Merhabalar
Forum Gerçek üyesi değilsiniz ya da Üye Girişi yapmamışsınız.
Sitemizden tam olarak yararlanabilmek için;
Lütfen Buraya tıklayarak üye olunuz.
Forum Gerçek

Forumları Okundu Kabul Et Bugünkü MesajlarYazdığım Cevaplar Açtığım Konular Kim Nerede
Geri git   Forum Gerçek > Türk ve Dünya Tarihi > Dünya Tarihi

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
Eski 25.06.15, 01:22   #31
Müdavim

Suzim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2015
Konular: 1199
Mesajlar: 6,725
Ettiği Teşekkür: 15582
Aldığı Teşekkür: 21872
Rep Derecesi : Suzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Huzurlu
Standart Cevap: Eski (Antik) Mısır Medeniyeti

Bilim ve Teknoloji






Eski Mısır’ın İskenderiye kentin­deki kitaplıkta bir milyona yakın pa­pirüs tomarı bulunuyordu. Bu kitap­lığın zenginleşip büyümesinde, Ptolöme sülalesi’nden gelen Firavunlar çok çalışmışlardı. Böylece İskenderiye ki­taplığı uzun yıllar boyunca dünyanın en önde gelen kitaplığı oldu. Fakat bir süre sonra bir başka kitaplık, Anado­lu’daki Bergama kenti kitaplığı onun­la yarışmaya başladı. O sırada hü­kümdarlık eden Mısır Firavunu, Ber­gama kitaplığını acımasızca cezalan­dırmaya karar verdi ve ülkesinden Anadolu’ya papirüs gönderilmesini yasakladı. Bergama hükümdarı da buna kar­şılık şöyle bir önlem düşündür Yur­dunun en usta adamlarını yanına ça­ğırıp koyun ya da keçi derisinden pa­pirüs yerini tutacak ve yazı yazmaya uygun bir madde hazırlamalarını bu­yurdu. İşte o günden sonra Bergama, uzun süre dünyaya parşömen.satan bir kent haline geldi.

Yunanca
“Pergamen!” adını ta­şıyan Parşömen, doğduğu kentin adını alarak böyle icat olunmuştu.

Parşömen, birçok bakımlardan papirüsten üstündü. Kınlacak diye korkmadan kesilebilir ve katlanabilir­di. Ama, parşömenin bu üstünlükle­ri ilkin pek görülüp bilinemedi. Par­şömeni de tıpkı papirüs gibi dürüp büküp tomar haline getiriyorlardı. Kı­sa bir süre sonra parşömenin katlana­bileceği ye defter haline getirilebileceği anlaşıldı. Ayrı ayrı yapraklardan di­kilmiş kitap da böyle ortaya çıktı. Yaş keçi, koyun ya dadana deri­leri yumuşasın diye önce suda bırakı­lırdı. Sonra da bıçakla yağlan kazılır ve küllü suya yatırılırdı. Bu du­rumdaki derilerin kılları bıçakla ko­layca sıyrılırdı. Giderek bu temizlen­miş deriler tebeşirle oğulur ve sünger taşı ile parlatılırdı. Sonunda ihcev sa­rımtırak ve her iki yanı düz ve parlak bir deri ortaya çıkmış olurdu.


Parşömen ne kadar ince olursa, o kadar değerli sayılırdı. Bütün bir to­marı bir ceviz kabuğuna sığdıracak kadar ince parşömen yapmak ustalı­ğını gösterenler de çıktı elbet. Niterim, iyi söz söylemekle tanınmış Ro­malı Cfeeron, “Üiada”nm yirmi dört şarkısının bütününü içine alan küçü­cük bir parşömen töinannı gözleriy­le görmüş olduğunu anlatır; Derinin kenarları kocaman bir de­ri yaprak meydana getirecek şekilde kesilirdi. Bu yaprak ikiye katlanır ve bundan birkaçının bir araya gelişin­den de bir defter oluşurdu. Defterler, genel olarak ikiye katlanmış dön yap­rak olurdu. Sonraları deriler dörde, sekize ve on altıya katlanmaya başlan­an. Böylece derinin dörtte, sekizde, onaltıda biri büyüklüğünde olmak üzere çeşitli boylarda kitaplar yapıl­dı.


Papirüsün yalnız bir tarafına ya­zılırdı. Oysa, parşömenin iki tarafı­na da yazılmaya başlandı. Bu, büyük bir özellikti. Bütün bu yanlarına kar­şılık, parşömen daha uzun süre kesin olarak papirüsün yerini tutamadı.


Parşömen, bir eserin temize çekilme­si için kullanılırdı. Ama müsvedder kitapçı dükkânına geldiğinde, bunlar, papirüs tomarlarına kopya edilirdi. Böylece bir yazarın eseri, balmumundan parşömene, parşömenden papi­rüse bir gezi yaptıktan sonra papirüs “tornan halinde okurlara kadar uzanır­dı.


Fakat zamanla Mısır gittikçe da­ha az papirüs üretmeye başladı. Hele Araplar, Mısır’ı aldıktan sonra Mı­sır’dan Avrupa ülkelerine olan papi­rüs gönderilişi büsbütün durdu. İşte ancak o gün parşömen kesin bir za­fere ulaştı.


Bu, pekde olumlu bir zafer değil­dir. Büyük Roma İmparatorluğu, bu olaydan birkaç yüzyıl önce kuzeyden ve doğudan gelen yan ilkel kavimlerce yıkıma uğratılmıştı.


Bitmez tükenmez savaşlar bir za­manlar zengin olan kentleri ıssız bir duruma getirmişti. Her geçen yıl yal­nız bilginlerin değil, okuma-yazma bi­lenlerin sayısı da gittikçe azalmıştı. Parşömen, kitap kopya etmeye yara­yan biricik araç olarak kaldığında, onun üstüne yazı yazacak kişi de he­men hemen kaltnamış gibiydi.


Romalı kitapçıların büyük kopya işlikleri çoktan kapanmıştı.Bundan başka, kuytu ormanlar da ya da ıssız vadilerde kaybolmuş manas­tırlarda sevap işlemek için kitap kop­ya eden keşişlere de rastlamak müm­kündü.


Daracık odasında ve uzun arkalık­lı iskemlesinde oturan keşiş San bastien’in yaşamı büyük bir dikkatle kapyo ettiği kitaplar arasında geçiyor­du. Acelesi yoktu. Kalemini sık sık kâğıdın üstünden kaldırarak bakar, dikkatle ve özenle yazardı. Keşiş; ya­zıları ucu sivriltilmiş ve ortasından ya­rılmış bir kamış kalemle ya da bir kuş tüyüyle yazardı.

Dil ve Yazı
Gizemli, bilinmeyenli çizgiler, resimler, taslaklar, işaretler, şifreler, insanlar, hayvanlar, masal yaratıkları,bitkiler, meyveler,araçlar,elbise parçaları,örgüler,silahlar,geo metrik şekiller,dalgalı çizgiler ve alevler.Bunlar Tahta üzerinde,taş üzerinde ve sayısız papirüsler üzerinde bulunurlar.Tapınak duvarlarında,mezar odalarında,anı levhalarında,tabutların, çekmecelerin üzerinde bulunurlar.Mısırlılar eski ulusların yazmayı en çok sevenlerindendir.

Hiyeroglif nasıl okunup yazılır?Mısır yazısı,coğu,nesnelerin resmi olduğundan rahatlıkla ayırt edilebilen 700'den fazla işaretten oluşmuştu. Yanda görüldüğü gibi,her bir işaret ,gerek özel bir nesneyi,gerekse belli bir sesi temsil ediyordu. Hiyeroglif yazısı soldan sağa ya da aşağıdan yukarıya yazılabilirdi.Hayvanların ya da insanların yüzleri sola dönükse soldan sağa,sağa dönükse sağdan sola okunurdu.

Ne ile yazarlardı?: Yazıcılar, mürekkep ve fırça kullanarak papirus denen sazlardan yapılmış özel bir çeşit kağıda yazı yazarlardı. Ayrıca ostraka olarak bilinen kırık çömlek parçlarının üzerinede yazarlardı.

Yazıcılar: Mısır hiyeroglif yazısı son derece karmaşıktı.Yazıcı adı verilen kimseler,okumak ve yazmak için özel olarak eğitilmişlerdi.Bu becerileri onlara güç ve saygınlık kazandırıyordu. Yazıcılar tapınaklarda ya da devlet yönetiminde iyi işlere girebiliyorlardı. Çoğunluk vergi de ödemiyordu.

Firavun adları kartus aı verilen oval bir cercevenin icine yazılırdı.Yanda Firavun Meyre'nin bir kartusu'nun resmi bulunmaktadir.

Stenografi: Daha sonraları Mısırlılar,hiyeroglif yazısının daha kolay bir uyarlaması olan 2 türlü steno yazı geliştirmişlerdir.Hiyeroglif yazısı ise, tapınaklardaki ve kamusal yapılardaki kayıtlarda kalmıştı. Mısırlılar,bir yazı biçimi bulan en eski uluslardan biridir. Onların "Alfabeleri" bizim bugün kullandığımız gibi harflerden değil,resim ve işaretlerden oluşmuştu. Biz Mısır yazısına "Kutsal yazı" anlamına gelen hiyoroglif adı veririz.Bu isim Mısırlıların,yazı yazma yetilerinin onlara ilim Tanrısı Tot tarafından verildiğine inanıyor olmalarından kaynaklanıyor. Firavun adları kartuş adı verilen oval bir çerçevenin içine yazılırdı.
__________________
''Türkiye, Atatürk'ü Allah'a borçlusun, geriye kalan her şeyi de Atatürk'e...''
Suzim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
5 Üyemiz Suzim'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 25.06.15, 01:22   #32
Çiçekci kız

Canan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2011
Konular: 5416
Mesajlar: 24,440
Ettiği Teşekkür: 97375
Aldığı Teşekkür: 135777
Rep Derecesi : Canan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Eski (Antik) Mısır Medeniyeti

Çok kapsamlı bir konu.

Fazla uzun olduğu için, hepsini okumam imkansız. Lakin, lazım olanlara, Mısır medeniyeti hakkında, sabırla harika bir konu hazırlamışsın.

Teşekkürler... Ellerine sağlık Suzim
__________________


Canan isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
5 Üyemiz Canan'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 25.06.15, 01:25   #33
Müdavim

Suzim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2015
Konular: 1199
Mesajlar: 6,725
Ettiği Teşekkür: 15582
Aldığı Teşekkür: 21872
Rep Derecesi : Suzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Huzurlu
Standart Cevap: Eski (Antik) Mısır Medeniyeti

[QUOTE=Canan;781156]
Çok kapsamlı bir konu.

Fazla uzun olduğu için, hepsini okumam imkansız. Lakin, lazım olanlara, Mısır medeniyeti hakkında, sabırla harika bir konu hazırlamışsın.

Teşekkürler... Ellerine sağlık Suzim
Sağolasın Canan , seninde gözlerine sağlık

Bu gecede bitmez .
__________________
''Türkiye, Atatürk'ü Allah'a borçlusun, geriye kalan her şeyi de Atatürk'e...''
Suzim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
5 Üyemiz Suzim'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 25.06.15, 01:26   #34
Tam Üye

Bursalı68 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2015
Konular: 8
Mesajlar: 260
Ettiği Teşekkür: 625
Aldığı Teşekkür: 1110
Rep Derecesi : Bursalı68 gurur duyuluyorBursalı68 gurur duyuluyorBursalı68 gurur duyuluyorBursalı68 gurur duyuluyorBursalı68 gurur duyuluyorBursalı68 gurur duyuluyorBursalı68 gurur duyuluyorBursalı68 gurur duyuluyorBursalı68 gurur duyuluyorBursalı68 gurur duyuluyorBursalı68 gurur duyuluyor
Ruh Halim: Huzurlu
Standart Cevap: Eski (Antik) Mısır Medeniyeti

Merhaba,

NUN : Suların Tanrısı

ile

NUH : Peygamber

aynı mı...? Özellik olarak farklı olabilir ancak NUN, değişerek, değişime uğrayarak NUH mu olmuştur?

Ayrıca SFENKS ler ile PİRAMİTLER ayrı tarihlendiriliyor diye biliyorum.Sfenksler piramitlerden daha eski diye bir araştırma okumuştum.Bu doğru mu...?

Sağlıcakla kalınız.
__________________
Kötülüğün galip gelmesi için iyi insanların bir şey yapmaması kafidir...
Edmund BURKE
Bursalı68 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
5 Üyemiz Bursalı68'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 25.06.15, 01:35   #35
Müdavim

Suzim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2015
Konular: 1199
Mesajlar: 6,725
Ettiği Teşekkür: 15582
Aldığı Teşekkür: 21872
Rep Derecesi : Suzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Huzurlu
Standart Cevap: Eski (Antik) Mısır Medeniyeti

Din




Eski çaglarda oluşan bütün dinlerin çogunda şu dört madde, prensip olarak bulunmuştur:

  1. Tanrı Kavramı
  2. Mitoloji ve Efsaneler
  3. Dini Inanislar “dogmes”
  4. Dini Ayinler

Bu temel prensiplere göre, eski çagda Mısır’ın dini hayatini incelemek için iki çesit belgeye sahibiz.

1-Hiyerogliflerle olan her türlü dini metinler, mabet ve mezar duvarlarındaki dini inanislar ve ayinlerin tasviri. Klasik bazı tarihçilerin; Herodot, Sicilyali Diodor ve Strabon gibi, Mısır’ın eski dini hakkindaki gözlem ve rahiplerden duyduklarıni yazmalarıdir.

2-Mabetlerde, mezarlarda her çesit ilahların heykelleri, heykelcikleri veya çizilmis, boyanmis resimleri. Eski Mısır medeniyetine ait mabet harabelerinde, mezarlarda bu çesit ilah heykel ve resimlerine rastlanmaktadir. Bunlar bazalt ve granitten olan heykellerden başka, bronz ve altindan heykelcikler, çesitli hayvan baslarıyla temsil edilen ilah ve ilaheleri göstermektedir.

Mısır’ın din hayatinin eksik yönü, iman ve inanma kismidir. Bir de çogu dinlerde esas olan mukaddes kitabin, burada bulunmayisidir.

Mısır’ın tarih önceki devirlerindeki din düsünceleri, totem esasina dayanir. Birer siyasi ve idari bölme olan eski Mısır’ın “Nom”ları, totem olan hayvan isimlerini tasirdi. Mesela çakal, köpek, yilan, sahin normları gibi.

Klan halinde yaşayan insan grupları bir yere yerlesip siteler, (Nom) olusturduktan sonra sembolleri olan totemler, o yerin ilahi ve mabudu olmustur. Eski din inanisları bunlara dayanmaktadir.

Eski devirlerdeki bir halkin dini, oturdugu memlekete ve sürdügü hayat tarzina göre degisir. Iste buna göre Mısır dini de ilhamini muhitinden almiştir.

Mısırlılar bir çok ilahlara sahiptiler. Eski Mısırlılarda bu Tanrılar önemli bir yer isgal etmislerdir. Eski Mısır dini, bir çok ve çesitli ilahları mukaddes saymiştir. Onların heykellerini, resimlerini yaparak sekillendirmislerdir. Mısırlılar genellikle çok ilahli Tanrı kavramina inanirlar. Ancak 4. Amenofis devrinde tek ilahli bir düsünce reformu, devamsiz bir hareket olarak kaydedilmiştir.

Mısır ilahları konularıni gökten, topraktan, sudan, bitkilerden, hayvanlardan ve insanlardan alirlar. Mısırlılara göre her seyin basi gök Tanrısındadir ve bütün eski tarih boyunca, Gök ve Nil ilahları daima en önemli Tanrılar olarak kalmislardir.

Gök Ilahinin ismi ve şekli degismekle berber, gökyüzündeki yildizlar, Güneş ve ay en eski ve devamli ilahlar arasindadir. Sonra yeryüzü ilahları gelir ki, toprak, su ve agaçlar bunların sembolüdür.

Hayvanlar alemi ise Mısır ilahları arasinda en kalabalik yeri isgal ederler. Bu mukaddes sayilan hayvanlar, bazen bizzat kendileri veya bir özel isaret ile, bazen de sadece basları ile insan vücudu üzerinde temsil edilmislerdir. Mesela Osiris ölüler ilahidir.

Mısırlıların ilah kavrami hakkindaki bilgileri sadece metinlerden ögrenebiliyoruz. Mesela, piramit metinlerinde, bir firavun öldügü zaman nasil ve ne suretle ilah mertebesine yükseliyor? Bu metin de az da olsa bilgi verilmektedir.


Rahipler, Ayinler ve Mabetler:


Mısır dininin tatbikatini rahipler yapar ve onlar bu teolojiyi düzenlerlerdi. Rahipler krallar tarafindan çok zengin bir hale getirilmislerdir. Rahipler, halk tarafindan ilahlara kesilen kurbanlar ve verilen hediyelerle bol bol geçiniyorlar ve mabetlerde genis yerlerde oturabiliyorlardi. Ayni zamanda da devlete vergi vermekten muaftilar. Angarya islerde çalistirilmadikları gibi, askeri görevde görmüyorlardi. Böylece halk içinde bir otoriteye sahiptiler.

Mabetler, Mısır sehrinde en önemli yeri isgal ettigi gibi, abide bakimindan da en büyük binalardir. Mabet Tanrıların evi, heykel ve sembollerin saklandigi mukaddes ter, ayni zamanda da totem sayilan hayvanların serbestçe girebildikleri bir bina idi.

Ayinler, büyük dini törenlerden başka, her gün mabetlerde gerçek formüllü dualarla ilah heykellerin önünde yapilir ve bunları ya bizzat kral veya rahipler idare ederlerdi. Mabedin içine güzel kokular yakilir ve rahibeler tarafindan müzik çalinarak dans edilirdi. Ayinler her gün ve her mabette ayni sekilde icra edilirdi.

Buna göre ilahların da krallar gibi, iki esasi vardır:

  1. Vücut “Zet”ki yeryüzünde ilahi temsil eder.
  2. Ruh “Ka” ise ilahi ve semavi olan elmandir.

Ilk temsil edilen ilahlar MÖ 4000 ortalarında baslamiştir. Mısır’ın dini fikirleri belirten ilk belgelerden biri MÖ 2625 yilinda Saqqara piramitlerindeki, Kral Unas’in mezarinda olan yazidir. Heliyopolis’te yer tutan ve Güneş temeline dayanarak “Ra” adini tasiyan mabut bulunur.

Mısır’da bir de ayni kavrami ifade eden ilahlar, başka başka isimlerde de anilmislardir. Mesela Hor, Ra, Aton isimleri hep Güneş’i temsil eden ilahlardir. Bunun sebebi siyasi merkezlerin degismesidir.

Mısır ilahlarıni iki büyük grupta toplayabiliriz: Yerel Totemler “gök” ve Yer Ilahları.

Yerel totemler, göçebe kabilelerin yerlestikleri sitelerde, mukaddes saydikları hayvan ve putları insan vücudu ile de birlestirerek temsil ettikleri ilahlardir. Bu suretle kabile ilahları, yerel Tanrılar olmuslar ve “sitenin hakimi” sayilmislardir.

Ilahlar ilk zamanlarda erkek olsun kadın olsun yalniz yasar ve hakimiyetini korumada çok kiskanç davranirdi. Fakat Mısırli buna bir aile olusturmakta gecikmemis, evli düsünülen ilah çocugu ile beraber bir üçlü sisteme geçmiştir.

Bunda bas hakim olan baba degildir. Bazen de kadın ilahe tamamiyla hakim durumdadir. Mesela Dendara’daki Hathor gibi.

Ilah ailesiyle beraber kendi sarayi sayilan mabette oturur, bazen de yanina başka ilahların girmesine izin verebilirdi. Yeryüzünde yaşayan ve Tanrınin sembolü temsil edilen Firavun da her vakit ilahin karsisina çikabilirdi.

Fakat kral her mabette ayni zamanda bulunamayacagi gibi, kendisine vekil olarak rahipleri birakir ve onlar ilaha, mabede ve onun arazisine bakarlardi.

Bazı yerel ilahların hakimiyet sahaları, zamanla da genislemiştir. Bunun en tipik örneği Deltada Busiris eyaletinde bir agaçla temsil edilen bitki ve ölüler ilahi Osiris’in ta Güney Mısır’a kadar gidisidir. Buradan önce Memfis’e giderek, yerel ölü ilahi olan Anubis’in yerine geçmis, sonra da Yukari Mısır’da Abidos’ta köpek şekline girerek ölüleri korumustur. Sonraki devirlerde ise bütün Mısır’da Osiris ölüler ilahi olarak yer almiştir.

Bu yerel ilahların esas ilk merkezleri kesin olarak pek tespit edilmemekle birlikte, bir çokları daima malum olmustur. Mesela Asagi Mısır’da Horus, Busiris’te Osiris, Memfis’te Ptah, Dendara’da Hathor gibi.

Eski fikirden kalmis olarak tarihi devirlerde de tapilan canli hayvanlar olmustur. Bunların en baslicasi ve söhret sahibi olan , Memfis’te takdis edilen Apis Öküzü’dür. Beyaz lekeleri olan siyah renkli bu öküzün, basinda üçgen şeklinde beyaz bir alametin olmasi lazimdi. Memfis’te beslenerek korunmustur. Bu hayvan Ptah’in bir canli numunesi sayilir ve onun bu hayvanda yasadiğini rahipler anlayabilir sanilirdi. Alnindaki siyah üçgenden başka sirtinda akbabaya benzeyen bir sekil, sag yaninda bir hilal, dili üzerinde ise hamam böcegine benzeyen bir isareti bulunmasi gerekti. Ayni zamanda da kuyruk tüylerinin çift olmasi gerekiyordu. Bu sartlara uyan Apis Öküzü Ptah mabedinin karsisina yapilmis bir mabette, itina ile rahipler tarafindan bakilir ve beslenirdi. Gündüzleri belirli zamanlarda avluya çikarilan mukaddes öküzün her hareketinde rahipler bir anlam çikarirdi. Bu hayvan ölünce Mısırlılar tarafindan büyük bir matem oldu. Ama yenisinin meydana çikişi büyük sevinç olurdu. Ölen öküzler mumyalanarak büyük cenaze törenleri yapilir ve Saqqara’da bulunan yer alti galerilerindeki lahitlere konulurdu. Isis-Apis olan bu hayvan için, Serapeum denilen mabette ayinler yapilirdi. Ölünce yerine yeni bulunan Apis geçer ve totem hayvan yasamis olurdu.

Ilahlara bir takim kuvvetler de atfedilmiştir:

  1. Osiris : Ölüler Tanrısı.
  2. Ptah: Artistlerin ve Madencilerin Tanrısı.
  3. Hathor : Ask ve Nese Tanrıçası.
  4. Maat: Adalet ve Hukuk Tanrısı.
  5. Sobek: Sular Tanrısı
  6. Seshet: Yazi Tanrıçası.
  7. Sekhmet: Savas Tanrıçası.
  8. Min: Çöllerdeki Seyyahların koruyucusu ve Hasat Tanrısı.
  9. Tot: Ay ve Ilim Tanrısı.
  10. Geb: Toprak Tanrısı.
  11. Set: Kuraklik ve Kötülük Tanrısı
  12. Isis: Analik ve Bereket Tanrıçası.

Gök ilahini çok büyük bir inek şeklinde düsünen Mısırlılar, ona “Hathor” adini vermislerdir. Arz Onun ayakları altinda durdugu farz edilir ve karninda ise yildizlar parlardi. Diger taraftan bu Gök Ilahi’na bazı eyaletlerde “Sibu” adi verilmiştir.


Ay ilahina “Tot” adi verilmiştir. Fakat bunların içinde en büyük olarak Güneş Ilahi “Amon-Ra, Horus” basta sayilir. Mısırlıların “Yaradilis Destani” bu Güneş fikrinden dogar. Onlar Güneşin dünyada ilk dogdugu günü “Yaratan” kabul ediyorlardi. Bu ilah, bitkileri, hayvanları ve insanları yaratmiştir. Ilk yaratilan insanlar “Ra”nin dogrudan dogruya çocuklarıdir.


Bundan başka toprak ilahi da yer almaktadir. Toprak Ilahi “Geb”dir. Bazen de bu Tanrı “Isis” kabul edilirdi.


Mısır dini Natürizm dinidir. Mısır itikadında en önemli olay Güneş kavramidir. Mısır’in Güneş ilahlarından en meshuru Horus’dur. Digerleri, Atun, Set, Ra’dir. Bazı Mısır ilahları sunlardir:
Horus- Nur ilahidir ve Güneşi temsil eder. Gökyüzünün burçları üzerinde görünür ve bir atmaca şeklinde göklerde uçar. Atmaca da Hor adini tasimaktadir. Güneşle ay ilahin iki gözü sayilir. Hor iki kuvvetli kanatla gösterilir. Bu kanatlar semada uçtugunu gösterir. Bu kanatlarda iki müthis yilan vardır ki agizlarından ates püskürür. Bu da Güneşin yakici, çarpici ve öldürücü kudretinin alametidir.

Kainati aydinlatan ve canlandiran Horus kardesi zulüm ve tahrip ilahi olan Set ile devamli mücadelededir. Hep Horus kazanir ama Set yok olmaz. Bazen de Set geçici yenilgiler kazanir ve Horus’un bir gözünü çikarir ki Güneşle ay tutulmasi bundandir. Bu durum yer ilahi Geb’in araciligi ile halledilir. Güney Mısır Set’e ve Kuzey Mısır Horus’a verilir.


Set
- Garip bir tarihe sahiptir. Mısır; milli birligini oturtmadan evvel Horus kuzey Kralıyetinin ilahiydi. Bu krallar kendilerine Hor unvanini almislardi. Zaten her yerde krallar, gökten ve Güneşten unvan aldilar. Set kuzeylilerce sahranin kavurucu, kişir ve buna benzer felaketlerin ilahi saymislardir. Kuzeyliler basarili olunca Horus Mısır’in kendi ilahi ve Hor unvanini tasiyan krallar Mısır’in kendi hükümdari olunca yavas yavas Set sahra ilahi fikrinden, yabanci ilah (sahra yabanci sayilirdi) fikrine geçerek Suriye’nin Sotek ve Bal ilahina benzetilmiştir. Daha sonra Horus nuru hayatin ve Set zulmet ve tahribin ilahi olmustur.


Ra
- Güneşi ifade den Tanrılardan biridir. Ra insanlar arasinda oturmaz, râkip olduğu kayigi ile ebedi bir tarzda semada yüzer durur. Zulmetle devamli mücadele ederdi.


Maat
- Mısırlılar indinde ay ile önemli ilahlardan biriydi. Maat Uygurca ay anlamina gelmektedir.


Tot
- Aya ait bir ilahtir. Aydan hariç bölünmüs zamana da hakimdi. Diger taraftan ilahların müsavir ve katibi idi. Hor’la Set arasindaki anlasmazlikta, Geb ile hakemlik yapmiştir.


Ptah
- Mısır’daki büyük ilahlardan biridir. Ptah’i tavsiye ederken dokuz ilah manzumesinin kalbi ve dili gibi tarif edilmiştir. Ptah yaratma kelimesini Atun diliyle telaffuz etmis ve bundan sonra bütün olusum, ilahlar,sehirler ve kainatta iyi, kötü ne varsa her sey olusmustur. Ptah Türkçe “put” demektir. Mavi yani gök demektir. Mısır dilinde Pt =Gök demektir.


Osiris
- Mısırda önemli bir kült halinde olan bu ilahin gerçekleri Mısır rahiplerince son derece özenle saklanan bir sir halindedir.


Horus’tan daha kidemli olan Osiris Mısır’in bir kahramani, Mısır’ın birligini kuran, medeniyeti ögreten, yaziyi icat eden akil ve hayirli bir hükümdardi. Resimlerinde bir elinde çoban degnegi diger elinde öküz kamçisi vardır. Bu daHor gibi Asagi Mısır hükümdaridir. Zulmet ve tahrip ilahi olan Setle devamli rekabettedir. Set unvanini güney hükümdari ile mücadeleye girismiştir. Set bir ara itaat eder gibi görünerek, Osiris’in güvenini kazandiktan sonra beraberindeki 72 kişiyle Osiris’i pusuya düsürmüs ve bir tabut içine kapatarak denize atmiştir.


Dalgalar Osiris içinde bulundugu tabutu sürükleyerek Finike’de Biblos sahillerine atar. Bu sirada Osirisin karısı ve kiz kardesi olan Isis aramaya çikar. Biblos sahillerinde tabutu bulur ve Set’ten gizler. Fakat Set bir zaman sonra isi kesfeder ve Osiris’in naasini tanir. Ve bu naasi parça parça ederek her parçasini bir tarafa dagitir. Isis bu parçaları toplamak için hazirlanir. Anubi ve Hor’un iyilikleriyle parçaları bulur ve birlestirir. Osiris böylece yeniden hayata gelir. Oglu Hor pederinin intikamini alir. Fakat Set hiçbir sekilde maglup olmaz. Nihayet yer ilahi Geb hakem olur. Bu da Mısıri Hor ile Set arasinda bölüstürmek suretiyle ihtilafi halleder.


Osiris’in bir diger safhasi daha sonuca varmiştir, o da bitkilere ilah olmasidir. Ölen, dirile, tekrar hayata gelen ilah hasatçiların oraklar ile biçilen ve baharda tekrar canlanan ruhu bitkidir. Anadolu ve Suriye’de bitki ilahi olan Atis ile Adonis de ölen ve dirilen bir ilahtir. Bunu temsil için yapılan putlarda bir agaç gövdesi üzerine ellerinde çoban degnegi ile öküz kamçisi tasiyan bir insan basi görülür. Bu agaç gövdesi bitki aleminin alametidir.

__________________
''Türkiye, Atatürk'ü Allah'a borçlusun, geriye kalan her şeyi de Atatürk'e...''
Suzim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
4 Üyemiz Suzim'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 25.06.15, 01:56   #36
Müdavim

Suzim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2015
Konular: 1199
Mesajlar: 6,725
Ettiği Teşekkür: 15582
Aldığı Teşekkür: 21872
Rep Derecesi : Suzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Huzurlu
Standart Cevap: Eski (Antik) Mısır Medeniyeti

Düşünce




İlk yıllarında ve pozitivist evresinde, modern düşüncenin sınıflandırmalarını büyük bir doğallıkla Eski Mısır'a uyarlayan mısırbilim, bu yaklaşımı nedeniyle bazı olguları grotesk bir biçimde yanlış değerlendirmiştir. Farklı bir yol izleyen ilk araştırmacılardan biri olan J. H. Breasted (1865-1935), mevcut metin ve tasvirlerden yola çıkarak Mısır Düşüncesinin sınıflarını oluşturmaya çalışmıştır; sık sık "mantık öncesi" diye tanımlanan bu farklı düşünme biçiminin ne olduğu sorusunun klasik yanıtını Eski Şark düşüncesini "mitler-oluşturan" (mythopoetic) düşünce diye tanımlayan H. Frankfort veriştir. Ama yalnızca mitosla ve onun özel yasalarıyla belirlenmeyen Mısır düşüncesinin mitostan bağımsız olarak ussal bir bakış açısına da sahip olabileceği gerçeği biraz arka plana atılmıştır. Mısır düşüncesi mitosu da kapsar, ama salt mitostan doğmaz. Mısır'ın özelliği yazısının resmi ve harfi, tanrı tasarımının tanrıları ve tanrıyı, tıbbının büyüyü ve bilimi, düşüncesinin mitosu ve aklı, biri diğerini dışlamadan kapsıyor olmasıdır. Bu tamamlayıcılığı, Mısır'ın uzun süredir aşina olduğumuz düşünce yasasından, "düalizm"den ("İki Ülke" öğretisi ve benzeri örnekler) biliyoruz. Mısır düalizmi iki-değerli mantık hesaplarından uzaktır, modern kuantum fiziği ne kadar "mantık öncesi"yse o da o kadar "mantık öncesi"dir. Çok-değerli bir mantığın paradigması olarak Mısır, felsefe ve felsefe tarihi konusunda şimdiye kadar kendisinden esirgenen yepyeni bir öneme kavuşabilir. Mısır düşncesi, en azından ontoloji ve etik alanlarında, dinsel inanç dünyasından bağımsız, felsefi ifadelere sahiptir. Diğer alanların felsefi açıdan daha iyi değerlendirilebilmesi için varolan materyalin araştırmaya daha çok açılması beklenmelidir.

Mısır ontolojisi ve etiğinin odak noktasında düzen kavramı Maat vardır. Maat şeylerin ideal düzenine işaret eder, ama bir tür "soyut töz" olarak da düşünülmüş, hatta kişileştirilmiştir - Mısır mantığının tamamlayıcı niyeliği burada da görülür. Yaratılış esnasında kurulmuş bir düzen olan Maat insan davranışı için bağlayıcıdır. Onun dışına çıkanlar, varoluşun dışında kalırlar. Mısır felsefesinin en önemli meselesi, varoluşun ortaya çıkışını, koşullarını ve varolmamaktan nasıl korunduğunu anlamaktır. Varoluşun özündeki farklılık, sınırlılık ve fanilik açıkça ortaya konmuştur, nitekim Mısır kültüründeki büyük başarıların nedenlerinden biri de hiç kuşkusuz ölçü ve sınır konusundaki şaşmaz sezgidir, bu da Mısır'ın varoluş anlayışından kaynaklanır. Mısır bilimini de buradan yola çıkarak değerlendirmek gerekir. Mısır bilimi sınırsız sayıda olgu olduğunun bilincindedir, ancak insanlar için uygulamaya dönük ya da kültsel alamı olan dar alanlarla kendini sınırlar. Dolayısıyla Mısır biliminin en büyük başarılarını tıp ve uygulamalı matematik alanlarında kazanmasına şaşmamak gerekir; Yeraltı Kitapları'nda ölüler dünyasının sistemli bir biçimde "araştırılması" da aynı bilimsel güdüden kaynaklanır, zaten Mısır insanı için en önemli şey, özellikle bu alanda "doğru" bilgiye ulaşmaktı. Tipik olgu ve durumların sınıflandırılıp sistemli bir biçimde düzenlenmesi sonucunda, "varolan her şeyi" içeren ve tüm kozmosu bir nesneler dünyasına dönüştüren listeler (onomastika) oluşturulmuştur. Mısır düşüncesinin soyutlama yetisinin en belirgin kanıtı, hiyeroglif yazının yanı sıra bu "dünya envanterleri" olmalıdır.





Edebiyat
Eski Mısır'da, edebiyat da çok gelişmişti. Edebiyat alanında yapılanlar, aşağıdaki gibidir;

Tarih Öncesi
  • Hiyeroglif yazının bulunması.
Eski İmparatorluk:
  • Öğretici türün doğuşu.
  • İmhotep'in yazdığı ahlak dersleri.
  • Geleneklere ve hiyerarşiye saygıyı amaçlayan Ptahotep'in Bilgeliği.
  • Smith tıp papirüsü.
  • Ölenlerin yaşamlarını parlak bir biçimde sürdürmelerini amaçlayan büyü edebiyatının geliştirilmesi
  • VI. sülale dönemindeki firavunlar için yazılmış piramit metinleri.

Birinci Ara dönem ve Orta İmparatorluk:
  • Kötümser edebiyat.
  • Umutsuzun şiiri.
  • Ahlak dersleri:
  • Kral Merikare için ders;
  • Amenemhet I.'nin oğlu Sesostris için ders.
  • Taş sanduka metinleri:
  • Özel kişilerin tabutları üstüne yazılmış ölümle ilgili sözler.
  • Halk masalları.
İkinci Ara Dönem Yeni imparatorluk:
  • Matematik papirüsleri ve bilimsel öğretilerin geliştirilmesi.
  • Ebers tıp papirüsü.
  • Tarihsel edebiyat:
  • Tutmes III. yıllıkları;
  • Kardeş şiiri.
  • Tanrıların ve kralların onuruna dikme taşlar üzerine yazılmış ilahiler.
  • Ölüler Kitabı:
  • Taş sandukalardaki metinlerden alınmış sözler derlemesi.
  • Ra'nın her gün yeniden doğuşundaki gizemi açıklayan kozmografi kitapları.
  • Halk masalları.
  • Harris papirüsü.

Aşağı Dönem:
  • Halk masalı:
  • Unamon'un Byblos'daki yolculuğu.
  • Tarihsel edebiyat:
  • Plankhy dikme taşı.
  • VI. yy.dan başlayarak Demotikos lehçesiyle yazılmış masallar.
  • Ptolemaios V. döneminde yazılmış Menfis kararnamesi (Daha çok "Reşittaşı" adıyla bilinir.).


Mısırlılardan günümüze gelen bazı şiir ve sözler vardır. Mesela Kral Akhenaton’un bizzat Güneş için yazdığı kaside, Amarna devrinin bir edebi şaheseri olarak anılır. Çünkü bu yazılar, sadece dini bir vecdin ifadesi değil, aynı zamanda tabiatın en büyük kudretine karşı duyulan hayranlığın bir örneğidir. Mesela Güneş'e hitap ederek söylene su sözlerde, ne kadar içten gelen bir duyuş vardır:
“Göklerin ufkunda belirmen ne kadar güzeldir,
Ey! Hayatın esnasında yaşayan Aton
Sen, doğu semasının ufkundan doğduğun zaman
Bütün memleketi güzelliğinle doldurursun...
Uzaklaşsan da, ışıltın dünya üzerindedir.
Ne kadar yüksek olursan ol,
Senin adımlarının izleri gündüzdür.
Sen, ışıltılarını dağıttığın zaman.
Mısır’ın iki ülkesi birden her gün bayram içindedir.
Hepsi uyanık ve ayaklarının üzerinde dik durular,
Çünkü sen, onları uyandırmışsındır.
Onlar, bütün organlarını Sende yıkarlar, elbiselerini giyerler
Ve kollarını yukarıya kaldırarak Seni şafakta selamlarlar.
Sonra tüm dünyada herkes kendi isini yapar.
Hayvanlar otlardan zevk alırlar, tüm ağaçlar ve bitkiler çiçeklenirler.
Kuşlar, kanatları sana doğru ibadet edercesine kalkık bataklıklarda uçarlar,
Bütün koyunlar ayakları üzerinde oynarlar,
Bütün kanatlı mahluklar uçmaya hazırlanırlar,
Sen üzerlerinde oldukça onlar yasarlar.
Gemiler nehirden çıkar ve inerler.
Su içindeki balıklar Senin önünde sıçrarlar.
Işıltıların büyük deniz ortasında kıvılcımlar saçar,
Kadında çocuğu Sen yaratırsın.
Ananın karnında çocuğa Sen hayat verirsin
Ve ağlamaması için o beşiğinde sallanır,
Sen ana rahminde bile bir çocuğu besleyensin.
Ne zaman civciv kabuğu içinde bağırırsa,
Sen ona hayat vermek için nefes verirsin.
Yumurtayı bütün kuvvetiyle kırarak o hayata çıkar.

Ey Tanrım! Senin ne kadar çok eserlerin vardır.

Sen! Ezeliyetin hâkimi! Senin isteklerin hep iyidir,
Sen hayatin ta kendisisin ve hayat sende yasar.”
__________________
''Türkiye, Atatürk'ü Allah'a borçlusun, geriye kalan her şeyi de Atatürk'e...''
Suzim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
4 Üyemiz Suzim'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 25.06.15, 02:01   #37
Müdavim

Suzim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2015
Konular: 1199
Mesajlar: 6,725
Ettiği Teşekkür: 15582
Aldığı Teşekkür: 21872
Rep Derecesi : Suzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Huzurlu
Standart Cevap: Eski (Antik) Mısır Medeniyeti

Eski Mısır'da Erkek Çocuk Sünneti


Karnak’taki Mut tapınağının kuzey doğu çevre duvarı üzerine işlenmiş bir sünnet ritüelinin gerçekleşme sahnesi ile ilgili bilgileri bize aktaran yazar, bu tapınağın; Mısır’da XXI. veya XXII. hanedanlık dönemine denk düştüğü görüşünde... Tarihlemek gerekirse, bu dönem; MÖ. 1075 / -715 gibi geniş bir aralığa oturtulabilir. Bununla birlikte, yazarın bu makalesi sırasında, ilgili tapınakların tarihlenmesi konusunda henüz detaylı bir çalışma yapılmamış olduğunu da öğreniyoruz.

Tapınakta, Ramses II (-1279/ -1213) ve Nektanebo (380 / -362) gibi isimlerin de kazılı olması ve farklı dönemlere ait öteki bazı bulgular, burada belki daha eski bir tarihteki yapıma ve değişik dönemlerde yenileme çalışmaları yapılmış olabileceğine de işaret ediyor.

Üzerinde sünnet ritüeli çiziminin yer aldığı bu duvar bölümünde, sadece sünnet sahnesi bulunmuyor. Önemli ölçüde kırık, eksik bölümlere karşın, buranın daha geniş anlamıyla, erkek çocuklarla ilgili bir ritüel alanı olduğuna işaret eden desen ve alt yazılar yer alıyor.

Bunlardan ilki doğumla ilgili…. Doğumu anlatan, fakat anlaşılması ve dolayısıyla yorumu güç olan desenlerin altında,

“Güneş’in (tanrı’nın) evinde, doğum evinde,

tanrılar ona hayat ve güç taşıyarak geliyorlar”

şeklinde, bebeğin doğumuna ilişkin olması gereken bir ifade yer alıyor.

Sünnet sahnesinin daha ilerisinde ise, ‘emzirme’, ‘süt verme’ ile ilgili bir sahne bulunuyor. Yazar buradaki sahneyle ilgili olarak, XVIII. Hanedanlık dönemine ilişkin olarak, kıraliçenin, tanrı Amon’dan doğurduğu çocuğunun tanrıçalar tarafından emzirilmesine ilişkin sahneye atıfta bulunuyor. Akado-summer kayıtlarında, ilgili tanrı veya kıralın , bir

"tanrıça tarafından emzirilmiş",

"onun kutsal sütüyle beslenmiş"

olma motiflerinin kullanıldığından bahsetmiştik.

Doğuran kadın tarafından değil, başka kadınlar tarafından emzirilme, yani “süt analık”, eski toplumda, doğan çocuğu, doğuran kadının bağlı olduğu aidiyetten çekip alma dönemindeki kurumlardan birisi olarak kullanılmış olmalıdır. Bu dönem, "anne" akrabalık kavramı, doğumla değil, emzirmeyle ilişkilendirilmeye başlanıldığı zamanlar olmalıdır.

Bay A.R. Balaman gibi uzmanlarımız, "sütanalığı" kurumunu, doğuran kadının "süt eksikliği" gibi nedenlere bağlayarak açıklarken, eski toplumsal tarih karşısında olağanüstü eksik durduklarını açıklamış olurlar. 'Sütanalığı' kurumu ve 'helal süt' üzerine deyimsel kalıntılar, bize, tarihin erken döneminden kalmadır ve bu çocuğun kurban edilmek yerine, doğuran kadının elinden alınarak emzirme, süt verme yoluyla, çocuğa yeni bir aidiyet kazandırma anlayışının geliştiği erken dönemin bir uygarlık adımını yansıtır. "Süt kardeşler" arası evlilik ilişkilerinin yasaklanmasındaki neden "süt" bağının “kan” bağı oluşturma ile eşit değerde bir akrabalık ilişkisi yarattığı kavrayışı üzerine kurulmuş olmalıydı.

Sünnet sahnemize gelince...

Sünnet işlemini yapan şahıs diz üstü çökmüş vaziyettedir.

Sünnet edilen çocuğun sol eli, bu çocuğun arkasında duran kadın tarafından, sol el ile tutulmaktadır.

Ritüelde sünnet olan iki erkek çocuk ayaktadırlar.

Çocukların gerisinde duran, iki kadın diz çökmüş vaziyettedirler.

Bu kadınlar çocukların “anne”leri olmalıdır.

Kadınların ardında (resimde sağda) iki adet tanrı ayakta duruyor ve sol ellerinde haç, sağ ellerinde ise asa’larını tutuyorlar.

Sünnet işlemini yapan erkeğin ardında ise, (resimde sol en başta), yazara göre, tanrıça Sesşa durmaktadır. Onun sadece bir ayağını ; ve eliyle tutuyor olması gereken ‘yaşam palmiyesi’nin önemli bölümünü görüyoruz.

Archiv Orientalni'de yer alan bilgiler tam 55 yıllık…

Bu arada, yukarıdaki bilgiler daha belirginleştirilmiş, daha iyi fotoğraflar alınmış, belki rekonstitüsyonlar hazırlanmış olabilir. Eğer böyle ise bile, bunlara şu anda sahip değilim.

Fakat yukarıdaki açıklamalar, bize, yine de, erkek çocuk sünneti ile ilgili olarak bazı bilgileri vermektedir.

Her şeyden önce, bir erkek çocuk sünnet sahnesi bakımından, buradaki bulguyu öne çıkarmak istedim. Çünkü Akado-sümer kayıtları içinde, bildiğim kadarıyla, günümüzdeki sünnet şekline uygunluk taşıyan, bir bulgu yer almıyor.

Buradaki sünnet sahnesinin, erkek çocuğun cinsel organının tamamen değil, şimdiki gibi, uç kısmının kesildiği bir sahne olduğundan yola çıkıyoruz.

Eğer, bu varsayım doğru ise, bunu, açık şekliyle, bir desen haliyle, ilk kez Mısır’da görmüş oluyoruz.


Eski Mısır'da Gebelik Testi ve Cinsiyet Öğrenme

Mısır’da 1898 yılında Sir Flinder Petrie adlı bilim adamının ortaya çıkarttığı Kahoun Papirüsü ile 1862 yılında bulunan Smith Papirüsü ve 1873 yılında bulunan Ebers Papirüsü’nde gebelik, idrar hastalıkları, varisler ve gebelik testleriyle ilgili bilgiler yer alıyor. Müzelerde sergilenen papirüslerde yer alan bilgilere göre, hamile şüphesi olan bir kadın her gün sabah idrarıyla biri buğday, diğeri arpa dolu iki torbayı sularmış. Hamilelik şüphesi olmayan bir başka kadın da yine ayrı ayrı buğday ve arpa torbalarını idrarıyla sularmış. Hamilelik şüphesi olan kadının idrarla suladığı buğday ve arpa dolu torbalar, diğer kadının suladığı torbalardan daha önce çimlenirse, hamile olduğu anlaşılırmış. İki kadının suladığı buğday ve arpalar aynı anda çimlenirse hamilelik olmadığı ortaya çıkarmış. Hamile olan kadınların sabah idrarlarında aşırı miktarda hormon bulunduğu için, buğday ve arpa torbaları diğer normal idrarlarla sulananlardan çok daha önce yeşerirmiş. Günümüzde meyve ve sebzenin daha erken sürede yetiştirilmesi için hormon kullanılması da aynı yöntemin bir benzeridir.

Bebeğin Cinsiyeti

Mısırlıların kullandığı yöntemde, doğacak bebeğin cinsiyeti de önceden tesbit edilebiliyordu. Hamile kadının idrarıyla sulanan tohumlardan, buğday taneleri daha önce filizlenirse bebeğin erkek, arpa taneleri daha önce filizlenirse bebeğin kız olacağı anlaşılıyordu.

Prof. Julias Manger, 1933 yılında laboratuvarda kutuların içerisinde kurutma kağıtları üzerine yerleştirdiği buğday ve arpa tanelerini, idrarla sulayıp, Mısırlıların kullandığı gebelik ve cinsiyet belirleme yönteminin doğruluğunu ispat etmiştir. Günümüzde kullanılan gebelik testleri de, kadının idrarındaki hormon sayısının yoğunluğuna göre sonuç verir ve aynı esaslara göre uygulanır.

Prof. Dr. Hulusi Köker de, Mısırlıların kullandığı gebelik testi yönteminin bilimsel olarak doğrulandığını ve hatta bebeğin cinsiyetinin de aynı yöntemle belirlenebildiğini onaylıyor.

Doğum Kontrolü

Mısırlılar, kadında kısırlığın tespiti için rahim ağzına (uteris) akşam yatarken sarmısak veya soğan yerleştirmişler. Sabah kadın uyandığında genzinde sarmısak veya soğan kokusu duyarsa tüplerinin açık olduğu ve gebe kalmasına bir engelin olmadığı anlaşılırmış. Koku duyulmazsa kadının tüplerinin kapalı olduğu, bu nedenle hamile kalamayacağı bilinirmiş. Ayrıca kadının rahminin içerisine paslanmayan ****llerden olan altın veya gümüş yüzük konularak gebelik önlenirmiş. Arap kervancılar da bu yöntemi öğrenip, uzun çöl seyahatlerinde dişi develerin gebe kalmalarını önlemek için rahimlerinin içerisine temizlenmiş çakıl taşı doldururlarmış.
__________________
''Türkiye, Atatürk'ü Allah'a borçlusun, geriye kalan her şeyi de Atatürk'e...''
Suzim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
4 Üyemiz Suzim'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 25.06.15, 02:04   #38
Müdavim

Suzim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2015
Konular: 1199
Mesajlar: 6,725
Ettiği Teşekkür: 15582
Aldığı Teşekkür: 21872
Rep Derecesi : Suzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Huzurlu
Standart Cevap: Eski (Antik) Mısır Medeniyeti

Eski Mısır'da Gelenekler ve Görenekler



Erkekler, evde oturarak kumaş dokurlardı. Dışarı işleri yapmak, pazara gitmek, kadınların göreviydi.

Dokumacılıkta; ipliğin atkıları, yukarı doğru tutulur. Mısırlılar, bunun tersini yaparak, iplik atkılarını aşağı doğru tutarlardı.

Başka ülkelerde okurken de, yazarken de soldan sağa doğru gidilir. Mısırlılar bunun tersini yaparlar,sağdan sola doğru yazıp okurlardı. Bunun çok daha kolay, çok daha rahat olduğunu söyleyerek, başka ülkelerin insanlarının güç bir okuma yazma işi içinde olduğuna inanırlardı.

Erkekler, yükleri başında; kadınlar ise, omuzlarında taşımaktaydılar.

Tuvalet ihtiyacını kadınlar, ayakta; erkekler ise, çömelerek giderirlerdi.

Doğal ihtiyaçlarını evin içinde giderirler; ama yemeklerini dışarıda sokakta yerlerdi. Onlara göre utandırıcı olan gereksinimler gözden ırakta, evin içinde yapılmalı; utandırıcı olmayanlar ise açıkta yapılmalıydı.

Erkek çocuklar, istemiyorlarsa annelerine babalarına bakmakla yükümlü değillerdi. Ama kız çocuklar, istemeseler de annelerine, babalarına bakmakla yükümlüydüler.

Ekmek hamurunu ayaklarıyla yoğururlardı. Kil çamurunu yoğurmak için de ellerini kullanırlardı. Gübreyi de elleriyle tutarlardı.

Mısırlı insanların geçmiş olayları yazma merakı vardı. Böyle olunca da, hiçbir ulusta görülmemiş biçimde tarih bilgisine sahip olmuşlardı.

Ülkede yaşlılara çok saygı gösterilirdi. Bir genç, yolda yaşlı biriyle karşılaşınca hemen kıyıya çekilir, ona yol verirdi.Yaşlılardan biri, içeriye girince; oturmakta olanların tümü, ayağa kalkardı. Yolda karşılaşılan yaşlılar da selamlanmadan geçilmezdi. Selamlama, hem baş eğmek, hem de elin birini dize götürmek biçiminde yapılırdı. Kendilerinden büyük olanları adıyla çağırmazlardı.

Temizliği her şeyin üstünde tutarlardı. Pirinçten yapılma kupalarla su içerlerdi. Bu kupaları her gün yıkayıp parlatırlardı. Sürekli yıkayabilmek için, ketenden yapılma giysiler giyerlerdi.

Kadınlar, tek parça; erkekler, iki parçadan ibaret giyinirlerdi.

Mısırlılar, hastalığı yiyeceklerden kaptıklarına inanırlardı. Bu nedenle, her ay bir kez kendilerini kusmaya zorlar, mide ve bağırsaklarını temizlerlerdi.

Çok çeşitli tanrıları vardı. Bu tanrılara yakararak kurban keserlerdi. Ancak kesilecek boğa, titizlikle incelenir ve denetimden geçerdi. Hayvan temizse, boynuzuna bir papirus şeridi sarılır, şerit mühürlenirdi. Mühürlenmemiş bir boğayı kesmek, ölümle cezalandırılırdı.

Kurban edilen hayvanın başını asla yemezlerdi. Tören sırasında tüm kötülüklerin başta toplandığına inanırlar; bu yüzden de başı uzaklaştırırlardı. Başı, çevrede kendi uluslarından olmayan kişiler varsa, onlara verirlerdi. Bu kimseler de çoğunlukla Yunanlı olurdu. Çevrede hiçbir yabancı yoksa; baş, Nil Nehri'ne atılırdı.

Erkek çocuklarını sünnet ettirir, bunun için de törenler yaparlardı.

Yas, cenâze konularında da kendine özgü töreleri vardı. Evin önemli bir kişisi ölünce; kadınlar, başlarına ve yüzlerine çamur sürerlerdi.Giysilerini, iplerle vücutlarına sımsıkı sararlardı. Çıplak olarak dışarıda bıraktıkları göğüslerini yumruklaya yumruklaya sokaklarda dolaşırlardı. Erkekler de buna benzer davranışlar yaparlardı. Ölü,mumyalanmaya götürülünceye değin, yas törenini böyle sürdürürlerdi.

Her keseye ve gelir durumuna göre mumyalama tarifesi vardı. En iyi mumyalama “birinci sınıf” mumyalamaydı. Yoksullar için, “üçüncü sınıf” mumyalama yapılırdı.

Mısırlılar, Nil Nehri'nde boğulan veyâ timsahlarca saldırıya uğrayarak ölen kişilere kutsal kişi olarak bakarlardı. Böylelerini -yabancı ya da yoksul bile olsalar- birinci sınıf mumyalarlardı. Onlara rahipten başka hiç kimse el süremezdi.

Hayvanlardan domuzu, temiz olmayan hayvan sayarlardı. Bir domuz insana sürtünse, kendilerini giysileriyle beraber en yakın ırmağa atarlardı. Ayrıca Mısırlı olsalar bile, hiçbir domuz çobanı, tapınaklara sokulamazdı. Domuz çobanlarından kimse kız alıp vermez, kendi aralarında evlenirlerdi. Tanrılara domuzu kurban etmezlerdi.

Mısırlılar, hayvanların çoğunu kutsal sayarlar; zarar vermezlerdi. İsteyerek bir hayvanı öldürmenin cezası, ölümdü. Kadınlar veya erkekler, hayvan bakıcılığı görevi alırlar ve bu görev, babadan oğula geçerdi. Bu kişiler, toplumda çok saygındılar. Böyle bir göreve başlamak da, ant içerek olurdu.

En kutsal hayvan, kediydi. Bir evde yangın çıkınca, evin eşyalarını kurtaracaklarına, kedilerin kurtulmasına çalışılırdı.Evin kedisi, doğal bir ölümle ölürse; o evde oturanların hepsi, kaşlarını kazıtırlar; eğer ölen köpekse, kafa da beraber bütün gövde kazınırdı.

Çocukların başı, hemen tıraş edilmez, tanrıların hayvanı olarak bildikleri hayvanlara adak adanırdı. Adanan yaşa gelince saçlar kesilir; saç-gümüşle tartılırdı.Saç ağırlığınca gümüş, hayvan bakıcısına verilirdi. O da, bu gümüşle bakmakta olduğu hayvanlara yiyecek alırdı.

Apis ineğine saygılı davranmayan ulusların -örneğin Yunanlılar- hiç bir eşyasını (bıçak,kazan,şiş..) kullanmazlar, onların bıçağıyla kesilen hayvanları da yemezlerdi.

Mısır'da sivrisinek çok olurdu. Bundan korunmak için, bataklıkların üst civarında oturanlar, evlerinin yanına kuleler yapıp yazın burada yatarlardı. Rüzgâr, sivrisineklerin o kadar yükseklerde uçmasına elvermezdi. Batak bölgelerde oturanlar da, gündüz balık avladıkları ağlara sarınıp yatarlardı. Sivrisinekler, bu ağa yaklaşmazlardı.

Papirus bitkisinin yenebilen kısmını kızgın tavada, ağzı kapalı olarak pişirip yerlerdi. Yenmeyen kısımlar ise, kağıt yapımında kullanılırdı.

Mısırlılar, yenilikleri alıp uygulamak bakımından muhafazakâr bir toplumdu. Kendilerinden başka hiçbir halkın gelenek ve göreneklerini beğenmezler, benimsemezlerdi..

Kaynak: "Herodot Tarihi", Remzi Kitabevi. Türkçesi:Müntekim Ökmen. s.95-112.
__________________
''Türkiye, Atatürk'ü Allah'a borçlusun, geriye kalan her şeyi de Atatürk'e...''
Suzim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
4 Üyemiz Suzim'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 25.06.15, 02:06   #39
Müdavim

Suzim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2015
Konular: 1199
Mesajlar: 6,725
Ettiği Teşekkür: 15582
Aldığı Teşekkür: 21872
Rep Derecesi : Suzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Huzurlu
Standart Cevap: Eski (Antik) Mısır Medeniyeti

Eski Mısır'da Geometri




Eski Mısır’da görülen geometri bilgileri, yüzey ve hacim hesapları olarak karşımıza çıkmaktadır. Mısırlılar, kare ve dikdörtgen alanlarını, doğru bir şekilde hesaplayabiliyorlardı. Düzgün olmayan bir yüzeyin planını ise, dörtgenleştirme yoluyla elde ediyorlardı. Üçgen alanı bilgisinden hareket ederek de, yamuğun alanını elde ediyorlardı.

Mısırlılar’ın; üç boyutlu cisimlerden; silindir, koni, piramit, dikdörtgen prizma ve kesik prizma hacimlerini de bildikleri anlaşılmaktadır. Kesik piramidin hacminin hesaplanması, zamanın geometrisi için son derece önem taşımaktadır. Aydın Sayılı; adı geçen eserinde konu ile ilgili geniş bilgi verdikten sonra şunları yazar: "Mısırlılar’ın, aritmetiklerinde olduğu gibi geometri problemlerinin çözümünde de, tamamıyla somut özel hallerin ele alınmasından ileri gidilmiyor. Karşılaşılan bütün örneklerde ortak bir vasıf Mısır geometrisinde genel formül kavramının mevcut olmayışıdır. Zihinde bir nevi genel formül fikri ve belli genellemeler vardı. Açı geometrisi mevcut değildi. Bunun yanında Doğru geometrisi gelişmiş durumdaydı." Burada doğru geometrisi ile ölçü için; sadece doğruları kullanan ve açı kavramına başvurmayan bir geometri kastedilmektedir. Alan ve hacim hesapları, doğruların yardımıyla yapılmaktadır. En, boy, taban, dikme, köşegen, çap ve çevre, hem ölçülebilen, hem de ölçüde aracı rolünü kullanıyordu. Bugünkü ifadeyle; 45 derecenin, bazı trigonometrik özelliklerini de bildikleri anlaşılmaktadır.

Burada akla şöyle bir soru gelmektedir; Mısırlılar, ilkel geometri bilgisi diyebileceğimiz, ama bugünkü geometrinin temel bilgilerini, hangi ihtiyaçları sonucu ortaya koymuşlardır?

Bilindiği gibi; Nil Irmağının mevcudiyeti, Mısır’ın günlük hayatı için son derece önemlidir. Bu ırmağın taşmasıyla, su altında kalan arsaların sık sık ölçülmesi, kaybolan ya da zarara uğrayan arsanın ölçüsünün doğru olarak tespiti ve vergi miktarlarının da buna göre belirlenmesi gerekmektedir. Mısır mezar lahitlerinin, piramitlerin, tahta işlerinin estetik bakımdan üstünlük sağlaması, hem çalışmaların ihtiyacından doğmuş ve hem de, zaman için var olan ölçü tekniği ile, basit de olsa, bu ölçülerin hesaplama tekniğinin kısmen ileri derecede olmasıdır.
__________________
''Türkiye, Atatürk'ü Allah'a borçlusun, geriye kalan her şeyi de Atatürk'e...''
Suzim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
4 Üyemiz Suzim'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 25.06.15, 02:09   #40
Uzman Üye

Mediter - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Apr 2012
Konular: 295
Mesajlar: 2,410
Ettiği Teşekkür: 34734
Aldığı Teşekkür: 14818
Rep Derecesi : Mediter şöhret ötesinde bir itibarı vardırMediter şöhret ötesinde bir itibarı vardırMediter şöhret ötesinde bir itibarı vardırMediter şöhret ötesinde bir itibarı vardırMediter şöhret ötesinde bir itibarı vardırMediter şöhret ötesinde bir itibarı vardırMediter şöhret ötesinde bir itibarı vardırMediter şöhret ötesinde bir itibarı vardırMediter şöhret ötesinde bir itibarı vardırMediter şöhret ötesinde bir itibarı vardırMediter şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Eski (Antik) Mısır Medeniyeti

Çok ayrıntılı ve çok emek gerektiren bir sunum,
Elinize emeğinize sağlık @Suzim,
Ben de @Canan gibi tümünü okuyamasam da, ilgilenenler için geniş bir kaynak oluşturmuşsunuz teşekkürler...
__________________
Mediter isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
5 Üyemiz Mediter'in Mesajına Teşekkür Etti.
Cevapla

Bu Sayfayı Paylaşabilirsiniz

Etiketler
antik, eski, medeniyeti, mısır


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



WEZ Format +3. Şuan Saat: 05:43.


Powered by vBulletin® Version 3.8.8
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0 PL2 ©2011, Crawlability, Inc.
Copyright ©2000 - 2017 www.forumgercek.com
Protected by CBACK.de CrackerTracker
Önemli Uyarı
www.forumgercek.com binlerce kişinin paylaşım ve yorum yaptığı bir forum sitesidir. Kullanıcıların paylaşımları ve yorumları onaydan geçmeden hemen yayınlanmaktadır. Paylaşım ve yorumlardan doğabilecek bütün sorumluluk kullanıcıya aittir. Forumumuzda T.C. yasalarına aykırı ve telif hakkı içeren bir paylaşımın yapıldığına rastladıysanız, lütfen bizi bu konuda bilgilendiriniz. Bildiriniz incelenerek, 48 saat içerisinde gereken yapılacaktır. Bildirinizi BURADAN yapabilirsiniz.
Page Rank Icon
Bumerang - Yazarkafe
McAfee Site Denetleme
Norton Site Denetleme
www.forumgercek.com Creative Commons Alıntı-Lisansı Devam Ettirme 3.0 Unported Lisansı ile lisanslanmıştır.