Merhabalar
Forum Gerçek üyesi değilsiniz ya da Üye Girişi yapmamışsınız.
Sitemizden tam olarak yararlanabilmek için;
Lütfen Buraya tıklayarak üye olunuz.
Forum Gerçek

Forumları Okundu Kabul Et Bugünkü MesajlarYazdığım Cevaplar Açtığım Konular Kim Nerede
Geri git   Forum Gerçek > Güzellik ve Moda > Diğer El Sanatları


Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
Eski 15.12.14, 15:40   #1
Süper Üye

Mislina - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: May 2012
Konular: 458
Mesajlar: 2,850
Ettiği Teşekkür: 4002
Aldığı Teşekkür: 9552
Rep Derecesi : Mislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzel
Ruh Halim: none
Standart Gümüşün Kara Sevdası | Savat



Kullanımı Milattan Önce (M.Ö.) 2500 tarihlerine kadar dayandığı bilinen gümüş, günümüzde olduğu gibi geçmişte de insanların yaşamlarında geniş yer aldı. Birçok alanda kullanılan gümüş, süsleme sanatı olarak da keşfedildikten sonra farklı işlemlerden geçirildi. Bu işlemlerin belki de bilinen en eski örneği ‘savat’tı. İlk olarak Urartular tarafından ortaya konan ve gümüşün üzeri karartılarak gerçekleştirilen bu zanaat, yüz yıllarca ayakta kalmayı başardı. Osmanlı döneminde zirveye ulaşan “gümüşün kara sevdası” savat şimdilerde birbirinden güzel takılarla yeniden canlanma çabasında.


Kullanımı tarih öncesi çağlarda başlayan “savat”, gümüşü daha cazip hale getirmenin, ham olanı şekillendirmenin belki de en ilkel yöntemiydi. Yüz yıllarca kadınların süs eşyası olarak tercih ettikleri bu işçilik, bir dönem Osmanlı’da en gözde takı çeşitlerinden biriydi. Savatı sadece takıya uygulanan bir işçilik olarak sınırlandırmak haksızlık olur; savat enfiyelik, tütün tabakaları yağdanlıklar, vazolar ve daha birçok şeyde kullanıldı. Ancak tartışmasız en çok bilinen ve karşımıza çıkan şekli tabii ki takıdır.

Tarihi kaynaklar bize savatı ilk üreten uygarlığın Urartular olduğunu söylüyor . Doğu Anadolu’da yaşamış olan bu uygarlığa, şimdiki Van sınırlarımızda bulunan o dönemde “Tuşba” olarak adlandırılan kent, başkentlik yapmış. Yüksek bir medeniyete sahip olan Urartuların, sulama kanalları ve taş oymacılığı gibi birçok alanda daha önce yapılmamış işlere imza attıkları biliniyor. Mimaride çok ince bir çizgi yakalamalarının sebebi, zengin maden yataklarına sahip olmaları olabilir. Çünkü Urartularda maden yataklarının içerisinde gümüş önemli bir yere sahipmiş. Gümüşün bir süsleme sanatı olarak keşfedilmesinden sonra, zaman içinde bu madeni işleme biçimleri artmış, ham madenin üzerine çeşitli el işçilikleri uygulanmaya başlamış.

Gümüş üzerine farklı işleme tekniklerinin geliştiği Van havzasında doğan savat, Urartu medeniyetin son bulmasına rağmen, daha sonraki medeniyetlerde de yaşam bulmuş, günümüze kadar gelebilmiş bir gümüş işleme tekniği. Tuşba’da başlayıp ve Van’a kadar süren yolculuğunda, tanıştığı her medeniyet bir iz bırakmış üzerinde ve biriktiren tüm bu izler tüm canlılığıyla ulaşmış insanlığa. Savat, kültürlerin izleriyle beraber bugün de zanaat yoluyla söyleyecek bir şeyi olan ustaların elinde, aynı topraklarda yaşamaya devam ediyor.

Savat, Osmanlı’da da Vanlı Ermeni ustaların emeğiyle hayat bulmuş. Yüz yılların izini yeniden gümüşe aktaran ustalar, aşklarını ve ümitlerini, usta dokunuşlarla gümüşe işlemişler. Her bir parçada emeğin ve zarafetin şıklığını taşıyan ve neredeyse yedi-sekiz ay süren kışın, gölgesinde işlenen bu takılar, soğuğun inadına sıcak bir etki bırakıyor insanın üzerinde.


Osmanlı Saraylarından Avrupa Saraylarına

Savatın duruşundaki asalet, onu Van’dan Osmanlı saraylarına, oradan da Avrupa’ya taşımış. Avrupa saraylarına hediye olarak gönderilen savat, bir dönem o kadar revaçtaymış ki, Osmanlı’da sadece İstanbul’a verilen 900 ayar gümüşe tuğra vurma yetkisi, savat işçiliğinden ötürü Van’a da verilmiş. O dönemlerde birçok konuda öncü olan Osmanlı, takıda da takip edilen bir ülkeymiş. Osmanlı saraylarında çok rağbet gören savat işçiliği ile bezeli takılar ve tütün tabakaları, tüm Avrupa’da, özellikle de Paris’in seçkin kuyumcularında kendine yer edinmiş. Bu el sanatının gördüğü haklı ilginin içinde, gümüş üzerinde savatlı enfiye ve tütün kutuları en gözde ürünlermiş. Savatın bu derece gelişimi ve üretilen ürünlerin geniş bir coğrafyada bu kadar ilgi görmesinde devlet desteği de söz konusu… Çünkü bu ürünler, Avrupa’ya, Osmanlı Devleti’nin girişimleriyle gönderilmiş ve Vanlı Ermeni ustalar zanaatlarını devletin himayesinde devam ettirmişler. Osmanlı’da birçok zanaatın gelişmesi devletin teşviki ve kontrolüyle sağlandığı tarihi bir gerçek… Bu gerçek, savatın o dönemde yurtdışında çok tutulmasının önemli sebeplerinden biri olarak ortaya çıkıyor.

Savatın Yapımı ve Mucize Formülü

Savatı gümüşe uygularken, ilk etapta savat çamurun hazırlanması gerekiyor. Bu çamur karışımı için 500 gr. bakır, 500 gr. kurşun, 150 gr. gümüş 1 kg. da kükürt kullanılır. Ustalar bu karışımı; “4 ölçü bakır, 4 ölçü kurşun, 1 ölçü gümüş, yeterince kükürt” diye tarif eder.

Sonrasında bu ölçülere uygun olarak bakır ve gümüş bir potada eritilir, eriyen karışıma kurşun ilave edilir ve onun üzerine de kükürt eklenir. Kükürt diğer maddelere iyice karışana kadar uzun süre karıştırılmaya devam edilir. Siyah bir renk alan bu alışım, madeni bir kaba boşaltılarak soğumaya bırakılır. Karışım soğuduktan sonra kaptan kırılarak çıkarılır, parçalar havanda toz haline gelinceye dek dövülür ve sonrasında elekten geçirilip ince un kıvamına getirilir. Savat yapılacağı zaman un haline getirilen bu karışıma tenakar (boraks) karıştırılarak çamur elde edilir ve bu çamur savat yapılacak yerlere sürülür. Buna “sürme savat” denir. Oyuk yerlere, toz haline getirilen savat maddesi ekilirse buna da “ekme savat” denilir. Ekme veya sürme savat ile doldurulmuş gümüş, ateşe tutulup, savat çamuru iyice oyuğa yayılır ve oyuklar savat ile kaplandıktan sonra ateşten alınarak ve soğumaya bırakılır. Eğe ile tesviye edildikten sonra cilalanarak hazır hale getirilir. Bu işlemden sonra ise takı üzerine figür ya da figürler çizilir. Van’da bu işi kalıplarla yapan atölyelerin yanı sıra hâlâ el emeğiyle yapan ustalarda var.


Savatın Serencamı

Osmanlı’da savatın merkezi olan Van, 20. yüzyılın başlarında bünyesinde 120 dükkân ve 400 dolayında savat ustası barındırıyordu. Ayrıca yoğun talep nedeniyle Sivas, Samsun, Erzincan ve Trabzon’da da Vanlı ustaların yetiştirdiği zanaatkârlar savat işçiliğini sürdürüyordu.

Savat, Osmanlı’da 150 yıl boyunca çok şaşaalı dönemler yaşadı. Osmanlı’nın yıkılması ve aralarında savat ustalarının da bulunduğu birçok Ermeni’nin ülkeyi terk etmesiyle, bu zanaat günümüzde neredeyse unutulmaya yüz tutar hale geldi. Tüm Türkiye’de bu işi yapabilen usta sayısının bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az olduğu biliniyor. Yeni nesil savat ustalarını yetiştirmek hiç de kolay olmayacak gibi…

Yeniden eski ihtişamına kavuşur mu bilinmez, ama en azından ninelerin bir yerlere sakladıkları savatların ortaya çıkarılıp, orijinaline sadık kalınarak motifler çizilmeye başlanması umut verici. Eski motifler ile günümüzün çizgilerin harmanlanarak yeni motiflerin üretilmesi de bambaşka güzellikleri ortaya çıkarıyor.
Arapça kökenli bir kelime olan “savat”ın Türkçe karşılığı “siyah” demek... Gümüşün üzerine sürülen bakır ve kükürdün siyah rengi vermesinden dolayı bu isim kullanılmış olsa gerek. Gümüşün üzerinde oyuklar açılarak sürülen savatta, geleneksel motiflerinden ters lale çokça kullanılmış. Şimdilerdeyse Van gölü ve kedisi de motif olarak kullanılıyor. Kullanım koşullarına dikkat edildiğinde evladiyelik olan savat, dayanıklı olması hasebiyle çok tercih ediliyor. Kazılarda hasar görmeden çıkarılan yüz yıllar öncesinden kalma savat eserleri ise bu işlemlerle üretilen eserlerin ne kadar dayanıklı olduklarının bir göstergesi…

Van’ın, simgesi olan gölü ve kedisinden sonra savatla da anılması için çalışmalar yapılıyor. Van Valiliği’nin girişimleri sayesi ile bu zanaatın yeniden canlandırılmasına çalışılıyor. Savatın usta eller tarafından yeniden hayat bulması hem bölge ekonomisine katkı sağlayacak, hem de tarihi bir sanatın canlandırılması bakımından ülkemize prestij sağlayacak gibi görünüyor.


Depremle Başlayan Zorluklar

Van’da Ekim 2011’de yaşanan deprem, şehrin sosyoekonomik hareketliğini olumsuz yönde etkilemiş durumda. Birçok işyeri kapanmış, kötü hava koşulları ve sürekli devam eden artçı sarsıntılar nedeniyle tedirgin olan halkın bir kısmı sürekli kalmak için, bir kısmı ise geçici olarak başka illere göç etmiş. Çevresindeki illere göre kış şartlarının daha çetin olduğu Van’da, depremle birlikte hayat âdeta durma noktasına gelmiş. Otantik çarşılarıyla meşhur olan ve Türkiye’nin hemen her yerinden alış veriş için tercih edilen bu şehrin caddeleri depremin etkisiyle boşalmış durumda.

Devletin depremzedeleri farklı illerde misafir etmesi, memurların ailelerinin yanına taşınması, nüfusun geçici de olsa azalmasına neden olmuş. İnsanların ayrılması, ticareti de doğal olarak olumsuz yönde etkilemiş. Şehirdeki ticaretin temel ihtiyaç maddeleri ile sınırlı olması sonucu, depremden en çok kuyumcular ve süs eşyası satan dükkânlar ticari anlamda zarar görmüş. Yaz aylarında iç ve dış turizm de hareketlilik yaşayan Van, görünen o ki bundan da mahrum kalacak. Tüm bu olumsuzluklar, yeniden canlandırılmaya çalışılan savat zanaatını durma noktasına getirmiş. Valiliğin ve Avrupa Birliği’nin savatı tanıtma yönünde gerçekleştirdikleri onca çaba da depremle beraber boşa gitmiş gibi görünüyor. Ama bütün bu olumsuzluklar, savatın ‘kara’ yazgısına yabancı değil ve bizce paniklemeye gerek yok… Çünkü dönem dönem unutulmaya yüz tuttuğu dönemlerde bu zanaat, her defasında, Zümrüt- ü Anka kuşu gibi kendi küllerinden yeniden doğmayı başarmış.
Tüm bu olumsuzluklara rağmen savat satışı yapan dükkân sahipleri, depremden sonra kendi çabalarıyla girişimlerde bulunmuşlar. Otantik eşyaların satıldığı “Büyük Rus Pazarı”nda dükkânları olan Turan ve Yıldırım Türkoğlu kardeşler de bu girişimcilerden. “Sahra Gümüş” adlı dükkânlarında safir ve zümrüdün yanı sıra kendi tasarladıkları savatları da satıyorlar. Zümrüt ve farklı doğal taşlarla savatı kombine edip ortaya orijinal takılar çıkarmışlar. “Eskiden bizim buralarda evlenecek kızlara erkek tarafı muhakkak savatlı kemer veya gerdanlık almak zorundaydı. Hatta altın üzerine yapılan savatlar da satılırdı. Bunları durumu iyi olanlar satın alırdı ve altın üzerine yapılan savat çok prestijli bir şeydi. Kişilerin varlıklı olduğunun bir göstergesiydi.” sözleriyle ‘kara’ savatın aydınlık günlerini anlatan Türkoğlu kardeşler sözlerini şöyle sürdürüyor: “Genç kızların çeyizinde savat olmazsa olmaz süs eşyalarından biriydi. Hem savatlı bilezikler, kolyeler hem de mutfak eşyası olarak kullanılan kahve fincanı sürahiler bulunurdu. Hamaillerin de özel bir yeri vardı savat işçiliğinde. Nazardan ve diğer kötülüklerden koruduğuna inanılan hamaillerde savatla estetik hale getirilmişti.”


Savatı Yaşatmaya Çalışıyorlar

Türkoğlu kardeşler, bu işe nasıl başladıklarını, ninelerinin başından geçen bir olayı aktararak anlatıyorlar: “Ninemiz bizim buralarda aşiret dediğimiz önde gelen bir ailenin kızıymış. Evlilik çağına geldiğinde başka aşiretten birinin oğluna gelin gidecekmiş. Ailenin tek kızı olması hasebiyle babası yüklü miktarda başlık parası istemiş erkek tarafından. Sadece başlık parası değil daha önce hiç kimsede bulunmayan savat işçiliğiyle yapılmış altın kemer de talep etmiş. Başlık parası bulmakta zorluk çekilmemiş ama yeni bir savat deseni oluşturacak, iyi bir usta bulmakta çok zorlanılmış. Ustalar yaptıkları savatın beğenilmeme endişesiyle kendilerine gelen teklifleri geri çevirmişler. Sonunda yaşlı bir Ermeni savat ustası bu işi üstlenip herkesin hayran kaldığı bir savat işini gerçekleştirmiş.” İki kardeş gülüşerek, “ Eğer o usta olmasaydı belki bu gün biz de olmazdık” diye tamamlıyor sözlerini.

Bu işe başlama fikrinin akıllarına nereden geldiğini sorduğumuzda ise Turan ve Yıldırım kardeşler, ticari serüvenlerini şu cümlelerle dile getiriyorlar: “Ailemizin içinde bu işi daha önce yapan birileri yoktu. Aslında bu alanla ilgili bir tecrübemiz de yoktu. Nenemizin bize çocukken anlattığı bu hikâyeden sonra savatla ilgili hayaller kurmaya başladık. Dedemin ölümünden sonra aşiretimizin eski zenginliği kalmadı. Başlarda kendi imkânlarımızla kurduğumuz dükkânımızı işletirken de çok zorluk çektik. İlk başladığımızda sadece gümüş ve doğal taşlarla çalışıyorduk. Bir vesile ile Sadullah Usta ile tanıştık ve bizi savat üzerinde çalışmamız konusunda yüreklendirdi. Aile büyüklerinin elindeki savatları biliyorduk ama böyle bir şeyi yapmak hem bilgi hem de ustalık isteyen bir iş olduğu için bunun altından kalkabileceğimiz aklımıza hiç gelmemişti. Sağ olsun ustamız bize destek verdi bu işe girdik.”

Bizim gördüğümüz kadarıyla Turan ve Yıldırım kardeşlerde, gönül verdikleri bu savat, zamanla bir tutku haline gelmiş. O tutku pek çok çabayı da beraberinde getirmiş: “Eğer kendi kültürümüzün bir parçasını yaşatmak için çabalamazsak işimizin hakkını vermiş olmayız. Biz kendi imkânlarımız çerçevesinde uluslararası ve ulusal fuarlara katılmaya çalışıyoruz. Bir iki sene önce Hong Kong’ da bir takı fuarına katılmıştık. Orada beklediğimizden çok daha fazla ilgi gördük. Bu da güvenimizi artırdı.”

Yıldırım Türkoğlu, Van’a gelen yabancı turistlerin de savata büyük ilgi gösterdiğini belirterek, “Yabancı müşterilerimden birine savatı bu kadar beğenmesinin nedenini sordum, cevap olarak ‘çok eski çağlara aitmiş gibi durduğu için’ kendisini etkilediğini ve tabii ki el emeği olduğu için çok değerli bulduğunu söyledi. O zaman doğru yolda olduğumuzu anladık. Az, ama aslına sadık kalarak savat işçiliğini sürdürmeye karar verdik.” diyor.

Sanatın aslına sadık kalarak üretme ısrarlarında en çok zorlandıkları konu, desenlerin oluşum aşaması olmuş. Yıldırım ve Turan kardeşler, bu konuda da, “Çizim işi hayal gücü ve birikim gerektiren bir iş. Burada zanaat ile sanat arasındaki küçük, ama önemli fark da ortaya çıkıyor. Hadi ustayı zar zor buldunuz, ama çizimi de beraberinde yapacak kadar ehil olan kişiyi bulmak biraz da şans işi galiba. Fabrikasyon üretimi de, çizim işi de dışarıda tasarımcılara yaptırılıyor ve aynı desenler sürekli kullanılıyor.” diyor.

Bu konuda kendilerinin çok şanslı olduğunu söyleyen kardeşler, birlikte çalıştıkları ustanın çizimi de kendisinin yaptığını vurguluyor. Savatın her aşamasını kendilerinin yapabiliyor olmalarından dolayı gurur duydukları her hallerinden belli olan kardeşler, bu işin anlatıldığı kadar kolay olmadığını da sözlerine ekliyorlar.
Savat zanaatkârı kardeşlere göre, bu işi yapan ustalar 10-15 seneden fazla çalışmak istemiyor. Nedeni ise, savat yapımında kullanılan alışımı hazırlamanın, ustaların sağlığını olumsuz yönde etkilemesi. Zaten çok zor yetişen bu zanaatkârların bir de uzun süreli çalışmama istekleri hesaba katılırsa bu zanaatı, aslına sadık kalınarak yaşatmaya çalışılmasının idealist bir çaba olduğunu fark ediyoruz. Makinelerin kısa süre içerisinde çok şey üretebildikleri göz önünde bulundurulursa, bu işe sevdalanmış olmak gerek ayakta kalabilmek için. Yıldırım ve Turan kardeşler zora talip olduklarının farkındalar, ama yine de hayallerini gerçekleştirmek için çabalıyorlar.

Savat zanaatkârı kardeşler, “Bu işte asıl olan seri üretim değil güzeli üretebilmek. 'Van’ın adını güzel işlerle nasıl duyurabiliriz' diye hep düşünmüştük. Savat bu anlamda güzel bir fırsat oldu. Yaşanan bu son felaket ve bölgenin malum şartları, ilimizin hep üzücü olaylarla anılmasına neden oldu. Van’ın eskiden olduğu gibi yeniden zanaatıyla, yapılan güzel işlerle anılmaya başlanması en büyük hayalimiz.” diyerek sözlerini tamamlıyorlar.

El Emeğinin Yeniden Keşfi

Neredeyse hayatın her alanında yaşadığımız değişim ve gelişim insanoğlunun tembelleşmesine, daha kaba zevkleri benimsemesine yol açtı. Bulunduğumuz elektronik çağda insanlar bütün işlerini bilgisayar aracılığıyla yapıyorlar. Eskiden ince işçilik gerektiren şeyler, bugün bilgisayar tuşuna dokunmayla meydana gelebiliyor. Birbirinin aynısı fabrikasyon eşyaların hüküm sürdüğü bu zamanlarda ‘el emeği göz nuru’ eşyalar yeniden değer kazanmaya başladı. Her alanda eskiye duyulan özlem, el emeğinin paha biçilemez bir şey olduğunu insanlara hatırlattı. Günümüz insanı seri üretimle hayatı kolaylaştıran veya güzelleştiren tek tip fabrikasyon eşyalardan artık sıkılmışa benziyor. Kişiye özel ya da çok az sayıda üretilen el yapımı eserlere ilgi gittikçe artıyor. Bu eserler bazen bir koleksiyonun bir parçası, bazen de tanınmamış ama usta bir elden çıkmış bir parça olarak karşımıza çıkıyor. Teknolojiyle üretilen eşyalardaki eğreti duran mükemmelliğin aksine, el yapımı ürünlerdeki çok küçük hatalar, insana özgü bir şey olan yanlış yapabilme eğilimini hatırlatıyor.

İnsanlar çağlar boyunca yaptığı eserlerle, duygularını ve sevinçlerini kendinden sonra gelen toplumlara aktarmış. Bu aktarımın sebebi bekli de bir çeşit ölümsüzlük arzusu. Önceki nesillerden mesaj ulaştıran eserlerin değerli olmasının nedeni sadece emeğin kutsal olması değil, eserin ustasıyla ona sonradan sahip olan kişi arasında kurulan sonsuz bağ. Savat ve başka sanatsal yapıtlar aracılığıyla nice nesiller mesajlarını bizlere aktardı. Görünen o ki, el emeğine ilgi bitmedikçe, bizden sonra gelecek nesiller ile bizim aramızda da, el sanatları üzerinden gerçekleşen iletişim devam edecek...

Ayşegül YILMAZ / İSMEK EL SANATLARI
__________________
"Ama gerçek, aziz dostum, can sıkıcıdır."

Mislina isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
3 Üyemiz Mislina'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 16.12.14, 12:00   #2
Süper Üye

Mislina - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: May 2012
Konular: 458
Mesajlar: 2,850
Ettiği Teşekkür: 4002
Aldığı Teşekkür: 9552
Rep Derecesi : Mislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzel
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Gümüşün Kara Sevdası | Savat

Tarihin akışı içerisinde Savat sigara ağızlıklarına, tütün tabakalarına, at eyerlerine, aksesuarlara, tesbihlere, takılara süs olmuştur.


20.Yüzyılın başlarında Van’da 120 dükkânda 400 dolayında savat ustası ve kalfası varmış. Ayrıca Sivas, Erzincan, Trabzon ve Samsunda da bu zanaat çok gelişmiş (Eskişehir de halen devam etmekte) . Öyle ki savatlı Türk tabakaları tüm Avrupa’da özellikle de Paris kuyumcularında kendine yer edinmiş. Anayurdu
Kafkasya bölgesi, Dağıstan olan savatçılık, Osmanlı’da 150 yıl kadar altın devrini yaşadı.


Savat çamurunun hazırlanması:500 gr bakır,500 gr kurşun,125 gr gümüş,1 kg kükürt. Bir başka deyimle; dört ölçü bakır, dört ölçü kurşun, bir ölçü gümüş ve yeterince kükürttür. Ölçülere uygun olarak bakır, gümüş bir potada eritilir. Bu eriyiğe kurşun eklenir, üzerine kükürt ilave edilerek iyice karıştırılır. Bu işleme kükürt yedirme denir.
İyice karışıp siyah bir renk alan bu karışım bir madeni kaba boşaltılarak soğumaya bırakılır. İyice soğuyan karışım bulunduğu kabdan kırılarak çıkarılır. Parçalar bir havanda toz haline gelene kadar dövülür, elekten geçirilerek un haline getirilir. Savat yapılacağı zaman un haline getirilen toza tenekar (boraks) karıştırılarak çamur elde edilir.
Bu çamur savat yapılacak yere sürülür, buna sürme savat denir. Oyuk yerlere toz haline getirilen savat maddesi ekilir ise buna da ekme savat denir. Ekme veya sürme savat doldurulmuş gümüş ateşe tutulur, savat çamuru oyuğa iyice yayılır ve bütün oyuklar savat ile kaplanır. Ateşten indirilip soğumaya bırakılır ve eğe ile tesviyelenip cilalanarak hazır hale getirilir.












Savat kol düğmesi Atasoy Art





Savat Şahmeran Kolye Ucu





Savat Tabaka









Savat Tekniği İle Yapılmış Enfiye Kutuları




__________________
"Ama gerçek, aziz dostum, can sıkıcıdır."

Mislina isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
5 Üyemiz Mislina'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 04.04.15, 01:29   #3
«... Beklenen Şarkı ...»

Çengelli İğne - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Dec 2013
Konular: 1654
Mesajlar: 9,218
Ettiği Teşekkür: 32639
Aldığı Teşekkür: 31431
Rep Derecesi : Çengelli İğne şöhret ötesinde bir itibarı vardırÇengelli İğne şöhret ötesinde bir itibarı vardırÇengelli İğne şöhret ötesinde bir itibarı vardırÇengelli İğne şöhret ötesinde bir itibarı vardırÇengelli İğne şöhret ötesinde bir itibarı vardırÇengelli İğne şöhret ötesinde bir itibarı vardırÇengelli İğne şöhret ötesinde bir itibarı vardırÇengelli İğne şöhret ötesinde bir itibarı vardırÇengelli İğne şöhret ötesinde bir itibarı vardırÇengelli İğne şöhret ötesinde bir itibarı vardırÇengelli İğne şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Huzurlu
Standart Cevap: Gümüşün Kara Sevdası | Savat

Gümüş takı ve objeleri çok severim.

Hep görürüm de Savat olduğunu bilmiyordum.

Bilgilenmiş oldum.

Çok işlemden geçiyormuş.

Teşekkkürler.
Çengelli İğne isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Çengelli İğne'in Mesajına Teşekkür Etti
Eski 14.04.15, 02:29   #4
Süper Üye

Mislina - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: May 2012
Konular: 458
Mesajlar: 2,850
Ettiği Teşekkür: 4002
Aldığı Teşekkür: 9552
Rep Derecesi : Mislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzel
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Gümüşün Kara Sevdası | Savat

Emek ve zerafetin birleşimi.
Bende gümüş takıları tercih edenlerdenim. Zanaatkarların azalması adını duyurması açısından yetersiz kalmasına neden olabilir.
Biz bayanlar görüntüye önem veriyoruz birde gümüş mü gümüş alıyoruz çıkıyoruz sanırım Birde ürün hakkında bilgi ve tanıtım ile de alakalı.
Balıkesir Altınoluk ziyaretimizde duydum adını o zamana kadar bilmiyordum.
__________________
"Ama gerçek, aziz dostum, can sıkıcıdır."

Mislina isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
2 Üyemiz Mislina'in Mesajına Teşekkür Etti.
Cevapla

Bu Sayfayı Paylaşabilirsiniz

Etiketler
gümüşün, kara, olan, savat, sevdası


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


İlgili Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Devrim Sevdası Aşklar... Deniz Duygularımız 3 05.03.14 17:37
Felaket yada kıyamet sevdası nereden geliyor? C.Cienfuegos Serbest Kürsü 14 06.01.13 05:57
Koltuk Sevdası Bu Olsa Gerek Ekin Karikatürler 2 04.05.12 22:51
Kör Kuyunun Sevdası - 2 Duayen Benim Bölümüm | Yazarlarımız 5 17.12.09 21:19
Kör Kuyunun Sevdası Duayen Benim Bölümüm | Yazarlarımız 1 20.10.09 20:01


WEZ Format +3. Şuan Saat: 22:15.


Powered by vBulletin® Version 3.8.8
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0 PL2 ©2011, Crawlability, Inc.
Copyright ©2000 - 2019 www.forumgercek.com
Protected by CBACK.de CrackerTracker
Önemli Uyarı
www.forumgercek.com binlerce kişinin paylaşım ve yorum yaptığı bir forum sitesidir. Kullanıcıların paylaşımları ve yorumları onaydan geçmeden hemen yayınlanmaktadır. Paylaşım ve yorumlardan doğabilecek bütün sorumluluk kullanıcıya aittir. Forumumuzda T.C. yasalarına aykırı ve telif hakkı içeren bir paylaşımın yapıldığına rastladıysanız, lütfen bizi bu konuda bilgilendiriniz. Bildiriniz incelenerek, 48 saat içerisinde gereken yapılacaktır. Bildirinizi BURADAN yapabilirsiniz.
Page Rank Icon
Bumerang - Yazarkafe
McAfee Site Denetleme
Norton Site Denetleme
www.forumgercek.com Creative Commons Alıntı-Lisansı Devam Ettirme 3.0 Unported Lisansı ile lisanslanmıştır.