Merhabalar
Forum Gerçek üyesi değilsiniz ya da Üye Girişi yapmamışsınız.
Sitemizden tam olarak yararlanabilmek için;
Lütfen Buraya tıklayarak üye olunuz.
Forum Gerçek

Forumları Okundu Kabul Et Bugünkü MesajlarYazdığım Cevaplar Açtığım Konular Kim Nerede
Geri git   Forum Gerçek > Bir Yudum İnsan > Bilimsel Çalışmalar ve Haberler


Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
Eski 06.11.09, 15:49   #1
Gerçek Üye

Mestra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jan 2009
Konular: 51
Mesajlar: 694
Ettiği Teşekkür: 1156
Aldığı Teşekkür: 1888
Rep Derecesi : Mestra Karimasını arttırmak için doğru yerdeMestra Karimasını arttırmak için doğru yerdeMestra Karimasını arttırmak için doğru yerdeMestra Karimasını arttırmak için doğru yerdeMestra Karimasını arttırmak için doğru yerdeMestra Karimasını arttırmak için doğru yerdeMestra Karimasını arttırmak için doğru yerdeMestra Karimasını arttırmak için doğru yerdeMestra Karimasını arttırmak için doğru yerdeMestra Karimasını arttırmak için doğru yerdeMestra Karimasını arttırmak için doğru yerde
Ruh Halim: Melek Gibi
Standart Biyolojik Savaş ve Kullanılan Mikroorganizmalar

Biyolojik Savaş ve Kullanılan Mikroorganizmalar



Biyolojik Savaş
; insan, evcil hayvan ve faydalanılan bitkilerde ölüm veya zarar meydana getirmek, malzemeyi hasara uğratmak amacıyla mikroorganizmaların veya bunların toksinlerinin (zehirlerinin) kasten kullanılmasıdır. Biyolojik savaş maksadıyla kullanılan maddelere genel olarak "BİYOLOJİK SAVAŞ MADDESİ" veya "BİYOLOJİK AJAN" adı verilmektedir.


Biyolojik Savaşın Amacı: Düşmanın savaş etme yeteneğini, dolaylı olarak veya doğrudan doğruya azaltmaktır. Bu amaca insanın insanlara saldırması suretiyle ulaşılabilir. Aynı zamanda, ekinlere, ehlileştirilmiş hayvanlara veya ikmal maddelerine saldırıp, destek olanaklarını sınırlamak suretiyle dolaylı olarak da ulaşılabilir.

Biyolojik Silah Sistemi: Biyolojik madde, silah ve atma sisteminden oluşur.

Biyolojik Savaşın Önemi: NBC silahlan arasında en az tanınanı biyolojik silahlardır. Biyolojik silahlar bugüne kadar önemli savaş silahı olarak kullanılmamış olmakla beraber bütün dünya ülkelerince "biyolojik silahlar" geleceğin silahı olarak kabul edilmekte ve gerekli önem verilmektedir. Çeşitli ülkelerin biyolojik savaş laboratuarlarında çok büyük bir gizlilik içerisinde yeni biyolojik silahlar geliştirilmekte ve imal edilmektedir. Bu alanda Amerika ve Rusya son derece ileri gitmiş durumdadırlar. 1956 yılında Rus Parlamentosunda, Rus Mareşali "ZUKOV" tarafından belirtilen "Gelecek savaşların sonucunu yalnız nükleer silahlar ve hava küvetlerinin yoğun faaliyeti tayin etmeyecek, kanımca memleketin şart ve imkânlarına göre savaşı generaller değil Mikroplar kazanacaktır" fikri, Varşova Paktı üyelerinin bu konuya verdikleri önemi yansıtmaktadır. Memleketimizin de katıldığı uluslararası bir anlaşma ile biyolojik silahların üretim, depolama ve kullanılmaları yasaklanmıştır. Ancak Biyolojik silahlar yüksek patlama kudretine haiz silahlara nazaran yapımları kolay ve ucuz olması nedeniyle gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin bir nolu silahı haline gelmiştir.




Biyolojik Savaş Maddelerinin Sınıflandırılması
:


A. Mikrobiyoloji Yönünden Sınıflandırılması:

a. Bakteriler
b. Riketsialar
c. Virüsler
d. Funguslar
e. Protozoalar

B. Hedeflerine Göre Sınıflandırılması: I. Anti Personel Savaş Maddeleri (İnsanlara Karşı) :

a. Bakteriler: İnsanda görülen önemli bakterisel hastalıklar arasında; Kızıl, bel soğukluğu, difteri, tüberküloz, tetanos, çeşitli zatürreeler, tifo, veba, kolera, dizanteri hastalıkları görülür.

b. Riketsialar: Tifo, tifüs ve lekeli humma gibi önemli hastalıklara yol açarlar.

c. Virüsler: Virüslerin sebep olduğu önemli insan hastalıkları salgın grip, çocuk felci, kuduz, karasanlık, kabakulak, kızamık hastalığıdır.

d. Funguslar: Koksidioidomikosis, Histoplasmosis ve Nokardiosis insanları etkileyen fungal hastalıklardır. İnsanlara karşı kullanılan biyolojik savaş maddeleri, doğrudan doğruya insanlara karşı etkili olup, hastalık yoluyla ölüme veya halsizliğe sebebiyet verme ölçülerine göre ayrılırlar.

II. Anti Animal Savaş Maddeleri (Hayvanlara Karşı): Hayvanları yok etmek için kullanılırlar. Hayvanlara karşı kullanılan biyolojik maddelerin en iyi sonuç verenleri: Bakteriler, Riketsialar ve Virüslerdir. Bunlar hayvanlarda "RUAM, ŞARBON, ŞAP, VEBA, KOLERA, HUMMA, TULAREMİA, NEWCASTLE" hastalıklarını meydana getirirler.

III. Bitkilere Karşı Kullanılan Biyolojik Savaş Maddeleri: Bitkilere karşı kullanılan biyolojik maddeler, bitkilerde hastalık ve zarara yol açan canlı organizmalar olup, düşman tarafından maksatlı olarak yiyeceklere veya ekonomik olarak değerli ekinlere karşı kullanılıp, bir milletin saldırıya dayanma gücünün zayıflanmasına yol açabilirler. Örneğin 1. Dünya savaşında patates bitkisinin hastalık sonucu üçte birinin yok olması Almanya'nın mağlubiyet nedenlerinden biri olmuştur. Çünkü patates Almanların savaş zamanı en önemli yiyecek maddelerinden biri idi.

IV. Teçhizata Karşı Kullanılan Biyolojik Savaş Maddeleri: Teçhizata karşı kullanılan biyolojik maddeler biyolojik teçhizatı bozan, bazı kısımlarının kırılmasına neden olan organizmalardır. Bu amaçla kullanılan biyolojik ajanlardan FUNGUSLAR, binalara, kauçuktan yapılan maddelere, deri işlerine ve giyecek maddelerine karşı zararlıdır. Bazı bakteriler, petrol ürünlerini enerji kaynağı olarak kullanmak suretiyle yakıt ve petrol hatlarını tıkayabilecek artıklar meydana getirebilirler. Bazı bakteriler metallerde delikler açılmasına olanak verecek kadar yüksek asitli bileşimler üretebilirler.

Biyolojik Ajanların Vücuda Giriş Yolları:

a. Solunum sistemi yolu,
b. Sindirim sistemi yolu,
c. Deri yolu,
d. Tenasül organları yolu,
e. Göz konjiktivaları yoludur.

Biyolojik Savaş Maddelerinin Atılma ve Yayılma Yöntemleri: Atılma ve Yayılma: Bir biyolojik maddenin canlı ve öldürücü durumda insan hayvan ve bitkileri etkileyecek şekilde maksatlı olarak bırakılması anlamını taşır. Yayılma yöntemleri, projelerin, enfeksiyon meydana getirmek üzere vücuda girdikleri başlıca üç giriş noktasının varlığı ile ilgilidirler. Bu noktalar solunum sistemi, deri ve sindirim sistemidir. Ayrıca biyolojik ajanların yayılmasında etkili bir yöntem de sabotaj yoludur.

A. Aerosol Solunum Yöntemi: Solunum sisteminin bir biyolojik maddeye maruz kalması, biyolojik maddenin bir aerosol ile yayılması suretiyle sağlanır. Aerosol, sıvı ve katı olabilen, çok küçük parçalara ayrışabilen ve bir gaz ortamında tutulan partiküllerden meydana gelir, bilinen aerosol örnekleri toz, sis ve dumandır.

B. Artropod Vektörü - Deri Yöntemi: Biyolojik maddenin uygulanmasında kullanılabilen ikinci giriş noktası deridir. Deriye nüfus etmeyi bir taşıyıcı (artropod vektörü) sağlar. Bu haşereler her çeşit mikroorganizmaları insanlara, hayvanlara ve bitkilere aktarmaya muktedirdirler. Bu böceklere "ARAKONAKCI" veya "vektör" denir. Sivrisinekler, kara at sineği, pireler, bitler, kene ve peynir kurtları örnek olarak sayılabilirler.

C. Sinsi Yöntem (Sabotaj) : Sabotaj bir insan tarafından, bir maddenin hedefe doğrudan doğruya uygulanmasıdır, biyolojik maddelerin sinsice kullanılması da, en başta solunum sistemine ikinci olarak da sindirim sistemine uygulanabilir.

Biyolojik Savaş Maddelerini Atma Vasıtaları:

a. Füzeler,
b. Roketler,
c. Uçaklar,
d. Toplar,
e. Havan topları,
f. Bombalar,
g. Mayınlar,
h. Serbest balonlar
i. Jeneratör,
j. Püskürtme Tanklarıdır.



Biyolojik Savaş Maddelerinin Tespiti: Biyolojik bir taarruzun tespiti yeterli bir savunma sisteminin gereğidir. Biyolojik maddenin kullanılmış olduğunu tespit etmek için PSA cihazı ve PA cihazı kullanılır. PSA cihazı biyolojik savaş maddelerinin varlığını tespit eder. PA cihazı ise, biyolojik savaş maddelerinin cinsini tayin eder. PSA ve PA cihazları birlikte kullanılır.

Eğer biyolojik silaha maruz kalmış ülkede PSA ve PA cihazları yoksa biyolojik taarruzu şu şekilde tespit etmemiz mümkündür:

a. Uçaklardan püskürtme ve duman şeklinde bir şeyler atıldığı görüldüğünde,
b. Patlama sesi az olan mermi ve bombalar kullanıldığında,
c. Herhangi bir püskürtme cihazının faaliyeti görüldüğünde,
d. Havada dolaşan şüpheli balonlar görüldüğünde,
e. Sebebi bilinmeyen sis ve duman görüldüğünde,
f. Etrafta kırılabilen şişelerin tespitinde,
g. Sebebi bilinmeyen bir hastalıktan pek çok kişinin hasta olması durumunda,
h. Ölümü şüpheli hayvan leşleri ve hasta hayvanlar görüldüğünde,
i. Sebepsiz yere bitkilerin hasta ve solgun görülmesi,
j. Çevrede evvelce rastlanmayan sivrisinek gibi haşereler görüldüğünde biyolojik maddenin atıldığından şüphe duyulmalıdır.




BİYOLOJİK BİR SAVAŞTA KULLANILABİLECEK BİYOLOJİK MADDELER VE ETKİLERİ:

1-Bacillus anthracis (şarbon): Bacillaceae familyasına ait olup çubuk şeklinde, gram-pozitif, oksijenli solunum yapan, çoğu hareketli ve sporla çoğalan bir bakteri cinsidir. Bu bakteri "şarbon" hastalığına yol açar. Dayanıklı sporları, deri, solunum yolları ve sindirim sistemine yerleşerek enfeksiyon yapar. Aşıyla koruma sağlanır. Antibiyotikle tedavisi mümkündür. Bakteri boyu 3'8 µm, eni 1-1,5 µm olan büyük ve kalın sporlu bir basildir. Genellikle ikili veya üçlü bir araya gelmiş zincir halinde bulur. Sporsuz şekilleri ısı ve dezenfektanlara karşı duyarlıdır. Sporlu şekiller ise dayanıklıdır.

-Şarbon:
1. Deri Şarbonu: Şarbon sporlarının deriye girmesi ile hastalık belirtilerinin ortaya çıkması arasında geçen süre 1-7 gün arasında değişir. Hastalık kaşınma ve yanma ile başlar. Kırmızı ufak bir sivilce şeklinde başlar, 1-2 gün içinde genişler, üzerinde içi sıvı dolu kesecikler oluşur. İçi sıvı dolu keseciğin ortası çökük, etrafı şiş ve kırmızıdır. Yara büyür, açılır ve kabuklaşır. Rengi siyahtır. Halk arasında bu hastalığa karakabarcık denir.

2. Akciğer Şarbonu: Şarbon sporlarının solunması ile akciğer şarbonu gelişir. Belirtiler, 2,5 gün içinde hafif ateş, kırgınlık ve yorgunluk şikâyetleri ile başlar. Başlangıç belirtileri hafiftir, 2 - 3 gün sürer. Bunu akut hastalık belirtileri takip eder. Hastanın ateşi yükselir, nabzı süratlenir, öksürük, solunum sıkıntısı ve morarmalar gelişir. Hastada şuur bulanıklığı ve koma gelişerek ölümle sonuçlanır.

3. Sindirim Sistemi Şarbonu: Şarbon bakterisinin bulaştığı et, diğer gıdalar veya içeceklerin alınmasından sonra sindirim sisteminde yaralar gelişir. Şarbon yaraları, sindirim kanalının her yerinde görülebilir. Hastalık belirtileri genellikle mikroplu gıdaların yenilmesinden 2 - 5 gün sonra ortaya çıkar. Hastalarda bulantı, kusma, karın ağrısı, kanlı ishal vardır. Hastalık başladıktan 2-4 gün sonra süratle karında sıvı toplanır. Hasta şoka girer ve genellikle ölümle sonuçlanır.

2-Yersinia pestis (Veba): Enterobacteriaceae ailesine mensup bir Gram-negatif bakteri türüdür. Yersinia cinsine mensup bakteriler, Gram-negatif kokobasillerden oluşmuştur ve diğer Enterobacteriaceae cinslerinde olduğu gibi, Fermantasyon| fermentatif bir metabolizmaya sahiptir. Organizma izole halde hareketliyken (motil), memeli konağa geçtiğinde hareketsiz (non-motil) hale geçmektedir Veba: Etken: Veba basili Yersinia Pestis'tir. Bulaşma Yolu: Veba, kemirgenleri etkileyen zoonotik bir hastalıktır. Sıçanlardan diğer hayvanlara ve insanlara sinekler aracılığıyla bulaşır. Yakın temas halinde hastadan solunum yoluyla çıkan damlacıkların enfeksiyonu diğer insanlara bulaştırdığı zatürreeli veba hariç; enfeksiyonun insandan insana bulaşması söz konusu değildir.Hastalığın Seyri: Vebanın başlıca 3 klinik şekli vardır: Hıyarcıklı veba; genellikle infekte sineklerin ısırığı sonucu meydana gelir. Drenaj lenf düğümlerinde lenf adenit gelişir, en çok da bölgesel lenf düğümleri etkilenir. Şişme, ağrı ve lenf düğümleri iltihabı karakteristik veba bubonlarını oluşturur. Septisemik veba; hıyarcıklı vebadan gelişir. Enfeksiyonun kan dolaşımına yayılması, menenjit, endotoksik şok ve yayılmış intravasküler pıhtılaşmaya yol açar.

Zatürreeli veba; veba basilinin vücudun vücudun diğer bölgelerinden akciğerlere yayılmasını izleyen ikincil bir infeksiyondur. Çok şiddetli zatürreye neden olur. Solunum yoluyla çıkan damlacıkların başkalarına bulaşması sonucu oluşan enfeksiyon, o kişilerde primer akciğer vebasına yol açar. Acil ve etkili bir tedavi uygulanmazsa, hıyarcıklı veba vakalarının %50-60'ı ölümle sonuçlanır. Tedavi edilmeyen septisemik ve zatürreeli veba da değişmez bir biçimde ölümle sonuçlanır.

3-Clostridium botulinum (Botulismus): Clostridium botulinum anaerobik, Gram-pozitif, spor oluşturan çubuk şeklinde bir bakteridir. Güçlü bir nerotoksin üretir. Sporları ısıya dayanıklıdır ve hatalı veya eksik işlenmiş gıdalarda sporları canlı kalabilir. Botulizm 7 tipi (A, B, C, D, E, F ve G) tanınmaktadır ve A, B, E ve F tipleri insan botulizmine neden olmaktadır. C ve D tipleri çoğunlukla hayvanlarda botulizme neden olmaktadır.Bu hastalıktan çoğunlukla etkilenen hayvanlar ise yabani kümes hayvanları, kümes hayvanları, sığır, atlar ve balıkların bazı çeşitleridir. Gıda kaynaklı botulizm organizmanın gelişimi esnasında üretilen güçlü nerotoksin içeren gıdanın tüketilmesi ile oluşan ciddi bir gıda zehirlenmesidir. Toksini ısıyla değişme eğilimindedir ve 80°C'de 10 dakika veya daha fazla ısıtma ile yok edilebilir. Hastalığın tekrar oranı düşüktür, fakat hemen ve yeterli tedavi edilmezse yüksek ölüm oranı görülür. Doğada organizma ve sporları dağılmış durumdadır. Bunlar hem işlenmiş topraklarda hem de orman topraklarında, akarsuların, göllerin, karasuların dibindeki tortularda, balık ve memelilerin bağırsak sistemlerinde ve yengeç ve diğer kabukluların iç organları ve solungaçlarında bulunmaktadır.

Hastalık belirtileri: Vakaların, 4 saat ile 8 gün arasında değişmesine rağmen, gıda kaynaklı botulizmin başlangıç belirtileri, toksinli gıdanın tüketiminden 18-36 saatleri arasında ortaya çıkmaktadır. İntoksikasyonun erken belirtileri, belirgin halsizlik, zayıflık ve baş dönmesidir, genelde bu belirtiler çift görme, konuşma ve yutkunmada zorluk çekme ile devam etmektedir. Nefes alıp vermede zorluk, diğer kasların zayıflığı, ağrılı şişmeler ve kabızlık da genel belirtileri arasında yer almaktadır.

4-Francisella tularensis (Tularemi): Tavşan ateşi olarak da tanımlanan tularemi, Francisella tularensis'in etken olduğu bakterial zoonozlardan birisidir. Küçük, aerobik, non-motil, Gram negatif kokobasil olan Francisella tularensis, bilinen en enfeksiyöz bakterilerden birisidir, hastalığın oluşması için 10 canlı mikroorganizmanın inökülasyonu veya inhalasyonu yeterlidir. İnce lipopolisakkarit içeren bir zarı mevcut olan F. tularensis spor oluşturamaz. İnsanlar sıklıkla F. tularensis'i cilt veya mukozal yüzeylerden, enfekte hayvan dokusu veya vücut sıvısı ile temas sonrasında veya kene ya da sivrisinek tarafından ısırılmayı takiben alır. Suda, toprakta, hayvan ölülerinde, atıklarında haftalarca, dondurulmuş tavşan etinde yıllarca canlı kalabilen F. tularensis, donma noktasına yakın veya daha düşük sıcaklıklara aylarca dayanıklıdır. Bu derece, dış ortam koşullarına dayanıklı olan mikroorganizma ısıya ve dezenfektanlara karşı duyarlı olmasına rağmen, çok düşük inokülüm miktarında bile hastalığa neden olabilmesi, kolay dağılabilmesi ve oluşturduğu klinik tabloların ciddiyeti nedeni ile ilk sıralarda tercih edilen biyolojik silah ajanları arasındadır.

Bulaşma Yolları: F. tularensis'in konağının; tarla faresi, kır sıçanı, su sıçanı, tavşanlar gibi küçük memeli hayvanlar oluşu önem taşımaktadır. Sıklıkla hayvanlar hastalığı, tatarcık, kene, sivrisinek gibi vektörlerin ısırması sonrasında alırlar. İnsanlara hastalık pek çok farklı şekilde bulaşabilir; vektör olarak görev yapan böcekler tarafından ısırılma en sık tespit edilen bulaşma şeklidir. Ayrıca, enfekte hayvan ile direkt temasın yanı sıra enfekte hayvan dokuları ile temas veya bunların gıda olarak alınması, kontamine olmuş suyun tüketilmesi, inhalasyon yolu ile enfekte partiküllerin alınması hastalığa neden olabilir.

Belirtileri: Solunum, sindirim veya cilt yoluyla mikropla karşılaşmadan 1-2 gün sonra başlayan lenf bezlerinde büyüme, ciltte yara, ateş baş ağrısı, halsizlik, öksürük ve yara açılması.

5-Variola vera (Çiçek Virüsü) : Bu virüs, 225 -300 nm boyundadır. Genetik materyali çift zincirli DNA'dan oluşur. Belirtiler ateş, kusma, baş ve sırt ağrısı gibi genel şikâyetlerle başlar. 2-3 gün sonra ciltte önce kırmızı lekeler sonra kabarcıklar ve takiben içi enfekte sıvı dolu kesecikler oluşur. Cilt belirtileri daha çok kollar, bacaklar ve yüzde toplanmıştır ve simetrik yerleşmiştir. Aşı kampanyaları sayesinde 1970'li yıllardan sonra neredeyse ortadan kalkmıştır.

6-Filovirüsler (Ebola-Marburg hemorajik ateşi): Ebola Hemorajik Ateşi (EHA) ağır, sıklıkla ölümle seyreden insanlarda ve primatlarda (Maymun ve Şempanzeler) görülen ve 1976'dan beri bilinen bir hastalıktır. Kongo'daki bir nehre hitaben Ebola adı verilmiştir. Filavoviridae ailesinden bir RNA virüsüdür. Virüsün tabiattaki yeri bilinemektedir. Belirtileri: EHA nın tüm hastalardaki semptom ve bulguları aynı olmamaktadır. Yüksek ateş, kanama, mide ağrısı, göğüs ağrısı,şok en belirgin belirtileridir. Araştırmacılar niçin bazı insanların iyileştiğini niçin diğerlerinin iyileşmediğini anlayamamışlardır. Bununla beraber ölüm anında belirgin immun yanıtın olmadığı hastaların genellikle öldüğü bilinmektedir. EHA için standart tedavi yoktur.

7-Arenavirüsler (Lassa, Arjantin hemorajik ateşi): Arenaviruslar ortalama 120 nm çapında zarflı ve tek sarmallı RNA virüsleridir. Lassa virusu (LV) ilk kez 1969 yılında Nijerya'da görülen hemorajik humma salgınından izole edilmiştir. Virüs çok virulandır; yaptığı epidemilerde %36-67 arasında mortaliteye neden olmaktadır. Doğadaki başlıca rezervuarı Mastomys natalensis türü faredir. Hayvandaki hastalık asemptomatiktir ve hayvanın hayatı boyunca salya, idrar ve dışkı yoluyla virusun salınımı gerçekleşir. Virus hayvandan insana aerosol, kontamine yiyecek ve eşya; insandan insana kan ve vücut sıvıları ile bulaşmaktadır. Lassa humması Afrika'nın batı bölgelerinde yaygın olarak bulunan bir hastalıktır. Lassa humması yüksek ateş, ağızda ülserler, şiddetli kas ağrıları, deride hemorajik döküntüler, kalp ve böbrek harabiyeti ile karakterize hastalıktır.

8-Coxiella burnetii: Q humması etkeni olan Coxiella burnetii, küçük (0,3-0,7μm), Gram negatif kokobasil şeklinde bir bakteridir. Coxiella cinsi içindeki tek türdür. Spor benzeri formunun bulunması nedeniyle zor yaşam koşullarına dayanıklıdır. Coxiella burnetii 60 °C'de 60 dakika 4 saat canlı kalabilir. Soğukta saklanmış taze sütte bir aydan fazla canlılığını koruyabilir. Q humması insanlara en sık infekte koyun, keçi ve sığırlardan bulaşmaktadır. İnfekte hayvanlar mikroorganizmaları idrar, dışkı, süt ve özellikle doğum artıklarıyla etrafa saçarlar. İnfekte koyun plasentasının bir gramının >109 bakteri içerdiği belirtilmektedir. İnsanlar sıklıkla kontamine aerosollerin inhalasyonuyla infekte olmaktadırlar. Enfeksiyon, pastörize edilmemiş süt ürünlerinin alımı ve nadiren kan transfüzyonu yoluyla da bulaşabilmektedir. Cinsel yolla Q humması geçişi de bir olguda bildirilmiştir. Bu mikropla temas ettikten sonra en erken 10 gün sonra ateş, öksürük, yan ağrısı oluşur. Hastalar genellikle hayati tehlike açısından kritik durumda olmazlar. Hastalık 2 gün ile 2 hafta arasında sürer.

9-Brucella türleri(Brusella) : Gram negatif, hareketsiz, kirpiksiz, sporsuz, organizmadan yeni ayrıldığında mikro kapsülü 0,6-1,5 nm boyda, genellikle ikili olarak uçuca dizilen kokobasillerdir. Brucella cinsi içinde B. melitensis, B. abortus, B. suis olarak 3 tür bulunur. Brucella zoonoz olduğu için özellikle canlı hayvanlarda bulunur. Brusella bakterileri hücre içinde yaşama özelliği gösterdiğinden fagosite edildiklerinde sindirici enzimleri engelleyici etki gösterirler. İnsanlara bulaştığı zaman lenf bezleri, kan ve tüm organlara yayılır. Bunun sonucunda da lenf bezleri, karaciğer, dalak, kemik iliği ve diğer sistemlere yerleşir. Ortalama 10 - 30 günlük kuluçka süresi geçirir. Hastalık; titreme, üşüme, halsizlik, baş ağrısı, eklem ağrıları ve ateş bulguları verir. Dalak ve bazen karaciğerde büyüme görülebilir. Ayrıca depresyon, zihinsel ve ruhsal durum değişiklikleri vardır. Ölümler yaygın değildir.

10-Burkholderia mallei: Gram negatif, zorunlu aerobik,kokobasil mikroorganizmalardır. Ruam hastalığının etkenidir. Bu hastalık insanlara genellikle hayvanlardan bulaşır ve akut veya kronik seyredebilir. Aslında tek tırnaklı hayvanların (at, eşek, deve, inek v.b.) ve kedilerin hastalığıdır. İnsandan insana bulaşma son derece azdır. 1-10 mikroorganizma hastalık tablosunun oluşması için yeterlidir. Genel durum bozukluğu, eklem ve baş ağrısı, nazal mukozada lezyonlar ile ortaya çıkar. İki haftalık inkübasyon periyodunu izleyen ateş ve cilt lezyonları ortaya çıkar. Hastalığın 5-7. günlerinde cilt altı ve kas dokusunda içi iltihap dolu şişlikler görülür.

11-Alfavirüsler (Venezuella At Ensefaliti): Doğada yaygın olarak bulunan, çeşitli familya ve genuslara ait en az 400 virüsten oluşan heterojen bir gruptur. Grubun üyeleri genellikle doğada kan emici eklembacaklılarda bulunurlar ve bunlarda herhangi bir hastalık veya dokularında gözle görülür bir harabiyet oluşturmadan üreyebilme özelliği gösterirler. Ancak vektörlerin kan emmek amacıyla insan veya hayvanları ısırması, bunların tükürük bezlerinde bulunan virüslerin ısırılanlara geçmesine yol açar ve ardından da belirtili ya da belirtisiz olabilen ve çeşitli ağırlıkta enfeksiyonlar gelişir. 1 - 6 günlük kuluçka süresinden sonra 24 - 72 saat süre içinde ateş, ense sertliği, baş ve kas ağrıları başlar, bu şikâyetlere bulantı, kusma, ishal eşlik eder.

12-Clostridium perfringens(e toksin): Anaerobik, Gram-pozitif, spor oluşturan çubuk şeklinde bir bakteridir (anaerobik, serbest oksijen varlığında gelişme yeteneği olmayan demektir). Çevrede geniş ölçüde bulunur ve sıklıkla insanların, evcil ve vahşi hayvanların bağırsaklarında rastlanmaktadır. Organizmanın sporlarına toprakta, çamurda, insan ve hayvan dışkılarına maruz kalan bölgelerde rastlanmaktadır. C. perfringens tarafından neden olunan ve sık rastlanan gıda kaynaklı hastalığı tanımlamak amacıyla perfringens gıda zehirlenmesi terimi kullanılmaktadır. Nadir olarak görülen fakat ciddi bir hastalıktır. Perfringens zehirlenmesinin genel formu, şiddetli karın krampları ve ishalle tanımlanmaktadır. Birçok örneklerde, C. perfringens zehirlenmesinin gerçek nedeni hatalı sıcaklıkla hazırlanmış gıdalardır. Pişirmeden sonra, düşük sayılarda organizma içeren gıdalar, soğutma ve depolama esnasında, gıda zehirlenmesi yapacak seviyeye ulaşır. Et, et ürünleri ve et suyu sıklıkla bulaşmış gıdalardır.

13-Staphylococcus aureus (enterotoksin B) : S. aureus mikroskobik olarak incelendiğinde çift, kısa zincirli ve üzüm gibi salkım halinde olduğu gözlenen, kok şeklinde Gram pozitif bir bakteridir. Bazı suşları insanlarda hastalığa neden olan yüksek ısıya dayanıklı protein toksinleri üretme eğilimindedir. Staphylococcal gıda zehirlenmesi S. aureus' un bazı suşlarının ürettiği enterotoksinlerin sebep olduğu bir durumdur. En çok görülen belirtiler; mide bulantısı kusma, karın ağrısıdır. Bazı bireyler, hastalıkla ilgili bütün bu belirtileri göstermeyebilir. Zehirlenmenin daha şiddetli olduğu durumlarda, bireyde baş ağrısı, kas krampları, kan basıncı değişiklikleri ve çarpıntı gözlemlenebilir. Genellikle, hastanın iyileşme süreci iki gündür. Staphylococcal gıda zehirlenmesinde rol alan gıdalar et ve et ürünleri; kümes hayvanları ve ürünleri; salatalar (yumurta, tuna, balık, patates ve makarna salataları gibi); fırın ürünleri (kremalı pastalar ve tartlar, çikolata); sandviçler; süt ve günlük ürünlerdir. Hazırlanma aşamasında dikkatli bir işleme tarzı gerektiren ve bu aşamadan sonra azar azar yükselen sıcaklıklarda tutulan gıdalar, staphylococal gıda zehirlenmesi riski altındadır.

14-Salmonella türleri (Tifo) : Salmonella çubuk şeklindeki, hareketli (hareketsiz olan S. gallinarum and S. pullorum hariç), spor oluşturamayan ve Gram- negatif olan bir tür bakterinin adıdır. Yaygın olarak hayvanlarda özelliklede kümes hayvanlarında ve domuzda görülür. Bu organizmanın kaynakları su, toprak, böcekler, fabrika yüzeyleri, mutfak yüzeyleri, hayvan dışkıları, çiğ et ve çiğ deniz mahsulleri sadece birkaçıdır. Tifo basili adı verilen bu mikrop, çoğunlukla tifolu hastaların dışkılarında veya idrarlarında, kanlarında, tükürüklerinde veya vücutlarında görülen deri döküntülerinde bulunur. Tifo salgınına, lağım suları karışmış içme suları veya lağım suları ile mikroplanmış yiyecek maddeleri neden olur. İştahsızlık, baş ağrısı, burun kanaması, bronşit, mide ve bağırsak bozuklukları ile birlikte ishal görülür. Göğsünde karnında ve sırtında pire ısırığına benzeyen kırmızı lekeler belirir. Bu günler içinde tansiyon düşer, nabız da yavaşlar. Hastalığın üçüncü haftasında karın gerginleşir ve şişer. Dışkı ise yumuşaklaşır, bağırsak kanamaları görülebilir. Tifo kalbi, beyni, böbrekleri, akciğerleri, karaciğeri, göz ve kulak sinirlerini etkiler. Bu nedenle iyi tedavi şarttır. Hastaya süt, yoğurt, ayran, hoşaf, meyve suları, limonata, portakal suyu, yumurta sarısı, yumurtalı çorbalar, iki kere çekilmiş etten yapılmış köfteler, sebze ve meyve püreleri verilir. Çok su içirilir.

15-Shigella dysenteriae (Dizanteri): Çubuk şeklinde, gram negatif bir bakteridir. Seçici olarak oksijenli ya da oksijensiz solunum yapabilir, hareketsizdir, spor üretmez.Kalın bağırsağa yerleşen bu bakteri, dizanteri hastalığına yol açar. Bulaşıcı ve salgın bir hastalıktır. Hastada, ishal görülür. Dışkısı kanlı ve sümüklüdür. İştahsızlık karın ağrısı ve ateş de vardır Su veya besinlerle bulaşır. İki çeşit dizanteri vardır. - Amipli Dizanteri: Vücuda mikrop girmesinden 10-21 gün sonra hastalık belirtileri ortaya çıkar. Hastada kanlı ishal, ateş, karın krampları, kilo kaybı ve halsizlik görülür. - Basilli Dizanteri: Mikrobun vücuda girmesinden 2-7 gün sonra belirtileri ortaya çıkar. Hastalığın salgın halini almasında karasinekler başrolü oynar. Hastada; kanlı ve balgam kıvamında ishal, karın ağrısı, halsizlik ve ateş görülür. Yapılacak ilk iş; hastayı, sağlamlardan ayırmaktır. Antibiyotiklerle tedavisi vardır.

16-Escherichia coli: E. coli, normal bağırsak florasına aittir, biyolojik sınıflandırmada da bağırsaklarda yaşayan bakterilerden oluşan enterik bakteriler ailesinde yer alır. Bakteri çubuk şeklinde olup, boyutları 1-2 µm uzunluğunda ve 0,1-0,5 µm çapındadır. E. coli Gram-negatif bir bakteri olduğundan endospor oluşturmaz, pastörizasyon veya kaynatma ile ölür. Memeli hayvanların bağırsaklarında büyümeye adapte olmuş olduğu için en iyi vücut sıcaklığında çoğalır. Memeli hayvanların kalın bağırsağında yaşayan faydalı bakteri türlerinden biridir. Normalde bağırsakta yaşadığı için, E. coli 'nin çevresel sularda varlığı dışkı kirlenmesinin bir belirtisidir. Bağırsak florasının dışındaki artış enfeksiyonlara neden olabilir. Hijyen koşullarının iyi olmaması, stres faktörler, iklim değişiklikleri, beslenme bozuklukları hazırlayıcı faktörlerdir. Bulaşık yem, su gibi maddeler bulaşmada önemlidir. Hastaların beden sıcaklığı yüksektir, pis kokulu dışkı, halsizlik, iştahsızlık, topallık, menenjit ve buna bağlı koordinasyon eksikliği vardır. Antibiyotiklerle tedavisi mümkündür.

17-Vibrio cholerae (Kolera): İnsanlarda koleraya sebep olan bir eğilmiş-çubuk şekilli gram negatif bakteridir. Kolera genellikle kirli sularda veya kirli sulardaki kabuklu hayvanlar veya balıklardan kaynaklanmaktadır. Koleranın semptomları; sulu diyare veya akut diyare olmak üzere hafif şiddetli veya ağır şiddetli olarak görülebilmektedir. Hastalığın başlangıcı ani olur; kuluçka periyodu 6 saat ile 5 gün arasında değişmektedir. Karın krampı, bulantı, kusma, su kaybı ve şok; şiddetli sıvı ve elektrot kaybından sonra ölüm gerçekleşebilmektedir. Hastalığın sebebi; canlı bakterilerin vücuda alınmasıyla ince bağırsağa tutunmaları ve burada kolera toksininin üretimidir. İnce bağırsağa tutunan bakterilerce üretilen toksin sulu diyareye sebep olmaktadır. Ölüm riski bu kadar yüksek olan ve bugün hâlâ binlerce insanın ölümüne yol açan koleranın tedavisi aslında fazlasıyla basittir. "Oral rehidrasyon tedavisi" (ağızdan sıvı tedavisi) olarak da adlandırılan tedavi ile kolera hastaları kısa sürede sağlıklarına kavuşabilirler. Durumu çok ağır ve acil olan hastalara ise tetrasiklin vb. antibiyotiklerle antibakteriyel tedavi uygulanır.

18- Mycobacterium tuberculosis (Verem): 1 - 4 µm uzunluğunda ve 0,3-0,6 µm eninde, asitlere dirençli, uzun süre boyada tutulmayla ve ısı desteği ile boyanabilen, boyandıktan sonra da asit ve alkol etkisiyle boyayı bırakmayan, çomak şeklinde hareketsiz, Gram pozitif bakterilerdir. Verem (tüberküloz) hastalığının nedenidir. Bu bakteri vücuda girdikten sonra hemen hastalık oluşturmayabilir. Vücut direncinin düşmesi gibi çeşitli sebeplerden dolayı bu bakteri daha sonra vereme neden olabilir. Bu bakterinin dünyada 1,7 milyar insanda bulunduğu ve her yıl 3 milyon insanın bu yüzden öldüğü tahmin ediliyor. Her yıl 10 milyon civarında yeni verem hastaları ortaya çıkmaktadır. Verem, genelde solunum yoluyla bulaşan bir hastalıktır. Bu yüzden verem mikrobu da çoğunlukla akciğere yerleşir. Nefes alıp verirken olmasa da hapşururken veya öksürürken bu bakteriler dış ortama geçer. Dış ortama geçen bakteri kapalı ortamlarda başka kişilerin nefes almasıyla akciğerlerine geçer. Böylece verem mikrobu diğer kişilere de bulaşmış olur. Verem hastalarında en çok görülen belirti öksürüktür. Öksürük sırasında hasta balgam çıkarabilir. Halsizlik, iştahsızlık, kilo kaybı, öksürük ve gece terlemesi hastalığın ilk belirtileridir. Verem hastalığının tedavisinde kullanılan yöntem ilaç tedavisidir. Fakat hastanın da yapması gerekenler vardır. Beslenmeye dikkat etmeli, bağışıklık sistemini güçlü tutmalı (C vitamini bunun için çok önemlidir) ve iyi dinlenmesi gerekir.

19-Hantaan(Hanta) virüsü: Hantavirüs, bunyaviridae ailesinden bir virüstür. Hanta virüs adı Dr. Lee Ho-Wang tarafından Hantaan virüsünün (Kore kanamalı ateşine yol açan virüs) izole edildiği Hantan Irmağından gelmektedir. Hantaan virüsü ile ilişkilendirilen hastalığa Kore kanamalı ateşi (artık kullanılmıyor) ya da Dünya Sağlık Örgütü tarafından kabul edilmiş ismi ile böbrek sendromlu kanamalı ateş adı verilmiştir. Hantavirüs değişik kemirgen türleri vasıtası ile taşınır. Hastalığın bulaşması hastalıklı kemirgenlerin dışkısı, idrarı ya da salyası ile doğrudan temas yolu ile olmakta veya bu hastalıklı kemirgenlerin dışkısı, idrarı veya salyasının hava yolu ile solunmasından meydana gelir. Hanta virüs insandan insana bulaşmaz (bu henüz kanıtlanmamıştır). Fareler bu virüsten etkilenmezler, sadece taşıyıcıdırlar. Bir ay ile 12 ay boyunca bu virüsü dışkı ya da idrar yolu ile etrafa yayarlar. Belirtileri: ateş ve titreme, böbrek fonksiyon bozukluğu, baş ağrısı, Kas, kol ve bel ağrısı, bulantı ya da kusma, ishal, geçici bulanık görme, öksürük, solunum bozukluğu, deri ya da mukozal kanama (ciltte kanama), belirtilerin bir kısmı ya da tamamı gözükebilir. Grip ile nerede ise aynı belirtileri gösterir. Farelerden insanlara geçen hanta virüsünün, kesin bir tedavisi yok. Virüsü taşıyan kişilerin büyük bölümü kurtarılamıyor. Bilim adamları bu virüse karşı aşı geliştirme çalışmaları sürdürmektedir.

20-Sarıhumma virüsü: Sarıhumma virüsü, maymun, fare, kobay ve sivrisineklerde kolayca üreyen küçük bir RNA virüsüdür. Kanamalarla seyreden ve son derece öldürücü bir viral hastalığa neden olur. Isı ve dezenfektanlara dayanıksızdır. Aedes aegyoti cinsi Sivrisineğin sokmasıyla bulaşarak, "sarıhumma'ya neden olur. Ateş, ağrı, bulantı, kusma yapar. Deride sararmaya neden olur. Afrika ve Güney Amerika'da yaygındır. Bulaşıcıdır, kontrol altına alınmadığında salgınlar görülür. Aşıyla koruma sağlanır. Sarıhumma virüsü, 45-55 nm boyundadır ve genetik materyali RNA'dan oluşur. Zenciler doğuştan sarıhumma hastalığına karşı dirençlidir. Hastalıktan aşı ile korunabilinir.

21-Congo-Crimean Hemorajik Ateşi Virüsü: Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA veya Kırım-Kongo Hemorajik Ateş, KKHA) keneler yoluyla bulaşan, zoonotik enfeksiyona yol açan bir viral hastalıktır. Evcil ve vahşi hayvanların yanı sıra insanlara da bulaşabilir. Özellikle Doğu ve Batı Afrika'da yaygın olan patojenik virüs Bunyaviridae ailesinin Nairovirüs grubuna bağlı bir RNA virüsüdür. Enfekte olmuş memelilerde klinik hastalık nadir de olsa, insanlarda çoğunlukla ağır geçer ve mortalite oranı %30'dur. Endemik bölgelerde virüs keneler yoluyla bulaştığı için özellikle tarım ve hayvancılık ile uğraşan kişiler yüksek risk grubundadır. Semptomların ilk ortaya çıkışından 9-10 gün sonra hastalar iyileşme belirtileri gösterir, fakat %30'u rahatsızlığın 2. haftasında ölür. Dokunması halinde bile doktora gidilmelidir. Henüz bir aşı mevcut değildir. Hastalığı geçirenlerin ömür boyu bağışıklık kazanabileceği bilinmektedir.




BİYOLOJİK SAVAŞ ETKENLERİNE KARŞI ALINMASI GEREKEN TEDBİRLER: Biyolojik savaş etkenlerinin kullanılması halinde sağlık personeline çok önemli görevler düşmektedir. Böyle bir durumda bir salgın sırasında yapılacak bütün uygulamalar ve veriler sistemli olarak yerine getirilmelidir. Etkenin bulaşma yolu (hava, su, gıda ve hayvanlar yolu ile veya kişiden kişiye temas ile) belirlenmeli, ilk görülen vakadan sonra onunla temas eden kişilerde de aynı hastalık bulgularının çıkıp çıkmadığı izlenmelidir. Etkene ne zaman maruz kalındığı mümkünse belirtilerin ne kadar sürede ortaya çıktığı soruşturulmalıdır. Etkeni belirleyebilmek amacı ile gerekli incelemeleri yapmak üzere hasta kişilerden inceleme materyali (kan, idrar, dışkı, boğaz, yara sürüntüleri gibi) alınmalıdır. Eğer hastalık aniden başlayıp pek çok kişide görüldü ise tek kaynak salgınından kuşkulanılmalıdır. Biyolojik savaşta olguların epidemiyolojik özellikleri tanı, tedavi ve tedbir almada çok önemli ipuçları sağlar. Aileler, ishal, ateş ve öksürük gibi belirtilerin ortaya çıktığı durumlarda almaları gereken tedbirler hakkında eğitilmelidir.
1) Yetkili makamların izni olmaksızın sebze, meyve ve etlerin yenmemesi, süt ve yumurtalarının kullanılmaması. Temiz olduğu bilinen yiyeceklerin bile çok iyi pişirilerek yenmesi, çiğ yiyeceklerin yenilmemesi,
2) Ağızdan bol miktarda sıvı verilmesi ,
3) Suların dezenfeksiyon yöntemleri uygulandıktan sonra kullanılması: Kaynatma: Sular kaynamaya başladıktan sonra 10-15 dakika kaynatmaya devam edildiğinde içindeki mikroplar ölür, soğuttuktan sonra kullanılabilir. Klorlama: Eczanelerden temin edilebilecek olan klor tabletleri, üzerindeki tarife göre kullanılabilir. İyot ve dezenfeksiyon: 4-5 su bardağı suya bir fincan tentürdiyot katılır. Elde edilen bu karışımdan bir litre suya iki damla damlatılır. Yarım saat bekletildikten sonra kullanılır.
4) Hastalananların yanına maske ve eldiven takılarak gidilmeli,
5) Kusmuk, balgam, dışkı ve idrarlarına dokunulmaması bunların ve bunlarla kirlenen eşyaların kireç kaymağı ile dezenfekte edilmesi,
6) Radyodan ve televizyondan yapılacak uyarı ve talimatlara aynen uyulması,
7) Bölgede alışılmamış durumların (aynı hastalık belirtilerini gösteren fazla kişinin bulunması, hayvanların ölmesi, bitkilerin renk değiştirmesi gibi) en yakın resmi kuruluşa ihbar edilmesi,
8) Hasta olan kişilerin en yakındaki sağlık kurumunca tetkiklerinin yapılması.

* * *
Ne desem bilemedim allah bizi bilimden uzakmı tutsun desem yoksa allah bilim adamlarına akıl fikir versin de kendi türlerini yok etme aşamasına gelmeseler mi desem
ve umarım düşündüklerimi anlatabilmişimdir gelişmiş virüsler Biyolojik Savaşlardır!
__________________
"Düşünmeden okumak köreltir, okumadan düşünmek yanıltır. Düşünmeden öğrenmek faydasız, öğrenmeden düşünmek tehlikelidir."
Konfüçyüs
Mestra isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
4 Üyemiz Mestra'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 04.05.11, 03:40   #2
Müdavim

OkyanusunKalbi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Sep 2009
Konular: 616
Mesajlar: 7,968
Ettiği Teşekkür: 27394
Aldığı Teşekkür: 40367
Rep Derecesi : OkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzel
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Biyolojik Savaş ve Kullanılan Mikroorganizmalar

Daha çaresi bulunmayan hastalıklarımız varken, bilimadamları tarafından yeni yeni virüsler geliştirilip, biyolojik savaş unsuru olarak kullanılmasına anlam veremiyorum. Bir bilimadamı yeni virüs bulur, diğeri de o virüsü yoketmek için çalışır.


Teşekkürler Mystra..
__________________
ForumGerçek Türkiye'nin Forumu
OkyanusunKalbi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
OkyanusunKalbi'in Mesajına Teşekkür Etti
Cevapla

Bu Sayfayı Paylaşabilirsiniz

Etiketler
mikroorganizmalar


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


İlgili Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Biyolojik ve Kimyasal Silahlar Kronolojisi Dilaver Dünya Tarihi 7 25.06.15 18:45
Oltayı Tanıyalım Genel Bilgiler -Amatörler İçin Kartal Balık Avcılığı 6 01.06.10 16:53
Biyolojik Silahlar * oneyouu Bilimsel Çalışmalar ve Haberler 0 28.01.09 22:36
I.Dünya Savaşı oneyouu Dünya Tarihi 0 25.01.09 06:04


WEZ Format +3. Şuan Saat: 19:07.


Powered by vBulletin® Version 3.8.8
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0 PL2 ©2011, Crawlability, Inc.
Copyright ©2000 - 2019 www.forumgercek.com
Protected by CBACK.de CrackerTracker
Önemli Uyarı
www.forumgercek.com binlerce kişinin paylaşım ve yorum yaptığı bir forum sitesidir. Kullanıcıların paylaşımları ve yorumları onaydan geçmeden hemen yayınlanmaktadır. Paylaşım ve yorumlardan doğabilecek bütün sorumluluk kullanıcıya aittir. Forumumuzda T.C. yasalarına aykırı ve telif hakkı içeren bir paylaşımın yapıldığına rastladıysanız, lütfen bizi bu konuda bilgilendiriniz. Bildiriniz incelenerek, 48 saat içerisinde gereken yapılacaktır. Bildirinizi BURADAN yapabilirsiniz.
Page Rank Icon
Bumerang - Yazarkafe
McAfee Site Denetleme
Norton Site Denetleme
www.forumgercek.com Creative Commons Alıntı-Lisansı Devam Ettirme 3.0 Unported Lisansı ile lisanslanmıştır.