Merhabalar
Forum Gerçek üyesi değilsiniz ya da Üye Girişi yapmamışsınız.
Sitemizden tam olarak yararlanabilmek için;
Lütfen Buraya tıklayarak üye olunuz.
Forum Gerçek

Forumları Okundu Kabul Et Bugünkü MesajlarYazdığım Cevaplar Açtığım Konular Kim Nerede
Geri git   Forum Gerçek > Türk ve Dünya Tarihi > Dünya Tarihi

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
Eski 28.06.15, 01:29   #81
Müdavim

Suzim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2015
Konular: 1199
Mesajlar: 6,725
Ettiği Teşekkür: 15582
Aldığı Teşekkür: 21872
Rep Derecesi : Suzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Huzurlu
Standart Cevap: Eski (Antik) Mısır Medeniyeti

Nil Nehri




Nil" Adının Kaynağı

"Nil" sözcüğü (Arapça: 'nīl) Yunanca "nehir yatağı" anlamına gelen Neilos (Νειλος) sözcüğünden gelmektedir. Antik Mısır Dili'nde, nehir iteru diye adlandırılmıştır. İteru, "büyük nehir" anlamına gelir (Sağdaki çerçevede hiyerogliflerle de gösterilmiştir. Sözcüğün aslı "İtrw"dur) Kıpti dilinde nehrin adı "piaro" ya da "phiaro"dur ve yine "nehir" anlamına gelir (tam tercüme: p(h).iar-o "-.kanal-büyük").

Afrika deyince ilk akla gelen akarsu Nil nehridir. Nil nehri değişen karma rejimli akarsulardandır. Arapça adı “Bahr-el Nil” olan nehir, Afrika'nın doğusunda güney-kuzey doğrultusunda akar. Kollarından Kagera ile birlikte 6.600 km. uzunluğundadır. Missisipi-Missouri'den sonra (6.730 km.) dünyanın en uzun nehridir. Aynı zamanda dünyanın havzası en geniş akarsularından birisi olup 2.800.000 km 2 havzası vardır. Bu bakımdan 7.000.000 km 2'lik havzaya sahip olan Amazon'dan sonra 3. büyük havzaya sahiptir. Nil nehri geçtiği ülkelere hayat verir. Nil tarımsal alanları oluşturduğu gibi arkeoloji, yerleşme ve turizm açısından da ilgi çekicidir.

Şehir, mezar ve tapınaklar nehir çevresinde yapılmıştır.Şehir ve tapınaklar güneşin doğduğu yer olan nehrin sağ kıyısına, mezarlar güneşin battığı yer olan sol kıyısında yer alır.

Nil nehri, Dünyanın en uzun nehridir (6.650 km). Havzası, Afrika kıtasının onda birini kaplar. Güneyden kuzeye doğru akar ve üç ana kolu vardır:

Beyaz Nil Nehri, Mavi Nil Nehri ve Atbera Nehri. Nehrin en uzaktaki kaynağı Burundi'deki Doğu Afrika Göller Bölgesi'ndeki Kagera Nehri olarak doğar ve Tanzanya, Ruanda ve Uganda sınırlarını oluşturarak Victoria Gölü'ne katılır.

Asıl Nil nehri bu gölden Victoria Nil'i olarak çıkar. Kyoga ve Albert Göllerinden geçtikten sonra Albert Nil'i olarak yoluna devam eder. Nimule'de Sudan'a giren nehrin ana kolu, Melekal yakınında Bahrü'l-Gazal ve Sobat Nehirleriyle birleştikleri yere kadar Bahrü'l Cebel, Mavi Nil Nehri ile birleştiği yere kadar da Beyaz Nil Nehri olarak anılır. Mavi Nil Etiyopya'nın orta kesiminde doğar ve Beyaz Nil'e Hartum yakınlarında doğu kıyısından katılır.Mısır'daki taşkınlara yol açan suyu ve bereketli çamuru Mavi Nil getirir. Asıl Nil son büyük kolu olan Atbera nehrini Hartum'un kuzeydoğusunda ve doğu kıyısından alır. Daha sonra kuzeybatıya doğru geniş bir S çizer. Bu arada üç çağlayanı aşarak "Nâsır Gölü'ne" katılır. Bu gölü oluşturan Assuan Barajı'nın aşağısında Mısır içlerinde kuzeye doğru akar ve Kahire yakınlarında "Nil Deltası"nı oluşturur ve İskenderiye ile Dimyat'tan Akdeniz'e dökülür.Denize dökülen yer olan ağız kısmı yaklaşık olarak 300 km uzunluğundadır.

Nehir denize dökülmeden önce büyük bir delta oluşturur. Güneyde Kahire'den başlayan deltanın denize olan mesafesi 160 km. Bu noktadan deltanın Akdeniz kıyısında Batı ve doğu uçlarında yer alan Port Said ve İskenderiye'ye olan mesafesi ise 250 km'dir. Deltada sayısız kanallar kollar ve göller vardır. Ancak ırmak iki ana koldan denize dökülür.

Mısır'da Nil Nehri'nin sulama amacıyla kullanılması çok eski bir geçmişe dayanır. 19. yüzyılda baraj ve kanalların yapımı ile daha geniş bir alanda ve sürekli sulama olanağı sağlanmıştır. Nil nehri üzerinde bulunan Assuan Barajı hem sulama, hem de elektrik üretiminde Mısır için hayati bir önem taşımaktadır. Nil nehri tarih boyunca ve günümüzde taşımacılıkta da yoğun olarak kullanılmaktadır.

Çok eski zamandan beri, Mısırlılar Nil nehrini yaşam, verimlilik ve gelişmeyle eş tutmuşlar. Nil sanki Mısırlıların damarlarında akıyor. Nehir her zaman başarılarının kaynağı, büyük uygarlıklarının kuruluşunun ana nedeni olmuş. Mısırlılar arkadaş canlısı karakterlerini de Nil nehrine borçlular. Akışından, sellerinden ve saflığından cömertlik ve dürüstlük kazanmışlar.

Nil kıyıları her gün binlerce aşk hikayesine tanık oluyor. Nehir aşıklara umut, romantizm ve mutluluk veriyor. Nil, Mısır halkının sanatkarlığı için de ilham ve yaratıcılık kaynağı olmuş. Nil nehrine adanmış birçok şarkıları var. Eski Mısır’da insanlar nehir uğruna kurban vermişler ve efsanelerini nesilden nesile aktarmışlar.

Mısır uygarlığının temelinde de Nil nehrinin bereketi vardır. Bu nehrin hayat verici özelliği sayesinde Mısırlılar Nil vadisinde yerleşmiş ve yağmur mevsimlerine bağımlı kalmadan nehirden sağladıkları suyla tarım yapabilmişlerdi. Tarihçi Ernest H. Gombrich, bu konuda şunları söyler:

En ihtişamlı döneminde Eski Mısır'ın sınırları. Nil nehrini merkez alarak genişleyen devlet, etrafı çöllerle ve doğal engellerle çevrili olmasına rağmen, son derece güçlü bir medeniyet kurabilmişti. Bunun temelinde Nil'in aralıksız sağladığı suyun bereketi vardı. Yüzyıllar süren gelişme sürecinde oluşturulan düzenli ordu, Hitit ve Mitanni devletlerinin sınırlarına kadar genişlemeye imkan tanıdı.
"Afrika sıcaktır. Aylarca yağmur yağmaz. Bundan dolayı bu büyük kıtanın pek çok yeri kuraktır. Ülkenin o bölümleri çöllerle kaplıdır. İşte Mısır'ın sağı ve solu da bu durumdadır. Mısır'da da aslında çok az yağmur yağar. Ama orada yağmura pek ihtiyaç yoktur, çünkü Nil ırmağı boydan boya ülkenin ortasından akar gider."

Mısır için Nil, hayat demekti. Nil sayesinde tarım yapılabiliyordu. Ondan alınan suyla ekinler sulanıyor, hayvanlar ihtiyaçlarını sağlıyor, insanlar su içebiliyorlardı. İşte Firavun'a ve çevresindeki önde gelenlere göre tüm bu suyun ve toprakların tek sahibi Firavun'du. Firavun'un bu gücünü herkes kabullenmiş ve ona tabi olmuştu. Böylesine büyük önemi olan Nil nehrini kontrolü altında tutan, aynı zamanda Mısır'ın en önemli ticaret ve tarım kaynağını da kontrol edebilmekteydi. Firavunlar da işte bu yolla Mısır üzerinde büyük hakimiyet kurmuşlardı .

Nil vadisinin dar ve uzunlamasına yapısı, nehrin etrafına kurulan yerleşim birimlerinin fazlaca genişlemesine olanak vermemiş, büyük şehirlerden oluşan bir uygarlık yerine daha ufak çaplı kasaba ve köylerden oluşan bir medeniyet şekillenmişti. Bu faktör de firavunların halk üzerindeki hakimiyetini perçinledi.Nitekim Mısır'ın tüm topraklarının ve Nil nehrinin sahibinin yalnızca Firavun olduğunu zannediyorlardı:

Firavun, kendi kavmi içinde bağırdı; dedi ki: "Ey kavmim, Mısır'ın mülkü ve şu altımda akmakta olan nehirler benim değil mi? Yine de görmeyecek misiniz?" (Zuhruf Suresi, 51)

Firavun gücünü daha iyi kullanabilmek ve insanları daha kolay boyunduruğu altına almak için onları kendi aralarında bölümlere ayırmıştı. Böylece kendine yakın olarak seçtikleriyle zayıflattığı bölümleri rahatça yönetebiliyordu. Bir ayette bu duruma şöyle dikkat çekilmiştir:

"Gerçek şu ki, Firavun yeryüzünde (Mısır'da) büyüklenmiş ve oranın halkını birtakım fırkalara ayırıp bölmüştü; onlardan bir bölümünü güçten düşürüyor, erkek çocuklarını boğazlayıp kadınlarını diri bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardandı." (Kasas Sûresi, 4)
__________________
''Türkiye, Atatürk'ü Allah'a borçlusun, geriye kalan her şeyi de Atatürk'e...''
Suzim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
3 Üyemiz Suzim'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 28.06.15, 01:36   #82
Müdavim

Suzim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2015
Konular: 1199
Mesajlar: 6,725
Ettiği Teşekkür: 15582
Aldığı Teşekkür: 21872
Rep Derecesi : Suzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Huzurlu
Standart Cevap: Eski (Antik) Mısır Medeniyeti


Nil Nehri ve Belirleyiciliği

Tarihçi Herodotos, “Mısır, Nil'in bir armağanıdır.” der. Bir uygarlığın yaratılmasında bu denli büyük bir etkisi olan Nil nehri, Mısırlıların yaşamında belirleyici bir roldeydi. Yaşam, Nil'in akışına; taşkınlığına, dinginliğine bağlıydı. Nil nehri her yıl Haziran sonu-Temmuz başında yatağından taşarak çevreyi biraz yıkıp dağıtsa da verimliliği getirmekteydi. Ekim-Kasım aylarında uzaklardan beraberinde taşıyıp getirdiği kırmızı, ince ve verimli bir toprak örtüsünü bırakıp yatağına çekilen Nil nehrinin her yıl tekrar eden bu hareketlerini önceden belirleyerek yaşamlarını düzenleme zorunluluğu; Mısır'da başta astronomi olmak üzere matematik, mimari gibi bir çok bilimin gelişmesine yardımcı olur. (Örneğin taşkınların ardından kaybedilen arazi miktarının hesaplanabilmesi için arazi-yüzey hesaplarına ihtiyaç duyulması ve bu yönde çalışmalar yapılması.)
Tarımsal faaliyetlerin yanında balıkçılık, taşımacılık için de eşsiz bir kaynak olan Nil nehri, Mısırlılar için bir tanrıdan farksızdı. Nil nehri, ülkeyi boydan boya ikiye böldüğü gibi, geçtiği alanlar (Yukarı Mısır; Vadi) ve denize döküldüğü alanlar (Aşağı Mısır; Delta) anlamında da Mısır'ı ikiye ayırmaktadır. Yukarı Mısır, genişliği 10 km.yi geçkin Nil vadisinin bulunduğu, güneyde yeralan topraklardır. Aşağı Mısır ise başlangıçta daralan fakat yığınla kola ayrılarak denize döküldüğü, içerisinde daha geniş verimli toprakları barındıran kuzey bölgesidir. Nil nehrinin denize döküldüğü topraklardaki görünüm Yunan alfabesindeki “Delta” harfine benzediği için eski Yunanlılar o bölge için bu adı verirler.





"Nil'in Hediyesi: Mısır"
Nil Nehri, dev bir yılan gibi, dünyanın en kurak çöllerinden birinin koynunda ilerleyerek çevresini yeşil bir vadiye dönüştürmüştür. Günümüzde bu dünyanın en uzun nehrinin kıyılarında yaklaşık 60 milyon insan yaşar. Nil aynı zamanda dünyanın en eski uygarlıklarından birine evsahipliği yapmıştır.

Bu büyük nehir olmaksızın Mısır varolamazdı. Her yıl doğu Afrika dağlarının karları eriyerek nehrin kıyılarını taşıracak kadar bol miktarda suyu yine içinde bol miktarda toprak ve bitki kalıntısı bulunduran alüvyonlar taşıyarak Nil'e ulaşır. Taşmış nehir yatağına çekilirken geride dünyanın en verimli topraklarından birini bırakır ki bu topraklardan yılda 2 -3 kez ürün almak mümkün olabilmektedir. Dolayısıyla, Eski Yunanlıların Mısır'a atfen söyledikleri meşhur "Nil'in Hediyesi" sözünün arkasındaki kıskançlığı anlamak kolaydır.
Eski Mısır'ı doğal sınırlar koruyordu:
  • Nil platosunun ötesi çöllerle kaplıdır.
  • Nil üzerinden Mısır'a güneyden ulaşmayı büyük şelaleler imkansız kılar.
  • M.Ö. 1500'den önce deniz yolları pek kullanılmadığından Akdeniz doğal bir korunak olmuştur ( Mısır deniz üzerinden 19. yüzyılda Napolyon gelene kadar taarruza uğramamıştır.)
  • Düşmanın Mısır'a taarruzu için günümüzde Süveyş kanalının bulunduğu yerdeki dar bir toprak parçası üzerinden ilerlemek dışında fazla bir seçeneği yoktu.





Hz. Musa Ve Nil Nehri
Hz. Musa'nın doğduğu dönemde Firavun tüm yeni doğan erkek çocukları öldürüyordu. kız çocukları ise kölelik yapması için sağ bırakıyordu. İşte, böyle bir tehlike içinde kölelerin arasında öldürülme tehdidiyle yaşamaya başladı. Hz. Musa'nın annesi de Allah'tan aldığı vahiy ile Hz. Musa'yı bir sandığa koydu ve akmakta olan Nil'in sularına bıraktı. Akıntının onu nasıl ve nereye götüreceğini bilmiyordu. Fakat Rabbimizin ilhamı ile, sonunda tekrar kendisine geri döneceğini ve peygamber olacağını biliyordu. Herşeyi yaratan ve onlara nizam veren Allah, onu ve Hz. Musa'yı da yaratmış, kaderlerinin nasıl olduğunu da ona bildirmişti. Allah daha sonra doğumuyla ilgili bu gerçeği Hz. Musa'ya şöyle hatırlatacaktı.
"Hani, annene vahyolunan şeyi vahyetmiştik, (şöyle ki" "Onu sandığın içine koy, suya bırak, böylece su onu sahile bıraksın; onu Benim de düşmanım, onun da düşmanı olan biri alacaktır..." (Taha Suresi, 38-39)
Burada üzerinde durulması gereken önemli bir konu, kaderdir. Ayette Allah Hz. Musa'nın annesine oğlunu suya bırakmasını söylemiş ve sonunda onu Firavun'un alacağını ve onun kendisine geri dönüp elçilerden olacağını bildirmişti. Yani Hz. Musa doğduğunda onun bir sandık içinde suya bırakılacağı, Firavun'un onu bulacağı, sonunda ise Hz. Musa'nın bir peygamber olacağı belliydi. Çünkü Allah onun kaderini öyle belirlemişti. Allah bunu Hz. Musa'nın annesine bildirdi.

Burada Hz. Musa'nın hayatındaki tüm detayların en ince ayrıntısına kadar Allah katında kaderde takdir edildiğine ve aynen takdir edildiği gibi gerçekleştiğine dikkat etmek gerekir. Allah'ın Hz. Musa'nın annesine ilettiği vahyin gerçekleşmesi, sayısız şartın tam kaderde tespit edildiği şekilde meydana gelmesi ile olmuştur.


Hz. Musa'nın Firavun'un adamlarından kurtularak, suda boğulmadan Firavun'un sarayına kadar gitmesi için:


1. Bebek yaştaki Hz. Musa'nın bindirildiği sandık su almamalıdır. Bunun için sandık ustasının sandığı suda yüzebilecek uygun ölçülerde yapmış olması gereklidir. Öte yandan sandığın şekli de yüzme hızı açısından önemlidir. Ne çok daha hızlı yüzüp Firavun'un olduğu yeri geçecek ne de yavaş olup geri kalacak şekilde olmalıdır. Tam olması gereken hızda hareket edecek şekilde yapılmış olmalıdır. Bunların hepsi de sandığı yapan ustanın kaderinde tespit edilmiş detaylardır. O da bu sandığı tam yapması gereken şekilde yapmıştır.


2. Sandığı sürükleyen akıntı ne daha hızlı ne de daha yavaş olmalı, nehrin suları tam gerekli hızda ilerlemelidir. Yani Nil'in debisini oluşturan yağışlar da tam bu şekilde Allah'ın yarattığı kader ölçüsünde belirli bir hesap ile olmuştur.


3. Esen rüzgarlar da sandığı yine tam gerektiği şekilde etkilemelidir. Yani rüzgar da bir kader doğrultusunda esmektedir. Ne çok esip sürüklemeli, ne ters esip yönünü değiştirmeli ne de yavaş esip hızını azaltmalıdır.


4. Nil boyunca başka kimse bu sandığı bulmamalıdır. Yani sakıncalı hiç kimse oradan geçmemeli, oradan geçmekte olan hiç kimse de ona rastlamamalıdır. Dolayısıyla Nil çevresinde yaşayan herkes bir kader doğrultusunda oradan geçmeyecek veya sandığı görmeyecektir. Nitekim bu şart da Allah'ın tespit ettiği kadere göre gerçekleşmiştir.


5. Hz. Musa'nın hayatı gibi Firavun ve ailesinin hayatı da bir kader doğrultusundadır. Onlar da tam olmaları gereken saatte ve olmaları gereken yerde olmalı ve Hz. Musa'yı bulmalıdırlar. Belki Firavun ailesi Nil kenarına daha erken gelmeyi planlamış olabilir. Onların gecikmesine sebep olan da kaderlerindeki işi yaparak olması gerekeni sağlamıştır.


Bunların hepsi Firavun'un Hz. Musa'yı bulmasını sağlayan sebeplerden birkaçıdır. Hepsi de Allah'ın Hz. Musa'nın annesine daha önceden vahyettiği söze uygun olarak tam gerektiği şekilde gerçekleşmiştir. Gerçekte Allah'ın Hz. Musa'nın annesine verdiği söz de ve gerçekleşen tüm diğer olaylar da, Allah'ın ezelde tespit ettiği kadere göre olup bitmiştir.


Hz. Musa'nın kaderinde olan olaylar sadece buraya kadar anlattığımız gibi hadiseler değildir. Hayatının her anı belli bir kader çizgisiyle örülmüştür. O ne doğduğu yeri, ne doğduğu yılı, ne kendi kavmini ne de anne ve babasını seçmiştir. Bunların tümünü Allah takdir etmiş ve yaratmıştır.


Daha ince ve detaylı olarak düşündüğümüzde kaderin hayatın her anına nasıl mutlak şekilde hakim olduğunu daha yakından hissedebiliriz. Bu kıssa da bunu çokça hatırlatarak üzerinde düşünülmesini sağlar. Allah, Hz. Musa kıssasındaki tüm bu detaylarla, aslında Kendisinin, tüm insanların ve tüm kainatın kaderini de önceden takdir ettiğini bizlere hatırlatmaktadır.


Nasıl Hz. Musa Nil'de kaderin sevkiyle hareket ediyorsa Firavun ve ailesi de onunla karşılaşacakları yere kaderleri doğrultusunda gitmişlerdir. Ayetlerde Firavun ailesinin, aynen Allah'ın daha önce Hz. Musa'nın annesine vahyettiği gibi davrandıkları, yani onu bilmeden himaye altına aldıkları şöyle anlatılır:


Nihayet Firavun'un ailesi, onu (ileride bilmeksizin) kendileri için bir düşman ve üzüntü konusu olsun diye sahipsiz görüp aldılar. Gerçekte Firavun, Haman ve askerleri bir yanılgı içindeydi. Firavun'un karısı dedi ki: "Benim için de, senin için de bir göz bebeği; onu öldürmeyin; umulur ki bize yararı dokunur veya onu evlat ediniriz." Oysa onlar (başlarına geleceklerin) şuurunda değillerdi. (Kasas Suresi, 8-9)


Böylece Firavun ve ailesi, kaderlerinin nereye gittiğini bilmeden ancak o kadere tabi bir şekilde Hz. Musa'yı buldular ve onu evlatlıkları olarak yanlarına aldılar. Hatta Hz. Musa'yı kendileri için bir fayda getirir umuduyla yanlarında tuttular.
__________________
''Türkiye, Atatürk'ü Allah'a borçlusun, geriye kalan her şeyi de Atatürk'e...''
Suzim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
3 Üyemiz Suzim'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 28.06.15, 01:48   #83
Müdavim

Suzim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2015
Konular: 1199
Mesajlar: 6,725
Ettiği Teşekkür: 15582
Aldığı Teşekkür: 21872
Rep Derecesi : Suzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Huzurlu
Standart Cevap: Eski (Antik) Mısır Medeniyeti

Ölüler Şehri (Ölüler Kenti)


Kahire Kalesi'ne giden yol üzerinde şehir dışında yer alan eski bir Memluk kenti. Her ne kadar adına ölüler kenti dense de bu evlerde 500 bin kişinin yaşadığı tahmin ediliyor.

Son 150 yılda Kahire'nin (Arapça: Al-Qāhira - "galip") nüfusu büyük ve hızlı bir artış gösterdi. Dolayısıyla kent sınırları her yönde genişlemeye ve farklı nitelikte yeni yaşam alanları yaratmaya başladı. Kahire'nin doğusunda, Ortaçağ'dan beri önemini koruyan El-Ezher Camisi'nin ve Üniversitesi'nin çekirdeğini oluşturduğu İslâmî merkez yer alır. Ancak kentin kontrolsüz gelişimi bu dini çekirdeği aşarak Kahire'nin eski mezarlıklarına yönelmiştir. Bugün burada, Kahirelilerin sadece"Arafa", yani mezarlık, yabancıların ise "Ölüler Kenti" diye isimlendirdiği, ilk başta fikrine alışması bile zor gelen bir çeşit gecekondu bölgesi yer almaktadır.

Kahire'nin İslâmî merkezinden güneydoğuya uzanan ve aradaki Salah Salem Caddesi ile ayrılan Ölüler Kenti, birkaç kilometre boyunca devam eden geniş bir alanı kaplar ve bugünkü nüfusu 250 binin üzerindedir. Ölüler Kenti'nin sakinleri kentin hemen her yerinden savrulan aşırı yoksullar, evsizler ve ayrıca Mısır'ın farklı kırsal bölgelerinden kente göç edenlerden oluşur. Bunların çoğu kalabalık aileleriyle beraber buraya gelip yerleşmiş ve yeni bir kentli topluluk oluşturmuşlardır. Bugünse çoğu turistin şaşkınlıkla anlattığı gibi berberi, bakkalı, okulları, elektriği, suyu ve hatta belediye otobüsleri olan, yaşayan bir mezar kent durumundadır.

Kahire'nin eski mezar geleneği, birçok kültürden farklı olarak ölünün konduğu mezarla beraber birbirine bitişik iki oda ve çevresi duvarla çevrili açık bir avludan oluşur. Bu yapı, ölünün yakınlarının özel günlerde geceyi de geçirmelerine imkan verecek uzun süreli tören ve ziyaretleri için yapılmıştır. Bu binaların birçoğu, ölüyü olduğu kadar diriyi de konforlu bir şekilde konuk edecek kadar havadar ve aydınlıktır. Yüzyıllar boyunca bu büyük mezarlık alanda küçük bir topluluk yaşamıştır. Bunlar bekçiler, gömücüler, mezar taşçıları ve Kuran okuyucular gibi ölüye ait işleri yürüten işçilerdir. Kanun kaçakları da burayı saklanmak için zaman zaman kullanmıştır.

1930'lardan itibaren ise kentin diğer yerlerinde ucuz konut bulamayan farklı gruplar bu bölgeye yerleşmeye başlamıştır. Hem varolan eski mozole ve mezarlara yerleşerek, hem de bunların duvarlarına bitişik yeni evler yaparak burayı dönüştürmeye başlayan yeni sakinler, Ölüler Kenti'ni çoğu Kahirelinin olağan karşıladığı bir gecekondu semtine dönüştürmüştür. Zaman içinde kamusal hizmetlerden faydalanan, okulları, otobüs hatları, hatta polis istasyonu olan Ölüler Kenti, bugün olağan kent yaşamını sürdürmektedir. Hatta uluslararası standartlara göre bir gecekondu bölgesi olarak nitelendirilse de bu yaşayan mezar kentin, Kahire'nin diğer gecekondu bölgelerinden çok daha nitelikli yaşam çevresine sahip olduğu da iddia edilmektedir.

Gece gündüz yaşayan bu şehre isim olarak tezat düşen "Ölüler Şehri" ise Kahire'nin en ilginç bölgelerindendir. Aslında hayatın gerçeklerini en doğru yansıtan bölge olarak da adlandırabiliriz. Eski Memluk mezarlığının üstüne kurulmuş olan bu yerleşim birimi zaman içerisinde insanların yaşadığı kocaman bir kent haline gelmiş ve insanlar eski mezarların üstünde umarsızca yaşam mücadelelerini verir olmuşlar. Ölümle yaşamın bu denli iç içe bulunduğu bu yerde yaklaşık 500 bin kişinin yaşadığı belirtiliyor.

Mısır'da ölüler bizdekinin tersine toprağa gömülmüyor, inşa edilen mezar evlerde defin ediliyor. Onların ölülerini toprağa gömmemelerinin nedeni zeminin kum olması. Kum zemin sürekli kaydığı için onlar da buna önlem olarak iki katlı mezar evler inşa etmiş. Aile kabristanları işte bu mezar evler. Her ailenin bir mezar evi var. Ölüler bu evlerin alt katına gömülüyor. Üst katları ise boş bırakılıyor. Bu boş bırakılan odalarda Kahire'nin yoksul kesimi yaşıyor

Aslında bu mezarlıkların kaldırılması için tartışmalar yıllardır sürüyor. Hükümet bu evlerin yerine dörder katlı, modern binalar yapılması planlanıyor. Ölümle yaşamın bu denli iç içe bulunduğu bu yerde turizm gelirleri halkın direncinin en büyük nedeni... Hükümet mezarları çöle taşımak istiyor ama halk buna karşı çıkıyor..

Mısırlı çocuklar ilginç bir tartışmanın odağında büyüyorlar. İçlerinde doğdukları evlerde bulunan mezarlıkların evlerden ayrılsın mı ayrılmasın mı?
__________________
''Türkiye, Atatürk'ü Allah'a borçlusun, geriye kalan her şeyi de Atatürk'e...''
Suzim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
4 Üyemiz Suzim'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 28.06.15, 01:52   #84
Müdavim

Suzim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2015
Konular: 1199
Mesajlar: 6,725
Ettiği Teşekkür: 15582
Aldığı Teşekkür: 21872
Rep Derecesi : Suzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Huzurlu
Standart Cevap: Eski (Antik) Mısır Medeniyeti

Palermo Taşı





Firavun İsimleri ilk olarak Mısırlı rahip ve tarihçi Maneton (M.Ö. 3yy) tarafından belirlenmiştir.Ancak bunlarda yazıt ve anıtllarla çelişir. Ayrica Palermo Taşı, 7 Feet (1 Feet = 30,48 cm ) uzunluğunda 2 Feet yüksekliğindeki siyah taş yazıt; Mısır tarihinin erken dönemlerinden 5.hanedanın ortalarına kadar krallar, olaylar ve Mısır tarihi ile ilgili çeşitli bilgiler verir. Bu yazıt'in en büyük parçası Palermo'da ikinci parçası ise Kahire Mısır Müzesinde 3.kücük parçası ise (University College of London) Londra'da bulunmaktadir.





Papirüs (Cyperus Papyrus)
Papirüs (Alm. Papyruss, Fr. Papyrus, İng. Papyrus, Rusça папирус, İsp. papiro, İt. Papiro.), bataklık kıyılarında yetişen, 2-3 metre boylarında, kamışa benzeyen, çok yıllık bir otsu bitkidir. Bitkinin gövdeleri üç köşeli, sert ve düğüm (nod)leri yoktur. Çiçekler, küçük başaklar hâlinde olup; bunlar da şemşiyeye benzer durumlar yaparlar. Çiçekleri 6 parça ve kıl gibi incedir.

Koyu yeşil olan papirus, bir yıl boyunca yapraklarını dökmeyen bir bitkidir. Eğik yaprakları, gövdenin ucundaki püsküllü kısımda bulunur.

Papirüs, çok eskiden beri Mısır'da Nil kıyısında tarımı yapılmış olan bir bitkidir. Ancak bugün Aşağı Mısır'da bu bitki, hemen hemen hiç kalmamıştır. Yukarı Mısır ve Habeşiştan (Etiyopya)'da yer yer görülmektedir.

Eski Mısırlılar'ın yelken, bez, hasır ve yazı kağıdı olarak kullandıkları papirüs; onlardan Yunanlılar'a, daha sonra Romalılar'a intikal etti ve M.S. 3. yüzyılda yerini parşömen alıncaya dek kullanımı sürdürüldü.

Yunanca papirüs kelimesi Kıptice'den ödünç alınmış ve neredeyse tüm batı dillerine girmiştir.

İngilizce paper “kâğıt” ve Türk argosunda “para” anlamına gelen “papel” kelimelerinin de orijini bu kelime olmalıdır.

__________________
''Türkiye, Atatürk'ü Allah'a borçlusun, geriye kalan her şeyi de Atatürk'e...''
Suzim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
4 Üyemiz Suzim'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 28.06.15, 02:25   #85
Müdavim

Suzim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2015
Konular: 1199
Mesajlar: 6,725
Ettiği Teşekkür: 15582
Aldığı Teşekkür: 21872
Rep Derecesi : Suzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Huzurlu
Standart Cevap: Eski (Antik) Mısır Medeniyeti

Sfenks Muamması


Zaman: İÖ yaklaşık 2500
Mekân: Gize, Mısır

Tek sesli ama önce dört, sonra iki, sonra üç ayaklı, yeryüzünde ya da gökyüzünde ya da denizde bundan daha değişken bir şey yoktur. Bu şey ayakları üzerine kalktığında gücü en zayıf, yürüyüşü en yavaştır.

Sfenks'in Oidipus'a Sorduğu Bilmece



Sfenksle en çok ilişkilendirilen bilmece, Yunan efsanesinde Oidipus'un çözdüğüdür. Ancak el-Gize'deki piramitlerin yanında duran ve kötü ruhlu Yunan sfenksinin uzaktan akrabası olan Büyük Sfenks'i saran muammaların sayısı Oidipus'a sorulan bilmeceyi çocuk oyuncağı bırakacak kadar çok daha fazladır. Sfenks ne zaman yapılmıştır? Kim, kimin için yapmıştır? İçinde ya da altında gizli odalar var mıdır? Bu soruların muhtemel cevapları, arkeoloji, eski tarih ve jeoloji karışımı içindedir.





(Solda) Gize'deki Vadi Tapınağı'nda yeralan Kefren heykeli. Bu firavun, büyük olasılıkla Sfenks'i yaratan kişidir. Sfenks'in başı yapılırken firavunun başı örnek alınmıştır. (Sağda) Sfenks'in Kefren piramidinin Vadi Tapınağı yanındaki yerini gösteren el-Gize krokisi.


Sfenks Nedir?

Eski Yunanlılar sfenks kelimesinin "boğmak" (Sphingein) anlamına gelen kelimeden türetildiğini sanmışlarsa da, gerçek kökeninin Mısır dilindeki shesep ankh ("yaşayan görüntü") olması daha muhtemeldir. Bu deyim heykeller için ve zaman zaman da Büyük Sfenks için kullanılmıştır.

Mısır'da sfenksler genellikle aslan (güneş tanrıyla özdeşleşmiş bir simgedir) gövdeli ve çoğunlukla kraliyet başlığı giymiş insan başlı olarak yapılmıştır. Aslanın ve insanın birleşmesinin, kralın güneş tanrısı Ra ile birleşmesini simgelediği kabul edilmektedir. Mısır sfenksleri ile Yunan karşıtları arasındaki önemli bir fark, en eski Mısır sfenkslerinin hep erkek olmalarıdır. Orta Krallık döneminde ise ilk kanatlı sfenksler yapılmaya başlanmıştır.



(Solda) Sfenks'in pençeleri arasındaki Rüya Kitabesi. (Sağda) Sfenks'in çeşitli bölümlerindeki erozyon farklılıklarının, yontulduğu taş blokun çeşitli jeolojik katmanlarından kaynaklandığı anlaşılmıştır.


Büyük Sfenks'in Tarihçesi
Kefren piramitinin (İÖ yaklaşık 2500) geçidi yanında bulunan Büyük Sfenks 73 metre uzunluğunda ve 20 metre yüksekliğindedir. Taşocağından kalan bir kaya tepesinden yontulmuştur ve sık sık üzeri temizlenip açığa çıkarılmışsa da, genelde hemen hemen tümüyle kumlar altında kalmıştır.

Sfenksle aynı taştan yapılma, tamamlanmamış bir tapınak, 4. Hanedan zamanında (İÖ yaklaşık 2575-2465) anıtın önünde inşa edilmiştir. Bunun güneşin üç biçimi olan sabahları Khepri'ye, öğlenleri Re'ye, ve akşamları Atum'a tapınmak için yapıldığı anlaşılmaktadır. (Bu senaryo, yukarıda verilen Yunan mitolojisinin sfenks bilmecesinde anlatılan insanın üç çağına şaşırtıcı bir paralellik göstermektedir.)

Yeni Krallıkla Sfenks, belki de gömülü Sfenks'in ufuktan doğan dev bir hükümdarın başına benzediği için Horemakhet ("Ufuktaki Horus") ile özdeşleştirilmişti. Sfenksin üstünü örtmüş kumdan en ünlü temizlenişi, IV. Thutmosis (İÖ yaklaşık 1400) tarafından Sfenks'in tam önüne dikilen "Rüya Kitabesinde kayıtlıdır. Burada genç prense rüyasında, eğer Sfenks'i örten kumlardan kurtarırsa, bir sonraki kral olacağına söz verildiği yazılıdır.

Daha 18. Hanedan'dan başlayarak (İÖ yaklaşık 1550-1307), Sfenks kireçtaşı ile giydirilerek onarılmaya başlanmış ve ayakları arasına ayakta duran bir hükümdar heykeli eklenmişti. Son yıllarda, burnunu yüzyıllar önce kaybeden heykelin giderek yıkılması konusundaki kaygılar artmıştır.

Sfenks'in kayıp sakalının parçalan Giovanni Bat-tısta Caviglia ve daha sonraki kazıcılar tarafından toprak altından çıkarılmıştır. Sakalın parçalarından parçalar, British Museum ile Kahire'deki Mısır Müzesi'nde sergilenmektedir. Yakın zamanlarda erozyon ve yükselen yer suları bir sorun olmuştur ve bölge, bilimadamları tarafından heykelin çürümesinin nedenlerini tespit etmek üzere yakın bir ekolojik incelemeye alınmıştır.





(Solda) Halen büyük bir kısmı kumlara gömülü olan Sfenks, 18. yüzyıl sonlarında Napolyon'un Mısır seferine katılan ressamların taşbaskı çizimlerinde böyle resmedilmişti. (Sağda) Sfenks'in bilgisayarla tamamlanmış durumu. Yeni Krallık heykeli, Sfenks'in pençeleri arasında.
__________________
''Türkiye, Atatürk'ü Allah'a borçlusun, geriye kalan her şeyi de Atatürk'e...''
Suzim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
3 Üyemiz Suzim'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 28.06.15, 02:33   #86
Müdavim

Suzim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2015
Konular: 1199
Mesajlar: 6,725
Ettiği Teşekkür: 15582
Aldığı Teşekkür: 21872
Rep Derecesi : Suzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Huzurlu
Standart Cevap: Eski (Antik) Mısır Medeniyeti

Sfenks Kaç Yaşındadır?


Sfenksin çevresi 4. Hanedan hükümdar piramitleri ve kraliyet memurlarının mastaba-mezarlarıyla sarılı olduğundan, onun da aynı tarihte yapılmış olacağı varsayılmıştır. Auguste Mariette'in 1853'te, yakınlardaki 4. Hanedan hükümdarı Kefren'in Vadi Tapınağı'nı ortaya çıkarması, heykelin yaratıcısının o firavun ve Sfenks başının onun yüzü olduğu iddialarının ortaya atılmasına neden oldu.

18. Hanedan Rüya Kitabesi'ndeki yazıda Kefren'e bir atıfta bulunulmuş olabilir. Sfenks başının çeşitli unsurları, başlığı ve genel fizyonomisi 4. Hanedanın kraliyet heykelleriyle kıyaslanabilir şeylerdir.

Ancak arkeoloji ve sanat tarihine dayanan bu inandırıcı tarih belirleme kanıtları, 1992'de Amerikalı jeolog Robert Schoch'un, Sfenks kayası ile çevresinin 4. Hanedan'dan en az 2500 yıl önce yağmur suları nedeniyle erozyona uğramış olduğunu gösteren kanıtlar bulduğunu söylemesiyle geçici bir süre sarsılmıştı.

Schoch bu erozyonun Sfenks'in gövdesi yontulduktan sonra gerçekleştiğini söylemiş, sonra böyle bir şeyi yaratacak yağmurların ancak Neolitik Dönem'de, ÎÖ 7000 ile 5000 yılları arasında gerçekleşebileceğini ve üçüncü olarak da heykel ile tapınağının iki aşamada yapıldığını iddia etmişti. Sanat tarihi açısından başın daha genç olmasına da bir 4. Hanedan hükümdarı tarafından yaptırıldığı ya da yeniden yontulduğu açıklamasını getirmiştir.

Sfenks'in geleneksel Mısırbilim tarihlemesine destek, başka bir Amerikan jeologu olan James Harrell'den gelmiştir. Harrell, erozyonun Nil'in taşan sularının getirdiği ıslak kumlarla oluşabileceğini ve ayrıca arazinin topograf isinin, yağmur sularının Sfenks'e doğru akmasına neden olacağını, böylece Eski Krallık zamanındaki yağışların Schoch'un gözlemlediği erozyon etkilerini yaratabileceğini iddia etmiştir.

1980'li yıllarda Sfenks'in gayet zahmetli bir iş olan fotogrametrik bir taramasını yapmış olan Mark Lehner, Schoch'un iddialarının bazılarını ve bu arada Sfenks'in ve tapınakların iki aşamada inşa edildiği iddiasını reddetmiş, bunun eski Mısırlıların bilinen inşaat yöntemlerine tümüyle aykırı olacağını belirtmiştir.

Sfenks'in batı ucundaki bir bölmede tipik bir 4. Hanedan çömleği ile üzerinde bakır izleri olan taş çekiçler bulunmuştur. Bundan da, İÖ 4. binyıldan önce Mısır' da bulunmayan bu tür aletlerin anıtı yontmak için kullanıldığı sonucu çıkarılmıştır. Bunun dışında 4. Hanedan çömleklerinin bulunduğu katmanın hemen üstünde, tamamlanmamış Sfenks tapınağı için hazırlanmış büyük bir taş blok bulunmuştur.

Lehner, son olarak Kefren piramitinden çıkarılan büyük boyutlu çok sayıda heykelin de, Sfenks'in yaratıcısının o olduğunu gösterdiğini iddia etmektedir.


Sfenks'in İçinde Gizli Odalar Var Mı?

Orta Çağdan başlayarak Sfenks'in altındaki gizli odalar hakkında hikâyeler anlatılmaya başlanmıştır. İki Arap yazarı (el-Makrizi ve el-Hüdai) Sfenks'in altında her biri üç piramitten birine giden üç geçidin bulunduğu bir odayı tarif etmişlerdir.

Bu hikâyeleri duyan ilk Avrupalı gezginlerden Johannes Helferich (1579), başa kadar giden bir tünel olduğunu anlatınca, eski rahiplerin, tapınanları bu yolla Sfenks'in sözlü kehanetlerde bulunduğuna inandırdıkları söylenmiştir. Ancak Helferich'in anlatımına eşlik eden tahta basmadaki çizimde Sfenks'in sanki Yunan Sfenks'inin dişisiymiş gibi memeli olarak gösterilmesi bu gezginin güvenilirliğini zedelemiştir.

Caviglia (1816), Gaston Maspero (1881-1914), Emile Baraize (1926-34) ve Selim Hasan'ın (1936-8) arkeolojik araştırmaları, Sfenks'in ne altında ne de tapınaklarında gizli odalar olmadığını ortaya çıkarmıştı. Heykel ile gizli bilgilerin bulunduğu toprak altında gömülü bir oda arasında ilişki 1930'larda Amerikalı medyum Edgar Cayce tarafından bir kere daha ortaya atıldı.

Cayce, Atlantis'in bilgeliğinin Sfenksle ilişkili bir yeraltı belgeler salonuna yerleştirildiğini ve bunun 20. yüzyılda yeniden keşfinin büyük bir felaket getireceğini iddia etmişti. 1977-8 ve 1992-3'te yapılan dirençlilik araştırmalarında Sfenks civarında anormallikler (belki de boşluklar nedeniyle elektrik direncinde oynamalar) ortaya çıkmışsa da, daha sonraki elektromanyetik taramalarda bu anormalliklerin doğal çatlaklar ve boşluklar olduğu ortaya çıkmıştır.

Mark Lehner'in Sfenks araştırmaları, çeşitli inşaat aşamalarının ve heykelin eski ve çağdaş restorasyonlarının daha kapsamlı olarak anlaşılmasını sağlamıştır. Lehner, Sfenks'le ilişkili üç geçit olduğunu saptamıştır. Bunlardan biri, başın hemen arkasına, boynun üst kısmına Albay Richard Vyse tarafından 19. yüzyılda delinmiş küçük bir baca deliğidir. Diğer ikisinin tarihleri bilinmemektedir ve bunlarda herhangi bir insan yapısı eşyaya ya da yazıta, rastlanılmamıştır.

Böylece kanıtlar Sfenks'in ne Neolitik bir anıt ne de Atlantis'le ilgili bir dosya dolabı olmadığını göstermiştir. Ancak onun neden ve kimin kim için yaptırdığı ile Eski Krallık kayıtlarında neden bir kayda rastlamadığımız muammalarını çözene kadar Mısır heykellerinin bu en büyüğünü saran esrar havası devam edecektir.

Eski Yunan'da sfenks İÖ 1600 dolayında ortaya çıktı. Yunanistan'a sfenks Asya'dan gelmişti ama görünümü daha değişikti. İÖ 1200'den sonra 400 yıl boyunca Yunanistan'da hiçbir yerde rastlanmayan sfenksler, Asya'da, Tunç Çağı'ndakilere benzer biçim ve pozlarda varlıklarını sürdürdü.

8. yüzyıl sonunda sfenks kavramı, Eski Yunan sanatında yeniden ortaya çıktı ve 6. yüzyılın sonuna değin yaygınlığını korudu. Çoğu zaman doğu özellikleri taşıyan bu sfenkslerin doğu kaynaklı olduğu açıktı, Tunç Çağı'ndakilerin devamı olamazdı.

__________________
''Türkiye, Atatürk'ü Allah'a borçlusun, geriye kalan her şeyi de Atatürk'e...''
Suzim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
3 Üyemiz Suzim'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 28.06.15, 02:35   #87
Müdavim

Suzim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2015
Konular: 1199
Mesajlar: 6,725
Ettiği Teşekkür: 15582
Aldığı Teşekkür: 21872
Rep Derecesi : Suzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Huzurlu
Standart Cevap: Eski (Antik) Mısır Medeniyeti

Tutankamon'un Laneti




Mezarında inanılmaz bir zenginlik bulunduğu halde Tutankhamon (MÖ: 1361-1352), hâlâ hakkında en az bilgi bulunan firavundur. Tahta çıkma hakkını, ünlü Kral Akhenaton (MÖ.1379-1362) ile Kraliçe Nefertiti'nin kızı Prenses Ankhesenpaaten'le evlenerek elde etmişti. Tutankhamon'un ebeveyninin kimler oldugu konusunda, bazı uzmanlar bu firavunun ,"Akhennaton'un Nefertiti dışında bir kadından olan oğlu" tezini ileri sürüyorlar. Bazı uzmanlara göre de Tutankhamon,Akhenaton'un babasi III: Amenofis'in (MÖ.1417-1379) birinci karısı Tiy'den dogmuştu. Kesin olan, Tutankhamon'un III.Amenofis ve Akhenaton'la akraba ve soylu olduğudur.

Dokuz yaşında tahta çıkan ve adı 12 yaşına kadar "Tutankhaten" (Güneş Tanrısı Amon'un yaşayan temsilcisi) olan Tutankhamon, krallar arası savaşların en yoğun olduğu dönemde doğmustu. Kralların fethettikleri toprakların genişlediği ve komşu ülkelerden de altının ülkeye aktığı bu dönemde Mısır,dünyanın en zengin ülkesiydi. Firavun, vaktini daha çok yönetimin bulunduğu Memphis'te geçiriyordu ama Mısır'ın başkenti Teb Şehri'ydi. Tutankhamon'un tahta çıktığı sırada Mısır'ın bütün tapınakları bakımsızlıktan kırılıyordu.

Yönetimdeki karışıkların önü alınamıyor, Suriye'ye düşmanla çarpışmaya giden ordu sürekli yeniliyordu. Tutankhamon ,"babası" Amon'un Ptah'in ve diğer tanrıların altın heykellerini yaptırdı. Çözülmüş olan rahiplik kurumlarını düzenledi, tapınakların hazinelerine büyük bağışlar yaptı. Akhenaton, Güneş Tanrısı Aton'a bağlı tek tanrılı bir düzen kurdu ve Mısır'lıları diğer tanrıları bırakmaları için zorladı. Başkenti Teb'den, Akhetaton (şimdiki el-Amarna)'ya taşıdı. Firavun, Akhenaton'un tersine "Eski Rejim"i canlandırdı ve III. Amenofis zamanında bitirilmemiş olan anıtların tamamlanması işine girişti. Bu işlerin arasında Luxor tapınağı da vardır. Bugün, Tutankhamon'un tahtta kaldığı dokuz yıl boyunca askerî bir harekata katılmadığı düşünülüyor.
__________________
''Türkiye, Atatürk'ü Allah'a borçlusun, geriye kalan her şeyi de Atatürk'e...''
Suzim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
3 Üyemiz Suzim'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 28.06.15, 02:39   #88
Müdavim

Suzim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2015
Konular: 1199
Mesajlar: 6,725
Ettiği Teşekkür: 15582
Aldığı Teşekkür: 21872
Rep Derecesi : Suzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Huzurlu
Standart Cevap: Eski (Antik) Mısır Medeniyeti

Sadece keşif için General Horemhem komutasında Filistin'e ve Lübnan'a asker gönderdiği sanılıyor.




Tutankhamon, 19 yaşındayken aniden öldüğü için geride vasiyet bırakmamıştır. Kafatasında, sol kulağın arkasında tahribat bulunduğu için, ölümünün bir kaza sonrasında oldugu sanılıyor. Ancak, şu anki Mısır bilimcilerin ürettiği senaryolara göre Tutankhamon'un generali Horemheb, iktidarı ele geçirmek için Tutankhamon'un kafasının arkasına sert bir cisim ile vurmuş ve ölümüne neden olmuştu.



Mezarının yanında bulunan iki küçük tabuttaki ölü doğmuş bebeklerin, Tutankhamon'la çok sevdiği eşi Ankesenamun'un çocukları olduğu sanılıyor. Bunun yanısıra hayvan mumyaları da bulunmustur.

Tutankhamon'un mezarında bulunan lambada ise, günışığı ile görülmeyen; ancak zifîrî karanlıkta ikisinin burun buruna figürleri bulunmaktadır.

Tutankhamon'un ölümünden sonra, tahta çıkan General Horemheb,Tutankhamon'un tapınaklarını kendisine aldığı gibi, onun adını da unutturmak istemiş; ama bilinmeyen bir nedenle Tutankhamon'un lahdine dokunmamıştı.

Kanaatimce, kendisinin işlediği cinayeti -dikkat çekmemek üzere- örtbas yöntemlerinden biriydi. İşte bu lahit, 1922 yılında Lord Carnarvaon ve Howard Carter adlı iki Ingiliz ejiptolog tarafindan bulundu. Tam 3000 yıl sonra Horemheb'e ilginç bir oyun oynamış, sonunda Tutankhamon yine üne kavuşmuştu.

Altta okuyacağınız bölüm ise, "Tutankhamon'un bir lanet perdesi ile mezarını koruduğu" sorusunu sizlere soracaktir:

__________________
''Türkiye, Atatürk'ü Allah'a borçlusun, geriye kalan her şeyi de Atatürk'e...''
Suzim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
3 Üyemiz Suzim'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 28.06.15, 02:42   #89
Müdavim

Suzim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2015
Konular: 1199
Mesajlar: 6,725
Ettiği Teşekkür: 15582
Aldığı Teşekkür: 21872
Rep Derecesi : Suzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Huzurlu
Standart Cevap: Eski (Antik) Mısır Medeniyeti

Tutankhamon'un Laneti

Eski Mısır Uygarlığı, büyük, ilgi çeken gizemini sürdürüyor. Kazılar, arkeoloji araştırmaları sürdükçe ortaya yeni bilgiler çıkıyor. Bulunan her yeni kalıntı, bilinenleri değil, bilinmeyenleri çoğaltıyor sanki. Mısır'da yaşanan en ilginç olaylardan biri de Firavun Tutankhamon'un mezarının açılmasıyla ilgiliydi. Herşey, Carnavon Lordu'nun ölümüyle başladı.
İngiltere'de Bir Cenaze Töreni
1923 yılının 30 Nisan günü İngiltere'nin Hampshire bölgesinde, Beacon Tepesi'nde, sade bir cenaze töreni düzenlendi.Törene katılanlar heyecanlıydılar. Çünkü toprağa vermek üzere oldukları Carnarvon Lordu George Edward Stanhope, gizemli bir biçimde öldürülmüştü. 3000 yıllık lanet… Herkes, Lord'un Eski Mısır'ın 18. Sülale firavunlarından Tutankhamon'un lanetine uğradığına inanıyordu. Lord, bu firavunun mezarının açılması için para harcamış ve bizzat kazılara katılmıştı.

Carnavon
Lordu'nun ölümünü başka ölümler izledi. Tutankhamon'un mezarına girip çıkan ya da bu işe karışan birçok insan, anlaşılmaz bir biçimde yaşamını yitiriyordu. Firavun Tutankhamon öleli, 3000 yıldan uzun süre geçmişti.Yani, 3000 yıl sonrasına uzanan bir lanetten söz ediliyordu.


Lord, Mısır'a Gidiyor
Bu esrarengiz "mezar açma" olayını aydınlatabilmek için ise, Carnarvon Lordu'nun Mısır'a gidişinden başlamak gerekiyor. Parası bol, yapacak işi pek olmayan İngiliz soylusu Carnarvon Lordu, dünyayı dolasıyor, keyfine göre yaşıyorken,1901 yılında Almanya'da Bad Schwalbach kaplıcalarında bulunduğu sırada bir araba kazası geçirdi. Göğsü, çok kötü zedelendi. İngiltere'ye döndü.

Soluk almakta güçlük çekiyordu. Bir süre tedavi gördükten sonra iyileşti. Ama özel doktoru ona tedbirli davranmasını tavsiye etti. Özellikle kış mevsimlerini soğuk İngiltere yerine, ılıman ve kuru bir iklimin egemen olduğu ülkelerde geçirmeliydi. O günlerde Misır, Avrupalılar için çok gözde bir ziyaret yeriydi. Lüks oteller ve tarihsel kalıntılar, çok sayıda turisti buraya çekiyordu. Özellikle Krallar Vadisi denilen yerde yapılan kazılara Lord büyük ilgi duydu.
__________________
''Türkiye, Atatürk'ü Allah'a borçlusun, geriye kalan her şeyi de Atatürk'e...''
Suzim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
3 Üyemiz Suzim'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 28.06.15, 02:47   #90
Müdavim

Suzim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2015
Konular: 1199
Mesajlar: 6,725
Ettiği Teşekkür: 15582
Aldığı Teşekkür: 21872
Rep Derecesi : Suzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Huzurlu
Standart Cevap: Eski (Antik) Mısır Medeniyeti

Arkeolog Carter


Carnarvon Lordu, Mısır'da kısa sürede eski sağlığına kavuştu. Ama Mısır'dan bir türlü kopamadı. Sanki bir şey, onu dürtüyordu. Eski Mısır uygarlığını incelemeye başladı. Yapılan kazıları izlemeye koyuldu ve birgün bizzat kendisi bu kazılara katıldı. 1907 yılında yine Mısır'dayken yurttaşlarından arkeolog Harold Carter'la tanıştı ve onu kendisine danışman yaptı. Carter, 33 yaşındaydı ve 17 yaşından beri Mısır'daydı. Birçok kazıda bulunmuş, ünlü akeologlara yardımcılık yapmıştı. Tarihî Kalıntılar Servisi'nde çalışmış ve Krallar Vadisi'ndeki kazıları denetlemisti; ama Mısır yetkilileriyle arasında anlaşmazlık çıkınca, görevinden istifa etmişti.

Carnarvon Lordu kendisine rastladığı sırada, manzara ressamlığı yaparak hayatını kazanmaktaydı.O da nedense bir türlü Mısır'dan ayrılamıyordu.

Carnarvon Lordu, ona yılda 400 Ingiliz Sterlini ücret ödemeye başladı.

Mısır'da mezar demek, hazine demekti. Çünkü eski Mısırlılar, ölülerini öbür dünyaya en değerli hazineleriyle birlikte gömerek uğurlardı. Lord, bulunacak bir hazine ile Carter'e ödediği parayı kat kat çıkaracağına inaniyordu.

Arkeolog Carter, Carnarvon Lordu'nun parasıyla 15 yıl boyunca kazılar yaptı. Birinci Dünya Savasşı sırasında bile araştırmalarını sürdürdü. Bazen çok ilgi çekici bir mezar bulduğu oluyordu; ama yapılan masrafı karşılayacak bir tarihsel yapıt ya da hazine ortaya çıkmıyordu. 1922'de Lord, Ingiltere'deyken Carter'a bir mektup yazarak, aralarındaki anlaşmayı iptal etmek istediğini bildirdi. Oysa Carter, o sıralarda önemli bir mezarın izi üstündeydi. İngiltere'ye gidip Lord'u kazıların sürdürülmesine ikna etmeyi başardı. Ekim ayında Mısır'a döndü. Kazıların yapıldıgı Luksor bölgesine yerleşti. Kendisine şans getirmesi için bir kanarya satın aldı.


Carter, Mezarın İzinde

1 Kasım 1922'de o güne kadar hiç kazılmamis bir hektarlık bir üçgende çalışmalara baslayan Carter, 4 Kasım'da çökmüs bir merdiven girişi buldu.

Bir gün sonra ise, bu girişin oldugunu kesin biçimde anlamıştı. İngiltere'ye telgraf çekmesi üstüne Lord, kızı Lady Evelyn ile birlikte Mısır'a gelerek bizzat kazılara katilmaya basladı. 26 Kasim'da, yaptıkları kazının bütün molozlarını temizlemişlerdi. Ardından sanki içeriden kilitlenmişçesine kapalı duran bir kapıyı açmayı başardılar. İçeri ilk giren Carter oldu. Gördükleri karşısında adeta dili tutuldu. Bu çok odali mezarın giriş odası bile hazinelerle doluydu.


Lord, Olayı The Times'a Satıyor

Lord, o ana kadar harcamış olduğu paraları çıkarmak istiyordu. Mezardan ne kadar değerli seyler çıkarsa çıksın, onlara sahip olması olanaksızdı. Çünkü Mısır hükümeti, kazıyı denetliyordu. Lord, mezarla ilgili bilgileri The Times gazetesine para karşılığı sattı. Böylece İngiliz okurlar, kazı sırasında olan biten herşeyi günü gününe izlemeye başladılar.


Tutankhamon'la Buluşma

Lord Carter, Lord'un kızı Lady Evelyn ve Carter'in yardımcısı,Arthur Callender ile birlikte bir gece mezarın ana bölümüne girmeyi başardılar.

Tümü, gördüklerinin gerçek olup olmadığından kuşkuya düştüler. Herşey altındandı. Firavun'un mumyasının koskocaman bir altın sandukanın içinde olduğu anlaşılıyordu. Duvarlarda altın çerçeveli resimler vardı. Bunlar da firavunun ailesine aitti.Tanrı Osiris'i sembolize eden parlak, cilalı altın bir mask da duvarda asılıydi. Carter ve Lord, ne bulduklarını biliyordu. Bu mezar, 18. Sülale krallarından Tutankhamon'undu.Tutankhamon, M.Ö 1346-1339 arasında bir tarihte ölmüş,o tarihten bu yana mezar hiç açılmamıştı.Varlığı bile bilinmiyordu.. Carnarvon Lordu, bulduklarını bütün dünyaya ilan etti. Kazı sırasında çıkan bütün molozlar temizledikten sonra resmî açılış yapıldı. Gazeteciler, fotoğraflar çektiler. Olay, bütün dünyaya duyruldu.

"Ölüm Gelecek…"

Kazılar devam ederken ilgi çekici birşey olmustu. Bütün vaktini kazı terinde geçiren Carter, kaldığı eve pek uğramıyordu.Oraya nasıl geldiği bilinmeyen bir kobra yılanı evine girmiş ve Carter'in kafeste yaşayan uğurlu kanaryasını yiyivermişti. Kazılarda çalışan Mısır'lı işçiler, inançlı kişilerdi. Bu olayı duyunca çok heyecanlandılar. Bunu bir uğursuzluk belirtisi olarak kabul ettiler. Çünkü kobra yılanı, Mısır hükümdarlığının simgesiydi ve Tanrıça Vadeet tarafindan korunduğuna inanılan bir hayvandı. İşçiler, aralarında olayı şöyle yorumladılar: "Yakında ölüm gelecek…"

Turistler, Mısır'a Akın Ediyor

Tutankhamon'un mezarı, dünyada büyük ilgi gördü. Mısır'daki meraklılar yetmiyormuş gibi binlerce Avrupalı turist, Mısır'a akın etmeye başladı. Mezarın girişine hergün binlerce insan geliyordu. Arkeologlar, bilim adamları, kâşifler, mezarı ve hazineleri görmek için birbirlerini eziyordu. Bâzı serserilerin olay çıkardığı da oluyordu… Firavun Tutankhamon'un 3000 yılını aşkın bir zamandan beri süren "ebedî istirahati"ne son verilmişti.
__________________
''Türkiye, Atatürk'ü Allah'a borçlusun, geriye kalan her şeyi de Atatürk'e...''
Suzim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
3 Üyemiz Suzim'in Mesajına Teşekkür Etti.
Cevapla

Bu Sayfayı Paylaşabilirsiniz

Etiketler
antik, eski, medeniyeti, mısır


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



WEZ Format +3. Şuan Saat: 08:21.


Powered by vBulletin® Version 3.8.8
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0 PL2 ©2011, Crawlability, Inc.
Copyright ©2000 - 2017 www.forumgercek.com
Protected by CBACK.de CrackerTracker
Önemli Uyarı
www.forumgercek.com binlerce kişinin paylaşım ve yorum yaptığı bir forum sitesidir. Kullanıcıların paylaşımları ve yorumları onaydan geçmeden hemen yayınlanmaktadır. Paylaşım ve yorumlardan doğabilecek bütün sorumluluk kullanıcıya aittir. Forumumuzda T.C. yasalarına aykırı ve telif hakkı içeren bir paylaşımın yapıldığına rastladıysanız, lütfen bizi bu konuda bilgilendiriniz. Bildiriniz incelenerek, 48 saat içerisinde gereken yapılacaktır. Bildirinizi BURADAN yapabilirsiniz.
Page Rank Icon
Bumerang - Yazarkafe
McAfee Site Denetleme
Norton Site Denetleme
www.forumgercek.com Creative Commons Alıntı-Lisansı Devam Ettirme 3.0 Unported Lisansı ile lisanslanmıştır.