Merhabalar
Forum Gerçek üyesi değilsiniz ya da Üye Girişi yapmamışsınız.
Sitemizden tam olarak yararlanabilmek için;
Lütfen Buraya tıklayarak üye olunuz.
Forum Gerçek

Forumları Okundu Kabul Et Bugünkü MesajlarYazdığım Cevaplar Açtığım Konular Kim Nerede
Geri git   Forum Gerçek > Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk > Atatürk Kimdir?

Atatürk Kimdir? Ulu önderimizin hayatı, ilkeleri, devrimleri ve hakkında söylenilenler

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
Eski 28.01.09, 03:32   #21
Müdavim

Kartal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jan 2009
Konular: 1414
Mesajlar: 5,633
Ettiği Teşekkür: 17569
Aldığı Teşekkür: 24297
Rep Derecesi : Kartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Atatürk'ün Fikir ve Düşünceleri

DIŞ SİYASET

Millî siyaset
Bizim açıklık ve uygulanabilirlik gördüğümüz siyasal meslek, millî siyasettir. Dünyanın bugünkü genel şartları ve yüzyılların beyinlerde ve karakterlerde biriktirdiği gerçekler karşısında hayalci olmak kadar büyük hata olamaz. Tarihin ifadesi budur; bilimin, aklın, mantığın ifadesi böyledir.Milletimizin, güçlü, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesi için, devletin tamamen millî bir siyaset izlemesi ve bu siyasetin, iç kuruluşlarımıza tamamen uygun ve dayalı olması gerekir. Millî siyaset dediğim zaman, amaçladığım mâna ve anlam şudur : Millî sınırlarımız içinde, her şeyden evvel kendi kuvvetimize dayanıp varlığımızı koruyarak millet ve memleketin gerçek mutluluğuna ve bayındırlığına çalışmak... Genel olarak erişilemeyecek hayalî emeller peşinde milleti uğraştırmamak ve zarara sokmamak... Uygar dünyadan, uygar ve insanca davranış ve karşılıklı dostluk beklemektir.
1920 (Nutuk II, s. 436-437)

Büyük hayaller peşinden koşan, yapamayacağımız şeyleri yapar gibi görünen sahtekâr insanlardan değiliz. Büyük ve hayalî şeyleri yapmadan yapmış gibi görünmek yüzünden bütün dünyanın düşmanlığını, kötü niyetini, kinini bu memleketin ve milletin üzerine çektik. Biz Panislâmizm yapmadık; belki "Yapıyoruz, yapacağız!" dedik. Düşmanlar da "Yaptırmamak için bir an evvel öldürelim!" dediler. Panturanizm yapmadık, "Yaparız, yapıyoruz!" dedik, "Yapacağız!" dedik ve yine "Öldürelim!" dediler. Bütün dava bundan ibarettir. Bütün dünyaya korku ve telâş veren kavram bundan ibarettir. Biz böyle, yapmadığımız ve yapamadığımız kavramlar üzerinde koşarak düşmanlarımızın sayısını ve üzerimize olan baskılarını artırmaktan ise doğal duruma, geçerli duruma dönelim; haddimizi bilelim. Biz yaşama ve bağımsızlık isteyen milletiz. Ve yalnız ve ancak bunun için yaşamımızı esirgemeden veririz!
1921 (Atatürk'ün S.D. I, s. 195 -196)

Yeni Türkiye'nin izleyeceği siyaset, belirsiz ve keyfî olamaz. Bizim siyasetimiz, kesinlikle milletin yetenek ve gereksinimiyle uyumlu olacaktır. Bizim için ne İslâm birliği, ne Turanizm mantıkî bir siyaset yolu olamaz. Artık yeni Türkiye'nin devlet siyaseti, millî sınırları içinde, egemenliğine dayanarak bağımsız yaşamaktır. Hareket kuralımız budur!
1923 (Gazi ve İnkılâp, Mahmut Soydan, Milliyet gazetesi, 7. 12. 1929)

Dış siyasetimizde dürüstlük, memleketimizin güvenliğine ve gelişiminin korunmasına dikkat, hareket tarzımıza kılavuz olmaktadır. Esaslı düzenleme ve gelişim içinde bulunan bir memleketin, hem kendisinde hem çevresinde barış ve huzuru ciddî olarak arzu etmesinden daha kolay açıklanabilecek bir nitelik olamaz. Bu samimî arzudan esinlenen dış siyasetimizde memleketin dokunulmazlığını, güvenliğini, vatandaşların haklarını herhangi bir saldırıya karşı kendisi savunabilmek kudreti de, özellikle gözde tuttuğumuz noktadır. Kara ve deniz ve hava ordularımızı, bu memlekette barışı ve güvenliği dokunulmaz bulunduracak bir kuvvette tutmaya bunun için çok önem veriyoruz.
1928 (Atatürk'ün S.D.I, s. 342-343)

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, aldatılır bir varlık değildir. Onu aldatabilirim düşüncesinde bulunanların, işte asıl onların kendileri için giderilmesi çok güç olacak derecede aldanmış olduklarına ve olacaklarına şüphe edilmemelidir.
1937 (Asım Us, G.D.D., s. 160 - 161)

Dış siyasetin iç kuruluşla ilişkisi
Dış siyaset, bir toplumun iç kuruluşu ile sıkı şekilde ilgilidir. Çünkü iç kuruluşa dayanmayan dış siyasetler, daima kötü duruma sürüklenirler. Bir toplumun iç kuruluşu ne kadar kuvvetli, sağlam olursa, dış siyaseti de o oranda güçlü ve sağlam olur.
1923 (Atatürk'ün S.D.II, s. 162)

Dış siyaset, iç kuruluş ve iç siyasete dayandırılmak zorunluğundadır; yani iç kuruluşun kaldıramayacağı genişlikte olmamalıdır. Yoksa hayalî dış siyasetler peşinde dolaşanlar, dayanak noktalarını kendiliğinden kaybederler.
1923 (Atatürk'ün S.D.II, s. 101)

Siyasal sorunların İncelenmesi
Ben, siyasal sorunları da askerî durumlar gibi harita üzerinden incelerim.
1924 (Burhan Cahit, Gazi Mustafa Kemal, 1932, s. 74)

Barışı amaçlayan dış siyaset
Türkiye'nin güvenliğini amaçlayan, hiçbir milletin aleyhinde olmayan bir barış doğrultusu, bizim daima ilkemiz olacaktır.
1931 (Atatürk'ün S.D.1, s. 356)

Komşuları ile ve bütün devletlerle iyi geçinmek, Türkiye siyasetinin esasıdır. Bu ilkenin bütün devletlerce siyaset esası sayılmasıyladır ki, uygarlık için ve milletlerin mutluluk ve refahı için en gerekli olan barış kararlılık kazanmışolur.
1930 (Atatürk'ün S.D.V., s.57)

Türk Cumhuriyeti'nin en esaslı ilkelerinden biri olan "Yurtta barış, dünyada barış" amacı, insanlığın ve uygarlığın refah ve ilerlemesinde en esaslı etken olsa gerektir. Buna elimizden geldiği kadar hizmet etmiş ve etmekte bulunmuş olmak, bizim için övünülecek bir harekettir.
1933 (Atatürk'ün T.T.B.IV, s. 560)

Yurtta barış, dünyada barış için çalışıyoruz.
1931 (Atatürk'ün TTB. IV, s. 551)

Barış yolunda nereden bir çağrı geliyorsa, Türkiye onu, gönülden karşıladı ve yardımlarını esirgemedi.
1937 (Atatürk'ün S.D.l, s. 388)

Biz, milletlerarası ilişkilerde karşılıklı güven ve saygıyı hedef tutan açık ve samimî politikanın en ateşli taraftarıyız. Duyarlığımız, bu yolda kendisini gösteren hazırlıklara ve uğraşılara karşı, bunların bizim için de geçerli ve gerçek bir güven oluşturup oluşturmayacağı noktasındadır.
1926(Atatürk'ün S.D.l, s. 336)

Yeni esaslar ve anlayışlar çerçevesinde bütün dünya ile en yeni ilişkileri kurmuş olan Türkiye Cumhuriyeti, barış yolunda harcanmış büyük gayretlerin gelişmesini derin bir
ilgi ile izlemekte ve insanlığın en büyük ideali olan barışın gerekli ve esaslı unsurlarını, iyi niyetle yapılan ve özellikle doğrulukla uygulanan karşılıklı sözleşmelere uymanın oluşturduğu görüşündedir.
1928 (Atatürk'ün S.D.V., s. 50-51)

Türkiye, ilkelerine bağlı olarak kesinlikle barışçı bir siyaset İzlemektedir.
1928 (Atatürk'ün S.D.V., s. 53)

Devletler arasındaki uyuşmazlıkların, anlaşmalara varmasını samimiyetle dileriz.
1936 (Atatürk'ün S.D.I, s.377)

Dışişlerinde dürüst ve açık olan siyasetimiz, özellikle barış fikrine dayalıdır. Milletlerarası herhangi bir sorunumuzu barış araçlarıyla çözümlemeyi aramak, bizim çıkar ve anlayışımıza uyan bir yoldur. Bu yol dışında bir teklif karşısında kalmamak içindir ki, güvenlik ilkesine, onun araçlarına çok önem veriyoruz. Milletlerarası barış havasının korunması için, Türkiye Cumhuriyeti yapabileceği herhangi bir hizmetten geri kalmayacaktır.
1929 (Ayın Tarihi, Sayı: 68, 1929, s. 5025)

Komşularımızla ve bütün milletlerle ilişkilerimiz ciddî, samimî barış ve güvenlik fikrine dayalı olarak gelişmektedir. Dostlar arasında dürüst bir durumun korunması, bizim daima çok önem verdiğimiz bir esastır.
1932 (Atatürk'ün S.D.I, s.358)

Dış siyasetimiz, başlangıçta kendisine çizdiği hareket çizgisinden asla sapmamıştır. Dış siyasetimiz, daima milletler refahının yaratıcısı olan barış içinde, memleketin gelişmesini amaç edinmiştir. Bu gelişmeyi, tam ve kayıtsız olarak, bütün milletlere temenni ederiz.
1933 (Hakimiyeti Milliyet gazetesi, 30. 10. 1933, s. 2)

Barış, milletleri refah ve mutluluğa eriştiren en iyi yoldur.Fakat bu kavram bir defa ele geçirilince sürekli bir dikkat ve özen ve her milletin ayrı ayrı hazırlığını ister. Memleketimizi her gün daha çok kuvvetlendirmek, her alanda her türlü olasılıklara karşı koyabilecek bir halde bulundurmak ve dünya olaylarının bütün evrelerini büyük bir uyanıklıkla izlemek, barışsever siyasetimizin dayanacağı esasların başlangıcıdır.
1938 (Atatürk'ün S.D.I, s. 396)

Dünyanın bugünkü siyasal ilişkileri sadece ekonomik ilişkilere dayalı olduğundan biz de dış ekonomimize bir Özel Önem veriyoruz.
1923 (Atatürk'ün S.D.1, s.292)

Milletleri birbirine bağlayan bağlar arasında ekonomik ve ticarî ilişkilerin de kuvvetli yer tuttuğu şüphesizdir.
1933 (Atatürk'ün S.D.V, s.71)

Barışı korumada alınacak önlemler
Barış ilkesi, insanlığın ilerlemesi ile paralel olarak kuvvetlenmektedir. Savaştan büyük zararlar görmüş milletlerin bu ilkeye daha büyük bir dostluk ve samimiyetle bağlı olacakları doğaldır. Bu ilkenin bütün devletlerce siyaset esası sayılmasıyladır ki, uygarlık için ve milletlerin mutluluk ve refahı için en gerekli olan barış, yerleşmiş olur.
1930 (Ayın Tarihi, Sayı: 79-81, 1930, s.6787)

Bizim görüşümüze göre uluslararası siyasal güvenliğin gelişmesi için ilk ve en önemli şart, milletlerin hiç olmazsa barışı koruma fikrinde samimî olarak birleşmesidir.
1932 (Atatürk'ün S.D.I, s. 357)

Milletlerin güvenliği ya iki taraflı veya çok taraflı genel ortak anlaşmalarla, uzlaşmalarla temin edilebilir diye kesin nitelikte ortaya atılan ve her biri diğerlerine zıt sayılan ilkeler, barışın korunması yolunda bizim için kesin ve isabetli değildir ve olamaz. Bunların her birini coğrafî ve siyasal gerek ve vaziyetlere göre kullanarak barış yolundaki özenli çalışmayı gerçeklere dayandırmak, her millet için ayrı ayrı bir görevdir. Cumhuriyet Hükümeti, bu gerçeği görmüş,uygulamış, en yakın komşuları ile olduğu kadar en uzak devletlerle olan ilişkilerini, dostluklarını, anlaşmalarını ona göre düzenlemeyi bilmiş ve bu sayede dış siyasetimizi sağlam esaslara dayandırmıştır.
1938 (Atatürk'ün S.D.I, s. 396)

Doğu komşularımızla ilişkilerimizde izlediğimiz ve aradığımız hareket çizgisi, her türlü gizli amaçlardan uzak olarak birbirine güvenlik ve diğerine huzur ve barışıklık içinde gelişme veren açık ve samimî bir çizgidedir.
1926 (Atatürk'ün S.D.I, s.335)

Olaylar, Türk milletine, iki önemli kuralı yeniden hatırlatıyor : Yurdumuzu ve haklarımızı savunacak kuvvette olmak; barışı koruyacak uluslararası çalışma birliğine önem Vermek!
1935 (Atatürk'ün S.D.I, s. 369)

Şuna da inanıyorum ki, eğer devamlı barış isteniyorsa, kitlelerin durumlarını iyileştirecek uluslararası önlemler alınmalıdır. İnsanlığın bütününün refahı, açlık ve baskının yerine geçmelidir. Dünya vatandaşları, kıskançlık, açgözlülük ve kinden uzaklaşacak şekilde eğitilmelidir.
1935 (Ayın Tarihi Sayı: 19, 1935)

Eğer savaş bir bomba patlaması gibi birdenbire çıkarsa milletler, savaşa engel olmak için, silâhlı karşı koyuşlarını ve malî kudretlerini saldırgana karşı birleştirmekte kararsız davranmamalıdırlar. En hızlı ve en etkili önlem, olası bir saldırgana, saldırının yanına kâr kalmayacağını açıkça anlatacak uluslararası örgütün kurulmasıdır. Bununla birlikte, bugün için en acele gereksinim, komşu memleketlerin, birbirlerinin özel gereksinimlerini ve sorunlarını görüşmeleridir. Bundan başka bölgesel antlaşmalar, barışın korunması için değerlerini şimdiden kanıtlamışlardır.
1935 (Ayın Tarihi, Sayı: 19, 1935)

Askerî hareket, siyasal faaliyetin ümitsiz olduğu noktada başlar. Ümidin güven verici bir şekilde geri gelmesi, orduların hareketinden daha hızlı, hedeflere varışı temin edebilir.
1922 (Atatürk'ün S.D.III, s. 40 - 41)

Dış siyaset ve çıkar
Milletlerin siyasetinde ancak çıkarları vardır; kimsenin kimseye dost olamayacağını bilelim!
1933 (Kılıç Ali, Atatürk'ün Hususiyetleri, 1955, s. 110)


Uluslararası anlaşmazlıklar, ancak iyi niyetle ve genel çıkar adına karşılıklı özveri yolu ile çözülebilir.
(Hasan Rıza Soyak, Fotoğraflarla Atatürk ve Atatürk'ün Hussusiyetleri, s. 141)

Ne yazık ki Türk'ün geleneksel dostu yoktur; çıkarlar ortak olunca Avrupalılar buna, hemen "geleneksel dostluk" ismini vermişlerdir.
1933 (Samih Nafiz Tansu, Atatürk Anekdotlar - Anılar, Der: Kemal Arıburnu, s. 137)

Balkan milletleri hakkında
Son yılların hep dışarıya âlet olan savaşları kanıtladı ki, Balkanlar'ın birbirleriyle çarpışmaları kadar anlamsız ve acınacak az macera bulunur. Bu kardeş savaşlarında ve milletler kendi aralarında boş yere yıpranmışlardır ve bir çaresi bulunmazsa, bu kardeş boğuşmaları daha devam edebilir. Yetmedi mi, niçin devam etsin?
1924 (Yunus Nadi Abalıoğlu, Atatürk Anekdotlar - Anılar, Der.: Kemal Arıburnu, s. 222 - 223)

Balkan komşularımızla iyi ilişkilerimizden söz ederken,ilâve etmeliyim ki, biz Balkanlar'daki huzur ve rahatlıkla çok yakından İlgiliyiz.
1926 (Atatürk'ün S.D.I, s.335-336)

Balkan birliğine doğru
Balkan milletleri sosyal ve siyasal ne görünüş gösterirlerse göstersinler, onların Orta Asya'dan gelmiş aynı kandan, yakın soylardan ortak ataları olduğunu unutmamak gerekir. Karadeniz'in kuzey ve güney yollarıyla, binlerce yıllar deniz dalgaları gibi birbiri ardınca gelip Balkanlarda yerleşmiş olan insan kitleleri başka başka isimler taşımış olmalarına rağmen, gerçekte bir tek beşikten çıkan ve damarlarında aynı kan dolaşan kardeş kavimlerden başka bir şey değillerdir.

Görüyorsunuz ki, Balkan milletleri yakın geçmişten çok, uzak ve derin geçmişin kırılmaz çelik halkalarıyla birbirine pekâlâ bağlanabilir. Bin bir türlü insanî tutkularla, dinî ayrılıklarla, bazı tarihî olayların bıraktığı dargın izlerle, geçmiş zamanlarda gevşetilmiş, hatta unutturulmuş olan gerçek bağların kuvvetlendirilmesi gerekli ve faydalı olduğu, yeni insanî döneme girdik. Bir an için, bütün bu geçmişe gömülmüş olan anılardan vazgeçsek bile, bugünün gerçek gerekleri, Balkan milletlerinin, dönemin saygı ve uyuma zorunlu kıldığı yepyeni şartlar ve kayıtlar ve geniş bir düşünüş biçimi altında birleşmelerindeki faydanın büyük olduğunu göstermektedir. Balkan birliğinin temeli ve hedefi, karşılıklı siyasal bağımsız varlığa saygı ile dikkat ederek ekonomik alanda, kültür ve uygarlık yolunda işbirliği yapmak olunca,böyle bir eserin bütün uygar insanlık tarafından takdirle karşılanacağına şüphe edilemez.
1931 (Atatürk'ün S.D.H, s. 272 - 273)


Balkan Antantı
(1934)

Balkan Antlaşması, Balkan devletlerinin, birbirlerinin varlıklarına özel saygı beslenilmesini göz önünde tutan mutlu bir belgedir. Bunun, sınırların korunmasında, gerçek bir değeri olduğu besbellidir.
1934 (Atatürk'ün S.D. l, s. 364)

Dünyada şimdiye kadar, başka başka milletlerin birlik yaptıkları ve yüzyıllarca beraber yaşadıkları, tarihte görülmüştür. Bizim kurmak istediğimiz birliğin, tarihte geçmiş olan birliklerin çok üstünde olmasını isteriz. Tarihi bu kadar yüksek bir idealin esas temel taşı, yalnız geçici siyaset esaslarında kalmaz. Bunun, esas temel taşları gerekir ki, kültür ve ekonomi cevheriyle dolu olsun. Çünkü kültür ve ekonomi, her türlü siyasete yön veren esaslardır.
1938 (Atatürk'ün S.D.1I, s. 285)

Balkan Antlaşması, bizim öteden beri samimiyetle üzerinde durduğumuz bir ülküdür. Bu ülkünün her gün geniş bir alan üzerinde daha fazla genişlemesini ve genişlik kazanmasını görmekle mutluyum. Bu hususta anlaşan Balkan devletlerini yöneten kimselerin büyük hizmetleri ve başarıları ve anlaşmaya bağlılıkları takdire değerdir.
1938 (Atatürk'ün S.D.H, s.284)

Sadabat Paktı
(1937)

Cumhuriyet Hükûmeti'nin, doğuda izleyegelmekte bulunduğu dostluk ve yakınlık siyaseti, yeni bir kuvvetli adım attı. Sadabat'ta, dostlarımız Afganistan, Irak ve İran ile imza etmiş olduğumuz dörtlü antlaşma, büyük bir memnunlukla belirtilmeye değer barış eserlerinden biridir. Bu antlaşmanın etrafında toplanan devletlerin, aynı amacı izleyen ve barış içinde gelişmeyi samimiyetle isteyen hükümetleri arasında işbirliğinin, gelecekte de hayırlı sonuçlar vereceğine İnanmaktayız.
1938 (Atatürk'ün S.D.I, s. 388)

Dünya ve Rusya
1932 yılında, Amerika Genelkurmay Başkanı General Mac Arthur'la İstanbul'da yaptığı görüşme sırasında söylemiştir:
Avrupa devlet adamları, başlıca anlaşmazlık konusu olan önemli siyasal sorunları, her türlü millî bencilliklerden uzak ve yalnız herkesin yararına olarak, son bir çaba ve tam bir iyi niyetle ele almazlarsa, korkarım ki felâketin önü alınamayacaktır. Zira, Avrupa sorunu İngiltere, Fransa ve Almanya arasındaki anlaşmazlıklar sorunu olmaktan, artık çıkmıştır. Bugün Avrupa'nın doğusunda, bütün uygarlığı ve hatta bütün insanlığı korkutan yeni bir kuvvet belirmiştir.

Bütün maddî ve manevî imkânlarını, bütünüyle, dünya ihtilâli amacı uğruna seferber eden bu korkunç kuvvet, üstelik Avrupalılar ve Amerikalılarca henüz bilinmeyen yepyeni siyasal yöntemler uygulamakta ve rakiplerinin en küçük hatalarından bile, mükemmel yararlanmasını bilmektedir. Avrupa'da olacak bir savaşın başlıca galibi ne İngiltere, ne Fransa, ne de Almanya'dır; sadece bolşevizmdir. Rusya'nın yakın komşusu ve bu memleketle en çok savaşmış bir millet olarak, biz Türkler, orada seyreden olayları yakından izliyor ve tehlikeyi bütün çıplaklığıyla görüyoruz. Uyanan doğu milletlerinin düşünüş biçimlerini eksiksiz sömüren, onların millî tutkularını okşayan ve kinleri kışkırtmasını bilen bolşevikler, yalnız Avrupa'yı değil, Asya'yı da korkutan başlıca kuvvet halini almışlardır.
1932 (Cumhuriyet gazetesi, 8X1.1951)

Yeni bir savaş tehlikesi
Savaşın ciddiyetini dikkate almayan bazı samimiyetsiz önderler, saldırının araçları olmuşlardır. Kontrolleri altında milletlere, milliyetçiliği ve geleneği yanlış bir şekilde göstererek ve kötüye kullanarak aldatmışlardır. Bu buhranlı saatlerde karışıklığa engel olmak için, kitlelerin kendileri karar vermeleri ve sorumluluk makamını yüksek karakterli ve yüksek moralli, vicdanlı insanların eline bırakmaları zamanı gelmiştir. Bu, gecikmeden yapılmalıdır.
1935 (Ayın Tarihi, Sayı: 19, 1935)

İtalya, Mussolini*'nin yönetimi altında şüphesiz büyük bir kalkınmaya ve gelişmeye erişmiştir. Eğer Mussolini, gelecekteki bir savaşta İtalya'nın görünürdeki heybet ve azametinden, savaş dışında kalmak suretiyle, gerektiği şekilde yararlanabilirse, barış masasında başlıca rollerden birini oynayabilir. Fakat korkarım ki İtalya'nın bugünkü şefi, Sezar rolünü oynamak hevesinden kendisini kurtaramayacak ve İtalya'nın askerî bir kuvvet yaratmaktan, henüz çok uzak olduğunu derhal gösterecektir.
1932 (Cumhuriyet gazetesi, 8X1.1951)

Bence, dün olduğu gibi yarın da Avrupa'nın yazgısı, Almanya'nın alacağı vaziyete bağlı bulunacaktır. Olağanüstü bir dinamizme sahip olan bu yetmiş milyonluk çalışkan ve disiplinli millet, üstelik millî tutkularını kamçılayabilecek siyasal bir akıma kendisini kaptırdı mı, er geç Versay Antlaşması**’ ortadan kaldırmaya girişecektir.
1932 (Cumhuriyet gazetesi, 8. II. 1951)

Çok zaman geçmeden Avrupa'da bir fırtına kopacak, bu müthiş kasırga, dünyanın her tarafına yayılacak ve insanlık genel bir savaş felâketinin bütün kötülükleri ile bir kere daha karşılaşacak! Bu kanlı, tehlikeli durumda tarafsız kalmak, savaşa katılmamak ve devlet gemisini bu fırtına ortasında hiçbir engele çarptırmadan yöneterek savaş dışında ve barış içinde yaşamaya çabalamak, bizim için yaşamsal önem taşımaktadır.
1938 (Nihat Reşat Belger, Ulus gazetesi 10. 11. 1961)

Dünyanın bir savaşa doğru gittiği bu dönemde, bizim ekonomik bakımdan çok daha kuvvetli olmamız gerekir.
1938 (M.K. Atatürk'ten Y., s.II)

II Dünya Savası ve Türkiye
Son hastalığı sırasında, Dolmabahçe Sarayı'ndaki odasında AH Fuat Cebesoy'la konuşurken söyledikleri :
Pek yakında dünya durumu, Mütareke yıllarından daha çok ciddi olacak ve karışacaktır. İkinci büyük bir savaş karşısında kalacağız. Dünyaya egemen olan milletleri yönetenlerin arasında yazık ki birinci derece devlet adamı çıkmıyor. Avrupa'da birkaç serüvenci Almanya ile İtalya'nın başında zorla bulunuyorlar. Karşı karşıya geldikleri zayıf devlet adamlarının güçsüzlüğünden cesaret alıyorlar. Bunlar, bugün dünyayı kana boyamaktan çekinmeyeceklerdir. Eski dostumuz Rus Sovyet Hükümeti, güçsüzlerle serüvencilerin yanlış hareketlerinden yararlanmasını bilecektir. Bunun sonucunda dünyanın durumu ve dengesi bütünüyle değişecektir. İşte, bu dönem sırasında doğru hareket etmesini bilmeyip en küçük bir hata yapmamız halinde, başımıza Mütareke yıllarından daha çok felâketler gelmesi mümkündür!

Bu İkinci Genel Savaş, beni yataktan kımıldanmayacak bir halde yakalayacak olursa memleketin hali ne olacaktır? Ben devlet işlerine kesinlikle el atacak bir vaziyete gelmeliyim! Bizde hiçbir şeyin yataktan yönetilemeyeceğini bilirsiniz. Ne olursa olsun işin başına geçmem gerekir!
1938 (Siyasi Hâtıralar, II. Kısım, Ali Fuat Cebesoy, 1960, s. 252 - 253)

Atatürk tarafından yazdırılmıştır:
Yalnız samimî bir görüş olarak bildiğimiz bir şey vardır ki, eğer bu memleketin bir gün herhangi bir yerde bir tehlike ile karşılaşması, bir savaşa tutulması veya katılması yazgısında varsa, hükümet olarak, bu hususta Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne ve millete, onu etrafıyla düşünerek, bilerek ve anlayarak karar vermek imkânını hazırlamak, başlıca görev saydığımız bir iştir. Yani istemiyoruz ki, uluslararası herhangi bir olayda bir hükümetin veya birkaç hükümetin girişecekleri üstlenmelerin doğal seyirleri şu veya bu tarzda birbirini gerekli sayarak, milleti geçmişte birçok olaylarda olduğu gibi bir olup bitti karşısında bıraksın!

Milletlerin faaliyetlerinde, bütün olayları önceden tahmin edip bir karara bağlamak mümkün olmamıştır. Bununla beraber, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin bu memleketin yazgısında düşünerek bir karar vermesi ve ancak onun verdiği kararların uygulanabilir olduğunun içeride ve dışarıda herkese anlatılmasının, bu memleketin güvenliği için esaslı bir çare olduğunu zannediyoruz. Türkiye, şu veya bu tarzda herhangi bir yere sürüklendirilmiş gibi başıboş bir yönetim manzarası göstermeyi asla kabul edemez.
Büyük devletler arasındaki mücadele, gerginlik, düşmanlık o haldedir ki, bunların arasında bulunarak bir tehlikeye karışmak olasılığı vardır. Bu olasılığa karşı ise son derecede dikkatli, önlemli ve soğukkanlı bulunarak, postu kurtarmaya çalışmak durumundayız.
1937 (Atatürk ve Dünya, Cevat Abbas Gürer, Yeni Sabah, 10.11.1941)

Hatay davası
(1936 - 1938)

Kırk yüzyıllık Türk yurdu, düşman elinde kalamaz!
1923 (İsmail Habib Sevük, Atatürk için, s. 27)

Bu sırada, milletimizi gece gündüz meşgul eden başlıca büyük bir sorun, gerçek sahibi öz Türk olan "İskenderun-Antakya" ve çevresinin yazgısıdır. Bunun üzerinde, ciddiyet ve kesinlikle durmak zorundayız. Daima kendisi ile dostluğa çok önem verdiğimiz Fransa ile aramızda, tek ve büyük sorun budur. Bu işin gerçeğini bilenler ve hakkı sevenler, ilgimizin şiddetini ve samimiyetini iyi anlarlar ve doğal görürler.
1936 (Atatürk'ün S.D.I, s. 337)

Fransız Büyükelçisi'ne bir sohbet sırasında söylemiştir:
Ben toprak büyütme dileklisi değilim; barış bozma alışkanlığım yoktur; ancak antlaşmaya dayanan hakkımızın isteyicisiyim. Onu almasam, edemem. Büyük Meclis'in kürsüsünden milletime söz verdim: Hatay'ı alacağım! Milletim benim dediğime inanır. Sözümü yerine getirmezsem onun huzuruna çıkamam, yerimde kalamam. Ben şimdiye kadar yenilmedim, yenilemem; yenilirsem bir dakika yaşayamam. Bunu bilerek ve sözümü kesinlikle yerine getireceğimi düşünerek benim dostluğumu lütfen bildiriniz ve doğrulayınız, Ekselans Büyükelçi...
1937 (Ruşen Eşref Onaydın, Atatürk T. ve D.K.H., s. 5-6)

Bu, benim kişisel sorunumdur. Durumu Büyükelçi'ye, daha başlangıçta açıkça ifade ettim. Dünyanın bu durumunda böyle bir sorunun, Türkiye ile Fransa arasında silâhlı bir anlaşmazlığa sürüklenmesi kesinlikle mümkün değildir. Fakat ben, bunu da hesaba kattım ve kararımı vermiş bulunuyorum. Şayet ufukta, bu yolda binde bir olasılık belirirse, Türkiye Cumhurbaşkanlığı'ndan ve hattâ Büyük Millet Meclisi üyeliğinden çekileceğim ve bir birey olarak bana katılacak birkaç arkadaşla beraber Hatay'a gireceğim. Oradakilerle elele verip mücadeleye devam edeceğim.
1937 (Hazan Rıza Soyak, Cumhuriyet gazetesi, 10. XI. 1949)

Fransız Büyükelçisi'ne söylemiştir :
- Benim davamdır bu, asla şakaya gelmeyeceğini bilmelisiniz!
(Falih Rıfkı Atay, Atatürkçülük Nedir? s. 44)

Yarın sabah bir tümen asker yollasam, Hatay'ı alabilirim. Renani için harekete geçmeyen Fransızlar, bir Suriye sancağı için bizimle savaşa girmezler; bunu da bilirim. Fakat, ya bu sefer şeref ve namus sorunu yaparlarsa? Milletler belli olur mu? Ben bir sancak için Türkiye'yi savaş tehlikesine sokmam. 1937 (Falih Rıfkı Atay, Çankaya, cilt: II, s. 466)
27 Ocak 1937'de Cenevre'de yapılan Milletler Cemiyeti toplantısında, Hatay'ın bağımsızlığının kabul edilmesi üzerine Başbakan İsmet İnönü'ye telgrafından :
Başarılmış olan millî davada izlenen uygar yönteme, uluslararası lâyık olduğu değerin verileceğine şüphe yoktur. Bu eser, Cumhuriyet Hükûmeti'nin millî sorunlar üzerinde ne kadar şaşmaz bir dikkatle durduğunu ve onları en uygun şekillerde sonuçlandırmak için, cesaret ve feragatle hareket ve faaliyete geçebilecek enerji ve yetenekte bulunduğunu gösteren yeni bir örnek olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti'nin bu siyaset kavrayışının, dünyada barış ve huzur isteyen ve bunun doğal gereği olan hakseverliği benimsemeyi erdem bilen bütün dünya milletlerince takdirle karşılanacağına şüphem yoktur. Türkiye Cumhuriyeti, haklı olduğuna inandığı davasını, büyük ve adaletli hakem kurulu olmasını daima arzu ettiği ve bu sıfat ve yetkisinin daha çok çetin sorunların çözümlenmesinde en yüksek kudret ve kuvvete sahip olmasını temenni ettiği Milletler Cemiyeti'ne bırakmakla insanlık adına isabetli bir harekette bulunmuştur. Bu suretle uygarlık adına da yüksek bir görev yapmış olmakla, sadece takdir ve tebrike değerdir.
1937 (Atatürk'ün T.T.B.IV, s. 579-580)

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Fransa Cumhuriyeti Hükümeti arasında Cenevre'de imza olunan belgelerin belirttiği rejimin birinci evresi, Hatay Türklüğünün yüksek karar ve enerjisi ile, başlamıştır. Başka türlü olmazdı ve bundan sonra da olamaz. Buna, Türkiye Cumhuriyeti'nin ve Türk milletinin olduğu kadar, bu sorunda söz vermiş olan Fransa Hükûmeti'nin ve milletinin de şeref ve saygınlığı uygun değildir.
1937 (Atatürk'ün S.D.III, s. 102)
Kartal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Eski 28.01.09, 03:32   #22
Müdavim

Kartal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jan 2009
Konular: 1414
Mesajlar: 5,633
Ettiği Teşekkür: 17569
Aldığı Teşekkür: 24297
Rep Derecesi : Kartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Atatürk'ün Fikir ve Düşünceleri

İNSANLIK ÜLKÜSÜ VE BARIŞ ÖZLEMİ

İnsanlık ülküsü
Artık insanlık kavramı, vicdanlarımızı temizlemeye ve duygularımızı yüceltmeye yardım edecek kadar yükselmiştir.
1931 (Atatürk'ün S.D.II, s. 273)

İnsanları mutlu edeceğim diye onları birbirine boğazlatmak, insanlıktan uzak ve son derece üzülünecek bir sistemdir. İnsanları mutlu edecek tek yol, onları birbirlerine yaklaştırarak, onlara birbirlerini sevdirerek, karşılıklı maddî ve manevî gereksinimlerini temine yarayan hareket ve enerjidir. Dünya barışı içinde insanlığın gerçek mutluluğu, ancak bu yüksek ülkü yolcularının çoğalması ve başarılı olmasıyla mümkün olacaktır.
1931 (Atatürk'ün S.D.1I, s. 273)

İnsanlıkta mutluluk, insanoğullarının birbirine yaklaşması, insanların birbirini sevmesi, hepsinin temiz duygu ve düşüncelerini birleştirmesiyle olacaktır.
1936 (Atatürk'ün R.Y.G.S., s.237)

Çok büyük milletlere ait küçük memleketler vardır. Gelecek, öteki milletlerden çok bu milletlere aittir.
(Marcel Sauvage, Ayın Tarihi, Atatürk'ün Vefatları, Sayı: 60, 1938, s.174)

Macar Heyeti'ni kabulü sırasında söylemiştir:
- Bir milletin büyüklüğü coğrafî yüzölçümü ile değil, yüreğinin soyluluğu, ülküsünün yüksekliği ile ölçülür.
1934 (Hakimiyeti Milliye gazetesi, 1.1.1934, s.3)

Bayrak, bir milletin bağımsızlık işaretidir. Düşmanın da olsa saygı göstermek gerekir.
(Muzaffer Kılıç, Nükte, Fıkra ve Çizgilerle Atatürk, III, Der: N.A. Banoğlu, s. 12)

Biz kimsenin düşmanı değiliz! Yalnız insanlığın düşmanı olanların düşmanıyız.
1936 (Ferit Celâl Güven, Ülkü Dergisi, Cilt: XII, Sayı: 70, 1938, s. 314)

Düşman kim ve herhangi milletten olursa olsun, bence birdir.
1920 (Ayın Tarihi, No: 50, 1938, s. 31)

Bizim intikamımız, zalimlerin zulmüne karşıdır. Onlarda zulüm hissi yaşadıkça bizde de intikam hissi devam edecektir.
1923 (Atatürk'ün S.D.II, s. 89)

Çanakkale Savaşları'nda kolunu kaybeden Fransız Generali Gouraud ile uzun yıllar sonra Ankara'da karşılaştıkları zaman, Genaral'in yanında bulunan Fransız Büyükelçisi Chambrun'a söylediği söz:

- Türk topraklarında yatan onun şerefli kolu, memleketlerimiz arasında son derece değerli bir bağdır.
1930 (Charles de Chambrun, Nükte, Fıkra ve Çizgilerle Atatürk III, Der: NA. Banoğlu, s.33)

Çanakkale'de Mehmetçik Anıtı'nı ziyaret edip bir konuşma yapacak olan İçişleri Bakanı Şükrü Kaya'ya, Çanakkale Savaşları'nda diğer milletlerden ölen askerlere de hitap edilmek üzere verdiği not:
Bu memleketin toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar! Burada, bir dost vatanın toprağındasınız. Huzur ve rahat içinde uyuyunuz. Sizler, Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlâtlarını savaşa gönderen analar! Göz yaşlarınızı dindiriniz. Evlâtlarınız, bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır. Onlar, bu toprakta canlarını verdikten sonra, artık bizim evlâtlarımız olmuşlardır.
1934 (Uluğ İğdemir, Atatürk ve Anzaklar, 1978, s. 6; Yekta Ragıp Önen, Dünya gazetesi, 10. 11. 1953'ten alıntı).

Barış özlemi
Geleceğin yüksek ufuklarından doğmaya başlayan güneş,yüzyıllardan beri acı çeken milletlerin talihidir. Bu talihin, artık bir daha siyah bulutlara bürünmemesi, milletlerin ve onların önderlerinin dikkat ve özverisine bağlıdır.
1928 (Atatürk'ün S.D.11, s. 250 - 251)

Biz, yaşama ve bağımsızlık için mücadele eden ve bu kanlı mücadele manzarası karşısında bütün uygarlık dünyasının duygusuz, seyirci kaldığını görmekle içi kan ağlamış İnsanlarız.
1922 (Atatürk'ün S.D.11, s. 38)

İnsanlığa yönelmiş fikir hareketi, er geç başarılı olacaktır. Bütün mazlum milletler, zalimleri bir gün yok edecek ve ortadan kaldıracaktır. O zaman dünya yüzünden zalim ve mazlum kelimeleri kalkacak, insanlık kendisine yakışan bir toplumsal duruma erişecektir.
1922 (Atatürk'ün S.D.11, s. 29)

Kesinlikle uygar, insanî ve barışçı ülkü belirmelidir.
1930 (Afetinan, Kemal Atatürk'ü Anarken, 1956, s.168)

Korkunç savaş araçları, özellikle uçak ve denizaltılar in büyük bir hızla gelişmekte olduğundan söz edilirken söylediği bir söz:

- Belki bu ilerlemedir ki, bir gün savaşı imkânsız hale getirecek, böylece dünyada sürekli bir barış dönemi açılmış
olacaktır.
(Hasan Rıza Soyak, Fotoğraflarla Atatürk ve Atatürk'ün Hususiyetleri, 1965, s. 150)

İnsanlığa hizmet
Macar bilgini Prof. Zayti Ferenç'e söylemiştir:
Biz Türkler ve siz Macarlar kardeşiz. Ne yazık ki, biz i'lâ-yi kelimetullah* diye İslâm âleminin, siz de rûhullah ** diye Hıristiyanlığın yüzyıllarca öncülüğünü yaparak, boş yere birbirimizin yok olmasına çalıştık. Böyle bir şaşkınlığa düşeceğimize, iki kardeş millet el ele verseydik, insanlığa ne büyük hizmet ederdik.
1932 (Hasan Cemil Çambel, Makaleler, Hatıralar, s. 77)

Bir sabah Mısır Büyükelçisi'ne, Çankaya sırtlarından doğmakta olan güneşi göstererek söyledikleri:
Doğudan şimdi doğacak olan güneşe bakınız! Bugün, günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan, bütün doğu milletlerinin de uyanışını öyle görüyorum. Bağımsızlık ve özgürlüğüne kavuşacak daha çok kardeş millet vardır. Onların yeniden doğuşları, şüphesiz ki ilerlemeye ve refaha yönelmiş olarak gerçekleşecektir. Bu milletler, bütün güçlüklere ve bütün engellere rağmen, bunları yenecekler ve kendilerini bekleyen geleceğe ulaşacaklardır. Sömürgecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yerlerini, milletler arasında hiçbir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir uyum ve işbirliği çağı alacaktır.
1933 (Dünya gazetesi, 20. 12. 1954)

Savaşçı olamam; çünkü, savaşın acıklı hallerini herkesten İyi bilirim!
(Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Atatürk, s. 110)

Büyük milletler, felâket günlerinde şerefli sınavlar vermeye fırsat bulurlar.
(Nuri Ardıç, Hatıralar, Görüşler Adana Halkevi Dergisi,Sayı: 13-14, 1939, s. 31)

Milletleri antlaşmalardan çok duygular bağlar.
1937 (Ulus gazetesi, 20. 3. 1937)


Amerikalı havacılara söylemiştir:

Kıt'aları birleştirirken, milletleri yaklaştırıyorsunuz.
1931 (Milliyet gazetesi, 2. 8. 1931)

Yabancı gazetecilere söylemiştir:
Yakınlık sağlanmasında basının rolü çok değerlidir.
1930 (Vakit gazetesi, 31. 10. 1930)

Önderler ve milletlerin mutluluğu
Milletler gam ve keder bilmemelidir. Şeflerin görevi,yaşamı neşe ve sevinçle karşılamak hususunda milletlerine yol göstermektir.
Vaktiyle kitaplar karıştırdım. Yaşam hakkında filozofların ne dediklerini anlamak istedim. Bir kısmı her şeyi kara görüyordu. "Madem ki hiçiz ve sıfıra varacağız, dünyadaki geçici ömür esnasında neşe ve mutluluğa yer bulunamaz!" diyorlardı. Başka kitaplar okudum, bunları daha akıllı adamlar yazmışlardı. Diyorlardı ki: "Madem ki sonu nasıl olsa sıfırdır, bari yaşadığımız sürece şen ve neşeli olalım." Ben kendi karakterim bakımından ikinci yaşam görüşünü tercih ediyorum, fakat şu kayıtlar içinde: Bütün insanlığın varlığını kendi kişiliklerinde gören adamlar mutsuzdurlar. Besbelli ki o adam birey olarak yok olacaktır. Herhangi bir kişinin, yaşadıkça memnun ve mesut olması için gereken şey, kendisi için değil, kendisinden sonra gelecekler için çalışmaktır. Akıllı bir adam, ancak bu şekilde hareket edebilir. Yaşamda tam zevk ve mutluluk, ancak gelecek kuşakların şerefi, varlığı, mutluluğu için çalışmakta bulunabilir. Bir insan böyle hareket ederken, "Benden sonra gelecekler acaba böyle bir ruhla çalıştığımı fark edecekler mi? diye bile düşünmemelidir. Hatta en mutlu olanlar, hizmetlerinin bütün kuşaklarca gizli kalmasını tercih edecek karakterde bulunanlardır.

Herkesin kendine göre bir zevki var: Kimi bahçe ile meşgul olmak, güzel çiçekler yetiştirmek ister; bazı insanlar da adam yetiştirmekten hoşlanır. Bahçesinde çiçek yetiştiren adam, çiçekten bir şey bekler mi? Adam yetiştiren adam da, çiçek yetiştirendeki duygularla hareket edebilmelidir. Ancak bu şekilde düşünen ve çalışan adamlardır ki, memleketlerine ve milletlerine ve bunların geleceğine faydalı olabilirler. Bir adam ki, memleketin ve milletin mutluluğunu düşünmekten daha çok kendini düşünür, o adamın değeri ikinci derecededir. Esas değeri kendine veren ve bağlı olduğu millet ve memleketi ancak kişiliği ile ayakta gören adamlar, milletlerinin mutluluğuna hizmet etmiş sayılmazlar.

Ancak kendilerinden sonrakileri düşünebilenler, milletlerini yaşamak ve ilerlemek imkânlarına eriştirirler. Kendi gidince ilerleme ve hareket durur zannetmek bir dalgınlıktır.Şimdiye kadar söz ettiğim noktalar, ayrı ayrı toplumlara aittir. Fakat, bugün bütün dünya milletleri aşağı yukarı akraba olmuşlardır ve olmakla meşguldürler. Bu itibarla insan, bağlı olduğu milletin varlığını ve mutluluğunu düşündüğü kadar bütün dünya milletlerinin huzur ve refahını düşünmeli ve kendi milletinin mutluluğuna ne kadar değer veriyorsa bütün dünya milletlerinin mutluluğuna hizmet etmeye elinden geldiği kadar çalışmalıdır. Bütün akıllı adamlar takdir ederler ki, bu yolda çalışmakla hiçbir şey kaybedilmez. Çünkü, dünya milletlerinin mutluluğuna çalışmak, diğer bir yoldan kendi huzur ve mutluluğunu temine çalışmak demektir. Dünyada ve dünya milletleri arasında huzur, açıklık ve iyi geçim olmazsa, bir millet kendi kendisi için ne yaparsa yapsın, huzurdan mahrumdur. Onun için ben sevdiklerime şunu tavsiye ederim : Milletleri yöneten adamlar, doğal olarak evvelâ ve evvelâ kendi milletinin varlığının ve mutluluğunun yaratıcısı olmak isterler. Fakat, aynı zamanda bütün milletler için aynı şeyi istemek gerekir. Bütün dünya olayları bize bunu açıktan açığa kanıtlar. En uzakta zannettiğimiz bir olayın bize bir gün temas etmeyeceğini bilemeyiz. Bunun için insanlığın hepsini bir vücut ve bir milleti bunun bir organı saymak gerekir. Bir vücudun parmağının ucundaki acıdan diğer bütün organlar etkilenir.

"Dünyanın filân yerinde bir rahatsızlık varsa bana ne?" dememeliyiz. Böyle bir rahatsızlık varsa, tıpkı kendi aramızda olmuş gibi onunla ilgilenmeliyiz. Olay ne kadar uzak olursa olsun bu esastan şaşmamak gerekir. İşte bu düşünüş, insanları, milletleri ve hükümetleri bencillikten kurtarır. Bencillik kişisel olsun, millî olsun daima fena sayılmalıdır. O halde konuştuklarımızdan şu sonucu çıkaracağım: Doğal olarak kendimiz için bütün gereken şeyleri düşüneceğiz ve gereğini yapacağız. Fakat bundan sonra bütün dünya ile ilgileneceğiz. Kısa bir örnek: Ben askerim. Genel Savaş'ta bir ordunun başında idim. Türkiye'de diğer ordular ve onların komutanları vardı. Ben yalnız kendi ordumla değil, öteki ordularla da meşgul oluyordum. Bir gün Erzurum cephesindeki hareketlere ait bir sorun üzerinde durduğum sırada yaverim dedi ki: "Niçin size ait olmayan sorunlarla da uğraşıyorsunuz?" Cevap verdim: "Ben bütün orduların durumunu iyice bilmezsem, kendi ordumu nasıl yöneteceğimi belirleyemem." Bir devlet ve milleti yönetme durumunda bulunanların daima göz önünde tutmaları gerekensorun budur.
1937 (Ulus gazetesi, 20. 3. 1937)

Vatandaşların, bir milletin bireyleri olmak bakımından millete, onun devlet ve hükümetine ve bağlı olduğu milletin uygar insanlığın bir ailesi olması açısından, bütün insanlığa karşı birtakım görevleri vardır.
1930 (Afetinan, M.B. ve M.K.Atatürk'ün El Yazıları, s. 16)
Kartal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Eski 28.01.09, 03:32   #23
Müdavim

Kartal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jan 2009
Konular: 1414
Mesajlar: 5,633
Ettiği Teşekkür: 17569
Aldığı Teşekkür: 24297
Rep Derecesi : Kartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Atatürk'ün Fikir ve Düşünceleri

YAŞAM GÖRÜŞÜ

Yaşamın tanımı
Yaşam, herhangi bir doğa dışı etkenin karışması olmaksızın dünya üzerinde doğal ve zorunlu bir kimya ve fizik seyri sonucudur.
1930 (Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., s. 267)

Yaşamın seyri
Yaşam pek kısa! Çocukluk ve okul bir kısmını alıyor; geriye kalanını ise, uyku yarıya indiriyor. Uykusuzluğu giderecek ve vücuda verdiği istirahat gıdasını sağlayacak komprimeler bulunsa... Bir gün o da olacaktır. Nitekim tıp, kimya, uyutmak için pek güzel ilâçlar yapmışlardır.
(Cevat Abbas Gürer, Yakınlarından Hatıralar, 1955, s. 59)

Bizim dünyamız -bilirsiniz- topraktan, sudan ve havadan oluşmuştur. Yaşamın da esas unsurları, bunlar değil midir? Bu unsurlardan birinin eksikliği, yalnız eksikliği değil, sadece bozukluğu, yaşamı imkânsız kılar.
1935 (Atatürk'ün S.D.II, s.278)

Yaşam bir ilerleme, bir dinamizm kaynağıdır. İnsan, ona kendini uydurmak zorundadır.
(Afetinan, M.K.Atatürk'ten Y., s.8)

Bir hatıra defterine, defterdeki diğer kimselerin yazılarını okuduktan sonra defter sahibine hitaben yazdıkları:
Hatırat defterini başkalarının yazıları ile doldurmaya heves etmektense, yaşam defterini kendi çalışma ve erdem eserlerinle doldurmaya bak!
1923 (Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi,Sayı: 1, 1984, s. 286-287)

Ölüm
Ölüm, yaradılışın en doğal bir yasasıdır.
1923 (Atatürk'ün S.D.II, s. 74 - 75)

Ölüm, insanın değişmez kaderidir; marifet unutulmamaktır.
(Atatürk'ten B.H., s. 13)

İnsan ve doğa
Doğa insanları türetti; onları kendine taptırdı da. Ancak,insanların dünyada yaşayabilmeleri için, onların doğa-ya egemenliğini de şart kıldı. Doğaya egemen olmasını bilemeyen yaratıklar, varlıklarını koruyamamışlardır. Doğa onları, kendi unsurları içinde ezmekten, boğmaktan, yok etmekten ve ettirmekten çekinmemiştir.
1935 (Atatürk'ün S.D.I1, s. 279)

İnsan, bütün tarih boyunca doğanın bazen tutsağı, bazen de egemeni olmuş ve bu hal insan toplumlarının uygarlıkta ilerlemeleri oranında gelişmiştir.
(Afetinan, M.K.Atatürk'ten Y., s.9)

İnsanlar sularda kaynaşıp çırpınan bir varlıktan bugünkü şekline geldi. İnsanın bugünkü yüksek zekâ, idrak ve kudreti, milyonlarca ve milyonlarca kuşaktan geçerek hazırlandı. Artık insan bugün, doğanın sonsuz büyüklüğüne ve doğa içinde kendi türünün yazgısına, gittikçe büyüyen bir irade ve bilinç ile bakıyor.
1930 (Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., s. 267)

İnsanların kıt'alara dağılması
İnsanlar, büyük doğa olayları önünde göçler, akın yolları ile bu yeryüzü dediğimiz yıldızın her kıt'asına dağılmışlardır. Bu kıt'alardan kimine eski, kimine yeni denmiş. Bu deniş, hem bilgiden, hem bilgisizliktendir. Amerika, Kristof Kolomb keşfetti diye yeni dünya sayılmıştır. Fakat jeoloji olayları, Asya'dan, Alaska yolu ile veya daha başka yollarla, karanlık zamanlarda,ismi bilinmeyen kıt'aya geçişler olduğu, Maya uygarlığını ve İnkaları öğrendikçe, stepler ve Alaska geçitleri düşünüldükçe, Eskimo yüzleri ile ve tipleri ile kızılderili Hint insanları yüzleri ve tipleri incelenip araştırıldıkça, bu eski ve yeni dünya kavranılan, şüphesiz yavaş yavaş değişir! Kristof Kolomb'un keşfi, hiç şüphesiz ki çok büyük ve önemli olaydır. Fakat daha dünkü iş sayılır. Ondan çok ve çok daha önceleri vardır! Ne ise, biz oralara kadar dalmayalım, bırakalım bilginler araştırsınlar, incelesinler, gerçeği meydana çıkarsınlar.
(Ruşen Eşref Onaydın, Atatürk T. ve D.K.H., s. 53 - 54)

Yaşam ve mücadele
Yaşam demek mücadele, boğuşma demektir. Yaşamda başarı, kesinlikle mücadelede başarıyla mümkündür. Buda, manevî ve maddî bakımdan kuvvete, kudrete dayanır bir niteliktir.
1920 (Nutuk 11, s. 434)

Dünya, insanlar için bir sınav meydanıdır. Sınav veren insanın her soruya pek uygun cevaplar vermesi mümkün olmayabilir. Fakat düşünmelidir ki, karar cevapların hepsinden doğan sonuca göre verilir.
1914 (Melda Özverim, M.K. ve C.L., s. 45)

Yolunda yalnız olmayacaksın; orada, aynı hedefi izleyen başkaları ile beraber yürüyeceksin. Bu yaşam yarışında, diğerleri, yetenekleri bakımından sizi geçebilirler. Bir başarı, elinizden kaçabilir. Bundan dolayı, onlara kızmayınız ve elinizden geleni yapmışsanız, kendi kendinize de kızmayınız. Asıl önemli olan başarı değil, çabadır. İnsanın elinde olan ve onu memnun eden ancak çabadır.
1930 (Afetinan, M.B. ve M.K.Atatürk'ün El Yazıları, s. 78; 542)


Kuşakların fikrî gelişimi
Yüksek düzeyde olan, kendi düzeyinden bilgi ve anlayışça aşağı olanı beğenmez. Fakat bu hal, aslında takdir ve özendirmeye lâyık görülmek gerekmez mi? Her yeni yetişen, kendinden eskisini beğenmeyecek kadar yükselirse, o zaman, ancak o zaman gelecek kuşaklar, birbirinden derece derece yüksek düzeyde bir yüksek kuşak oluşturabilir ki, insanın ilerlemesinin amacı da budur.
1918 (M .Kemal Atatürk'ün Karlsbad Hatıraları, Afetinan, s. 51)

Dünya nimetleri ve insan zekâsı
Allah dünya üzerinde yarattığı bu kadar nimetleri, bu kadar güzellikleri insanlar yararlansın, varlık içinde yaşasın diye yaratmıştır ve en son derecede yararlanabilmek içinde, bütün yaratıklardan esirgediği zekâyı, aklı insanlara vermiştir.
1923 (Atatürk'ün S.D.1I, s. 108)

Zekâ ve akıl hakkında
Bu dünyada her şey insan kafasından çıkar. Bir insan başının ifade etmeyeceği hiçbir şeyi düşünemiyorum.
(Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., s. 182)

Her şeyin kaynağı insan zekâsıdır.
(Falih Rıfkı Atay, 19 Mayıs, s. 41)

İnsanın vücudu bir kürsüdür; zekâ cevherinin koruyucu kabı olan başı, üzerinde taşımak için kurulmuş bir kürsü!... Çünkü esas zekâdır...
(Ruşen Eşref Onaydın, Atatürk'ü Özleyiş, s. 116)

İnsanların yaşamına, faaliyetine egemen olan kuvvet, yaratma ve icat yeteneğidir.
1930 (Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., s. 270)

Akıl ve mantığın çözemeyeceği sorun yoktur.
(Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., s. 270)

İstek ve olanak
Dünyada insanların aklına gelen her uygun şeyin olmasına maddî olanak olsa idi, gerçekten bütün dünyanın genel manzarası başka türlü olurdu. Fakat, insanlar için her şeyi yapmakta maddî olanak bulunamaz.
1920 (Atatürk'ün S.D.I, s. 82 -83)

Çeşitli görüşler
Ehven-i şer, serlerin en büyüğüdür*.
(Rükneddin Fethi Olcaytuğ, Atatürk Hakkında Düşünce ve Tahliller, s. 48)

Yaşamda daima ve çok ölçülü olmak gerekir.
(Hasan Rıza Soyak, Yakınlarından Hatıralar, 1955, s.10)

Manevî kuvvetler, özellikle bilim ve iman ile yüksek bir
şekilde gelişir. 1922 (Atatürk'ün S.D.J, s. 223)

Neşeli olmayan insanlardan iki türlü şüphe edilir: Ya hastadır veya o insanın başkalarına bildirmek istemediği bir kuruntusu, bir derdi vardır.
(Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., s. 300)

Bilirsiniz ki, duygululuk denilen şey aklın, mantığın, düşünmenin çok üstünde bir kudrete, bir kuvvete sahiptir.
1925 (Atatürk'ün S.D.ll, s.227)

İnsanlar dünyaya alınlarında yazılı olduğu kadar yaşamak için gelmişlerdir.
1923 (Atatürk'ün S.D.1I, s.85)

Samimiyet ifade edilemez. O, gözlerden ve alınlardan anlaşılabilir.
1925 (Mustafa Selim İmece, Atatürk'ün Ş.D.İ. ve KS., s. 67)

Atatürk tarafından yazdırılmıştır:
Yaşayan her şey bazı izler bırakır. Biz, onlardan bir anlam çıkarabilecek kadar zeki isek, bu izlerin bizim için bir anlamı olur.
1937 (Afetinan, Atatürk'ün B.NM.S. 37)

Gözyaşları güçsüzlük belirtisidir.
(Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., s.20)

İnsanları heyecanlandırmak değil, teskin etmek gerekir.
1920 (Atatürk'ün S.D.I, s. 89)

Her manzara, insanın kendi ruhunun ve duygularının
dürtüsüyle belirir. 1920 (Atatürk'ün S.D.I, s. 81)

Felâket başa gelmeden evvel, onu önleyecek ve ona karşı savunulacak önlemleri düşünmek gerekir. Geldikten sonra dövünmenin yararı yoktur.
1920 (Nutuk II, s. 463)

İnsanlar gariptir; bazen en akıllılarının bile, gerçeklerin açıklığı karşısında görüşleri temelsiz ve çürük olur.
1924 (Atatürk'le Konuşmalar, Mustafa Baydar. s. 94)

Geçmiş zaman ve geçmiş zamanın anıları, ölümsüz bir yaşama sahiptir.
1915 (Melda Özverim, M.K. ve C.L., s. 53)

Tarihsel olayların gidişi sırasında, bazen fizyolojik aksamalar önemli rol oynarlar. Doğa ya engel olur veya yardım eder.
1933 (Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., s. 165)
Kartal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Eski 28.01.09, 03:33   #24
Müdavim

Kartal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jan 2009
Konular: 1414
Mesajlar: 5,633
Ettiği Teşekkür: 17569
Aldığı Teşekkür: 24297
Rep Derecesi : Kartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Atatürk'ün Fikir ve Düşünceleri

DEHA, BÜYÜK ADAM, LİDER

Dehanın tanımı
Dâhi odur ki, ileride herkesin takdir ve kabul edeceği şeyleri ilk ortaya koyduğu zaman herkes onlara delilik der.
1926 (Hikmet Bayur, TTK. Belleten, Cilt: 3, Sayı: X. 1939, s. 254)

Büyüklük ve büyük adam
Büyüklük odur ki, hiç kimseye iltifat etmeyeceksin, hiç kimseyi aldatmayacaksın, memleket için gerçek ülkü neyse onu görecek, o hedefe yürüyeceksin. Herkes senin aleyhin de bulunacaktır. Herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır. İşte sen bunda karşı koyuşları yok eden olacaksın. Önüne sayılamayacak güçlükler yığacaklardır. Kendini büyük değil küçük, zayıf, araçsız, hiç sayarak, kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak bu güçlükleri aşacaksın. Ondan sonra sana büyüksün derlerse, bunu diyenlere de güleceksin.
1908 (Atatürk'ün S.D.V, s. 112)

Bir adam ki büyük olmaktan söz eder, benim hoşuma gitmez. Bir adam ki memleketi kurtarmak için evvelâ büyük adam olmak gerekir, der ve bunun için bir de örnek seçer, onun gibi olmayınca memleketin kurtulamayacağı inancında bulunur, bu, adam değildir.
1908 (Atatürk'le Konuşmalar, Mustafa Baydar, s. 100)

İnsanlar âdetlerini, ahlâklarını, hislerini, eğilimlerini, hattâ fikirlerini geliştirme ve eğitmede içinde yetiştiği toplumun genel eğilimlerinden kurtulamazlar. Fakat bazı büyük yaratıklar vardır ki, onlar yalnız bağlı oldukları topluma karşı kalplerini ve ruhlarını aynı halde tutarlar.
1922 (Atatürk'ün S.D.II, s. 34)

Lider ve liderlik
Şef, görüşünü ve düşüncesini en üstün kabul ettiren, işi yönetendir. Şef, niteliği ve değeri en yüksek olan adamdır. Şef, şef olmalı; ister sivil ister asker...
(Ruşen Eşref Onaydın, Atatürk T. ve D.K.H., s. 46)

Lider ve büyük olaylar
Tarih söz götürmez bir şekilde kanıtlamıştır ki, büyük sorunlarda başarı için yetenek ve kudreti sarsılmaz bir başkanın varlığı şarttır. Bütün devlet adamlarının ümitsiz ve acizlik içinde.. Bütün milletin başsız olarak karanlıklar içinde kaldığı bir sırada, her vatanseverim diyen bin bir çeşit kimsenin, bin bir hareket ve görüş şekli gösterdiği gürültülü anlarda danışmalarla, birçok hatırlı ve sözü geçer kişilere bağlılık gereğine inanmakla, sağlam ve esaslı ve özellikle etkili yürümek ve en sonunda çok güç olan hedefe erişmek mümkün müdür? Tarihte, bu yolda şeref kazanmış bir toplum gösterilebilir mi?
1927 (Nutuk I, s. 70)

Lider ve konumu
Yöntem ve kural şudur ki, genel durumu yönetme sorumluluğunu üzerine alanlar, en önemli hedefe ve en yakın tehlikeye, mümkün olduğu kadar yakın bulunur. Yeter ki bu yaklaşım, genel durumu görmekten uzak bırakacak derecede olmasın.
1919 (Mazhar Müfit Kansu, E.Ö.K. Atatürkle Beraber : Cilt: II,s. 466 - 467)

Lider ve Tutku
Gerçekte tutkusuz büyük bir iş meydana getirilemez. Fakat onun herhalde millet yolunda bir hizmet amacına yönelmiş olması gerekir. Başkan olan kimsenin, milletin ülküsüne göre hareket etmesi ve milletin psikolojisini bildikten sonra, o milletin eğilimine uyması gerekir.
1930 (Ayın Tarihi, No: 73, 1930)






ATATÜRK'E GÖRE ATATÜRK

İki Mustafa Kemal
İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik geçici Mustafa Kemal... İkinci Mustafa Kemal, onu "ben" kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni yaşam ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim girişimlerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!
1933 (Hamdullah Suphi Tanrıöver, Yerli Yabancı 80 İmza Atatürk'ü Anlatıyor, s. 183)

Fikir Atatürk
Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir.
1929 (Ayın Tarihi, Sayı : 65, 1929)

Büyük ölülere matem gerekmez, fikirlerine bağlılık gerekir.
(Atatürk'ten B.H., s. 120)

Ben, manevî miras olarak hiçbir nass-ı katı'*, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevî mirasım, bilim ve akıldır. Benden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü güçlükler önünde, belki amaçlara tamamen eremediğimizi, fakat asla ödün vermediğimizi, akıl ve bilimi rehber edindiğimizi onaylayacaklardır. Zaman hızla dönüyor, milletlerin, toplumların, bireylerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve bilimin gelişimini inkâr etmek olur. Benim, Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra, beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve bilimin rehberliğini kabul ederlerse, manevî mirasçılarım olurlar.
(Hamdullah Suphi Tanrıöver'den naklen, Cemal Kutay, Mustafa Kemal'in Ufuktaki Manevî Mirasçısı ile Sohbet, s.2-3;İsmet Giritli, Kemalist Devrim ve İdeolojisi, s. 13)

Bir zamanlar gelir, beni unutmak veya unutturmak isteyen gayretler belirebilir. Fikirlerini inkâr edenler ve beni yerenler çıkabilir. Hatta bunlar, benim yakın bildiğim ve inandıkların arasından bile olabilir. Fakat, ektiğimiz tohumlar o kadar özlü ve kuvvetlidirler ki bu fikirler, Hint'ten, Mısır'dan döner dolaşır gene gelir, verimli sonuçları kalpleri doldurur. 1937 (Atatürk'ten B.H., s. 6, 128)


Atatürk ve görevin amacı
Yaşamımın bütün dönemlerinde olduğu gibi, son zamanların buhranları ve felâketleri arasında da bir dakika geçmemiştir ki, her türlü huzur ve istirahatimi, her çeşit kişisel duygularımı milletin kurtuluşu ve mutluluğu adına feda etmekten zevk duymayayım. Gerek askerî yaşamımın ve gerek siyasî yaşamımın bütün dönem ve bölümlerini işgal eden mücadelelerimde daima hareket kuralım, millî iradeye dayanarak milletin ve vatanın gereksindiği amaçlara yürümek olmuştur. 1920 (Atatürk'ün S.D.I, s. 61)

Pekâlâ bilirsiniz ki benim bütün yaşamımda bu ana kadar güttüğüm amaç, hiçbir zaman kişisel olmamıştır. Her ne düşünmüş ve her neye girişmiş isem, daima memleketin, milletin ve ordunun adına ve çıkarına olmuştur. Hiçbir zaman şahsımın üstünlüğünü ve sivrilmemi göz önüne almamışımdır.
1914 (Atatürk'ün Özel Mektupları, Sadi Borak, s. 40)

Memleket ve milletin kurtuluşu ve mutluluğu için çalışmaktan başka bir amacım yoktur. Bu, bir insan için yeterli bir sevinç ve zevk sağlar. Benimle beraber olan arkadaşlarım, bütün vatandaşlarım da aynı amacı izlemektedirler. Kişisel ve ailevî huzur ve mutluluğun, milletin huzur ve mutluluğuyla ayakta durduğunu, memleketin güvenlik ve dokunulmazlığıyla mümkün olduğunu gerçek ve ciddî bir şekilde anlamışlardır. Ben ve benimle beraber olanlar, hedefimizin yüceliğine, yolumuzun doğruluğuna eminiz. Bunda asla şüphe ve tereddüdümüz yoktur. Milletimizin, Türk milletinin yakın, uzak tarihine gereği kadar bilgimiz vardır. Geçmişin derslerini, bugünün ve geleceğin yaşamı için göz önünde tutmak dikkatinden mahrum değiliz. Yaptığımız hizmetlerle övünmüyoruz. Yapacağımız hizmetlerin, övünç sebebi olabileceği ümidiyle avunuyoruz.
1925 (Atatürk'ün S.D.V, s. 209)

Atatürk ve kutsal tutku
Çevresindekilere söylediği bir söz :
Beni övme sözlerini bırakınız; gelecek için neler yapacağız, Onları Söyleyin!
(Afetinan, Atatürk'ün BUM., s. 37)

Benim tutkularım var, hem de pek büyükleri; fakat bu tutkular, yüksek makamlarda bulunmak veya büyük paralar elde etmek gibi maddî emellerin doyumuyla ilgili bulunmuyor. Ben bu tutkularımın gerçekleşmesini, vatanıma büyük faydalan dokunacak, bana da gerektiği gibi yapılmış bir görevin canlı iç rahatlığını verecek büyük bir fikrin başarısında arıyorum. Bütün yaşamımın ilkesi, bu olmuştur. Ona çok genç yaşımda sahip oldum ve son nefesime kadar da onu
koruyacağım.
1914 (Melda Özverim, M.K. ve C.L., s. 42)

Allah bilir, yaşamımda bugüne kadar orduya faydalı bir üye olabilmekten başka vicdanî bir emel edinmedim. Çünkü vatanın korunması, milletin mutluluğu için her şeyden evvel ordumuzun, eski Türk ordusu olduğunu dünyaya bir daha kanıtlama gereğine çoktan inanmış idim. Bu inanca ait emellerimin şiddeti, ihtimal beni pek fazla aşırı davranışlı göstermişti. Fakat zaman, saf ve temiz beyinlerden doğan fikrî gerçekleri -kabulünden çekinilse de uygulattırır.
1912 (Atatürk'ün Özel Mektupları, Sadi Borak, s. 11)

Atatürk ve vicdanî görev
Bütün görevlerin üstünde bizim de bir vicdanî görevimiz vardı; o da, herkesin sudan birtakım görevler yaptığı sırada yaşamımızı, varlığımızı bu milletin bağrına sokarak, onlarla beraber düşman karşısında uğraşmak olmuştur!
7920 (Atatürk'ün S.D.I, s. 106)

Ben görevimin bitmediğini, yüklendiğim sorumluluğunda yüksek ve çetin olduğunu anlıyorum. Arkadaşlar, bu görev bitmeyecektir; ben toprak olduktan sonra da devam edecektir! Ben seve seve, sevine sevine bütün varlığımı bu kutsal göreve vereceğim ve onun yüksek sorumluluğunu yüklenmekle mutlu olacağım. Görevime başarı ile devam edebileceğim. Çünkü büyük milletimizin, kalp ve vicdanında bana karşı sarsılmaz bir güven ve itimat taşımakta olduğunu görüyorum. Bu benim için büyük kuvvettir, büyük yetkidir.
1925 (Atatürk'ün S.D.1I, s. 236)

Biz, eğer millet ve tarih önünde herhangi bir hata işliyorsak, bunun sorumluluğunu vicdanımızda ve sağduyumuzda hissetmekten ve ödemekten, hiçbir zaman çekinecek insanlar değiliz. 1925 (Mazhar Müfit Kamu, E.Ö.K. Atatürkle Beraber, Cilt: I, s. 160)

Millet için özveri
Millet ve memleketin sayesinde kazanılan rütbe ve refahın bir önemi, bir kutsallığı vardır. Biz bunlardan, ancak yine bu aziz millet ve memlekete borçlu olduğumuz son bir namus görevini yapmak için ayrıldık. Milletin kendi yaşamını kurtarmak, kendi meşru hakkını savunmak için çıkardığı sese katılmak, her kendini bilen vatandaşın görevidir. Eğer bu millet, bu memleket parçalanacak olursa genel ********liğin yıkıntısı altında, şunun bunun kişisel şerefi de parça parça olur. Biz, o genel şerefi kurtarabilmek için harekete gelen millete ruhumuzla katıldık. Katılmamıza engel olabilecek kişisel rütbeleri, makamları da genel şerefi kurtarmaya yönelik bir amaç uğruna feda ettik.
1919 (Atatürk'ün S.D.III, s. 6)

Ben, gerektiği zaman, en büyük armağanım olmak üzere Türk milletine canımı vereceğim.
1937 (Atatürk'ün T.T.B. IV. s. 590)

Mallarını millete bağışlaması nedeniyle söylemiştir :
Mal ve mülk, bana ağırlık veriyor. Bunları, soylu mille time geri vermekle büyük ferahlık duyuyorum. Zenginlikten ne çıkar; insanın serveti, kendi manevî kişiliğinde olmalıdır!
1937 (Rükneddin Fethi Olcaytuğ, Atatürk Hakkında Düşünce ve Tahliller, 1943, s. 44)

Özgürlük ve bağımsızlık aşkı
Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben, milletimin ve büyük atalarımın en değerli mirasından olan bağımsızlık aşkı ile yaratılmış bir adamım! Çocukluğumdan bugüne kadar ailevî, özel ve resmî yaşamımın her evresiniyakından tanıyanlarca bu aşkım bilinir. Bence bir millette
şerefin, saygınlığın, namusun ve insanlığın yerleşmesi ve yaşaması, kesinlikle o milletin özgürlük ve bağımsızlığına sahip olmasına bağlıdır. Ben kendim, bu saydığım özelliklere çok önem veririm ve bu özelliklerin kendimde varlığını iddia edebilmek için milletimin de aynı özellikleri taşımasını şart ve esas bilirim. Ben yaşayabilmek için kesinlikle bağımsız bir milletin evlâdı kalmalıyım! Bu sebeple millî bağımsızlık, bence bir yaşam sorunudur. Millet ve memleketin çıkarları gerektirdiği takdirde insanlığı oluşturan milletlerden her biriyle uygarlık gereğinden olan dostluk ve siyaset ilişkilerini, büyük bir duyarlıkla takdir ederim. Ancak, benim milletimi tutsak etmek isteyen herhangi bir milletin de bu arzusundan vazgeçinceye kadar amansız düşmanıyım!
1921 (Atatürk'ün S.D.1II., s.24)

Çocukluğumdan beri bir huyum vardır. Oturduğum evde ne kız kardeş, ne de ahbap ile beraber bulunmaktan hoşlanmazdım. Ben, yalnız ve bağımsız bulunmayı çocukluktan çıktığım zamandan itibaren daima tercih etmiş ve sürekli olarak öyle yaşamışımdır. Tuhaf bir halim daha var; ne ana -babam çok erken ölmüş-, ne kardeş, ne de en yakın akrabamın kendi düşünüş biçimi ve görüşlerine göre bana şu veya bu öğütte bulunmasına katlanmazdım. Aile arasında yaşayanlar çok iyi bilirler ki sağdan soldan, pek saf ve samimî uyarmalardan korunamazlar. Bu durum karşısında iki davranış şeklinden birini seçmek zorunludur; ya uymak yahut bütün bu uyarma ve öğütleri hiçe saymak. Bence ikisi de doğru değildir. Uymak nasıl olur, en aşağı benimle yirmi, yirmi beş yaş farkı olan anamızın uyarmalarına uyma geçmişe dönme demek değil midir? İsyan etmek, erdemine,iyi niyetine, yüksek kadınlığına inandığım anamın kalbini, görüşlerini alt üst etmektir. Bunu da doğru bulmam.
1926 (Atatürk'ün S.D.V, s.113)

Savarona yatında kabul ettiği Romanya Kralı Karol'un, görüşme sırasında Almanya ile Çekoslovakya arasındaki Südet sorununa* değinmesi ve Atatürk'ten Çekoslovakya Cumhurbaşkanı Beneş'e bazı telkinlerde bulunmasını rica etmesi üzerine, görüşmeyi dinlemekte olan zamanın Dışişleri Bakanı Tevfık Rüştü Araş 'a söyledikleri:

Majeste Kral'in söylediklerini dikkatle dinledim. Benden, bir devlet başkanına kendi ülkesinden bir parçayı Almanlara terk etmesini tavsiye etmekliğimi mi istiyorlar? Benim gibi, bütün ömrü boyunca yurdunun bağımsızlığı ve bir karış toprağını başkasına vermemek için savaşan bir adam, inançlarına aykırı bir şeye nasıl aracı olur? Görüyorum ki Majeste Kral, beni ve karakterimi iyi tanımıyorlar!
1938 (Nejat Saner, Atatürk ve Sonrası, Cumhuriyet gazetesi, 13.11. 1970)


Atatürk ve cesaret
Ölüme doğru en çok atılanlardan biriyim. Kurşun ve gülle yağmuru altında birçok savaşlara katıldım. Hatta ölüm bir defa, kalbimin yanından sıyırarak geçti. Kalbimin üzerinde bir saat vardı ve bu saat mermi parçasının şiddetini kırdı.
1928 (Atatürk'ün S.D.11I, s. 82)


Atatürk ve millet
Her zaman tekrar zorunluğunda kalıyor ve tekrarı da faydalı görüyorum ki, eğer ben milletime herhangi bir hizmette bulunmuşsam, eğer ben herhangi bir girişimde önayak olmuşsam bu hizmet ve girişimin temel kaynağı, saygılar ve sevgilerle bağlı olduğum, bundan sonra da saygı ve sevgiyle mutluluk ve refahına varlığımı, yaşamımı vereceğim aziz milletime, sizlere dayanmaktadır. Bir millette güzel şeyler düşünen insanlar, olağanüstü işler yapmaya yetenekli kahramanlar bulunabilir. Ama öyle kimseler yalnız başına hiçbir şey olamazlar; meğer ki bir genel duygunun ifadesi, temsilcisi olsunlar! Ben milletimin düşünce ve duygularını yakından tanımaktan, aziz milletimde gördüğüm yetenek ve gereksinimi belirtmekten başka bir şey yapmadım. Onun bu yetenek ve duygularını sezip tanımakla övünüyorum. Milletimdeki, bugünkü zaferleri doğurabilecek özelliği görmüş olmak... Bütün mutluluğum işte bundan İbarettir.
1923 (Atatürk'ün S.D.II, s. 161)

Arkadaşlarımız ve milletin bütün bireyleri gibi, millî davamızda benim de emeğim geçmiş ise, bu çalışmada iş yapma kuvveti ve başarı varsa, bunu bana mal etmeyiniz. Ancak ve ancak bütün milletin manevî kişiliğine mal ediniz. Ben milletin bu yüksek manevî kişiliği içinde bir önemsiz birey olmakla mutluyum. Efendiler, millet bütünüyle manevî bir kişilik halinde ve bir birleşmiş kitle şeklinde belirdi ve bu yüce birliği koruyarak ona düşman olanları ortadan kaldırdı.
1923 (Atatürk'ün S.D.II, s. 115)

Milletimle yakından ve gösterişten uzak karşılıklı görüşmenin zevkini, mutluluğunu anlatamam. Her ne zaman milletimin karşısında kendimi görsem, her ne zaman milletimin bireylerinden birkaçının yüzüne baksam, oradan ruh ve vicdanıma gelen ışık, benim için en değerli bir ilham ve verim alevi oluyor!
1923 (Gazi ve İnkılâp, Mahmut Soydan, Milliyet gazetesi, 7.2.1930)

30 Ağustos'ta yönettiğim savaş, Türk milletinin yanımda bulunduğu halde, yönettiğim ilk ve son savaştır. Bir insan kendini, milletle beraber hissettiği zaman, ne kadar kuvvetli buluyor bilir misiniz? Bunu tarif güçtür.
1928 (Atatürk'ün S.D.III, s. 83)

Yaşamımda en büyük dayanak ve kuvvetim, vatandaşlarımdan gördüğüm güven ve destekdir. Bütün görevlerimde manevî, vicdanî olan en büyük endişem, emanetinizin saygı ve kutsallığına devamlı olarak dikkat etmektir.
1927 (Atatürk'ün TTB. IV, s. 532)

Samimî olarak bu memleketin, bu milletin yararına yapılacak bir iş olsun, ben onu göz önüne almayayım; bu, mümkün değildir. Yalnız, işin gerçekten millete yararı olmalı ve teklifin samimî olarak yapıldığına ben inanmalıyım.
(İbrahim Necini Dilmen, Dilci Şef, Ulus gazetesi 14.XI.1938)

Benim için dünyada en büyük makam ve ödül, milletin bir bireyi olarak yaşamaktır. Eğer Cenab-ı hakk beni bunda başarılı yapmış ise, şükrederim. Bugün olduğu gibi ömrümün sonuna kadar milletin hizmetinde olmakla övüneceğim.
1923 (Atatürk'ün S.D.II, s. 129)

Milletin içinde serbest bir millet bireyi olmak kadar dünyada mutluluk yoktur. Gerçekleri bilenler, kalp ve vicdanında manevî ve kutsal hazlardan başka zevk taşımayan insanlar için ne kadar yüksek olursa olsun, maddî makamların hiçbir değeri yoktur.
1922 (Atatürk'ün S.D.V, s 24)

Şimdiye kadar millete yapamayacağım bir şeyi vaat etmedim. Ben yapacağım dediğim zaman, buna inanmayanlar vardı. Buna rağmen hareket ettim. Görüyorsunuz ki başardık. Benim ve benimle çalışanların güveni vardır ki, yeni hedeflerimize de başarıyla varacağız. Şimdiye kadar söylediklerimin gerçekleşmiş olması, bütün düşüncelerimin beni yalanlamaması, milletin ciddî ve samimî olarak bana yardımcı ve destek olmasıyla mümkün olmuştur. Onun için yeni amaçlara erişmek için de bu yardım ve desteğe gereksinimim vardır; onu benden esirgemeyiniz!
1923 (Gazi ve İnkılâp, Mahmut Soydan, Milliyet gazetesi, 7.12.1929)

Atatürk, bizden biridir.
1935 (Şükrü Kaya, Türk Kadım Dergisi, Sayı : 6, 1966, s. 7)

Atatürk ve millet şerefi
Benim şan ve şerefimden söz etmek de hatadır.İyi dinleyiniz öğüdüm budur ki, içinizden herhangi bir adam çıkar, şan, şeref davası güder ve benzersiz olmak isterse, başınızın belasıdır; ilk önce kafası kırılacak adam budur! Bağlı olduğum Türk milletinin şan ve şerefi varsa, benim de bir bireyi olmak sıfatıyla şanım şerefim vardır, asla başka değilim.
1923 (Damar Ankoğlu, Hatıralarım, s. 304)

Ben zannediyorum ki, millet bireylerinin hiçbirinden fazla yüksekliğe sahip değilim. Bende fazla girişim görüldüyse bu benden değil, milletin bileşkesinden çıkan bir girişimdir. Sizler olmasaydınız, sizlerin vicdanî eğilimleriniz bana dayanak noktası oluşturmamış olsaydı; bendeki girişimlerin hiçbiri olmazdı. Millete ait meziyetleri yalnız kişilere bırakan anlayış, eski yönetimlerin sistem ve usul sorunundan doğuyordu. Eskiden mevcut devlet ve devletlerin kuruluş şekli, sadece bir kişinin çıkarlarını ve arzularını karşılamaya yönelmiş idi. Kişilerin bu arzu ve emellerine hizmet eden millet, gösterilen büyüklüklerin şerefinden asla payını alamaz, ancak hata ve beceriksizlik olursa onlar millete yüklenirdi. Bugün bu durum mevcut değilse, millet kendi büyüklüğünü olduğu gibi dünyaya göstermişse, fazlalık bende değil, bugünkü yönetimin niteliğindedir.Bu şekil mevcut oldukça, bu makama çıkacak herkesin yapacağı şey bundan başka türlü olamaz.
1923 (Atatürk'ün S.D.1I, s. 159)

Sizden olan bir kişiye, sizden fazla önem vermek, her şeyi milletin bir bireyinin kişiliğinde odaklaştırmak, geçmişe, bugüne, geleceğe, bütün bu zamanlara ait bir toplumun sorunlarının aydınlatılması ve belirtilmesini yüksek bir topluluğun tek bir kişisinden beklemek elbette ki lâyık değildir, elbette ki gerekli değildir.
1925 (Atatürk'ün M.A.D., s. 19-20)

Yabancı ülkelere veya uluslararası konferanslara giden arkadaşlarına söylediği bir söz:
- Sesiniz benim sesimdir, unutmayınız!
(Falih Rıfkı Atay, Çankaya, 1969, s. 549)

Halk adamı Atatürk
Ben düşündüklerimi, sevdiklerime olduğu gibi söylerim. Aynı zamanda gerekli olmayan bir sırrı kalbimde taşımak kudretinde olmayan bir adamım. Çünkü ben, bir halk adamıyım. Ben düşündüklerimi daima halkın önünde söylemeliyim. Yanlışım varsa halk beni yalanlar. Fakat şimdiye kadar bu açık konuşmada halkın beni yalanladığını görmedim.
1937 (Ulus gazetesi, 20. 3. 1937)

Atatürk ve sağduyu
Ben, ancak daha iyisini yapabildiğim şeyi bozabilirim; yapamayacağım şeyi de bozmam.
(Atatürk'ten B.H., s. 86)

Ben bir defa söz verdikten sonra ondan şüphe etmeğe kimsenin hakkı yoktur.
1930 (Fethi Okyar, S.C.F.J.N.K., s.49)

Ben o adamım ki ordunun memleketi, milleti muhakkak bir sonuca götürebileceği noktalarda emir veririm. Fakat bilim ve özellikle sosyal bilim alanına giren işlerde ben emir vermem. Bu alanda, isterim ki bana bilginler doğru yolu göstersinler. Onun için, siz kendi biliminize, kültürünüze güveniyorsanız, bana söyleyiniz. Sosyal bilimin güzel yönlerini gösteriniz, ben izleyeyim.
1923 (Ahmet Cevat Emre, İki Neslin Tarihi, s. 316)

Evlilik ve çocuk sevgisi
Ben, sadece evlenmek için evlenmek istemiyorum. Vatanımızda yeni bir aile yaşamı yaratmak için önce kendim örnek olmalıyım. Kadın böyle umacı gibi kalır mı?
1923 (İsmail Habib Sevük, Atatürk İçin, s. 25)

Yaşam kısadır. Bunu kutlama ve taçlandırma için, insanların genellikle uygun gördükleri yol evliliktir. Bu genel kurala uymayanlar, pek sınırlı ve benzerleri azdır. Bu kural dışını oluşturanlar da, esas kuralın fenalığından değil ve fakat tersine bu güzel kurala inanmadan kendilerini alıkoyan sebeplerin etkisinde kaldıklarından, belki evlenmiş olmaktan korktuklarından fazla mutsuz olanlardır. İnkâr edilmez bir gerçektir ki insanlar, yaşam, kadınsız olamaz. Evli olanlar, yaşamın vazgeçilmezini temin etmiş ve bütün düşünce ve isteklerini bir maksat, bir meslek, bir amaca yöneltmiş olur. Ancak talih, eşlerin ruh ve kalplerini iyi geçindirsin!
1914 (Salih Bozok-Cemil S.Bozok, Hep Atatürk'ün Yanında, s. 172)

Yeni evlenen bir kişinin gönlü yaşam, aşk ve mutluluk duygularıyla doludur. Bu, en değerli bir zamandır. İnsanlar, yaşamında bu parlak ve sevinçli dakikaları, ölünceye kadar hep aynı şekilde duygulanarak pek önemli ve yaşamı için tarihsel bir olay olarak anar. Ben, bunu denemedim; fakat, az çok yaşamı ve insanları incelediğim için bu sonucu buldum. Yaşamın çeşitli yönlerinden birkaçını görenler, evlendikten sonra keşfedilmemiş yönlerini de ister istemez gözlemlerler. Bu gözlemleme, pek tatlı olabildiği gibi pek acı da olabilir.
1914 (Salih Bozok-Cemil S. Bozok, Hep Atatürk'ün Yanında, s. 171)

Eşini mutlu edebilecek herkes evlenmelidir, çoluk-çocuk sahibi olmalıdır. Bana bakmayınız; bu güç işte örnek İsmet Paşa'dır. Benim yaşamım başka türlü düzenlenmiştir. Buna rağmen deneyimini yaptım. Sonradan anladım ki bu iş benim başarabileceğim iş değilmiş...
Çocuk sevgisi insan için bir gereksinimdir. Hele yaş ilerledikçe bu gereksinim kendisini daha kuvvetle duyuruyor. Onun için de Ülkü'yü yanımdan ayırmak istemiyorum.
1936 (Abdülkadir İnan, Türk Kültürü Dergisi, Sayı: 25, 1964, s. 62)

Çocukluk ne güzel... Çocuklar ne sevimli, ne tatlı yaratıklar değil mi? En çok hoşuma giden halleri nedir bilir misiniz? İkiyüzlülük bilmemeleri, bütün istek ve duygularını, içlerinden geldiği gibi açıklamaları...
(Hasan Rıza Soyak, Fotoğraflarla Atatürk ve Atatürk'ün Hususiyetleri, 1965, s 78 - 79)

Bursa'da kendisini karşılayan çocuklara söylemiştir: Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı, bir mutluluk parıltısısınız! Memleketi asıl aydınlığa boğacak sizsiniz. Kendinizin ne kadar önemli, değerli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şeyler bekliyoruz; kızlar, çocuklar!
1922 (Atatürk'ün S.D.V., s. 30)

Çoğu ailelerde öteden beri çok kötü bir alışkanlık var; çocuklarını söyletmez ve dinlemezler. Zavallılar söze karışınca "Sen büyüklerin konuşmasına karışma!" der, sustururlar. Ne kadar yanlış, hatta zararlı bir hareket! Halbuki tam tersine, çocukları serbestçe konuşmaya, düşündüklerini, duyduklarını olduğu gibi ifade etmeye özendirmelidir; böylece hem hatalarını düzeltmeye imkân bulunur, hem de ileride yalancı ve ikiyüzlü olmalarının önüne geçilmiş
olur. Kısacası çocuklarımızı artık, düşüncelerini hiç çekinmeden açıkça ifade etmeye, içten inandıklarını savunmaya, buna karşılık da başkalarının samimî düşüncelerine saygı beslemeye alıştırmalıyız. Aynı zamanda onların temiz yüreklerinde yurt, ulus, aile ve yurttaş sevgisiyle beraber doğruya, iyiye ve güzel şeylere karşı sevgi ve ilgi uyandırmaya çalışmalıdır. Bence bunlar, çocuk eğitiminde, ana kucağından en yüksek eğitim ocaklarına kadar her yerde, her zaman üzerinde durulacak önemli noktalardır. Ancak bu yolladır ki, çocuklarımız memlekete yararlı birer vatandaş ve eksiksiz birer insan olurlar.
(Hasan Rıza Soyak, Fotoğraflarla Atatürk ve Atatürk'ün Hususiyetleri, 1965, s. 79)


İnsan Atatürk
24 Temmuz 1922 aksamı Konya'da General Townshend şerefine verdikleri ziyafette, yemeğin sonlarına doğru elindeki mercan tespihi General'e uzatarak söyledikleri:
- Biz Türklerde bir âdet vardır. Misafirimize ne olursa olsun bir hediye veririz. Ben soylu bir milletin alçakgönüllü bir Başkomutanıyım. Size ancak bu tespihi verebiliyorum.
Ve sofradan kalkılacağına yakın da kolundaki saati çıkararak General'e söyledikleri:
-Bu saati bana Anafartalar'da bir Türk askeri, ölen bir İngiliz subayının kolundan çıkardığını söyleyerek, getirdi.Saatin arkasında subayın künyesi yazılıdır. Bu subayın ailesini arattımsa da bulamadım. İngiltere'ye döndüğünüzde ailesini bulur ve saati verirseniz, çok memnun olurum.
1922 (Yücel Mecmuası, O'ndan Hatıralar, Cilt: XVI, Sayı: 91-92-93, 1942 s. 15)

Uluslararası Mark Twain Derneği tarafindan "Türk milletine neşe içinde yaşama yolunu açtığı ve rehberlik ettiği" gerekçesiyle kendisine madalya verilmesi üzerine söyledikleri:
-Yaşamımda işittiğim en büyük kompliman, budur. Benim insan tarafımı övüyorlar!
1937 (Atatürk'ten B.H., s. 59-60)

Bir alay karargâhının temel atma töreninde bir koyunun temel için açılan çukura doğru, yere yatırılıp boğazından kesilmek üzere olduğunu gördüğü zaman, yanında bulunan İran Şahı Rıza Pehlevi ile aralarında geçen konuşma:
Atatürk -Ben kana bakamam! Bir tavuğun dahi boğazlandığını görmeye tahammülüm yoktur.
Şehinşah -Ya bu kadar çok bulunduğunuz büyük ve kanlı savaş meydanları?...

Atatürk -Ha, o başka sorundur; öyle yerlerde cesetlerin üzerinden atlayarak yürürüm. O bambaşka bir iştir.
(Hasan Rıza Soyak, Fotoğraflarla Atatürk ve Atatürk'ün Hususiyetleri, 1965, s.43)

Birçok zaferler kazandım. Fakat, bunların en büyüğünden sonra bile her akşam, savaş alanlarında ölen bütün askerleri düşünerek içimde derin bir keder duyuyorum.
(George Benneb, Yabancı Gözüyle Cumhuriyet Türkiyesi, s. 33)

Ben, savaşlarda dahi düşmanın üzerinde bir kin duymam; yalnız askerlik kurallarının uygulanmasını düşünürüm.
(İzzettin Çalışlar, Tan gazetesi 31. 8. 1937)

Bir sohbet sırasında Fransız Büyükelçisi'ne söylemiştir:
Ekselans, Paris'i çok görmek istiyorum; ama büyük törenlerle karşılanacağım Paris'i değil! Ben Paris'e, dünyanın bu güzel şehrine, operalarını, tiyatrolarını, revülerini, zarif kadınlarını bir daha görmek için gitmek isterim. Dedim ya, gençlik anılarını tazelemek için... Böyle olunca da "kendini tanıtmayarak" belli olmadan gitmek isterim; yoksa törenlerle karşılanmak için değil!
(Cevat Dursunoğlu, Son Havadis gazetesi, 10. 11. 1955, s. 3)

Ben başkalarının yaptığı ilkelere değil, ancak kendi ilkelerime uyarım. (Mim Kemal, Yakınlarının Ağzından Atatürk, Yazan:
Salâhaddin Güngör, s. 105)

Benim gözümde hiçbir şey yoktur; ben yalnız liyakat âşığıyım.
(Yusuf Ziya Özer, TTK. Belleten, Sayı: 10, 1939, s. 286)

Hiçbir zaman kişisel gücenikliklerimi, birtakım olumsuz girişimlerle tatmine kalkmak adîliğine tenezzül etmem.
1914 (Atatürk'ün Özel Mektupları, Sadi Borak, s. 40)

Samimî dostlarımız, sevdikleri tarafından bir işkenceye
mahkûmdurlar ve bu işkence de sevdiklerinin dertlerini dinlemektir.
1922 (Atatürk'ün S.D.ll, s. 38)

Düşmanları için söylemiştir:
Ben onları affederim, çünkü kalbim vardır; onlar beni affetmezler, çünkü kalpsizdirler.
(Falih Rıfkı Atay, Çankaya, 1969, s. 532)

Mutlu olup olmadığı sorusuna verdiği cevap: Evet, çünkü başardım!
1935 (Ayın Tarihi, No: 19, 1935, s. 262)

Benim herkesin dışında olduğuma dair bir yasa yoktur.
1922 (Atatürk'ün S.D.I, s. 273)

Ben ölürsem soylu milletimizin beraber yürüdüğümüz yoldan asla ayrılmayacağına eminim; bununla gönlüm rahat!
1926 (Atatürk'ün S.D.V, s. 44)

Beni, milletim nereye isterse oraya gömsün; fakat, benim anılarımın yaşayacağı yer Çankaya olacaktır.
(Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., s. 23)




ALINTI::: ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ BAŞKANLIĞI

Kartal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Eski 07.03.16, 13:25   #25
» Angel Fall «

Dilem - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jan 2013
Konular: 30
Mesajlar: 1,802
Ettiği Teşekkür: 10149
Aldığı Teşekkür: 9691
Rep Derecesi : Dilem şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilem şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilem şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilem şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilem şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilem şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilem şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilem şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilem şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilem şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilem şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Atatürk'ün Fikir ve Düşünceleri

Paylaşım için teşekkürler, harika bilgiler
Dilem isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Dilem'in Mesajına Teşekkür Etti
Eski 30.06.16, 02:22   #26
Uzman Üye

nurideniz34 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2016
Yaş: 68
Konular: 622
Mesajlar: 3,492
Ettiği Teşekkür: 57546
Aldığı Teşekkür: 8110
Rep Derecesi : nurideniz34 artık herkes tanıyornurideniz34 artık herkes tanıyornurideniz34 artık herkes tanıyornurideniz34 artık herkes tanıyornurideniz34 artık herkes tanıyornurideniz34 artık herkes tanıyornurideniz34 artık herkes tanıyornurideniz34 artık herkes tanıyornurideniz34 artık herkes tanıyornurideniz34 artık herkes tanıyornurideniz34 artık herkes tanıyor
Ruh Halim: Cap Canli
Thumbs up Cevap: Atatürk'ün Fikir ve Düşünceleri

Kartal:
Bu çok faydalı bilgiler için teşekkürler...
__________________
En büyük zenginlik,
Sıhhat ve afiyette olmaktır...


İstanbul - 0RH pozitif -1949

Balıkçı Reisi: Nuri Deniz
(Kimya ve İşletme müh.)
nurideniz34 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
nurideniz34'in Mesajına Teşekkür Etti
Cevapla

Bu Sayfayı Paylaşabilirsiniz

Etiketler
atatürkün, düşünceleri, fikir


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


İlgili Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Atatürk'ün Manevi Çocukları Smyrna Atatürk Kimdir? 13 30.06.16 02:21
Sabiha Gökçen (1913 - 2001) Smyrna Türk Tarihinde Yer Alanlar 17 22.03.16 13:58
Atatürk'ün Yakınları DAMLA Atatürk'e Ait Fotoğraf, Resim ve Özel Eşyalar 7 20.09.15 00:08
Atatürk'ün suçları saymakla bitmez oneyouu Atatürk Kimdir? 1 03.08.09 20:22
Ermeni Sorunu, İddialar, Gerçekler Kartal Türk Tarihi 29 26.01.09 04:21


WEZ Format +3. Şuan Saat: 06:07.


Powered by vBulletin® Version 3.8.8
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0 PL2 ©2011, Crawlability, Inc.
Copyright ©2000 - 2017 www.forumgercek.com
Protected by CBACK.de CrackerTracker
Önemli Uyarı
www.forumgercek.com binlerce kişinin paylaşım ve yorum yaptığı bir forum sitesidir. Kullanıcıların paylaşımları ve yorumları onaydan geçmeden hemen yayınlanmaktadır. Paylaşım ve yorumlardan doğabilecek bütün sorumluluk kullanıcıya aittir. Forumumuzda T.C. yasalarına aykırı ve telif hakkı içeren bir paylaşımın yapıldığına rastladıysanız, lütfen bizi bu konuda bilgilendiriniz. Bildiriniz incelenerek, 48 saat içerisinde gereken yapılacaktır. Bildirinizi BURADAN yapabilirsiniz.
Page Rank Icon
Bumerang - Yazarkafe
McAfee Site Denetleme
Norton Site Denetleme
www.forumgercek.com Creative Commons Alıntı-Lisansı Devam Ettirme 3.0 Unported Lisansı ile lisanslanmıştır.