Merhabalar
Forum Gerçek üyesi değilsiniz ya da Üye Girişi yapmamışsınız.
Sitemizden tam olarak yararlanabilmek için;
Lütfen Buraya tıklayarak üye olunuz.
Forum Gerçek

Forumları Okundu Kabul Et Bugünkü MesajlarYazdığım Cevaplar Açtığım Konular Kim Nerede
Geri git   Forum Gerçek > Türkiye ve Dünyadan Haberler > Ülkemiz ve Dünya Gündemi > Diğer Köşe Yazıları

Diğer Köşe Yazıları Ülkemiz Yazarlarının Ulusal Basında Yazdıkları Köşe Yazıları ve Bizlerin Yorumları


Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
Eski 07.03.18, 12:18   #1
Çiçekci kız

Canan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2011
Konular: 7249
Mesajlar: 27,983
Ettiği Teşekkür: 105572
Aldığı Teşekkür: 151771
Rep Derecesi : Canan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: none
Standart B.k'un Lezzetinden Ağzının Suyunun Aktığını Söyleyen Bilim Paşası | Nihat.


B.k'un Lezzetinden Ağzının Suyunun Aktığını Söyleyen Bilim Paşası

BİR

“Osmanlı neden nasıl yıkıldı” sorusuna hala cevap üretiyoruz ve (ünlü tarihçilerimiz dahil) basma kalıp cevaplarımızla gülünç duruma düşüyoruz.

BU SALLAMA RAHATLIĞI NEREDEN GELİYOR

Neden geri kaldık sorusuna en moda cevabımız 'bilimsel keşifler'e uzak kalışımız. Mesela bugünlerde en popüler (bana kalırsa şarlatan) bilim adamlarından Celal Şengör, sık sık eline bir harita alıyor, işte padişahlarımız bu haritalardan haberdar olsaydı sömürge imparatorluğu kurardık ve yıkılmazdık, diyor.

Bu ucuzlukta yüzlerce cevap üretilmiştir ve bu saçma sapan zırvalıkların düzeltilebileceği bir yer yok, sadece bu cevapları duydukça bilim adamlarınızdan 'utanç' duymaya devam edersiniz. Ha Cübbeli Hoca ha Celal Şengör, fark etmez, bu cevaplarıyla Osmanlı'yı çürüten donmuş 'zihniyetin' temsilcileri olduğunun farkında dahi değiller.

Şüphesiz coğrafya ve harita İmparatorluk'un yaşaması için çok çok önemlidir. Ünlü tarihçimiz Halil İnalcık 'haritacılığı' büyük bir dert edinmiş Katip Çelebi'den söz eder. Katip Çelebi kendi kendini yetiştirmiş gerçekten aydın bir insandır, İnalcık, Katip Çelebi için ‘Atatürk'e giden yolun ilk adımıdır’, der.

Kanuni Sultan Süleyman'a sırf kitap tanıtımı haber olsun diye 'salak' diyebilen bu şarlatanın bir çok yalan yanlışına şahit oldum, bir defasında, Kanuni (Özdemir Paşa'yla) Aden'i aldığı günler konuşulurken, bu çok bilmiş, neden Afrika içlerine girilmedi, diye isyan eder. Girilseymiş otları böcekleri ilkel kabileleri keşfedermişiz sömürgeleştirirmişiz ve tarih değişirmiş.

İşte bu bilgilerin hepsi 'yalan', defalarca Afrika içlerine girilmeye çalışıldı, ancak, sıcaklık sık ormanlar bilinmeyen zehirli böcekler bulaşıcı egzotik hastalıklar ve ağır kayıplarla her defasında geri dönüldü. Ayrıca girilseydi ne değişirdi, Osmanlı'nın yıkılması 'fetih' eksikliği mi? Bu sallama rahatlığı nereden geliyor?

Aynı Fatih Altaylı yıllarca ekrana Kur'an harflerini sayıp kehanet çıkarımları yapan Ömer Çelakıl diye bir ucubeyi yıllarca ekranına çıkartmıştı ve sonra Cübbeli Hocayı. Şimdi birden 'bilim' merakı sardı Celal Şengör'ü çıkartmaya başladı. Çıksın, bir gün önceden okuduğu kitapları anlatıversin bir zararı yok. Ancak iş tarih felsefesine ve kültür felsefesine ve siyaset felsefesine sıra gelince, Celal Şengör ya da Ömer Çelakıl aynı zeka, fark etmiyor, eline geçirdiği bir haritayla sonsuz uzunlukta yorumlar yapıyor padişahları yargılıyor imparatorlukların ipini çekiyor, delilik diz boyu.

B.K'UN LEZZETİNDEN AĞZININ SUYUNUN AKTIĞINI SÖYLEYEN BİLİM PAŞASI

(Jean Jacques Rousseau Fransız ihtilalını derinden etkilemiş büyük bir filozofudur.) Bir defasında da bu şarlatanamız Russo'yu okuduğunu ama hiç bir şey anlamadığını hatta sıkıldığını söylemişti. Russo'yu anlamadım demek Batı'yı hiç anlamadım demekle eş değerdir, üstelik bu şarlatan bir de bilim adamıymış?

12 Eylül'ün kanlı diktatörü Kenan Paşa'ya bağlılık övgüleri de ortada duruyor, bence Celal Şengör Abdülhamit'in bilimden anlayan Paşası. B.k'un lezzetinden ağzının suyunu aktığını söyleyen Bilim Paşası. Bir ülke için ne eğlenceli sahneler figürler bunlar.

Bilimle komedi skeci arasında sıkışıp kalmış nasıl bir hayattır bu?

Bu saçmalıkları uzatmanın anlamı yok, halen ekranlarınızda ve okullarınızda, bilimsel keşifler yapabilseydik, haritamız coğrafyacılarımız olabilseydi, diye söze başlayan, yüzlerce binlerce on binlerce akademisyen milyonlarca insan bulacaksınız.

Ortaçağla dönüşen, Aydınlanma'yla bambaşka bir yola giren dünyamızı 'değiştiren' yeni 'insan' yeni ahlak'tır.

Var olan dünyaya itiraz edecek var olanla yetinmeyecek kilisenin kralların karşısına işkenceleri zindanları göze alıp geçecek yeni 'aydın' türü.

Değişen insan, değişen ahlak, değişen düşünce, değişen 'kültür'ü hala anlayamamış ve hala Abdülhamit döneminde kalmış hevesli pek meraklı bu bilim paşalarıyla anlaşılan daha çok eğleneceğiz!

(Hatırlatmak şart oldu: 1997 yılında Konya Karapınar'da Mercedes içinde 48 öğrenci yanarak ölmüştü ve Mercedes firması suçluydu. Fatih Altaylı köşesinde Mercedes firmasının üstüne gitmeyin Türkiye'ye yatırım yapmayız babından yazılar yazdı. Bu ünlü Mercedes olayının avukatı sonra CHP'den vekil olacak Atilla Kart'tır. Kapıları açılmadığı için 48 öğrencinin yanması karşısında Mercedes firmasını kayıran bu yazıları ve basınımızın o yıllarda 48 gence sahip çıkmayışını unutmamız mümkün değildir)

AFRİN’DE PKK’NIN BETON TÜNELLERİ TÜRKİYE'DE HANGİ FABRİKADAN ÜRETİLDİ

İKİ

Afrin'de PKK'nın beton tünellerinden bir parça kopartın ve inceleyin, acaba, bu betonlar Türkiye'de hangi fabrikadan üretildi?

PKK tünellerinden bir parça kopartıldı ve getirildi ve incelendi ve hangi Türk fabrikasından çimento gittiği artık biliniyor.

Ama 'yazılamıyor'.

NAGEHAN ALÇI BU KUMPAS KOKAN BİLGİYİ KİMDEN ALDI

ÜÇ

Aylar önce Nagehan Alçı durup dururken ve hiç bir alamet ve sebep yokken 'ordu içinde kemalistlerin darbe' yapabileceğini yazmıştı?

Bu kumpas kokan bilgiyi kimden aldı?

Bu kadar manipülatif bilginin amacı neydi?

Bu FETÖ kokan kışkırtıcı yazıların kaynağı nedir?

Bilen var mı bildiği halde 'yazabilecek' bir delikanlı var mı?

ABDÜLHAMİT'İN PAŞALARI'NIN EN BÜYÜK DERDİ SIKINTISI DA BUYDU

DÖRT

Ankara'yı iyi bilirim, Ankara 'bakanlık' şehridir, ne zaman bir arkadaşla otursak, bakanlık koridorlarında hakimiyet mücadelesi veren 'dinci' grupların sayıları isimleri şeyhleri tarikatları konusunda şaşkınlığımızı gizleyemiyoruz. Nurcuları, Süleymancıları, Menzilcileri, Haksözcüleri Milli Gençlik Vakfı.. nicesi bir 'saltanat' kurmuşlar.

Hepsinin ortak özelliği Tayyip Erdoğan'a mutlak bağlılık. Hepsinin ortak özelliği torpille gelmişler. Artık bunlar bir sosyal sınıf: hacı hoca şeyh tarikat dinci takımı. Mesleksiz insanlar. Maaşları tıkırında. Şahane evleri. Lüks arabaları. Her bir tarikatın hamileri var. Her cemaati destekleyen 'devletlüler' var.

Norveç'in kuzeyi çok soğuk olduğu için ölüler gömülemiyormuş, sebep, gömü, çok soğuk yüzünden çürümüyor ve az bir sıcakla bulaşıcı hastalıklara sebep oluyor.

Yüz yıl öncesinden iltimas, kayırma, torpil, aile hanedan aşkı, ileri gelenlerin 'ağbilerin' 'büyüklerin' dayanışması, dincilik, tarikatçılık, vs. hiçbiri çürümemiş, bir imparatorluğu yıkan ne kadar sosyal hastalık var hepsi açıkta, bulaşıcı hastalık gibi devletin hukukun bürokrasinin her yerinde.

Yetmedi, bir de, üstüne.

Tayyip Erdoğan'ın oğlu geçen gün Bilal Erdoğan Hazretleri diye anons edilmiş. Üstüne Hazret Bilal Erdoğan: "Tayyip Erdoğan ölürse (ne olacak?) yerine kim gelecek?'' gibi cümleler kurmuş.

İnsan fani, yaş gelecek hastalık kapıyı çalacak, hepimiz bir gün öleceğiz.

Söylenemeyen büyük bir sorun bu. Tarikat cemaat dinci takımının en büyük ve tek büyük korkuları, yazamıyorlar: Tayyip Erdoğan ölürse ne olacak?

İşte bu 'ölümünden sonra ne olacak' sorusu beni tarihlere saldı, Abdülhamit'in Paşaları'nın en büyük derdi sıkıntısı da buydu: 'Abdülhamit ölürse halimiz ne olacak?'

Ancak sarayda ve şehirde öyle büyük bir korku vardı ki hiç biri bu cümleyi yüksek sesle söyleyemiyordu.

Mutlak iktidarın mutlak korkusu budur, her faninin önünde sonunda göreceği ölümü dahi korkudan söyleyememek, Tayyip Erdoğan'ın ölümlü bir insan olduğunu yazabilecek bir delikanlı var mı aralarında?

OSMANLI'NIN ÇÜRÜME VE ÇÖKÜŞ TARİHİNİ 'PAŞALAR'I VE 'PAŞALIĞI' TANIMADAN ANLAMAK MÜMKÜN DEĞİLDİR

Olıvıer Bouquet'in 'Sultanın Paşaları' kitabını hatırladım, çok başarılı değilse de sıkı bir kitap. (Sicili Ahval) Sicil kayıtlarından sadece 282 paşanın siciline ulaşabilmiş ve bu sicil kayıtlarıyla Paşalık nedir ne yer nasıl yaşarlar kimdirler görevleri itibarları vb. nelerdir belgelerin izin verdiği ölçüde yorumlamaya çalışmış.

En çok da Batılılar'ın alay ettiği Abdülhamit'in Paşası-Paşaları imgesinin doğru olmadığını söylemeye çalışmış ama başaramamış, ulaştığı kaynaklar tarihçimiz Olıvıer'in oryantalistlerin karikatürleştirdiği Paşa imgesini aksini söylemeye ya da çürütmeye yetmiyor.

Paşalık, malumunuz 1934'de kaldırıldı, ancak unutmayın, Mustafa Kemal Atatürk de bir 'paşa' idi ve halkımız hala ona Paşa diyor.

Paşalık'ın izini sürdüğünüzde ta Sultan Orhan döneminde başladığı ve şehzadelere verilen bir ünvan olarak, ancak, en çok, sultanın yakınları hanedan üyelerine yüksek idare kademelerine verildiği görülüyor.

Ama asıl, bugün Anadolu kültüründe Alp Eren denilen fethe çıkan 'gaziler'e yakıştırılan bir ünvan, kelime olarak farsça Padşah'tan ya da büyük ağbi başağa'dan gelebilir.

Mustafa Kemal Atatürk 1916'da paşa oldu, cumhuriyetle birlikte paşalar üniformalarını çıkarttı ve cumhuriyetin yeni kadroları 'genç kadrolarla' kuruldu.

Tarih okumayanlar cumhuriyetin bu genç kadrolarının nasıl ve ne büyük bir 'temizlik' olduğunu anlayamaz.

19. yüzyıl'ı da Osmanlı'nın çürüme ve çöküş tarihini 'paşalar'ı ve 'paşalığı' tanımadan anlamak mümkün değildir.

Paşalar, yüksek memur dediğimiz devlet ricalini oluşturur. Askerlikten gelmeleri şart değildir. Sultanın teveccühünü kazanmış olmaları şarttır, valilik vezirlik, yüksek görevlere getirilirler.

Tarihimiz kahraman 'sarıklı' paşalarıyla ünlüdür, Sokullu Mehmet Paşa, Pargalı İbrahim Paşa, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, Barbaros Hayrettin Paşa..

Tanzimat'la sarıklar çıkarıldı yerine 'fesli' paşalar geldi.

18. yüzyıl'dan başlayarak Osmanlısı'nın en meşhur paşaları şunlardır: Alemdar Mustafa Paşa, Mustafa Reşid Paşa, Ali Paşa, Fuad Paşa, Ahmet Cevdet Paşa, Mahmud Nedim Paşa (meşhur Nedimof), Mithat Paşa, Gazi Osman Paşa, Ahmet Vefik Paşa.

Jön Türkler ve sonra İttihat hareketiyle sultanın paşalarından başka tür paşalar da tanırız, Mithat paşa gibi vatansever paşalar, Prens Sabahattin'in babası: Damad Mahmud Celalettin Paşa, ki Jön Türkler'in kurucularından sayılır.

Paşa, büyük adam demek, tarihçilerimiz korkup tırsıp söyleyemeseler de gerçek budur kontluk lordluk gibi çoğu babadan oğula geçen imtiyazlı bir sınıftır.

Paşalar Osmanlı'nın son dönemine damgasını vurmuştur, yaygın kanaat, çoğunun adı 'yiyiciye' çıkmıştır, 'miskinlikle' ve 'sefahat düşkünü' olmakla suçlanmışlardır. Paşaların maaşları Kırım Savaşı, Rus Savaşı, Balkan Savaşları gibi büyük sorunların dahi en başında gelmiştir.

Çok yönlü işler de yaparlardı, mesela Ahmet Vefik Paşa hem Bursa valisi hem de tiyatroya merak sarmıştı, yardım dernekleri kuranlar, öğrenci okutanlar, hat sanatıyla, müzikle uğraşanlar ve ders verenleri de vardır.

Yaldızlı şeritleri ve göğüsleri bol nişanları bugün karnaval soytarıları gibi görünse de o yıllarda bu süslü elbiseler devletin kahramanlık ve ihtişam süsüydü.

Nişan meraklısı olmakla alay edilmişlerdir, hatta nişanlar için göğüslerinde yer kalmayınca eteklerine takanları vardır. Bir paşamızın boyu çok kısadır ve şöyle yakıştırmalar yapılmıştır, boyu öyle kısaydı ki göğsüne taktığı madalyalar yerlere sürünüyor.

ALIN SİZE BİR DİN PAŞASI DAHA: KADİR MISIROĞLU

Bu madalya nişan merakı öyle büyük bir hastalık halini almıştır ki 'madalya savurganlığa' karşı devlet çok ciddi tedbirler düşünmüştür. (Bu apoletli omuzlar şarlatan Celal Şengör'ün yüzüne ne kadar benziyor? Ya da sade giyinmesi esas olan din adamlarının mesela cübbeli hocanın süslü yaldızlı elbisesi nerdeyse Din Paşası'na dönüşüyor.. Alın size bir Din Paşası daha: Kadir Mısıroğlu..)

Şüphesiz çok sonra Cumhuriyet'i de kuracak kadrolar ve bu paşalar da o çok ünlü Mülkiye ve Harbiye mektebi çıkışlıdır.

Ortalama Paşa yaşı 42, 3 yaşında dahi vardır, en yaşlısı 70. Soy soplarıyla övünen bu yaldızlı üniformaların sahipleri birer komedyen değil devletin ta kendisiydi. Bir kaç istisna dışında hiç birinin yabancı bir dile tam hakimiyeti yoktur, bir kaç istisna dışında, şair olanı tam bir şair, ressam olanı tam bir ressam, hukukçu olanı tam bir hukukçu değildir, kimya, tıp, tarih, felsefe, her şeyleri yarım yamalak, hobi heves merak ölçüsünde. Güya imparatorluğun imdadına yetişeceklerdi imparatorluğun cenaze alayı oluverdiler.

Ve, sabırla ve tam bir kararlılık içinde Abdülhamit'e mutlak bağlılığı padişaha hizmeti 'devlet hizmeti' sandılar.

Abdülhamit'in paşaları da gün gelir yaşlanır ve adları Abdülhamit'in ihtiyarları olur.

Tanzimat'la sarık çıkarılmış fes takılmıştır, kulluktan memurluğa sedirden koltuğa ve Fransızca mutlaka öğrenilmesi şart bir dil olmuştur, reform üstüne reformlar yapılmasına rağmen malesef kariyer liyakat rütbe terfi ikbal padişahın dudakları arasında kalmıştır.

'Paşa gibi' halen dilimizde çok popüler deyimdir 'çok rahat' hayatı ifade eder.

Halkın içinden okuyarak Paşalığa yükselenler de çoktur ama en çok 'lütuf paşaları' vardır, Padişah'ın lütfüyle paşa olanlar.

Paşaların emrinde bir maiyetleri ve konakları vardır, paşalık, imtiyazlı bir sınıftır. Diplomat olanlara 'monşer Paşa' denir, sayıları çok az bir iki tane gayrimüslim paşa da vardır. Sarayın sırtına atlayıp kılıç şakırtılarıyla resmi törenlerde padişahın huzurunda ezilip büzülen ve sadece üniformasının parlaklığıyla aklına gelebilecek her çeşit göreve koşulan paşalar. Paşalık imrenilen gıpta edilen en parlak en göz kamaştırıcı bir hazinedir, saray kapısı'dır, ne diyelim, doğu tipi bir soylular takımı.

Bey ve efendi ve beyfendi de sosyal olarak çok kullanılır ama Paşalık, Padişah'ın verdiği bir rütbedir. Dünya yıkılsa tembel kayıtsız mantar kafalı dünyaya yeniliklere kapalı ve hepsi bir arada: saray lüksleri içinde İmparatorluğun sefil manzarası.

Şüphesiz 'ne mutlu Paşama' sözünden 'ne mutlu Türküm'e bu millet kolay gelmedi.

Soy sopları da imtiyazlı bir aristokrasiyi andırır gibidir, devlet ricalinde yüksek kademelerde çalışanların oğulları babalarının yolundan (torpilinden-hamiliğinden) Paşalığa yükselmişlerdir. Devlet, yüksek ailelelere aşiretlere ayanlara rütbe ve ikbal için tek 'cazibe' noktasıdır.

Yüksek aileler ile devlet paşalık gibi unvanlarla 'entegre' olur, kaynaşır. Paşaların bir çoğu paşa soyundan gelir. Ve tarihçinin son sözü: 'bu oran devlet içinde bir aristokrasinden söz edilecek kadar yüksektir'.

Aşiret, eşraf, ayan, -zade, -oğulları, gibi yüksek aileler saraya kapağı atmak için gözlerini Paşalık'a bütün toplum gözünü saray'a dikmiştir.

Tarihçimiz, Tanzimat sonrası 'seçkinlerin Osmanlıştırılması' yani ileri gelenlerin entegrasyonundan yani 'saraylaştırılmasından' uzun uzun bahseder.

Bürokrasideki bu imtiyazlı sınıflar Abdülhamit'in düşüşüyle büyük bir hüsran yaşadı.. Çünkü mutlak bir sadakatle bağlanacakları kimse kalmadı.

TAYYİP ERDOĞAN ÇAĞI, HACILAR HOCALAR TARİKATLAR DİNCİLER ÇAĞIDIR, TIPKI ABDÜLHAMİT ÇAĞI GİBİ

Yere göğe koyamadıkları Abdülhamit çağı bir Paşalar Çağı'dır, Paşalar çağı Abdülhamit'e mutlak itaat çağıdır.

Tayyip Erdoğan çağı, hacılar hocalar tarikatlar dinciler çağıdır, tıpkı Abdülhamit çağı gibi, devlete değil Tayyib'e bağlıdırlar, Tayyib çağı Tayyib'e mutlak itaat çağıdır.

Bir imparatorluk çöktü tarihimizin en büyük felaketlerini yaşadık ve yine kariyer ve liyakat hak getire, donduğumuz yerden devam ediyoruz.

Bir farkla.

Abdülhamit'in paşaları nihayetinde Mülkiye Harbiye gibi yüksek mekteplerde okumuş insanlardı.

Şimdi?

Osmanlı'da eğitim 'sıbyan mektepleriyle' başlar, ilk mekteptir, bu mekteplerde sadece Kur'an okutulur Kur'an ezberletilir..

Bugün Tayyip iktidarında hacı hocalardan tarikatlardan imam hatiplerden 'imtiyazlı bir bürokrasi sınıf' oluşturmaya çalışanların okudukları bildikleri tek şey: 'Kur'an ayet ezberlemek'..

Bir kerli ferli büyük, bir saraylı, bir paşa, bir baba bir ileri gelenin adamı olmak, Abdülhamit çağında 'hamilik ve himaye' paşa adaylarının hayat sigortası her şeyiydi.

Tarihçimizin notu: 'hamilik' kan bağından da üstündür.

Tarikatçı cemaatçi islamcı dinci kitleler şube şube ayrılsa da bürokrasiyi aralarında mezhep mezhep şeyh şeyh bölse de hepsini bir arada tutan 'hamilik', hepsini kaynaştıran aralarındaki 'kan bağı'.

Ve tarihçilerin yazarların bu korkusu nedir? Cemaatlerin tarikatların hanedan bağlılığı üzerinden 'devletleştirilmesinden' bahsedebilecek tek bir yazarınız tarihçiniz var mı, ancak sıbyan mektebi düzeyinde okuyabilmiş insanlardan bir devlet sosyetesi bürokrasi yaratabilmek mümkün mü?

Bu hanedan bu mutlak bağlılık bu körü körüne itaat, yüzyıl önce tarihin en büyük imparatorluğu'nu çökerttiğimiz aynı yerdeyiz.

Aynı kan bağı, aynı lordlük özentisi, aynı lüks, aynı itaat, aynı 'ileri gelen' aşiretler cemaatler... Aynı mesleksiz ve üretemeyen bir işe yaramayan insanlar.

Nihat Genç

Odatv.com
__________________

Canan isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
4 Üyemiz Canan'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 07.03.18, 13:27   #2
Müdavim

Rosebud - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2015
Konular: 763
Mesajlar: 6,176
Ettiği Teşekkür: 18334
Aldığı Teşekkür: 21178
Rep Derecesi : Rosebud şöhret ötesinde bir itibarı vardırRosebud şöhret ötesinde bir itibarı vardırRosebud şöhret ötesinde bir itibarı vardırRosebud şöhret ötesinde bir itibarı vardırRosebud şöhret ötesinde bir itibarı vardırRosebud şöhret ötesinde bir itibarı vardırRosebud şöhret ötesinde bir itibarı vardırRosebud şöhret ötesinde bir itibarı vardırRosebud şöhret ötesinde bir itibarı vardırRosebud şöhret ötesinde bir itibarı vardırRosebud şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Kaygili
Standart Cevap: B.k'un Lezzetinden Ağzının Suyunun Aktığını Söyleyen Bilim Paşası |

Osmanlı Tayyip gibi adamlar yüzünden battı bunu tartışmanın bir alemi yok.
Celâl Şengör'e gelince...
O bilim adamıysa ben de Napolyon'um.
Rosebud Şu Anda Forumda.   Alıntı ile Cevapla
4 Üyemiz Rosebud'in Mesajına Teşekkür Etti.
Cevapla

Bu Sayfayı Paylaşabilirsiniz

Etiketler
ağzının, aktığını, bilim, bkun, lezzetinden, nihat, paşası, söyleyen, suyunun


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



WEZ Format +3. Şuan Saat: 22:14.


Powered by vBulletin® Version 3.8.8
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0 PL2 ©2011, Crawlability, Inc.
Copyright ©2000 - 2019 www.forumgercek.com
Protected by CBACK.de CrackerTracker
Önemli Uyarı
www.forumgercek.com binlerce kişinin paylaşım ve yorum yaptığı bir forum sitesidir. Kullanıcıların paylaşımları ve yorumları onaydan geçmeden hemen yayınlanmaktadır. Paylaşım ve yorumlardan doğabilecek bütün sorumluluk kullanıcıya aittir. Forumumuzda T.C. yasalarına aykırı ve telif hakkı içeren bir paylaşımın yapıldığına rastladıysanız, lütfen bizi bu konuda bilgilendiriniz. Bildiriniz incelenerek, 48 saat içerisinde gereken yapılacaktır. Bildirinizi BURADAN yapabilirsiniz.
Page Rank Icon
Bumerang - Yazarkafe
McAfee Site Denetleme
Norton Site Denetleme
www.forumgercek.com Creative Commons Alıntı-Lisansı Devam Ettirme 3.0 Unported Lisansı ile lisanslanmıştır.