Merhabalar
Forum Gerçek üyesi değilsiniz ya da Üye Girişi yapmamışsınız.
Sitemizden tam olarak yararlanabilmek için;
Lütfen Buraya tıklayarak üye olunuz.
Forum Gerçek

Forumları Okundu Kabul Et Bugünkü MesajlarYazdığım Cevaplar Açtığım Konular Kim Nerede
Geri git   Forum Gerçek > Bir Yudum İnsan > İcatlar - Mucitler | Keşifler - Kaşifler


Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
Eski 21.02.19, 20:44   #1
Uzman Üye

nurideniz34 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2016
Konular: 707
Mesajlar: 3,699
Ettiği Teşekkür: 58111
Aldığı Teşekkür: 8865
Rep Derecesi : nurideniz34 isimli üye Tecrübe puanını kapatmıştır.
Ruh Halim: Suspus
Thumbs up Gezegenler Hakkında




Gezegenler; Güneş etrafında, elips şeklinde bir yörünge çizerek, dönen gök cisimleri.

Günümüzde gezegen denildiği zaman, başta dünyamız olmak üzere, Güneş etrafında dönen diğer sekiz gezegen akla gelmektedir. Fakat uzayda nice güneşler etrafında nice gezegenler dönmektedir. Sadece galaksimiz Samanyolu’nda iki yüz milyar yıldız bulunduğunu göz önüne alırsak, bir galakside iki trilyona yakın gezegenin varlığından söz edilebilir. Dünyamız dahil olmak üzere Güneş etrafında dönen dokuz gezegen inceleyebildiğimiz yegane gezegenlerdir. Bu gezegenler uzayda parlayan yıldızlardan kolaylıkla ayırt edilebilir. Şöyle ki, gezegenlerin ışıkları yıldızlar gibi kırpışmaz. Işıkları atmosferden doğrudan doğruya gelir. Sistemimizdeki gezegenlerin yoğunlukları, büyüklüklerine göre değişmektedir. Buna göre güneş sisteminde en az yoğun gezegen Jupiter’dir. Gerçekten de bu gezegen aslında dev bir kızgın gaz küresinden başka birşey değildir. Gezegenlerin iki türlü hareketi vardır. Bu gök cisimleri hem kendi etrafında hem de elips biçimindeki bir yörüngede, Güneş’in etrafında dönerler. Bilindiği gibi gezegenler yıldızlar gibi ışık kaynağı değildir. Onlar ancak Güneş’ten aldıkları ışığı yansıtırlar.

Güneş sistemi adı verilen dokuz gezegen, Güneş’ten uzaklıkları sırasıyla şunlardır: Merkür, Venüs, Dünya, Mars, Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün, Plüton. Bunlardan Güneş’e en yakın üç gezegen olan Merkür, Venüs ve Dünya’ya “İç Gezegenler”; Mars, Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün ve Plüton’a “Dış Gezegenler” adı verilir. Bir de Mars ve Jupiter arasında Asteroid adı verilen minik gezegenler bulunmaktadır. Öte yandan Merkür, Venüs ve Plüton hariç bütün gezegenlerin bir veya birkaç uydusu bulunmaktadır.
kaynak
__________________
....................................
nurideniz34 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
3 Üyemiz nurideniz34'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 22.02.19, 10:32   #2
Gerçek Üye

Bursalı68 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2015
Konular: 44
Mesajlar: 871
Ettiği Teşekkür: 3965
Aldığı Teşekkür: 3396
Rep Derecesi : Bursalı68 şöhret ötesinde bir itibarı vardırBursalı68 şöhret ötesinde bir itibarı vardırBursalı68 şöhret ötesinde bir itibarı vardırBursalı68 şöhret ötesinde bir itibarı vardırBursalı68 şöhret ötesinde bir itibarı vardırBursalı68 şöhret ötesinde bir itibarı vardırBursalı68 şöhret ötesinde bir itibarı vardırBursalı68 şöhret ötesinde bir itibarı vardırBursalı68 şöhret ötesinde bir itibarı vardırBursalı68 şöhret ötesinde bir itibarı vardırBursalı68 şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Huzurlu
Standart Cevap: Gezegenler Hakkında

Yıldızların Yaşam Öyküsü


Bundan yaklaşık yüz yıl önce Ejnar Hertzprung ve Henry Norris Russel, yıldızların parlaklıklarıyla renkleri arasında bir bağlantı olduğunu keşfetti. Hertzprung ve Russel parlaklık-sıcaklık grafiğini çizdiklerinde yıldızların rastgele dağılmadığını gördüler. Yıldızların büyük bir bölümü “ana kol” adı verilen bir çizgi üzerinde yoğunlaşıyordu. Bazı yıldızlar da bu çizginin dışında, belli bölgelerde kümeleniyordu. Gökbilimciler sonradan H-R Diyagramı olarak adlandırılan bu grafiğin yıldızların yaşam öykülerini anlattığını gördü.



Yıldızlar gaz bulutlarının kütleçekiminin etkisiyle yoğunlaşmasıyla oluşur. Bu gaz bulutları da çok büyük oranda hidrojenden oluşur. Yoğunlaşan gazın merkezindeki basınç ve sıcaklık, hidrojen atomu çekirdeklerini kaynaştıracak derecede yükseldiğinde tepkimeler başlar. Bu tepkimeler sırasında kütlenin küçük bir kısmı da enerjiye dönüşür. İşte yıldızların parlamasını sağlayan bu enerjidir. Yıldız bu aşamada “doğdu” sayılır. Çekirdekte meydana gelen tepkimeler sonucunda oluşan ısı yavaş yavaş yıldızın dış katmanlarına ulaşır ve buradan da uzaya yayılır. Gökbilimciler, bir yıldızın oluşumundan yakıtını tüketip bir karadelik, nötron yıldızı ya da beyaz cüceye dönüşene kadar gerçekleşen süreci bir insanın yaşamıyla ilişkilendirir ve bu süreci “yıldızın yaşamı” olarak adlandırır. Yıldız temel yakıtı olan hidrojeni tüketinceye kadar, yani yaşamının büyük bölümünde kararlı bir şekilde parlar. Çekirdek kaynaşmaları sonucunda yıldızın çekirdeğinde, başta helyum olmak üzere hidrojenden daha ağır atom çekirdekleri oluşmaya başlar. Büyük kütleli yıldızların merkezlerinde biriken helyum da kaynaşmaya başladığında yıldız için uzun bir “ölüm” süreci de başlamış olur.

Güneş gibi sıradan bir yıldız yaklaşık 10 milyar yıl kadar yaşar. Büyük kütleli yıldızlarsa hızlı yaşayıp genç ölür. En büyük kütleli yıldızların ömrü birkaç milyon yılı geçmez. Buna karşılık küçük kütleli yıldızlar çok uzun, bir trilyon yıl yaşayabilir. Bu bir çelişki gibi görünebilir; ancak yıldızın kütlesi büyüdükçe merkezindeki sıcaklık artar, bu da tepkimelerin çok daha hızlı gerçekleşmesine, dolayısıyla yakıtın çabuk bitmesine neden olur. Bu nedenle küçük kütleli yıldızların yüzeyleri görece soğuk, büyük kütleli yıldızların yüzeyleriyse sıcaktır. Küçük kütleli yıldızlarda yüzey sıcaklığı 2000-2500 derece kadar az olabilirken, çok büyük kütleli yıldızların yüzey sıcaklıkları 30.000 derece kadar olabilir.

Günlük yaşamımızdan da bildiğimiz üzere, kendiliğinden ışık yayan cisimlerin yaydıkları ışığın rengi cismin sıcaklığıyla ilgilidir. Örneğin kırmızı renkte gördüğümüz elektrikli sobanın direncinin sıcaklığı 2000° kadardır. Evlerimizde kullandığımız bir akkor ampulün içindeki filaman sarı ışık yayar. Bu filamanın sıcaklığıysa 3000° civarındadır. Eğer bir cismi daha fazla ısıtabilirsek sıcaklığının giderek maviye döndüğünü görebiliriz. Yıldızlarda da durum benzerdir. Sıcak yıldızların ışığı mavi, soğuk yıldızlarınkiyse kırmızıdır.

H-R DİYAGRAMI

H-R diyagramı, gökbilimcilerin yıldız evrimini anlaması ve ifade etmesinde önemli bir yere sahip. Yıldızlar yaşamlarının büyük bölümünü ana kolda geçirir. Ana kolu oluşturan yıldızlar, çekirdeğinde hidrojen tepkimeleri gerçekleşen yıldızlardan oluşur. Yaşamının sonuna yaklaşan bir yıldızın çekirdeğinde hidrojen tükenmek üzereyken tepkimeler yavaşlar ve bunun sonucunda çekirdek çökmeye başlar. Bu sırada sıkışmanın etkisiyle sıcaklık artar, artan sıcaklık çekirdeğin çevresindeki hidrojenin tepkimeye girmesine neden olur. Bu tepkimeler yüksek bir enerji ortaya çıkarır ve bu enerjinin yarattığı basınç yıldızın dış katmanlarını dışa doğru iter ve yıldız şişer.

Artık ölüm sürecine girerek kırmızı deve dönüşen yıldızlar ana koldan uzaklaşır. Yandaki çizimde de görüleceği gibi hidrojenini tüketerek şişmeye başlayan kırmızı devler kolun yukarısında yer alır. Kırmızı deve dönüşen yıldız şiştikçe yüzey sıcaklığı düşer. Zaten bu nedenle renkleri kırmızıya dönüşür. Yine diyagramdan anlaşılacağı üzere bu yıldızlar yüzey sıcaklıkları düşük olmasına karşın çok ışırlar. Çünkü şiştikleri için yüzey alanları çok artmıştır.

Yıldızlar kırmızı dev aşamasının sonlarına doğru çekirdeklerindeki yüksek sıcaklığın ve basıncın etkisiyle burada biriken helyumu karbona dönüştürmeye başlar. Ortaya çıkan çok yüksek enerji yıldızın rengini maviye dönüştürür. Bu aşamada yıldız H-R diyagramında sola doğru yatay olarak ilerler. Bu nedenle H-R diyagramında kırmızı ve mavi dev yıldızların bulunduğu bölgeye “yatay kol” deniyor. Tüm yaşam sürelerine kıyasla bu aşamalar (kırmızı dev, özellikle de mavi dev aşaması) çok daha kısa sürer. Bu nedenle diyagramda bu aşamada az sayıda yıldız görülüyor. Mavi dev olan yıldız bir kez daha kırmızı dev aşamasından geçer ve bundan sonra dış katmanlarını uzaya savurur. Geriye yıldızın sıcak çekirdeği kalır. Artık tepkimelerin gerçekleşmediği çekirdek, sıcak ve yoğun bir cisim olan bir beyaz cücedir. Beyaz cüceler çok sıcak ama küçük olduklarından az ışırlar. Bu nedenle diyagramda ana kolun altında (sönük yıldızların bulunduğu tarafta) ve solda (sıcak yıldızların bulunduğu tarafta) yer alırlar. İşte yıldızların bu diyagramdan da okuyabileceğimiz uzun yaşamlarının kısa hikâyesi özetle bundan ibaret.

Bilim ve Teknik Ocak/2011

Alp Akoğlu.

Kaynak :https://neferkaminanu.wordpress.com/.../#comment-2916
__________________
Kötülüğün galip gelmesi için iyi insanların bir şey yapmaması kafidir...
Edmund BURKE
Bursalı68 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
2 Üyemiz Bursalı68'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 22.02.19, 10:39   #3
Gerçek Üye

Bursalı68 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2015
Konular: 44
Mesajlar: 871
Ettiği Teşekkür: 3965
Aldığı Teşekkür: 3396
Rep Derecesi : Bursalı68 şöhret ötesinde bir itibarı vardırBursalı68 şöhret ötesinde bir itibarı vardırBursalı68 şöhret ötesinde bir itibarı vardırBursalı68 şöhret ötesinde bir itibarı vardırBursalı68 şöhret ötesinde bir itibarı vardırBursalı68 şöhret ötesinde bir itibarı vardırBursalı68 şöhret ötesinde bir itibarı vardırBursalı68 şöhret ötesinde bir itibarı vardırBursalı68 şöhret ötesinde bir itibarı vardırBursalı68 şöhret ötesinde bir itibarı vardırBursalı68 şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Huzurlu
Standart Cevap: Gezegenler Hakkında

Velikovsky Olayı

Günümüzden 34 ile 25 asır öncesinde olagelmiş iki büyük facianın dünyamızı etkilediğini önesüren yazar yapıtında modern bilimi çelişkiye düşüren hususları öne sürmektedir.
Derleyen: İnci DALLI

1950 yıllarında Dr. Immanuel Velikovsky'nin "Worlds in Collision" (Çarpışan Dünyalar) adlı yapıtının yayınlanması bütün bilim çevrelerinde çeşitli tartışmalara yol açmıştır. Newton ve Darwin kurallarının şüpheye düşürülmesi, dünyamızın geçirdiği bilinen evrelerin bilinmeyen yönlerinin ortaya konması, bazı yeni gökbilimsel iddiaların sunulması Velikovsky'nin bu kitabını ilginç kılmıştır. Kitabın getirdiği teoriler ve iddialar, şimdiye kadar her bilim dalının dayandığı değişmezlik ve kesinlik kavramlarını sarstığı ve birtakım dinsel görüşleri değişik açılardan ele aldığı İçin lehte ve aleyhte yergilerle karşılaşmıştır. Basımı bile olaylara yol açan yapıtının ön sözünde Velikovsky, her düzeyde bilgi sahibi insanlara hitap ettiğini açıklamaktadır.

Günümüzden 34-25 asır öncesinde olagelmiş iki büyük facianın dünyamızı etkilediğini önesüren yazar yapıtında genel olarak şu görüşlere yer vermektedir:

a) M.Ö. 15. ve 8. yüzyıllarda dünya, başka gezegenlere çok yakın geçiş sonucunda sarsılmıştır. Bu kozmik sürtüşmeler eski tarihin akışını değiştiren bir takım afetlere yol açmıştır. Bu ilk yakın geçişler önce Venüs gezegeni ile, diğeri ise Merih gezegeni ile olmuştur.

b) Afetler sırasında gelişen olayları, mitoloji ve efsanelerdeki bazı ip uçlarından çıkarmak mümkündür. Yazılı tanımlamaları ise Tevrat (Exodüs), kil tabletler, çivi yazıları, Mısır papirüsleri üzerinde bulunan tarihsel ve gökbilimsel verilerden elde edebiliriz. Bu varsayıma jeoloji, paleontoloji ve arkeoloji bilimlerinin de kanıtsal katkıları büyük olmuştur.

c) Venüs Jüpiter'in şiddetli patlaması sonucu ondan ayrılmış bir gezegendir. Patlamadan sonraki devresinde güneş etrafındaki yörüngesine oturmadan önce dünyamızın yolu üzerine çıkarak ilk seri afetlere yol açmıştır. Halen son derece sıcak olması gerekir. (1950'lerde bu iddia anlamsız bir varsayım olarak dikkate alınmamış ancak ilk defa 1962'de Venüs yakınından geçen Mariner 2 uzay aracı yüzey sıcaklığı 430°C olarak kaydetmiş, sonradan ise kesin sıcaklığın 480°C olduğu saptanmıştır). Venüs atmosferi son derece yoğundur, (ki bu da 1966'da Rus uzay aracı Venera 3'ün, karşılaşacağı şiddetli basınca hazırlıksız olarak, Venüs atmosferine girişi sırasında parçalanmasıyla kanıtlanmıştır).

d) Uydumuz ayda kozmik afetlerden etkilenmiştir. Merih üzerinde de dünya ile yakın geçiş sonucu meydana gelen olaylardan kalıntılar olmalıdır.

f) Evren sadece kitlelerin (gezegenler, güneş vb. ) bulunduğu bir boşluk olmayıp, manyetik alanların kesiştiği ve akım yüklü zerreciklerle dolu bir verdir.

e) Önce Venüs sonra Merihle dünya arasındaki kozmik sürtüşmeler, dünyanın ekseni üzerinde yana yatmasına ve kutupların alt üst olmasına sebep olmuştur.

Bu ilginç iddialar 1950 yıllarındaki bilim düzeyince hayretle karşılanmış, Velikovsky bu tür konuların hiç birisinde uzman olmadığı için tutucu çevrelerin şiddetli yergilerine hedef olmuştur. Fakat yapıtında ortaya attığı iddiaları doğrulayacak deneyler yapıldıkça somut kanıtlar elde edilmiş ve gerçeklik kazanmıştır.

Immanuel Velikovsky 1895 yılında Rusya'da doğmuştur ve Yahudi asıllıdır. Moskova Üniversitesinde eski tarih ve toplum bilimi eğitimi görmüşse de tıp doktorluğunu esas meslek seçmiştir. Doktor olarak 1921'de eğitimini tamamlamış, Berlin'e yerleşerek burada "Scripta Üniversitatis" adlı monograflar yayınlayarak devrin Yahudi bilim adamlarını tanıtmaya çalışmış, bu arada Albert Einstein'da yazılarıyla onun çalışmalarına katkıda bulunmuştur. Bir süre Filistin'e yerleşerek tıp doktorluğunu sürdürmüş, bu arada özellikle patolojik ensefalogramların epilepsinin klinik teşhisindeki önemini belirterek dikkat çekmiştir. Bir ara Viyana'ya gelerek Freud'ün öğrencisi Wilhelm Stekel'in yanında psikanaliz eğitimi görmüştür.

Yazarın esas yaratıcı fikirleri Freud'ün etkisi ile gelinmiştir. Freud'ün kahramanları olan Oedipus ve Aghnaton'un aynı kişiler olduğunu kanıtlamak için başladığı çalışmalar ilk kitabı olan "Ages in Chaos" (Kaos ve karmaşıklık çağları)'un esasını oluşturmuştur. Bu yapıt yakın doğunun bilinen en eski tarihsel bulgularını ve yorumunu kapsamakta olup. "Çarpışan Dünyalar"ın hazırlanmasında yardımcı olmuştur. İncil'de ve Tevrat'ta Exodüs'ü (Yahudilerin Mısırdan vadedilmiş topraklara göç olayını) incelerken karşılaştığı bir takım afetlere ilişkin efsanelerin gerçeklik derecesini incelemiş; bir varsayımdan yola çıkarak çeşitli kaynakları deşmiş ve aynı tarihlerde benzer olaylarla karşılaşmıştır. Bu konuda ilk aydınlatıcı bulgu, Mısır tarihinde bir yazmanın (lpuwer) papirüsleri olmuştur. Tevrat'ta bildirilenlerle Mısır'da da aynı devrelerde bazı afetlerin olduğunu gören Velikovsky araştırmasını çeşitli kaynaklara yönelterek bir çok yerde tarihsel gelişme süreci içinde akışı değiştirecek nitelikte, dünyayı şiddetle etkileyen, bir takım kozmik olayların varlığına inanmıştır. Eklektik yoldan giderek, ilişkisiz birçok bilim dalını araştırmıştır ki bunlar fizik, mitoloji, genetik, psikoloji, arkeoloji, astronomi, paleontoloji, tarih, jeoloji, antropoloji gibi bilimlerdir. Her bilim dalının bir ufak ipucu ile katkıda bulunduğu esas oluşmuş, güneş etrafındaki yörüngesinde, dünyanın şiddetli bir sarsıntı geçirdiği sonucuna ulaşmıştır. Sorun bu olayın ne şekilde olduğudur.

Bilinen en eski kaydedilmiş tarihsel bilgi, Yahudilerin Exudüs'ü, Mısır papirüsleri ve Çinin dinsel kaynaklarıdır. Velikovsky, derlediği bilgilerden çıkardığı sonuçta, 4000 yıldan öncesi devirlerde, yeryüzünün 130 kat büyüğü. Jüpiter gezegeninin şiddetli bir patlama geçirerek, gezegen büyüklüğünde bir parçayı kendi bünyesinden koparıp attığını bulmuştur. Sistemimizin yeni üyesi. Venüs gezegeni, yanarak, güneşe yönelik bir yörüngeye girmiş ve bu yolculuk sırasında dünyanın yolu Üzerine çıkarak kitlesel bir çarpışmaya ramak kalmış, gene de atmosferel sürtüşmeden kurtulamamıştır Venüs'ün bu şiddetli oluşumu yeryüzünün çeşitli yerlerinden izlenmiş ve çeşitli kaynaklarda kaydedilmiştir. Yazarın "Çarpışan Dünyalar" adlı eserinde bu olay efsanelerden ayıklandığı şekilde anlatılmaktadır Eski Yunanda birden gök yüzünde beliren Tanrıça Pallas Athene, Venüs gezegenidir; Zeüs'ün, yani Jüpiter'in başından fırlamıştır.

Velikovsky'nin teorisine göre M.Ö. 15. yüzyılda dünyamız, güneş etrafındaki yörüngesinde ilerlerken, yeni gezegen Venüs'ün toz zerrecik ve gazlardan oluşan kuyruğundan etkilenmiştir, Velikovsky'nin Venüs'ün etkisini kapsayan teorisi, efsanevi, eski gökbilimsel ve tarihsel edebiyatı büyük ölçüde açıklıyor ve güneş sistemimiz bakımından olumlu kararlara varmasını sağlıyordu Kanada, Trent Üniversitesi felsefe profesörlerinden Lionel Rubinov, "Velikovsky. mitoloji ve edebiyatla başlar, hipotezi oluşturur, sonra bunu doğa olaylarına uygular. Deneysel veriler ortaya çıktığı zaman hipotez doğrulanır ki insanı şaşırtan da budur" diyor.

Kuyruklu yıldızların oluşumu konusunda genel kanı, onların güneş sistemi dışında kozmik artıklardan oluştuğu idi, bu yüzden Venüs'ün Jüpıter'den şiddetli bir patlama sonucu kopmuş bir gezegen olması düşüncesine baştan pek kıymet verilmedi "Çarpışan Dünyalar"ın basımından 10 yıl sonra tanınmış İngiliz gökbilimcisi R A Lyttleton, matematik yoluyla, Venüs ve diğer iç gezegenlerin Jüpiter'den kopmuş olduklarını kanıtladı, fakat bunun, Velikovsky'nin saptadığı tarihten çok önce olduğunu savundu. 1974 yılında Venüs'ten bilgi toplayan "Mariner 10" uzay aracı, tezi doğrulayacak nitelikte kanıtları yeryüzüne yolladı, böylece gezegenin ardında var olduğu sanılan kuyruk da geçerlilik kazandı.

Velikovsky, uzayın sadece bir boşluk olmadığını, elektromanyetizm'in güneş sistemi ve evren içinde önemli bir etken olduğunu savunmuş, fakat ayırımsız bütün gökbilimciler baştan bu fikre karşıt olmuşlardır. Bunlardan biri de Velikovsky'yi 1920'lerden beri tanıyıp onun bazı temel ilkelerinin doğruluğuna inanan AIbert Einstein'dır. Fakat o, uzay boşluğunun manyetik alanların etkisinde bulunduğu, güneş ve gezegenlerin elektrik yüklü kitleler olduğu ve elektromanyetizmin uzay mekaniğini etkileyecek durumda olduğu varsayımlarına şiddetle karşı çıkmıştır.

1954 Haziranında her ikisi de Princeton, New Jersey'de bulundukları sırada. Velikovsky, Jüpiter gezegeninden radyo sinyalleri alınabileceğini önererek, Einstein'ı bu konuda tartışmaya davet etmiş. Fakat Einstein böyle bir olasılığı kabul etmemiştir. Buna rağmen 10 ay gibi kısa bir süre sonra, 1955'te Carnegie Enstitüsünden astronomlar Jüpiter gezegeninden gelen yoğun radyo sinyalleriyle hayrete düşünce, Einstein de Velikovsky teorilerinin denenmesi için her türlü çabayı sarfedeceğini belirtmiş fakat bu açıklamadan 9 gün sonra ölmüştür. Yakınları ölümünden sonra çalışma masası üzerinde "Worlds in Collision"ı açık olarak bulmuşlar, bir söylentiye göre ise son sözlerinden biri Velikovsky'nin haklı olduğu yolundadır.

Venüs dünyayı iki defa sarstıktan birkaç asır sonra Merih de güneş etrafındaki yörüngesinden çıkarak dünyanın yolu üzerine çıkmış ve iki gezegen arasındaki geçişler gene dünyayı bir takım olaylarla sarsmıştır Afet ve deprem gibi kitlesel olaylar bir kere daha dünyayı tehdit etmişse de Venüs'ün yaptığı tahribata sebep olmamış, fakat gene de yörünge ve eksenimizde değişiklik olmuştur. Homer'in Iliada'sı bu devreyi anlatır. Otuzar günlük 12 ay düzeni ile hazırlanmış 360 günlük takvimler M.Ö. 8. ve 7, yüzyıllarda reforma uğramıştır. 15 yılda bir yolumuza çıkan Merih, her yaklaşımda yeni bir afete yol açmıştır.

Velikovsky, Merih gezegeninin bu kozmik sürtüşmelerden izler taşıması gerektiğini iddia etmiş, hiç değilse burada da Ay yüzeyini andırır kraterlerin ve derin çukurların olduğunu savunmuştur. Bu ise son uzay uçuşlarından dünyaya gönderilen fotoğraflarla kanıtlanmıştır, 1954'de ortaya attığı bir fikre göre de ender bulunur gazlardan argon ve neonun. Merih atmosferinde bulunması gerekmektedir. Her ne kadar uzmanlar böyle bir varsayım için neden olmadığını savunurlarsa da 1973'de yapılan bir Rus uzay araştırması bu iki gazın Merih atmosferinde, önemli miktarlarda bulunduğunu saptamıştır.

Uydumuz Ayın da bu kozmik olaylardan etkilenmiş olması gerektiğini söyleyen Velikovsky, New York Times gazetesinin 21 Temmuz 1969 günkü sayısında bu konuya ilişkin fikirlerini bir makale ile açıklamıştır. İnsanoğlunun Aya ilk ayak bastığı güne rastlayan bu ilginç yazının içeriği şöyledir: "Ay yüzeyi 3000 yıl öncesine kadar eriyik halde olup kabarcıklandığı kanısındayım. Kayalar ve lavlar kalıtsal manyetizm açısından zengin olabilir, taşların bileşiminde zift, karpit, karbonat gibi maddeler bulunabilir. Bölgesel olarak çok kuvvetli radyoaktivitenin saptanacağı inancındayım, Ay yüzeyinde depremlerin de sayıca çok olduğu kanısındayım".

Velikovsky'nin bilim adamı olarak gerek astronomi gerekse de diğer öneriler yaptığı dallarda uzman olmayışı sözlerinin ancak çok sonraları dikkate alınmasına sebep olmuştur. En ilginç yönü de hiç bir bilim dalının yalnız incelenmeyeceğini savunarak eklektik çalışmalar yapmış olmasıdır. Kozmik afetlere ışık tutacak bilgileri derlerken, modern biyolojinin temel ilkelerinden Darwin teorisi ile çelişkiye düşen bir çok kanıt ele geçirmiştir. Sonuç olarak bu konuya, ilk yapıtına ek olarak yazdığı "Earth in Upheaval" adlı kitabında değinmiş ve Darwin'in öne sürdüğü canlılarda yavaş gelişim yerine ani değişim ve türlerin ani yok oluşlarının kendi tezini kanıtlayacak deliller olduğunu savunmuştur. Bu yapıt bütün dünya üzerinde jeolojik ve paleontolojik bulguları yeni bir görüşle değerlendirmenin ürünü olmuştur. Sizim için ilginç olabilecek bir konuya Anadolu'daki tarihsel kalıntılara da değinmiştir. İlk üç yapıtını "Collective Amnesia" (Belleğini yitiren toplum) izlemiştir. Sayısız makale ve araştırmaları senelerce gazete ve dergilerde yayınlanmış, kitapları Üniversitelerde okutulmuştur. Bir hayli ilerlemiş yaşına karşın hâlâ üniversitelerde konferanslar vermekte ve bilimsel açık oturumlara katılmaktadır, Dinsel inançlara dayanan "The doctrine of uniformity" prensibini çürüttüğü ve mucizelere dayanan tüm dinlerin inançlarına bilimsel açıklamalar getirdiği için yergi almakta devam etmektedir. Fakat bu eleştirileri "her alandaki bilimsel devrimde etkinliğim önemli değildir, ancak okunmadan, incelenmeden hakkımdaki sonuçlara ulaşmak tümüyle yanlıştır. Benim ortaya attığım fikirler görülmezlikten gelinemez. kimse manyetosferi yok edemez. Jüpiter'den gelen radyo sinyallerini durduramaz, Venüs'ü soğutamaz ve kitaplarımdaki herhangi bir tümceyi değiştiremez" diye yanıtlar.

İnci Dallı
Tübitak Bilim ve Teknik Dergisi
Ağustos 1977
Sayı 117

Kaynak : Velikovsky Olayı - Bilim Teknik
__________________
Kötülüğün galip gelmesi için iyi insanların bir şey yapmaması kafidir...
Edmund BURKE
Bursalı68 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
2 Üyemiz Bursalı68'in Mesajına Teşekkür Etti.
Cevapla

Bu Sayfayı Paylaşabilirsiniz

Etiketler
gezegenler, hakkında


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



WEZ Format +3. Şuan Saat: 11:36.


Powered by vBulletin® Version 3.8.8
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0 PL2 ©2011, Crawlability, Inc.
Copyright ©2000 - 2019 www.forumgercek.com
Protected by CBACK.de CrackerTracker
Önemli Uyarı
www.forumgercek.com binlerce kişinin paylaşım ve yorum yaptığı bir forum sitesidir. Kullanıcıların paylaşımları ve yorumları onaydan geçmeden hemen yayınlanmaktadır. Paylaşım ve yorumlardan doğabilecek bütün sorumluluk kullanıcıya aittir. Forumumuzda T.C. yasalarına aykırı ve telif hakkı içeren bir paylaşımın yapıldığına rastladıysanız, lütfen bizi bu konuda bilgilendiriniz. Bildiriniz incelenerek, 48 saat içerisinde gereken yapılacaktır. Bildirinizi BURADAN yapabilirsiniz.
Page Rank Icon
Bumerang - Yazarkafe
McAfee Site Denetleme
Norton Site Denetleme
www.forumgercek.com Creative Commons Alıntı-Lisansı Devam Ettirme 3.0 Unported Lisansı ile lisanslanmıştır.