürk'e Ait Fotoğraf, Resim ve Özel Eşyalar 7 20.09.15 00:08
Atatürk'ün suçları saymakla bitmez oneyouu Atatürk Kimdir? 1 03.08.09 20:22
Ermeni Sorunu, İddialar, Gerçekler Kartal Türk Tarihi 29 26.01.09 04:21


WEZ Format +3. Şuan Saat: 03:20.


Powered by vBulletin® Version 3.8.8
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0 PL2 ©2011, Crawlability, Inc.
Copyright ©2000 - 2017 www.forumgercek.com
Protected by CBACK.de CrackerTracker
Önemli Uyarı
www.forumgercek.com binlerce kişinin paylaşım ve yorum yaptığı bir forum sitesidir. Kullanıcıların paylaşımları ve yorumları onaydan geçmeden hemen yayınlanmaktadır. Paylaşım ve yorumlardan doğabilecek bütün sorumluluk kullanıcıya aittir. Forumumuzda T.C. yasalarına aykırı ve telif hakkı içeren bir paylaşımın yapıldığına rastladıysanız, lütfen bizi bu konuda bilgilendiriniz. Bildiriniz incelenerek, 48 saat içerisinde gereken yapılacaktır. Bildirinizi BURADAN yapabilirsiniz.
Page Rank Icon
Bumerang - Yazarkafe
McAfee Site Denetleme
Norton Site Denetleme
www.forumgercek.com Creative Commons Alıntı-Lisansı Devam Ettirme 3.0 Unported Lisansı ile lisanslanmıştır.