Merhabalar
Forum Gerçek üyesi değilsiniz ya da Üye Girişi yapmamışsınız.
Sitemizden tam olarak yararlanabilmek için;
Lütfen Buraya tıklayarak üye olunuz.
Forum Gerçek

Forumları Okundu Kabul Et Bugünkü MesajlarYazdığım Cevaplar Açtığım Konular Kim Nerede
Geri git   Forum Gerçek > Türkiye ve Dünyadan Haberler > Ülkemiz ve Dünya Gündemi > Diğer Köşe Yazıları

Diğer Köşe Yazıları Ülkemiz Yazarlarının Ulusal Basında Yazdıkları Köşe Yazıları ve Bizlerin Yorumları

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
Eski 07.01.17, 11:33   #1
Tam Üye

Tuco - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Nov 2016
Konular: 58
Mesajlar: 207
Ettiği Teşekkür: 162
Aldığı Teşekkür: 742
Rep Derecesi : Tuco işlenmemiş cevherTuco işlenmemiş cevherTuco işlenmemiş cevherTuco işlenmemiş cevherTuco işlenmemiş cevherTuco işlenmemiş cevherTuco işlenmemiş cevherTuco işlenmemiş cevherTuco işlenmemiş cevherTuco işlenmemiş cevherTuco işlenmemiş cevher
Ruh Halim: Yalniz
Standart Yobazın Politikası - Yasin Durak


Alıntı:
Yasin Durak-Yobazın politikası
İşsiz Akademisyen

Altı yedi yıl evvel Cüppeli Ahmet Hoca her devrin “adamı” Fatih Altaylı’nın malum televizyon programına çıkmış konuşuyor: “Cehenneme gitmek çok pahalı” diyor, “cennet bedava”. Ulemaca bir bezirgânlığın perişanlığında Arapça atıflarla süslüyor sözlerini ve programın diğer konuğu olan Murat Bardakçı’nın o Hıncalvari kıkırdamaları eşliğinde konuşmaya devam ediyor: “İçkisi para, kumarı para, zinası para, şusu para, busu para… Namaz kaç para? Yani cehenneme girmek özel çaba ister, ama cennet bedava”.1

Aynı dönemde Konya’da saha araştırmasındayım.2 Türkiye’de -her ne hikmetse 80 sonrası- yükselişe geçen dindar-muhafazakâr burjuva fraksiyonların emek denetim kalıplarını tespit etme çabasındayım. İşçilere verdiği “namaz izinlerinden” veryansın eden patronları dinliyorum. Kendilerinin bu ülke için ne denli önemli olduğunu söyleyip duruyorlar. Vefasız işçileri için ne kadar çok fedakârlık yaptıklarını, memleketin bütün yükünü omuzlarında taşıdıklarını, inançları gereği gösterdikleri hassasiyetlerin yahut yerine getirdikleri (zekât, fitre, sadaka gibi) ödev ve sorumlulukların kıymet bilmez işçiler tarafından nasıl suiistimal edildiğini anlatıyorlar. Kendi çıkarlarının genel/ortak çıkarlar olduğu hususunda çok ısrarcılar, hatta sadece bu ülke için değil, aynı zamanda “tüm İslam âlemi için” çalıştıklarını iddia ediyorlar. Öyle ki Kurban bayramlarında Hıristiyan Avrupalıların yıllarca sömürmüş olduğu (ve elbette ki Müslüman nüfusun çok olduğu) Afrika ülkelerine gidip, açlıktan ölmek üzere olan insanlara “Allah rızası için” gıda yardımı bile yapıyorlarmış.

Elbette ki bir taraftan da işçilerle konuşuyorum. Hiç bitmeyen kriz koşullarında, AKP’nin ilk icraatı olan 4857’nin tartışmasız kıldığı güvencesiz emek piyasasında, patronlarının insafından başka güvencesi olmayan işçilerle… Açıkçası, dindar olan patronların bir nebze daha “güvenilir” olabileceğini düşünüyorlar. Çünkü patronlarla aralarındaki pazarlık (yevmiye, zam, mesai gibi) ekonomik terimlerle değil de (kul hakkı, sevap, günah gibi) dinsel terimlerle şekillenmiş durumda. Bu sayede bazı haklarını koruyabiliyorlar. Misal namaz izinlerini vermeyen yahut maaşlarını ödemeyen patronları “Allahsız” ilan edebiliyorlar. İtibarını zedeleyip iş ilişkilerini bozabiliyorlar. Fakat -yer yer işverenlerin tavizleriyle kazanım elde ettiklerini düşünseler de- o “dili” konuştukları müddetçe, talep ve itirazlarını dinsel bir retorikle ifade ettikleri sürece eninde sonunda kaybediyorlar. Çünkü o retorik adına “İslami dünya tasavvuru” denilen bir toplumsal tasarıma amade kılınmış durumda, çünkü eşitsiz bir uzlaşmadan başka bir şey ortaya çıkarmıyor.

Sonra rastlantı eseri girdiğim bir KOBİ’de çalışan Afrikalı işçileri görüyorum. Bugün artık “öcü” ilan edilmiş cemaatlerin aracılığıyla “hayır için” getirilip, yine “hayır” için asgari ücretin yarısına çalıştırılan işçileri. “Onlar zaten iş bilmiyor ama aç kalmasınlar diye çalıştırıyoruz” diyor patronları. Sonra o hayırsever patronların imam nikâhıyla evlendikleri Afrikalı kadınlar olduğunu öğreniyorum. Tıpkı vaktiyle savaştan kaçıp yanlarına sığınan Bosnalı kadınlara kıydıkları ikinci nikâhlar gibi, tıpkı bugün Suriyeli kadınlara “kıydıkları” gibi… İşin garibi bunu “sünnet” bellemeleri… Olayı anlatan işçiler “patron onu korumasına almak için evlendi” diyor. “Onun sınavı da zenginlik.”. Varlıklı olanların dindarlığı bir başka; “hayır için” sömürü, “korumak için” tecavüz… Elbette ki Hıristiyanlar gibi emperyalist değillermiş ama…

İşten atılmış emekçilerle de görüşmeye başlıyorum sonra. Ve o toplumsal tasarıma aykırı olanların, o retoriği reddedenlerin işten çıkarıldığını, ücretlilik ilişkisinden dışlanmakta olduğunu görüyorum. Kumpas böyle kurulmuş; dinsiz olsan bile o dili konuşman gerekiyor iş bulabilmek için. Sonrası malum; “sağ elin verdiğini sol el görmemelidir ama” diye söze başlayan patronlar işçilerine ne tür “sadakalar” verdiklerini anlatıyor, iş kazasında vefat eden işçisinin ailesine maaş bağlamakla övünen patron tipi, üzerine basa basa “bunu yapmak zorunda olmadığını” vurguluyor. “Allah rızası” sosyal güvenlik ağı yerine kurumsallaşınca böyle, patronun lütfettiği o “enformel güvence” kliyentelistik (yaranmacı) bir bağlamı teşvik ediyor. Eni sonu bireysel “paçayı yırtmalar”, şükretmeler, ne kadar meydan okuması yahut itirazı olsa da işçilerin eni sonu tevekkül…

Emeğin tevekkülünden kitlelerin tevekkülüne

6-7 yıl evvel üretim ilişkilerinde tespit ettiğim (ve açıkçası yukarıda çok kısıtlı olarak betimlediğim) bu kumpasın bugün artık kamusal ilişkilerin tümünü sardığını söyleyebiliyorum ziyadesiyle… O malum İslami toplumsal tasarımı paylaşmayanların ve dindar-muhafazakâr retoriğe bel bağlamayanların pek çok yerde artık sadece ücretlilik ilişkilerinden değil, yekûn kamusal hayattan dışlanmakta olduğu günleri yaşıyoruz. Ve dindarlığın rızayı ürettiği günlerden, rızanın da dindarlığı üretmeye başladığı günlere çoktan geçmiş durumdayız. Öyle ki dindar-muhafazakâr burjuva fraksiyonları kendi içinde çatışmaya başlamış, bunlardan birkaçı devlet kadrolarını sarmış, biri darbe yapmaya yeltenmiş, öbürü sala-salavat karşı-darbe… Anlatmaya gerek yok uzunca; herkes her şeyin farkında…

Hiçbir müstehcenlik algısını tanımaksızın oburca benimsenen dindarlığın altyapısında bu kumpas var; politik kültürün de tamamen İslamileşmesiyle tüm talep ve itirazların aynı retoriğe hapsedilmesi. Çünkü devlet aygıtını ele geçiren örgütlü yobazlık başka dil tanımıyor. Yaşamını meşru hudutlar dâhilinde sürdürmek isteyen “herkesi” o dili konuşmak zorunda bırakıyor. Cumhuriyet tarihinde eşi görülmedik bir “sağcı görgüsüzlükle” muhtarından belediye başkanına, mebusundan cumhurbaşkanına kadar kadrolaşmış yobazlar herkesin asli muhatabı. Yeşil kartları onlar dağıtır, yoksulluk yardımlarını kimlerin alacağına onlar karar verirler. Devlet kapısında bekleyenleri kadrolara onlar atar, ihalelerin sonuçlarını onlar belirlerler. Herkes kendini onlara ispat etmek zorunda, yardım almak için, iş bulmak için, vergi borçlarını sildirmek için, işten atılmamak için, burs bulmak için, kadrolara atanmak için, velev ki 15 Temmuz’un ardından meşru vatandaş olarak hayatını sürdürebilmek, sağa sola tükürük saçarak saldıran devletin pervasız yaptırımlarına maruz kalmamak için… Herkes Demokrasi Nöbetlerine gidip boy göstermek, herkes “edepli” olmak, dindar olmasa da dinciliğin iktidarını tanıdığını göstermek zorunda… Zar atmak günah diye topaçla oynanan o masa oyunu3 gibi; takva yarışı…

Dâhil olmadığı hayatlara müdahil olma çabasındaki yobazın ekonomik politikası kendisine mecbur bırakmak üzerine kurulu. İş tanımının esnekleşmesinden hukuki tanımların esnekleşmesine kadar geçen süre boyunca, tüm talep ve itirazları kendi retoriğine sıkıştırıp, o dili konuşmayanları kriminalize etmek üzerine kurulu. Evvelce beyan ettiğim üzere; halkı ve geleneği üretme pratiğini de halka ve geleneğe dayanma gibi göstermesi de cabası…

İşin kötüsü, muhalefet de meşru olmak için aynı dili konuşuyor. Vaktiyle aynı retoriğe hapsedilen “barış sürecinin” iktidar tarafından nasıl iğdiş edildiğini kavrayamayan Kürt muhalefeti gibi, CHP de meşru olma kaygısıyla AKP’nin koyutlamalarından hareket ederek kaybediyor bugün. Darbe destekçisi faşist şair Necip Fazıl’ın ezberiyle; “milli irade” söylemi politik ifadenin orta yerine mıhlanmışken, Osmanlıcı bir hayalperestlikle Türklüğü selamlayan İslamcıların bugün artık daha yüce gayeleri deklare eden savaş çığırtkanlığı “milli mutabakat” adlı o sahte assabiyenin mayası haline geliyor.

Tabandan laiklik

Bu durumdan kaygılananların sayısı sanıldığı kadar az olmadığı gibi, bu grup sadece ateist komünistlerden, bohem alkoliklerden yahut ‘elitist Kemalist’lerden filan ibaret değil. İktidar meşruiyet eşiklerini daralttıkça, dışlayıcılığı da artıyor. Kamusal alanın sekülerler için günden güne tehlikeli hale getirilmesi, tecavüzcülerin, kalpazanların ve faşist çetelerin bizzat iktidar tarafından kollanıp teşvik edilmesi, kabahatler kanununa yönelik müdahalelerin ve bazı vergilerin özel olarak seküler kesimleri hedef alması nedeniyle, sıradan yobazın taciziyle devlet tacizi birbirine eklemlenmiş durumda. Osmanlı’daki gayrimüslimlerin yüksek vergiler ödemek koşuluyla görece rahat bırakılması gibi, bugün parası olan sekülerler kendi korunaklı alanlarında yaşamlarını sürdürüyor olabilir; ancak sorun onlarla ilgili değil. Varsayıldığının aksine toplumun dokusuyla aslında uyuşmayan bu dinci tahakküm en çok proletaryayı yoruyor. Dincilikten bezmiş dindarı da, toplu ulaşıma, sokağa, işe gidip gelmeye mecbur olan apolitik emekçiyi de tedirgin ediyor.

Sosyalistlere düşen ödev tam da bu çelişkiyi görmektir işte. AKP’nin yukarıdan dinciliğine4 karşı duran en hakiki alternatifi örgütlemek, Korkut Boratav’ın tabiriyle5 tabandan laikliğin neferi olmaktır bu ödev. Çünkü ne Ulusalcıların ne de 28 Şubat darbecilerinin dilinde pelesenk olmuş o jakoben tahayyüldür laiklik, “dinden politik özgürleşme” olarak o; çalışma yaşamından dışlanan cinsiyet yönelimlerinin, başka yerde ev vermedikleri için ve yanı sıra şehir merkezi kendisi için daha güvenli diye yüksek kira ödemek zorunda kalan “dul” kadının, alkol yasakları yüzünden sokakta içki içemeyen ve o pahalı mekânlara imitasyon kıyafetleriyle giremeyen bebelerinin, dindarlığını ispatlayamayan torpilsizlerin, taşrada linç tehlikesiyle yaşayan “adı çıkmışların”, kızlı-erkekli yaşamak zorunda olup komşularından korkanların ve günaşırı pahalanan o korunaklı seküler yaşamı elde edecek geliri olmayanların arzusudur. Evet, Cüppeli Ahmet haklı; günah pahalı…

Yobazın ekonomik politikası


Halk ne zaman İslam’ı öğrenmeye veya öğrenip de uygulamaya niyetlense karşılarında yobazları örnek görmektedir. Onlarda gördüğü her olumsuz davranışın dinden kaynaklandığını zannederek daha başlangıcında bu niyetinden vazgeçer. Bu arada dine karşı soğukluk başlar, hatta düsmanca bir tavır gözlenir. Bütün müslümanlar halk nazarında “hacı-hoca takımı” diye kötülenir, her fenalığın arkasında müslüman biri aranır hale gelir.
Halk, İslam’ı gerçek manasıyla tanımadığı için yobazların şahsında dini yargılamaya başlar. Aslında halkın nefret ettiği İslamiyet değil, yobaz zihniyettir. Halk en çok “Acaba ben de dinimi yaşamaya başlarsam bu insanlar gibi mi olacağım?” düsüncesiyle bu işte çekingen davranmaktadır. Bu sebeple müslümanım diyen herkesin dinini çok iyi tanıması , okuyup araştırması ve bilmediklerini ögrenmesi gerekir.
Her müslüman aydın ve kültürlü olmaya gayret etmelidir.
Tuco isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
5 Üyemiz Tuco'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 07.01.17, 13:46   #2
Uzman Üye

alkanaga - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Sep 2015
Konular: 101
Mesajlar: 1,684
Ettiği Teşekkür: 4191
Aldığı Teşekkür: 6098
Rep Derecesi : alkanaga şöhret ötesinde bir itibarı vardıralkanaga şöhret ötesinde bir itibarı vardıralkanaga şöhret ötesinde bir itibarı vardıralkanaga şöhret ötesinde bir itibarı vardıralkanaga şöhret ötesinde bir itibarı vardıralkanaga şöhret ötesinde bir itibarı vardıralkanaga şöhret ötesinde bir itibarı vardıralkanaga şöhret ötesinde bir itibarı vardıralkanaga şöhret ötesinde bir itibarı vardıralkanaga şöhret ötesinde bir itibarı vardıralkanaga şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Yobazın Politikası - Yasin Durak



İslam, teslim olan demektir. Teslim olan neye teslim olduğunu bildi mi? Tanrı dediği, Allah dediği ne bildi mi? Namaz nedir, Hac nedir, Cuma nedir bildi mi?
İnsan önce kendini bilmeli, kendinde hakkı görmeli, davranışlarını o hak yönde geliştirmeli. Taklitten öte geçemeyen ancak cehalet içerisinde karanlıkta kalıyor...
__________________
Sevmekten asla vazgeçmeyin. Sevgisiz bir hayat amaçsız, anlamsız olur. Alkanaga
alkanaga isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
2 Üyemiz alkanaga'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 07.01.17, 19:10   #3
Müdavim

Aristo - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Feb 2013
Konular: 801
Mesajlar: 8,620
Ettiği Teşekkür: 39631
Aldığı Teşekkür: 34626
Rep Derecesi : Aristo şöhret ötesinde bir itibarı vardırAristo şöhret ötesinde bir itibarı vardırAristo şöhret ötesinde bir itibarı vardırAristo şöhret ötesinde bir itibarı vardırAristo şöhret ötesinde bir itibarı vardırAristo şöhret ötesinde bir itibarı vardırAristo şöhret ötesinde bir itibarı vardırAristo şöhret ötesinde bir itibarı vardırAristo şöhret ötesinde bir itibarı vardırAristo şöhret ötesinde bir itibarı vardırAristo şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Huzurlu
Standart Cevap: Yobazın Politikası - Yasin Durak

Alıntı:
Yasin Durak-Yobazın politikası
İşsiz Akademisyen
İşsiz akademisyen! Bu kafada bir akademisyene bu ortamda kim iş verir? Sebeplerini de kendisi anlatmış zaten...

Dinler tam da bunun için vardır. Birileri Allah, dinler, peygamberler ve kutsal kitaplarla insanlığın büyük çoğunluğunu Allah üzerinden kendine kul eder... Hatta onları Allah yoluna savaşlara yollayarak kendi çıkarları için başlattıkları savaşlarda mefta olduklarında da onları ''şehit'' mertebesine koyar, cennette her birine düzüldükçe bakire kalmaya devam eden memeleri yeni çıkmış gencecik kızlar vaad ederler.

...

Dinler budur; hem de tüm dinler budur! İnsanlığı bu dünyadaki hiç bir şey o uyduruk peygamberler, ve onların cehalet dolu kitapları kadar bölüp, parçalayıp, bir birlerine düşürmemiştir.

...

Ve bu uyduruk dinler ve bizim özelimizde de Kuran laikler tarafından da bilinçsiz bir şekilde kutsanıyor.

Bakalım yazarın bugün için anlattıkları dün nasıl yaşanmış:

Alıntı:
Kuranda ganimetler
Güzel Kurani kerimimizde geçen ganimetler ile ilgili ayetler. Kuranda geçen ganimetler ile ilgili ayetler tarafmizca seçilip otomatik listelenmekte.
Kuranda ganimetler ile alakali tahmini 9 ayet geçiyor
8:1 - Sana ganimetlerin bölüştürülmesini soruyorlar. De ki, ganimetlerin taksimi Allah'a ve Resulüne aittir. Onun için siz gerçekten mümin kimseler iseniz Allah'tan korkun da biribirinizle aranızı düzeltin. Allah'a ve Resulü'ne itaat edin.

8:41 - Şunu da biliniz ki, ganimet olarak aldığınız her hangi bir şeyden beşte biri mutlaka Allah içindir. O da peygambere ve ona yakınlığı olanlara, yetimlere, miskinlere ve yolda kalmışlara aittir. Eğer siz Allah'a iman etmiş, hak ile batılın ayrıldığı o gün, iki ordunun karşı karşıya geldiği o (Bedir) günü kulumuza indirdiğimiz âyetlere iman getirmiş iseniz bunu böyle biliniz. Ve biliniz ki, Allah, herşeye kâdirdir.

8:69 - Artık elde ettiğiniz ganimetten helâl ve hoş olarak yiyin ve Allah'a karşı gelmekten sakının. Muhakkak ki, Allah bağışlayıcıdır ve merhamet edicidir.

48:19 - Allah onları elde edecekleri birçok ganimetlerle de mükâfatlandırdı. Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.

48:21 - Bundan başka sizin güç yetiremediğiniz, ama Allah'ın sizin için kuşattığı ganimetler de vardır. Allah herşeye kâdirdir.

59:6 - Allah'ın, onlardan peygamberine verdiği ganimetlere gelince siz onun üzerine ne at, ne de deve sürmediniz. Fakat Allah peygamberini, dilediği kimselerin üzerine salar. Allah her şeye kadirdir.

59:7 - Allah'ın o kent halkından, Resulüne verdiği ganimetler, Allah'a, Resul'e, ona akrabalığı bulunanlara, yetimlere, yoksullara, yolcuya aittir. Ta ki içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir şey olmasın. Peygamber size ne verdiyse onu alın. Size neyi yasakladıysa ondan sakının ve Allah'tan korkun. Çünkü Allah'ın azabı şiddetlidir.

59:8 - Bir de göç eden fakirlere aittir ki yurtlarından ve mallarından çıkarılmışlardır, Allah'ın lütuf ve rızasını ararlar; Allah'a ve Resulüne yardım ederler. İşte doğru olanlar onlardır.

60:11 - Eğer eşlerinizden biri, sizden kâfirlere kaçar da siz de savaşta galip durumda olursanız, eşleri gitmiş olanlara ganimetten, harcadıkları kadar verin. İnandığınız Allah'a karşı gelmekten sakının
Dinlerin hepsi bu derece rezildir.

Atatürk bu rezilliği toplum anlasın diye kitabı türkçeye çevirmiş...

Peki kaç kişi okumuş ve anlamış?
__________________
<img src=http://haber.sol.org.tr/sites/default/files/imagecache/haber_resmi_v4/images/susmayacagiz.jpg border=0 alt= />
zafere kadar devrim!
Aristo Şu Anda Forumda.   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bu Sayfayı Paylaşabilirsiniz

Etiketler
durak, politikası, yasin, yobazın


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



WEZ Format +3. Şuan Saat: 01:42.


Powered by vBulletin® Version 3.8.8
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0 PL2 ©2011, Crawlability, Inc.
Copyright ©2000 - 2017 www.forumgercek.com
Protected by CBACK.de CrackerTracker
Önemli Uyarı
www.forumgercek.com binlerce kişinin paylaşım ve yorum yaptığı bir forum sitesidir. Kullanıcıların paylaşımları ve yorumları onaydan geçmeden hemen yayınlanmaktadır. Paylaşım ve yorumlardan doğabilecek bütün sorumluluk kullanıcıya aittir. Forumumuzda T.C. yasalarına aykırı ve telif hakkı içeren bir paylaşımın yapıldığına rastladıysanız, lütfen bizi bu konuda bilgilendiriniz. Bildiriniz incelenerek, 48 saat içerisinde gereken yapılacaktır. Bildirinizi BURADAN yapabilirsiniz.
Page Rank Icon
Bumerang - Yazarkafe
McAfee Site Denetleme
Norton Site Denetleme
www.forumgercek.com Creative Commons Alıntı-Lisansı Devam Ettirme 3.0 Unported Lisansı ile lisanslanmıştır.