Merhabalar
Forum Gerçek üyesi değilsiniz ya da Üye Girişi yapmamışsınız.
Sitemizden tam olarak yararlanabilmek için;
Lütfen Buraya tıklayarak üye olunuz.
Forum Gerçek

Forumları Okundu Kabul Et Bugünkü MesajlarYazdığım Cevaplar Açtığım Konular Kim Nerede
Geri git   Forum Gerçek > Türkiye ve Dünyadan Haberler > Ülkemiz ve Dünya Gündemi > Diğer Köşe Yazıları

Diğer Köşe Yazıları Ülkemiz Yazarlarının Ulusal Basında Yazdıkları Köşe Yazıları ve Bizlerin Yorumları


Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
Eski 25.02.20, 20:09   #1
Yasaklı Üye

alamancı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2013
Konular: 139
Mesajlar: 208
Ettiği Teşekkür: 177
Aldığı Teşekkür: 731
Rep Derecesi : alamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzel
Ruh Halim: Depresyonda
Standart Erdoğan Soçi'de Neye İmza Attığını Bilmiyor muydu?

Erdoğan Soçi'de neye imza attığını bilmiyor muydu

Barış Zeren yazdı...



Geçtiğimiz hafta içi İdlib’de Suriye’yle yaşanan kriz Rus savaş uçaklarının da müdahalesiyle yeni bir safhaya girdi. Erdoğan ve Bahçeli sert çıkışlarla yer yer savaş imalarında bulundular, Şam’a yürüme sloganları yeniden işitilmeye başladı. Ama Beştepe ittifakının tamtamlarını çaldığı “savaş” kuşkusuz ciddi bir iş. Her şeyden önce, uluslararası hukuk, güvenlik doktrini ve askeri gücü buluşturan bir meşruiyet zemini gerektiriyor.

Beştepe ricaline göre, böyle bir meşru zeminimiz var: Soçi Mutabakatı. Krizin başından beri gerek Erdoğan gerek Hulusi Akar, Suriye ordusu ve müttefiki güçlere yönelik harekatlarını, Suriye’nin Soçi mutabakatını bozduğu gerekçesine dayandırıyorlar. Milli Savunma Bakanı makamındaki Hulusi Akar televizyonda "Soçi Mutabakat Muhtırası'nda, İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi'nin sınırları belli” diyor ve ekliyor: “Burada aslolan bu sınırlara uyulması. Bu muhtıranın temeli burada yatıyor. Biz diyoruz ki bunu ihlal eden rejim üzerinde gerekli nüfuzunuzu kullanın, etkiyi sağlayın ve rejimin ateşkese uymasını, Soçi Mutabakat Muhtırası'na uymasını gerçekleştirin. Yaptığımız görüşmelerde bunları ortaya koyuyoruz." Akar’ın söyleminden anlıyoruz ki, Suriye’nin Soçi sınırlarını ihlal ettiği tezi yalnızca iktidar SETA’ları, medyanın deneyimsiz ama muhteris yöneticilerle dolu dış haberler bürolarınca içeriye sunulan bir propaganda değil. Başta Rusya, uluslararası girişimlerde de bu teze dayanılıyor.

SOMUTA DAVET: SOÇİ MUTABAKATI NEDİR, NE DEĞİLDİR

Bu ateşle oynama hevesinin tartışmasını başka zamana bırakarak, bir ilginç durumun altını çizmek ve bu vesileyle son derece soyut tartışılan Soçi meselesini somutlaştırmak istiyorum. Zira Soçi mutabakatı, Beştepe’nin ilan ettiği şey değil. Evet, Eylül 2018’de iktidar basınında “büyük zafer” olarak duyurulan, ardından Beştepe ve Rusya taraflarını temsilen Feridun Sinirlioğlu ve Vasiliy Nebenzia imzasıyla Birleşmiş Milletler’e sunulan Soçi mutabakatı, Beştepe’ye Suriye ordusuna yönelik bir hareket hak ve yetkisi tanımıyor.

Hatta tam tersi geçerli; Soçi mutabakatında TSK kontrolü için tanımlanan, Akar’ın söz ettiği “sınırlar,” ihlal edilemeyecek egemenlik alanları değil; başka deyişle Beştepe’nin ya da Şam dışında bir başka gücün özerk ya da başka statüde yönetimine verilmiş yerler değil. Burası, örneğin Kıbrıs’ta Yeşil Hat türü bir tampon bölge de değil. Denebilir ki, burası aslında Şam’ın egemenliğine verilmiş bir bölge, tam da Soçi uyarınca.

Soçi mutabakatı çok basit bir metin. Arka planı özetle şu: Suriye’nin başka bölgeleri Rusya desteğiyle cihatçı işgalden temizlenirken, cihatçılara savaşmak yerine “yeşil otobüslerle” işgal ettikleri yerlerden İdlib’e aktarılma seçeneği sunulmuştu. Kitlelerce İslamcı militan bunu kabul etti ve İdlib’de bir cihatçı yığınağı oluştu. Çeşitli kaynaklara göre bölgede HTŞ ve diğer cihatçı grupların sayısı 15.000 ila 100.000 arasında değişiyor.

Dolayısıyla, sıra İdlib’e geldiğinde, bölgenin büyük bir muharebe olmadan kurtarılması için Rusya ile İran Beştepe’nin aracılığına başvurdu. Özellikle Rusya, kendisine yakınlaşmaya çalışan Beştepe’yi bu amaçla dahil etmekte yarar gördü. Beştepe’nin Soçi mutabakatındaki rolü, yaklaşık 3 milyon insanın cihatçı teröristlerle birlikte kilitlendiği bölgenin çok ağır faturalı ve yıkımlı bir çatışmaya girmeden temizlenmeye hazırlanmasıydı. En baştan beri işin özü buydu ve bu kadardı.

Nitekim, mutabakat “gerginliği azaltma bölgesi” (GAB) ilan edilen İdlib içinde 15-20 km derinliğinde bir “silahtan arındırılmış bölge” (SAB) oluşturulmasını öngörüyordu. Rusya, Beştepe’nin rol icra edeceği bu bölgeye dışarıdan (somut olarak Suriye ya da İran yanlısı milislerden) bir müdahale olmaması, mevcut statükonun korunması güvencesi veriyordu. Ama Beştepe’nin iddiaları lehine yorumlanabilecek bu yegâne madde, devamla sıralanan bir dizi şarta bağlıydı.

Buna göre, Türk Silahlı Kuvvetleri gözlem noktaları kuracak ve i) burada 15 Ekim’e kadar (bir ay içinde) bütün radikal terörist grupları bölgeden çıkaracak (madde 5); ii) 10 Ekim 2018’e dek SAB bütün tank ve ağır silahlardan arındırılacak (madde 6); ve dahası, “yerel halkın ve malların serbest hareketini sağlamak, ticaret ve ekonomik ilişkileri tamir etmek için” 2018 sonuna dek M4 (Halep-Lazkiye) ve M5 (Halep-Hama) karayollarını transit trafiğe yeniden açılacaktı (madde 8).

Özellikle bu altıncı maddeye dikkat çekmek gerekir; Beştepe’nin ileri sürdüğü gibi bölgede insani bir trajedi yaşanmaması, sivil halkın sıkışmadan (Türkiye sınırına yığılma dışında bir alternatifle) denetimli biçimde teröristlerden ayırt edilebilmesi, bu trafiğin açılmasına yakından bağlıydı.

Peki Beştepe bunları yerine getirebildi mi? Karayollarının açılamamış olmasını ve o dönemden itibaren medyaya yansıyan sayısız ağır silahlı saldırı vakasını “kara propaganda” sayıp bir kenara atalım. Yanıtı, daha Şubat 2019’da Erdoğan’ın Ruhani ve Putin’le birlikte kabul ettiği ikinci Soçi bildirisinde veriliyordu. Madde 6’da belirtildiği üzere “İdlib GAB’da durum ayrıntılarıyla incelenmiş” ve “terörist örgüt Heyet Tahrir-üş Şam’ın bölgede denetimini artırmasından duyulan kaygı dile getirilmiş” ayrıca aynı bölgede “ihlallerin azaltılması yolunda somut adımlar atılması” kararlaştırılmıştı. Özetle, Beştepe, İdlib’de yaptığı askeri organizasyonun Soçi mutabakatı şartlarını yerine getiremediğini kendi bildirisiyle kabul etmişti.

Dahası da var; ikinci Soçi bildirisinin başına, madde 2’ye, bu kez ilk Soçi bildirisinde olmayan bir ibare ekleniyor ve “Başkanlar (…) Suriye Arap Cumhuriyeti’nin egemenlik, bağımsızlık, birlik ve toprak bütünlüğüne güçlü ve sürekli bağlılığı vurgular” deniyordu.

Demek, Soçi konseptin İdlib’de egemenlik hakkını bizzat Erdoğan’ın imzasıyla Suriye’ye verdiği (daha doğrusu geri verdiği) tartışmaya yer bırakmayacak kadar nettir. Dolayısıyla, İdlib’de Beştepe’ye verilmiş bir “sınır” yoktur ve Soçi’de Erdoğan’ın altına imza attığı tanımla Suriye Arap Cumhuriyeti (Esad rejimi değil) Soçi’de tanınan egemenlik hakkını kullanmaktadır. Beştepe’nin üstlenip henüz yerine getiremediği rolü üstlenmekte, Rusya’nın yardımıyla M4 ile M5 karayollarını açıp bölgedeki silahlı cihatçı grupları tasfiyeye girişmektedir. Anlaşmanın mantıksal uzantısı budur.

Peki nedir Beştepe’nin bütün bu Soçi ısrarı?

Bundan tam bir yıl önce, Adana ve Soçi mutabakatlarını işleyen yazıma Odatv, “Erdoğan Neye İmza Attığının Farkında mı?” başlığını koymuştu. Bir yıl sonraki bu yazı da aynı soruyu davet ediyor. Açık açık altına imza attıkları metinlerle çelişkili argümanları iktidar hem ülke içinde hem dışında dolaşıma sokuyor. Çünkü, eylemlerini meşrulaştırabileceği başka bir hukuksal zemin bulamıyor, üretemiyor, askeri gücü ise, hava kuvvetlerinden başlayarak sınırlı kalıyor.

1920’DE ANADOLU'DAKİ YUNANİSTAN, 2020'DE SURİYE'DEKİ TÜRKİYE

Yeni bir meşru zemin icat etmeye girişirler mi bilemeyiz. Ama gerçeği, acı gerçeği kabul etmenin her şeyden önce Türkiye yurttaşları olarak bizlerin yararına olduğunu düşünüyorum. Gerçekse şu: Türkiye’nin bugün Suriye’deki konumu, bundan bir asır önce, Mayıs 1919’da Yunan ordusunun Anadolu’daki konumuna yakından benziyor.

Bir asır önceki Yunanistan gibi, Batı’nın komşusuna saldırısına iştahla eklemlendi.

Onun Megali İdea’sı gibi Yeni Osmanlıcılık davulları çaldı.

Onun gibi dindaşlarını, soydaşlarını korumayı ve insani krizleri önlemeyi bahane etti, daha da asker yığdı.

Ve bir asır önceki Yunanistan gibi, sahada Batı tarafından terk edildi.

Ondan farklı olarak son bir manevrayla kendisini Rusya’nın çatısına sokabildi, ama hâlâ Batı’yı tekrar savaşa çekmek için uğraşıyor. Zaman kazanmaya çabalıyor.

Ama, bir asır önceki Yunanistan gibi, zaman aleyhe işliyor.

Barış Zeren

Odatv.com


https://odatv.com/erdogan-socide-ney...-24022049.html
alamancı isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
4 Üyemiz alamancı'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 25.02.20, 20:10   #2
Yasaklı Üye

alamancı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2013
Konular: 139
Mesajlar: 208
Ettiği Teşekkür: 177
Aldığı Teşekkür: 731
Rep Derecesi : alamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzel
Ruh Halim: Depresyonda
Standart Cevap: Erdoğan Soçi'de neye imza attığını bilmiyor muydu

“İdlib'i alalım” derken Diyarbakır'dan olmayalım

https://odatv.com/images/yazarlar/mu...yildiz.jpg?v=1

“Suriye'nin kuzeyinde terör koridoruna izin vermeyeceğiz” diyen Ankara'ya bir kez daha soralım...

Çok değil, 10 yıl önce “Yeter ki, analar ağlamasın” sloganıyla “Demokratik açılımı”, yani PKK'yla müzakereleri savundular... Başkanlık sistemine geçildiğinde artık şehit gelmeyeceği vaadinde bulundular...

Bugün ise, “Şunu hiçbir zaman unutmayacağız; Şehitler tepesi boş kalmayacak” diyorlar... Dahası, Libya'da tam olarak kaç şehidimiz olduğunu günler sonra, bugün açıklıyorlar... Şehitlerimizin kim olduğunu, neden gizli saklı defnedildiklerini ise hâlâ bilmiyoruz...

Nereden nereye ve nasıl bir “Değişim”, değil mi?

Ancak hiç değişmeyen, adeta harfiyen uygulanan başka planlar var.

BARZANİ SURİYE'YE ADIM ADIM BÖYLE GELDİ

Konumuz epeydir unutulan, birkaç yazar dışında kimsenin üzerinde durmadığı Barzani'nin Suriye emelleri ve her daim “Suriye'nin kuzeyinde bir terör koridoruna izin vermeyeceğiz” diyen Ankara'nın tavrı.

Emperyalistler Suriye'yi karıştırmaya başladığında Barzani, PYD dışındaki diğer “Kürt muhalifleri” Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) adı altında topladı. 2012'de de PYD ve ENKS ile Erbil Anlaşması'nı imzaladı. Bu toplantıya Türkiye'den Leyla Zana ile dönemin Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir katıldı.

Barzani, ABD'nin desteğiyle ENKS'ye bağlı, yine Suriyelilerden oluşan “Roj peşmergeleri” diye silahlı güç oluşturdu. Dönemin Barzanistan İstihbarat Başkanı, bugünün Başbakanı Mesrur Barzani'nin, “PYD yerine Peşmerge ile çalışarak, Türkiye'yle aradaki sorunu ortadan kaldırabilirsiniz” dediği ve de Obama'nın isteğiyle 29 Ekim 2014'te Türkiye üzerinden Kobani'ye geçmelerine izin verilenler bunlardı.

Sonrasında PYD-ENKS “Paylaşımda” anlaşamadı, sorunlar çıktı vs.

Son gelişmeleri sırasıyla aktaralım.

20 Şubat 2019: IŞİD Karşıtı Uluslararası Koalisyon'un Irak ve Suriye Güçleri Komutanı General Paul LaCamera, Erbil'e gidip Mesrur Barzani ile görüştü. Görüşmede, “Başta Fırat’ın doğusu olmak üzere, Suriye’deki durum ve gelişmelerin değerlendirildiği, Mesrur Barzani'nin, söz konusu bölgelerdeki gelişmelerden duyduğu endişeleri dile getirip, sorunların siyasi çerçevede, diyalog yoluyla çözülmesi ve Suriye’deki Kürt halkının güvenliği ve haklarının sağlanması gerektiğini söylediği” açıklandı.

21 Şubat 2019: Mesut Barzani, Selahaddin'deki konutunda, Trump'ın IŞİD'le Mücadele ve Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey başkanlığındaki ABD heyetini kabul etti. Bu görüşmede de, “Bölge ve Irak'ın siyasi durumu ile Suriye'deki son gelişmelerin ele alındığı” ve Jeffrey'nin, “Suriye'nin kuzeydoğusuna operasyon kötü fikir” dediği bildirildi.

Aynı günlerde şunlar da oldu:

HDP eş başkanları Pervin Buldan ve Sezai Temelli, Barzani'nin partisiyle ittifak protokolü imzaladı... Anadolu Ajansı'na konuşan ENKS'nın Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Temsilcisi Nuri Brimo, “Roj Peşmergelerin, Suriye'de oluşturulacak güvenlik bölgede konuşlanmaya hazır olduğunu ABD'li yetkililere ilettik” dedi.

Eylül 2019'un ilk haftasına gelelim.

“Barzanistan”ın yeni Başkanı Neçirvan Barzani, HDP eş başkanı Sezai Temelli başkanlığındaki heyeti kabul etti. HDP'nin, çözüm sürecinin yeniden başlaması için destek talebinde bulunduğunu belirten Barzani, sürecin başlaması ve başarısı için çabalarının süreceğini, “Türkiye'de Kürt sorununun ancak barış ile çözülebileceğini” vurguladı.

Yine o günlerde İstanbul'da “Güvenli bölge” konulu bir toplantı düzenlendi. Bu toplantıda ABD, Fransa, Kanada, İngiltere başta olmak üzere 21 ülkenin konsolos, temsilci ve diplomatları, ENKS'nin de aralarında bulunduğu Suriye muhalefetiyle biraraya geldi. ENKS üyesi Abdulhakim Beşar, ABD’li yetkililere “Roj Peşmergelerinin bölgede rol üstlenmesiyle ilgili taleplerini ileteceklerini” söyledi:

Ekim-Kasım- Aralık aylarına geçelim.

Türkiye 9 Ekim'de Barış Pınarı Harekâtı'nı başlattı.

4 gün sonra Mesut Barzani, “Maalesef birkaç gündür kuzey Suriye’deki Kürt bölgeleri saldırı ve tehlike ile karşı karşıya kalmıştır” diyerek, “Savaş dursun” çağrısı yaptı.

25 Ekim'de Suriye'deki PKK/YPG'nin başı Mazlum Kobani, ENKS ile diyalog istedi.

4 Kasım'da ENKS yetkilileri ile Kobani görüştü. Görüşmeden sonra, “Ortaklığa hazırız” açıklaması yapıldı.

28 Kasım'da “Barzanistan” Başbakanı Mesrur Barzani Ankara'ya gelip, Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile görüştü. Çavuşoğlu, “Bugün özellikle terör örgütü PKK’nın ülkemize, Irak’a ve bölgesel yönetime, Türkiye’deki Kürtler olduğu gibi, Suriye ve Irak’ta Kürt kardeşlerimize verdiği zararı ele aldık ve değerlendirdik” dedi.

7 Aralık'ta Erbil'e giden ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, Mesut Barzani ve Mesrur Barzani'yle biraraya geldi. ABD'nin Suriye'deki kuvvetlerinin komutanı Tümgeneral Eric T. Hill'in de hazır bulunduğu görüşmelerde, “Rojava ve Suriye’nin doğusunda yaşanan gelişmelerin masaya yatırıldığı” belirtildi. Jeffrey de, “Kuzey Suriye için Başkan Barzani’nin görüş ve önerilerine ihtiyacımız var” diye konuştu.

17 Aralık'ta “Rojava özerk yönetimi” ile ENKS arasında anlaşma sağlandığı bildirildi.

21 Aralık'ta Anadolu Ajansı, “ABD, Rusya ve Fransa arabuluculuğunda ENKS ile terör örgütü YPG/PKK arasında yürütülen 'uzlaşı' görüşmelerinin anlaşmayla sonuçlandığını” duyurdu. Haberde; bir ENKS yetkilisinin, görüştükleri ABD'lilerden “Suriye hava sahasının kapatılması ve Türkiye'nin bölgeden çıkarılmasını istediklerini” söylediği de vurgulandı.

29 Aralık'ta ise ENKS bünyesindeki Suriye Kürdistani Parti Genel Sekreteri Süleyman Oso, şunları anlattı:

“Doğrusu bu defa Amerikalıların Kürtler arası birlik konusunda daha ciddi ve baskıcı olduklarını gördük. Bize, 'Mazlum Kobani ne talebiniz varsa, yerine getirecek' dediler. Biz de onlardan bu süreçte garantör olmalarını istedik. Onlar, ‘Siz adım atın, biz desteklemeye hazırız’ dediler.”

Geldik bu yıla.

11 Ocak'ta ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Jeffrey bir kez daha Türkiye'yi ziyaret etti.

İktidarın gazetesi Yeni Şafak Jeffrey'e, “Hiç bir ziyareti Türkiye'nin lehine olmadı. Bu kez niye geldin?” başlığıyla tepki gösterdi.

Niye geldiği hemen anlaşıldı; ENKS yetkilileriyle buluşmak içinmiş. Basına kapalı yapılan toplantının özelliği, Jeffrey'in ENKS'yle ilk kez birebir görüşüyor olmasıydı.

Yukarıda sözlerini aktardığımız Süleyman Oso'nun da katıldığı toplantıda Jeffrey'nin, ENKS’li yetkililere “Demokratik Suriye Güçleri (DSG) ile bir barış ve birlik oluşturulması konusunda telkinde bulunduğu, bunun gelecekte Kürtler açısında önemli getirisinin olacağını, ayrıca Kürtler arasında ittifakta Başkan Mesud Barzani’nin önemli role sahip olduğunu söylediği” öne sürüldü.

Gelişmeler bu ay daha hızlandı.

10 Şubat'ta Jeffrey yine geldi. İdlib'deki şehitlerimiz için “Şehitlerimiz var” ifadesini kullanıp, Ankara'nın gönlünü fethetti!..

Hemen ardından önce Erbil'e, sonra Mazlum Kobani'yle görüşmek için Suriye'ye gitti.

ÇAVUŞOĞLU DA ENKS İLE GÖRÜŞTÜ

Ve 19 Şubat; Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da ENKS heyetiyle görüştüğünü, şu sözlerle duyurdu:

“Suriyeli Kürtlerin meşru temsilcisi Suriye Kürt Ulusal Konseyi heyetiyle görüştük. Suriye Ulusal Koalisyonu içindeki ve siyasi süreçteki rollerini desteklediğimizi belirttik. Kürtlere en büyük zararı terör örgütü PKK/YPG’nin verdiğini vurguladık.”

Çavuşoğlu'nun ENKS ile görüşmesi ne anlama geliyor?

“PYD-ENKS anlaşmasını da kabul etmiş olmuyor muyuz? Yoksa ABD, İdlib'de Türkiye'ye destek için Mazlum Kobani'nin ortağı olan Roj peşmergelerini mi gönderecek?” diye sormakla yetinip, Barzani'nin Suriye'de hakimiyet kurmasının gerçekte kimin planı olduğunu hatırlatalım.

HAKKINDA YAKALAMA KARARI ÇIKARILAN CIA AJANININ PLANI

Bilindiği gibi, Osman Kavala davasıyla birlikte eski CIA ajanı Henri Barkey de konuşuluyor. Kavala'yı Barkey'in yönlendirdiği vs. Sadece Gezi olayları değil, 17/25 Aralık operasyonlarından da sorumlu tutulan ve 15 Temmuz darbe teşebbüsünde Türkiye'de olduğu bildirilen Barkey hakkında yakalama kararı çıkarıldı.

İşte bu isim daha 29 Temmuz 2012'de, “Suriyeli Kürtlerin lideri PYD değil, Barzani olacak” demiş, gerekçesini de şöyle açıklamıştı:

“Çünkü eninde sonunda bütün Kürdistan'da en güçlü kuvvet Barzani. Barzani'nin elinde bir sürü kart var. Para, organize güç; dünya, bölge ve Türkiye tarafından tanınmışlığı var... Suriye'deki Kürtlerin istediği şey PYD kontrolü altında savaşan bir Kürdistan değil. Onların istediği Irak'taki Kürdistan. Zengin, tam demokratik olmamasına rağmen rahat, terör yok, Türkiye sayesinde muazzam bir zenginlik var... Dolayısıyla ben PYD'nin uzun vadede Suriye'de güç kazanacağına veya en güçlü kuvvet olarak çıkacağına inanmıyorum. Şu anda iyi organize edilmiş askeri gücü olan PYD var. Dolayısıyla onlar ön saflara çıkıyorlar.”

12 Eylül darbesinden sonra MHP'lilerin, “Bizler hapiste, fikrimiz iktidarda” dediği gibi; adam hakkında yakalama kararı var, ama planları tıkır tıkır yürüyor.

“Suriye'nin kuzeyinde terör koridoruna izin vermeyeceğiz” diyen Ankara'ya bir kez daha soralım:

“Ya Barzani koridoru?”

Ve dahi ABD'nin desteğiyle “İdlib'i alacağımızı” zannederken, Diyarbakır'dan olmayalım da!..

Müyesser Yıldız

Odatv.com


https://odatv.com/idlibi-alalim-derk...-25022043.html
alamancı isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
4 Üyemiz alamancı'in Mesajına Teşekkür Etti.
Cevapla

Bu Sayfayı Paylaşabilirsiniz

Etiketler
attığını, bilmiyor, erdoğan, imza, muydu, neye, soçide


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



WEZ Format +3. Şuan Saat: 01:59.


Powered by vBulletin® Version 3.8.8
Copyright ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0 PL2 ©2011, Crawlability, Inc.
Copyright ©2000 - 2019 www.forumgercek.com
Protected by CBACK.de CrackerTracker
Önemli Uyarı
www.forumgercek.com binlerce kişinin paylaşım ve yorum yaptığı bir forum sitesidir. Kullanıcıların paylaşımları ve yorumları onaydan geçmeden hemen yayınlanmaktadır. Paylaşım ve yorumlardan doğabilecek bütün sorumluluk kullanıcıya aittir. Forumumuzda T.C. yasalarına aykırı ve telif hakkı içeren bir paylaşımın yapıldığına rastladıysanız, lütfen bizi bu konuda bilgilendiriniz. Bildiriniz incelenerek, 48 saat içerisinde gereken yapılacaktır. Bildirinizi BURADAN yapabilirsiniz.
Page Rank Icon
Bumerang - Yazarkafe
McAfee Site Denetleme
Norton Site Denetleme
www.forumgercek.com Creative Commons Alıntı-Lisansı Devam Ettirme 3.0 Unported Lisansı ile lisanslanmıştır.