Merhabalar
Forum Gerçek üyesi değilsiniz ya da Üye Girişi yapmamışsınız.
Sitemizden tam olarak yararlanabilmek için;
Lütfen Buraya tıklayarak üye olunuz.
Forum Gerçek

Forumları Okundu Kabul Et Bugünkü MesajlarYazdığım Cevaplar Açtığım Konular Kim Nerede
Geri git   Forum Gerçek > Bir Yudum İnsan > İcatlar - Mucitler | Keşifler - Kaşifler


Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
Eski 18.01.14, 15:02   #1
Gerçek Üye

MyStery - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Feb 2011
Konular: 180
Mesajlar: 677
Ettiği Teşekkür: 2892
Aldığı Teşekkür: 3682
Rep Derecesi : MyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmede
Ruh Halim: none
Standart Düşünce Dünyasının Gölgede Kalan Kadın Filozofları


İnsan esasen ne erkektir ne de dişi. Cinsiyetin farklı olmasının amacı, cinse özgü biçim farkını oluşturmak olmayıp yalnızca üremeye yarar… ”

(Marie Le Jars de Gournay: Kadınlarla Erkeklerin Eşitliği Üzerine)



Bu satırlar, Rönesans döneminin filozoflarından; Marie Le Jars de Gournay’a ait. Bu ismi belki duymamış olabilirsiniz. Gournay, erkek egemen bir dönemde geri planda kalan kadın düşünürlerden sadece birisi. Günümüzde kadın ve erkek eşitliğini savunan bizler, kadınların pek çok konuda ön planda olmasını savunuyoruz fakat tarihte yolculuk yaptığımızda savunduğumuz bu fikirlerden uzak yaşantılar karşımıza çıkıyor. Okuyacağınız bu yazı dizisinde felsefe dünyasının kadın düşünürlerine kısaca değineceğiz.


Bilim dünyasına baktığımızda ünlü fizikçi Marie Curie gibi az da olsa kadın bilim insanları karşımıza çıkıyor. Peki, felsefe dünyasına baktığımızda durum nasıl acaba?

Aristotales, Platon, Descartes… Filozoflar dediğimizde aklımıza gelen ilk isimlerin ortak bir özelliği var; hepsinin erkek olması. Bunun nedenini, düşünebilmenin erkeklere atfedilen bir yetenek olması ile değil, kadınların düşüncelerini erkekler kadar sistematik bir şekilde aktarabilmek için yeterli zaman ve imkânlara sahip olamaması şeklinde açıklamamız mümkündür.

Diğer bir neden de kadınların ürettikleri belgelere erkeklerden daha az özen gösterilmesine bağlı olarak savundukları fikirlerin yitip gitmesi olarak açıklanabilir. Daha önce yayınladığımız “Cadılık mı kötü yoksa insanlık mı? Avrupa’da cadı (kadın) avları” yazısında, kadının cadı olarak yakılmasının ardındaki nedenler üzerinde dururken, kadının nasıl ikinci plana itildiğini ifade etmiştik.



Aslında bu yazı da kadın olmanın erkeklere göre daha zor koşullarda mücadele etmek olduğunu anlatıyor. Bu konuda araştırma yaparken faydalandığım en önemli kaynağım; “Kadın Filozoflar Tarihi” isimli eserde, toplamda 44 kadın filozofun hayatından kesitlere ulaşabildim. Bu düşünürlerin tamamını ele almaktan ziyade dikkat çekici isimler üzerinde durmak istiyorum.

Kadın filozofları ele alırken kuşkusuz, dönemler bazında incelemek daha iyi olacaktır.




Felsefenin başlangıcı pek çoğumuzun bildiğin gibi Antik Çağ dönemine dayanmaktadır. Yaşadığı hayatı sorgulama, insan ve dünyayı nitelendirme çabaları ilk bu dönemde, Eski Yunan’da başlar.

Bu dönemde hem kadın hem erkek filozoflar için önemli sorular vardır, şöyle ki insan neden dünyaya gönderilmiştir, dünyadaki görevi nedir, düşünme ve eylem ilişkisi nedir?… vb. gibi. Bu sorulara bağlı olarak oluşan düşünceler felsefenin temeli olarak tarih sayfalarında yerini almıştır.



Krotonlu Theano ve eşi Pisagor’un temsili bir resmi.



Daha önce de belirttiğimiz gibi bu dönemin ünlü düşünürleri denildiğinde karşımıza erkek düşünürler çıkmaktadır ama bu dönemde düşünce dünyasının önemli kadın isimleri de var olmuştur. Bu isimlere ilk vereceğimiz örnek; Krotonlu Theano’dur.

Krotonlu Theano en ünlü Pisagorcu kadın olarak tarihteki yerini almıştır. Neden Pisagorcu olduğunu belirtirsek; ilk kadın düşünürlerin Pisagor’un çevresinden çıktığı inancı vardır.Bu çevredeki düşünürlerin, onun matematik bilgilerini ve felsefeye dair düşüncelerinin destekleyicisi ve yayıcısı olduğu kabul edilmektedir.

İşte, Krotonlu Theano da bu düşünürlerden birisidir. İÖ. 550 yılından sonra yaşayan Theano, aynı zamanda Pisagor’un eşidir. Eşi gibi matematiğe meraklı olan Theano Pisagor’dan felsefe dersleri de almış ve eşinin ölümünden sonra Pisagor Okulu’nu yönetmiştir.

Peki, Krotonlu Theano’nun düşünceleri nasıldır? Theano’ya göre, ruh yeniden doğacaktır, bunun için kişi erdemli bir hayat sürmelidir. Sırf madde diye bir şey yoktur, ruh ön planda olmalıdır. Matematik ve müzik önemlidir çünkü ikisinde de sayılar vardır. Öyle ki sayılar düzeni sağlayan tek unsurdur.

Theano Pisagor Okulu’nda kızlara ders vermiştir. Bu derslerinin büyük bir bölümünü ahlak üzerinedir.

Kendisinin dönemin ileri görüşlü isimlerinden biri olmasına karşın, derslerinde kadınların geri planda kalarak, iyi bir eş olarak yetiştirilmesini anlatması ilgi çekicidir. Bu durum büyük ölçüde o dönemin sosyal hayatının çizgisini yansıtmaktadır.


Aspasia




Theano’dan sonra yine Antik Çağ’da ele alabileceğimiz diğer bir isim; Aspasia’dır. İÖ. 460’tan sonra yaşayan Aspasia kadın düşünür olarak nitelendirilirken bazı yazarlar tarafından Hetaira (fahişe) olarak nitelendirilen ve alay edilen de bir kadın olmuştur. Bu nokta oldukça dikkat çekicidir.

O dönemde Hetaira olarak çalışan kadınlar, para karşılığı bedenlerini satmaktadır. Aspasia da Atina’da Hetaira olarak çalışmaya başlar ve bir Hetaira okulunu işletir. Bu durum onun toplum içerisinde aşağılanmasına yol açsa da öte yandan sahip olduğu felsefe ve retorik bilgisi kendisine hayran bırakmaktadır. Aspasia esasında oldukça iyi eğitim almış bir kadındır. Sokrates’in ondan ders aldığı ve ona hayranlık duyduğu Platon tarafından kaleme alınmıştır. Aspasia yaşadığı dönemde insanları felsefeye yönlendirmeye çalışan önemli bir isim olarak varlık göstermiştir.


Hypatia’nın temsili bir resmi.



Antik çağın diğer önemli bir ismi de Hypatia’dır. M.S. 370 yılından sonra yaşayan Hypatia, Yeni Platonculuğun revaçta olduğu bir dönemde İskenderiye’de yaşamıştır. Önemli bir filozof olmasının yanı sıra astronomi ve matematik ile deilgilenen Hypatia, zor bir dönemde varlığını sürdürmüştür öyle ki, bu dönemde yeni yeni Hristiyanlaşmanın sonucunda Hristiyan olmayanlara karşı düşmanlık mevcuttur.

Bu durumdan Hypatia da nasibini almıştır. Felsefenin bu dönemde bölücü, otorite bozucu bir sistem olduğu düşüncesi onun işini daha da zorlaştırmıştır. Buna rağmen üstün zekâsı ile fark yaratan düşünür, İskenderiye Üniversitesi’nde astronomi ve geometri dersleri de vermiştir. Hypatia’nın babası da kendisi kadar ünlü matematikçi olan Theon’dur. Hypatia’nın Platon düşüncelerini savunduğu belirtilmektedir ama maalesef günümüze ulaşan bir eseri bulunmamaktadır.

Platoncu felsefeye göre, asıl gerçek görülebilen değil, onun ardında bulunandır. Hypatia’nın da bu fikri savunduğu varsayılmaktadır. Hypatia’nın hayatı hakkında dikkat çekici nokta ise ölümüne ilişkindir. Hypatia pagan olmakla, devletin işlerine karışmakla suçlanmış ve taşlanarak öldürülmüştür. Ne kadar trajik bir durum olduğunu belirtmemize gerek yok değil mi? Hypatia’nın ölümü tarihsel süreç içerisinde kadınlara yapılan zulmün tanıdık bir örneği olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu üç düşünürü kısaca ele aldıktan sonra antik dönemin kadın düşünürleri hakkında çok kısa şunları söyleyebiliriz; antik dönemin kadın düşünürleri güçlü karakterlere sahiptir; sessiz kalmak yerine bir okulda varlıklarını sürdürmüşler, kendilerine düşman olunsa da ya da aşağılansalar da bir yandan zekâ ve bilgi birikimleri ile çevresindekileri kendilerine hayran bırakabilmişlerdir.




Antik Çağ’dan Orta Çağ’a geçiş yaptığımızda Hristiyanlık inancına bağlı olarak şekillenen baskın düşünce sistemi karşımıza çıkmaktadır. Din olgusunun gitgide güçlendiği bu dönemde felsefenin etkisi gittikçe azalmıştır. Bu dönemin felsefesi Skolastik Felsefe’dir.

Bu felsefenin kökeni Aristotales’e dayandırılmakta ve Hristiyanlık inancının mantık çerçevesinde ele alınmasına çalışılmıştır buna bağlı olarak gelişen fikirlerin hemen hemen hepsi dinsel dogmalar üzerine olmuştur. Bu dönemde kadınların rolüne baktığımızda, kadınların yine geri planda olduklarını söyleyebiliriz. Kadınların skolastik felsefe ile uğraşmaları yasaklanmıştır buna karşın Mistitizm ile ilgilenmelerine engel olunamamıştır.

Mistitizm’e göre; kişi kendi içine dönerek, sezgileri ile Tanrı ile yakınlaşabilir. Bu akıma göre “ben” yoktur, Tanrı vardır. Kişi bu şekilde bir gün gelecek bilge kişi haline gelecektir.


Bingenli Hildegard


“Nasıl ki insan toza dönüşse de sonradan yeniden dirileceği için her zaman var olmaya devam edecek, eserleri de her zaman görülecektir…”



Bu cümlenin sahibi, Mistitizm akımın önemli temsilcilerinden biri olan Bingenli Hildegard’dır.



Bingenli Hildegard, 1098’de doğmuştur, hayatının 30 yılını bir kadın hücresinde geçirmiştir. Sonrasında ise rahibelik yemini etmiştir. Onun hakkında en ilginç detay, erkek manastırlarından bağımsız kendi manastırını kurmasıdır. Bu durum onun güçlü kişiliği hakkında ufak da olsa bir bilgi vermektedir. Bunun yanı sıra o dönemde bir rahibe için yasak olan vaaz gezilerini de gerçekleştirmiş olması ve ikinci bir manastır kurması dönemin devrim niteliğinde gelişmelerinden birisidir. Bingenli Hildegard’ın düşünce yapısına baktığımızda ise, insan-kozmos-tanrı arasında şekillendiğini görüyoruz.

Dünya bir bütündür, kişi kendi benliğine bakmak yerine bu bütünü incelemelidir. Dünya Tanrı tarafından tutulan bir tekerlektir. İnsan bu tekerlek içerisinde dengede durmaktadır ve insanın asıl amacı kozmos ve tanrı arasında denge kurmaktır. Bunu “Scvias” isimli kitabında yazmıştır. Bu eserinin yanı sıra erdemli davranış üzerine kaleme aldığı, “Liber Vintae Meritorum” ve insan-kozmos arasında benzetmelere yer verdiği “Liber Divinorum Operum” adlı eserleri mevcuttur. Bingenli Hildegard’a göre insan ve dünya iç içedir. Din hayatın anlamıdır, ruh ve beden arasında ise birbirini tamamlayıcı bir bağ vardır. Ruh kadar beden de önemlidir, bu nedenle kişi yaşarken bedenine de özen göstermelidir.


Marguerite Porete



Bu dönemin diğer bir kadın düşünürü Marguerite Porete’dir. 1255-1320 yıllarında Fransa’da yaşayan bu düşünür de mistik düşüncenin temsilcilerinden kabul edilmektedir. Marguerite Porete’nin hayatı aslında oldukça ilginçtir; din sapkını olarak suçlanarak, yakılarak öldürülmüştür. Bunun nedeni, “Yalın Ruhun Aynası” isimli kitabında savunduğu fikirleridir. Bu kitapta Marguerite, ruhun tamamen özgür olması gerektiğini savunmuştur, buna göre kilisenin kurallarından kopulmalı ve tanrı ile kurulan bağı kişinin kendi içinde kurmalıdır. Bu düşünce tarzı, Orta Çağ dönemi için oldukça cesur düşünceler olup, cezası ölüm olmuştur.


Christine_de_Pisan’ın portresi.



Orta Çağ ile ilgili değinmek istediğimiz bir diğer düşünür ise Fransız Christine de Pizan’dır. Pizan’ın dul bir kadın olması, toplum içerisinde saygınlığının az olmasına yol açmıştır. Gerek bu tutum gerekse gündelik hayatın zorluklarını yaşasa da şiir, siyasi ve felsefi yazılar yazması onun da güçlü bir yapısının olduğunu göstermektedir. En önemli eseri; “Kadınlar Kenti Üstüne” isimli eseridir. Christine de Pizan bu eserinde aslında bir ütopyadan bahsetmektedir. İnancını kaybetmese de eleştiri yapmış ve bunu eserine de yansıtmıştır.

Orta Çağ’ın kadın düşünürlerinin genel özelliklerine baktığımızda, güçlü kişilikler ile karşılaştığımızı söylememiz mümkün. Düşünce sistemlerini değerlendirdiğimizde baskın olanın inanç olduğunu belirtebiliriz.

Kaynak
Kaynak
Kaynak


MyStery isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
6 Üyemiz MyStery'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 18.01.14, 15:04   #2
Gerçek Üye

MyStery - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Feb 2011
Konular: 180
Mesajlar: 677
Ettiği Teşekkür: 2892
Aldığı Teşekkür: 3682
Rep Derecesi : MyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmede
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Düşünce Dünyasının Gölgede Kalan Kadın Filozofları








MILETLI (Şimdiki Aydın Söke tarafları) ASPASİA

(I.O. 460-401)


Aspasia ya da Miletli Aspasia (yak. MÖ 47]–yak. MÖ 400, Yunanca: Ἀσπασία) Atinalı devlet adamı Perikles'le olan ilişkisiyle ünlenmiş olan Miletli bir kadındır.

Yaşamı hakkında çok az bilgi bulunmaktadır. Erişkin döneminin büyük kısmını Atina’da geçiren Aspasia, Perikles'i ve Atina siyasetini etkilemiş olabilir. Platon, Aristophanes, Xenophon ile birlikte dönemin diğer yazarlarının eserlerinde adından söz edilmiştir.

Antik yazarlar Aspasia'nın aynı zamanda bir genelev işlettiğini ve fahişe olduğunu da yazar. Ancak bu bilgilerin, Perikles'i küçük düşürmeye çalışan komik yazarlar tarafından ileri sürüldüğünü söyleyen günümüz bilimadamları tarafından tartışmalı bir konu olarak görülür. Hatta bazı araştırmacılar Aspasia’nın hetaera ya da fahişe olduğu yönündeki tarihsel geleneği de sorgulayarak, Perikles ile evlenmiş olabileceğini de ileri sürmektedir.

Aspasia'nın Perikles’ten olan oğlu Genç Perikles daha sonra Atina'da general olmuş ve Arginusae Savaşı'ndan sonra idam edilmiştir. Perikles'in ölümünden sonra, Aspasia'nın başka bir Atinalı devletadamı ve general olan Lysikles ile birlikte olduğuna inanılır.




Aspasia, günümüzde Aydın ili sınırları içinde yer alan, antik Yunan dönemindeki İyonya şehri Milet’de doğmuştur. Babasının adının Axiochus olduğu dışında ailesi hakkında fazla bir bilgi yoktur ancak aldığı mükemmel eğitimi yalnızca zengin ailelerin sağlayabileceği düşünülürse, böyle bir aileden geldiği açıktır. Bazı antik kaynaklar ise Aspasia’nın Karya'lı bir savaş esiri olduğunu belirtir ancak bu bilgiler genellikle yanlış olarak kabul edilir.

Atina’ya ilk olarak ne şartlar altında gittiği bilinmemektedir. 4. yüzyıla ait ve üzerinde Axiochus ile Aspasius’un adları bulunan bir mezartaşının bulunması, tarihçi Peter K. Bicknell’ın Aspasia’nın aile geçmişini ve Atina ile olan bağlantılarını yeniden ortaya çıkartmasına öncülük etmiştir.

Bicknell’in kuramı, Aspasia ile MÖ 460 yılında Atina’dan sürgün edilen ve bu dönemi Milet’te geçirdiği varsayılan Scambonidae’li II. Alcibiades’i birbirine bağlar.] Bicknell, Alcibiades’in sürgün edilerek Milet’e gittiği, burada Axiochus adında birinin kızıyla evlendiğini varsayar. Daha sonra Alcibiades, yeni karısı ve onun küçük kızkardeşi Aspasia ile birlikte Atina’ya geri döner. Bicknell aynı zamanda bu evlilikten olan ilk çocuğun adının Axiochus, ikinci çocuğun adının da Aspasios olduğunu iddia eder. Ayrıca Perikles’in Aspasia ile tanışmasının, Alcibiades’in ev halkı ile olan yakın ilişkileri sayesinde olduğunu fikrine de sahiptir.

Antik yazarların ve bazı modern dönem biliminsanlarının tartışmalı ifadelerine göre Aspasia, Atina’da bir hetaera oldu ve muhtemelen bir genelev işletti. Hetaera, üst düzeye hitap eden profesyonel eğlendirici ve aynı zamanda da fahişelere verilen addı. Fiziksel güzelliklerinin ötesinde, çoğu zaman Aspasia’nın durumunda olduğu gibi ileri derecede eğitimli olmaları, bağımsız olmaları ve vergi vermeleri ile diğer Atinalı kadınlardan ayrılıyorlardı. Aspasia, özgür kadınlar olarak adlandırılabilecek olan hetaeralar içinde, Atina toplumunda önde gelen bir karakter hâline gelmesiyle bariz bir örnek oluşturmuştur. Plutarkhos Aspasia’yı bir başka ünlü İyonyalı hetaera olan Thargelia ile kıyaslamıştır.

Yabancı ve büyük olasılıkla hetaera olması Aspasia’yı geleneksel olarak evli kadınları evine bağlayan yasal zorunluluklardan kurtarmış ve şehrin etkin topluluk yaşantısına katılmasına olanak sağlamıştır. Aspasia, 440'lı yılların başında Perikles’in metresi oldu. Perikles ilk karısından boşandıktan sonra (yak. M.Ö. 445) Aspasia ile birlikte yaşamaya başlamıştır ancak evlilik durumları tartışmalı bir konudur. Oğulları Genç Perikles M.Ö. 440'ta doğmuş olmalıdır. Eğer M.Ö. 428 yılında Lysikles’e de bir çocuk verebildiyse Aspasia bu dönemde oldukça genç olmalıdır.




Sosyal çevrelerde Aspasia, bir fiziksel güzellik objesi olmaktan öte güzel konuşma yeteneği ve akıl hocalığıyla dikkat çekmiştir. Plutarkhos’a göre Atina’daki evleri, içinde Sokrates’in de bulunduğu önde gelen birçok yazar ve düşünürü çeken bir entelektüel merkez hâline gelmiştir.

Biyografisinde, Atinalı erkeklerin, ahlaksız yaşamına rağmen konuşmasını duymaları için karılarını da Aspasia'nın evine getirdiği yazar.

Demokratik Atina’da mutlak idare olmadığından Perikles, Aspasia ve arkadaşları gibi önde gelenler saldırılardan muaf değildiler. Aspasia'nın Perikles ile olan ilişkisi ve buna bağlı siyasal nüfuzu tepki uyandırmıştır. Yale Üniversitesi’nden tarihçi Donald Kagan, Aspasia’nın özellikle Sisam Savaşı’nı izleyen yıllarda popüler olmadığına inanır. M.Ö. 440 yılında Sisam, Milet ile Mycale’nin eteklerindeki İyonya’nın antik Priene şehri için savaş hâlindeydi. Savaşta bozguna uğrayan Miletliler, Sisamlılara karşı dava açmak için Atina’ya geldi.. Atinalılar, iki tarafa da savaşmayı durdurup, davayı Atina’nın hakemliğine bırakmalarını emrettiğinde Sisamlılar buna karşı çıktı. Buna karşılık olarak Perikles Sisam’a birlik gönderilmesi için bir karar çıkarttı. Bu sefer, oldukça zor geçti ve Atinalılar Sisamlıları yenene kadar, ağır kayıplar verdi. Plutarkhos’a göre, Milet’ten gelen Aspasia Sisam Savaşı’ndan sorumluydu ve Perikles onu memnun etmek için Sisam’a karşı karar alıp saldırmıştı.

Pelopones Savaşları (MÖ 431–MÖ 404) çıkmadan önce Perikles, bazı yakın dostları ve Aspasia, bir dizi kişisel ve yasal saldırıyla yüzyüze kaldılar. Aspasia, özellikle Perikles’in sapıklıklarını tatmin edebilmek için Atinalı kadınları ayartmakla suçlandı.

Plutarkhos’a göre Aspasia tanrılara saygısızlık suçlamasıyla, komik şair Hermippus’un davacı olmasıyla mahkemeye çıkarıldı. Bütün bu suçlamalar büyük olasılıkla kanıtlanamamış iftiralardı ancak bütün bu olaylar Atinalı lider için çok acıydı. Her ne kadar Aspasia, Perikles’in nadir görülen duygusal patlaması sonucu temize çıktıysa da, dostu Fidias, hapiste öldü. Bir başka arkadaşı Anaksagoras, dinî inanışları nedeniyle Atina Meclisi tarafından hücuma uğradı. Kagan’a göre Aspasia’nın mahkemesi ve temize çıkması daha sonra uydurulmuştur. British Columbia Üniversitesi’nde Klâsik Dönem profesörü olan Anthony J. Podlecki Plutarkhos’un ya da kaynağının büyük ihtimalle bir komedyadaki sahneyi yanlış anladığını öne sürmektedir. Kagan, bu öykülere inansak da Aspasia’nın Perikles yardımıyla ya da yardımı olmadan bile herhangi bir zarar görmediğini belirtir.

Aristofanes Aharniyalılar 'da, Aspasia’yı Pelopones Savaşı’ndan sorumlu tutar. Megara’yı Atinalılar ve müttefikleriyle ticaret yapmaktan yasaklayan Perikles’in Megara kararının, Megaralılar tarafından Aspasia’nın evinden kaçırılan fahişelere karşı bir misilleme olduğunu öne sürer. Aristofanes'in kişisel nedenlerden ötürü Sparta ile savaşa girişilmesinden Aspasia’yı sorumlu tutması daha önceki Milet ve Sisam olayının akıllarda kalmasından olabilir. Plutarch reports also the taunting comments of other comic poets, such as Eupolis and Cratinus. Podlecki’ye göre Douris, Aspasia’nın hem Sisam hem de Pelopones Savaşlarını kışkırttığını ileri sürmüştür.






Aspasia’ya "Yeni Omphale", "Deianira", "Hera" ve "Helen" adları takılmıştır. Perikles’in Aspasia ile olan ilişkisine karşı daha sonra yapılan saldırılar Athenaeus tarafından yazılmıştır. Hatta siyasi emelleri olan Perikles'in oğlu, Xanthippus, evinde geçen olaylar nedeniyle babasına iftira atmaktan kaçınmamıştır.

429 yılında, Atina Veba Salgını sırasında Perikles hem kızkardeşinin hem de ilk karısından olan iki oğlunun, Xanthippus ve Paralus’un ölümlerini gördü. Morali bozulan ve gözü yaşlar içinde kalan Perikles’i Aspasia’nın arkadaşlığı bile teskin edememiştir. Ölümünden hemen önce Atinalılar MÖ 451 yılındaki yurttaşlık yasasını değiştirerek Aspasia’dan olan yarı Atinalı oğlu Genç Perikles’in yurttaş ve yasal vâris olmasına olanak sağladılar. Hem anne hem de babadan Atinalı olmayanlara yurttaşlık hakkını kısıtlayan bu yasayı ilk olarak Perikles’in kendisinin önerdiği düşünüldüğünde bunun çok dikkat çekici bir karar olduğu görülmektedir. Perikles MÖ 429 yılının sonbaharında hastalıktan öldü.

Plutarkhos şimdi kaybolmuş olan Aeschines Socraticus’un Aspasia hakkında yazdığı diyalogdan alıntı yaparak Aspasia’nın Perikles’in ölümünden sonra Atinalı lider ve general Lysikles ile yaşadığı ve ondan bir oğlu olduğu ve Aspasia’nın Lysikles’i Atina’nın en önde gelen adamı yaptığını yazar.

Lysikles MÖ 428 yılında savaşırken öldü. Lysikles’in ölümünden sonra Aspasia hakkında yazılı bir bilgi yoktur. Örneğin oğlu Perikles general olduğunda ve Arginusae Savaşı’ndan sonra idam edildiğinde hayatta olup olmadığı bilinmemektedir. Birçok tarihçinin Aspasia’nın ölümü için verdiği (yak. MÖ 401-MÖ 400) tarihi Aeschines’in Aspasia diyalogundaki kronolojiye göre Aspasia’nın Sokrat’ın MÖ 399 yılındaki ölümünden önce öldüğü bilgisine göre çıkarılmaktadır.

Aspasia, Platon, Xenophon, Aeschines Socraticus ve Antisthenes’in felsefi eserlerinde yer alır. Bazı biliminsanlarına göre Platon Aspasia’nın zekâsı ve aklından öyle etkilenmiştir ki Sempozyum’daki Mantinealı Diotima karakterine temel olarak almıştır. Bazıları ise Diotima’nın gerçekten yaşamış olduğunu önerir. Pennsylvania Üniversitesi’nde felsefe profesörü olan Charles Kahn’a göre Diotima birçok yönden Aeschines’in Aspasia’sına karşı Platon’un bir cevabıdır.

Menexenus ‘da, Platon Aspasia’nın Perikles ile olan ilişkisini hicvederken, Sokrates’ten aktarma yaparak alaylı bir biçimde Aspasia’nın birçok hatibi eğittiğini söyler. Sokrates'in niyeti Perikles’in hitabet yeteneğini kötüleyerek yine alaylı bir şekilde Atinalı devlet adamının Aspasia tarafından eğitilmesi nedeniyle Antiphon tarafından eğitilen birinden daha üstün olacağını söylemektir. Aynı zamanda Cenaze Konuşması’nın yazarlığını da Aspasia’ya maleden Sokrates, çağdaşlarının Perikles’e olan saygısına saldırır. Kahn’a göre Platon, Aspasia’nın Perikles ve Sokrates’in hitabet hocası olduğu fikrini Aeschines’ten almıştır. Plato'nun Aspasia’sı ve Aristofanes'in Lysistrata’sı kadınların hitabet konusunda becerikli olmadığı düşüncesine bariz iki istisnadır ancak bu iki karakter bize kadınların Atina’daki gerçek statüsü konusunda bilgi vermez. Truman Eyalet Üniversitesi’nde tarih profesörü olan Martha L. Rose "yalnızca komedyalarda köpekler mahkemeye başvurur, kuşlar yönetir, ya da kadınlar söylev verir".

Xenophon, Memorabilia ‘da ve Oeconomicus ‘da Aspasia’dan iki kez söz eder. Her ikisinde de Sokrates Critobulus’a, Aspasia’nın tavsiyelerini almasını öğütler. Memorabilia ‘da Sokrates, Aspasia’dan aktarma yaparak çöpçatanın erkeğin iyi özellikleri hakkında doğru bilgi iletebileceğini söyler. Oeconomicus ‘da Sokrates, Aspasia’nın ev idaresi ve karı-koca arasındaki ekonomik ilişki hakkında daha bilgili olduğundan saygıyla söz eder.


Kaynak
Kaynak
Kaynak
MyStery isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
4 Üyemiz MyStery'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 18.01.14, 15:08   #3
Gerçek Üye

MyStery - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Feb 2011
Konular: 180
Mesajlar: 677
Ettiği Teşekkür: 2892
Aldığı Teşekkür: 3682
Rep Derecesi : MyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmede
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Düşünce Dünyasının Gölgede Kalan Kadın Filozofları

Aeschines Socraticus ve Antisthenes bir Sokrat diyaloglarına Aspasia’nın adını vermişlerdir ancak her iki diyalog da ancak parçalar hâlinde günümüze gelebilmiştir. Aeschines Socraticus'un Aspasia ‘sı hakkında ana kaynaklarımız Athenaeus, Plutarkhos, ve Çiçero ‘dur. Diyalogda, Sokrates Callias’a oğlu Hipponicus’u eğitim alması için Aspasia’ya göndermesini öğütler. Callias, kadın öğretmen fikrinden irkilince Sokrates Aspasia’nın Perikles’i ve ölümünden sonra da Lysikles’i olumlu yönde etkilediğini belirtir. Diyalogun Çiçero tarafından Latince olarak korunmuş olan bir bölümünde önce Xenophon’un karısına sonra da Xenophon’a (bu ünlü tarihçi Xenophon değildir) bilgeliğe giden yolun kendini tanımaktan geçtiği konusunda tavsiye veren "kadın Sokrates" olarak yer alır. Aeschines Aspasia’yı bir öğretmen ve mükemmeliyetin ilham kaynağı olarak gösterir ve bu erdemleri hetaira olmasıyla bağdaştırır. Kahn’a göre Aeschines'in Aspasia’sındaki her bir bölüm yalnızca uydurma değil aynı zamanda inanılmazdır da.

Antisthenes'in Aspasia ‘sından yalnızca iki ya da üç aktarma kalmıştır. Bu diyalogda daha çok iftira olmasının yanı sıra Perikles’in biyografisine dair anekdotlar da bulunur. Antisthenes yalnızca Aspasia’ya değil oğulları da dahil olmak üzere Perikles’in tüm ailesine saldırır. Düşünür, büyük devletadamının erdemli yaşam yerine zevki seçtiğine inanır. Dolayısıyla Aspasia zevk ve sefa içinde yaşamı temsil eder.

Aspasia modern edebiyatın önemli bazı eserlerinde görünür. Perikles ile olan romantik bağlantısı, geçen yüzyılların bazı ünlü romancı ve şairlerine ilham vermiştir. Özellikle 19. yüzyılın romantikleri ile 20. yüzyılın tarihî romancıları onların öyküsünde tükenmeyen bir ilham kaynağı bulmuşlardır. 1835’te ABD’li kölelik karşıtı yazar ve gazeteci Lydia Child, Perikles ve Aspasia’nın zamanında geçen Philothea adlı klasik bir aşk romanı yayımladı. Bu kitap yazarın en başarılı ve özenli eseri olarak görülmektedir çünkü kadın karakterler, özellikle de Aspasia büyük bir güzellik ve özenle portrelendirilmiştir.

1836’da İngiliz yazar ve şair Walter Savage Landor, en ünlü kitaplarından biri olan Perikles ve Aspasia ‘yı yayımladı. Bu kitap, içinde sayısız şiir barındıran bir dizi hayalî mektup aracılığıyla klasik Atina dönemini yorumlar. Mektuplar sıklıkla tarihî gerçeklere uymasa da Perikles Çağı’nın ruhunu yakalamaya çalışır. Robert Hamerling, Aspasia’nın kişiliğinden etkilenen bir başka romancı ve şairdir. 1876’da Perikles Çağı’nın davranış ve ahlâk kuralları hakkında bir kitap olan kültürel ve tarihî çalışması Aspasia ‘yı yayımladı. Romantizm akımından etkilenen İtalyan şair Giacomo Leopardi, beş şiirlik bir seri yayımladı. Bu Leopardi şiirlerinin ilham kaynağı, Fanny Targioni Tozzetti adlı kadına karşı olan ümitsiz ve karşılıksız aşkı sonucu yaşadığı acı veren deneyimleridir. Leopardi bu kadına, Miletli Aspasia'dan esinlenerek Aspasia adını verir.




1918’de romancı ve oyun yazarı George Cram Cook ilk uzun oyunu olan The Athenian Women (Atinalı Kadınlar) ‘ı yayımladı. Oyunda Aspasia barış için greve giden bir kadın olarak gösterilir. Cook Antik Yunan döneminde savaş karşıtı bir konuyu işlemiştir. ABD’li yazar Gertrude Atherton The Immortal Marriage (Ölümsüz Evlilik) (1927) adlı eserinde Perikles ile Aspasia’nın öyküsünü anlatır ve Sisam Savaşı, Pelopones Savaşı ile Atina Veba Salgını dönemini açıklar. Taylor Caldwell'in Glory and the Lightning (İhtişam ve Yıldırım) (1974) adlı eseri Aspasia ile Perikles’in tarihî ilişkisini anlatan bir başka romandır.

Aspasia'nın ismi Perikles’in ihtişamı ve şöhretine çok yakından bağlıdır. Plutarkhos onu hem siyasi hem de fikrî yönden önemli bir kişilik olarak kabul eder ve "devletin önde gelen adamlarını memnun etmeyi başaran ve düşünürlerin hakkında uzun övgülerle sözetmesini sağlayan" bu kadına hayranlığını belirtir. Biyografi yazarı, Aspasia’nın çok ünlendiğini, öyle ki Pers Kralı II. Artaxerxes ile savaşan Genç Sirüs’ün, adı Milto olan eşlerinden birine Aspasia’nın adını verdiğini söyler. Sirüs savaşta öldükten sonra bu kadın yakalanarak krala götürülür ve daha sonra kral üzerinde büyük bir nüfuz sağlar. Lucian Aspasia’dan bir "erdem modeli", "hayranlık duyulan Olimpiyalı’nın hayranlık duyduğu" diye söz eder ve "onun siyasi bilgisi ve öngörüsünü, açıkgözlülüğüyle nüfuzunu" över. Süryanice bir yazıda, Aspasia’nın bir söylev yazarak bir adama mahkemede onun adına okuması için eğittiğinden sözederek Aspasia’nın hitabet yeteneğini doğrular. 10. yüzyıl Bizans ansiklopedisi Suda ‘ya göre Aspasia "kelimelerle kıvrak bir zekâya sahip" bir sofisttir ve hitabet öğretmiştir.

Bu değerlendirmelerin ışğında, Pennsylvania Eyalet Üniversitesi’nde profesör Cheryl Glenn gibi araştırmacılar, Aspasia’nın Antik Yunan’da toplum içinde ortaya çıkabilmiş tek kadın olduğunu savunur ve Perikles’in söylevlerinin yazımında etkili olmuş olacağını düşünür. Bazı bilimadamları Aspasia’nın iyi ailelerin genç kadınları için bir akademi açtığına ve hatta Sokratik yöntemi bulduğuna inanır. Ancak Northwestern Üniversitesi’nden Klasik Dönem profesörü Robert W. Wallace, "Aspasia’nın Perikles’e nasıl konuşması gerektiğini öğrettiği şakasını, dolayısıyla da usta bir hatip ve düşünür olduğunu tarihsel olarak kabul edemeyiz" diye vurgular. Wallace’a göre Aspasia’ya Platon tarafından biçilen entelektüel rol, bir Antik Yunan komedyasından gelmektedir.] Kagan Aspasia’yı "güzel, bağımsız, parlak bir zekâ sahibi, Yunanistan'ın en iyi beyinleriyle konuşabilecek ve kocasıyla herhangi bir soruyu tartışıp açıklığa kavuşturabilecek" biri olarak tanımlar. Kent Üniversitesi’nde sosyal antropoloji profesörü ve Klasik Dönem uzmanı olan Roger Just, Aspasia’nın istisnai bir kişilik olduğunu ve yalnızca onun varlığının bile, bir erkeğin sosyal ve entelektüel dengi olan her kadının hetaira olmak durumunda kaldığını gösterdiğini söyler.] Düşünür ve ilâhiyatçı Sr. Prudence Allen’a göre Aspasia, kadınların düşünür olma potansiyelini Sappho’nun şâirane ilhamlarından bir adım daha öteye taşımıştır.

Jona Lendering’in belirttiği gibi asıl problem Aspasia hakkında bildiklerimizin çoğunun yalnızca varsayımlardan ibaret olmasıdır. Thucydides Aspasia’dan söz etmez, tek kaynağımız, Aspasia’nın tarihsel bir kişilik olup olmadığıyla ilgilenmemiş olan edebiyatçıların ve düşünürlerin güvenilmez tasvirleri ve varsayımlarıdır. Dolayısıyla Aspasia’nın kişiliğinde birbiriyle çatışan tanımlamalarla karşılaşırız. Aspasia, ya Theano gibi iyi bir eş ya da Thargalia gibi bir fahişedir. Modern biliminsanlarının Aspasia’nın tarihsel gerçekliğiyle ilgili kuşkuculuğunun nedeni de budur.




Wallace’a göre "Aspasia’nın hiçbir tarihsel gerçekliği yoktur ve olamaz.".

Dolayısıyla Iowa Eyalet Üniversitesi’nde Klasik Dönem profesörü Madeleine M. Henry "Aspasia hakkında antik dönemde ortaya çıkan biyografik anekdotlar oldukça renkli, hemen hemen tamamen kanıtlanamaz ve yirminci yüzyılda bile hâlâ hayatta kalmayı başarmıştır" der ve sonuç olarak "Aspasia’nın yaşamı için yalnızca çok zayıf ihtimaller bulunur" diye bağlar. Klasik Dönem ve tarih profesörleri Charles W. Fornara ve Loren J. Samons II’ye göre ise "bilebildiğimiz kadarıyla gerçek Aspasia, öykülerde anlatılan karşılığından daha da iyi olmuş olabilir ".

Socrates, Diotima gibi kendisinin bir başka hocasının daha kadın olduğunu söyler. Bu hoca Miletli Aspasia’dir. Aspasia cok iyi eğitim görmüştü ve Axiochus’un kızıydı. Yirmi yaşlarında Atinaya gelmiş ve kendinden 30 yaş büyük olan Perikles’i tanıyıp bir müddet sonra da onun yasal olmayan eşi olmuştur.

O donemin en büyük kanun yapıcısı olan Perikles kısa bir süre önce “yabancılarla evlenme yasağı” getirmiş ve bir müddet sonra Miletli Aspasia ile karşılaşmıştır. Bu yabancı kadının akılcı ve tutarlı davranışlarından, zekasından etkilenerek eşinden ayrılır ve Aspasia ile
evlenir. Bu evlilik kanunlar karşısında yasal olmamasına rağmen evlilikleri hep devam eder.

Aspasia’nin hayatı belli başlı 2 kaynakta ele alınmıştır. Bunlardan bir tanesi, Antik çağın komedi yazarlarının anlatısıdır. Komedi yazarları devirlerinde sarkastik ve yıkıcı eleştirileri ile dikkat çeken bir usluba sahiptiler ve Aspasia’yı acımasızca eleştirmişlerdir. Hatta bu eleştiriler, “fahişe” olarak yorumlamaya kadar gitmiştir.

Öte yandan, diger bir anlatı kaynağı olan Sokratikler Aspasia’yi bambaşka bir şekilde betimler. Onun çok iyi bir felsefe hocası olduğu yazılıdır. Xenephon, “Socrates’den Anılar” adlı yapıtında ondan saygı ile söz eder.

Aspasia boylesine karşıt uçlar arasında, hem konuşma sanatı hem de çok iyi derecede felsefe bilgisi olan, özgür ruhlu bir kadın olarak her zaman tutarlı davranışlarına devam etmiştir. Perikles’in politikası üzerinde büyük etkisi olduğu ve onun bazı konuşmalarını yazdığı yazılıdır.






Bunlardan en ünlüsü, “Peloponez Savaşları’nda” ölenler için yapılan törendeki konuşmadır.

Aspasia, o donemde Atina’da zamanin etkili erkekleri ve eşlerinin devam ettigi bir salon açmıştır. Sanatçılar, devlet adamları, Anaxagoras, Archimed, Sophokles, Socrates gibi bir çok filozof bu yerin devamli konukları olmuşlardır.

Atina’da ilk kez bir kadının başlattığı böyle bir oluşum komedi yazarlarının Aspasia’ya saldırmalarında büyük bir etken olmuştur. Komedi yazarlari Aspasia ile ilgili pek cok şey soylemişlerdir. Aspasia, kocası Perikles’e sadık, iyi bir eş ve yardımcıydı. Bu yüzden cinsellik üzerinden saldırmak yerine Aspasia’yı tanrı tanımaz olarak lanse edip hakkında dava açacak kadar ileri gitmişlerdir. Perikles karısını mahkemede savundu ve Aspasia mahkemece suçsuz bulundu.

Perikles’in ölümünden sonra, Aspasia eski bir dost olan Lysikles ile evlenir ama eşi 1 yıl sonra savaşta ölür. Bu sırada Aspasia’nin açtığı yer hala açıktı ve çok ilgi gören bir yerdi. Saygınlığı hep devam eden bu yeri Socrates ogrencilerine önerirdi.


Kaynak
Kaynak
Kaynak
MyStery isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
3 Üyemiz MyStery'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 18.01.14, 15:11   #4
Gerçek Üye

MyStery - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Feb 2011
Konular: 180
Mesajlar: 677
Ettiği Teşekkür: 2892
Aldığı Teşekkür: 3682
Rep Derecesi : MyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmede
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Düşünce Dünyasının Gölgede Kalan Kadın Filozofları




Hypatia’nın Acı Hikayesi (370 – 415) Aydınlığın son ışığı…

İskenderiyeli astronom ve matematikçi Theon’un kızıdır.Bilimi ve zerafeti ile olduğu kadar güzelliği ile de ünlü olan bu filozof ve matematikçi Yunanlı, Atina’da eğitimini tamamladıktan sonra İskenderiye’ye yerleşmiş ve orada bir okul açmıştır.

Zamanında yaşayanlarca filozof İsidorus’un karısı olduğu söylenmişse de, bunda bir yanılgı olduğu sanılmaktadır; çünkü güvenilir yazarlara göre Hypatia hiç evlenmemiştir. Babasından aldığı sağlam fikir yapısı ile kendisini Platon’un izinde buldu ve İskenderiye’de Platon, Aristo ve Suda gibi diğer filozoflar üzerine halka açık dersler verdi. En önemli öğrencisi Synesios’dur.

Sonradan büyük filozof olan bu öğrencisi ona hayranlığını ve ilmine duyduğu takdirlerini bildiren pek çok mektup yazmıştır. Bu mektuplar felsefe tarihi kitaplarında bugüne kadar gelmiştir. Buna karşın Damaskios ve onun hocası İsodoros, Hypatia için filozof olarak büyük takdirlerini söylerken İskenderiye’deki Platon geleneğinin etkisi altında kalmayıp, kendi kararını verseydi geometride daha ileri olurdu fikrini ileri sürmüşlerdir. Sinosios ve Herakles’in yetişmelerinde öğretmenleri Hypatia’nın üstün gayreti teşekkürle anlatılmaktadır.

Hypatia çeşitli bilim dallarında çalışmıştı; yaratıcı olmaktan çok bir eleştirmen ve yorumcu (commentator) idi.

Astronomik tablolar, Appolonius konik kesitleri ve Diophant üzerine yorumları vardır.

Hypatia’nın en parlak zamanı Arkadius’un hükümranlığı dönemine, 415′deki trajik ölümü de Arkadius’un halefi devrine rastlar.
__________________
MyStery isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
MyStery'in Mesajına Teşekkür Etti
Eski 04.04.14, 15:34   #5
Süper Üye

Mislina - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: May 2012
Konular: 458
Mesajlar: 2,850
Ettiği Teşekkür: 4003
Aldığı Teşekkür: 9552
Rep Derecesi : Mislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzel
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Düşünce Dünyasının Gölgede Kalan Kadın Filozofları

Ortak noktaları sadece gölgede kalmaları mı acaba?
Filozoflar dediğimizde akla gelen ilk isimler neden erkek?
Konu o kadar güzel düzenlenmiş ki sanırım "Kadından filozof olmaz"düşüncesi bu derleme ile çürütülür.
Emeğine sağlık arkadaşım...
__________________
"Ama gerçek, aziz dostum, can sıkıcıdır."

Mislina isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mislina'in Mesajına Teşekkür Etti
Cevapla

Bu Sayfayı Paylaşabilirsiniz

Etiketler
dünyasının, düşünce, filozofları, gölgede, kadın, kalan


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


İlgili Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Osmanlı, Padişahları'nın Eşleri Kartal Türk Tarihi 26 28.06.14 03:46
Kadın Olmak Smyrna Kadınlara Ait Güncel Konular 16 02.01.11 01:54
Tüm illerdeki kadın dernekleri iletişim bilgileri Bahar Her Konuda Kısa Bilgi ve Haberler 0 25.12.10 02:50


WEZ Format +3. Şuan Saat: 07:10.


Powered by vBulletin® Version 3.8.8
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0 PL2 ©2011, Crawlability, Inc.
Copyright ©2000 - 2019 www.forumgercek.com
Protected by CBACK.de CrackerTracker
Önemli Uyarı
www.forumgercek.com binlerce kişinin paylaşım ve yorum yaptığı bir forum sitesidir. Kullanıcıların paylaşımları ve yorumları onaydan geçmeden hemen yayınlanmaktadır. Paylaşım ve yorumlardan doğabilecek bütün sorumluluk kullanıcıya aittir. Forumumuzda T.C. yasalarına aykırı ve telif hakkı içeren bir paylaşımın yapıldığına rastladıysanız, lütfen bizi bu konuda bilgilendiriniz. Bildiriniz incelenerek, 48 saat içerisinde gereken yapılacaktır. Bildirinizi BURADAN yapabilirsiniz.
Page Rank Icon
Bumerang - Yazarkafe
McAfee Site Denetleme
Norton Site Denetleme
www.forumgercek.com Creative Commons Alıntı-Lisansı Devam Ettirme 3.0 Unported Lisansı ile lisanslanmıştır.