Merhabalar
Forum Gerçek üyesi değilsiniz ya da Üye Girişi yapmamışsınız.
Sitemizden tam olarak yararlanabilmek için;
Lütfen Buraya tıklayarak üye olunuz.
Forum Gerçek

Forumları Okundu Kabul Et Bugünkü MesajlarYazdığım Cevaplar Açtığım Konular Kim Nerede
Geri git   Forum Gerçek > Türk ve Dünya Mutfağı > Diğer Yemekler


Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
Eski 14.08.09, 07:25   #1
Gerçek Üye

denise - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jul 2009
Konular: 93
Mesajlar: 931
Ettiği Teşekkür: 1336
Aldığı Teşekkür: 2887
Rep Derecesi : denise muhteşem bir gelişmededenise muhteşem bir gelişmededenise muhteşem bir gelişmededenise muhteşem bir gelişmededenise muhteşem bir gelişmededenise muhteşem bir gelişmededenise muhteşem bir gelişmededenise muhteşem bir gelişmededenise muhteşem bir gelişmededenise muhteşem bir gelişmededenise muhteşem bir gelişmede
Ruh Halim: none
Standart Sofra Kulturu

Bu sofra nur olsun
Gada bela dur olsun
Yiyene afiyet olsun...

Daşa dökülmeye
Arta eksilmeye
Bu eve yoksulluk girmeye
Bu ocaktan geçmişlerin ruhuna ”


Belki de, “Mutfak ve Sofra Kültürü” gibi, birbirine bağlı iki alt başlıkta ele alınması daha doğru olan bu alan, az incelenmiş sosyal konulardan biridir. Daha doğrusu, gerektiği biçimde yeterince irdelenmemiş konulardan bir diğeridir.
Farklı toplum birimlerin, sadece değişik yiyecekleri değil, bu yiyeceklerin hazırlık biçimleri de, erken tarihe doğru gidildikçe, temel farklar göstermeye başlar. Eski toplumda yiyeceğin veya sunuların türü kadar önemli olan, onların, haşlama, kızartma, çiğ, sulu vb. olarak hazırlanıp hazırlanmamasıydı da. Yiyecek veya sunuların bu "hazırlık biçimleri", tören/ ritüel yemeklerine doğru gidildikçe açıkca görülmeye başlanır. Örneğin, "ölü yemeği mutlaka..." ; "nişan yemeği mutlaka..."; "düğün yemeği mutlaka..." şöyle veya böyle , ama kurallara bağlı bir hazırlama tarzıyla ele alınmaktadır ve bu yemeklerin nasıl hazırlanacağı belli olduğu gibi, nelerle hazırlanacağı da kurallar temelinde belirlenmiştir.

Musacılıkta, Pesah tören yemeğinin "mutlaka kızartılması" veya "kesinlikle haşlan-ma-ması" gerektiğini biliyoruz. Bu temel ayrımın izlerini, eski “düğün, ölüm, nişan, doğum” gibi tören yemek türlerinde de açıkça görürüz.
Aslında bu konu öylesine şeffaf bir yansıtıcıdır ki, sadece yemek düzenine bakmak bile, ilgili topluluğun devraldığı ön geleneklerin dayandığı toplum birim ilişkilerini, hiç olmazsa anahatlarıyla çözümlemeye, fikir edinmeye yeter.
Yemek düzeninin, “Kadın, erkek ve çocuk sofraları” biçiminde ayrıldığı toplum birimler ile “erkek, kadın ve çocukların birlikte yemek yedikleri” topluluklar, yemek yemeleri ve yiyecekleri farklı şekilde biçimlenmiş atalarından ötürü böyle davranırlar. Bu ayrımlar sadece "yemek düzeniyle" sınırlı kalmazlar ; ilgili toplulukların bütün yaşam tarzları ile paralellik gösterirler.
Kadınlarını, çocuklarını, erkeklerden “ayrı sofra”ya oturtan, onları “farklı vakit”lerde yediren bir topluluk, bunu, kadınları veya çocukları aşağıladığı için yapmış değildi. Sadece kadınların yiyecek türleri, erkeklerin yiyecek türlerinden farklı olduğu içindi ve bunun da kaynağı, gelin gelen kadının farklı bir toplum birime aidiyeti idi.

Demek ki, giderek “cins ayrımı” halini alan, bu uygulamanın kaynağında, farklı toplum birimlerin farklı yiyecekler konusu yatar. Bunu, "kadına et yasağı" falan haliyle de görürüz. Hatta bu nokta, kadının lokmasını “çiğenemeden yutması”, “sulu yiyecek” yemeye zorlanması, gelin geldiği kocasının topluluğun yemeğinden yememesi biçimlerine kadar ayrışmış görünüyor.

En azından yeni gelinin, kocasının ana-babası ile aynı sofraya oturmaması; çocuk doğurana kadar 'gelinlik' yapması…. gibi davranışlar bu nokta ile ilgili olmalıydı. Kocasına çocuk doğurarak veya temin ederek, kocasının toplum birim aidiyetine geçiş yapmış bir kadın, bu noktada “ortak sofra”ya, en azından görümce ve kaynanaları ile “kadın sofrası”na katılma hakkı kazanabiliyorsa, “gelinlik dönemi”nin davranışlarını, bugünkü anlamda 'saygı’ya bağlayarak açıklamak, eski toplumun gerçeklerine karşı bir “saygısızlık” olur.
Sofrada, erkek, kadın, çocuk biçiminde oturan bir Hıristiyan aile, günümüz ölçülerine göre 'modern' bir görünüm veriyorsa da, orada da belirgin bir 'yemek saati' ve mutlaka “ortak yemek yeme” gibi, bireyi yemek işleminde hiç de özgür bırakmayan ve 'modern’liğe pek de uygun olmayan noktalar olduğunu görürüz. Bu tarzı “modernlik” olarak övmek, sadece bütün toplumları, bütün tarihleri Batı ölçütleri ile yargılayan onulmaz bir Batı hayranlığı ile mümkündür.
Bu topluluklar, sadece 'kadın ve erkek' ayrımı (çocuk ayrımı oldukça nötr) üzerine oturmuş; kendi arasında “iç evlilik” uygulaması olan, dolayısıyla da kadın’ı farklı yemek türüne zorlama gereği bulunmayan ön topluluklardan geliyor olmalıydı.
Sosyologluğu, büyük şehirlerin etrafındaki gecekonduculuğun mafyalık ilişkileriyle bağlarını vb. anlatmak olarak kavrayan Emre Kongar’lardan, bu alanlarda herhangi bir temel açılım yapması beklenemez. Fakat sadece sofrasına, yediklerine, yiyeceklerini hazırlama biçimlerine, sofra katılımcılarına bakmak bile bize, o topluluğun bütün bir geçmişini yansıtabilecek kadar zengin bilgi taşıyabiliyorsa, bu noktaları derinleştirmek gerektiği açıktır.
Bazı Diyanet görevlileri, 'sağ elle yemek' yönündeki 'adap’ı yaygınlaştırmak için hutbeler hazırlayacaklarına, çabalarını eski Arap topluluklarındaki yemek kültünün yukarda sıraladığımız ayrımlar temelinde incelemesine ayırsalar, çok daha faydalı bir iş yapmış olabilirlerdi.

Bu konuda da, toplulukları günümüzün değerleri temelinde ele alarak, yargılayamayız. Orada ne eliyle yiyen 'yabani'dir ,ne de erkek erkeğe yediği için, maçodur! Sayısız kadın tanrıçası olan eski Yunan topluluklarında da, genel bir kural olarak, sofralar erkek ve kadın sofrası olarak ikiye ayrılıyordu.
Daha önceki çalışmalarda ortaya koyduğumuz gibi, bunun asıl nedeni, “farklı tanrılara farklı yiyecek” kuralı uygulayan eski toplumdaki sistemli bölünüş ve ona ait bireylerin bu kuralları takip etmesiydi. Eski kayıtlarda bazı tanrılara bazı yiyeceklerin/ hayvanların sunusu da bu yüzden yasaktı. Totem dönemi için bu, “iç yamyamlık yasağı” demektir ve eğer bir topluluğun erkeklerinin sofrasındaki et, gelin gelen kadının toplum biriminin aidi olan kurban insan/çocukların eti ise, çok doğal olarak, o kadınlar o et/yiyecekten yiyemezlerdi ve-ya yememeliydiler!
En 'ilkel'inden en 'modern'ine kadar, bildiğimiz bütün dinsel inançlarda, kutsal/haram hayvan/bitki motiflerinin bulunuyor olması bile, sofra kültürünün tek başına önemini ortaya koymaya yeter!
**
Gülay Fırat
Türkiye'ye dünyanın dört bir yanından gelen turistlerin damak zevkleri de farklılık gösteriyor. Lüks otellerin yetkilileri de milliyetlerine göre çeşitlilik gösteren konukların damak zevklerine uygun mönüler hazırlıyor. Buna göre, Alman ve Amerikalılar kebap çeşitlerini
seviyor, Çinli ve Japonlar yine suni yiyor. Araplar et balık ne olursa aynı öğünde tüketirken, İspanyol ve İtalyanlar, zeytinyağlı Türk mezelerine bayılıyor.
..

Her ülkenin mönüsü farklı
· ABD'Lİ: Türk yemeklerini beğeniyorlar. Çentik kebabı, beğendili kebap, mantı seviyorlar.
Türk meze tabağından hoşlanıyorlar. Genel olarak bol yeşil salata, patates ve dana biftekleri tercih ediyorlar. Şarap, bira ya da kola içiyorlar. Yaşlıları, sadece otelde yiyor. Çok baharatlı Türk yemeklerini istemiyor.
· RUS: Özellikle ızgara edilmiş balığın her türünü seviyorlar.
· İNGİLİZ: Doğranmış kuşbaşının sebzeyle karıştırılmış olmasından hoşlanıyorlar. Yine yoğurtlu kebaplar, bira favorileri.
· ALMAN: Ayrım yapmıyorlar. Döner, kebap, pide seviyor. Kuru kayısılı, incirli tatlılardan hoşlanıyorlar.
· FRANSIZ: Kuzu eti, beğendili kebap favorileri.
· JAPON, KORELİ VE ÇİNLİLER: Tutucular. Gittikleri yerde özellikle kendi
mutfağını istiyorlar. Başka mutfaklar denemek gibi bir iddiaları yok. Tatlı olarak tropikal meyveler ya da onlardan yapılan dondurmaları tercih ediyorlar.
· İSPANYOL VE İTALYANLAR: Zeytinyağlı mezelere bayılıyorlar. Zeytinyağlı dolmalar, enginar, fasulye, özellikle imambayıldı, ayrıca kısır, patlıcan ezmesi, midye dolması favorileri arasında.
· NORVEÇ, İSVEÇ VE DANİMARKALILAR: Deniz ürünleri, buğulama, ızgara tercih ediyorlar. Güveçte defne mantarla pişen balıklar favorileri. Kuzu etinden
yapılan yiyecekler ilgi çekiyor.
· ARAPLAR: Yemek masasına aynı anda tüm kebap çeşitleri, etler, balıklar tavuklar, kuzular, sulu ev yemekleri dahil her şeyi istiyorlar. Zengin tatlı tabakları hoşlarına gidiyor.
· İSRAİLLİ: Yemekte çok tutucular, her yemeği yemiyorlar. Soğuk olarak somon füme, levrek ızgara tercihleri.
__________________
ForumGerçek Türkiye'nin Forumu
denise isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bu Sayfayı Paylaşabilirsiniz

Etiketler
kulturu, sofra


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



WEZ Format +3. Şuan Saat: 12:54.


Powered by vBulletin® Version 3.8.8
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0 PL2 ©2011, Crawlability, Inc.
Copyright ©2000 - 2019 www.forumgercek.com
Protected by CBACK.de CrackerTracker
Önemli Uyarı
www.forumgercek.com binlerce kişinin paylaşım ve yorum yaptığı bir forum sitesidir. Kullanıcıların paylaşımları ve yorumları onaydan geçmeden hemen yayınlanmaktadır. Paylaşım ve yorumlardan doğabilecek bütün sorumluluk kullanıcıya aittir. Forumumuzda T.C. yasalarına aykırı ve telif hakkı içeren bir paylaşımın yapıldığına rastladıysanız, lütfen bizi bu konuda bilgilendiriniz. Bildiriniz incelenerek, 48 saat içerisinde gereken yapılacaktır. Bildirinizi BURADAN yapabilirsiniz.
Page Rank Icon
Bumerang - Yazarkafe
McAfee Site Denetleme
Norton Site Denetleme
www.forumgercek.com Creative Commons Alıntı-Lisansı Devam Ettirme 3.0 Unported Lisansı ile lisanslanmıştır.