Merhabalar
Forum Gerçek üyesi değilsiniz ya da Üye Girişi yapmamışsınız.
Sitemizden tam olarak yararlanabilmek için;
Lütfen Buraya tıklayarak üye olunuz.
Forum Gerçek

Forumları Okundu Kabul Et Bugünkü MesajlarYazdığım Cevaplar Açtığım Konular Kim Nerede
Geri git   Forum Gerçek > Türkiye ve Dünyadan Haberler > Ülkemiz ve Dünya Gündemi > Diğer Köşe Yazıları

Diğer Köşe Yazıları Ülkemiz Yazarlarının Ulusal Basında Yazdıkları Köşe Yazıları ve Bizlerin Yorumları


Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
Eski 26.03.18, 23:24   #1
Yasaklı Üye

Umut - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jul 2017
Konular: 850
Mesajlar: 3,062
Ettiği Teşekkür: 23371
Aldığı Teşekkür: 9070
Rep Derecesi : Umut şöhret ötesinde bir itibarı vardırUmut şöhret ötesinde bir itibarı vardırUmut şöhret ötesinde bir itibarı vardırUmut şöhret ötesinde bir itibarı vardırUmut şöhret ötesinde bir itibarı vardırUmut şöhret ötesinde bir itibarı vardırUmut şöhret ötesinde bir itibarı vardırUmut şöhret ötesinde bir itibarı vardırUmut şöhret ötesinde bir itibarı vardırUmut şöhret ötesinde bir itibarı vardırUmut şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: none
Standart İt Muamelesi Görmeme Hakkı - Murat Sevinç


M. SEVİNÇ


Başlıkta kullandığım ‘it’ ifadesi, o güzelim hayvanları hedef almıyor elbette. Bu deyimi, başkaca ve daha ağır bir şey yazamadığım için kullanıyorum. Böyle görülmesini rica ederim.

Dolmuşçudan fırça yiyoruz. Taksiciden fırça yiyoruz. Otobüs şoföründen fırça yiyoruz. Her düzeydeki yöneticiden ve devletin tepelerinden fırça yiyoruz. Yaşça büyüklerden fırça yiyoruz. Esnaftan fırça yiyoruz. Komşudan fırça yiyoruz. Komutandan fırça (ve dayak!) yiyoruz. Fırça yemeden akşamı ettiğimizde o günü kâr kabul ediyoruz. Analarımız bizi, birilerinden fırça yemek, horlanmak, birilerince aşağılanmak, birilerinden kazık yemek, berikilerce dolandırılmak için doğurmuş gibi. Hiç zannetmiyorum!
Neden? Neden bizler insan gibi değil de, it gibi yaşamaya mahkum edilmiş durumdayız? Neden canımızı tehlikeye atan 19 yaşındaki serseri dolmuş sürücüsünü uyarmaya dahi çekiniyor, kazara uyardığımızda tehdit ediliyor ve kötü muameleyle karşılaşıyoruz? O pervasız serseri bu gücü kendinde nasıl buluyor? Neden sıradan insanı horlamayı marifet sayan arsız serseri sürüleri, herhangi bir otoriteyle karşılaşır karşılaşmaz iki büklüm oluveren yardakçılara dönüşüyor? Neden, otorite önünde bir anda yere kapaklanan organizmalar, dişlerini geçirebileceklerini hissettikleri herkese böylesine hoyratça davranabiliyor? Neden bu memlekette herkes her türlü iktidar karşısında bu denli çekingen ve aptallaşmış halde?

Türkiye toplumu fertlerinin en temel sorunlarından biri, hiç kuşkusuz ‘eşitlik’ ilkesine mesafesidir. Diğer tüm sorunlarımız açısından belirleyici önemdedir, eşit olmama, eşit hissetmeme gerçeği.

Burada ‘eşitlik’ ilkesinden kastım, anayasal eşitlik, bir yurttaş olarak eşitlik. Yani liberal demokrasilerin, klasik ‘hak ve özgürlükleri’ çerçevesinde tanınan eşitlik.

Malum, kapitalizmin ‘demokrasi’ ilkesi, Koç ailesinin bir ferdi ile üç metre karede döner keserek yaşam süren Mehmet’i ‘eşit’ kabul eder ve ikisine de mülkiyet hakkı tanır! Kuşkusuz tarihsel bir hokkabazlıktır bu ama hiç olmazsa Rahmi Koç ile Mehmet’in, ‘bir oy hakkı’ vardır. Oysa 19. yüzyıl ortasında Fransa’da tüm erkek nüfusa ‘genel oy’ hakkı tanınmasının asli gerekçesi de, ‘Koçgiller’in çıkarlarının zedelenmemesiydi ki, bu başka bir konu…

Türkiye’de keskin ve aşağılık sınıfsal ayrımlardan kaynaklanan eşitsizlik sorunu dışında, gerekçeleri tarihsel ve haliyle kültürel olan bir ‘eşit olmayı benimsememe’ hâli de mevcut. Çıkın sokağa, insanlara, ‘Devleti yönetenlerle siz eşit misiniz?’ sorusunu yöneltin. Çok büyük bir çoğunluğu ‘Haşa, olur mu hiç öyle şey,’ diyecektir? Ortalama yurttaş, örneğin bir cumhurbaşkanını ya da bir hâkimi, kaymakamı; ‘görev süresi belirlenmiş kamu görevlisi’ olarak görmez.

O kamu görevlilerinin, kendi vergisiyle finanse edildiğinin, eğer vergi vermezse hiç birinin var olamayacağının farkında değildir. Kendisini eşit değil, aksine, ona layık olması gereken biri olarak algılar. Koskoca dünya tarihinde sadece ve sadece beş bin yıllık (modern devlet yalnızca birkaç yüz yıllık!) mazisi olan ‘devlet,’ kendisi için yoktur; aksine ‘kendisi’ devlet için vardır.

Bakın bugün en AKP muhalifi görünenler dahi, eleştirilere kolaylıkla, ‘AKP ayrı devlet ayrı, devletin ne günahı var,’ diyerek yanıt verebiliyor.

Haliyle yurttaş, devletin eşit yurttaşları değil, devletin (kendi yaratığı olan) varlığına feda olmuş bir kitle halindedir. Kendisini, muhtelif gerekçelerle diğer yurttaşlarla ve her düzeydeki kamu görevlileriyle ‘eşit’ görmeyen kitlelerin, klasik demokrasilerin kuramsal düzeyde talep ettiği ‘yurttaşı’ olma ihtimali de yoktur. Ezcümle, Türkiye’de yurttaş, gerçek manada yurttaş değildir. Öyle hissetmez ve öyle yaşamaz.

Bu nedenle örneğin ‘liyakat’ sözcüğü kulağa hoş gelir gelmesine ama ortalamanın bir mensubu, fırsat bulduğunda ‘torpil’ istemek ve yaptırmakta bir an olsun duraksamaz. Eğer çıkarı söz konusuysa, iktidar olana yaltaklanmayı dert edinmez. Eğer bir avantaj elde edecekse herhangi birine haksızlık yapılmasını kolaylıkla görmezden gelir. ‘Yurttaşlık ve eşitlik’ ilkesel değerler olmadığında, sıradan insan için diğerlerine yapılan adaletsizliklerin de bir önemi kalmaz.

Eşitlik duygusu ve peşi sıra yurttaşlık bilinci olmayan biri için, kendi emeğinin bir önemi yoktur. Devlet ona ekmek veriyordur. Sabancı ona ekmek veriyordur. Müteahhitler şu kadar insanı besliyordur. Oysa hepsinin varlığı, insanın emeğine bağlıdır. Gel gör ki, içselleştirilmiş sömürü ve yurttaş olamamaktan doğan güçsüzlük, insanı insan olmaktan, yurttaş olmaktan çıkarır. Yurttaş ve insan olmayan, haliyle bir insan ve yurttaş olarak haklarının farkına varamamış, sömürülmek için can atan, kendisi sayesinde var olabilen sermeyenin, kendisine ‘ekmek verdiğini zanneden’ bir insan topluluğu.

Sistem bu ‘durum’ ve ‘duygu’ üzerine kurulmuştur. Hiç emek harcamayan sermayedar bilmem kaçıncı yalı dairesini alırken, asgari ücretle it gibi çalıştırdığı insanlar, kendilerine ekmek verildiği için çok mutludur. Bu apaçık gerçekleri gören ve dile getirenler ise doğal olarak bozguncudur, şudur budur. Alçakça sömürü, ayakta kalabilmek için yalan söylemek ve düşman bulmak zorundadır. Sömürgenlik, başka türlü var olamaz.

Herkes içinde var olduğu koşulların, toplumsallaşmasının ürünüdür. İnsan yalnızca ve yalnızca toplumsal bir varlıktır. Norveçli bir edebiyatçının çocuğu olarak dünyaya gelen ile, Yozgatlı bir rençperin çocuğu olarak dünyaya gelen arasındaki farkların, başka bir gerekçesi yoktur. ‘Bu satırların yazarı’ ile yıllarca kendisine çay vermiş sevgili ‘Osman ağbi’ arasındaki fark, farklı koşullarda dünyaya gelmeleri ve fırsat eşitsizliğidir. Aralarında başka bir fark yoktur; Murat ve Osman insandır, eşittir, yurttaştır. Doğrusu, aynı yaşam standardına sahip olmaları, aynı konforu ve saygınlığı paylaşmalarıdır. Yalnızca hayattaki işleri, görevleri, meslekleri farklıdır. Hepsi bu…

Ne yazık ki Türkiye’de çok ama çok ciddi bir sorun, yurttaşın, eşitlik düşüncesinden uzaklığı ve hissettiği ölesiye korkudur. Halihazırda iktidar olan siyasal İslamcıları da dehşete düşüren bir düşüncedir, eşitlik. Hele ki Müslüman olmayanla! Bu nedenle kolaylıkla, ‘Ayaklar baş oldu’ diyebilir, bir İslamcı. Zira yıllar önce aynı sözler kendi dünyaları için sarf edilmiştir. Çünkü İslamcı olmayanlar da, aynı toprağın mahsulüdür. Oysa ‘ayak’ ve ‘baş,’ gerekli, biri diğerini ikame edemeyecek organlardır.

Eşitlik düşünesinin ilke düzeyinde kabul görmediği bir toplumda, doğal davranış fırsatçılık, yaltaklanma, çıkarcılık, acımasızlıktır. Bu davranışların tersinin kabul görmesi, ancak kendisine ve yeteneğine güvenen, insan ve yurttaş olduğunu fark etmiş insanların çoğunlukta olduğu bir toplumda mümkündür.

Oysa eşit yurttaşlığın makbul olmadığı bir yerde, doğal olarak, liyakat ve yetenek değil; torpil ve kayırma makbuldür. Torpil açıkça yapılabilir. Kayırma yurttaşın gözüne sokulabilir. Haksız kazançlar herkesçe öğrenilebilir. Mesele olmaz. Çünkü yurttaş olamamış ortalama için tüm bu kepazelikler, henüz kendilerinin denemediği, deneme şansı elde edemediği türden işlerdir. Fırsat bulduğunda aşırabilir, fırsat bulduğunda torpil yaptırabilir, fırsat bulduğunda emek harcamadan büyük servetlere kavuşabilir, fırsat bulduğunda birine çelme takabilir.

Sadakat duyulan bir ‘ilke’ olmadığında, toplumda, ahlaksızlık yapanlar ile henüz yapma fırsatı bulamamışlar şeklinde bir ayrım olması olağandır.

Ekmek, emeğin değil, lütfun eseridir. Siz emek harcamıyorsunuz ve sömürülmüyorsunuzdur. Birileri sizi besliyordur.

Dolmuş sürücüsü, sizi dolmuşuna kabul ederek size ‘iyilik’ yapıyordur. Siz, ücreti karşılığında hizmet alan bir yurttaş değilsinizdir. Sürücü, size kıyak yapan, gideceğiniz yere götürmeyi kabul etmiş biridir. Gerektiğinde sizi azarlayacak, aşağılayacaktır. Bu, onun hakkıdır. Bir trafik polisi gördüğünde ise, ‘Abi…’ ile başlayan cümlelerle yaltaklanacaktır. Doğaldır, çünkü onun için otorite o polistir.

Taksi şoförü, kamu hizmeti sunan değil, size iyilik yapan biridir. Sizinle eşit değildir. Tüm gün direksiyon sallayan bir çilekeştir ve sizi azarlaması, it muamelesi yapması, elbette hakkıdır. Mesafe beğenmemesi hakkıdır. Sigara içmesi hakkıdır. Kırmızı ışıkta geçmesi hakkıdır. Kırmızı ışık, enayiler içindir.

Gün içinde size kaba saba davranan herkes, sivil ya da kamu görevlisi, aslında ‘hakkınız olan’ muameleyi yapmaktadır. Bir kamu görevlisinin tüm saltanatı, ilk düzey amirini görene kadardır. Kaderi yeteneğinin, emeğinin, hukuksal güvencelerin değil, amirinin iki dudağı arasındadır.

Bir üniversite çalışanı, idaredeki memura davrandığı gibi davranamaz, dekanına ve saygıdeğer rektörüne. Hele ki üniversiteler, sanılanın aksine ‘eşitsizliğin’ en derin olduğu, hissedildiği yerlerdendir. Çünkü ‘eşitlikçi ve adil’ ‘numarası’ yapar ki, en fenası da budur. Diğerlerinden temel farkı, it muamelesinin akademik, bilimsel versiyonunun geçerli oluşudur. Aman canım, elbette istisnaları vardır; o muameleyi yapan ben değilim ki, odur!

Ve bu koşullarda, toprakta, kültürde yaşayan insanların eşit yurttaş hissetme ihtimalleri yoktur. Ortalama, bir başkası kendisine yapana dek, zayıf gördüklerine aynı muamelesi yapmakla geçirir yaşamını.

Anayasal yurttaşlık, ‘eşitlik’ gerektirir. İnsan hakları ilkeleri, önce herkesin insan hissetmesini gerektirir. Anayasadaki yaşam hakkı, ancak insanca bir yaşam için savunulabilir.

Bu muameleye izin vermemek, ‘insanın’ elindedir. Yurttaşlık ve eşitlik bilinci yeşermeden, bir üniversitenin kahvecisi, rektör ile kendisini eşit yurttaş hissetmeden, elbette bir şeylerin değişme ihtimali de yoktur. Aklı başında herkes, öncelikle eşitlik mücadelesi vermeli, herkesin ama herkesin eşit insanlar ve yurttaşlar olduğunu hatırlamalı, hatırlatmalıdır. Eşitlik mücadelesi, demokrasi mücadelesidir. İnsanca yaşam mücadelesidir.

Yurttaş, kendisine it muamelesi yapılmasına izin vermemelidir. Hep birlikte, eşitçe, ‘insan gibi’ yaşamak mümkündür. Mümkün görünmüyorsa, olması için emek harcamalıdır. Her şey, yurttaşın elindedir ve insanca yaşam, bir anayasal haktır…

Yazı önerisi: 25 Mart Pazar günü Mülkiyeliler Birliği seçimi var. Konuya ilişkin bir yazı düşünüyordum. Ancak eski başkanlardan Füsun Çiçekoğlu öyle güzel bir yazı kaleme almış ki, vazgeçtim. İlgilenecekler için Buraya birakiyorum.

Kaynak
Umut isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Umut'in Mesajına Teşekkür Etti
Cevapla

Bu Sayfayı Paylaşabilirsiniz

Etiketler
görmeme, hakkı…murat, muamelesi, sevinç, sevİnÇ


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



WEZ Format +3. Şuan Saat: 09:54.


Powered by vBulletin® Version 3.8.8
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0 PL2 ©2011, Crawlability, Inc.
Copyright ©2000 - 2019 www.forumgercek.com
Protected by CBACK.de CrackerTracker
Önemli Uyarı
www.forumgercek.com binlerce kişinin paylaşım ve yorum yaptığı bir forum sitesidir. Kullanıcıların paylaşımları ve yorumları onaydan geçmeden hemen yayınlanmaktadır. Paylaşım ve yorumlardan doğabilecek bütün sorumluluk kullanıcıya aittir. Forumumuzda T.C. yasalarına aykırı ve telif hakkı içeren bir paylaşımın yapıldığına rastladıysanız, lütfen bizi bu konuda bilgilendiriniz. Bildiriniz incelenerek, 48 saat içerisinde gereken yapılacaktır. Bildirinizi BURADAN yapabilirsiniz.
Page Rank Icon
Bumerang - Yazarkafe
McAfee Site Denetleme
Norton Site Denetleme
www.forumgercek.com Creative Commons Alıntı-Lisansı Devam Ettirme 3.0 Unported Lisansı ile lisanslanmıştır.