Forum Gerçek

Forum Gerçek (http://www.forumgercek.com/)
-   Karadeniz (http://www.forumgercek.com/karadeniz/)
-   -   Ordu (Kotyora) | Yeşil ile Mavinin Ahenkle Kucaklaştığı Şehir (http://www.forumgercek.com/karadeniz/70038-ordu-kotyora-yesil-ile-mavinin-ahenkle-kucaklastigi-sehir.html)

Basakca 28.11.10 00:39

Ordu (Kotyora) | Yeşil ile Mavinin Ahenkle Kucaklaştığı Şehir
 




D
oğanın tüm güzelliklerinin cömertçe sergilendiği bir belde olan Ordu, deniz turizmi imkanları bakımından Doğu Karadeniz bölgesinde en şanslı il durumundadır.
Bölgenin en temiz kumu ve bölgenin en uzun kıyı şeridine sahiptir. Kıyı şeridinde, birbirinden güzel koylar, doğal ve sağlıklı plajlar ve çeşitli mesire yerleri mevcuttur.
Ordu ili, Türkiye'nin Orta Karadeniz Bölgesi'nde yer alan, doğusunda Giresun, batısında Samsun, güneyinde Sivas ve Tokat illeri ile komşu bir şehirdir.Bu sınırlar içinde Karadeniz Bölgesi'nin 3. büyük şehri olan Ordu ilinin yüzölçümü yaklaşık 6001 kilometre kare, nüfus yoğunluğu 138’dir. merkez nüfusu ise (2008) 134.005'dir.İlçelerler birlikte toplam nüfusu ise 715.409'dur.

Uydudan Ordu

Ordu ili 37-38 derece doğu meridyenleri, 40-41 derece kuzey paralelleri arasında yer almıştır. Doğu' da Giresun, Batı' da Samsun, Güney' de Sivas ve Tokat, Kuzey' de Karadeniz ile çevrilidir. Karadeniz Bölgesi'nin, Doğu Karadeniz bölümünde yer almaktadır. İlin kuzeyini Kuzey Anadolu dağlarının kıyı sıraları kaplamaktadır. Kıyılara yakın tepelerle başlayan bu dağlar içeri doğru gittike yükselir. Ordu, Giresun ve Sivas ilinin birbirlerine komşu olduğu kesimde 3.000 m yi bulur. İlde tipik Karadeniz iklimi görülmektedir. Ancak arkadan geçen dağ yükseltilerinin azalmasıyla Doğu Karadeniz'e göre daha az yağış almaktadır. Kışın donlu günlerin sayısı bir iki günle sınırlıdır. İlçenin yükseltilerine 6 ay kar yağmaktadır.

İlin sorumluluk sahası ise 115 km. genişlik, 62 km. derinliğindedir. Kıyı 60 mil uzunluğunda olup küçük koy ve körfezleriyle de deniz araçlarının kolaylıkla barınabilecekleri yer ve plajlara sahiptir.
Güneyden denize doğru akan Turnasuyu, Melet ırmağı, Akçaova Deresi, Ilıca Deresi, Bolaman Irmağı, Elekçi Deresi, Curi Deresi, Çeviz Deresi ve Akçay Deresi araziyi derin vadiler halinde bölmektedir.


Arası 60-70 derece meyillere varan genellikle dik ve kesik tepelerden oluşmuştur. Ilıman bir iklime sahip olan Ordu, başta fındık olmak üzre patates, soya fasulyesi, arıcılık, deniz ve hayvan ürünleri konusunda yurdumuzda ilk sıraları teşkil etmektedir. İlin ekonomik yapısı her türlü sanayiye cevap verebilecek niteliktedir. Fındık üretimi ilin ticari hayatında önemli bir rol oynamakta ve büyük bir döviz girdisi sağlamaktadır. Fındıktan başka her türlü sebze ve meyvenin dışında tarla ürünllerinden arpai buğday, bakla, çavdar, İlimizin yüksek kesimlerinde yetiştirlmektedir. İlin alçak kesimlerinde ise genellikle her türlü sebze ve meyve (ayva, armut, kiraz, dut, vişne, incir, kivi ve ceviz gibi) yetiştirilmektedir. Bugün bilindiği gibi 18 ilçe, 65 Belediyesi ve ayrıca 508 köyü bulunmaktadır. Sahilden itibaren güneye doğru yükselerek derin vadiler meydana getirmek suretiyle uzanan Karedeniz sıra dağları engebeli yüzey şekillerini oluşturur.




Örf ve Âdetleri: Ordu ve çevresinde eski çağlardan bu yana birçok millet ve kültür hâkim olmuşsa da, 1071 Malazgirt Zaferinden sonra devamlı Türkmen boyları gelerek 12. asırda tamâmen Türkleşmiştir. Çepni Türkmenlerinin kurduğu Hacıemiroğlu Beyliği buraya hâkim olduğunda bölgenin çoğunluğunu Türkmenler teşkil ediyordu. 1877-1878 Türk-Rus Harbinden sonra Kırım ve Kafkasya’dan gelen kalabalık Türk topluluğu da bu bölgeye yerleşti. On ikinci asırdan bu yana Ordu ve çevresinde Türk-İslâm kültürü hâkim olmuştur.


Kadınlar başa çember veya yaşmak örterler. Gövdeye içlik denilen bulûz ve onun üstüne cepken, alta şalvar giyilir. Üzerinde peştemal bulunur. Erkekler başlarına “Kabalak” denilen bir başlık sararlar. Uzun kollu içlik ve üzerine avcı yeleği, bundan sonra da aba giyilir. Pantolonun yerini zıpka, ayakkabının yerini sapuk denilen yarım çizme alır. Abayı belden kemerle sararlar.




Halk müziği Karadeniz bölgesi ile İç Anadolu’nun kuzey kısmının özelliğini taşır. Mahallî halk oyunlarının cinsleri; Samak, horon, halay ve Kafkasya oyunlarıdır. Başlıca oyunları ise, horon, dik horon, düz hava, karşılama, mendil oyunu, millî horon, düz hava, karşılama, mendil oyunu, millî horon, boztepe horonu, sarı kız, sürümek, zamak ve kol oyunudur.



Mahallî Yemekler: Hamsili pilav, karalahana çorbası, karalahana sarması ve Ünye pilâvı, hamsi tava, hamsi buğulaması, içli hamsi, pancar sarması, mısır çorbası, çerkez tavuğu, tirmit (mantar), yumurtalı sakarca ve yağlıdır.

Eğitim:Okur yazar nisbeti% 75 civarındadır. İlde 28 anaokulu, 1088 ilkokul, 108 ortaokul, 12 meslek ve teknik ortaokul, 19 lise, 23 meslekî ve teknik lise vardır (1993). Yüksek okul olarak sâdece Meslek Yüksek Okulu vardır.

Ordu ili karakucak güreşinde ve çeşitli spor dallarında şampiyonlar yetiştirmiştir.




Ordu il toprakları çok dağlıktır. Ovalarının miktarı sadece % 0,5’tir. % 83,5 dağlık ve % 16’sı platolardan meydana gelir.

Dağlar: En önemlileri Canik ve Karagöl Dağlarıdır. Canik Dağları Karadeniz’e ve güney sınırına paralel olarak uzanır. Karagöl Dağı ise Ordu-Giresun sınırında yer alır. Karagöl Dağı 3105 m, Göndeliç Tepesi 2789 m, Seyir Tepesi 2103 m yüksekliğe sâhiptir. CanikDağları üzerinde Gürgentepe Geçidiyle Haçbeli Geçidi bulunur. Bu geçitlerle Ordu Sivas’a bağlanır. Canik Dağlarından çıkan ve Karadeniz’e dökülen sular bâzı plato ve yaylalar meydana getirmişlerdir. Bâzı yerleri 2000 metreyi geçer. Yaylalar bitki örtüsü bakımından zengindir ve küçükbaş hayvancılığa müsâittirler.

Çambaşı, Keyf Alanı, Perşembe, Düzdağ, Yedigöz ve Güllüyazı başlıca yaylalarıdır.

Ovalar: Ordu ilinde geniş ova yoktur. Kıyıda ve akarsu boylarında bâzı düzlükler vardır. Bu düzlükler ise çok verimlidir.

Akarsular: Kıyı dağlardan çıkarak Karadeniz’e dökülen pekçok akarsu vardır. Bunların çoğu kısa ve düzensiz akışlı, yağış mevsiminde taşan akarsulardır. Büyük akarsuları ise 160 km uzunlukta Melek Çayı, 60 km uzunlukta Bülbül Deresi ile bunların arasında akan Çivil Deresidir. Bulaman Çayı, Turna Suyu, Akçay ve Elekçi Deresi ve daha birçok irili ufaklı akarsu vardır.

Göller: İl topraklarında büyük göl yoktur. Sâdece buzul göller vardır. Karagöl Dağının 3000 m yükseklikteki krater gölü, 15 km uzağındaki Ulugöl ve Fatsa yakınındaki Gaga Gölüdür.


İlin ekonomisi büyük ölçüde tarıma dayanır. Faal nüfûsun % 80’i tarım sektöründe çalışır. Son senelerde sanâyi de gelişmiştir.
Tarım: Ordu ilinde ekime müsâit topraklar çok azdır. Fakat iklimi yumuşak ve yağış boldur. Ekilemeyen yamaçlara fındık ağacı dikilir. Ordu’da tarım fındık demektir. Fındık aslında bir orman ağacıdır. İl dâhilinde fındık ağacı sayısı 100 milyona yaklaşmaktadır. Bunlardan ortalama 80.000 ton fındık elde edilir. Fındığın yetiştiği bölgeler; merkez ilçe (Ordu), Fatsa, Ünye, Ulubey ve Perşembe ilçeleridir. Fındıktan sonra yetişen diğer tarım ürünleri mısır, patates, fasulye, soya, buğday ve arpadır. Bunların dışında turunçgiller, çay, lahana ve barbunya da yetişir.

1970’te sâdece bir harman makinası bulunurken 1985’te 7.000’e yaklaşmıştır. Arâzi engebeli olduğu için traktör sayısı azdır. Türkiye’de en çok fındık Ordu’da yetişir. Türkiye’deki fındık ağaçlarının dörtte biri bu ildedir. Ordu’nun tombul fındık cinsi bütün dünyâda meşhurdur. Dışarıya satılarak döviz temin edilir. Fındık, Ordu ilinin her şeyidir. Senelerce önce sâdece sâhil bölgesinde fındık yetişirken bugün yüksek bölgelerde de yetişmeye başlamıştır.

Hayvancılık:Ordu ilindeki yaylalar hayvancılığa elverişlidir. Aybastı, Gölköy, Mesudiye ve Korgan ilçelerinde hayvancılık çok gelişmiştir. En çok koyun ve sığır beslenir. Arıcılık gelişmiştir.

Balıkçılık oldukça ileri durumdadır. En çok avlanan balıklar hamsi, istavrit, kefal, mezgit, kalkan ve barbunyadır. Ayrıca kara sularında bol miktarda palamut, torik, zargana ve uskumru bulunur.


Ormancılık: Ordu ili orman bakımından çok zengindir. İl topraklarının % 41’i ormandır. Ormanlarda lâdin, köknar, kayın, meşe, gürgen, kızılağaç, kestane, kavak, sarıçam ve Akçaağaç bulunur. İl dâhilinde 200 bin hektar orman ve 50 bin hektara yakın fundalık vardır. Senede ortalama 250 bin m3 sanâyi odunu ve 125 bin ster yakacak odunu elde edilir. 122 köy orman içinde ve 145 köy orman bitişiğindedir.

Madenler: Ordu ili mâden bakımından zengin sayılmaz. İl dâhilinde kurşunla karışık çinko, bakır, kil ve Aybastı ile Gölköy arasında linyit yatakları vardır.


Sanayi: Ordu ilinde sanâyi 1970’ten sonra gelişmiştir. On ve daha fazla işçi çalıştıran sanâyi işyeri sayısı 120’yi aşmış olup, bunun 35’i fındığı kabuğundan ayırarak iç fındık hâline getiren fabrikalardır. Fındığı işleyerek, iç ve dış pazarlara süren en modern tesis, Sagra Tesisleridir. Diğer sanâyi kuruluşları lastik ve ayakkabı fabrikası, yem fabrikası, un fabrikaları, balık yağı fabrikası, soya yağı fabrikası, çimento fabrikası, tuğla fabrikaları, kereste fabrikaları, tel çivi fabrikası ve gemi atölyeleridir.


Ulaşım:Ulaşım kara ve deniz yolu ile sağlanır. Ordu, Doğu Karadeniz illerini birbirine bağlayan ve kıyıya paralel olarak uzanan devlet kara yolları üzerindedir. İl dâhilinde 325 km devlet yolu ve 400 km il yolu bulunur.

Ordu’da 78 m boyunda 9 m eninde bir balıkçı barınağı adı verilen “çekek” vardır. Buraya 30 balıkçı teknesi yanaşır. Vapur iskelesine aynı anda iki büyük gemi, 6 büyük ve 10 küçük motor yanaşır. Yük taşımaya müsâit değildir. Ordu ihraç ettiği fındığını Giresun limanı ile sevk eder. Perşembe ve Fatsa ilçelerinde birer motor iskelesi ve birer balıkçı barınağı, Ünye’de sâdece iskele vardır.

Basakca 28.11.10 01:16

Cevap: Yeşil İle Mavinin Ahenkle Kucaklaştığı Şehir | Ordu (Kotyora)
 
Ordu ili topraklarında bilinen ilk yerleşmelerin tarihçesi M.Ö. VII. Yüzyıl’a kadar gitmektedir.İl merkezinde bilinen ilk yerleşme yeri, Kirazlimanı Mezarlığı yanındaki Bozukkale (Kotyora)dır. M.Ö. IV. Yüzyıl’da İran taraflarından savaştan dönerken Kotyora’ya uğrayan Yunalı komutan Ksenophon, burada yerleşik bir kavimle karşılaştıklarını ve 45 gün kaldıktan sonra yollarına devam ettiklerini belirtir. (Anabasis, MEB Y.1962)

Kotyora küçük bir koloni idi. Burası, M.Ö. II. Yüzyıl’da Pontus Kralı I.Farnak zamanında boşaltılarak halkı Giresun’a nakledilmiştir.

M.Ö. 675’lerden itibaren Ordu’nun içinde bulunduğu Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi’ne sırayla, Kimmerler, Miletliler, Persler, Makedonyalı İskender ve komutanları hakim olmuştur. Bundan sonra yöreye, yaklaşık 3,5 asır yaşayan Pontus Devleti (M.Ö.280-M.S. 63) hakim olmuştur. Bu devleti Roma İmparatorluğu ortadan kaldırmıştır.


Kotyora’nın Grekçe’de Dağ Eteği anlamına geldiğini söyleyen bazı tarihçilerin aksine Prof. Dr. Necati DEMİR, Kotyora kelimesinin aslının Kut Yöresi olduğunu, burada Kut Türklerinin yaşadığını, bu ismin sonradan dönüştürüldüğünü iddia eder. Aynı bilim adamı, makalelerinde Bolaman isminin de Pontpolemenyum’dan gelme değil, Balaban Türklerinden gelme bir kelime olduğuna yer vermektedir. Ordu yöresinde yaşayan kaimlerden Halipler madencilikte ileri gitmiş olup, Ordu topraklarında demir madeni başta olmak üzere bazı madenleri işlemişlerdir.

Yunan tarihçisi Ksenophon (doğumu M.Ö.431) nun, Onbinlerin Dönüşü adlı eserine göre Orta ve Doğu Karadeniz bölgesinde (tabii Ordu topraklarında da) M.Ö. 400 yılında, Kolhlar, Driller, Mossinoikler, Halipler ve Tibarenler gibi Yunan asıllı olmayan kavimler yaşamaktaydı.

Cıngırt Arkeolojik Yerleşmesi

Fatsa merkezde bulunan tarihi Cıngırt Arkeolojik Yerleşmesi’nin , M.Ö. bu coğrafyada hüküm süren Pont Polemenyum krallarının cariyelerinin mesire yeri olduğuna dair kayıtlar mevcuttur.

Keza, Perşembe ilçesi sınırları içinde deniz kenarında bulunan ünlü Yason Burnu’nun çok eski zamanlara kadar insan yerleşmesine sahne olduğu bilinmektedir ki, dünyaca ünlü Argonot Efsanesinin geçtiği mekânlardan biri de bu yöredir.

İl Merkezine 13 km. uzaklıkta olan ve bu gün bir turizm merkezi haline getirilen tarihi Kurul Kaya Yerleşkesi’nin de tarihçesi 2.000 yıl öncesine kadar iner.

Mesudiye Meletios Kalesi

Gölköy kalesi de çok eskidir. Bu kale, Pers Kralı Dara(Daryüs) tarafından M. Ö. V. Yüzyıl’da yaptırılmıştır.

Çambaşı Yaylası da, insanların çok eski tarihlerden beri yaşadığının izlerini taşımaktadır.Burada, M.Ö. ki çağlarda yaşayan insanların madencilik yaptığına dair izlere bu gün bile rastlanmaktadır.

Ulubey Çubuklu, Mesudiye Meletios ve Ünye Kalesi gibi tarihi kaleler, 2.500 yıl öncelerinden kalmadır.Bu gibi yerleşmelerin onlarcasının bulunduğu Ordu topraklarının ne kadar eski çağlardan beri insan yerleşmesine mekânlık yaptığı anlaşılmaktadır.

Türklerin Ordu’ya gelişlerine kadar (14. Yüzyıl) yörede, Roma ve daha sonra da Trabzon Rum Devleti (1204-1461) hâkimiyet kurmuştur.




Türklerin (Oğuzların Çepni kolu) Ordu topraklarına ilk girdiği nokta, Aybastı Perşembe Yaylasıdır. 1105 tarihinde yaz aylarında burada Danişmendoğlu Beyi Emir Danişmend Gazi komutasındaki 6 bin kişilik bir ordu ile Trabzon Devleti’nin 70 bin kişilik büyük gücü arasında çok şiddetli bir savaş olmuştur.

Sayıca çok üstün olan düşman ordusu karşısında yiğitçe mücadele eden bu küçük Türk ordusu, büyük kayıplar vererek çekilmek zorunda kalmıştır. Yaralı olarak kurtulan Danişmend Gazi, Danişmendli Beyliğinin başkenti Niksar’a götürülmüş ve bir süre sonra vefat etmiştir. Türbesi Niksar’dadır.


Onun komutanlarından olduğu sanılan Emir Kümbet’in türbesi ise bu yaylada bulunan ve o savaşta şehit olan askerlerin bulunduğu mezarlıktadır.


Prof. Dr. Bahaeddin Yediyıldız’ın araştırmalarına göre, Ordu Türkler tarafından ancak 14. Yüzyıl’ın sonlarında feth edilmiştir.

“…Önce Niksar’ın doğu taraflarındaki bölgede kurulmuş olan Hacı Emir Beyliği, faaliyetlerini 14. Yüz yıl sonlarında doğuya doğru geliştirmiş ve bu Türk beyliğinin en büyük beylerinden birisi olan Süleyman Bey,1396-97’de Giresun şehrini zapt etmiştir. Süleyman Bey’in bu fethiyle birlikte, bölgeye, Çepni, Döğer, Eymir, Karkın, Alan-Yutlu, Bayındır, İğdir gibi Oğuz boyları gelip yerleşmişlerdir. Bu boyların hatıraları bölgede hala yaşamaktadır. Bundan çok kısa bir süre sonra yine aynı Bey tarafından, Ordu toprakları feth edilmiştir.”

Adı geçen Beyliğin Ordu topraklarındaki başkenti, günümüzde Mesudiye’nin bir köyü olan Kaleyköy idi. Burada, Hacı Emiroğulları tarafından yapılan ve artık harabeye dönüşen bir kale ve kalenin yakınında da büyük bir tarihi mezarlık bulunmaktadır. Bu mezarlıktaki üç adet kümbetin Hacı Emir Beylerine ait olduğu sanılmaktadır.

1270’li yıllarda buralarda yaşayan Hacı Emiroğlu Beyliği, ancak 130 gibi yıl çok uzun bir zaman sonra, Ordu merkeze 4 km. uzaklıkta Ulubey yolu üzerinde bulunan Eskipazar’a gelmişler ve burayı şenlendirmişlerdir.

Eskipazar’ın, küçük bir kasaba merkezi olarak Hacı Emir Beyliği tarafından kurulduğu bilinmektedir. Burada bulunan iki hamam ve bir cami ile tarihi mezarlık, tamamı ile Türklere aittir.Bir zamanlar burada hareketli bir Pazar kurulduğu “Eskipazar” denmesinden de anlaşılmaktadır.

19. Yüzyıl’da burada yörenin toprak ağaları arasında müthiş kan davaları meydana gelmiş, bunun üzerine Osmanlı Payitahtı tarafından Samsun’da bulunan Askeri birliğin komutanı Osman Paşa, yörede asayişi sağlamakla görevlendirilmiştir. Yöreye gelen bu komutan, kısa zamanda toprak ağalarını en şiddetli biçimde cezalandırmış ve toplumsal huzuru sağlamıştır.

Ancak, bir nevi derebeyi olan bu büyük sülalelerin kanlı çatışmalarından gına getiren Eskipazar ve civarında yaşayan halk kitleleri, bölgeyi terk etmiş ve bir zaman sonra, burası tamamen boş kalmıştır.



Ordu ismi, Türklerin bu bölgeye geldikleri tarihten itibaren kullanılmaya başlanmıştır. Bazılarının iddia ettikleri gibi, Fatih Trabzon’u feth etmek için geçtiği yöremizde ordusu ile konakladığı için bu ad verilmemiştir. Zira Fatih, Erzurum üzerinden Trabzon’a gelmiştir.

Yine, asayişi sağlamak için Samsun’dan gelen Osman Paşa’nın askeri birliğine dayandırılan rivayet de tümüyle yanlıştır.
Yusuf Has Hacib’in “Kutadgu Bilig” adlı ünlü eserinde Ordu isminin manası, şehir, saray, başşehir, sahil şehri olarak geçer.Bu duruma göre, Hacı Emir Beyi İbrahim’in oğlu Bayram Bey tarafından kurulan Eskipazar’ın o günkü adı şöyledir:

“Bölük-i Niyabet-i Ordu bi, ism-i Alevi” dir.

Hemen belirtmek gerekir ki, buradaki alevi, bu günkü manasında kullanılmıyor, bir cemaat, bir sülale anlamında kullanılıyordu.Keza, Kaşgarlı Mahmud’un yazdığı çok tanınmış olan “Divan-ı Lügat’it-Türk” adlı büyük eserde, Ordu, bir yere yerleşmek, Hakan’ın yurdu, ordulanmak gibi anlamlara gelmekteydi.15. asır başında Eskipazar’da bu adla kurulan Ordu kazası, günümüzde de aynı adını korumaktadır.

Resmi kayıtlarda Eskipazar yerleşmesinin adı, Bayramlı, Bayramlu mea İskefsir ve Milas, Behram Şah, Behramlı, Eyalet-i Behram, Ordu Bayramlu Eyaleti şeklinde geçmektedir.

Ordu’nun hemen batısında, Hacı Emir Beyliği ile aynı çağda hüküm süren Taceddin oğulları Beyliği’nin de başkentinin adı da Ordu idi.



Yıldırım Beyazıd zamanında Osmanlı topraklarına dahil edilen ordu yöresi ile ilgili en doğru bilgiler, Osmanlı resmi kayıtlarında geçer.(Kimi tarihçiler bu tarihi 1427 olarak kabul ederler.)

1455 tarihli Osmanlı Tapu Tahrir Defterleri’nde Ordu hakkında önemli bilgiler bulunmaktadır.

Trabzon’dan 65 yıl önce Türk bölgesi haline gelen Ordu’da Türk olmayan (Rum ve Ermeni) etnik kökenlilerin oranı, Türk nüfusa göre çok düşük olarak belirtilmiştir.Gayri Türk olanların en yüksek olduğu 17. asır başlarında bile Türklere oranı sadece % 7,9’dur.

15. asrın ilk yarısında Ordu topraklarında 6.651 Müslüman Türk ve 526 Türk olmayan hane bulunmaktaydı. Rum ve Ermeni olan bu insanlar, Hıristiyanlık dinine mensuptular. Ki bunlardan 326 hane, Selçuklulardan beri Milas (Mesudiye) Hapsamana (Gölköy) topraklarında yaşamaktaydılar.
Bu gün bile birçok yer ve eser ismi Türkçe olup, o günlerden kalmadır. Bir örnek olarak Ulubey kazasını verebiliriz. Ulubey,14. asırda bu günkü Kardeşler (Sevdeş) köyünü kuran ve yerleşen ve burayı bir nahiye merkezi haline getiren Sevdeş beyin unvanıdır.

Ulubey’de hiçbir köy ismi Türkçe’den başka bir dilde değildir. Bahaeddin, Durak, Uzunmahmut, Eymür, Şuayp, Sayaca, Kadıncık (Hatuncuk),Ören, Hocaoğlu, Kızılen, Ohtamış ve daha onlarcası. Ordu ilinin neresine gidilirse gidilsin, Türkçe olmayan yer isimlerinin sayısı, iki elin parmağını geçmez.

Tapu Tahrir kayıtlarından, Ordu yöresinin Selçuklu dönemindeki idari teşkilatının pek değiştirilmediği anlaşılmaktadır.

Bölgenin yönetimi, Tımar beylerinin elindeydi.


16.asırda bölgenin en önemli ve hareketli merkezinin Gölköy Kalesi olduğu bilinmektedir.


O çağlardan 18. Yüzyıl sonlarına kadar Ordu bölgesinde şehircilik hemen hemen hiç yoktur. Hacı Emir beyliği tarafından kurulan Eskipazar (Bayramlu),bir süre sonra bu hareketliliğini yitirmiştir.

1455’lerde Eskipazar’da 19 hanelik Cemaat-i Muhtelife denilen iş sahipleri ve zanaatkârlar bulunuyordu. Ayrıca kadimlik yurtlarında yaşayan ve vergi vermeyen 47 aile mevcuttur.

Halkın hemen hemen tamamı çiftçilikle geçiniyordu. Bir örnek olması kabilinden söyleyelim ki,1520’den itibaren yöredeki vergi mükellefi çiftçi oranı % 96 civarındaydı.Daha çok arpa, buğday, mısır, kendir üretilmekteydi. Tam Çiftliğe sahip olanların sayısı 1613’de 14 idi. 1485 Tarihli Tapu Tahrir kayıtlarında Ordu bölgesinin adı “Vilayet-i Bayramlu me’a İskefsir ve Milas” tır.

İskefsir, şimdi Tokat’ın bir ilçesi olan Reşadiye, o zamanlar Ordu’ya bağlıdır. Milas ise bu günkü Mesudiye’dir.Bulancak da o zamanlarda Kebsil adıyla Ordu’ya bağlı idi.

Bölge, 22 adet idari birime ayrılmıştır. Bu birimlerden biri nahiye, dördü niyabet, ikisi nahiye-i niyabet, sekizi bölük, ikisi bölük-i geriş, ikisi niyabet-i geriş ve birisi de divandır.

16. asırda Ordu, bütün Canik’in idare merkeziydi.

1520’de, bölgenin tamamı, Kaza-i Canik-i Bayramlu adıyla birleştirilmiş ve İskefsir, Bayramlu (Ordu), Bazarsuyu(Bulancak) olarak üç kazaya ayrılmıştı.

1548 yılında Ordu, Karahisar-ı Şarki (Giresun’un şimdiki ilçesi Şebinkarahisar) sancağına bağlıdır.
Türkler, Anadolu’nun hemen her yöresinde olduğu gibi bizim bölgede de oba, oymak, boy gibi sosyal gruplara ayrılmıştı.

Ordu Oğuzların bir kolu olan Çepni Türklerinin yerleştiği bölgedir. Yerleşmeler vadi boylarında gerçekleşmiştir.

Bolaman Vadisi boyunca, Çamaş, Bolaman, Niyabet-i Satılmış (Aybastı) gibi ilçe ile köy arasındaki yerleşmeler ve köyler kurulmuştur.

Melet Vadisi boyunca ise, iç kesimlerde Milas (Mesudiye), Alibeğce (Kabadüz), deniz kenarında Nefs-i Alevi Ordu, Bucak, İhtiyar, Şayiblü, Bedirlü, Ulubey ve bunlara bağlı köyler ve mezralar kurulmuştur.

Basakca 28.11.10 01:32

Cevap: Yeşil İle Mavinin Ahenkle Kucaklaştığı Şehir | Ordu (Kotyora)
 

Kirazlimanı mevkii, şimdiki Ordu şehri kurulmadan önce, şenlikli bir yerleşmeydi. Rivayetlere göre, buraya ilk önce yerleşenler gemiciler olmuştur. Zaman zaman buraya gelen gemiciler, yöreyi çok beğenmeleri veya başka bilinmeyen sebeplerle burayı iskân alanı haline getirmişlerdir.

Nitekim Ordu’nun ilk mescidi olan Abdullah Reis Mescidi 1782 yılında burada inşa edilmiştir. Ancak, mutlaka korunması gereken bu eser, maalesef yıkılmıştır. Şimdi orada, Otel Belde faaliyet göstermektedir.


Kirazlimanı o kadar önemlidir ki, 1883 yangını ile Ordu şehri neredeyse tamamen yanmış, bunun üzerine uzmanlar, Kirazlimanı’nın kent merkezi yapılmasını önermişlerdir.Nitekim Kirazlimanı günümüzde de önemini ve güzelliğini korumaktadır.

Eskipazar’ın önemini yitirmesinden sonra, bugünkü Bucak mahallesi giderek şenlenmeye ve kalabalıklaşmaya başlamıştır. (19. asrın başları.)Zaten Bucak, aynı adla yüz yıllardan beri bir köy yerleşmesiydi.

Nefs-i Bucak adıyla neredeyse bir kaza merkezi haline gelen Bucak’ın mahalleleri şunlardır:
Selimiye, Aziziye, Saray, Kirazlimanı, Taşbaşı ve Düz Mahalle.

Bucak adı 1869 yılında değiştirilmiş ve Ordu adı resmi kayıtlarda kullanılmaya başlamıştır.Bu tarihlerde artık Ordu küçük bir kaza merkezidir.

1869 yılında ilk Belediye Teşkilatı kurulmuştur. Trabzon Mutasarrıflığı’nın yazısına göre, Bucak (Ordu) Belediyesinin ilk başkanı Hasan Ağa’dır.

O zamanlar, Ordu’nun üç nahiyesi vardı. Bunlar, Perşembe, Aybastı ve Ulubey me’a Hapsamana’dır. Hapsamana, şimdiki Gölköy’dür. Ancak, bir süre sonra Ulubey ve Gölköy müstakil nahiyeler şeklinde ayrılmıştır.

Eski Millet Düzü

1872’de Ordu kazasındaki binalar şöyle tespit edilmiştir:

Hükümet binası, Gümrük binası, Karantina binası, Telgrafhane,15 çeşme,2 şadırvan,1 medrese,5 İslam mektebi,1 mekteb-i rüştiye (ortaokul),3 cami,28 han odası,1 hamam,17 fırın,158 mağaza,273 dükkân,1 tabya (topların mevzilendiği yer),1 fener ve 854 hane.

1872’de Ordu’ya Ziraat Bankası’nın ilk adı olan Memleket Sandığı kurulmuştur.


1920 tarihinde Ordu kazasının 6 nahiyesi,318 köyü ve 180 bin nüfusu vardı. Yani Trabzon vilayetinin en gelişmiş kaza merkeziydi.

Ordu’nun il olması için, T.B.M.M. nde büyük mücadele verilmiştir. Mücadele veren bu üç önemli şahıs şunlardır:

Mesudiye mebusu Serdaroğlu Mustafa Bey, Tunalı Hilmi ve Şebinkarahisar mebusu Memduh beydir.

Bir kısım mebus (ki bunlardan biri de ünlü din alimi Konya Mebusu Vehbi beydir) Ordu’yu Giresun’a bağlamak için epey gayret göstermişlerdir.Çok uzun ve yorucu oturumlardan sonra T.B.M.M. kararı ile Ordu,4 Nisan 1920 tarihinde il statüsüne kavuşmuştur.



Katırcıoğlu Mustağa Ağa’nın Belediye Başkanı olduğu 1883 senesinde Ordu’da büyük bir yangın olayı yaşanmıştır.

Aylardan temmuzdur. Yaz ayı olduğu için, fırınlarda sık olarak kadayıf dökümü yapılmaktadır. Pavli adlı bir Rum da geceleri kadayıf dökmekteydi. O temmuz gecesinde Pavli yine böyle kadayıf dökerken, kıvılcımlar birden bire fırının çatısını tutuşturur. Derken, yangın başka binalara da sıçrar. Gece başlayan yangın söndürülemez. Çünkü Belediye’nin itfaiye teşkilatı yoktur. Üstelik yapıların çok büyük kısmı, hartama çatılı ve ahşap malzemelidir. O gece başlayan talihsiz yangın, ertesi günü öğleye kadar devam etmiş, ne kadar ahşap bina varsa hepsi yanıp kül olmuştur.

Yalnız, Orta ve Yalı Camileri yanmamıştır. Çünkü bunların etrafı boş olduğundan yangın buralara sirayet edememiştir.Ayrıca, Şadırvan civarında bulunan birçok yapı, Rum ve Ermenilerin olup taştandır. O nedenle yangında kısmen zarar görmüştür.Osmanpaşa Şadırvanı da taş olduğundan yangından etkilenmemiştir.

Çarşı merkezi, hemen hemen tümüyle yanmıştı. Adeta Ordu şehri yok olmuştu.

Şehri yeniden kurmak gerekmekteydi. Bunun için Belediye Başkanı Mustafa Ağa, çok büyük güçlüklerle karşı karşıya kalmıştı.

Ardından Belediye Başkanı olan Felekzade Süleyman Ağa, şehri bütün baskılara rağmen yeniden inşa etmek için, büyük gayret gösterir. Caddelerin genişletilmesine karşı çıkanlara karşı amansız bir mücadele verir. Bu günkü Ordu’nun planı, işte Süleyman Ağa’nın eseridir.

Burada şunları ifade etmek gerekir;
Eğer o günkü Ordu, böyle bir yangın geçirmeseydi ve ahşap da olsa zamanın binaları korunsaydı, şimdiki Ordu hem otantik kalacak, hem de turizm için büyük bir şans olacaktı.

1875’lerden itibaren Ordu şehrinde sıtma hastalığı tüm Orduluların korkulu rüyası haline gelmişti. Birçok insan, bu nedenle hayatını yitirmekteydi. Bunun üzerine, Kaza erkânı ve zenginler, yaz aylarında Çambaşı Yaylası’na çıkmaya ve eylül-ekim aylarında da şehre dönmeye başlamışlardı.

Yaylaya bir kaymakamlık binası yapılmıştı. Bir zaman evvelce bir yangın sonucu bu buna da yok olmuştur.
Bir başka önemli hadise ise şöyledir:

Şair Tıflı Efendi, yaylada Şu’un-i Dâhiliye (İç Haberler) adıyla el yazma bir gazete çıkarmıştır. Bunun ne kadar sürdüğü bilinmediği gibi, bu el yazma gazeteden günümüze maalesef bir tek nüsha bile kalmamıştır.

Çambaşı Yaylası, dünyada ilk ve tek gazete çıkarılması ve kaza merkezi olması bakımından tektir.

1939 senesinde meydana gelen Erzincan depremi de Ordu’yu ikinci kez büyük yıkıma uğratmıştır.Şehrin merkezinde bulunan birçok önemli eser yıkılarak ortadan kalkmıştır.

Basakca 28.11.10 16:33

Cevap: Yeşil İle Mavinin Ahenkle Kucaklaştığı Şehir | Ordu (Kotyora)
 


1924 yılı sonbaharında Karadeniz kentlerine yönelik bir inceleme gezisine çıkan Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk, Trabzon’dayken büyük Erzurum depremini haber almış ve bir an önce bölgeye gitmek istemişti. Ancak, önceden tasarlanmış ziyaretlerini iptal etmek istemiyordu. Geziyi hızlandırarak Samsun’a kadar gitmeyi kararlaştırdı. 19 Eylül günü Giresun’u ve Ordu’yu birkaç saatliğine ziyaret ederek Samsun üzerinden Erzurum’a geçti.




Atatürk, 19 Eylül 1924 Cuma günü, öğleden sonra Hamidiye Kruvazörü ile geldi. 13.00 sularında Giresun yönünden beliren kruvazör, 14.00 sularında Ordu açıklarında demirledi ve top atışlarıyla kenti selamladı.

Önceden tasarlanan karşılama töreni için yüzlerce kayık, sandal, mavna, bayraklarla donatılarak kruvazöre doğru açıldı. Kayığın birinde sporcu giysileri içinde Ordulu gençler de vardı ve Atatürk’ü kendi kayıkları ile karaya çıkarmak istiyorlardı. Bir kayıkta da vali, belediye başkanı ve diğer yöneticiler vardı. Bu yönetici kurulu kruvazöre çıkarak Cumhurbaşkanını karşıladılar.

Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk, kruvazörün hücum botuyla, yüzlerce kayığın eşliğinde karaya çıktı. Kente ilk adımını attığı yer, bugünkü İlkadım Anıtının olduğu yerdi. Binlerce Ordulu, Ata’sını alkışlarla karşıladı. Askerlerden ve öğrencilerden oluşan karşılama kortejnin önünden geçerken, selamlarına “Merhaba, nasılsınız arkadaşlar?” diyerek yanıt verdi. Bir kız öğrenci kendisine bir demet çiçek sundu.

İlk Adım Anıtı (Ordu-Sahil)


Atatürk, ilk olarak belediyeyi ziyaret etti. Belediye Başkanı Yusuf Furtun’du. Makamında, kendisine kentin yerel sorunları hakkında bilgi verdi. Kahveler içilirken, kentin çeşitli kuruluşlarının temsilcileri Atatürk’e tanıtıldı.

Atatürk, belediyeden sonra aynı binada bulunan Cumhuriyet Halk Fırkasını da ziyaret etti.Daha sonra yine yürüyerek, binlerce Ordulunun alkışları arasında vilayete çıktı.Dönemin vali vekili Rıfat Bey tarafından kendisine ilin sorunları hakkında bilgi verildi.



Atatürk, vilayetten çıktığında yine yürüyerek iskeleye gelirken, önüne çıkan ve kulüplerini ziyaret etmesini isteyen gençleri kırmayarak İdmanyurdu Kulübünü de ziyaret etti. Burada, kulübün anı defterine şunları yazdı:

“ İdmanyurdu’nun yeni teşekkül etmiş olmasına rağmen mevcudiyetini derhal ihsas ve izhar eder ruhta gençlerden mürekkep olduğunu gördüm. Memnunum. İdmanın bedeni olduğu kadar fikri olmasına dikkati celbederim. Gazi M. Kemal / 19 Eylül 1340, Ordu”

Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal, İdmanyurdu Kulübü binasından ayrıldıktan sonra, bu kez de Gençlik Yükselme Birliği Kulübü yöneticileri tarafından davet edildi. Bu daveti de kırmayan Mustafa Kemal Atatürk, kısa bir süre bu kulübe ve daha sonra İhtiyat Zabitleri Kulübüne uğradı.
Gençlik Yükselme Birliği Kulübünde, Keçiköy İlkokulu müdürü kendisine tanıtılırken, o yörenin çok yeşil olduğunu gemiden gördüğünü söyleyerek, okulun adının “Yeşilyurt” olarak değiştirilmesini istedi.

Bu ziyaretlerin ardından iskeleye ulaşan Mustafa Kemal, kentten ayrılmadan, iskeleyi dolduran kalabalığa hitaben şu konuşmayı yaptı:

“Muhterem Ordu Ahalisi! Hakkımda gösterdiğiniz samimi tezahürat bende derin hissiyat bıraktı. Bu şuurlu tezahüratınızla Türk milletinin bütün cihan muvacehesinde ilelebed yaşayacağını bir daha ispat etmiş olan sizin samimi çehreleriniz ve sevimli gözleriniz karşısında günlerce kalmak ve sizinle samimi hasbihallerde bulunmak isterdim. Fakat ciddi bir sebep buna manidir. İnşallah samimi ve sevimli muhitinizi tekrar ziyaret ederim. Allahaısmarladık.”

Bu seslenişinin ardından, iki saat kadar kaldığı Ordu’dan ayrıldı.

Basakca 28.11.10 23:40

Cevap: Yeşil İle Mavinin Ahenkle Kucaklaştığı Şehir | Ordu (Kotyora)
 
Ordu İlinin İlçeleri
  • Ordu ilinin ilçeleri; Akkuş, Aybast, Çamaş, Çatalpınar, Çaybaşı, Fatsa, Gölköy, Gölyalı, Görgentepe, İkizce, Kabadüz, Kabataş, Korgan, Kumru, Mesudiye, Perşembe, Ulubey ve Ünye'dir.





Akkuş İlçemiz Orta Karadeniz'in iç kısımlarında Canik Dağları üzerinde Argan Tepesi eteğinde kurulmuş olup, Doğusunda: Kumru, Batısında: Erbaa ve Niksar, Kuzeyinde: Terme, Salıpazarı, Ünye, Çaybaşı ve İkizce bulunur.
Denizden yüksekliği 1340 m.dir.Arazi engebeli bir yapıya sahiptir. İlçenin yüksek tepelerle çevrilidir. Bu tepeler orman ve çayırlarla kaplıdır.

Tepeler:Bakacak Tepesi, Elicek Tepesi, Tuzla Tepesi, Argan Tepesi, Asarkaya Tepesi, Körük Tepesi, Karaağaç Tepesi, Küçük Gökçebel Tepesi, Taz Tepesi, Keltepesi, EyiSu Tepesi, İtkeseri Tepesi, Hidirellez Tepeleridir.


Yaylaları:Argan Yaylası kayak turizmi açısından oldukça elverişlidir. Kızlar Yaylası, Boğmalık Yaylası, Taz Yaylası, Çilekli Yaylası, Göçebel Yaylası, Çekiç Obası Yaylası, İtkeseri Yaylası, Çiftte Köprüler Yaylası, Mantarlık Yaylası, Gül Bahçe Yaylası, Ketenlik Yaylası, İsmail Düzü Yaylası. Bu yaylarda buz gibi soğuk sular bulunmaktadır. Yazları hayvan sürüleri, arı kovanları ile dolup taşmaktadır.
Akarsuları :İlçemizin en büyük akarsu kaynağı Tifi çayıdır.Tifi çayı bu çevreden çıkan irili ufaklı derelerin birleşmesinden meydana gelir. Tifi çayı Yeşil Irmakla birleşir.
İklimi :İlçemizde kara iklimi daha ağır basmaktadır. Genellikle her mevsimde yağış kaydedilir. İlçemiz rakım olarak (1340 mt.) yüksekliğe sahip olduğundan senenin yaklaşık 6 ay kar yağışlı geçer. Kışlar genellikle sert geçer.

Bitki örtüsü:
İlçe topraklarında çoğunluğunu orman bitkileri kaplamaktadır. (Kayın, Çam, Meşe, Kestane ve Gürgen gibi ağaçlar yetişmektedir.)


Akkuş ilçesinin adından söz edildiği dönem 19.yüzyılın sonlarına rastlanmaktadır.1858-1892 yılları arasında,Sivas vilayetinin Samsun Sancağına bağlı “Karakuş” adıyla bir yerleşim merkezinin resmi kayıtlarda yer almış olmasıyla ortaya çıkmıştır.


Karakuş topraklarına yerleşmiş olan ilk sakinlerinin;Samsun ili ve sahil ilçeleri ile Tokat ilinde vuku bulan sıtma salgını sonucu,yüksek ve serin olan bu yerlere göçleri,1402 yıllarında Sivas ilinde meydana gelen çatışma ve karışıklıklar sonucu yapılan göçler,kan davaları yüzünden kaçan ailelerin, Selçuklu, Anadolu Beylikleri ve Osmanlı dönemindeki savaş ve istilalar sırasında göç ederek gelen ailelerin yerleşmeleri sonucu ortaya çıkmıştır.

http://imageshack.com/a/img922/776/xgzZ9h.jpg


Akkuş ilçe olmadan önce 1892-1920 yılları arasında Karakuş bucağı olarak Samsun ilinin Ünye ilçesine bağlı kalmıştır.1920 yılında yürürlüğe giren 69 sayılı Kanunla,Ordu’nun il olması üzerine Ünye ilçesi ile birlikte Ordu iline bağlanmıştır.

62 yıl bucaklıkla idare edilen Karakuş’un Osmanlılar dönemindeki Bucak müdürlerinin kimler olduğu hakkında elimizde kesin bir bilgi yoktur.

Ancak;Cumhuriyet döneminde ise:
Cezmi BALYAS(Ünye),Mehmet ÇÖPOĞLU(Akkuş-Haliluşağı),Bedri nuri BALYAS(Ünye),Çontoğlu İbrahim Efendi(Akkuş-Gedikli),Turan Bey(Niksar),Mashar SORAVOĞLU(Şarkılı),Tahsin KURUL(Ordu),Kemal TUNCER(Mesudiye),Mustafa DAŞKIN(İzmir),Galip YÜRÜKOĞLU(Ordu).Bilinenler arasında olup Karakuş Bucağında bucak mudurlüğü yapmışlardır.

Tarihinin akışı boyunca çeşitli kavimlerin,emir ve derebeylerin baskın ve istilalarına maruz kalan Karakuş,küçük bir yerleşim merkezi olmaktan ileriye gidememiştir.1892 yıllarında bucak merkezi olması ile yavaş yavaş gelişmeye başlamış ve 62 yıl aradan sonra ilçe olmaya namzet duruma gelmiştir.4 Mart 1954 yılında çıkarılan 6324 Sayılı Kanun ile “Akkuş” adı ile ilçe olmuştur.

http://imageshack.com/a/img923/8886/2vIqId.jpg

Karkuş Nahiyesi’nin İlçe olması için Nahiye sakinlerinden Azmi Sevindik önderliğinde 6 kişilik bir heyet başkent Ankara’ya giderek, zamanın başkanına çıkarlar.

Azmi Sevindik ve beraberlerindekiler, zamanın başkanı olan Adnan MENDERES’E Karakuş’un ve halkının tabiat ve devlet hizmetleri yönünden içinde bulunduğu zorr şartları dile getirirler. Bunun üzerine zamanın başkanı Adnan MENDERES;

“Hay hay Karakuş’u ilçe yapalım. Fakat kara günler geride kaldı.bundan böyle Karakuş’un adı AKKUŞ olsun” der.

Azmi Sevindik ve arkadaşları MENDERES’İN bu önerisini severe kabul eder. Ankara’ya giden heyet geri döndükten hemen sonra Karakuş 4 Mart 1954 tarihinden sonra AKKUŞ ilçesi olarak bugünkü adını alır.



Ordu ilinin Merkez dahil 19 ilçesi bulunmakta olup, Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik sıralamasında Akkuş İlçesinin 15 nci sırada olduğu, ayrıca Türkiye''de bulunan 858 ilçe içinde Akkuş''un gelişmişlik sıralamasında 752 nci sırada olduğu görülmektedir.

İlçe ekonomisi ; Tarım, Hayvancılık, Orman ürünleri, Küçük El Sanatları ile bunlara bağlı ticari faaliyetlerdir.

Tarım: İlçenin ekili dikili arazilerinin çoğunluğu engebeli, dağlık, erozyona açık arazilerdir. (Makinalı ve sulamalı tarım yoktur.) Arazi dik ve meyillidir.

Ordu''nun ilçelerinin Fındık Üretim miktarları açısından Mesudiye''den sonra Akkuş''un en az Fındık üretiminde bulunduğu görülmektedir.

Sebzecilik ve Meyvecilik : Pek gelişmemiştir. Karalahana (pancar), Kabak, Yeşil Fasulye, Patates gibi sebzeler yetiştirilmektedir.

Armut, Elma, Fındık, Ceviz, Kiraz, azda olsa Erik ve Kestane yetişmekte olup bunların içinde gelir getirici Fındık ve Cevizi sayabiliriz. Ayrıca bölgede doğal meyveler diyebileceğimiz ; Kızılcık (Kiren) ve Kuşburnu (İtburnu) yetişmektedir.

Sanayi ürünleri olarak; Mahlep, Ayçiçeği ve Şekerpancarı yetişmektedir.

Sığır, Koyun, Keçi, At, Merkep, Katır, Tavuk, Ördek, Kaz ve Hindi (Av hayvanları : Domuz, Tilki, Kurt, Ayı ve Keklik) Arıcılık ise yeni yeni gelişmektedir.

Akkuş'un çay ve Derelerinde Sazan ve Alabalık yetişir.

Basakca 29.11.10 22:12

Cevap: Yeşil İle Mavinin Ahenkle Kucaklaştığı Şehir | Ordu (Kotyora)
 

Coğrafi Konumu:
Fatsa 41 ' kuzey paraleli ile 37 - 38 ' doğu meridyenleri üzerinde yer almaktadır. Doğusunda Perşembe , Batısında Ünye , Güneyinde Korgan, Çamaş, Çatalpınar ve Kumru İlçeleri Kuzeyinde ise Kara Deniz yer almaktadır.


Arazi dağlık ve engebelidir. Rakım 10 metreden 550 metreye kadar çıkmaktadır. Kuzeyde denize paralel olarak uzanan Canik Dağları sahile kadar kademeli bir şekilde alçalmaktadır. İlçenin iki önemli akarsuyu olan Bolaman ve Elekçi Derelerinin sahile yakın civarlarında düz araziler bulunmaktadır.

Akarsular:Bolaman Deresi ,Elekçi Deresi,Şerefiye Deresi, Kurtuluş Mah. Deresi.

Göller :İlçenin 10 Km. Güneydoğusunda Örencik Köyünün sınırları içinde Gaga Gölü bulunmaktadır.

Jeolojik Yapı : İlçe kısmen sahildeki Alüvyon üzerinde kısmen gerideki Yamaçta yerleşmiş bulunmaktadır. Çevrede yapılan inşaat hafriyatlarından edinilen bilgiye göre yamaçtaki iskan bölgelerinde yer altı suyu mevcut değildir.

İlçenin düzlük kısımları ince kum ve killi zeminden teşekkül etmiş olup, yer altı suyu ihtiva etmektedir. Yamaçlarda ise üst tabaka 1,5 - 2 metreye kadar kil ve nebati örtü, taban ise çatlaklı mavi kalkerdir.
Toprak ve Arazi Kullanımı :Dere ve Dere yatakları çevresinde oluşan taban arazileri vasıflı ( I ve III. Sınıf Toprak ) ve vasıfsız tarım alanları mevcuttur. Tarıma elverişli arazilerin % 80 ' ninde Fındık Tarımı yapılmaktadır. Daha yüksek yamaçlarda ise Orman Alanları ortaya çıkmaktadır. Topoğrafyanın kıyının gerisinde hemen yükselmesinden ve meyilinin fazla olmasından dolayı Ormanların yok edilerek Tarım Arazisine dönüştürülmesi olayına pek rastlanmamaktadır.

İklim :Tipik Karadeniz iklimi hakim olup, kışlar ılık geçer, Yaz aylarında bunaltıcı sıcaklar olmaz. Isı farkları azdır.

Ekonomik Yapı : İlçenin ekonomisi tarım ve balıkçılığa dayalıdır. Yetiştirilen tarımsal ürünlerin başında fındık, çay, mısır gelmektedir. Sebze ve meyvecilik de yapılmakta olup elma ve armut yetiştirilir. Son yıllarda seracılık, kültür mantarcılığı da gelişme göstermiştir. Hayvancılıkta büyük ve küçükbaş hayvan besiciliği, kümes hayvancılığı ve arıcılık yapılmaktadır. Balıkçılık ilçenin ekonomisinde en önemli yeri tutmaktadır. Ayrıca halıcılık da önemli bir gelir kaynağıdır. Bunun yanı sıra fındık kırma atölyeleri vardır.




M
.
Ö. 400 yılında Fatsa ve Çevresinde Kolhlar, Driller, Halipler, Mossinoikler ve Tibarenler gibi Yunan asıllı olmayan yerli kabileler yaşamaktadır. O döneme ait önemli buluntuların Yapraklı Mevkisinde Çıngırt Kaya ve çevresinde mevcut olduğu tahmin edilmektedir. Fakat bu tahminlerin ilmi bir dayanağı yoktur. Çıngırt Kaya'da yapılacak bir yüzey ve arkeoloji araştırması, bu dönemlere ait önemli bilgi ve belgelerin çıkmasını sağlayacaktır . M.Ö. 675 lerden itibaren sırası ile Kimmerler, Persler ( M.Ö. 547 ), Makedonyalı İskender ( M.Ö. 334 ) ve komutanları ( M.Ö. 312 - 208 ) Fatsa ve çevresine hakim olmuştur. Fatsa' da İlk Çağ dönemlerinden en dikkat çekeni ise Pontus devridir. (M.Ö. 280 - M.S. 263) Pont hâkimiyeti dönemi "Side" olarak anılan yörenin daha da güçlenmesine neden olmuştur. Bu devirle ilgili rivayetler de kayda değerdir. Populer amaçlı eserlerde geçen bu bilgilerin hangi kaynağa dayalı olarak yazıldığı bilinmemektedir. Pont hâkimiyeti ile ilgili genelde şu bilgiler aktarılmaktadır.
"Fatsa'nın tarih sahnesinde önemli bir yer alması miladi 1. yüzyılda başlar. Mitrilat'ın ölümünden sonra II. Farnak (M.Ö. 65-42 ) Roma'ya bağlı bir krallık olan Pont Devleti'nin başına geçer. II. Farnak bu günkü Fatsa'nın bulunduğu yerde hükümdarlığını sürdürürken, Roma 'nın iç karışıklıklarından faydalanarak hem istiklalini kazanmak hem de idaresini genişletmek için çalışmış fakat başarılı olamamıştır. II. farnak Fatsa'nın eski Hükümet binasının bulunduğu sahada kızı Fanizan adına bir şato inşa ettirmiştir. Bu şatodan dolayı buraya "Fanizan" adı verilmiştir.
Sonraki yüzyıllarda Fanise, Phadsane, Pytane, Faça adları ile anılan kasaba en son Fatsa adını almıştır."


Pont Devletinin sınırları dâhilinde Fatsa bulunmakla beraber, bazı kaynaklarda geçen başkent olduğu iddiasının bir dayanağı yoktur. Kasaba Şarl Teksiye ' de Fatizan şatosu, vilayet salnamelerinde Vadisane olarak adlandırılmaktadır. Popüler kaynakların ifadelerine göre II. Farnak'tan sonra bölgeye ayrı bir sülaleden gelen Polemen hükümdarlık yapmıştır. M.S. 63 tarihinde Pont devri, Roma tarafından ortadan kaldırılmış, M.S. 395' te ise bu topraklar Roma'dan Bizans'a devir olmuştur. M.S. 391 den itibaren Anadolu'ya giren Peçenek ve Kuman Türklerinin akınları ve yerleşmeleri görülmektedir.

Türklerin Fatsa yöresine kesin olarak yerleşmelerini Malazgirt (1071 ) sonrası Akınlar sağlamıştır. Danişmet Gazi'nin beylerinden SEVLİ Bey, Ladik taraflarından harekete geçerek az zamanda Samsun, Ünye, Fatsa ve Giresun taraflarını elde edip Trabzon' a kadar ilerlemeyi başarmıştır. Bu olaylardan sonra yerleşen Oymaklar sayesinde Türkleşme ve İslamlaşma süreci başlamıştır. Bu Oymaklardan en önemlisi Çepni' lerdir. Çepniler bu alt yapıyı sağladıktan sonra 1380’ lerde Hacı Emir Oğulları adlı bir Türk Beyliğinin hakimiyet dönemi başlamıştır. 1427 - 28 de Yörgüç Paşa'nın Canik Seferi ile Fatsa Osmanlı topraklarına bağlanmıştır. Hacı Emir Oğulları dönemi Fatsa' da ki Türk nüfusunun temelini oluşturmuştur.

13 ve 14 yüzyıllarda kıyı kesiminde Ceneviz kolonilerinin etkileri görülmektedir. Sahildeki tabya Cenevizliler tarafından depo olarak kullanılmıştır.
Bu dönemde Fatsa Karadeniz'in önemli ticaret merkezlerinden biri olmuştur. Cenevizlilerin Karadeniz hakimiyetleri Fatih döneminde sona erdiği için Fatsa'dan da muhtemelen bu dönemlerde ayrılmışlardır. Fatsa'da Türk hakimiyeti dönemi 1380'lerde Hacı Emir Oğulları ile Osmanlı Dönemi ise 1427 / 28 ' de başlamıştır.



Fatsa idari olarak Canik Sancağına bağlıdır. Osmanlı kayıtlarında Fatsa yöresinin adı "Satılmış - ı Mezid Bey" veya "Nahiye-i Satılmış-ı Ferid Bey" dir. 15 yy kayıtlarında Nahiye statüsündeki Satılmış, 16 . ve 17 . yy kayıtlarında kaza olarak geçmektedir. Yörede 15 yy da tek bir kaza varken 1642'de altı kaza ortaya çıkmıştır. Tapu defterine göre kazaların adları şunlardır : Satılmış, Cevizderesi, Çöreği, Meydan, Sergis ve Keşdere. Katip Çelebi bunlara Fatsa ve Vonayı' da eklemiştir
Canik Sancağı, 15 ve 16 yy. ' da Eyaleti Rum'a ; 17 yy. ise Sivas Eyaletine bağlıydı. Bu durum 1847 ' ye kadar devam etmiştir. 18 yy. ' ın ikinci yarısından itibaren Canik ve Trabzon'a aslen Fatsalı olan Caniklizadeler hakim olmuştur. 1846 / 47 yönetsel bölümünde Trabzon Eyaletine bağlı bir sancak olan Canik , 1872 - 77 ' de bağımsız sancak olmuş,tekrar Trabzon ' a bağlandıktan sonra 1908 ' de yeniden bağımsız sancak olmuştur.1851 ' den 1856 ' ya kadar kaza statüsünde olan Fatsa Kasabası 1869 ' dan 1872 'ye kadar Ünye Kazasına bağlı bir nahiyedir. Kasaba 1878 ' de yeniden kaza yapılmıştır.


B.M.M. ' de 30 Kasım 1920 ' de başlayan Ordu ve Giresun sancaklarının oluşumu hakkındaki kanun ile ilgili yapılan görüşmeler sonunda 4 Aralık 1920 ' de Ordu ve Giresun Sancakları kurulmuştur. Merkezi Ordu olmak üzere Canik Sancağına bağlı Fatsa ve Ünye kazalarının bağlanması ile Ordu Sancağı kurulmuştur. Fatsa ve Ünye halkı bu karara karşı çıkmış ve Ünye Sancağı 'nın kurulması teklifinde bulunmuşlardır. Ancak bu teklif reddedilmiştir. Böylelikle Fatsa 4 Aralık 1920 ' de Ordu ' ya bağlı bir Kaza olmuştur.


Basakca 29.11.10 22:47

Cevap: Yeşil İle Mavinin Ahenkle Kucaklaştığı Şehir | Ordu (Kotyora)
 

Doğal yer altı kaynakları açısından şanslı olan ilçede, Ilıca kasabasında şifalı su bulunmaktadır. Bu suyun romatizma, bel ağrısı, böbrek rahatsızlığı gibi hastalıklara iyi geldiği bilinmektedir. Elmaköy'de birçok hastalığa şifa olduğu bilinen Acısu bulunmaktadır. Kız kulesi, çınar ve ulu ağaçlar, Göreği manastırı, Cıngırt kaya ve Gaga gölü ilçede görülmeye değer yerlerdir.


Kız Kulesi:
İlçe’nin güneydoğusunda, Kont Pelenon tarafından yaptırılmıştır. Zamanında bir gözetleme yeri olarak kullanılmıştır. Bu gün için bu önemini yitirmiştir.


Manastır:Dumlupınar Mahallesi’nde, şimdiki cezaevinin bulunduğu yerdedir. Kont Polenon’un burada muhteşem bir şato yaptırdığı ve bugün için şatonun tümüyle yok olduğu, kalıntılarına halk tarafından manastır adı verildiği sanılmaktadır.

Göreği Manastırı:İlçenin batısına 5 km. uzaklıkta ve Evkaf köyünün sınırları içinde Pond Devleti zamanından kalma kale, şato, kilise, manastır ve yapı kalıntılarına rastlanmaktadır. Büyük bir şehrin varlığını gösteren bu kalıntılar içinde bulunan bir gümüş para üzerindeki yazıdan, zamanında Hacı Şevda isminde bir Derebeyi’nin burada hüküm sürdüğü ve adına para bastırdığı anlaşılmaktadır.
Cıngırt Kaya Mezarları:Fatsa’nın batısında ve 5 km. uzağındaki Görevi deresindeki tepenin üzerinde, zamanında bir kalenin kurulduğu, bugünkü kalıntılardan anlaşılmaktadır. Kalenin üzerinden Elekçi deresine 45 derecelik bir eğimle inen ve büyük bir kayanın içinde tünel genişliğinde açılmış, 120 basamaklı bir oyuntu vardır. Dibi, asırlarca atılan taşlarla dolan bu oyuntunun, tepedeki kaleden Elekçi deresine inen gizli bir merdiven olduğu sanılmaktadır.


Sarmaşık Kaplıcaları:İlçeye 10 km. uzaklıkta, motorlu taşıt aracıyla gitme olanağı olan ve sağlık yönünden çok yararlı olduğu bugüne dek yapılagelmekte olan uygulamalarla saptanan Sarmaşık Kaplıcaları Özel İdare tarafından işletilmekle birlikte modern bir tesisin kurulmaması, barınma ve konaklama olanaklarının güçlüğü karşısında gerçek değerini bulmaktan uzak kalmıştır.

Yapılan çözümlemelerle; berrak, renksiz, kokusuz ve hafif milki lezzetinde olduğu anlaşılan 47 santigrat derece sıcaklıkta suyun 1 lt.sinin bileşiminde 0.731 gr. Hamızı kibrit, 0.1755 gr. Klorür dö sodyum, 0.253 gr. Kalsiyum humuzu, 0.005 gr. Silis, 1.433 gr. Yeluse özünün bulunduğu saptanmıştır. Dakikada 200 lt. akar.


B
olaman`daki Tarihi Konak:
Fatsa – Ordu Yolu üzerinde ilçeye 9 km. uzaklıktaki bu bina Bolaman`ın adeta sembolü olmuştur. Her yıl yüzlerce fotoğrafı çekilmekte turistik eşyalarda, hatta kibrit kutularında bile fotoğrafları yer almaktadır.


Bu değerli eseri incelerken iki ayrı zamanla, birbirine hiç benzemeyen iki aynı tarihle karşılaşabiliriz. Birincisi, miladi yılın belki de ilk yüz yıllarına kadar gerilere giden tarihlerde yapılmış olan taş duvarları, ikincisi ise Osmanlı mimarisinin damgasını taşıyan ve daha dün denilebilecek kadar yakın olan 18. yy`ın sonlarında yapıldığı sanılan yukarıda sözünü ettiğimiz taş duvarlar üzerindeki ahşap konaktır. Bu konak, “Hazinedar” ailesinin Kale`ye ilk yerleşmiş olan Büyük Ali Bey`in oğlu Mehmet Bey tarafından yaptırıldığı sanılmaktadır. Aşağı-Yukarı iki yüz yıla yakın bir geçmişi vardır. Binanın altındaki taş duvarların yaşı ise çok eskidir. Başlangıçta dört bir yanı suyla çevrili bir ada üzerine o devrin yaşayanlarınca korunmak için kale gibi yaptırılan bu surların içinde bir de kilisesi vardır.

Kültür Bakanlığı Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü`nce, konak ve duvarları tarihi değeri olduğu tesbit ve tescil edilmiştir. Aynı Genel Müdürlük konak için “Eski Türk mimarisinin tipik bir örneğidir” der. En son olarak bu eser “Karadeniz Teknik Üniversitesi” tarafından restore edilmek üzere korunmaya alınmıştır.

Basakca 29.11.10 23:02

Cevap: Yeşil İle Mavinin Ahenkle Kucaklaştığı Şehir | Ordu (Kotyora)
 
Eyvan mimari tanım olarak, üç tarafı duvarla çevrili, üstü (genellikle) tonozla kapatılmış, açık olan tek kenarı avluya bakan mimari bir elemandır. Geleneksel Anadolu evinde kışlık olarak kullanılan sofanın yazlık karşılığıdır. Günlük ev hayatının ortak mekânıdır. Modern mimaride karşılığının salon olduğunu söyleyebiliriz. Temelleri İran mimarisine dayanır. Mevcut en eski eyvan örnekleri 5. Yüzyılda inşa edildiği tahmin edilen İran ateş tapınaklarında görülebilir. İlk çıkış noktası olarak mağaradan esinlenildiği söylenir. Eyvan, tabii bir form olan mağaranın mimari karşılığı olarak görülebilir. Kaldı ki, tapınma amaçlı kullanılan ilk kapalı mekânlar mağaralardır. Bunun örneklerine İran ateş tapınaklarında rastlanabildiği gibi, aynı dönemde Anadolu’da, bilhassa Kapadokya bölgesinde, erken Hıristiyanlık dönemi kilise ve şapellerinde de görülebilir.


Eyvan, ortaçağ kozmolojisinde bir geçiş bölgesidir. Geçiş bölgeleri döneminin mimari anlayışında en çok önem verilen ve çok zengin bir sembolizmle bezenen bölgelerdir. Hıristiyanlıktaki karşılığı genellikle apsis ve kapılardır. Bu bölgeler her zaman İsa’nın tasvirleriyle süslenir. Özellikle kapılarda, Hz. İsa'nın "ben bir kapıyım, benden geçen kurtuluşa erer." sözüne gönderme yapılır. İslam kozmolojisinde ise pandantiflerin peygamber isimleriyle süslenmesi geçiş kavramına bir örnektir. Çünkü pandantif gökyüzü (kubbe) ile yeryüzü, bir anlamda Allah ile kul arasında bir geçiş bölgesidir. Eyvanın sembolizmdeki karşılığı ise ana rahmi olarak ifade edilir. Öteki dünyadan bu dünyaya geçiş (hatta tam tersi bir sembolizmle tabut veya mezar) olarak görülebilir. Bu geçiş bölgesi ise (hemen hemen her dinde) kutsanmıştır.


13. Yüzyıla geldiğimizde, birçok alanda olduğu gibi mimaride de açık bir şekilde İran etkisi altında olan Selçuklular ile birlikte, eyvanın Anadolu’da yaygınlaştığını görüyoruz. Selçuklu döneminde inşa edilen anıtsal yapıların (medrese, cami, saray, vs) çoğunluğunda, dört veya iki eyvanlı avlu tipolojisinin, açık veya kapalı çeşitli kombinasyonlarını görüyoruz. (aynı plan şemasından türetilmesine rağmen, Selçuklu döneminde inşa edilen yüzlerce yapıdan hepsi birbirinden farklıdır.)
Selçuklu döneminde eyvan yapının en önemli elemanı haline gelmiştir.

Tipik bir Selçuklu medresesinde, ana eyvan büyük derslik olarak kullanılırken, mescit ana eyvanın sağında veya solundaki küçük odalardan birindedir. Erken Osmanlı döneminde aynı plan şeması korunmuş fakat ana eyvan artık mescit olarak kullanılmaya başlanmıştır. Medrese derslikleri ve talebe hücreleri ise avlunun (genellikle bu, üstü kubbeyle örtülmüş bir iç avludur ve ortasında bir havuz bulunur) etrafındaki mekânlara dağıtılmıştır. Mekân hiyerarşisindeki bu değişiklik, aslında Osmanlı ile Selçuklu arasındaki anlayış farkını göstermesi açısından dikkate değerdir. Zaten klasik Osmanlı döneminde mimari üslup tamamen değişmiş, tek kubbeli merkezi mekâna geçilerek eyvan ortadan kaldırılmıştır. Bu durumda medrese fonksiyonlarını barındıran mekânlar da yapıdan ayrılarak bağımsız bir kitle olarak ortaya çıkmıştır.


Basakca 01.12.10 20:17

Cevap: Yeşil İle Mavinin Ahenkle Kucaklaştığı Şehir | Ordu (Kotyora)
 
Ünye, Doğu Karadeniz Bölgesi'nin en gelişmiş ilçelerindendir, Ordu(il) iline bağlı bir ilçedir. Doğusunda Fatsa, batısında Terme, güneyinde Kumru,ilçeleriyle komşudur. Kuzey sınırını Karadeniz çizer.

Ünye'nin adı Latince ve Yunanca eski metinlerde İnaos, Oenes, Oinoe, Oinoie, Onea, Oenoe, Unieh, Unie, Unia gibi değişik şekillerde geçmektedir. Bazı kaynaklarda bunun bir hükümdar adı olduğu kaydedilmektedir. Eski metinlerde geçen bu isimlerin okunuşu da yine Ünye adına oldukça yakındır. Dolayısıyla son zamanlarda iddia edildiği gibi Ünye'nin eski adının "Oney" olduğu varsayımını doğru kabul etmek ve bunu adeta şehrin turistik adı haline getirmeye çalışmak vahim bir hatadır. Ünye'nin adı baştan beri hep Ünye idi.


Ekonomi:
Temel olarak tarıma dayanmaktadır. Gerçekten özellikle fındık tarımı ilçe ekonomisinin can damarını oluşturmaktadır. Gerek fındık tarımı ile uğraşan aileler, gerek fındık ticareti ile uğraşan ticarethaneler ve gerekse de fındık kırma tesisleri ekonominin can damarını oluşturmaktadır. İlçe yerleşkesinin büyük kısmını fındık bahçeleri kaplamaktadır. Fındık dışındaki ürünler ekonomik hayatta büyük bir yer kaplamayan, ailelerin genelde kendi ihtiyaçları için yetiştirdikleri ya da köylülerin pazarda sattıkları ürünlerdir. Ünye hurması, mısır, pancar diye bilinen kara lahana da yetiştirilmekte, son yıllarda iklimin elverişliliği nedeniyle kivi üretimi artmaktadır.

Tarım dışında ilçenin en büyük sanayi kuruluşu Ünye Çimento Fabrikasıdır. Ünye limanı beklenen canlılığa bir türlü kavuşamamıştır.Fakat içerisinde kurulan Ünye Tersanesi sayesinde gemi onarım ve yapım çalışmalarıyla daha aktif bir rol üstlenmiştir. Ünye un fabrikası ÜNSAN ortaçaplı bir un fabrikasıdır. Son yıllarda teksitil atölyeleri sayısında bir canlanma gözükmektedir. Esnaf işletmeleri tarımdan sonraki en önemli geçim kaynağıdır. Gerçekten esnafların şehrin siyasi hayatına da yön vermekte olduğu gözlenmektedir.


Sosyal Yaşam:
Ekonominin can damarı olan fındık sosyal yaşamı da belirlemektedir. Fındığın hasat zamanı olan temmuz sonu ve ağustos aylarında ilçenin boşaldığı, insanların köylere gittikleri gözlenmektedir. Hasat mevsiminden önce ise Ünye en canlı dönemini yaşamaktadır. Son yıllarda açılan Ünye İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi ile Meslek Yüksekokulunun etkisiyle sosyal yaşamın hareketliliği dikkat çekmektedir.




Mimari:
Ünye' de mimari eski ve yeni diye ayrılabilir. Yeni olanı ülkenin her yanında görülen özellikler taşır. Siteler, kooparatifler, aşırı betonlaşma. Yine de düzgün bir yerleşke sağladıkları yadsınamaz. Şehirleşmenin sahil şeridine yayıldığı, ilçenin sınırlarının 27 km ye ulaştığı görülmektedir. Uzun sahil şeridi boyunca yükselen apartmanlar çarpık bir kentleşme sergilemektedir. Eski Ünye'nin Ermeni ve Rumlardan kalan kısmı bu gün yalı diye bilinen yerden Çakırtepe ye doğru yükselen bir alanda kuruludur. Eski Ünye evleri bu yerleşkede halen varlıklarını korumaktadır, ve son yıllarda restore edilmeye de başlanmıştır. Eski ünye mimarisi bir yandan Osmanlı diğer yandan Rum kültüründen izler taşır. Yalı yerleşkesinde Rum mimarisi egemenken, Kadılar Yokuşu nda Osmanlı mimarisi gözlenebilir. Geniş bir avlu içerisinde yer alan iki katlı, ahşap ve taş ağırlıklı binalar mutlaka bir çatıya da sahiptir. Şehrin göbeğinde yer alan Saray Camisi bir Selçuklu eseri olup halen hizmet vermektedir. Bu cami kurtuluş savaşı yıllarında yıpranmış, 1928 yılında dönemin belediye başkanı Tokatlı-zade Hüseyin Efendi tarafından onarılmış ve hizmete açılmıştır. Zarif tek bir minareye sahip uzun bir camidir ve kubbe içermez.


Basakca 01.12.10 21:09

Cevap: Yeşil İle Mavinin Ahenkle Kucaklaştığı Şehir | Ordu (Kotyora)
 



Yapılan araştırmalar Ünye ve çevresinin Anadolu’daki en eski yerleşim yerleri arasinda oldugunu göstermiştir. Ünye çevresinin prehistorik dönemi ile ilgili olarak en geniş çaplı araştirma, kendisi ve Ünyeli olan Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Cografya Fakültesi Arkeoloji Bilim Dalı Profesörlerinden rahmetli Kılıç Kökten tarafindan yapilmiştir.



K
ronolojik Sıra


MÖ 15. Binyıl: Ünye civarında ilk yerleşik hayat
MÖ 2000: Kaşkalar ve Hititler
MÖ 1200: Kaşkalar ve Hititlerin sonu
MÖ 12.-9. yüzyıllar: Hitit bakiyeleri ile Asya kaynaklı kavimlerin bir devlet yapısı olmadan yaşaması
MÖ 9.-8. yüzyıl: İskit hakimiyeti
MÖ 8. yüzyıl: Khalibler
MÖ 750 civarı: Milet'li denizciler tarafından Ünye şehrinin kuruluşu
MÖ 550: Pers İmparatorluğunun bütün Anadolu ile beraber Ünye civarına da hakim oluşu
MÖ 331: İskender İmparatorluğu
MÖ: 280: Pontus devleti
MÖ 63: Roma hakimiyeti
MS 395: Bizans hakimiyeti
1080: Büyük Selçuklu Devletinin tüm Anadolu'ya hakim olması
1100: Danişmendliler
1178: Anadolu Selçukluları
1243: Moğol İstilası
1290: Canik beyliklerinin ortaya çıkması
1346: Ünye'nin Hacı Emir Bey tarafından nihâî olarak alınması
1380: Canik beyliklerinin Kadı Burhaneddin'e tâbî olması
1398: Canik beyliklerinin Osmanlılara tâbî olması
1461: Hacıemir Beyliğinin sonu, Ünye ve çevresinn doğrudan Osmanlı hakimiyetine girmesi
16. yüzyılın ikinci yarısı: Canik bölgesinde suhte hareketleri
1640: Evliya Çelebi'nin Ünye ziyareti
17. ve 18. yüzyıllar: Ünye'nin Anadolu'nun Karadeniz sahilindeki en önemli limanı oluşu
1762-1809: Canik bölgesinde âyanların nüfuz kazanması
1877 Doksanüç Harbi ve Ruslardan kaçan Müslüman muhacirlerin Ünye'ye yerleşmesi
1893: Ünye çevresinde kolera salgını
1900: Ünye çevresinde eşkıyalık hareketleri
1914: Seferberlik (Birinci Dünya Savaşı)
1914-1922: Canik bölgesinde Rum ve Ermeni çetelerinin faaliyetleri
1916: Rus savaş gemilerinin Ünye'yi bombalaması
1918: Ünye ve çevresinde sıtma salgını
1920: Ordu'nun il yapılarak Ünye ve Fatsa'nın bu ile bağlanması
1923: Cumhuriyetin ilanı
1954: Karakuş nahiyesinin Ünye'den ayrılarak Akkuş adıyla ilçe olması
1990: İkizce ve Çaybaşı'nın Ünye'den ayrılarak ilçe olması
2000: Bugün...




1914 yılında Ünye ve civarında çok sayıda can ve mal kaybına yol açan seller oldu. Aynı yıl, Osmanlı Devleti birinci dünya savaşına girdi. Bu savaş halk arasında "Seferberlik" diye anılagelmektedir.

Doğu Anadolu'da Rusya ile yapılan savaşlar kaybedildi ve Ruslar Harşit Irmağına kadar olan bölgeyi işgal ettiler. Bunun üzerine, işgal edilen bölgeden yeni ve büyük bir Müslüman ahali göçü başladı.

Aynı sıralarda, Rusya ile işbirliği yapan yerli Ermeniler çeşitli yerlerde ve bu arada Canik bölgesinde isyan hareketleri başlattılar.



Sarala adında reisi olan bir Ermeni eşkıya çetesi Ünye'nin köylerine baskınlar yapıyordu. Savaş sırasında cephe gerisinin emniyetini garanti altına almak için Osmanlı Hükümeti Ermeni nüfusun geçici olarak o zaman Türkiye'nin bir vilayeti olan ve kritik konumda olmayan Suriye'ye nakledilmesi kararını verdi.

Ünye ve bazı köylerinde yaşayan Ermeniler de nakledildi. Savaş bitince herkes eski memleketine dönecekti. Fakat savaş kaybedilip Suriye Fransızlar tarafından işgal edilince Ermeniler de orada yerleştiler ya da Fransa ve Amerika'ya göç ettiler.


Birinci dünya savaşı Türk milletinin tarih boyunca uğradığı en büyük felaket oldu. Savaş öncesi elimizde bulunan toprakların üçte ikisinden fazlasını kaybettik. Askere alınan iki milyona yakın Mehmetçiğin dörtte biri geri dönebildi; kalanları şehit o ldu veya kayboldu. Bu ülke nüfusunun onda biri, erkek nüfusun beşte biri, eli iş tutabilecek nüfusun ise yarıdan çoğunun kaybedildiği mânâsına geliyordu.

Binlerce yıllık tarihi boyunca Türk milleti ilk defa dünya çapında bir devlete sahip olmaktan çıkıp küçük bir coğrafyaya sıkışmıştı. Kurtuluş savaşındaki üstün gayretler olmasaydı, düşmanların bize o kadarını da fazla görecekleri şüphesizdi. Savaşta Ünye kıtlık, göç ve sefalet çekti ise de, düşman işgali felaketine uğramadı. Sadece 1916 yılının Kasım ayı civarında Rus gemileri tarafından bombalandı.


Halk arasında anlatıldığına göre, Şehnuz türbesi civarından Rus gemilerinin ateşine top atışı ile karşılık verilmiştir. Ahali bunu Şeyh Yunus'un bir kerameti diye yorumlamıştır.

Rusya'da komünist ihtilal yapılıp Kafkas cephesinde savaş sona erdikten sonra Ünye'ye ilk vapur 9 Nisan 1918 tarihinde mısır yüklü olarak gelmiş, bu münasebetle bir tören yapılarak dualar edilmişti.

Savaş ve çok sayıdaki muhacir nüfus sebebiyle bu yıllarda Ünye ve bütün doğu Karadeniz'de sıtma salgını ortaya çıktı. Sıtma ile mücadele için Ünye'de ve birkaç merkezde laboratuvarlar ve sağlık tesisleri kuruldu.



Yunanlılar İzmir'i işgal edince Ünye halkı 21 Mayıs 1919 tarihinde toplu olarak hükümete telgraf çekerek bir an önce işgalin sona erdirilip adaletin sağlanmasını istemişlerdir. Bu sıralarda, Karadeniz bölgesindeki Rumlar da Pontus devletini ihya etmek hayaliyle çeteler kurmuşlardı.

Ünye'de de bu gizli örgütün Müdafaa-i Meşruta Cemiyeti legal adı altında bir şubesi faaliyet göstermekteydi. Pontusçular bölgedeki müslüman ahaliye hücum edip yıldırmaya çalışıyorlardı.

Orta ve doğu Karadeniz bölgesin de Rum nüfus % 15 civarında bir azınlık idi. Ünye'de ise Rumlar nüfusun % 7 kadarını oluşturuyordu. Nüfusu çoğaltmak için Rusya'da yaşayan Rumlar gemilerle getirilip Karadeniz sahillerine çıkarılıyordu.


Pontusçu Rumları desteklemek için Yunan savaş gemileri Karadeniz sahillerini bombaladılar. Pontusçuların niyetinin ciddi olduğu anlaşılınca bölgedeki Türk ahali de silaha sarılıp direniş örgütleri kurdular. Daha sonra, Giresunlu milis kumandanı Topal Osman'ın önderliğinde Büyük Millet Meclisi'ne bağlı düzenli bir güç haline gelen Türk kuvvetleri Pontus çetecilerinin faaliyetlerine son verdi. Sonunda, bölgedeki Rum ahali yapılan anlaşmalar gereğince Yunanistan'a gönderildi; Yunanistan'da kalan Türkler de Türkiye'ye getirildi . 23 Nisan 1920 tarihinde Ankara'da toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisinde (TBMM) Canik mebusu olarak Ünyeli Hasan Fehmi Efendi de bulunmaktaydı.

Pontusçu Rumlara karşı daha iyi mücadele edilmesi için TBMM'de Giresun'un vilayet olması yolunda karar alındı. Ordu kazası Giresun'a bağlanmayı reddedince, yeni bir TBMM kararı ile Ordu da vilayet yapıldı. Fakat Ordu'nun nüfusu ve çevresi bunun için yeterli değildi. Bu sebeple, Canik vilayetinin Ünye ve Fatsa kazalarının da Ordu'ya bağlanmasına karar verildi.

Ordulular vilayet olmak için gereken masrafı tamamen kendileri karşıladılar. Bu karar, coğrafi ve iktisadi farklılık sebebiyle tarih boyunca Ordu ile ilgisi pek az olan Ünye ve Fatsa'da büyük tepki ile karşılandı. Ünye ve Fatsa halkı TBMM'ne çok sayıda telgraf çekerek, bu kararın değiştirilmesi, Ünye'nin vilayet yapılıp Fatsa, Terme ve Karakuş'un buraya bağlanması isteklerini milletvekillerine bildirdiler.

Ünye'de 17 Aralık 1920 tarihinde bunun için bir de miting yapıldı. Ancak bu teşebbüsler sonuç vermedi ve Ünye o tarihten bu yana Ordu'ya bağlı bir kaza olarak kaldı.

Cumhuriyet ilan edildikten sonra hazırlanan idari bölünüşe göre Ünye, Ordu iline bağlı bir ilçe idi. Karakuş nahiyesi 1954 yılında Ünye'den ayrılarak Akkuş adı ile ilçe haline getirildi. 1990 yılında da, Çaybaşı ve İkizce Ünye'den ayılarak ilçe haline getirildi.

Ünye'nin geçen yüzyıl sonlarında 10 bin civarına varan nüfusu, Cumhuriyet kurulduğunda uzun savaş yıllarındaki kıtlık, göç ve salgın hastalıklar sebebiyle azalmıştı. 1927 yılında yapılan sayımda şehir nüfusu 5443 bulundu.

1950'ye gelindiğinde nüfus 8735 olmuş, 1960'ta geçen asrın seviyesini aşarak 11350'e ulaşmıştı. 1997 yılında yapılan son sayımda ise Ünye'nin nüfusu 54518 olarak bulundu.


WEZ Format +3. Şuan Saat: 02:47.

Powered by vBulletin® Version 3.8.8
Copyright ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0 PL2 ©2011, Crawlability, Inc.
Copyright ©2000 - 2019 www.forumgercek.com
Protected by CBACK.de CrackerTracker