Merhabalar
Forum Gerçek üyesi değilsiniz ya da Üye Girişi yapmamışsınız.
Sitemizden tam olarak yararlanabilmek için;
Lütfen Buraya tıklayarak üye olunuz.
Forum Gerçek

Forumları Okundu Kabul Et Bugünkü MesajlarYazdığım Cevaplar Açtığım Konular Kim Nerede
Geri git   Forum Gerçek > Türkiye ve Dünyadan Haberler > Her Konuda Kısa Bilgi ve Haberler

Her Konuda Kısa Bilgi ve Haberler Her konuda, gerekli - gereksiz kısa bilgi ve haberler

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
Eski 21.05.11, 14:43   #1
Müdavim

OkyanusunKalbi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Sep 2009
Konular: 616
Mesajlar: 7,992
Ettiği Teşekkür: 27529
Aldığı Teşekkür: 40364
Rep Derecesi : OkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzel
Ruh Halim: none
Standart Çiviliyazılı Belgelerin Bulunuşu Ve Yazıların Dillerinin Çözülüşü

Çiviyazılı Belgelerin Bulunuşu ve Yazıların Dillerinin Çözülüşü

Muazzez İlmiye ÇIĞ

“Çağdaş uygarlığı anlayabilmek, dünya yüzünde eski uygarlıkları, bütün insanlığın ilk

uygarlıklarını doğru tanıyabilmekle mümkündür.”

Mustafa Kemal Atatürk


19. yüzyılın ikinci yarısına kadar, Yunan ve İsrail kaynaklarında Asurlular ve Babilliler hakkında birçok; fakat doğru olmayan bilgi vardı. Sumerlilerden ise hiç söz edilmiyordu o zaman. Meraklı Batılı bilginler Asurluları ve Babillileri aramak amacı ile çeşitli tarihlerde Mezopotamya'ya yolculuk yaptılar. Bu eski yerlere ait ilk bilgi, 12. yüzyılda Navarra krallığındaki Tudela'nın Rabbisi Musul'daki Yahudileri ziyarete gittiğinde, Ninova harabelerini bularak tam yerlerini saptamış; fakat bu 16. yüzyıla kadar yayımlanmadan kalmıştı. 1616’da Romalı Pietro Della Valla adlı bir gezgin, oralara giderek eski Ur şehrinin harabelerini bulmuş, onları ayrıntılı bir şekilde anlatmış ve oradan çiviyazılı ilk belge olan bir tuğla da getirmişti. Bu harabelerin bulunduğu tepeye Araplar zift tepesi anlamına gelen 'tel.el.mugayya' diyorlardı.

17. ve 18. yüzyıllarda, Tevrat’ta yazılan yerleri bulmak amacı ile Mezopo- tamya'ya gidenler çoğalmaya başladı. Bunlar gezip gördükleri yerlerin Tevrat’ta adı geçen yerler olabileceğini tahmin etmeye başladılar. 1766 -1771 yılları arasında Danimarkalı bir matematikçi olan Carsten Niebuhr Mezopotamya'ya giderek Ninova harabelerinin tam bir krokisini yapmış, oradan İran topraklarında olan Persepolis harabelerine geçerek oradaki bina kalıntılarının kapıları üzerindeki kitabeleri kopya etmiş ve onları Avrupa'ya getirmiştir. Ondan bir yıl sonra aynı yerlere giden Fransız botanikçi A.Michaux, Bağdat’ın güneyinde bulduğu bir sınır taşını Paris'e getirip Bibliotèque National'e hediye etmiştir. Bu, Avrupa'ya ulaşan ilk değerli kitabedir. Bu kitabede sınırı bozana karşı bir beddua yazılıdır. Bu bedduanın bir yerinde yazılanlar çok ilginç: "Göğün askerleri bizim iyileşmemize gerçek bir çare olarak bizi sirke ile sulayacaklar."

O sıralarda Bağdat'ta Bilim Akademisi’nin habercisi olan Abbe Beauchamp da Babil etrafındaki harabeleri iyice izlemiş; ayrıca küçük bir kazı yaptırarak Babil Arslanı denilen ortaya çıkarmıştı. Şimdi Berlin Müzesi'nde kopyası bulunan İştar Kapısı’nı da ilk olarak o tanıtmıştı. Ayrıca, bulunan kilden bir silindirin üzerindeki işaretlerin, Persepolis'te kapılar üzerindeki işaretlere benzediğini de söylemiştir. Abbe Beauchamp’ın, 1790 yılında Almanca ve İngilizce’ye çevrilen gezi anıları, bilim insanları tarafından büyük bir heyecanla karşılanır. Bunun üzerine Londra'da bulunan Doğu Hindistan Kumpanyası, Bağdat'taki acentesini, orada arkeolojik araştırma yapması için görevlendirir. Kumpanyanın elemanı olan Claudius James Rich; Babil kalıntılarının bir krokisini yapar, hatta bir yeri basit bir şekilde kazdırır. Rich, ülkesine döndükten 9 yıl sonra Musul'a tekrar gelir, eski Ninova şehri harabelerinin iyi bir krokisini yapar. Bu arada birçok tablet, tuğlalar, sınır taşları, üstü yazılı kilden silindirler bulur. Bunlar arasında Asur kralı Nabukatnezar ve Sanharip'e ait konuların bulunduğu ünlü silindirler de vardır. Rich, bunları sekreteri Carl Bellino'ya kopya ettirerek Almanya'da bir lise öğretmeni ve epigraf olan Grotefend'e gönderir.

Rich 1821’de 34 yaşında ölmüştür. Onun bu çalışmaları, krokileri ve notları, Asuroloji ve çiviyazıları araştırmalarına bir temel taşı oluyor. Onu izleyen Robertker Porter; Mezopotamya harabelerinin, Babil kalıntılarının planlarını ve krokilerini sanatkârca çiziyor. 1828’de Robert Mignon, Rich'in 1811’de başladığı kazı yerinde oldukça derine inen bir kazı yaptırıyor. İlk kez o kazıda, üzerinde yazı bulunan bir silindir bulunuyor. 1830’da iki İngiliz, J. Baillie Fraser ve William F. Ainsworth, Güney Mezopotamya'ya giderek oradaki bazı şehir kalıntıları görürler. Fakat onların, bu şehir kalıntılarının Sumerlilere ait olduğundan hiç haberleri yoktur.

1842’de, Musul'da, Fransız konsolosu olarak bulunan Paul Emil Botta, ilk kez bugün Asur toprakları olarak bilinen Kuzey Mezopotamya'da kısmen sistemli sayılabilecek büyük bir kazı başlatıyor. Bu kazıdan Akad dilinde ve çiviyazısı ile yazılmış binlerce belge buluyor. O zaman bunların ne dili, ne de yazıları biliniyordu.

Bunların çözülmesi Persepolis'te bulunan kitabelerle mümkün oldu. Persepolis, İran'ın batısında eski Pers krallarının başkenti idi*1. Buraya ait ilk bilgi, 16. yüzyılın başlarında Venedik'in İran sefiri olan Geosofat Barbaros'un 1543 yılında yayımlanan notlarından elde edildi. Ondan sonra İran'a giden İspanya ve Portekiz sefiri Antonio de Goueca, 1611’de yayımlanan kitabında Persepolis'teki kitabelerden söz etmiş ve bunların o zamana kadar bilinen hiçbir yazıya benzemediğini söylemiştir.


Ondan sonra gelen sefir Don Carcia Silva Figueroa tarafından yazılıp 1620 yılında yayımlanan kitapta, daha önce yayımlananlara dayanarak Persepolis'in Ahamenit kralı Daryüs'ün sarayı olabileceği öne sürüldü. Taşlar üzerindeki şekillerin üç köşeli piramit gibi göründüğü, şekillerin birbirine benzediği; fakat duruşlarının değişik olduğu bildiriliyor.

Pietro Della Valle'nin 21 Ekim 1621 tarihli mektubunda Persepolis'i görüp gezdiğini ve taşlar üzerindeki işaretlerden beşini kopya ettiğini ve bunun bir yazı olarak soldan sağa doğru okunacağını tahmin ettiğini anlatıyor*2. 1673’te, bir Fransız sanatçısı olan André Daulier Deslandes, ilk kez Persepolis sarayının bir modelini yapıyor. Kitabeden üç işareti kopya ederek bunun bir süs olduğunu ileri sürüyor.

1677’de İran'da bulunan İngiliz sefiri Sir Thomas Herbert, kitabenin üç satırlık bölümünün kötü bir kopyasını yapmış ve "Burada bulunan işaretler ne harfe, ne hiyeroglife benziyor. Onların kelime veya harf olup olmadığı hakkında bir şey söylenemeyeceğinden çözümleri olanaksızdır. Yine de ben onların bir stenografi veya ona benzeri kısaltılmış anlamlı kelimeler veya heceler olabileceğini düşünüyorum." diye yazmıştır. 1693’de Doğu Hindistan Kumpanyası’nın bir elemanı olan Samuel Flower, kitabelerden kopya ettiği 26 işareti yayımladı; fakat bu işaretler, çeşitli kitabelerden ayrı ayrı alındığı için çözümde işe yaramadı. 1700 yılında bunların bir yazı olduğu kanısına varılarak ona, "köşeli" anlamına gelen "Cuneiform" adı verildi. Türkçeye de bu ad, "çiviyazısı" olarak geçti.

Kitabelerin çözümüne ilk yolu açan Dane Carsten Niebuhr olmuştur. O, 1773’te üç dilde olan bir kitabenin tümünü kopya etmiş ve bunların üç ayrı çiviyazısı tipinde olduğunu, soldan sağa doğru yazıldığını söyleyerek onları birinci, ikinci, üçüncü olmak üzere üç sınıfa ayırmıştı. Birinci sınıfa koyduğunun 42 harften oluşan alfabetik bir yazı sistemi olduğunu saptadı. Fakat bu üç ayrı yazı sisteminin üç ayrı dil için değil de, bir dil için kullanıldığını söylüyordu.

1798’de, Danimarkalı Friedrich Munster de bunlardan ikinci ve üçüncü sınıftaki yazıların kelime ve hece yazısı olduğunu, her üçü ile üç ayrı dil yazıldığını bildirdi. Fakat bu diller nelerdi? Neye dayanarak bunlar anlaşılacaktı? Buna ilk yanıtı, Fransız A.H.Anquetil-Duperron'un 1768 ve 1771’de yayınladığı çalışmaları verdi. Bu şahıs Zerdüştlerin kutsal kitabı Avesta'ya ait yazıları toplamak, onun dili olan eski Persçe’nin nasıl okunduğunu ve yorumlandığını öğrenmek amacıyla Hindistan'a gidip çalışmıştı. Bu çalışmaların yayımlanması, araştırmacılara eski Persçe hakkında bir fikir verdi. Kitabelerin birincisi, eski Persçe olmalıydı.

1793’te, A. Silvestre de Sacy Persepolis civarında bulunan Pehlevi kitabelerinin çevirisini yaptı. Aslında bunlar Persepolis kitabelerinden yüzlerce yıl sonraya aitti. Fakat oradaki kelime sıraları Persepolis kitabelerinin sıralarına uyabilirdi. Bu sıralama şöyle idi: "Krallar kralı büyük kral, X'in kralı X'in oğlu büyük kral, X'in kralı Y" Bu kitabeleri yazdıran o binayı yaptıran kraldı kuşkusuz. Şu halde kitabe bu formüle göre yazılmış olmalıydı.

Bu kitabelerin çözümüne ilk doğru adımı atan Olaf Gerhard Tychsen oldu. O, 4 işaretin ne olduğunu anladı. Bunlardan biri devamlı olarak tekrar ediliyordu. Bunun, kelimelerin arasını ayıran bir işaret olduğunu saptadı. Böylece, kelimelerin başı ve sonu meydana çıkmış oldu. Bu çalışma 1798’de yayımlandı. Aynı yıl, Danimarkalı Friedrich Munter, Persepolis kitabelerinin Ahamenit krallarına ait olduğunu iki makalesinde ortaya attı; fakat o yazıların çözümü ile uğraşmadı. Onun yerine Göttingen'deki bir lisede Yunanca öğretmeni olan Friedrich Grotefend, üç sınıfa ayrılan kitabelerin birincisinde çok sık geçen işaretlerin sesli harfler olabileceğini düşündü ve yayımlanan Pehlevi kitabelerine göre bu abideyi yaptıran kralın babasının adı ile kral ve oğul kelimelerini kapsayan işaretleri ayırdı. Bundan sonra Ahamenit krallarının adlarına göre işaretleri karşılaştırdı; böylece 10 işareti ve üç şahıs ismini saptadı. Bu buluşa göre, "Krallar kralı büyük kral Histaspas'ın oğlu, krallar kralı büyük kral Daryüs" olan kitabenin çevrisini 1802 yılında yayımladı. Fakat çeviride birçok yanlışlıklar vardı. Onu bazı araştırmacılar onayladı, bazıları da alayla karşıladılar. Onun bu çalışmalarını sürdürenler oldu; fakat kitabelerin kısa ve kelimelerin az oluşu yüzünden çözüm ilerleyemedi.

Yazının tam çözümünü, Hindistan'da İngiliz ordusunun casus servisinde çalışan Henry Greswicke Rawlinson yapabildi. O, Hamadan yakınındaki Alvand Dağı kitabesiyle Kermanşah'tan 20 kilometre kadar uzaktaki Behişton kaya kitabelerinin kopyasını yaptı. Yerden 100 metre kadar yükseklikte olan bu kayaların 40 metrekarelik yüzü özel bir şekilde düzeltilmiş, üzerine kabartmalarla birlikte Persçe, Babilce ve Elamca olmak üzere üç dilde yazı yazılmıştı. Rawlinson, oraya bir iskele kuruyor ve ip merdivenlerle kayaya tırmanarak kitabenin üst kısmında 5 sütun halinde 414 satır olan Persçe kısmının kopyasına başlıyor. Zaman zaman gelerek, 1837’ye kadar 200 satırının kopyasını tamamlıyor. O, daha önce yapılan, özellikle Grotefend'in çalışmalarından haberi olmadan, klasik yazarlara ve Ortaçağ coğrafyacılarına dayanarak; Grotefend'in yöntemiyle birkaç yüz yer adını okuyor ve bu 200 satırın transkripsiyon ve çevrisini yapıyor. Kalan kısmının ve Babilce olan kısmın 263 satırını ancak 1844 yılında kopya edebiliyor. Böylece, Persçe olan kitabenin tümünü; transkripsiyon, çeviri ve yorumlarıyla Bağdat'tan İngiltere'de bulunan Royal Asiatic Society'ye gönderiyor.

O arada, İrlandalı Edward Hinks de onun yaptığı bu çalışmaları kanıtlayacak bir makale yayımladı. Jules Oppert'in de bu çalışmalara bir hayli katkısı oldu. Bu uğraşılar sonucu, metinde bazı ilaveler, bazı değiştirilmeler yapıldı ise de, bu değiştirmeler metnin anlamını bozacak gibi değildi.

Tam bu sıralarda, Mezopotamya'daki kazı çalışmaları birbirini kovalıyordu. 1842’de, Musul'a Fransız konsolosu olarak atanan Paul Emil Botta, Koyuncuk ve Nebiyunus tepelerinde kazıya başlıyor; fakat bir şey bulamıyor. Bir köylü ona, yakın bir yerde büyük heykellerin bulunduğundan söz ediyor, ona dayanarak Korsabat harabelerini buluyor. Orada büyük bir alana yayılmış heykeller, kabartmalar, duvar süsleri ile karşılaşıyor. Hepsinin üzerinde çiviyazılı kitabeler bulunuyor. Burası Asur'un güçlü kralı 2. Sargon'un sarayı. Ondan üç yıl sonra bir İngiliz olan Austen Henry Leyard, Nemrut ve Ninova'da kazılar yaptı. Bu kazılarda da yine kral sarayları, heykeller çıktı. Bunların hepsinden önemlisi Kral Sargon'un torunu Kral Asurbanipal'in sarayındaki kitaplığın bulunması idi. Bu kitaplıkta sözlükler, çeşitli edebi eserler, mektuplar, fal ve sihirler gibi çeşitli konuları kapsayan binlerce tablet ve parça bulundu. Bütün bulunan bu yazılı belgeler Avrupa'ya taşındı. Fakat bunların okunup anlaşılması olanaksızdı. Persçe’de 42 işaret olmasına karşın bunlarda birbirine benzeyen ve benzemeyen yığınlarla işaret vardı. Hinks, ilk olarak Behişton kitabesinin Persçe kısmında bulunan bir hayli özel isme dayanarak bir miktar sesli harf, hece ve ideogramı saptadı. Ayrıca Babilcesinde, İbranice ben anlamına gelen a.na.ku kelimesini okudu. Bu arada Emil Botta da yazılarda aynı anlam ve okunuşta olmasına rağmen işaretlerin değişik şekilde yazıldıklarını fark etti. Her ikisinin yaptığı çalışmalar sonucu, bu yazının hece ve şekil yazısı olduğu anlaşıldı. Hece yazısı: ünlü ünsüz, ünsüz ünlü, ünlü ünsüz ünlü veya ünsüz ünlü ünsüz şeklindeki hecelerden oluşuyordu. Ya kelimeler bu hecelerden oluşmuş ya da bir kelime tek işaret ile yazılmıştı. Yine bu çalışmalar Rawlinson'un buluşlarıyla birleşiyordu. O, 1847 yılında tekrar Behişton'a giderek Babilce olan metnin 112 satırını daha kopya etti. Persçe kısmının yardımı ile onları çözmeye başladı ve 150 işareti doğru olarak okudu. Böylece, 200 kelimenin okunuşu ve anlamını meydana çıkardı. Bunlar, dil’in bir Sami dil olduğunu gösteriyordu. O, bu çözüme dayanarak, bir dilin gramerine ait bir taslak bile yazdı. Onun bu çalışmaları 1850-51 yıllarında yayımlandı. Bu çalışmalarına dayanarak, Hinks de 100'den fazla işareti doğru değerlendirdi ve bu suretle 350 işaretin okunuşu anlaşılmış oldu. İlginç olanı, onların bu buluşlarına birçok bilgin inanmadı. Onların, bu eski insanların sayısız değerde işaretleri icat edebilmiş olmalarını bir türlü akılları almıyordu. 1855 yılında Jule Oppert, Rawlinson ve Hinks'in doğru okuduğu bir miktar yeni işaretin okunuşunu da onların bulduklarına eklediğini bildirdi.

Asurbanipal kitaplığında eski yazıcıların yazdığı hece listeleri bulunmuş, Jule Oppert de onlardan yararlanarak çevrileri yapmıştı. Onun bu konuda yazdığı bilimsel eserleri ve metin çalışmaları, Asuroloji biliminin yerleşmesine yardımcı olmuştu. Bunlara ek olarak, mesleği matematik ve aynı zamanda amatör bir doğu bilimcisi olan W. F. Fox Talbot, bu konulara merak ediyor; Hinks ve Rawlinson'un yayınları üzerinde çalışarak bazı Asur metinlerinin çevrisini yapıyor. Bunlar arasında, Asur kralı Tiglat-Pileser'e (İÖ 1116-1076) ait bir kitabenin yazılı bulunduğu bir silindirin kopyasından çevrisini yapıyordu. Onu mühürleyerek Mart 1857’de Royal Asiatic Society’ye gönderdi; aynı metnin çevrisini Rawlison ve Hinks'den de istemelerini önerdi ve bu öneri kabul edildi. Bunlara Jule Oppert de katıldı. Hepsi aynı metnin yaptıkları çevirisini, kapalı ve mühürlü zarflar içinde kuruma gönderdiler. Kurumda 5 kişilik bir jüri tarafından zarflar açıldı. Aralarında bazı ayrılıklar olmasına rağmen, genel olarak çevriler birbirine çok yakındı. Böylece yepyeni bir bilim dalı, Asuroloji doğmuş oluyordu.

Bundan sonraki yıllarda İngiltere, Fransa ve özellikle Almanya'daki bilginler yeni bilim alanında dil, tarih, din, kültür konularında makaleler, kitaplar yazmaya başladılar. Kazılardan çıkarılan binlerce metin kopya edilerek yayımlandı. İşaret listeleri, sözlükler, gramerler, sözdizimi hakkında yüksek düzeyde bilgileri kapsayan yayınlar yapıldı. Böylece, önce Asurca olan; sonra Babilce ve daha sonra da Mezopotamyalıların kullandıkları terim olan “Akadca” son derece gelişti. O günden beri durmadan gelişmekte, biriken bilimsel çalışmalardan yararlanılarak sözlükler yapılmaktadır.


Buraya kadar Asurca, Babilce, Akadca’dan söz edildi. Sumerce ve Sumerlilerden hiç söz edilmedi; çünkü uzun zaman kimsenin haberi yoktu Sumerliler’den.

1850 yılında Hinks, British Association'da verdiği konferansta, ilk olarak çiviyazılarını Akadlılar dediğimiz Sami halkın icat etmediklerini; çünkü bu yazının Sami dilinin yapısına hiç uymadığını ve eğer bu yazıyı Samiler icat etselerdi kendi dillerine uygun yapılmış olması gerektiğini söylemiştir. O yüzden Hinks, çiviyazısını Babil’de Samilerden önce yaşamış, Sami olmayan bir halk tarafından icat edilmiş olduğunu öne sürüyordu. İki yıl sonra 1852’de Rawlinson kelime listelerini incelerken bunların iki dilde olduğunu, Asurca kelimelerin karşısında Samice olmayan bir dile ait kelimelerin bulunduğunu bildiriyor ve bu dilin İskit veya Turanlı bir dil olabileceğini öne sürüyordu. Bir yıl sonra Rawlinson, yine verdiği bir konferansta Babil'in güneyinden gelen tuğla ve tabletlerin Sami olmayan bir dilde, İskit dilinde yazıldığını söylüyor. Bu dile Akad diyor ve bunların, Babillilerden önce oralara gelip yerleştiklerini anlatıyor. Böylece ilk olarak Rawlinson Sumer dilini keşfetmiş oluyordu. Rawlinson, bu dilin zamir bakımından Moğolca’ya, Mançu diline, daha yakın olduğunu; fakat kelime bakımından hiç benzerliği bulunmadığını söylüyor.
__________________
ForumGerçek Türkiye'nin Forumu
OkyanusunKalbi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
OkyanusunKalbi'in Mesajına Teşekkür Etti
Cevapla

Bu Sayfayı Paylaşabilirsiniz

Etiketler
belgelerin, Çiviliyazılı, Çözülüşü, dillerinin, yazıların


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



WEZ Format +3. Şuan Saat: 12:44.


Powered by vBulletin® Version 3.8.8
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0 PL2 ©2011, Crawlability, Inc.
Copyright ©2000 - 2017 www.forumgercek.com
Protected by CBACK.de CrackerTracker
Önemli Uyarı
www.forumgercek.com binlerce kişinin paylaşım ve yorum yaptığı bir forum sitesidir. Kullanıcıların paylaşımları ve yorumları onaydan geçmeden hemen yayınlanmaktadır. Paylaşım ve yorumlardan doğabilecek bütün sorumluluk kullanıcıya aittir. Forumumuzda T.C. yasalarına aykırı ve telif hakkı içeren bir paylaşımın yapıldığına rastladıysanız, lütfen bizi bu konuda bilgilendiriniz. Bildiriniz incelenerek, 48 saat içerisinde gereken yapılacaktır. Bildirinizi BURADAN yapabilirsiniz.
Page Rank Icon
Bumerang - Yazarkafe
McAfee Site Denetleme
Norton Site Denetleme
www.forumgercek.com Creative Commons Alıntı-Lisansı Devam Ettirme 3.0 Unported Lisansı ile lisanslanmıştır.