Merhabalar
Forum Gerçek üyesi değilsiniz ya da Üye Girişi yapmamışsınız.
Sitemizden tam olarak yararlanabilmek için;
Lütfen Buraya tıklayarak üye olunuz.
Forum Gerçek

Forumları Okundu Kabul Et Bugünkü MesajlarYazdığım Cevaplar Açtığım Konular Kim Nerede
Geri git   Forum Gerçek > Türk ve Dünya Tarihi > Dünya Tarihi

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
Eski 03.09.10, 02:50   #1
Müdavim

OkyanusunKalbi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Sep 2009
Konular: 616
Mesajlar: 7,992
Ettiği Teşekkür: 27529
Aldığı Teşekkür: 40364
Rep Derecesi : OkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzel
Ruh Halim: none
Standart II. Dünya Savaşı | Savaşın Türkiye'ye Siyasi ve Ekonomik Etkileri

II. Dünya Savaşı


Üst soldan saat yönünde; Alman askerlerinin marşı; Toplama kampındaki Yahudiler; Berlin Muharebesi'nde Kızıl Ordu askerlerinin Reichstag'ı işgal edişi; Nagasaki'ye atom bombası saldırısı; Çin Cephesinde ilerleyen Japon askerler; Stalingrad Muharebesi'nde Kızıl Ordu birliklerinin karşı taarruzu
II. Dünya Savaşı, 20. yüzyılda dünya çapında yapılan iki savaştan ikincisidir. Altı yıl boyunca, dünyanın çeşitli bölgelerinde süren kesintisiz savaşlarla baş gösteren II. Dünya Savaşı'nın, Alman ordularının Polonya'ya saldırdığı 1 Eylül 1939 tarihinde başladığı kabul edilir. Ne var ki birbirinden kopuk görünseler de bu tarihten önceki çatışmalar da, savaşta birincil rol oynayan tarafların stratejik hedefleri arasında yer aldığından, savaşın başlangıcı tarihsel olarak daha önceleridir. Kimi tarihçiler ve uzmanlar tarafından I. Dünya Savaşı'nın devamı hatta son hesaplaşması olarak da görülmektedir.

I. Dünya Savaşından sonra Almanya'nın kaybettiği topraklar




Versay Rejimi ve Hitler'in Yükselişi
Adolf Hitler'in 1933 yılında iktidara gelmesinden itibaren savaşın sonuna kadar izlediği strateji, üç aşamalı bir stratejidir. Hitler, iktidara gelmesinin hemen ardından Alman ekonomisinin büyümesini hedef almıştır. I. Dünya Savaşı’ndan yenik çıkmak ve 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı sonucunda Alman ekonomisi ciddi sıkıntılar içerisine girmiştir. Yaşanan yüksek enflasyon, aşırı boyutlara varan işsizlik ve bunlara bağlı olarak sanayideki üretim-hammadde dengesizliği bu sıkıntıların başlıcalarıdır. Ayrıca orta sınıfların ve iş adamların sol ve komünizm korkusu Hitler'in yükselişinde çok önemli bir rol oynamıştır.

Ekonominin düzene sokulmasının ardından stratejisinin ilk adımında Hitler, Alman kara, deniz ve hava kuvvetlerinin, Versay anlaşmasıyla getirilen sınırlamalardan kurtulmasını sağlamak olmuştur.

II. Dünya Savaşı'na Katılan Devletler



Müttefik Devletler yeşil (Pearl Harbor Saldırısından sonra katılanlar açık yeşil), Mihver Devletleri mavi (işgal ve ilhak edilen devletler dahil) ve tarafsız ülkeler gri renkle belirtilmiştir.





11. Uluslararası Tugaya bağlı T-26, İspanya'da Belchite yakınında (Eylül, 1937)


İspanya İç Savaşı


Ülkede 1898'den beri önemli kolonilerin kaybedilmesi ile hızlanan ekonomik ve sosyal çöküntü iç savaş ortamını hazırlamıştır. 1923'te diktatör General Dö Rivera başa geçene kadar 33 tane kabine değişmiştir. Ülkenin yeni monarşik yapısında politik açıdan istikrarsız bir durumda oluşu, ekonomik ve sosyal durumu çok kötü bir biçimde etkilemiştir. Aynı zamanda asiller ve ordunun karşılıklı çıkarlar nedeniyle kralcı ve dolayısıyla sağ görüşlü olması gibi bir durum söz konusuydu. Ancak bu gruba karşıt Katalonya ve Bask bölgesindeki halk ve komünistler vardı. Bu gruplar De Rivera'nın döneminde biraz daha durulmuş gözükselerde yine de onun kendilerini zaptedememesi sonucu yönetimden gitmesi sonrası kurulan 2. Cumhuriyette Nasyonalistler ve sonrasında Cumhuriyetçiler yönetime gelmişler; ancak ülke içersinde büyüyen karmaşayı engelleyememişlerdir. Bunun sonucunda Cumhuriyetçiler ile Milliyetçiler arasında iç savaş başlamıştır. İlk başlarda Cumhuriyetçiler avantajlı görünmüşlerdir; ancak daha sonra İspanya Afrikası ve İspanyol ordusunun bir kısmı milliyetçilere katılmıştır. Hitler ve Mussolini radikal eylemlerle Alman ve İtalyan pilotlarını savaşa sokmuş ilk zırhlılarını İspanya'da denemiştir. 1939'da General Franco önderliğinde milliyetçi güçler tamamen yönetimi ele geçirdiğinde toplam ölü sayısı 600.000 civarındadır.





Anti-Komintern Paktı




Japon İmparatorluğu, Sibirya ve Moğolistan sınırlarında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'le(SSCB) sürtüşmektedir. Bu gerilim Almanya'ya Japonya'yla yakınlaşma şansı tanır. 25 Kasım 1936 tarihinde Anti-Komintern Paktı'nı imzalarlar. Buna göre, her iki ülke, içlerinden birisi Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği(SSCB) tarafından saldırıya uğrarsa diğerine destek sözü verir.
Japonya Berlin Büyükelçisi Kintomo Mushanokōji ve Almanya Dışişleri Bakanı Joachim von Ribbentrop Anti-Komintern Paktını imzalarken Berlin, İtalya'nın da bu anlaşmaya katılımı için baskı yapar. Mussolini bir yıl sonra, 6 Kasım 1937'de anlaşmayı imzalar. 1939 Şubat ayında Macaristan da Anti-Komitern Paktı'na katılır. Franco'nun İspanya'sı da bu ittifaka 27 Mart 1939'da katılır.

Ancak, II.Dünya savaşında Almanya SSCB'yle savaşmasına karşın, İspanya bu savaşta tarafsız kalmıştır.







Çin Cumhuriyetinin başkenti Nankin'in Çonghua kapısına saldıran Japon zırhlı araçlar (12 Aralık 1937 saat 12.10)


Çin- Japon Savaşı
Çin-Japon Savaşı, Japonya'nın, Çin ve Mançurya'ya yayılma arzusundan ilerleme kaydetmişler, yerleşim birimlerine karşı zehirli gaz dahi kullanmışlardır. 1937'de Marko-Polo Köprüsü bölgesindeki bir olayı bahane ederek tekrar saldırıya geçen Japonlar, 1937'de Nankin, 1938'de de Kanton ve Hankov'u aldılar. Ancak bu savaşlar klasik askeri taktikler ve strateji açısından özel bir öneme sahip değildir. Japonlar'ın Mançurya üzerinden Moğolistan'a doğru ilerlemeleri, onları Rusya ile karşı karşıya getirmiştir. Bu durum Rusya'yı iki cepheli savaşa zorladığından 1939 yazında Stalin'i Hitler ile ittifak yapmaya zorlamıştır. Ancak Ruslar, 1939'da Kolkin'de Japonları yenmişler ve böylece Japon Kara Kuvvetlerinin modern bir güç karşısında başarılı olamayacaklarını ortaya koymuşlardır. Bu mağlubiyetten sonra Japonlar tekrar Pasifik ve Güneydoğu Asya'ya yöneldiler. Bu da gösteriyor ki, Japonya'nın da tam olarak belirlenmiş bir amacı yoktur ve bunu destekleyecek strateji oluşmamıştır.



Avusturya'nın İlhakı
İlk kez 1919'larda ortaya atılan Avusturya'nın ilhakı Anschluss düşüncesi uzun süre destek görmüştür. Avusturya tarafında Sosyalistler 1933'e kadar Anschluss'u desteklemişlerdir. Ancak Nazi Partisi iş başına geldikten sonra düşünceye soğuk bakılmaya başlanmıştır. Hitler Anschluss'u gerçekleştirmek için 1934'de Avusturya'da Nazilerin iktidarı ele geçirmesine yardım etmiş; ancak bu girişim başarısız olmuştur. 1937 yılında İtalya ile Almanya anlaşınca Hitler, Avusturya üzerindeki isteklerini sertleştirmeye başlamış ve Avusturya üzerinde baskı kurmuştur. Bunun üzerine Avusturya'da 12 Mart 1938'de plebist yapılması kararlaştırılmıştır. Ancak plebisist'ten bir gün önce Alman birlikleri Avusturya'yı işgal etmiş ve Avusturya Ordusu hiçbir direniş göstermemişdir. Ertesi gün yapılan plebisit'te birleşme %99'dan fazla bir oy almıştır




Münih Antlaşması ve Çekoslovakya'nın Bölünmesi
Almanca konuşan nüfusun yaşamakta olduğu bölgelerin, Alman topraklarına katılmasıdır. Bu stratejik evrenin adımları, 12 Mart 1938'de, Avusturya'nın ilhak edilmesiyle başlamıştır. Ardından ikinci adım Çekoslovakya toprakları içindeki Sudet bölgesidir. Hitler'in baskısıyla 29 Eylül 1938 günü imzalanan Münih Anlaşmasıyla Sudet bölgesi Almanya'ya verilmiştir. Konferans, Alman, İtalyan, İngiliz ve Fransız başbakanlarının katıldığı, Çekoslovakya'nın temsici bulundurmadığı bir anlaşmadır. Anlaşmanın hayata geçirilmesi konusunda Hitler, hiç zaman kaybetmemiştir. Anlaşma, 1 Ekim 1938'de yine silah kullanılmaksızın, uluslararası anlaşmalara dayanılarak, nüfusunun yüzde elliden fazlasını Almanların oluşturduğu Sudet bölgesinin Almanlarca işgal edilmesine dayanmıştır. 15 Mart 1939'da ise Çekoslovakya'nın kalanını da topraklarına eklemeleri anlaşmada yer almıştır.

Bu olaylara kadar Hitler, stratejisinin adımlarını atarken, silah kullanmamıştır. Ancak geriye tek sorunlu bölge kalmıştır: Danzig bölgesi. Versay Anlaşmasıyla Polonya'ya verilen Danzig bölgesi, hâlâ Alman yönetiminde olan Doğu Prusya ile Almanya arasındaki kara bağlantısını kestiğinden, Alman Hükümeti, Polonya hükümetinden, Doğu Prusya'yla arada bir kara bağlantısı oluşturulması yönünde bir teklifi görüşmesini istemiş ve böylece Danzig Sorunu ortaya çıkmıştır.






Alman-Sovyet saldırmazlık paktı.

Alman-Sovyet Paktı

3 Mayıs 1939'da Sovyet Dışişleri Komiseri olan Litvinov görevden alınarak yerine Vyaçeslav Mihayloviç Molotov atanmıştır. Bu atama Sovyet dış politikasında keskin bir dönüşe işaret etmiştir. Litvinov döneminde SSCB, Alman yayılmacılığına karşı Birleşik Krallık ve Fransa ile bir protokol oluşturmak için girişimlerde bulunmuş, ne var ki her seferinde reddedilmişti. Molotov döneminde ise SSCB, Alman hükümeti ile bir saldırmazlık paktı için çalışmıştır. Uzun diplomatik görüşmeler sonucunda 23 Ağustos 1939 günü SSCB ile Almanya arasında bir saldırmazlık paktı imzalanması karara bağlanmiştır.


Genel Nedenler

II. Dünya Savaşı'nın Gelişim Süreci
  • Almanya: Öncelikle Orta Avrupa, ardından Doğu ve Batı Avrupa'yı Almanya topraklarına katmak amacındadır. İkincil planı ise Asya'ya özellikle Rusya ve Yakın Doğu'daki stratejik noktaları ele geçirmektir.
  • Japonya: I. Dünya Savaşı sonunda Almanya'nın Uzak Doğu sömürgeleri Japonya'ya verilmişti. Üstelik Çin'in bir bölümü de Japonya'nın hakimiyetindeydi. Ancak bu kadar sömürge bile hızla sanayileşen ve büyüyen Japon ekonomisini doyuramıyordu. Ekonomik çıkarlar için ABD ile yakınlaşan Japonya, savaşın patlak vermesi ile Almanya'ya yakınlaşmıştır. Pearl Harbor Saldırısı ile kesin olarak savaşa girmiştir.
  • ABD: Savaşın başında tarafsız kalan ABD, sonraları Fransa ve Birleşik Krallık'a silah yardımı yapmıştır. Japonya tarafından Pearl Harbor'da saldırıya uğramış ve kesin olarak savaşa girmiştir. ABD'nin savaşa gimesi ve Almanların Sovyetler Birliği'ni istila etmesi savaşın seyri değişmiş, Almanya genişleme politikası yerine var olan sınırlarını koruma politikasını uygulamıştır.
  • SSCB: I. Dünya Savaşı'ndan sonra batı yerine Orta Asya'ya yönelik politikalar izlemiştir. Zengin petrol rezervleri sayesinde savaşta lojistik ve teknoloji alanlarında en güçlü devletlerden biri olmuştur. Almanya ile saldırmazlık anlaşması yapmasına rağmen Alman istilasına uğramıştır.Almanlar bu istilası ve SSCB'ye karşı aldığı yenilgiler II.Dünya Savaşı'nın seyrini değiştirmiştir.
  • Birleşik Krallık: Adolf Hitler tarafından Avrupa'daki tek rakip olarak görülen Birleşik Krallık, Almanya'nın Avrupa'nın tamamına yayılmasını önlemiştir. ABD tarafından sürekli mühimmatla desteklenen Birleşik Krallık, ABD'nin savaşa girmesine kadar özellikle Kraliyet Hava Kuvvetleri ile ön plana çıkmış, Orta Avrupa'da kesin bir hava hakimiyeti sağlamıştır. ABD'nin savaşa girmesiyle birlikte kara kuvvetleriyle ön plana çıkan Birleşik Krallık, II. Dünya Savaşı'nın en büyük aktörü olmuştur.
  • İtalya: I. Dünya Savaşı'ndan istediğini alamayan İtalya dar bir sömürge alanıyla sanayisini beslemeye çalışıyordu. Ayrıca I. Dünya Savaşı'nda İtilaf devletleri ile görüş ayrılığına düşen İtalya, Mussolini'nin faşist politikaları nedeniyle Avrupa'da sorun teşkil ediyordu. İtalya'nın eski Roma İmparatorluğu gibi güçlü bir devlet olmasını isteyen Mussolini, Almanya ile yakınlaşarak Mihver devletler blokunda savaşa girmiştir. İtalya; Kuzey Afrika ve Balkanlar'da ilerlemiştir.


Avrupa'da Savaşın Başlaması

Polonya

Naziler o dönemin en güçlü ordusuydu. Danzig Sorununun diplomatik yollarla çözümünün uzun sürmesi üzerine Alman orduları 1 Eylül 1939 sabahı Polonya sınırlarını geçtiler. Yıldırım savaşı tekniklerinin ilk kez hayata geçirilişi olan Polonya Seferi, bu ülkenin toprak bütünlüğünü uluslararası platformda garanti etmiş olan Birleşik Krallık ve Fransa'yı harekete geçirmiştir. 3 Eylül'de Birleşik Krallık, bir gün sonra da Fransa, Almanya'ya savaş ilan etmiş ve seferberlik hazırlıklarını başlatmıştır. Ancak Alman panzer birlikleri, harekâtın ilk haftasının sonunda Polonya cephelerini yarmış ve geniş kuşatmalara girişmiştir. Müttefiklerin askeri bir müdahalesi için artık olanak görünmemektedir.


1 Eylül 1939 sabah saat 4.45'te Westerplatte'yi bombalayan Alman Schleswig-Holstein zırhlısı.


17 Eylül 1939 günü, Sovyet Kızıl Ordusuna bağlı birlikler Polonya'nın doğu sınırlarından saldırırlar. İki ateş arasında kalan Polonya, 27 Eylül 1939'da teslim olur, direnen birlikler de 5 Ekim 1939 günü teslim olurlar.


1940 yılının Haziran ayında Stalin, Baltık Ülkelerine gönderdiği notada, SSCB'ye yakın hükümetlerin işbaşına getirilmesini ister. Hemen ardından da Kızıl Ordu Litvanya, Letonya ve Estonya topraklarına girer. 14 Temmuz'da bu ülkelerde yaptırılan genel seçimlerle işbaşına gelen hükümetler SSCB'ye katılma kararı alacaklardır. Böylece I. Dünya Savaşı sonunda yeni Sovyet hükümetinin elinden çıkan bu topraklar tekrar kazanılmıştır ve bu topraklar SSCB'nin Baltık Denizine açılmasında, Leningrad limanının güvenliği anlamına gelmektedir.

Baltık Denizi konusunda Stalin'in öngördüğü diğer bir önlem ise onu, Finlandiya hükümetiyle görüşmelere yönlendirecektir. Görüşmelere 9 Ekim 1939'da başlanmıştır. Görüşmelerden bir sonuç alınamayacağı kanısına varan Stalin yönetimi tarafından, 28 Kasım 1939'da, 1932 yılında imzalanmış olan saldırmazlık anlaşmasının tek taraflı olarak kaldırıldığı Fin hükümetine bildirilir ve 30 Kasım 1939 da Kızıl Ordu Finlandiya'ya saldırır. Bu hareket Paris ve Londra'yı, Moskava'ya karşı takınılacak tavır konusunda düşünmeye sevk etti. Birleşik Krallık hükümeti Moskava ile siyasal münasebetlerıni kesmeyı reddetti. Ancak her iki memleket halkoyunda Finlandiya lehinde şiddetli bir heyecan uyanması, Polanya'nın yok edilmesi sırasında Almanya'yla bir savaşı göze alabilecek kuvvette olmadıkları inancıyla hareketsiz kalmayı tercih etmiş Fransız ve İngiliz hükümetlerini, Finlandiya meselesinde harekete geçmeye zorladı. Her iki hükümet de SSCB'ye savaş ilan etmeden Finlandiya'ya 100.000 kişilik bir askeri kuvvet yollamak kararı aldılar. Böylece Fransa ve Birleşik Krallık küçümsedikleri Sovyet ordusuyla ve SSCB'yle, Almanya'nın yanı başında savaşmayı göze almış oluyordu. Ancak Sovyet Rusyadan çekinen İsveç ve Norveç, müttefik kuvvetlerin kendi topraklarından geçmesine izin vermediler. Bu red, müttefiklerin çok hazırlıksız oldukları bir sırada Sovyet Rusya'yla savaşa girişmelerıne engel olarak ağır bir tarihi hatayı önlemiş oldu. SSCB'nin Finlandiya Seferi 6 Mart 1940'ta Finlandiya hükümetinin, Ruslar’la barış görüşmeleri için masaya oturmak zorunda kalmasıyla son bulacaktır.

Kış Savaşı
SSCB’nin Kuzey batıda Baltık Denizine dar bir alanda Leningrad körfezi sahili vardı. Bunun hemen kuzeyinde ise Finlandiya toprakları başlıyordu. Finlandiya sınırı Leningrad'ın sadece 32km. batısından başlamaktaydı.

Bu bölge SSCB için hayati önem taşımaktaydı. Bu yüzden Stalin bu toprakların SSCB'ye bağlı olmasının gerekli olduğu görüşündeydi. Stalin’in Finlilerden istediği bu topraklar 1.700 kilometre karedir. Bunun karşılığında Finlandiya-Rusya sınırının orta kesimlerinden 3.500 kilometre karelik bir araziyi teklif etmektedir. Finlandiya hükümeti, böyle bir anlaşmaya varmanın, taviz vermek istemedikleri tarafsızlık tutumuyla bağdaşmayacağı gerekçesiyle konuya sıcak yaklaşmadılar. Bunun üzerine Stalin bu toprakları satın almak istedi. Bu önerisi de reddedildi.

Finlandiya’nın tutumu karşısında Stalin’in tutumu hızla sertleşti. 28 Kasım 1939 da, 1932 yılında imzalanmış olan saldırmazlık anlaşmasının tek taraflı olarak kaldırıldığı Fin hükümetine bildirildi ve 30 Kasım 1939 da Sovyet orduları savaş ilan etmeksizin Finlandiya’ya saldırdı ve ertesi gün Finlandiya'nın sınır şehri Terijoki (bugün Zelenogorsk)'ye girerek, orada Fin komünist Otto Ville Kuusinen'in başkanlığında kukla bir devlet olan Fin Demokratik Cumhuriyeti'ni ilan ettirdi.

6 Mart 1940 da Fin hükümeti, Ruslar’la barış görüşmeleri için masaya oturmaya razı oldu. Bu sırada Rus kuvvetleri Koivisto (bugün Primorsk)'yu ele geçirmiş ve Viipuri'ye dayanmıştı.

Fin hükümeti anlaşmayı çaresiz kabul eder. Savaş boyunca Fin kayıpları 25 bin ölü ve yaralıdır. Sovyet kayıpları ise 49 bin ölü, 158 bin yaralı. Ancak Finlerin kaybettikleri toprakları geri alma arzusu yüzünden barış sadece 1 yıl sürdü ve Finlandiya, Almanya'nın yanında savaşa girdi.




Kuzey Avrupa
Fransız Başbakanı Reynaud, Parlamentoda gitgide artan gerginliği ve halkoyunda gizli Stuttgart radyosunun (Bu radyo, Almanlarla işbirliği yapan bir Fransız tarafından işletiliyordu. Stuttgart haini olarak adıyla anılan bu Fransız, savaştan sonra yakalanarak kurşuna dizilmiştir) kışkırtıcı yayınlarıyla çoğalan açık hoşnutsuzluğu gidermek için, bekleme politikasını terk ederek, daha dinamik ve haşin bir politikayı denemek istedi. Bu amaçla Londra hükümetini, İsveç çeliğinin Almanya'ya akmasını önlemek için Norveç'e bir çıkartma yapmaya ikna etti. Ancak müttefik kuvvetlerden önce davranan Almanlar, 9 Nisan 1940 sabahı Norveç'e, deniz yolunun güvenliği için de Danimarka'ya saldırdı. Norveç'in istilası'ndaki stratejik amaçları İsveç'ten ithal ettikleri demir cevheri yolunun güven altına alınması ve Norveç fiyortlarında denizaltıları için üsler oluşturabilmekti.
Danimarka kısa sürede teslim olurken Norveç direnme gösterdi. 10 Haziran 1940'da Norveç de teslim oldu. Müttefiklerin Norveç'te oynadığı kumar, askeri bir bozgun ve manevi bir yıkılışla sona ererken, Norveç'i de Alman işgali altında esir bir ülke durumuna getirdi. 24 Nisanda Norveç bir hükümet komiserinin emrine verildi ve Quisling'in başkanlığında bir nasyonel-sosyalist hükümet kuruldu. Meclislerin güvensizliği karşısında Reynaud hükümeti 9 mayısta, Chamberlain hükümeti 10 mayısta istifa ettiler. Aynı gün Alman saldırısı beklenmedik bir anda batıya döndü. Reynaud istifasını derhal geri aldı; Chamberlain yerine İngiliz kabinesini Churchill kurdu. Avrupa ve bütün dünya için karanlık ve felaketli günler başlıyordu. Belçika ise 27 Mayıs'ta teslim oldu.


Batı Cephesi

Benelux ve Fransa Savaşları

10 Mayıs 1940 günü, 110 yedek tümen tarafından desteklenen 190 tümenden meydana gelmiş bir Alman ordusu, 91 Fransız tümeni, 12 Belçika tümeni, 12 İngiliz tümeni, 1 Polonya tümeni ve küçük bir Hollanda ordusu tarafından müdafaa edilmekte olan batı cephesine taarruza geçti. Almanların savaş planı ise ancak şubatta kesin şeklini alıyordu. Belçika ve Hollanda'ya yönelen saldırılarla Manş Limanını (Fransa Seferi) ve Paris'i ele geçirmek. Asıl taarruz ise daha güneyde, Arden Ormanları üzerinden Sedan yönünde Fransa topraklarına yöneliyor. Hitler, Birleşik Krallık ve Fransa'nın Almanya'ya Hollanda ve Belçika'yı geçerek hücum edeceğini bildiğinden kuvvetlerinin çoğunu Belçika üzerine sevk etti. Bunun üzerine Fransa ve Birleşik Krallık ordusunun en mükemmel silahlandırılmış motorize birlikleri derhal, Alman ordusunu kuzeyden kuşatmak ve gerisinde Ruhr Bölgesini ele geçirmek amacıyla Belçika üzerinden hücuma geçtiler.
Ancak Alman birlikleri korkunç bir hızla ilerliyordu. Paraşütçü birliklerinin göz açtırmayan hücumları sonunda Meuse üzerinde birçok köprüler ve Hollanda'nın meşhur "Eben Emael" kalesi Almanların eline geçti. Hava bombardımanlarıyla yerle bir edilen Rotterdam ve hemen ardından La Haye işgal edildi. Hollanda bir baştan bir başa Almanlar tarafından işgal edildi. Kraliçe Vilhelmina Birleşik Krallık'a sığındı, ordu yok edildi, müttefiklerin zırflı birlikleri süratle güneye çekilmeye başladı. Bir başka Alman ordusu da Lüksemburg üzerinden geçerek Meuse Nehrine varmış, nehri Namur'la Sedan arasındaki birçok noktadan geçmişti. Sedan Harekâtı 15 Mayıs'ta tam bir bozgun halini aldı. Fransız sınırının delinmesi, Belçika birliklerini Anvers-Louvain müdafa hattını terk ederek Lys'e ve İngiliz birliklerini Douai-Peronne hattına çekilmek zorunda bıraktı. Paul Reynaud 16 mayısta Suriye'de bulunan Genaral Weygand'ı General Gamelin'in yerine tayin etti. Weygand Abbeville'den kuzeye ve Ypres'den güneye giden iki hat üzerinde taarruza geçti; ancak önemli bir sonuç alamadı. Belçika orduları 25 ile 28 mayıs arasında ümitsiz bir savaşla Lys üzerinde karşı koydu. 26 Mayısta İngiliz birlikleri anavatana dönme kararı aldılar. 27 mayısta Belçika sınırı birçok noktada delindi. Belçika'nın, düşmana karşı koymasına artık imkân yoktu. Kral Leopold, 28 mayısta Almanlarla teslim anlaşmasını imzaladı. Bu üç ülkenin tümüyle istilasını önlemek için İngiliz Yurtdışı Sefer Kuvveti ve Fransız orduları kuzeye ilerleyince, taarruz çıkış hattı Arden Ormanları olan ve Manş Kanalı yönünde ilerleyen Alman zırhlı birlikleri tarafından kuşatılmış oldular. Gerçek şuydu ki Belçika, müttefik ordularının mağlubiyeti ile, izleri savaştan sonra dahi silinmeyecek çok ağır ve feci şartlar altında kaderiyle baş başa bırakılmıştı. Belçika'nın işgali üzerine İngilizler kıtadaki 235.000 kişilik ordularını ve Fransızlar 115.000 kişiye varan kuvvetlerini Almanların aralıksız bombardımanları altında, büyük zorluklarla, Dunkerque limanından deniz yoluyla tahliye edebildiler; ancak bütün silah, cephane ve mühimmat kaybedilmişti.Bu, müttefiklerin meşhur kuzey ordusunun sonu demekti.
Fransa'da, Başkan Paul Reynaud, kendisini bekleyen çok zor olaylara karşı koyabilmek için 18 Mayısta Maraşel Petanin'i hükümete davet etmişti. 15 haziranda ise orduda zırhlı birliklerin ısrarla kullanılmasını isteyen Genarel de Gaulle'ü Savaş Bakanlığı Müşteşarlığına tayın etti. Hükümetin değişmesi Fransa'nın kaderini değiştirmedi. 14 Haziran 1940'ta Alman birlikleri Paris'e girdi. Aynı gün hükümet Bordeaux'a çekildi. Alman askerleri Paris'e girmeden 4 gün önce (10 haziran) İtalya, Birleşik Krallık ve Fransa'ya savaş ilan etti. Bu sırada Alman ordusu Loire yönünde ilerliyor, Maginot hattını geçerek İsviçre sınırına doğru yürüyordu. Fransa çöküyordu. Reynaud 16 haziranda istifa etti.Yeni kabineyi Maraşel Petain kurdu ve 17 haziranda İspanya'nın aracılığı ile Almanya'dan,Vatikan aracılığı ile de İtalya'dan teslim şartlarını bildirmesini istedi. Bu sırada Münihte buluşmuş olan Hitler ve Mussolini, Fransa'ya teklif edilecek olan mütareke şartlarını belirliyorlardı. 22 Haziran 1940'da Fransa ateşkes anlaşmasını Almanya ile imzalar.Aynı gün Alman orduları Lyon'a girer. İtalya ile mütareke anlaşmasını 24 haziranda Roma da imzalandı. Alman güçleri kuzey Fransa’yı ve Fransa'nın Atlas Okyanusu kıyılarını işgal etti, Fransa topraklarının üçte ikisi, Alman kontrolüne girmiştir. İtalyan zırhlı birlikleri de Alpler bölgesinden Fransa'ya girmiştir. Menton, İtalya'nın kontrolüne girmiştir. Ayrıca Fransız Somali'sindeki Cibuti limanı ve Cibuti-Adis Abela demiryolu üzerinde İtalya'ya tasarruf hakkı tanınıyordu. Fransa bu savaşta 100.000 asker kaybetmiş, sivil halktan 80.000 kurban vermiştir.


Britanya Savaşı
Britanya Savaşı ve Denizaslanı Harekâtı
Fransa'nın savaş dışı kalmasıyla Almanya'nın karşısında tek bir düşman kalıyordu: Birleşik Krallık. 19 Temmuzda Hitler, Birleşik Krallık'a barış teklifinde bulundu; ancak Londra bu teklifi şartsız olarak reddetti. Böylesıne bir barış, Almanya'nın kıta üzerindeki hakimiyetini tanıması demek oluyordu. Bu red üzerine Hitler, Birleşik Krallık'ı da barış masasına oturmaya zorlamak, gerekirse istila etmek için Britanya Savaşını başlatmıştır. Hitler, İngiliz filosunu imha etmek ya da felce uğratmak konusunda pike bombardıman uçaklarına güveniyordu. Britanya Savaşı, Almanya tarafından, Britanya'nın istilası için hazırlanmış olan Denizaslanı Operasyonu'nun hazırlık evresi olarak düşünülmüş olup, RAF'ın (İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri) imhasını amaçlamaktadır ve esas olarak Luftwaffe (Alman Hava Kuvvetleri) tarafından yürütülmüştür.

Britanya Savaşında Alman hava filolarını komuta eden Mareşal Albert Kesselring


8 Ağustosta Goering hava kuvvetlerine hücum emri verdi; ancak Alman uçakları Birleşik Krallık'ta ümit etmedikleri kahramanca bir müdafaayla ve tanımadıkları bir silahla karşılaştılar. Bu yeni silah radardı. Bu yeni aletle İngilizler, Birleşik Krallık'a doğru yola çıkan Alman uçaklarınıın yerlerini ve istikametlerini çok önceden keşfedebiliyorlardı. İngiliz hava filosunu savaş dışı bırakmayı hedef alan Alman uçakları, her hücumdan ağır kayıpla dönüyordu. Bu durum karşısında Almanya, İngiliz hava ve deniz üslerini ve endüstri merkezlerini hedef almaya başladı. 6 eylülde Alman saldırısı, Londra üzerine toplandı. Londra bir ay boyunca hergün bombalandı. Bu bombardımanlar sırasında 14.000 kişi ölmüş, 20.000 kişi yaralanmış olduğu düşünülmektedir.



İngiliz havacıları, Alman uçaklarına, Londra'da yarattıkları cehennemi çok ağır bir şekilde ödetti. RAF'ın sert direnci karşısında Luftwaffe, Goering'in emriyle 7 Ekim'de geri çekilmek zorunda kalmış ve harekât başarısız olarak sona erdirilmiştir. Bu savaşta, RAF 700 uçak kaybetmesine karşın, Luftwaffe'nin kaybı 3000 uçağı geçiyordu. Londra savaş süresınce hergün bombardımana tutuldu. Ekimde şehre atılan bomba sayısı 10.000, kasımda ise 7500 olarak tespit edilmiştir. Aralık ayında şehirde büyük hasarlar oldu; 1941 yılı başında Coventry'de ayakta kalmış tek bir duvar yoktu. Ama buna rağmen Hitler, partiyi kaybetmişti. Napolyon gibi o da, hayatının en tehlikeli kumarını oynamak ve ingiltere ile bir ölüm-kalım savaşına girişmek zorundaydı. Böylece mücadele, karayla denizin çarpışması olarak bir başka cephede yeniden başlıyordu.





Kuzey Afrika Cephesi
İtalya'nın 10 Haziran 1940'da Almanya safında savaşa girmesiyle savaş Kuzey Afrika'ya da sıçramış oldu. Zaten Libya, Eritre ve Somali İtalyan kontrolündeydi.
İtalya'nın Kuzey Afrika'da operasyon alanı olarak belirlediği bölge, Nil Nehri ve Tunus arasında kalan Batı Çölü'ydü. 1939 yılı ortalarında itibaren Mısır'daki İngiliz Orta Doğu Kuvvetleri, Libya'daki İtalyan kuvvetlerini yoklama taarruzlarıyla taciz etmekteydi. General Creagh komutasındaki 7. Zırhlı Tümenin askerleri bu çatışmalarla “çöl fareleri” olarak anılacaktır.
Libya’daki İtalyan kuvvetleri Mareşal Graziani komutasında 7 tümenlik ve 300 tanklık bir kuvvetle 13 Eylül 1940’da İngilizlere saldırmışlar, Mısır topraklarında az biraz ilerledikten sonra, ciddi bir direnişle karşılaşmamalarına karşın Sidi Barrani'de duraklayıp savunma sistemleri oluşturmaya koyuldular. Aralık ayında henüz Nil Irmağına ulaşamadan Wavell’in komutasındaki birlikler tarafından durduruldular. Çarpışmalar sonunda İtalyanlar Bingazi’nin ötesine püskürtüldü.

7 Aralık 1940 gecesi, General O'Connor komutasındaki bir İngiliz birliği İtalyan mevzilerine saldırdılar. Sidi Barrani'nin İngiliz kuvvetlerinin eline geçmesiyle İtalyan birlikleri dağılmışlardır.
3 Ocak 1941'de yeniden taarruza geçen O'Connor, 22 Ocak da Tobruk limanına ulaştı ve ileri Harekâtını sürdürdü. 7 Şubat 1941'de Bingazi'ye ulaşmıştır. İtalyan birliklerinin Kuzey Afrika'da pozisyonlarını korumaları iyiden iyiye güçleşmişken, İngiliz hükümetinin dikkatinin Balkanlar'a yönelmesi nedeniyle Kuzey Afrika'daki harekât durmuştur.

General Erwin Rommel

12 Şubat 1941'de General Erwin Rommel Kuzey Afrika'da yeni oluşturulan Alman Kuzey Afrika Kolordusu'nun komutanı olarak Trablusgarp'a ulaşmıştır. Rommel, 31 Mart 1941 günü El Ageyla'daki İngiliz birliklerine sürpriz bir baskın düzenleyerek kenti ele geçirir. 2 Nisan 1941 de, Almanya'nın Balkan Cephesini açmasından iki gün sonra Bingazi yönünde ilerlemesine devam eden Rommel, İngiliz 2. Zırhlı Tümenini kuşatma altına alıp teslim olmak zorunda bırakmıştır.

Rommel'in birlikleri Batı Çölü'nde 600 km. kadar ilerlemişler, fakat Tobruk limanı İngilizlerin elinde kalmıştır. Nisan 1941 ayı içinde Rommel iki kez Tobruk'a yüklenirse de sonuç alamaz.

15 Mayıs 1941 sabahı İngiliz birlikleri Alman hatlarına "Brevity Harekâtı" kodadıyla bilinen bir taarruzda bulunurlar. Halfaya Geçidi'ni ele geçirmelerine karşın Almanların karşı taarruzları sonucu Brevity Harekâtı başarısız olmuştur.


Kuzey Afrika'da Alman zırhlı arabaları SdKfz 231- 1940 yılı


14 Haziran 1941 gecesi İngiliz birlikleri ikinci bir taarruza giriştiler. "Savaş Baltası Operasyonu" kod adlı bu harekâtda İngiliz birlikleri, Halfaya Geçidi'ne ve Rommel'in merkezdeki garnizonuna saldırırlar. Halfaya Geçidi, her iki tarafın askerleri arasında "Cehennem Geçidi" olarak adlandırılacaktır bundan böyle. Her iki taarruz da İngilizler açısından başarısız olur. Harekâtın üçüncü günü başlarken Rommel, tüm birliklerini, İngilizlerin geri çekilme hattını tutmak amacıyla Halfaya Geçidi'nin yanından ileri sürecektir. Bu tırpan hareketi durdurulamayınca İngilizler geri çekilmek zorunda kalırlar.
Tobruk'taki köprü başına ulaşma yönünde İngilizlerin üçüncü girişimi, "Crusader Harekâtı" olarak kayıtlara geçmiştir. 18 Kasım 1941'de başlatılan harekât bu kez başarılı olur. 4 Aralık 1941'de Rommel, Tobruk önlerinden de çekilmek zorunda kalmıştır. Rommel, daha önce savunma hatları oluşturduğu Gazala Hattı'na çekilmiştir ama, 13 Aralık 1941'deki İngiliz saldırısı karşısında geri çekilmek zorunda kalır, İngilizlerin 200 tankına karşılık elinde kullanılır durumda 30 tankı vardır.

27 Aralık 1941 tarihinde Rommel, birkaç gün önce ulaşan 30 tanklık takviye kuvvetini kullanarak İngiliz hatlarını yeniden Gazala Hattı'na kadar ileri itmiştir.Alman Afrika birliklerinin başarılı olamamasının en büyük sebebi ingiliz casus denizaltılarından biri olan SARAH'ın Almanların deniz yoluyla ulaştırdıkları mühimmatlarının yollarını ve geçiş zamanlarını tespit etmesi ve böylece Alman ve İtalyan deniz ikmalimin kesintiye uğramasıdır.Rommel sipariş ettiği silahların yaklaşık yarısına ulaşabiliyordu.

21 Ocak 1942'de Rommel yeniden taarruza geçmiştir. Bu harekât İngiliz birliklerini Bingazi'ye kadar geri atacaktır.

Balkan Cephesi

Balkan Cephesi (İkinci Dünya Savaşı)

Marita Harekâtı (Yunanistan)

II. Dünya Savaşı sırasında Nazi Almanyası'nın Yunanistan Savaşı'nda ülkeye saldırması ile Nisan 1941'de başlamış ve Ekim 1944'te Almanya'nın ana topraklardan geri çekilmesi ile son bulmuştur. Geri çekilmenin ardından yine de Girit ve bazı önemli adalar 1945 Haziran'ına dek Alman askerî birliklerinin denetimi altında kalmıştır.

Yunanistan'ı ilk olarak işgâl etmeye kalkışan devlet İtalya'dır. Ekim 1940'ta ülkeye saldıran İtalya'nın Yunanistan'ı almada yaşadığı başarısızlığın ardından Alman lider Adolf Hitler, Balkanlar'ı kontrol altına alabilmek için ordusunu doğruca Yunanistan'a yönlendirmiştir. Hızlı bir "Yıldırım savaşı" taktiği ile 1941 Nisan'ında ülkeye girilmiş ve Mayıs ayının ortalarına doğru Yunanistan, Almanya, İtalya ve Bulgaristan olmak üzere üç farklı devletin işgâli altında kalmıştır.

İşgâl altında olunan süre boyunca sivil Yunanistan halkı birçok zorluk ile karşı karşıya kalmış ve 300.000 sivil açlık ve salgın hastalıklardan dolayı yaşamını yitirmiştir. Ülkenin ekonomisi tamamı ile çökmüştür.Bu güçler ülkeyi denetim altında bulunduran gruplara karşı gerilla atakları ile saldırmışlar ve büyük casusluk eylemlerinde bulunmuşlardır. 1943 yılına gelindiğinde bu direnişçi gruplar birbirleriyle çatışmalara girmişler ve tam bağımsızlığın alındığı 1944 yılında krizde olan ülkede iç savaşın çıkmasına neden olmuşlardır.

__________________
ForumGerçek Türkiye'nin Forumu
OkyanusunKalbi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
5 Üyemiz OkyanusunKalbi'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 03.09.10, 03:14   #2
Müdavim

OkyanusunKalbi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Sep 2009
Konular: 616
Mesajlar: 7,992
Ettiği Teşekkür: 27529
Aldığı Teşekkür: 40364
Rep Derecesi : OkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzel
Ruh Halim: none
Standart Cevap: II. Dünya Savaşı | Savaşın Türkiye'ye Siyasi ve Ekonomik Etkileri

Doğu Cephesi "Barbarossa"



Barbarossa Harekâtı, 22 Haziran 1941

Barbarossa Harekâtı ve Moskova Muharebesi

Norveç, Fransa ve Balkanlar'ın istilasıyla, Batı'dan gelebilecek bir dizi askeri tehdidin önlemini almış olan Hitler, dikkatini bu kez doğuya, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'ne çevirmiştir. 22 Haziran 1941 günü kısa bir hazırlık ateşinin ardından Alman panzer birlikeri Sovyet sınırını geçerler.



Fedor von Bock


Böylece II. Dünya Savaşının Doğu Cephesi savaşlarının açılış hamleleri sayılabilecek Barbarossa Harekâtı başlamış olur.

Doğu Cephesi 22 Haziran 1941 tarihinde başladı ve harekâtın ilk aylarında Wehrmacht’ın hızlı ilerleyişine ve Kızıl Ordu’nun ciddi ölçüde kayıplarına sahne oldu. Emrindeki tank kolordularıyla hızla Moskova önlerine gelen Mareşal Fedor von Bock, Hitler tarafından zorla geri dönüp Smolensk'teki Rus ordularını esir alması istenince, Moskova'yı terketmiş olan Stalin zaman kazanıp kendi birliklerini savunma yapmaları için Moskova'ya yığdı. Sonbahar aylarındaki yağışlar, Rus direnişinin giderek kendini toparlaması ve sertleşmesi, ardından da o yıl erkenden bastıran kış şartlarının oluşturduğu zorluklarla Alman ordularının ilerleyişi durma noktasına geldi. 5 Aralık 1941 akşamı, Moskova'ya yönelik Alman saldırıları sonlanmak zorunda kaldı.


Stalingrad Muharebesi
1942’de Hitler, Karadeniz'le Hazar Denizi arasında bulunan Kafkasya petrol yataklarını ve bu bölgenin hemen kuzeyindeki Don ve Donets nehirleri arasındaki sahayı ele geçirmeyi hedefledi. Bu planın ilk adımı Mavi Operasyon kod adıyla bilinecektir. Mavi Operasyon, Alman ordularına Stalingrad ve Kafkasya yolunu açmak içindir. Mavi Harekâtının bu hedeflere ulaşmasından sonra Alman orduları iki grup olarak operasyonları sürdürdüler. Stalingrad kentinin ele geçirilmesi yönündeki operasyonlar, Stalingrad Muharebesi ile II. Dünya savaşı’nın dönüm noktalarından biri oldu.




Semyon Konstantinoviç Timoşenko

Stalingrad’ı kuşatan Alman birlikleri Rusların Uranüs Operasyonu kod adını verdikleri karşı taarruzla çembere alındı. Çemberi kırmak amacıyla Alman Don Ordu Grubunun giriştiği Kış Fırtınası Operasyonu ise Kızıl Ordu’nun karşı operasyonu (Küçük Satürn Operasyonu) ile başarısızlığa uğramıştır.
Küçük Satürn Operasyonu’nun başarısının hemen ardından Kızıl Ordu, Satürn Operasyonu ile, Kafkasya’da zaten güçlükle ilerlemekte olan Alman ordularının geri bağlantısını kesmek amacıyla taarruzlara başlamıştır. Bu taarruzların durdurulamayacağı ortaya çıkınca Alman birlikleri 1943 yılının Ocak ayı başlarında Kafkasya’dan çekilmek zorunda kalmışlardır.

1943 yılı ocak ayı ortalarına doğru daha kuzeyde Kızıl Ordu’nun giriştiği karşı taarruzlar sonucu, Don ve Donets bölgesi tekrar Rusların kontrolüne geçmiştir.


Asya-Pasifik Cephesi
Pearl Harbor



Çin-Japon Savaşı ve Pasifik Cephesi (1937-1942)

Japonlar güçlerine güveniyordu. En güçlü, en modern donanmanın ellerinde oluşu, Çin'in zengin bölgelerinin işgalini tamamlamaları ve Avrupa'daki karışık ve güvensiz durum Japonları Avrupa Uzakdoğu sömürgelerine saldırı arzularını körükledi. Endonezya(Hollanda Hindistanı), Pasifik adaları, Fransız Çinhindi, Burma ve Hindistan iyi bir hedef olarak namluda duruyordu. Ancak kolay gibi görünen bu harekât Japonlara göre güçlü ve resmen olmasa da Müttefik cephesine destek verebilecek bir Amerikan deniz filosu Pasifik'te bulunurken gerçekleştirilemezdi.





Oramiral Isoroku Yamamoto (Japon İmparatorluk Donanması Başkomutanı)

Bu amaçla bir nevi Amerikan su üstü gücüne suikast olacaktı. Japonlar da Amerika kendini toparlayana dek, kızaklardan yeni binlerce tonluk savaş canavarları çıkarmadan evvel işgal işini bitirmiş halde muzafferiyetlerinin tadını çıkaracaklardı. Bu büyük görev amacıyla o güne dek denizlerde kullanılmamış büyüklükte bir hava gücü Amiral Nagumo'nun yönetimine verildi. Birçok savaş gemisi ve uçakları Oahu yakınına taşıyacak altı uçak gemisi hazırlandı. Torpil uçakları, Vals uçakları, yüksek irtifa bombardıman uçakları; gemileri yoketme işi, avcı uçaklarıysa Amerikan uçaklarını henüz yerdeyken imha için(Alman taktiği)uçak gemilerine yerleştirildi. Toplam 429 uçak kendine güvenle yola koyuldu... Başlangıçta, ABD savaşa doğrudan katılmasa da, İngiltere’ye büyük ölçüde ekonomik ve askeri malzeme yönünden destek sağlıyordu.



Yanan Amerikan zırhlı USS Arizona (7 Aralık, 1941)


7 Aralık 1941’de, bir pazar sabahı, Japon uçak gemilerinden havalanan yüzlerce avcı, torpido ve bombardıman uçağı, Hawaii Adalarından Oafu Adasında bulunan Pearl Harbor deniz üssüne geniş çaplı bir hava saldırısı düzenledi. Japonlar bombaladıkları 8 Dretnoddan 6'sını batırdı ya da kullanılamaz hale getirdi. Amerika donanmasına ait 3 uçak gemisi (CV-5 USS Yorktown, CV-6 USS Enterprise, CV-8 USS Hornet)nin seferde oldukları için bu saldırıdan kaçabilmesinden dolayı, Japonların bu hava taarruzu her ne kadar başarılı görünse de esasen Japonya açısından büyük bir şanssızlık olarak kabul edilmektedir.



Yanan Japon uçak gemisi Hiryū (Midway)

Pasifik Savaşları'nın ilerleyen aşamalarında, deniz savaşlarında hava gücünün belirleyici bir rol oynadığının kanıtlanması da göstermektedir ki, hava unsurlarını taşıyan Amerikan uçak gemilerinin zarar görmemiş olması, savaşın kaderi üzerinde yaşamsal bir rol oynamaktadır.

Yine de bu olay üzerine ABD Kongresi 8 Aralık 1941’de Japonya’ya savaş ilan etti. Kaçınılmaz olarak Japonya'nın müttefiki olan Almanya ve İtalya 11 Aralık günü ABD'ye savaş ilan etti. Bir gün sonra ise Japonya, İngiltere, Kanada ve Avustralya'ya savaş ilan etti.

Pearl Harbor baskınıyla aynı gün, Taiwan (Formoza) adasından kalkan Japon uçakları Filipin Adalarına yönelik bir hazırlık saldırısı başlattı. Bu adalara hemen ardından Japon birliklerince çıkarma yapılarak işgal edildi. General Douglos MacArthur komutasındaki ABD ve Filipin güçleri geri çekilmek zorunda kaldılar. Japonlar 1942 Mayısın'da Filipinler'i ele geçirdiğinde 36 bin asker ve 25 bin sivil esir alındı.
İzleyen aylarda Japon kuvvetlerinin ileri Harekâtı devam etti. Guam, Wake Adaları, Hong Kong, Malaya işgal etti. Malaya yarımadasındaki Singapur 1942 Şubat'ında Japonların eline geçti. Japon ilerlemesi, Brunei, Saravak, Borneo, Timor, Cava, Sumatra, Selebes, Yeni Britanya, Solomon Adaları, Yeni Gine’nin doğusu, Gilbert Adaları, Andaman Adası, ve Aleut Adaları'na kadar yayıldı.

Bu başarılar Japonya'ya, Güneydoğu Asya denizlerinde kesin bir üstünlük sağlamıştır.




Mercan Denizi
Mercan Denizi Muharebesi II. Dünya Savaşı'nda, Yeni Gine'deki stratejik Port Moresby'ye doğru ilerleyen Japon kuvvetlerinin püskürtülmesiyle sonuçlanan hava ve deniz çarpışması. (4-8 Mayıs 1942)
Nisan 1942 sonlarında Japonlar, Yeni Gine'nin güneydoğusundaki Port Moresby'de ve Solomon Adalarının güneyindeki Tulagi'de hava üsleri kurarak Avustralya ve Yeni Kaledonya arasındaki Mercan Denizinin denetimini ele geçirmeye hazırlanıyorlardı.
Japonların Port Moresby'yi ele geçirme planını haber alan Müttefikler eldeki bütün hava ve deniz kuvvetlerini alarma geçirdiler.Japonların 3 Mayıs'ta Tulagi'ye çıkarma yapmaları üzerine, Tuğamiral Frank J. Fletcher komutasındaki keşif kuvvetine bağlı bir uçak gemisinden havalanan ABD uçakları Japon çıkarma grubuna saldırarak bir destroyeri, birkaç mayın tarama ve çıkarma gemisini batırdı.

4 Mayıs'ta Rabaul'den yola çıkan asıl Japon kuvvetlerini oluşturan deniz birliklerinin çoğu doğuya doğru dolambaçlı bir yol izledi.

Deniz Savaşı
İki tarafın uçak gemileri 5-6 Mayıs günlerini birbirlerini aramakla geçirdi.7 Mayıs sabahı Japon uçak gemisinden havalanan uçaklar bir ABD destroyeriyle tankerini batırdı.Fletcher'ın uçakları da Japon hafif uçak gemisi Şoho'yu ve bir kruvazörü batırdı. Ertesi gün Japon uçakları ABD uçak gemisi Lexington'ı batırdı ve Yorktaown'a büyük hasar verdi.Buna karşılık ABD uçakları da büyük Japon uçak gemisi Shokaku'yu savaşamayacak ölçüde ağır hasara uğrattı.
Çok uçak kaybeden Japonlar, hava korumasının yetersizliği ve karadan havalanan Müttefik bombardıman uçaklarının saldırıları karşısında Port Moresby'ye giden kuvvetlerini Rabaul'de geri çekmek zorunda kaldılar. Zaferle sonuçlanan çarpışmalar boyunca yalnızca uçakları kullanan Müttefik deniz kuvvetleri, hiçbir zaman Japon savaş gemilerine atış menziline girecek kadar yaklaşmadı.




Guadalcanal
Guadalcanal, II. Dünya Savaşı'nda Japonya'nın 3. Ana Savunma Hattının bulunduğu bölge olarak bilinir. Amerikan donanması Midway zaferinden sonra gözünü Guadalcanal'a çevirdi. Sahil çıkartmasında oldukça zorlanıcaklarını sanıyorlardı. Fakat Japon askerlerinden çıkartma anında hiç bir ses gelmedi. O anlık Amerikan askerleri kendilerini şanslı hissettiler. Guadalcanal'da yaşayan yerliler sayesinde Japonların bulunduğu mevzilere kadar ilerlediler.





Batıdaki Deniz Savaşları
Akdeniz’de müttefikler, özellikle İngilizler açısından deniz hakimiyeti yaşamsal bir önem taşımaktadır. İngiliz İmparatorluğu'nun Uzak Doğu bağlantısı Akdeniz üzerinden sağlanmaktaydı. Ayrıca Kuzey Afrika'daki askeri varlığının takviyesi ve ikmali açısından da bu deniz yolunun önemi büyüktü. Ard arda uygulanan başarılı deniz operasyonları (Mers-el-Kebir Savaşı, Taranto Savaşı, Matapan Yarımadası Savaşı gibi) bu deniz yolunda İngiliz hakimiyetini sağlamış olmakla birlikte bir süre için Uzak Doğu bağlantısı Afrika kıtasının güney ucu dolaşılmak zorunda kalınarak sağlanmıştır.

Atlas Okyanusu'ndaki deniz savaşları ise, Bismarck olayı dışında, Alman denizaltılarıyla müttefik deniz ve hava güçleri arasında sürmüştür. Savaşın genel çizgisi, deniz ticaret hatlarına saldıran Alman denizaltılarıyla onları önlemeye çalışan müttefik su üstü gemileri ve uçakları arasında geçmiştir.





Kuzey Afrika Çıkarması
8 Kasım 1942'de İngiliz ve ABD güçlerinden oluşan bir görev kuvveti Fas ve Cezayir kıyılarına bir çıkarma yaptı. 6 Ağustos 1942 günü başlayan İngiliz taarruzu karşısında (II. El Alameyn Savaşı), geri çekilmek zorunda kalan Rommel, bu çıkarma harekâtı sonucu iki ateş arasında kalmış oluyordu.

General Montgomery komutasındaki İngiliz 8. Ordusunun ileri Harekâtı, Rommel'in döşemiş olduğu onbinlerce mayın dolayısıyla ağır aksak ilerleyebiliyor.

Böylece İngiliz 8. Ordusu, 13 Aralık 1942'de Tobruk’a ulaşabiliyor. 1943 yılının ocak ayı sonunda ise Libya tümüyle Rommel’in kontrolünden çıkmıştır. Artık Kuzey Afrika’da durum tümüyle ABD ve Ingilizlerin kontrolü altındadır.

İtalya Cephesi


Monte Cassino'daki enkazları

Müttefikler, Kuzey Afrika’daki Alman askeri varlığını ortadan kaldırdıktan sonra İtalya'ya yöneldiler. İtalya'ya bir çıkarma yapılmasından önce Sicilya adasındaki Alman askeri gücünün de kırılması gerekmiştir.

Sicilya çıkarması 10 Temmuz 1943 günü, "Husky Harekâtı" kod adıyla başlatılmış ve adanın güney doğu sahillerine yapılmıştır.

3 Eylül 1943'de Müttefikler İtalya yarımadasına çıkarma yaptılar. İtalya topraklarına Müttefik çıkarması iki noktadan yapılmıştır. General Montgomery’nin 8. Ordusu, Sicilya’dan hareketle dar Messina boğazını geçerek İtalyan çizmesinin parmak ucuna çıkmıştır.

İkinci çıkarma operasyonu olan Salerno çıkarması ise, Salerno'nun güneyindeki iki plaja, bir İngiliz, bir Amerikan kolordusu tarafından yapılmıştır. Çıkarmanın üçüncü gününde Müttefik haraketı durdurulmuş, ancak ilerleyen günlerdeki takviyeler ve ağır bombardımanlar sonucu sağlam bir köprü başı oluşturulabilmiştir.

Aynı gün İtalya, Müttefiklerle bir mütareke imzaladı, fakat bu mütareke Salerno çıkarmasına kadar gizli tutuldu.

Çıkarma birlikleri esas hedefleri olan Napoli'ye Harekâtın üçüncü haftasında ulaşıyorlar.

22 Ocak 1944'te Müttefikler Roma’nın 40 km. güneyinde, Anzio’ya bir çıkarma daha yapıyorlar.

Çok çetin çatışmalarla geçen İtalya savaşları, 29 Nisan 1945'te İtalya topraklarındaki Alman birliklerinin müttefiklere teslim olmasıyla sona ermiştir.


Doğu Cephesi II



Kursk


Kursk Savaşı (Almanya'nın verdiği kod adı: Unternehmen Zitadelle / Hisar Harekâtı), II. Dünya Savaşı sırasında Doğu Cephesi'nde, Alman kuvvetlerinin Kursk çıkıntısına karşı 1943 Temmuz ve Ağustos aylarında giriştikleri genel taarruzdur. Bugüne kadar yapılmış en büyük tank çarpışmaları ve bir günde en fazla kayıp verilmiş hava çatışmaları bu muharebede gerçekleşmiştir. Almanların Doğu Cephesi'nde gerçekleştirdiği son stratejik taarruzdur. Sonucundaki Sovyet zaferi, Doğu Cephesi'nde inisiyatifi Sovyetlere vermiştir ve savaşın sonuna kadar da öyle kalmıştır.

Kursk çıkıntısı, Almanların Stalingrad'daki yenilgisi sonrasındaki Sovyet taarruzu ve Alman karşı saldırısı sonucu oluşmuştu. Almanlar, çıkıntıyı kuzey ve güney kanatlarından keserek cepheyi kısaltmayı ve Kızıl Ordu birliklerini çembere alarak yeni bir büyük zafer elde etmeyi umuyorlardı. Ancak Sovyetlerin, Hitler'in planları hakkında iyi bir istihbaratı vardı. Bu ve Almanların yeni silahları, özellikle de Panter tankını bekleyerek taarruzu sürekli ertelemeleri Kızıl Ordu'ya derin bir savunma hattı oluşturmak ve karşı saldırı için stratejik rezervleri uygun yerlere konuşlandırmak için yeterli zamanı verdi.

Almanlar derin savunma hatları içinde tamamen yorulduktan sonra Sovyetler kendi karşı saldırılarını yaparak 5 Ağustos'ta Orel ve Belgorod'u ve 23 Ağustos'ta da Harkov'u geri alarak Almanları geniş bir cephede geri attılar. Bu savaş 2 yıldır işgal altında kalan Kiev'in 2 Kasım 1943'te kurtarılmasının önünü açmıştır.

Sovyetler daha önce kış harekatlarında başarı elde etmişlerse de bu, Sovyetlerin savaştaki ilk başarılı stratejik yaz harekatıydı. Bu stratejik operasyon daha sonra harp akademileri derslerinde yer aldı. Kursk Savaşı, bir Yıldırım savaşının düşman hatlarını yaramadan yenilmesiyle sonuçlanan ilk muharebedir.
__________________
ForumGerçek Türkiye'nin Forumu
OkyanusunKalbi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
5 Üyemiz OkyanusunKalbi'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 03.09.10, 03:14   #3
Müdavim

OkyanusunKalbi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Sep 2009
Konular: 616
Mesajlar: 7,992
Ettiği Teşekkür: 27529
Aldığı Teşekkür: 40364
Rep Derecesi : OkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzel
Ruh Halim: none
Standart Cevap: II. Dünya Savaşı | Savaşın Türkiye'ye Siyasi ve Ekonomik Etkileri

Bagration Harekâtı
Normandiya Çıkarması'ndan 16 gün sonra ve Almanya'nın Sovyetler Birliği'ne savaş ilan ettiği günün üçüncü yıldönümünde, Alman hatlarının merkez bölümünde, 22 Haziran 1944 günü geniş kapsamlı bir Kızıl Ordu taarruzu başlatılmıştır. Stalin, harekâtın kod adı olarak prens Bagration’un adını seçmiştir. Napolyon savaşları sırasında, çağın en üstün taktik kumandanlarından biri sayılan Bagration, 1812 de Napolyon ordularına karşı Borodino’da verilen savaşta ölmüştü.
Ruslar, 124 tümende 1,2 milyon asker, 5.200 tank, 30 bin top ve 6 bin uçağı bu cepheye sürmüşlerdir. Almanlar bu saldırıya, eksik kadrolu 63 tümende 350 bin dolayında asker, 900 tank ve 10 bin topla göğüs germek durumundaydılar. Taarruzun ilk günü bitmeden Alman hatları iki cephede yarıldı ve 53. Kolorduyla birlikte Vitebsk kenti kuşatıldı. Aynı gece Luftwaffe, Ukrayna’daki Poltava Amerikan üssüne bir hava akını düzenledi. 44 adet B-17 ağır bombardıman uçağı pistde imha edildi. Üsteki yarım milyon galonluk akaryakıt da kullanılamayacak duruma getirildi.

Alman 53. Ordu’sunun yarı mevcudunu oluşturan 5 tümen için 25 Haziran'da Hitler, çekilme emrini verdi ama 28 Haziran'a gelindiğinde 53. Kolordu’dan geriye pek bir şey kalmamıştı. 53. Kolordu’nun 5 tümeninden sadece biri, ağır kayıplarla Rus kuşatmasından kurtulabilmiştir.

Aynı gün mareşal Rokossovski emrindeki Sovyet kuvvetleri Minsk’in hemen güney doğusundaki Bobruisk kentini ve dolayısıyla Alman 9. Ordusu’nu kuşatırlar. Kuşatma altındaki bu ordudan sadece 15 kişi kurtulabilecektir; Kızıl Ordu 70 bin tutsak alır.

2 Temmuz 1944'te Rokossovski’nin öncü birlikleri, Minsk’in 60 km. batısında, Varşova bağlantısını sağlayan kara ve demiryolunu keserler. Kızıl Ordu birlikleri bir haftada 225 km. yol kat ederek Alman tümenleri, kolorduları arasından geçip Merkez Ordular Grubu’nun geri bağlantısını kesmiştir.

Merkez Ordular Grubu’ndan arta kalan 4. Ordu 3 Temmuz'da Berezina Nehri'nde kalan tek köprüden batıya geçerek imha olmaktan kurtulur. Nehri geçmişlerdir ama Berezina Savaşı Alman 4. Ordu’su için çok ağır kayıplarla sağlanabilen bir geçiş olmuştur. Ne var ki Berezina nehri'nin batısında tutunmak da mümkün olamaz. Zaten aynı gün Minsk’in Rusların eline geçmesiyle de 4. Ordu kuşatılmış duruma düşmüştür. Havadan ikmal girişimleri de başlar başlamaz başarısızlığa uğrar. 11 Temmuz 1944 günü, 4. Ordu’dan sağ kalanlar da teslim oldular. Böylece 1941 yazında Alman işgaline giren Beyaz Rusya bu harekatla kurtarıldı.

12. Kolordu komutanı general Müller, direnmenin intihardan farksız olacağını anlayarak elindeki tüm kuvvetlerle 8 Temmuz 1944'te teslim olmuştur. Berezina bataklıklarını geçip uçsuz bucaksız ormanlarda birkaç kola ayrılan 27. Kolordu, çemberden çıkmak için çabalamaktadır şimdi. 13 temmuzda Vilna kenti Rus'ların eline geçer ve kenti savunan Alman tümeni imha edilir.

Merkez Cephede yaşananlar tam bir bozgundur. Üç haftadan kısa bir sürede Kızıl Ordu’nun başardığı bu dev kıskaç harekâtıyla Merkez Ordular Grubu, neredeyse tümüyle savaş dışı kalmıştır. Almanlar, 200 bin asker ve subay ile 22 generalin içinde bulunduğu toplam 55 tümenini kaybetmiştir. Bazı kaynaklarda ise Alman kayıplarının 400 bini bulduğu belirtilmektedir.



Stratejik Bombardıman

Dresden Bombardımanı ve Tokyo Bombardımanı
II. Dünya Savaşı’nın özelliklerinden biri, gerek cephede olsun, gerekse cephe gerisinde, hava unsurlarının yoğun olarak kullanılmasıdır. Cephe gerisine yönelen hava taarruzları, lojistik hedeflere yönelmiştir, silah sanayi tesisleri, destek sanayi tesisleri, enerji santralleri, petrol depolama ve rafineri tesisleri, iletişim ve ulaşım hatları bombardımanın hedefleri olmuşlardır.

Britanya Savaşı'nın son bulması ve Doğu Seferi'nin başlamasıyla Alman hava kuvvetlerinin önemli bir bölümü Rusya'da bulunmaktadır. Dolayısıyla Alman hava kuvvetlerinin Batı'daki faaliyetleri, önleme faaliyetleri olarak kalmıştır.

Böyle olunca Stratejik Bombardıman, esas olarak Müttefik bombardıman filolarının Alman tesislerine yönelik bombardımanlarıdır. Ne var ki, zaman zaman sivil hedefler de bu bombardımana hedef olmuştur. Köln, Essen, Bremen, Hamburg gibi Alman kentlerine yoğun hava saldırıları düzenlenmiştir.



"İkinci Cephe"

Normandiya Çıkarması



Amerikan askerleri Normandiya Çıkarmasında, 6 Haziran 1944

Normandiya kıyılarında beş bölgede çıkarma yapılmıştır. Bu bölgelere Utah, Omaha, Gold, Juno ve Sword kod adları verilmişti. 6 Haziran 1944 sabahı 5:55'de başlayan deniz ve hava bombardımanıyla çıkarma başlamış oldu.

Müttefik kayıplarının en yüksek olduğu çıkarma bölgesi Omaha kumsalıdır. Diğer çıkarma bölgelerinde de, sert bir direnişle karşılaşılmasına rağmen ilerleme sağlanmış, yeterli derinliği olan köprü başları oluşturulmuştu.

26 Haziran 1944'te yoğun çatışmalardan sonra Amerikalıların eline geçen Cherbourg, ibrenin artık müttefiklerden yana döndüğünün açık göstergesidir. Kuvvet üstünlüğü artık yerine oturmuş, işlemeye başlamaktadır. Amerikan savaş sanayi Avrupa topraklarına oluk oluk akmaktadır. Cherbourg gibi derin bir liman, büyük teknelerin bile yanaşıp yüklerini boşaltmaları için uygundur. Müttefikler için böyle bir liman, tüm kan dolaşımının ana atardamarıdır.

General Bradley’in Normandiya’daki ordular grubuna bağlı 3. Ordu’nun komutasına 1 Ağustos 1944’de General Patton atanır. Patton, müttefik ilerlemesi yönünden yeni bir soluk getirecektir.

Hitler'in giriştiği birkaç karşı taarruz ise ağır kayıplarla sonuçlanmış, başarısız girişimler olarak kalmıştır.




"Market Garden"
Market Garden Operasyonu, (17 Eylül – 25 Eylül 1944) II. Dünya Savaşı sırasında, Mareşal Bernard Montgomery tarafından hazırlanan ve Amerika Birleşik Devletleri ve Birleşik Krallık ortak güçlerinin Hollanda üzerinden Almanya'ya girmesini amaçlayan operasyondur. Alman birliklerinin düzenli geri çekilişi nedeniyle taktik Alman galibiyeti sağlamıştır. Amerikalılar büyük kayıplar vermelerine rağmen Hollanda'yı ele geçirememişlerdir. Çünkü Arnheim'daki karşı Alman saldırısı nedeniyle müttefikler Hollanda'dan çıkmak zorunda kalmıştır.



Lamberjack Harekâtı
Müttefikler'in planları nisan ayından önce Ren Nehri'ni geçmeyi öngörmemektedir. Fakat 7 Mart'ta Remagen yakınında Ludendorff Köprüsü sağlam olarak ele geçirilince iş değişir. Tam hızla bu köprüden Ren’i geçerler. Bu savaşın gidişatını değiştirecek bir olanaktır.Müttefik tank ve topları, motorize birlikleri, Bonn'un dolayısıyla Ruhr sanayi bölgesinin hemen güneyinden bu su kanalını geçmeye başlamıştır.

Patton, 29 Mart 1945'de Frankfurt'u alır, 12 Nisan'da Amerikan 9. Ordusu, Magdeburg yakınlarında Elbe nehrini geçer. Artık Berlin'e 80 km. kalmıştır.



Avrupa'da Savaşın Sonu

Berlin



1945 yılında Köln şehrinin % 90´ı harabeye dönüşmüştü. Şehirde ayakta kalabilen ender binalardan birisi de sol üstte bulunan Köln Katedrali´dir.


1945 yılı başlarından itibaren Alman orduları gerek Batı'da Amerikan ve İngiliz orduları karşısında, gerek Doğu'da Kızıl Ordu karşısında gerilemeye devam etmektedir. Ocak ayında Amerikan birlikleri Arden bölgesini ele geçirirken Kızıl Ordu da Vistül nehrine dayanır.



Almanyanın toprak kayıbı (Oder-Neisse hattı)


Mart ayında Müttefik kuvvetler Ren nehrini geçerek Alman topraklarında ilerlerken Kızıl Ordu da ilerlemesini sürdürür. Nisan ayı ise Nazi yönetiminin sonu olmuştur. 23 Nisan 1945 de Ruslar Berlin'e girmiş, 30 Nisan 1945'de ise Hitler intihar etmiştir. Almanlar, yarım milyona yakın bir kuvvetle Berlin'i 2 Mayıs 1945'e kadar savunsalar da, yoğun Rus taarruzları karşısında 150 bin kayıpla kenti kaybederler.

"Kamikaze"

Kamikaze Japonların özel bir bombalama stilidir.Bu bombalama stili uçağın yakıtla doldurulup dayanabileceği müddetçe savaştıktan sonra düşmana verebileceği en büyük zararın oluşması için gerekli stratejik yere kendini bırakmasıdır. II. Dünya Savaşı sırasında Japon Donanma Komutanlığı bu şekilde birçok savaş gemisine hasar vermiş ya da batırmıştır.




Leyte Körfezi Deniz Muharebesi
Leyte Körfezi Savaşı, II. Dünya Savaşı'nın sonucunu etkileyen hava ve deniz savaşı (23-26 Ekim 1944). Japonya Birleşik Filosu'nun çökertilmesini, ABD'nin Filipinler'i işgalini ve Müttefiklerin Pasifik'i denetim altına almasını sağlamıştır. II. Dünya Savaşı ve tarihteki en büyük deniz savaşlarından biri kabul edilir.

Çarpışma ABD kuvvetlerinin 20 Ekim 1944'te, 1942'den beri Japon işgali altında olan Filipinler üzerine başlattıkları genel saldırı çerçevesinde Filipinler'in orta kesimindeki Leyte Adasına bir amfibi saldırısı düzenlemesiyle başladı; Amiral William Halsey, Jr. ve Thomas C. Kinkaid'in filolarınca (6 zırhlı ve 18 uçak gemisi) korunan 4 tümen ve 700 gemiyle 19 ekim'de Palau'dan hareket eden Douglas MacArthur, 20 ekim'de Leyte'ye çıkarma yaptı. Ayın 23'ünde amiral Soemu Toyoda, biri Japonya'dan (amiral Jisaburo Ozava), öbür ikisi Singapur'dan (amiral Takeo Kurita ve Shōji Nishimura) gelen filoları (Japon donanmasının yüzde 60'ı) Filipinler üzerine çevirerek konvoyun yolunu kesmeyi denedi.

Japonlar kuzeyde, San Bernardino Boğazınin uzağında bulunan ABD 3. Filosu'nu tuzağa düşürmeyi amaçlayan Zafer Harekatı'yla (Şo-Go) giriştiler. Bu arada üç ayrı kuvveti de çıkarma harekatını engellemek üzere Leyte Körfezine gönderdiler. 1. Saldırı Kuvveti kuzeyden hareketle Sibuyan Denizi ve San Bernardino Boğazı üzerinden, 2. Saldırı Kuvveti ve C Kuvveti ise güneyden Mindanao Denizi ve Surigao Geçidi üzerinden körfeze yönelecekti.

Japon kuvvetlerinin Leyte Adasının güneybatısında konumlanmaları sırasında ABD 7. Filosu'na bağlı denizaltılar 1. Saldırı Kuvveti'nin yerini belirlediler ve 23 Ekim'de Palawan'ın batısında iki Japon ağır kruvazörünü batırdılar. Özellikle Sibuyan Denizinde, neredeyse aralıksız süren bir dizi hava ve deniz çarpışması oldu. Bu arada ABD 3. Filosu Japonların yem olarak öne sürmüş olduğu gemileri kovaladı. 24 Ekim günü Amerikan savaş uçakları, Kurita'nın filosunun San Bernardino Boğazı yönündeki ilerlemesini geciktirdi;

25 Ekim'de hemen hemen aynı anda üç büyük çarpışma gerçekleşti. 7. Filo'ya bağlı savaş gemileri ve kruvazörler Surigao Geçidinde C Kuvveti'ni yok ettiler ve 2. Saldırı Kuvveti'ni geri çekilmeye zorladılar. Bu arada 1. Saldırı Kuvveti, savunmasız San Bernardino Geçidinden geçti ve Samar açıklarındaki 7. Filo'ya bağlı nakliye gemilerine (2 uçak gemisi ve 3 destroyer batırıldı) ağır zarar verdi, ama Japonlar çıkarma birliklerine saldırmaya hazır göründüğü sırada geri çekildi.

Kuzeyde, Engaño Burnu açıklarında 3. Filo'ya bağlı gemilerden bir bölümü Japonların yem olarak kullandığı nakliye gemilerini batırırken, bir bölümü de güneye indi ve 1. Saldırı Kuvveti'ne saldırarak kovaladı.

Bu savaş, kamikaze intihar uçaklarının ilk kez Leyte'de kullanan Japon donanması için öldürücü bir darbe oldu.



Iwo Jima Savaşı



Iwo Jima Muharebesi sırasında Amerikan askerleri tarafından ele geçirilmiş bir Japon bayrağı

16 Şubat 1945 - 26 Mart 1945 tarihlerinde Pasifik Okyanusunda bulunan Iwo Jima adlı küçük bir adada Japon İmparatorluğu ile Amerika Birleşik Devletleri arasında meydana gelen çatışmadır. İkinci Dünya Savaşı'nın sembol fotoğrafı olan ABD askerlerinin bayraklarını bir tepeye dikmelerini gösteren fotoğraf bu muharebe esnasında çekilmiştir. (Bknz. Altta resimler alt başlığı)

ABD'nin deniz ve hava kuvvetleri üstünlüğü ile kuşattığı adayı Japonlar'a ağır kayıp verdirerek almıştır. Japonlar bu küçücük adaya asker yığmış, tüneller ve mağaralar kazmıştır. Ama hiçbiri ABD deniz güçlerinin açtığı ateşten kurtulamamıştır. Muharebenin sonuna doğru teslim olmaktansa yüzerek geçmesi imkânsız denize atlayan ve orada ölmeyi isteyen Japon askerleri acımasızca ABD askerleri tarafından yüzerken vurularak öldürülmüşlerdir.




Okinawa Muharebesi
Okinawa Muharebesi Pasifik Savaşı'nın son aşamasında 1945 yılında Okinawa Adalarına çıkarma yapan Amerika Birleşik Devletleri ile Japon İmparatorluğu arasında meydana gelen savaştır.
Bu muharebe Japonya'da sivillerin de öldürülmüş olduğu en büyük kara savaşı ve Amerika ile Japonya arasındaki son büyük çatışma olmuştur. Deniz harekâtları 18 Mart 1945'te, Kara savaşı Amerika'nın çıkarma harekatıyla 1 nisan'ta başlamıştır.Müttefik kuvvetler 1 Nisan 1945'te Yontan ve Kadena havalanının bulunduğu yere çıkartma yapmıştır.Adanın %80'i sadece 15 günde alınmıştır.23 Haziran'da Japonların örgütsel direnişinin tükenmesiyle bitmiştir.

Amerika'nın kullandığı kodadı "Buzdağı harekâtı (Operation Iceberg)" olup hedefi Japonya'nın ana yurduna saldırmak için gerekecek hava ve lojistik üssülerini elde etmesiydi.





Atom Bombaları

Hiroşima'ya atom bombası saldırısı



Atom bombasının patlamasından meydana gelen mantar şeklindeki bulut

Hiroşima'ya atom bombası saldırısı; II. Dünya Savaşı'nın son aşamasında 6 Ağustos 1945[2] Pazartesi[3]saat 08:15'te Amerika Birleşik Devletleri'nin Uranyum-235 tipi atom bombası "Little Boy" (Küçük Oğlan) ile gerçekleştirdiği toplu katliâm. Nagasaki'ye düzenlenen atom bombası saldırısı ile birlikte askerî tarihinde gerçekleştirilen yegane nükleer saldırısıdır.[4] 1945 yılının sonuna kadar Hiroşima'da atom bombası saldırısından dolayı yaklaşık 140.000 kişi hayatını kaybetti.[1] Amerika Birleşik Devletleri önceden Japonların hayat ve hareket tarzlarını araştırarak onların en çok dışarıda oldukları saatini saptamış[kaynak belirtilmeli] ve saldırı saatini sabah 08:15 olarak kararlaştırmıştı.

Japonya 10 Temmuz 1945'te Yüksek Savaş Yönetimi Kongresinde Sovyetler Birliği aracılığıyla mütareke yolunu aramak üzere Fumimaro Konoe'yi özel elçi olarak yollamayı kararlaştırarak Sovyetlere teklif ettiyse, 17 Temmuz 1945'te Almanya'nın Potsdam kentinde Müttefikler liderleri Harry S. Truman, Winston Churchill ve Josef Stalin'in katılımıyla Potsdam Konferansı açıldı ve ertesi gün Sovyetler Birliği Japon özel elçinin yollanmasını reddetti.

26 Temmuz 1945'de Müttefikler "Potsdam Demeci" ile Japonya'yı teslim olmaya çağırdı. Ancak ilanın taslağında varolan İmparatorluk sisteminin korunmasına dair madde kaldırıldığı için Japon Başbakanı Kantarō Suzuki Potsdam Demecini kabul edemedi. Böylece Japonya'nın teslim isteği geri çevrilmiş oldu. Bunun amacı iki çeşit atom bombasının etkisini canlı insanlarla denemek içindi. Amerika Birleşik Devletleri Hiroşima'daki katliâmından sadece 3 gün sonra 9 Ağustos 1945 saat 11:02'de Nagasaki'de Plütonyum-239 tipi atom bombası "Fat Man" (Şişko Adam) ile ikinci katliâmı gerçekleştirdi.



Savaş sonrası yapılmış bir "Little Boy" bombası modeli






Nagasaki'ye atom bombası saldırısı




Nagasaki'ye atom bombası saldırısı Amerika Birleşik Devletleri, II. Dünya Savaşı'nın son günlerinde Hiroşima'ya atom bombasını attıktan 3 gün sonra 9 Ağustos 1945 (Amerikan kaydına göre 10:58'de, Japon kaydına göre saat 11:02'de), Plütonyum-239 tipi atom bombası "Fat Man" (Şişko Adam, resmî adıyla Mark III) ile ikinci katliâmı gerçekleştirdi.

Bu atom bombasıyla Nagasaki'nin toplam nüfusu yaklaşık 240.000 kişi içinde 74.000 kişi hayatını kaybetti ve binaların yüzde 36'sı tamamen yok edildi. 2007'te, Nagasaki belediyesinin resmî listesine göre, o an öldürülen veya daha sonra atom bombasının etkisiyle ölenlerin toplam sayısı 143.124'a ulaşmıştı.



Savaş sonrası yapılmış bir "Fat Man" bombası modeli



__________________
ForumGerçek Türkiye'nin Forumu
OkyanusunKalbi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
6 Üyemiz OkyanusunKalbi'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 03.09.10, 03:56   #4
Müdavim

OkyanusunKalbi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Sep 2009
Konular: 616
Mesajlar: 7,992
Ettiği Teşekkür: 27529
Aldığı Teşekkür: 40364
Rep Derecesi : OkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzel
Ruh Halim: none
Standart Cevap: II. Dünya Savaşı | Savaşın Türkiye'ye Siyasi ve Ekonomik Etkileri

II. Dünya Savaşı'nın Türkiye'ye Siyasi ve Ekonomik Etkileri




Nazi Almanya'sı ve Türkiye'nin arasında imzalanan sarmamazlık antlaşmasının resmi.
II. Dünya Savaşı başlarken, Türkiye batı demokrasileri ile işbirliği yapmış, savaşın Akdeniz’e, Balkanlara ve Ortadoğu’ya yayılmasını önlemek istemiştir. Türk Devlet Adamları II. Dünya Savaşında memleketi savaşın yıkıntılarından korumak için çaba harcamışlardır. Türk dış politikasının bu başarısının en önemli nedenlerinden biri, devleti yönetenlerin, I. Dünya Savaşı’nda Osmanli devletini savaşa sokup sonunda yıkan gelişmeleri iyi değerlendirmeleri ve yakın tarihten ders alarak aynı hataları tekrarlamamalarıdır.

Prof. Dr. Fahir H. Armaoğlu’na göre “Türkiye’nin II. Dünya Savaşındaki durumu stratejik mevkinin önemi dolayısıyla gerek müttefik devletlerin, gerek Mihver Devletlerin Türkiye’yi kendi yanlarında savaşa sokmak için harcadıkları çabaların ve Türkiye üzerinde yaptıkları hikayesinden başka bir şey değildir.

Almanya’nın 1940 Mayısı’nda Fransa’ya saldırması ve İtalya’nın harbe katılması ile üçlü paktın hükümlerine uygun olarak savaşa müttefikleriyle katılması gereken Türkiye savaşa girmekten sakınmıştır. 28 Ekim 1940’ da İtalya’nın Yunanistan’a saldırmasıyla Üçlü Paktın üçüncü maddesi işlenmeye başladığından İngiltere ve Fransa’nın Yunanistan’a verdikleri garanti uyarınca bu devletin yardımına koşmaları Türkiye’nin savaşa katılmasını gerektiriyordu. Bu defa Alman tehdidine maruz kalan Türkiye, İngiltere’nin savaşa katılmasını istemesine rağmen savaşa girmesi mümkün olmamıştı. Almanya’nın Balkanlardaki faaliyetleri Alman-Sovyet Rusya ilişkilerini gerginleştiriyor ve bunun sonucunda Sovyet Rusya Türkiye’ye yakınlaşıyordu. Almanların Bulgaristan’a yerleşmesi, bütün Ortadoğu’nun Almanlara açılacağı endişesi, İngiltere’nin tekrar Türkiye üzerinde baskı kurmasına neden oldu.

Kaynak: 1- Oral Sander. “ I. Dünya Savaşı’nın Sonundan 1980’ e kadar” Siyasi Tarih., Ankara, s.103


Almanların Rusya’ya saldırdığı günlerde, Almanya Irak’a yardım edebilmek, asker ve malzeme geçirebilmek ve Türkiye’yi razı etmek için toprak teklif etmiş ancak Türk hükümeti razı olmamıştır. Bunun üzerine Almanya 18 Haziran 1941 Saldırmazlık Paktı imza ederek, Sovyet Rusya’ya saldırmıştır. Bu Paktı, İngiltere ve Amerika’da hoş karşılamış, Amerika ödünç verme ve kiralama kanununca Türkiye’ye yaptığı yardımı kesmiştir.

Rusların zaferi kazanmaları, Türkiye üzerindeki Alman baskısını azaltırken, müttefik baskısını artırmıştır. Türkiye savaşa katılabilmek için orduya geniş ölçüde malzeme bakımından takviyesini istemiştir. Ancak ikinci cephenin açılmasıyla Türkiye’nin savaşa katılmasının değerini azaltmıştır. Tüm bu gelişmelere rağmen Türk hava alanlarından faydalanması isteği de olumsuz sonuçlanmıştır.

Tahran Konferansında Türkiye’nin harbe girmesi hakkında karar alınmış ve Türkiye’nin hava alanlarından müttefiklerin faydalanması zorunlu görülmüştür. İnönü savaşa katılmayı kabul etmiş, ancak bu katılımı savunma için gerekli malzemenin verilmesine bağlı tutmuştur. Kahire Konferansından sonra Rosevelt, Türkiye’ye yardım yetiştirilemeyeceğinden, faal olarak savaşa girmesinde sebep olmadığını açıklamıştır.

Yalta Konferansında Sovyet Rusya’nın Boğazların statüsünü değiştirme isteği saldırgan tutumu üzerine Amerika ve İngiltere Boğazlar üzerindeki Türkiye’nin egemenliğini ihlal edecek statüye taraftar olmadıklarını beyan ettiler. Türkiye 23 Şubat 1945’ de Almanya ve Japonya’ya savaş ilan eder. Sovyetler Birliği 15 Mart 1945’ de Türk Sovyet saldırmazlık Paktının, yeni şartlara uymadığı için fesh eder.Almanya’nın yenilmesi, Avrupa dengesinde meydana gelen boşluktan yararlanan Sovyetler Birliği, Türkiye’ye karşı emperyalist emellerini Potsdam Konferansında Boğazlar konusunda devam etmiştir. Her türlü siyasi baskıya rağmen bu savaşta Türkiye’nin son ana kadar tarafsız kalması önemli bir başarıdır.


Kaynak:2- Hamza Eroğlu, Türk Devrim Tarihi, Ankara, 1977, s. 252-253



A ) Savaş Sonrası Türkiye’ nin Dış Politikası

İkinci Dünya Savaşını izleyen ilk yılda Türkiye’nin dış politikada en büyük sorunu, savaş içinde düştüğü yalnızlıktı. 25 Nisan 1945’ teBirleşmiş Milletler Teşkilatı’nın kurulması amacıyla toplanan SanFrancisco Konferansında bu yalnızlığı daha çok hissedecektir.


I-) Sovyet Rusya’nın Türkiye Üzerindeki İstekleri


Almanya’nın mağlubiyeti, Avrupa’nın dengesini Ruslar lehine, bozmuş vebu durumda Türkiye için çok tehlikeli olmuştur. Sovyet Dış İşleri Bakanı Molotof, 19 mart 1945’te Moskova’da bulunan Türkiye Büyük Elçisine gönderdiği notada 17 Aralık 1925 tarihli Dostluk ve Saldırmazlık Paktının feshedildiği bildirilmiştir. Türkiye tehlikeyi bertaraf etmek için Sovyetlerle anlaşma yolunu denese de Türkiye’nin egemenlik ve bağımsızlık haklarının bir kısmını kaybetmeden Sovyetlerle anlaşabilmenin çok zor olduğu ortaya çıkmıştır. 7 Haziran 19452 te Sovyetler Birliği ile Türkiye anlaşmak istiyorsa; Türkiye Sovyet sınırının değişmesi, Boğazlarda Sovyet Rusya’ya üs verilmesi Montreux sözleşmesinin yeniden düzenlenmesini istemiştir.

Bu durum karşısın da Türkiye bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü korumakta endişe duymuş, silahlı bir Sovyet saldırısına uğradığı taktirde tek başına da olsa karşı koymak azminde olduğunu dünyaya ilanetmiştir.

Birleşik Amerika ile Ingiltere’nin Sovyetler Birligi ile savaş sonrası iş birliği gerçekleştirmek Postdam Konferansı 17 Temmuz-2 Agustos 1945 tarihinde toplanmıştır.

Postdam’da Sovyetlerin Bogazlar üzerindeki istekleri ve Boğazlar rejimini degiştirmek yolundaki teklifleri ile Rusya, Türkiye üzerinde yeniden baskı kurmak istemişlerdir. Postdam’da üç devlet Boğazlar konusunda anlaşamamış, ancak Boğazların yeni bir rejime tabi olması, Amerikanın Boğazlar üzerinde söz sahibi olması hususunda mutabakata varılmıştır.


Kaynak :
Mehmet Gönlübol, Haluk Ülmen, Olaylarla Türk Dış Politikası( 1919-1965 ), Ankara, 1969, s. 205

Hamza Eroğlu, a.g.e., s. 259



Sovyetler, 7 Ağustos 1946 ve 25 Eylül 1946 tarihli notalar ile Potsdamdaki iddialardan da ileri giderek, Boğazların statüsünün yalnız Karadeniz’e sahildar devletler tarafından arasında tespit edilmesini ve kendilerine üs verilmesini istemişlerdir. Türkiye Sovyet Rusya’ya verdiği 22. 08. 1946 ve 18.10.1946 tarihli cevabı notalarda, Boğazlarr ejimini değiştirecek bir konferansı kabul ettiğini ancak, bu konferansa A.B.D.’nin de katılacağını, Türkiye’nin egemenlik haklarına ve güvenliğine aykırı hiçbir teklif kabul etmeyeceğini bildirmiştir.Sovyetlerin Türkiye’ye karşı soğuk harp tehdidi, A.B.D’yi Ortadoğu ile ilgilendirmiş, Orta Doğu ülkelerinin egemenlik ve toprak bütünlüklerinin baskı ve sızma yoluyla tehdit edilmesine karşı,Sovyetlere kapalı bir şekilde ihtarda bulunmuştur.



II ) Amerika’nın Türkiye’yi Desteklemesi


a-) Truman Doktrini

Sovyet Rusya’nın Boğazlar üzerindeki isteği ve baskısının devamı Türkiye bakımından önemli sonuçlar doğurmuştur. Bu sonuçlardan en önemlisi ordusunu hala savaş sırasındaki mevcudunda tutmak zorunda olmasıdır. İktisadi gücü yeterli olmayan Türkiye için bu durum karşınında tek çıkar yol dış yardım aramak oldu. Batı dünyasının savunması için çok önemli bir yerde buluna Türkiye ve Yunanistan’ı genişleme emellerine açıkça ortaya koyan Sovyet Rusya karşısında Yalnız bırakmamış ve bu iki ülkeye yardım etme kararını alan Başkan Truman,kendi adıyla anılan bir mesajı 12 Mart 1947 Mecliste okumuştur. 12 Temmuz 1947’de Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasında,Türkiye’ye yapılacak yardımla ilgili bir anlaşma imzalanmıştır.5

Truman Doktrini, bir yandan yeryüzünün iki bloğa ayrıldığını veSovyet-Amerikan mücadelesinin başladığını ilan edip, soğuk savaşın ilkadımlarını oluştururken, öte yandan Doğu Avrupa ve Balkanlardaki bölünmeyi de çok daha kesin çizgileriyle ortaya koymuştur.6

Kaynak : Mehmet Gönlübol, Haluk Ülmen, a.g.e., s. 225-232 6 Oral Sonder, a.g.e., s. 207





b-) Marshall Planı



II. Dünya Savaşinda ekonomik ve sosyal bakımdan bitkin bir durumda çıkan Avrupa Devletlerinin kalkınmasını sağlamak için A.B.D’de, 1948 yılında, dört yıl süreli “ Iktisadi Işbirliği Kanunu” kabul edilmiştir.Bu kanunun öncülüğünü Amerika Diş Işleri Bakani General Marshall yapmıştır.


İktisadi İşbirliği Konferansına Türkiye’de katılmış, iktisadi durumu konusunda gerekli bilgileri vermiş ve savaş sonrası iktisadi kalkınma programı gerçekleştirmek için dış yardım yapılmasının istemiştir.Amerikalı uzmanlar Marshall Planının mili ekonomik kalkınma programının finansmanı değil, savaştan yıkılmış Avrupa’nın kalkınması için hazırlanmış bir plan olduğunu savunmuştur. Türk Hükümetinin isteği üzerine konuyu bir daha ele alan Amerikan Hükümeti Türkiye’yi Marshall Planı için almaya karar vermiştir.7

Böylece dört yıl kapsayan (1947-1951) Avrupa Kalkınma Projesi, yani Marshall yardımı başlamıştır. Sovyet Rusya ise, Marshall planının Truman Doktrininden sonra ortaya çıkmasını, bu doktrinin uygulanması biçiminde yorumlamış kendi katılmadığı gibi Doğu Avrupa ülkelerinin de katılmaması için baskı yapmıştır.




III-) 1950-1960 Yıllarındaki Gelişmeler


a-)
Kore Uyuşmazligi


1950’den sonra Türkiye’nin dış politikasında önemli gelişmeler olmuştur. Rus işğali altında buluna Kuzey Kore’nin, Güney Kore’ye 1950 yılında saldırması meselesinin milletler arası bir durum almasını gerektirmiş ve Birleşmiş Milletler müşterek tedbirler almıştır. Bu polis tedbirine Türkiye'’e 4500 kişilik birlikle iştirak etmiştir. Türk askerinin Kore’de üstün başarısı milli itibarımız arttırmıştır.


Kaynak : Mehmet Gönlübol, Haluk Ülmen, a.g.e., s. 236



b-) Kuzey Atlantik Paktına Katılma


Kollektif güvenlikte açılan gediği kapatma gayesiyle 4 Nisan 1949’da imzalanan Kuzey Atlantik Paktı ile kısmi güvenlik mekanizması oluşturulmuştur. Bu sırada Türkiye Paktın dışında bırakılmıştır. Paktın 19 Eylül 1950 tarihli toplantısında Türkiye ve Yunanistan’ın pakta katılma istekleri Akdenize kadar genişlemeyi üte devletler doğru bulmayarak redolunmuştur. 1951 Ocak ayında A.B.D. hükümeti Avrupa daKomünist tehlike arttığından bizzat kendisi paktın üyelerin etelkinlerde bulunmuştur. 20 Eylül 1951’de Ottowa toplantısına kabuledilmiş, Şubat 1952 de Türkiye ile Yunanistan eşit şartlarda üye olarak katılmışlardır.


c-) Balkan İttifakı

II. Dünya Savaşı’ndan önce Balkanlarda barış ve güvenliği sağlamak amaçlı pakt, savaştan sonra kurulan II. Balkan Ittifakı, Komünist Rus Emperyalizmine karşı savunma tedbiridir. Her iki Balkan birliği de Türk-Yunan dostluğu üzerine gelişmiştir. Ancak Kıbrıs meselesi ileTürk-Yunan ilişkileri bozulunca ittifak önemini kaybeder.


d-) Bağdat Paktı (Cento)

Türkiye ile Irak arasında 24 Şubat 1955 tarihinde Bağdat’ta imzalanmıştır. Antlaşmaya, İngiltere ( 5 Nisan 1955), Pakistan ( 23Eylül 1955), İran’da ( 11 Ekim 1955) katılmış ve ilk toplantı 22Kasım’da Bağdat’ta yapılmıştır. Pakt Amerikanın teşvikiyle kurulmuş, Amerikanın pakta katılması arzu edilmiş ama Arap aleminin tepkisi karşısında pakta katılmamıştır. Paktın esas gayesi Orta Doğu barış ve güvenliği tesis etmek ve üye devletler arası sıkı iş birliğini sağlamaktı. 14 Temmuz 1958’de ırak ihtilali ile yeni kurulan idare Bağdat Paktından ayrılmış ve bunun sonrasında paktın ismi değiştirilerek “Merkez Antlaşması Teşkilatı” kısaltılmışı ile Cento adını alır.8

Kaynak: Hamza Eroğlu, a.g.e. , s.270



e-)
Kıbrıs Meselesi

Kıbrıs sorunu, 1954 yılının sonundan 1959 yılına kadar Türk Yunan Hükümetleri arasındaki resmi anlaşmazlık olarak sürmüştür. Kıbrıslı Rumların Kıbrıs’ı Yunanistan’la birleştirmek (Enosis) konusu Yunan kamuoyunda da tersini gösterdi ve olay Yunan resmi makamlarınca da benimsendi. Yunan resmi makamları meseleyi 1954 yılında Birleşmiş Milletlere getirdiler. Siyasi komisyon konuyu inceleme lüzumu görmedi ve Yunan tezini redetti.
26 Ağustos 1955’te Londra Konferansında Türkiye, İngiltere ve Yunanistan karşı karşıya geldiler. Yunanlılar adanın kendilerine tabi olmasını istiyorlardı. Dayadıkları temel prensip de adadaki nüfusun çoğunluğunun Rum olması idi. Bu konferansta olumlu bir sonuç alınamadan dağıldı.

1956 yılında adanın taksimi konusu gündeme gelir ve Türk kamuoyu bu tezi kabul eder. 1958 yılında Kıbrıs’ta bunalım artar ve 1959 yılında Zurich’te iki devlet temsilcileri görüşür. Rumlar Enosis’ten Türklerise taksimden vazgeçtiler. 16 Ağustos 1960’da Kıbrıs Cumhuriyeti ilan edildi. Devlet iki cemaatin ortaklaşa yetki ve sorumluluklarına dayanmaktaydı.





B ) II. Dünya Savaşı'nın Türkiye’ ye Ekonomik Etkileri


1-) Savaş Yıllarında Türkiye’nin Ekonomisi


Savaşın içinde doğrudan yer almadığı halde oldukça yakınında yaşayan ve çeşitli yönleriyle savaş ekonomisi deneyimi geçiren Türkiye üzerinde bu dönemin etkileri çok farklı olmuştur. Savaş boyunca yarı seferberlik havasını devam ettirmiş ve yetişkin nüfusunun askere alınması üretim hacminde düşmelere neden olmuştur. Savaş öncesinde başlayan planlama çalışmaları ve sinai yatırım programlar, savunma harcamalarının bütçeye hakim olması nedeniyle ertelenmiş ve bu yıllarda yeni yatırımlara girişmek yerine mevcut yatırımları korunup işletilmesi temel politika olarak benimsenmiştir.

Türkiye’nin ekonomik politikasını belirleyen temel metin, 1940 yılının başında çıkarılan ve hükümete ekonomiye müdahale konusunda sınırsız yetkiler veren “ Milli Korunma Kanunu” olmuştur. Savaş ortaminin bir gereği olarak çıkartılan ve savaş içindeki diğer ülkelerinde aldıgı önlemlerin bir benzeri olan bu yasayı, Devletçilik politikasinin bir uzantısı olarak yorumlamak gerekir.

Resmi bir politika olarak daha önce başlamiş olan devletçilikten uzaklaşma süreci savaş döneminde de bazı dalgalanmalarla devam etmiştir. Ülke dışında süren savaşın ve ülke içinde yer alan seferberlik ortamının ekonomik etkileri önemlidir. Bu bağlamda değinilmesi gereken birinci konu, Türkiye’nin ihraç ürünlerine olan talebin artmiş olmasıdır. Bu diğer bir deyişle, tarım kesiminin gelirlerinin artmasıdır. Ancak bu dönemde tarımsal üretim artmış degil, tersine azalmıştır. Bunun nedeni ise köylünün büyük çoğunluğunun silah alıina alınmış olmasıdır. Savaş ekonomisi uygulamasının yükünü küçük köylü çekerken, kazançlı olan pazara dönük büyük çiftçi olmuştur.Ikincisi, gelişmiş ülkelerin savaş içinde olmaları yanı sıra Milli Korunma Kanunu çerçevesinde getirilen diş ticaret kısıtları, ithalatin önemli ölçüde daralmasıdır. 9 İthalatın ve yerli üretimin daralmasının yarattığı kıtlık ortamı, devletin seferberliği para basarak finanse etmesi çabası ile birleştiğinde enflasyon ortamı yaratmıştır. Bu karaborsa spekülasyon ortamının sonucu ise, önemli bir sermaye birikimi olmuştur. Diğer bir deyişle, savaş döneminden karlı çıkan ticaret sermayesidir.


Bu dönemde biriken olağan üstü servetleri vergileyerek seferberlik finansmanına katkıda bulunak amacıyla 1942 yılında “varlık vergisi”kanunu çıkartıldı. Bu kanunla sermaye ve gelirlerinde yeni bir vergi alınarak acil askeri masraflar karşılanmak istemiştir. İthal mallar ve ihtiyaç maddelerinde karaborsacılık ve vurgunculuk yaparak zenginleşmiş olanlardan, tüccarlardan ve aracılardan vergi almak ve böylece sıkıntı çeken dar gelirli sınıfları manenen tatmin etmek yoluna gidilmiştir. Bu noktaya kadar savunulması kolaydı ancak, eleştiriler kanunun uygulanma şeklinden doğdu. 10 Bu kanunun öncelikli gayr-i müslim azınlıklara uygulanarak Kurtuluş Savaşından beri süre gelen yerli tüccarların azınlıkların yerini alma politikasına katkıda bulunmuştur.

Savaşın sona erdiginde çıkartılan Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu ( 11Haziran 1945 ); radikal hükümler içeren ve bir toprak reformu niteliği taşıyan bu yasa, meclisten güçlükle geçirilmiş ve büyük tepkilere neden olmuştur. Nitekim çıkarıldıktan hemen sonra tarım Bakanlığına bir toprak ağasının getirilmesi yoluyla fiilen uygulamadan kaldırıldı.11

Kaynak :
Haldun Gülalp, Gelişme Stratejileri ve Gelişme Ideolojileri, Ankara, 1983, s.35

Kemal Karpat, Türk Demokrasi Tarihi, (Sosyal-Ekonomik-Kültürel Temelleri), İstanbul, 1996, s.110


Haldun Gülalp, a.g.e., s. 37




Savaş döneminde ithalatin önemli derecede azalması ve buna karşılık ihracat gelirlerinin artması Türkiye'nin altın ve döviz rezervlerininde birikimine yol açmıştır. Ancak bu durum Amerika’daki gibi sinai gelişme açısında olumlu etkilendiği halde Türkiye’de, toplumsal gelişme açısından, tam tersi bir sonuç yaratmıştır. Türkiye’de bir sanayi burjuvazısının gelişmemiş olması ve sinai sermaye birikimini devletin yürütür olmasi bu durumun oluşmasında etkilidir.

II. Savaş Sonrasi Dönemdeki Ekonomik Gelişmeler


Bu dönemde Türkiye, ABD önderliğinde yeniden kurulmakta olan dünya sistemi içinde bunalım öncesindeki konumunu yeniden alma süreci olarak değerlendirilebilir. Bunalım döneminden alınan dersler değerlendiren gelişmiş kapitalist ülkeler açısından en önemli sorun,uluslar arası meta ve sermaye dolaşımını yeniden canlandırmak bunun sürekliliğini sağlayacak önlemler almak olmuştur. Bu amaçla 1914 yılında Brettan Woods anlaşmasi ile kurulan Uluslararası Para Fonu (IMF) ile Dünya Bankası(IBRD), uluslar arası kapitalizmin işleyişini denetleyen üstorgan olarak nitelendirilebilir. Diğer bir kurumsal düzenleme, ABD Dışİşleri Bakanı Marshall’ın Avrupa’nın savaş yıkıntılarından kurtulup kalkınmasının kendi ülkesinin yararına olacağı ve bu amaçla yardımda bulunabilmek isteği ile başlayan Marshall Yardım Programıdır. Türkiye’nin bu dönemdeki ekonomik yönelimi bu iki düzenleme doğrultusunda gelişecektir.

Marshall yardım programına katılmayı amaçlayan Türkiye savaş sırasında devletçilik ilkesi doğrultusunda hazırlandığı planı uluslar arası konjoktör uyarınca, bu planı kaldırmış, yerine 1947 Türkiye İktisadi Kalkınma Planı diye bilinen ve gerçekte Marshall’a katılabilmek için sunacak metni hazırlamıştır. 1947 planı tarım, haberleşme, sulama, enerji, demir-çelik, maden ve sanayi alanlarını temel etkinlik noktaları olarak kabul ediyor ve tarımsal gelişme üzerinde odaklaşıyordu. Kaynak açısından plan dış kredilere dayanmaktadır. Sonuç olarak Türkiye 1948’de yardım kapsamına alınarak OEEC’ye üye olmuştur.Bu yolda CHP iktidarı tarafından başlatılan süreç, 1950 DP tarafından sürmüştür.



Türkiye’ye Verilen Marshall Planı Yardımları 12

Devreler Umumi yardım Direkt Endirekt

  • 1947-48 - - -
  • 1948-49 5 milyar 953 milyon 49 milyon -
  • 1949-50 3 milyar 510 milyon 58,5 milyon 74,5 milyon
  • 1950-51 2 milyar 418 milyon 45 milyon 55 milyon
  • 1951-52 937 milyon 22,5 milyon 47,5 milyon

Toplam Oran Askeri yardım

  • 1947-48 - - 100 milyon
  • 1948-49 49 milyon %0,83 95 milyon
  • 1949-50 132,7 milyon %3,7 102 milyon
  • 1950-51 100 milyon %4,1 150 milyon
  • 1951-52 70 milyon %7,4 240 milyon



Kaynak :Duygu Sezer, “Türkiye’nin Ekonomik İlişkileri” Türk Dış Politikası (1919-1965) s.484




III-) 1950 Yılından Sonra İzlenen Ekonomik Siyaset

CHP yerine gelen Demokrat Parti toplumda oluşan yani toplumsal ve ekonomik güçleri temsil ediyordu. Yeni hükümetin ekonomik siyaseti, devletin ekonomik yaşamındaki etkinliklerini sınırlamak ve özel kesimin gelişmesini desteklemeye dayanıyordu. 1950’den sonra “liberal” siyaset, devletçi uygulamayla genelde temelde aynıydı. Liberal olmaktan çok “müdehaleci” bir nitelik taşıyordu. Demokrat Partinin hükümet programlarında tersini öne sürmesine karşın kamu kesimi üretimce egemen durumdaydi.

Temel anlayış değişmemiş olmakla birlikte DP yönetimi altında kimi gelişmeler olmuştur. İlk değişikliklerden biri plansız dönemin başlamasıdır. Ekonomik hükümetin aldığı günlük ekonomik kararlara göre biçimlenmiştir. Sonuç, iki yönlü bir “enflasyon” biçiminde gelişti. Bir yandan “talep enflasyonu”, öte yandan “maliyet enflasyonu” 1958 yılında“ 4 Ağustos kararları” olarak bilinen önlem Türk Lirasının değerinin düşürülmesini kapsıyordu. Fakat gerekli olan tüm önlemler alınmayınca ekonomik bunalım artar. Bu zorluklar siyasi ve toplumsal tedirginlikle pekişir ve sonunda 27 Mayıs 1960 askeri eylemine yol açar 1950-60 döneminde ekonomi sanayileştirilmek istenmiş fakat tarımdan sanayiye yeterli kaynak aktarılmaması sonucunda gerçekleşememiştir. 1960 lı yıllardan sonra Devlet Planlama Teşkilatı’nın kurulmasıyla tekrar planlı ekonomiye geçiş başlamış 1980’lere kadar 5 yıllık kalkınma planları devam etmiştir.


C-) Sonuç

II. Dünya savaşinda Türkiye doğrudan yer almadığı halde stratejik konumu itibariyle savaşın siyasal, sosyal, ekonomik sonuçlarından etkilenmiş, savaş sırasında yaşadığı yalnızlık siyasetini aşmaya çalışmışıir. Savaş sonrasinda Sovyet Rusya’nin Emperyalist baskılarına maruz kalmış ve denge siyasetin ABD’ne yakinlaşmakla bu bunalımı aşmaya çalışmıştır. Dünyada gelişen siyasal-ekonomik olaylara bağlantılı olarak batı siyasetinde yer almaya başlamıştır. Savaşın getirdigi ekonomik yıkıntıları aşmak için ABD’den dış yardım sağlamış ve uluslararasi ekonomik ortaklıklarda yer almıştır. Içte devletçilik siyaseti, çok partili yaşama geçişle yerini liberalizme birakmaya başlamıştır.

Kaynak: Emre Kongar, İmparatorluktan günümüze Türkiye’nin toplumsal yapısı, cilt 1-2, İstanbul, 1995, s.274-275






D-) Kaynakça

1- EROĞLU Hamza, Türk Devrim Tarihi, Ankara, Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Yayını, 1977

2- GÜLALP Hadun, Gelişme Stratejileri ve Gelişme Ideolojileri, Ankara, Yurt Yayınları, 1983,

3- KARPAT Kemal, Türk Demokrasi Tarihi ( Sosyal-Ekonomik-Kültürel Temelleri), İstanbul, Afa yayıncılık, 1996

4- KONGAR Emre, İmparatorluktan Günümüze Türkiye’nin Toplumsal Yapısı, İstanbul,Remzi Kitapevi, 1995

5- ORAL Sander, Siyasi Tarih ( I. Dünya Savaşi’nin Sonundan 1980’e kadar), Ankara, Imge Kitapevi, 1989

6- ÜLMAN Haluk, GÖNLÜBOL Mehmet, SEZER Duygu, Olaylarla Türk Dış Politikası ( 1919-1965), Ankara, A.Ü.S.B.F. Yayınları, Sevinç Matbaası, 1969
__________________
ForumGerçek Türkiye'nin Forumu
OkyanusunKalbi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
6 Üyemiz OkyanusunKalbi'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 03.09.10, 08:18   #5
Tam Üye

prowise - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2010
Konular: 46
Mesajlar: 430
Ettiği Teşekkür: 820
Aldığı Teşekkür: 1646
Rep Derecesi : prowise Karimasını arttırmak için doğru yerdeprowise Karimasını arttırmak için doğru yerdeprowise Karimasını arttırmak için doğru yerdeprowise Karimasını arttırmak için doğru yerdeprowise Karimasını arttırmak için doğru yerdeprowise Karimasını arttırmak için doğru yerdeprowise Karimasını arttırmak için doğru yerdeprowise Karimasını arttırmak için doğru yerdeprowise Karimasını arttırmak için doğru yerdeprowise Karimasını arttırmak için doğru yerdeprowise Karimasını arttırmak için doğru yerde
Ruh Halim: none
Standart Cevap: II. Dünya Savaşı | Savaşın Türkiye'ye Siyasi ve Ekonomik Etkileri

Bir solukta hepsini okuyamasam da güzel hazırlanmış bir konu

Emeğine sağlık Okyanus,
__________________
prowise isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
3 Üyemiz prowise'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 06.09.10, 14:02   #6
» Avukat «

Aldacı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jan 2010
Konular: 24
Mesajlar: 1,772
Ettiği Teşekkür: 5379
Aldığı Teşekkür: 6481
Rep Derecesi : Aldacı muhteşem bir gelişmedeAldacı muhteşem bir gelişmedeAldacı muhteşem bir gelişmedeAldacı muhteşem bir gelişmedeAldacı muhteşem bir gelişmedeAldacı muhteşem bir gelişmedeAldacı muhteşem bir gelişmedeAldacı muhteşem bir gelişmedeAldacı muhteşem bir gelişmedeAldacı muhteşem bir gelişmedeAldacı muhteşem bir gelişmede
Ruh Halim: Bitkin
Standart Cevap: II. Dünya Savaşı | Savaşın Türkiye'ye Siyasi ve Ekonomik Etkileri

Harika hazırlanmış bir konu Okyanus, eline sağlık.
Toprak dahi teklif edilmesine rağmen savaş dışında kalabilmemizin çok başarılı olduğunu düşünüyorum. Böylesine bir savaşı atlatabilir miydik bilemiyorum.

Bu sonuca bakılınca ne gerek vardı diye sormadan edemiyorum.
__________________

E sarà mia colpa
Se cosi è?

Aldacı isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
3 Üyemiz Aldacı'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 17.10.10, 22:05   #7
Yeni Üye
mehmetali03 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2010
Konular: 0
Mesajlar: 9
Ettiği Teşekkür: 0
Aldığı Teşekkür: 60
Rep Derecesi : mehmetali03 Karimasını arttırmak için doğru yerdemehmetali03 Karimasını arttırmak için doğru yerde
Ruh Halim: none
Standart Cevap: II. Dünya Savaşı | Savaşın Türkiye'ye Siyasi ve Ekonomik Etkileri

arkadaşlar iyi ki böyle bir forum siteniz var.. herkesin katılmasını isterim. vatanında neler olmuş bilmeyenler biraz ders alsınlar..

hepinize teşekkür ederim..

Güzel Vatanım TÜRKÜYE'm
__________________
Forum Gerçek Türkiyeli'nin Resmi Forumu
mehmetali03 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
3 Üyemiz mehmetali03'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 17.10.10, 22:29   #8
Müdavim

Kardelen26 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: May 2009
Konular: 232
Mesajlar: 4,845
Ettiği Teşekkür: 27055
Aldığı Teşekkür: 23199
Rep Derecesi : Kardelen26 has a spectacular aura aboutKardelen26 has a spectacular aura aboutKardelen26 has a spectacular aura aboutKardelen26 has a spectacular aura aboutKardelen26 has a spectacular aura aboutKardelen26 has a spectacular aura aboutKardelen26 has a spectacular aura aboutKardelen26 has a spectacular aura aboutKardelen26 has a spectacular aura aboutKardelen26 has a spectacular aura aboutKardelen26 has a spectacular aura about
Ruh Halim: Suspus
Standart Cevap: II. Dünya Savaşı | Savaşın Türkiye'ye Siyasi ve Ekonomik Etkileri

Eğer katılsaydık hiç çıkamzdık bence, iyiki katılmamışız, iyiki deli Hitler'in peşinden gitmemişiz, teşekkürler Oki
__________________
Kardelen26 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
2 Üyemiz Kardelen26'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 24.02.12, 22:25   #9
☆ hayy-ı meyyit ☆

Anjelik - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Feb 2012
Yaş: 36
Konular: 20
Mesajlar: 474
Ettiği Teşekkür: 3403
Aldığı Teşekkür: 2831
Rep Derecesi : Anjelik Karimasını arttırmak için doğru yerdeAnjelik Karimasını arttırmak için doğru yerdeAnjelik Karimasını arttırmak için doğru yerdeAnjelik Karimasını arttırmak için doğru yerdeAnjelik Karimasını arttırmak için doğru yerdeAnjelik Karimasını arttırmak için doğru yerdeAnjelik Karimasını arttırmak için doğru yerdeAnjelik Karimasını arttırmak için doğru yerdeAnjelik Karimasını arttırmak için doğru yerdeAnjelik Karimasını arttırmak için doğru yerdeAnjelik Karimasını arttırmak için doğru yerde
Ruh Halim: Kotu Cocuk
Standart Cevap: II. Dünya Savaşı | Savaşın Türkiye'ye Siyasi ve Ekonomik Etkileri

Savaşın Türkiye'de vatandaşın üzerindeki etkilerini yaşamış birinin (rahmetli büyükannemin) anlattığı kadarını yazayım;

-İ.İnönü savaşa girilecek korkusuyla ve dünyada üretimin durması sebebiyle vatandaşlara karne ile ekmek dönemi verilmesinden dolayı,çocuklar aç yatardı derdi,ağlayarak uyurdu,evde gizli gizli ekmek yapardık,askerden gizli ekmek yapmak yasaktı tarladaki mahsule el konulurdu derdi,halka yetecek ekmek çıkması için...

Savaş bittikten sonra depolardan tonlarca küflenmiş buğday çıkması,savaşı bizzat yaşamış sayın İnönü'nün Türkiyeyi koruyabilmek adına katlandığı süreç bence çok başarılı... Zaten ülkemiz savaşa girseydi eğer,şu anda ülke olabileceğimizi sanmıyorum...

Emeğine sağlık OkyanusunKalbi...

2.Dünya savaşı en çok ilgimi çeken konudur...
__________________
Anjelik isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Anjelik'in Mesajına Teşekkür Etti
Eski 07.03.16, 13:31   #10
» Angel Fall «

Dilem - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jan 2013
Konular: 30
Mesajlar: 1,802
Ettiği Teşekkür: 10150
Aldığı Teşekkür: 9692
Rep Derecesi : Dilem şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilem şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilem şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilem şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilem şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilem şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilem şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilem şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilem şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilem şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilem şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: none
Standart Cevap: II. Dünya Savaşı | Savaşın Türkiye'ye Siyasi ve Ekonomik Etkileri

Bilgiler için teşekkürler
Dilem Şu Anda Forumda.   Alıntı ile Cevapla
Dilem'in Mesajına Teşekkür Etti
Cevapla

Bu Sayfayı Paylaşabilirsiniz

Etiketler
savaşın


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


İlgili Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
İngiliz Sömürge Stratejileri - İngiltere'nin Sömürgecilik Tarihi Kartal Dünya Tarihi 1 20.01.16 19:20
Dünya Tarihi (Kronolojik Özet) Cahit Dünya Tarihi 0 26.01.09 01:42
I.Dünya Savaşı oneyouu Dünya Tarihi 0 25.01.09 07:04
1929 Dünya Ekonomik Bunalımı oneyouu Dünya Tarihi 0 25.01.09 06:29


WEZ Format +3. Şuan Saat: 00:41.


Powered by vBulletin® Version 3.8.8
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0 PL2 ©2011, Crawlability, Inc.
Copyright ©2000 - 2017 www.forumgercek.com
Protected by CBACK.de CrackerTracker
Önemli Uyarı
www.forumgercek.com binlerce kişinin paylaşım ve yorum yaptığı bir forum sitesidir. Kullanıcıların paylaşımları ve yorumları onaydan geçmeden hemen yayınlanmaktadır. Paylaşım ve yorumlardan doğabilecek bütün sorumluluk kullanıcıya aittir. Forumumuzda T.C. yasalarına aykırı ve telif hakkı içeren bir paylaşımın yapıldığına rastladıysanız, lütfen bizi bu konuda bilgilendiriniz. Bildiriniz incelenerek, 48 saat içerisinde gereken yapılacaktır. Bildirinizi BURADAN yapabilirsiniz.
Page Rank Icon
Bumerang - Yazarkafe
McAfee Site Denetleme
Norton Site Denetleme
www.forumgercek.com Creative Commons Alıntı-Lisansı Devam Ettirme 3.0 Unported Lisansı ile lisanslanmıştır.