Merhabalar
Forum Gerçek üyesi değilsiniz ya da Üye Girişi yapmamışsınız.
Sitemizden tam olarak yararlanabilmek için;
Lütfen Buraya tıklayarak üye olunuz.
Forum Gerçek

Forumları Okundu Kabul Et Bugünkü MesajlarYazdığım Cevaplar Açtığım Konular Kim Nerede
Geri git   Forum Gerçek > Türkiye ve Dünyadan Haberler > Ülkemiz ve Dünya Gündemi > Bekir Coşkun

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
Eski 02.04.16, 12:41   #1
Çiçekci kız

Canan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2011
Konular: 5415
Mesajlar: 24,438
Ettiği Teşekkür: 97368
Aldığı Teşekkür: 135765
Rep Derecesi : Canan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: none
Standart Paşa, Çok Yaşa… | Bekir Coşkun

Paşa, Çok Yaşa…

Genelkurmay olarak bildirinizden “darbe yapmayacağınızı“ öğrendik…
Çok sevindik…

*

Laf aramızda bir şey söyleyeyim; zaten sizin darbe marbe yapmayacağınızı biliyorduk…
“Yapacağız“ deseniz, bir tek inanan çıkmaz…

*

Türkiye’de cumhuriyet yıkılırken sesinizi çıkarmamanız, ama abzürt
bir iki yorum üzerine acele “darbe yapmayacağız“ anlamında “demokrasiye bağlılık bildirisi“ yayınlamanız demokrasi adına çok sevindirici…
Yüksek sesle kaç kez okudum…
Teşekkür ederiz…

*

TSK’ya “kumpas“ kurulduğunu bizzat iktidarın kendisi açıkladı…
Bildiri-mildiri var mıydı?…
Yok…
Bir aşçı ile bir marangoz yakaladılar, testere ile kepçe vardı suikast aleti olarak, suikastin yapılacağı Bülent Arınç zaten Ankara’da değildi… Suikast planının kağıdını aşçı olan yuttu dediler… Böylece Genelkurmay’ın kozmik odasına girip ulusal güvenlik belgelerini taşıdılar…
Bildiri falan?…
Yok…
Türk Ordusu’nun en gözde subayları uyduruk CD’lerle, asla olmayan gizli tanıklarla hücrelere dolduruldu…
Bildiri?…
Yok…
Sırası geldi, Genelkurmay Başkanı’nı alıp götürdüler… Bu ülkenin her bir bireyi onun şerefli bir asker, bir yurtsever, bir demokrat, temtemiz bir subay olduğunu biliyordu…
Bizim Gazeteciler Cemiyeti’nden ses çıktı, Genelkurmay’dan ses çıktı mı?…
Yok…
Atatürk bu ordunun hâlâ başkumandanıdır…
Heykellerini kırdılar, hakaret ettiler, ayyaş dediler, miraslarını yağmaladılar, eserlerini tekmelediler, cumhuriyetini parçaladılar…
“Tık” duyuldu mu sizden?…
Hayır…

*

Bu kadar demokrasiye bağlılıktan sonra kim ki “darbe olacak“ derse aptaldır…

*

Tabii ki darbe istemeyiz…
Bu ülkenin gençlerinin her biri, en az bir paşa kadar Atatürk’ün askeridir…
Onlar korurlar cumhuriyetimizi…

*

Yani demem o ki…
Dert etmeyin…




__________________


Canan isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Canan'in Mesajına Teşekkür Etti
Eski 02.04.16, 15:41   #2
Tam Üye

alamancı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2013
Konular: 132
Mesajlar: 239
Ettiği Teşekkür: 234
Aldığı Teşekkür: 833
Rep Derecesi : alamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzel
Ruh Halim: Depresyonda
Standart Cevap: Paşa, Çok Yaşa… | Bekir Coşkun



12 mart 1971 Emir-komuta zinciri içerisinde yapıldı.

12 Mart 1971 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç, Kara Kuvvetleri komutanı Faruk Gürler, Deniz Kuvvetleri komutanı Celal Eyiceoğlu ve Hava Kuvvetleri komutanı Muhsin Batur’un imzasıyla Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a bir muhtıra vererek hükûmetin istifaya zorlandığı askeri müdahaledir.

Emir-komuta zinciri içerisinde yapılmış ilk askeri darbe eylemidir.

12 Mart Muhtırası, meclis ve hükümetin görevini yapmadığını, Atatürk’ün işaret ettiği uygarlık seviyesine ulaşma hedefinden sapıldığını, bu durumun düzeltilmesi için derhal partiler üstü bir hükümet kurulması gerektiğini, aksi taksirde ordunun idareyi doğrudan ele alacağını söylüyordu.

Askerler bu kez klasik bir darbede olduğu gibi ne parlamentoyu feshetmiş, ne de hükümeti devirmişlerdi. Ancak bunu her an yapmaya hazır olduklarını çok açık bir dille ifade ederek, seçilmiş hükümeti görevi bırakmaya zorlamışlardı. Nitekim, Süleyman Demirel başkanlığındaki hükümet istifa ett.

***

12 Eylül 1980 emir komuta zinciri içerisinde yapıldı.

1970'li yılların sonlarında terör olaylarının artmasıyla, Türkiye'nin bir kan gölüne dönmesini neden gösteren Silahlı Kuvvetler emir komuta zinciri içinde 12 Eylül 1980 günü yönetime el koydu.
12 wylül 1980 öncesinde her gün sağ ve sol görüşlü onlarca insan hayatını kaybediyordu. Toplumsal bir çatışmanın yaşanmaya başladığı bu dönemde iktidarda bulunan partiler çatışmaların önüne geçemediler. Toplumun bölündüğü karşılıklı nefret duygularının kabardığı bu dört yıllık süre zarfında üniversiteler, lokaller, kahvehaneler, meydanlar sağ- sol çatışmaların merkeziydi.

Ankara Bahçelievler’de 7 öğrenci telle önce boğuldu sonra kurşunlanarak öldürüldü. Bu olay da Abdullah Çatlı’nın emri ile gerçekleşti

Sonra Balgat Katliamı… Ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu tarafından gecekondu semtindeki kahveler tarandı. 5 ölü 20 yaralı vardı. Pehlivanoğlu darbeden sonra asıldı.

Eylemleri sadece Ülkücüler değil, komünist ekip de gerçekleştiriyordu. MHP’li İstanbul İl Başkanı Recep Haşatlı 2 oğluyla birlikte öldürüldü. Cinayeti Marksist- Leninist silahlı propaganda örgütü üstlendi.

Öğrencilerden öğretmenlere, doktorlardan polislere işçilere kadar herkes sağ ve sol olarak ikiye ayrılmıştı. Solcu işçiler DİSK’te, sağcılar MİSK’te. Solcu öğretmenler TÖB-DER’de, sağcılar Ülkü-Bir de. Solcu öğrenciler DEV-Genç’te, sağcılar Ülkü Ocakları’nda. Solcu polisler POL-DER, sağcılar POL-1’deydi.

Ve Alevi Sünni çatışmaları… Bu ayrılık ve çatışmalar yüzünden Sivas, Çorum, Malatya ve Kahramanmaraş kana bulandı… Manzaralar dehşet vericiydi. Karnı deşilen hamile kadınlar, ağaçlara asılan gençler, diri diri yakılanlar, kafası baltayla kesilenler vardı… Din ile oynamanın ne sonuçlar vereceğinin tipik örneği olarak gösterildi tüm bunlar.

Kahramanmaraş katliamı… Maraş Katliamı, 19 Aralık ile 26 Aralık 1978'de Kahramanmaraş'ta meydana gelen Alevilere yönelik yapıldı. Yedi gün süren olaylar sırasında 150 Alevi öldürüldü, Alevilere ait 200'ün üzerinde ev yakıldı, 100'e yakın işyeri tahrip edildi. Olaylar sırasında 11 Sünni vatandaş da öldü. Katliam boyunca devlet hiç müdahale etmedi. Asker ve polis saldırganlara müdahale etmedi. Hiç tedbir alınmadı. MHP olayı üstlenmedi. Ve 23 yıl süren davalar sonunda 22 kişi idam, 7 kişi müebbet hapis, 321 kişi de 1–24 yıl arasında ceza aldı. Katliamda önemli rol oynayan 68 kişiye ise ulaşılamadı.

***

Her darbe bir “karşı-darbe”nin tohumlarını eker.

Darbe” yemiş Erdoğan ve arkadaşları bu darbeden ancak bir “karşı-darbe” ile kurtulabilecekleri inancına kapılmışlardı.

sonuna kadar da gidecekleri izlenimini veriyorlar. Kim bilir, belki de ortada hiçbir muhalif kalmayana kadar...

3 kasım 2002 sivil darbe.

''Darbe… Darbeci… Ergenekoncu…''

Son yıllarda, demokrasi kahramanı edasıyla konuşan AKP sözcülerinin ve AKP yandaşlarının ağzından en çok duyduğumuz sözler bunlar.

Oysa en hızlı ‘demokrat ve özgürlükçü’ görünen AKP’nin, işbaşına geldiği 3 Kasım 2002’den bugüne kadarki uygulamalarına, söylemlerine, eylemlerine baktığınızda ancak darbe dönemlerinde yaşanması mümkün olan durumlarla karşılaşıyorsunuz.

Ancak asıl darbe 3 kasım 2002 tarihinde yapılan sivil darbedir.

Hangi ’’demokrat’’ başbakan, uygulanan ekonomik politikalardan canı yanarak ‘’anamız ağlıyor’’ diye feryat eden çiftçiye ‘’Hadi ulan! Ananı al da git’’ der?

Gerçek bir demokrasi olan hangi ülkede, çalıştıkları işyerlerinin kapanmasına, yabancılara satılmasına karşı çıkan işçilerin üzerine başkentin göbeğinde kış ortasında panzerlerle tazyikli su sıkılır?

Hangi demokratik ülkede, ülkelerini sevmekten, vatanlarının bağımsızlığını savunmaktan başka hiçbir suçu olmayan asker-sivil aydınlar, komutanlar, akademisyenler, siyasal parti önderleri, sendikacılar, düzmece suçlamalarla ve imal edilmiş sahte belgelerle, iftiralarla zindana atılır, susturulmaya çalışılır?

Hangi demokratik ülkede, bir başbakan, devlet tarafından el konan ülkedeki büyük bir medya kuruluşunun, damadının başında bulunduğu yandaş bir şirketin eline geçmesi için, bir kamu bankasının yüklüce kredi vermesi konusunda nüfuzunu kullanır?

Hangi demokratik ülkede, yazılı ve görsel basın-yayın organları, her türlü baskı yöntemleri uygulanarak ’’tek sesli’’ duruma getirilmeye çalışılır, halkın doğru haber alma hakkı engellenmek istenir?

Hangi demokratik ülkede, bir hükümet, üzerinde son derece kritik emperyalist hesaplar yapılan bir bölgedeki sınırın tamamını kapsayan arazileri, mayınların temizlenmesi karşılığında, halkın neredeyse tamamına yakın bir bölümünün karşı çıkmasına rağmen, bu bölgede emperyalist hesapları olanların kullanımına açmak için yasal düzenlemeler yapar?

Evet, tüm bunlar ancak bir darbe döneminde yaşanabilir. Bu nedenle, hiç boşuna, ’’Acaba darbe olacak mı?’’ diye kafanızı yormayın: Hiç boşuna karada, denizde ve havada ‘darbeci’ aramayın, o turuncu sivil darbe, 3 Kasım 2002 yılında ülkemizde gerçekleşmiştir.

Ve sonuna kadar da gidecekleri izlenimini veriyorlar. Kim bilir, belki de ortada hiçbir muhalif kalmayana kadar...

Erdoğan ve yandaşlarının iktidara bu kadar sıkı sıkıya yapışmasını başka nasıl açıklayabiliriz?

Kılıçdaroğlu'nun dediği gibi bunlar iktidarı kaybetmemek için siyasi cinayetler dahi işleyebilirler.

***

Ulus Devlet, üniter devlet ve laik devlet yapısından rahatsızlık duyanlar; Ilımlı İslam projesini hayata geçirmek isteyenler; 2003’deki 1 Mart Tezkeresinin bedelini TSK’lerine ödetmek isteyenler, TSK’nin “Milli Ordu” oluşundan rahatsız olanlar ve PKK terör sorununa “siyasi çözüm” arayanlar için engel TSK idi. O halde, TSK halkının gözünde itibarsızlaştırılmalı ve sesi kesilmeliydi, karşıt kadrolar tasfiye edilmeliydi.

2002 yılı Kasım ayı seçimlerinden kısa bir süre sonra, 15 Kasım 2002’de Ankara’daki ABD Büyükelçisi Washington’a şöyle bir telgraf göndermişti.

“Türkiye’de ordu, bürokrasi ve yargıdan bir derin devlet vardır. Derin devletin merkezinde de Ordu bulunmaktadır. Derin devlet, ABD’ nin de desteklediği reformların önündeki en büyük engeldir.

***



TSK’ne asıl komplo ise “Ergenekon Davası” ile kuruldu.

6 Ocak 2012

Eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, internet andıcı soruşturmasında 7 saat savcılık, 1.5 saat de hâkim sorgusunun ardından "silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmek" suçlamasıyla tutuklandı Türkiye' de ilk kez bir genelkurmay başkanı tutuklandı.
__________________
alamancı isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bu Sayfayı Paylaşabilirsiniz

Etiketler
bekir, coşkun, paşa, yaşa…


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



WEZ Format +3. Şuan Saat: 18:58.


Powered by vBulletin® Version 3.8.8
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0 PL2 ©2011, Crawlability, Inc.
Copyright ©2000 - 2017 www.forumgercek.com
Protected by CBACK.de CrackerTracker
Önemli Uyarı
www.forumgercek.com binlerce kişinin paylaşım ve yorum yaptığı bir forum sitesidir. Kullanıcıların paylaşımları ve yorumları onaydan geçmeden hemen yayınlanmaktadır. Paylaşım ve yorumlardan doğabilecek bütün sorumluluk kullanıcıya aittir. Forumumuzda T.C. yasalarına aykırı ve telif hakkı içeren bir paylaşımın yapıldığına rastladıysanız, lütfen bizi bu konuda bilgilendiriniz. Bildiriniz incelenerek, 48 saat içerisinde gereken yapılacaktır. Bildirinizi BURADAN yapabilirsiniz.
Page Rank Icon
Bumerang - Yazarkafe
McAfee Site Denetleme
Norton Site Denetleme
www.forumgercek.com Creative Commons Alıntı-Lisansı Devam Ettirme 3.0 Unported Lisansı ile lisanslanmıştır.