Merhabalar
Forum Gerçek üyesi değilsiniz ya da Üye Girişi yapmamışsınız.
Sitemizden tam olarak yararlanabilmek için;
Lütfen Buraya tıklayarak üye olunuz.
Forum Gerçek

Forumları Okundu Kabul Et Bugünkü MesajlarYazdığım Cevaplar Açtığım Konular Kim Nerede
Geri git   Forum Gerçek > Türkiye ve Dünyadan Haberler > Ülkemiz ve Dünya Gündemi > Serbest Kürsü

Serbest Kürsü Her konuda tartışma açılan konular burada

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
Eski 13.07.13, 16:01   #11
Cehennem Yolcusu

SerseriGezgin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2011
Yaş: 32
Konular: 1409
Mesajlar: 7,039
Ettiği Teşekkür: 29518
Aldığı Teşekkür: 31628
Rep Derecesi : SerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Ruhsuz
Standart Cevap: Günde İki Litre Şarap İçiyorum - Tezek(Blog Yazısı)

Chapter çaresizlik.

Uyuyordum. Sabah saat 5 gibi bir tel çaldı. Amcamın kızı arıyor, sesinde bir gariplik var. Nasılsın felan diyor. Dedim ne oldu şöyle geveleme. Adnan dayın kalp krizi geçirdi. Yoğun bakımda. Yoğun bakım kısmının yalan olduğunu zaten sizde biliyorsunuz.

Adnan dayım aslında dayım değil, dayımın oğlu ama hep dayı derdim. Annemin büyüttüğü, okuttuğu biri sülalemizden çıkan ilk adam gibi adam. Çobanlıktan doktorluğa giden bir serüveni var. Ve hepimize örnek. Telefonu kapıyorum, ağlayamıyorum bile. Yorganı kucağıma çekip büzüşüyorum yatakta. Ne söylenecek bir söz ne ağlanacak bir omuz var. Üniversite de okuduysam onun çok emeği var. Şimdi bunu neresinden tutup kabullenmeli. Yök yaw diyorum yaşı daha 42, o yaşta insan olur mu? 6 yasında oğlu var. Bana 15 yıl önce yolladığı yeğenim, köyün güdüyoruz ama adam olmamız lazım diyen mektuplarını hala saklıyorum. Birlikte ava gittiğimiz zamanları hatırlıyorum, bana ilk tokat attığı zamanı. Lan şimdi gidilecek zaman mı. Nere gittin orospu çocuğu dayım.

Ben hep dayı lan kalp krizi geçiricem diye ödüm bokuma karışıyor derdim. Lan ben doktorum sol kolum ağrısa bunun 20 den fazla nedeni olabilir raad ol diyordu. Üniversiteye hazırlanırken, üşümemek için nasıl kıçlı başlı yattıklarını anlatırdı. Ankara tıp i kazanıp bize örnek olmuştu. Hatta 96 da tıp merkezi açmıştı ankarada. Şimdi bana diyorlardı ki yok artık gitti. Mektupları açtım tekrar tekrar okudum. İnsan çok garip oluyor. Bir zamanlar o kalem elinde idi ve benim okuduklarımı yazıyordu. Ondan geriye o yazılar kalmıştı.

Hayatımda çok önemli bir yere sahip birinin cenazesine de gidemiyordum. Bu nasıl bir adaletti bir türlü çözemedim.

O an anam aklıma geldi. Dayımı anam büyütmüştü. Dayımın anama saygısı çok büyüktü, ben birşeyler yaptıysam esme anamın bana öğrettiklerinden çıkardıklarımdan yaptım diyordu. Anamın acımasızlığının bile aslında onu keskinleştiren, bir bileg olduğunu anlatıyordu. Anami aradım, ankaraya gitmeye hazırlanıyordu cenaze için, ama konuştuğum kişi anam değildi. Zaten bu beni şaşırtmadı. Ana hepimiz öleceğiz demeninde bir yararı olmayacaktı. Zaten 1 yıl boyunca çok değişecekti anam . Ben msn de her kamera açtığımda, 1 yılda 10 yıl yaşlanan bir anne ile konuşacaktım. Bu da beni çökertecekti zaten.

Aradan aylar geçtikten sonra, üçyol dan eve doğru yürürken, gözlerini benim çırpındığım acilde açmış. Kader işte yıllar sonra annem aynı yerde idi. Standart çok ince çizgidir, kırbaç bu yüzden çok acıtır. Sırtında şakirdayan kırbacın acısı, seni standartta tutar. Standartan çıkarsan eğer kırbacın acısı bile lusk gelir. Çünkü gerçek acı, seni standarta zorlayan değil. Standartın dışına çıkınca hissedeceğindir.

Bir anneye anlatılmaz, insanlar doğar yaşar büyür olur. Anne anlamaz ölümü. Ölümün en zor durağı anne yüreğidir. İşte size bu satırları yazıyorsam, o kadının yüreğine bu sığmaz, bunu bildiğim için yazıyorum. Yoksa, hepinizin götüne koyam ölmek tadacağım en huzurlu şey olacak.

Dayısı olmuş biri olarak, oğlunun olduğunu düşünen bir anneye teselli vermek benim haddime düşmezdi. Google earth i açtım baktım nereye gömerler diye. En büyük lüksüm bu idi. Şu an dışarda yağmur başladı bırakında biraz dinleyeyim lan. Yarın yine gelirim.

Dayım gitmişti, bana öğütlediklerinin yakınında bile değildim. Koşullar, üzülüp kendimi salacağım kadar esnek değildi. Buzdan bir zeminde yürümeye çalışıyordum. Ve düşersem eğer elimden tutacak kimse yoktu. Anamın köyüne gömmüşlerdi, ve siyah beyaz bir resmi ile küçük bir ilan vermişlerdi. Anam kendi de değildi ama, aradığımda bana yansıtmamak için, aman oğlum hepimiz öleceğiz diyordu. Allah bu acıyı unutturacak acılar vermesin diyordu. Ama akrabalardan öğrendim kadarıyla durumu hiç iyi değildi.
__________________











Geçen zamanın cevapları, bugünün sorularına ışık vermiyor, geleceği de belirsiz kılıyor.

SerseriGezgin Şu Anda Forumda.   Alıntı ile Cevapla
3 Üyemiz SerseriGezgin'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 13.07.13, 16:02   #12
Cehennem Yolcusu

SerseriGezgin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2011
Yaş: 32
Konular: 1409
Mesajlar: 7,039
Ettiği Teşekkür: 29518
Aldığı Teşekkür: 31628
Rep Derecesi : SerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Ruhsuz
Standart Cevap: Günde İki Litre Şarap İçiyorum - Tezek(Blog Yazısı)

Chapter büyük hata

Avustralyaya gelmeden önce 1 yıllık pasaport almıştım. Zaten buraya gelmeden 4 ayı tr de dolmuştu. Beni buraya yollayan eğitim acentası ile konuştum. Dedim askerlik sorunum var gitmeden 5 yıllık uzatayım mı orda sorun çıkar mı. Aaa salakmışın sen, burda 500 tl vericeksin orda 100 dolara halledersin dediler. Buna inanmak gibi bir aptallık yaptım. Pasaportun süresinin dolmasına 2 ay kalmıştı. Konsolosluğu aradım. 5 yıllık uzatmak istediğimi söyledim. Yaşımı sordular. Göndermem gereken evrakları saydılar. Arasında askerlik terhis yada tecil belgesi vardı. Ve ben de her ikisi de yoktu. Dedim bende bunlar yok ne yapıcam? Kusura bakma özaman pasaportunu uzatamayız dediler. Geçerli bir pasaportun ölmayınca, yeni bir vizeye başvurma hakkında yök. Ve 2 ayım kalmıştı. Yeni bir vizeye başvuracaktım. Web dizayn okuyacaktım. Ve ielts denen sınavdan 5.5 almam gerekiyordu. Sınav için tarihi 1 ay sonraya verdiler. Köpek gibi ders çalışıyordum. Restoranda yoğun olmayan saatler de ayakta ders çalışıyordum. Zaten bu atılmama neden olacaktı. Hemde içerde kalan paramı alamadan.

Sınav 4 bölümden oluşuyordu. Benim için en zoru konuşma kısmı idi. Çünkü, sakin olamayan ben nasıl konuşacaktım. Çaktım xanaxları, girdim sınava. O kadar xanax etkisi altında dikkatimi toparlamak çok zordu. Bazen millete çaktırmadan yüzüme yumruk atıyordum. En son kısım ise konuşmaydı. Saat öğlen 1 sıraları idi, isim sırasına göre alıyorlardı. Benim işim de y harfi ile başladığı için, en sonlardaydım. Saat akşam 5 i beklmemem lazımdı. Ama o kadar dayanamazdım. Görevlinin biri ile konuştum durumu anlattım. Kusura bakma beklemen lazım dedi. Ama seninle biri yer değiştirirse önce girersin dedi. O an okuldan tanıdım asyalı bir kıza denk geldim. Çok korkuyorum ilk ben gireceğim dedi. Erkek arkadaşımda saat 5 te girecek dedi. Benimle yer değiştirirmisin dedim. Tamam dedi işlemleri hallettik. İlk mülakata girecek kişi bendim.

Odaya girdim hoca kayıt cihazını hazırlıyordu. Dedim sınava başlamadan önce söylemek istediklerim var. Cihazı kenara koydu. Durumumu anlattım çok büyük stres altında konuşacağımı söyledim. Dedi beni arkadaşın olarak düşün sorulara öyle cevap ver. Başladı sormaya, bir konu veriyor du bende o konu hakkında konuşuyordum. Nasıl oldu bilmiyorum konu istanbula geldi, eleman cihazı kapattı biz istanbuldan konuşuyorduk, ben ayasofyayı, yere batan sarnici ni anlatıyordum. Dedim hocam ne düşünüyosun nasıl geçti sınav bir şey söyleyemem ama, kaygılanmana gerek yok dedi.

2 hafta sonra sınav sonucu açıklanmıştı. 6.5 almıştım. Ve 2 haftam vardı yeni bir vizeye başvurmak için. Bütün evrakları tamamladım göçmenlik bürosuna gittim. Sıra numarası aldım. 1 saat sonra sıra bana geldi. Karşımda küpeli dövmeli topsakalı göğsüne kadar uzanan, bir eleman vardı. Evrakları aldı. Bilgileri pc ye girmeye başladı. Pasaportu aldı. O yazıyordu birşeyler bende kurbanlık koyun gibi bakıyordum. Bir ara bana döndü. Hacı senin pasaportun süresinin bitmesine 2 hafta kalmış en az 6 aylık bir pasaportla bu vizeye başvurabilirsin dedi. Birşeyler demeye çalıştım ama diyemedim. Bir eliyle sakalını sıvazlıyordu. Bütün evraklar tamam ama pasaport işi bozuyor diyordu. Bana uzun uzun baktı. Bişi demedi. Printer dan bişiler yazdırıyordu. Sonra bana döndü, aslında yapmaman gerekiyor ama al sana vizeyi verdim dedi. Git hemen pasaportunu uzat böyle sorumsuz olma dedi. Şanslı günündesin haftaya çocuğum olacak, seni sıkıntıya sokmak istemiyorum dedi. Ve pasaportu verdi elime. 1 yıl daha rahattım.

Göçmenlik bürosundan şener şen sevinci ile çıktım. Sokaktaki herkesi opesim vardı.
__________________











Geçen zamanın cevapları, bugünün sorularına ışık vermiyor, geleceği de belirsiz kılıyor.

SerseriGezgin Şu Anda Forumda.   Alıntı ile Cevapla
3 Üyemiz SerseriGezgin'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 13.07.13, 16:04   #13
Cehennem Yolcusu

SerseriGezgin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2011
Yaş: 32
Konular: 1409
Mesajlar: 7,039
Ettiği Teşekkür: 29518
Aldığı Teşekkür: 31628
Rep Derecesi : SerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Ruhsuz
Standart Cevap: Günde İki Litre Şarap İçiyorum - Tezek(Blog Yazısı)

Chapter; katlanılması gerekenler.

Oysa ne hayallerle gelmiştim. Bende feleğin çemberini kıracaktım. Bende başaracaktım. Ama bulaşığa geri dönmek zorunda idim. Türk patron kötü sıkmıştı, mahkemeye gitsem anasını şikerdim ama avukatın parasını kim ödeyecekti. Kayıt dışı çalıştığımı öğrenirlerse bende nanayı yiyecektim o yüzden içime aldığımı sindirmem gerektiğini biliyordum. Başka bir iş bakıyordum. Okulun iş bulma klübü ne yine gittim. Durumun ne denli boktan olduğunu anlattım. Ve elimde ingilizcemin idare eder seviye de olduğu bir belge vardı. Okul bitmiş olmasına rağmen yine de yardım ettiler.

Bir stadyumda iş buldular yine bulaşıkçı olacaktım. Elime adresi verdiler, yarım saat öncesinden kapıdaydım. Amina koduğumun koca stadyumunda mutfağı bulamıyordum. Zaman daralıyordu, kan ter içinde koşuyordum. Sonunda biri yardım etti mutfağa girdim. Hayvan gibi büyük bir mutfak, herkes bir yerlere koşturuyor. Beni kel hafif göbekli, yüzü gülen bir eleman karşıladı. Ben nefes nefeseyken bana sorular soruyordu. Hangi ülkedenim felan, ben nerde neyi yıkacağım ona bakıyordum. Sen beni dinlemiyorsun dedi, hangi ülkedensin dedi. Tr dedim. Bir kahkaha patlattı aha dedi seninle iyi anlaşacağız. Bir an için türk sandım elemanı. Sen nerden dedim. İtalya dedi. Adamın tavırları çok insanı idi. Hayatımda hiç görmediğim kadar büyük bir bulaşık makinasını kullanmayı öğretiyordu bana. Tabakları direk makinaya koyarken, tepsileri yıkamak lazımdı. Çünkü yapışan etler patatesler makina da temizlenmiyordu. Saat sabah 10 du. Hep önce tepsiler tabakları sıktır et diyordu.

Ölümüne kazıyordum etleri tepsiden, bir yandan sıcak şu püskürtüp bir yandan bulaşık teli ile kazıyordum. Başarısız olmak gibi bir lüksüm yoktu. O an bir adam geldi uzun 2 metre var yapılı bir şey, elini uzattı benim adım john bu mutfağın patronuyum dedi. Bende kendimi tanıttım. Elini omzuma koydu, burda çalışmaya geldin kendini öldürmeye gelmedin dedi. 2 saat sonra başka bir eleman gelecek. Saat 5 te 4 eleman daha gelecek ve gece 12 ye kadar burda kalacaksın dedi. Ne demek istiyorsun gibi baktım adama. Bu şekilde devam edersen gece 12 ye kadar çalışamazsın dedi. Sonra bizim kel italyanı çağırdı. Hızlı bir şekilde konuşuyorlardı herşeyi anlayamıyordum. Kel italyan (tony) yanıma geldi. Turkish dostum, ben burda 7 yıldır çalışıyorum bu eleman ilk kez biri için yavaşlasın diyor dedi. Kendini öldürme, normal hızda devam et dedi.

Aradan 7 saat geçmişti, bacaklarımı hissetmiyordum. Soluduğum şu buharı nedeniyle, burnum sürekli akıyordu. Yıkadığım yağların buharını soluduğum için. Burnumdan sanki yağ akıyordu. Diğer elemanlar da gelmişti. Benim gibi 3. Dünya ülkesinden elemanlardı. John geldi tony e bişiler söyledi. Tony önlüğünü çıkar gel dedi. Takip ettim elemanı stadyumun localarından birindeydik. Önümde bir tabak yemek vardı. Uzun süredir oturmamıştım. Bacaklarımda ki her hücreyi hissediyordum sanki. Yorgunluktan aç olduğumu unutmuştum. Stadyuma baktım 40 bin kişi rugby izliyordu. Bağıranlar coşanlar. O manzaraya baktım bir süre. Tam bir şeyler yemek için tabağa yöneldim. 120 dolar dedi. Korkarak baktım yüzüne. Ye sen sana bedava dedi. Ama bunun için 120 dolar ödüyor müşteriler dedi. Tabağa baktım. Tr de asgari ücretle çalışan biri anca 2 yada 3 tabak alabilirdi bir ay çalışarak.

Bulaşıkçıydım ama zengin kesimin yediğini yiyordum. Ulan bunun neyine 120 dolar veriyorlar diyordum içimden. Meğer verdikleri o 120 dolar, yemeğe değil kendilerini değerli hissetmek için, önemsiz bir şeyi gerektiğinden fazla bir fiyata almanın huzuruymuş.

Mola bitmişti yine iş başında idim. Bu sefer bulaşık yıkamak yerine, yıkananları yerine taşıyordum. Saat 23:00 ölmüştü, bütün aşçılar stadyumdaki bütün seyirciler gitmişti. Bir çöpçüler kalmıştı bir de bizler. Garsonlarda ufaktan gidiyordu. Daha fazla bulaşık gelmiyordu ama ben bedenen bitmiştim. Tony bana bir baktı sonra kayboldu iki dakka sonra elinde enerji içeceği ile geldi. Bacaklarım titriyordu artık. Ellerim bembeyazdı şu içinde kalmaktan. Bana döndü sen dedi sorumlususun buranın ben diğer mutfakları kontrole gideceğim. Yapacağımız şeylerinde listesini verdi. 1 saate burda olacağım hepsi bitmiş olsun dedi. 3000 kişinin bulaşığı bitmiş. Etrafı toparlamaya başlamıştık. Ben yerleri süpürüyordum. Tony geldi baktı mutfağa aferin dedi. Bana döndü sen gel dedi. Diğerleri devam ediyordu. Yemek yediğimiz loca ya gittik. Usulca cebini karıştırdı, bir kağıt çıkardı. Benim gözlerim iyi görmüyor şuraya adını ve telini yaz dedi. Seni iş olunca arayacağım. Ok dedim yazdım. Biz seni ararız muhabbetini bildiğimden dolayı, arayacağını düşünmüyordum.

Gece 1 di herkes birbirine teşekkür etti. Eve gidiyordum. Sanki o mutfakta 1 yıl geçirmiştim. Daha 20 dakika bisiklet sürmek zorunda idim. Yağmur yağıyordu. Ne hissettiğimi hissedemeyecek kadar yorgundum. Bisikletin tekeri şu birikintilerini yararken, gözlerimi yağmurda kısarak pedal çeviriyordum. Doğmadan önce seçim şansı verselerdi bunu istermiydim acaba?

Yağmurun verdiği en büyük özgürlük ise ağlarken kimsenin bunu anlamaması idi. Evde ne bir taş sıcak çorba ne de sıcak bir sarılış bekliyordu beni.

Eve vardığımda yorgunluktan uyuyamıyordum. Ertesi gün çok daha ağrılı olacaktı biliyordum. Sabah uyandığımda, soluduğum tüm yağlar, burnumdan yastığa akmıştı. Ve heryerim ağrıyordu. Kalktım düş almaya. İşte o su bedenimden dökülürken, aslında çoğunuzun yanından bile geçemeyeceği bir huzur içindeydim. Yaşam ne güzel şeydi, 5 dakikalığına hissetsem bile ne güzeldi.

Aradan 2 gün geçmişti tony arıyordu. Yine o neşeli sesi ile hey turkish kardeşim nasılsın, yarın iş var gelirmisin diyordu. Gelme ne kelime demek geçti içimden. Ama bir yandan da kendimi hazırlıyordum. Hala vücudumda ağrılar vardı. Bu sefer kimseler yoktu stadyumda. Ne yapacağız tony dedim. Patates kızartılan makinaların yağlarını değiştireceğiz dedi. Normal de tek başıma yapıyorum ama john seni çağırmamı istedi dedi. Evet iş tek kişilikti benim yaptığım hiç bir iş yoktu sadece tony ı izliyordum. Ama tehlikeli bir işti. Çünkü yağları süzmeden önce 200 dereceye kadar ısıtıyorduk. O zaman gördüğüm manzaradan anladığım kadarıyla mcdonalds lar da yediğimiz patatesler aslında boktan daha berbat tı. Akşama kadar hemen hemen hiç bir şey yapmamıştım. Ama aynı parayı alacaktım. Bende şaşırıyordum bu arada tony ı dinliyordum konuşmayı çok severdi.

An aklıma 17 yaşımdayken, izmirde bir kargo şirketinde ise girişim geldi. İlk gün 1 ton yük taşıdıktan sonra, kaçmıştım. Avukatları ile karakola gelen dayım. Neden kaçtın yarın belki 100 kilo taşıyacaksın demişti. O zamanlar anlamamıştım ama. Bu sefer kaçmamıştım. Tony hep sen türksun akıllısın, burası böyle akıllı olursan iyi iş alırsın diyordu.
__________________











Geçen zamanın cevapları, bugünün sorularına ışık vermiyor, geleceği de belirsiz kılıyor.

SerseriGezgin Şu Anda Forumda.   Alıntı ile Cevapla
3 Üyemiz SerseriGezgin'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 13.07.13, 16:08   #14
Cehennem Yolcusu

SerseriGezgin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2011
Yaş: 32
Konular: 1409
Mesajlar: 7,039
Ettiği Teşekkür: 29518
Aldığı Teşekkür: 31628
Rep Derecesi : SerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Ruhsuz
Standart Cevap: Günde İki Litre Şarap İçiyorum - Tezek(Blog Yazısı)

Chapter; tony

İtalyadan askerlikten dolayı kaçmıştı kaderlerimiz uyuşuyordu. Yaşam hikayesini anlatmayı seviyordu. Benim aksime paranın dibine vurmuştu peki neden mutfakta çalışıyordu, bu hikayesinde gizliydi.

Babası ikinci dünya savaşı sırasında kaçmıştı avustralyaya, kendisi de kaçmak durumunda kalmıştı. İlk 5 sene her gün ağladığını söylüyordu. Sonra kardeşi ile bulunduğum şehir de ilk nightçlub i açmıştı. Bana dediği şey, nightçlub in kapısını açtığım da zengindim. Altımda ferrarı vardı diyordu ama bana pek inandırıcı gelmiyordu. Sonradan resimlerde görünce gerçek olduğunu anladım. Night club da çok para yapmaya başlayınca başı mafya ile derde girmişti. Nede olsa eleman italyan kökenli, baya direnmişti, ta ki bomba koyup 6 kişi öldürülene kadar. Avustralya dan kaçmak zorunda kalmıştı, 2 yıl çevre ülkelerde yaşamıştı.

Sonra gelip restoran açıp devam etmişti hayatına. Ardından 15 tane coffee shop açıp paranın yine a..a koymuştu. Tabi bu süre içinde 3 tane kalp krizi geçirmişti. Her sabah ilaç içiyordu kanını sulandırması için. Zamanla baba ile oğul gibi olmuştuk. Benim paraya ihtiyacım yok, benim shiftlerim senin diyordu. Ailesi ile tanışmıştım. Adım turkish baştard olmuştu. Bütün mutfakların sorumluluğunu bana bırakıyordu. Hayatta kimseden öğrenmediğim piçlikleri ondan öğreniyordum, zaten bunlara değineceğiz merak etmeyin.

Yılbaşı geliyordu, tornuna ufak bir motosiklet almıştı. Torunu dinazorları çok seviyordu. Bana bir kaç çıkartma yap motosikletin üzerine yapıştıralım diyordu. Yahu 8 yasında ki elemana böle bişi almışsın çıkartmaya neden takıldın diyordum sen anlamazsın diyordu. Motosiklet dediysem çocuklar için lan, uzaktan kumandası bile var hızlı giderse hızı kesiyorsunuz. Tony ı baya salladım. Neyse sonunda yaptım. Aldı eline baktı, son of a bitch çok beklettin beni dedi. Elinde çıkartmalar hesap yapıyordu. Bu olaylar dan 1 hafta önce, ulan tony olmazsa ne sıkımı yerim bu dünya da diyerek düşünüyordum. Araba almaya karar vermiştim. Sürebileceğimden değil, birine rica ederim beni bir yere götürür diye. Tony e araba alicam beni cukkalamasınlar yardımcı ol dedim. Ne kadar para vericen dedi 1000 dolar dedim güldü. Ok dedi ben bi araştırayım. Bir araba bulmuştum. Özelliklerini söyledim. Sen dedi araba konusunu unut. Ben sana zamanı gelince söyleyeceğim dedi. Cuma günüydü beraber çalışıyorduk. Dedi arabayı buldum. Dedim ne kadar 6000 dedi. Bu sefer ben güldüm. Satıcıya ne vericem tony dedim. Ben alicam dedi yılbaşı hediyesi olsun sana. Birşeyler yanlış gidiyordu. Güle oynaya ayrıldık. Omzuma iki kere dokundu ayrılmadan.

Cumartesi sabahı uyandım. 19 december 2009 du. Tel de 3 tane cevapsız çağrı vardı. İş yerinden bir kız aramıştı. Saat 14 te ise başlayacaktım. Kızı aradım. Tony dedi. Eee dedim. Kalp krizi geçirmiş dedi. Hiç aklıma gelmedi bunu da yener diye düşündüm. Ne oldu dedim. Kız ağlıyordu. Lan daha dün sakalaşıyorduk. Lan daha bana dün söz vermişti araba alacaktı. Tornuna çıkarmalar yapmıştım. Lan niye lan. Ölüm yutmak zorunda olduğumuz en büyük gerçekti. John aradı, asker disiplini olan hayatta hiç gülmeyen adam ağlıyordu telde. Senin baban benim kardeşim oldu dedi. Bu gün çalışabilecekmişin dedi. Deneyeceğim dedim. Mutfağa gittim ölüm sessizliği hakimdi. O 2 metrelik adam 10 yıllık güleç dostunu kaybedişinin ardından, bana sarılıp ağlıyordu. Hepsi biliyordu bizim aramız çok iyiydi. Millet benden birşeyler beklerken ben bulaşıklara döndüm. Aynen tony nin öğrettiği gibi yıkamaya devam ettim.

Ulan hayat, katmadın bağrıma onurlu gururlu diye bilinenden olanı. Şimdi ben bunun mantıksal açılımını yapmaya kalkıyorum bünyelere. Yeniyi yaratmanın bu, bağrı törpüleyen yollarında harcayacaksın beni galiba.

Vajina için yaratmaktayım bu dünyaları, allah belanı versin neden saçları jölelemek yetmiyor bana.

Ve gözlerini dikerek üzerimize, bu yaşanılası gecenin mükemmeliğini anlatırcasına “mutlulukta neymiş” dedi.

Kanı donduran bir soğuk gibi bağlı olduğumuz benliğine hayran bakışlar besledik. Ve üretilmesi gereken ne kadar yüce şey var ise ona aitti. Sınırlarımızı biliyor olmamızın çaresizliği içinde heybetinin gölgesinde ona methiyeler düzdük.

Bir an döndü ve sanki “var oluşun adaletsizliğinin önündeki tek engel tanrıdır” dermişçesine bize baktı. Anladık ki adaletsizliğe karşı tek avuntumuz olan tanrımızı istiyor bizden. Yıkıl ve eri…

İçimize içimize düşerken böyle kurumuş yapraklarımız, etrafımıza kin kusacağız bu rüzgar sizden diye. Benliğinin derdine düşmüşsün aslında,

Sana bir avuç anlamsızlık getirdim. Yitip gitmiş alkollü bir benliğin duyumsadığı. Ve yağmurun zeminle buluşma sesi, sonsuz bir abide oluyor benliğimde. Bir müzik dinliyorum yağmurdan. Nefes alışlarım anlamsızlıklarım hayatta kalsın diye.

Ellerimle yüzümü yokluyorum, ellerimle arıyorum yitip gitmişliğini. Bağrıma saplanan varoluşun, çürük tahta evimden sizıcak içime.
Yağmur yağıyor, damlalar içimize içimize, düşüyor.

Tony de gitmişti, 1 hafta sonra cenaze töreni yapılacaktı. Çalıştığımız her yerde anılarımız vardı. Hatta bana bir gün bir şey anlatıyor du. Bak diyordu, bu avustralyalılar hep kendini düşünür, senin bunu öğrenmen lazım. Kendi gotleri rahatsa sana fuck off derler diyordu. Bunu çok iyi öğrenmelisin kimseye esseklik etme kendi kıçını kolla.

Bu konuşmanın üzerinden bir kaç gün geçmişti.Maç Günüydü, akşam 10 gibi benim mutfağı aradı, dedi tezek zor durumdayım burda, bana acil iki eleman yolla. Tony dedim walla ben rahatım. Pls fuck off. Önce bir afalladı, sonra bastı kahkayı, çabuk öğreniyorsun dedi. He dedim sıkımde değil walla eleman falan yollayamam sana. Ulan benim öğrettiğimi bana mı uyguluyosun dedi. Tabi içim elvermedi yolladım 2 eleman.


Cenaze töreni günü gelmişti. Ama ben çalışıyordum. Manager s.ksen de seni yollayamam dedi. Gerçekten çok yoğun bir gündü. Sonra patronun kızı geldi. Hadi gidiyoruz dedi, dedim manager izin vermiyor. Bana baktı patron kim dedi? Managere de fırçayı kaydı aldı beni arabaya cenazeye gidiyorduk. Hala inanamıyordum öldüğüne. Hayatım da ilk kez klişeye gidicektim. Üstüm başım pislik içindeydi. Herkes güzelce giyinmişti. Ben aralarında sırıtıyordum. Bizdeki gibi olmuyor cenaze törenleri, daha bir sakin, daha bir durgun. Kiliseye girince elimize bir kitapçık tutuşturdular. Tony nin hayatı resimleri dualar vs. Kitapçık bile çok şey anlatıyordu onun hakkında, karısı ve kızları ağlayarak konuşma yaptılar. Sevdiği şarkıları dinledik. Peder konuştu dua vs etti. Kardeşi gelmişti italyadan, tam bir mayfa babası görüntüsü vardı. Zaten öyleydi. O an bir şey fark ettim. Onca kalabalık içinde, bendim en yakın olan ona. Her gün yaşadığımız gibi cenazesinin huzurundaydım. Sırayla cenazeye bakmaya gidiyordu insanlar. Tereddüt ettim gitsem mi diye. Çünkü onu hep güleç yüzü ile hatırlamak istiyordum. Bir cesaretle sıraya girdim. Yüzüne bakınca lan niye lan şimdi sıraşımıydı bunun diye bağırmak geçti içimden. Öylece uyuyordu orda. Ağlayamıyordum yine. Ta ki tabut alınıp cenaze arabasına gidene kadar. O anladım ki gidiş o gidişti.

Geri çalışmaya dönmüştüm. Kitapçık yanımda idi. Herkes sen süpervisor olacaksın diyordu. Umrum da değildi. Aradan 3 hafta geçti. Beni toplantıya çağırdılar. 18 mutfağın sorumluluğunu sen alacaksın, elemanları sen kontrol edeceksin. Kim ise girecek kim çıkacak sen kontrol edeceksin dediler. Saat ücretime de zam yapacaklarını söylediler. Zaten tony ölmeden bu yapacağım şeylerin çoğunu bana yaptırıyordu. Bütün sorumluluğunu bana yıkmıştı. Ama kağıt üzerinde o sorumlu idi.
__________________











Geçen zamanın cevapları, bugünün sorularına ışık vermiyor, geleceği de belirsiz kılıyor.

SerseriGezgin Şu Anda Forumda.   Alıntı ile Cevapla
4 Üyemiz SerseriGezgin'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 13.07.13, 16:11   #15
Uzman Üye

C.Cienfuegos - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Aug 2012
Konular: 95
Mesajlar: 1,397
Ettiği Teşekkür: 1191
Aldığı Teşekkür: 5225
Rep Derecesi : C.Cienfuegos muhteşem bir gelişmedeC.Cienfuegos muhteşem bir gelişmedeC.Cienfuegos muhteşem bir gelişmedeC.Cienfuegos muhteşem bir gelişmedeC.Cienfuegos muhteşem bir gelişmedeC.Cienfuegos muhteşem bir gelişmedeC.Cienfuegos muhteşem bir gelişmedeC.Cienfuegos muhteşem bir gelişmedeC.Cienfuegos muhteşem bir gelişmedeC.Cienfuegos muhteşem bir gelişmedeC.Cienfuegos muhteşem bir gelişmede
Ruh Halim: Cap Canli
Standart Cevap: Günde İki Litre Şarap İçiyorum - Tezek(Blog Yazısı)

Sabahtan beridir, oyun oynuyorum gözler acı içinde ve hava çok sıcak yine de okuyasım var.
Biraz dinlenip bakıcam ama arkadaşına söyle çok uzun yazıyor. :P
__________________

"Tanrım, artık bir ateist olduğum için beni bağışla , ama Nietzsche'yi okudun mu?"

John Fante
C.Cienfuegos isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
2 Üyemiz C.Cienfuegos'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 13.07.13, 16:13   #16
Cehennem Yolcusu

SerseriGezgin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2011
Yaş: 32
Konular: 1409
Mesajlar: 7,039
Ettiği Teşekkür: 29518
Aldığı Teşekkür: 31628
Rep Derecesi : SerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Ruhsuz
Standart Cevap: Günde İki Litre Şarap İçiyorum - Tezek(Blog Yazısı)

Chapter; türklerle çalışmaya çalışmak

Ne zor seymiş zamanla anlayacaktım. Abi kıramı ödeyemiyorum deyip zamanında ise gelmezler. 1 gün iyi çalışıp 2. Gün nasıl arazi olurum nasıl az çalışırımın derdine düşerler. Son dakika seni arar abi gelemiyorum derler. Bütün bunlar olurken her millete bok atmayı eksik etmezler, diğerlerinin ne kadar ezik ve salak olduğunu söyler dururlar. Mazaretler bir türlü bitmek bilmez. Abi bizi niye eziyorsun yabancıları ezsene derler. Anlatmaya çalışırdım hep, hepinizi aynı ücreti alıyosunuz kimseyi becermek gibi bir derdim yok. Elimden geldiğince adaletli olmaya çalışıyorum diye. Ama yok anlatmak imkansızdı. Kebabçi da 10 dolara çalışıp ses çıkarmayanlar ve köpek muamelesi görenlere iş yaptıramıyordum. Türkler yüzünden kaç basım derde girdi. Götümü dönemiyordum. Döndüğüm an ezilmek kaçınılmazdı

Hiç unutmam bir türkle şöyle bir diyaloğum olmuştu, abi bu avustralyalılar çok salak. Eee si işte bunlarda hiç beyin yok. Tepemin taştı attı, lan ****nin oğlu bak bakım bir etrafına, tr de bunların 10 da biri var mı? Bu sistemin bu alt yapının yanından bile geçebilirmiyiz. Tr de bulaşık yıkayarak saatine 20 dolar kazanabilirmisin?

Salakların ülkesine kültürlerini ve dillerini satın almak için gelmiştik, aynı zamanda bulaşıklarını yıkayıp boklarını temizliyorduk. İşte tr de ajdar a bakıp kendini akıllı gören veya ajdarı aptal sanıp acıyan insanlardan böyle yorumlar gelmesi şaşırtmıyordu beni.

Chapter; ajdar reyiz

Tr de ajdara gülen, acıyan, onu gördükten sonra kendini akıllı sanan herkesi cope atmak lazım. Geriye çok bir şey kalmaz ama. Az olsun öz olsun. Ha benden on uyarı zamanı geldiğinde, hayat hikayesini yazarsa, galiba ilk cümle; beni aptal sananların aptallıkları bana bu satırları yazdırıyor diye başlayacaktır.

Chapter; askere gidememek ve getirdikleri.

Önce etrafındakiler aşağılar, aslan gibisin oğlum gidip yapsana, sonra o baskı ailene yansır. Sizin oğlan hala neden askere gitmedi. Annen baban senin yüzünden ezilirler. İş ararsın askerlik yaptın mı derler. Pasaport uzatmak istersin askerlik yaptın mı derler. Anneni babanı özlersin görmek istersin, hele bir dur askerlik derler. Benim vatana borcum var ve hala ödeyemedim. Vatan bana bişi ödemese de bundan şikayet etmiyorum. Ben bir asker kaçağı olarak, bedelli isteyenlere nefret besleyenlerden biriyim. Bedelli çıksa durumum biraz da olsa düzelir, ama ölmek parası olmayanın derdi olur ancak. Askere gitmemiş olmam bana çok bedeller ödetsede, bedelli askerliğe karşıyım. Bedel ödemeye hazırım diyorsan kaç, bak ne bedeller ödeyeceksin.

Chapter hırs;

Ne güzel de kandırılıyoruz, kişisel başarılarımızın baş tacı edildiği bir yaşamda. Kaynağı belirsiz bir şey var içimizde başarıya gebe. Ne olursan ol ama yenilme diyor bize. Nerden alıyor gücünü, neden başarılarımıza teslim olduk? Hırslarımız bizleri zombi etmedi mi? Yasama dair en güzelini yapan en değerlimiz olmadı mı? Başarısının ve korkularının kölesi olmayan insani var edebilecek miyiz? Başarısını korkusu ile var eden insanı öldürebilecek miyiz? İçimizi kemirenlere bizi bir yola sokmak isteyenlere kuşkuyla bakmamız gerek. Bize dayatılanı yemeden önce neden diye sorarsak, kendimize bir adım daha atmış olacağız. İnsanın var oluşuna olan hakkında her sorusu aslında önemli bir adımdır.

Yaşlanmaktan en çok neden kadınlar korkar?

Yaşlanmanın güzelliği ortadan kaldırdığı bir gerçek. Güzelliğini kaybedecek olan kadının yaşlanmayla savaşması da kaçınılmaz. Kendini güzelliğinde bulan kadın, elbette ki böyle bir direnç gösterecektir. Kremler kozmetik ürünleri estetik ameliyatlar hep talep edilen bir sınır içinde kalabilmek için. Ama yaşam yaşlıya yatırım yapılmasın diye güzelliği almış ondan. Çünkü yaşlı ölmek zorunda olandır.

Chapter; kürt adam

Gündelik yaşamın sorumluluklarını yerine getiren ben, akşam olduğunda gündüz bir koyun olmanın öcünü kürt adam olarak alıyordum. İki farklı kişiliğim vardı, birisi gündüz, para ve yaşamak için eyvallah çeken tezek. Patron bir şey derse kafasını önüne eğip tamam diyen tezek. Akşam ise bütün bu değerlere küfür eden, yapmak zorunda olduğumuz her şeyi en ince ayrıntısına kadar sorgulayan, aşağılayan bir tezek. Bu iki var oluş arasında ki uçurum giderek açılmakta idi. Gündüz ki tezek iyi para kazanan, standart ne diyorsa yapan. Akşam ki ise, gerçek dünya o değil köyün olmaktan vazgeç diyendi.

Bu uçurum giderek büyüdüğü için, her iki var oluşum birbirini etkilemeye başlamıştı. Bazen içimde ki canavar, gündüz ki koyun halimin bahçesine atlayıp, aslında benim gündüzki halimden beklenmeyecek çıkışlar yapmamı sağlıyordu. Biraz daha agresif ve sıktır çeken olmuştum. Fark ettiğim şey; eğer dozajında tutmayı bilirsem, kurtadam yanım bana büyük avantajların kapısını açıyordu. Çünkü bir nevi deli cesareti diye tanımlanabilecek, kararlar alıyordum. Tabi burda kriter başarılı olmak tı. Ve ben bunu yapıyordum. İnsanlar daha fazla saygı duyuyor. Benimle konuşurken dikkatli olmaya çalışıyorlardı. Şunu unutmayın, iyi bir delilik başarıların arkasında gizlenen deliliktir. O yüzden deli olursam süper olurum gibi bir yanılgıya düşmeyin.

Bazen de koyun yanım el pençe divanda gelip, hacı napiyorsun, bak çok güzel işin var buralara kolay gelmedin riske atma hiç birşeyi diyordu. Gollüm gibiydim yani. Ama iki yanımı da dengede tutacak bir farkındalılık bilinci geliştirmiştim. Bir sürü türkle çalıştım. Bir çoğu büyük umutlarla gelmişti buraya. Kimisi de ingilizce öğrenip gidip mesleğimi yapacağım diyordu. Kimisinin tr de yapmak istedikleri büyük hayalleri vardı. Ve hepsi yaptığı işleri aşağılıyordu, tipik türk mizacı. Ulan au ya geldik yaptığımız şeye bak diyordu. Çoğu türkiye de çok büyük işler yapacağına inanan tiplerdi.

Ve çoğu bulaşık yıkamakta bile başarısızdı. Hepsine aynı şeyi söyledim. Bulaşık yıkamak dünyada ki en boktan işlerden biri, ve dünya da ki en salak insanların bile yapabileceği bir iş. Eğer bulaşık yıkarken bile başarılı olamıyorsan sakin kendini kandırma, ben büyük adam olacağım diye. Çünkü bulaşık yıkamak beyninizi bile kullanmanızın gerekmediği kadar basit bir işti. Bu işi bile beceremeyenler tr ye gidip yönetici olacaklardı. Ve belki de haklıydılar, eğer tr bu durumda ise galiba bulaşık yıkamayı bile beceremeyenlerin yönetici olmasından dır.

Köyün yanımında kürt yanımında birbirine ihtiyacı vardı. Ne safi koyun ne safi kürt olabilirdim. Köyün yanımın fedakarlığı, kürt yanımı ekonomik olarak besliyordu. Ve ben karanlıkta atılacak avlar arıyordum kürt yanımla. Ve burnuma kokusu geliyordu, neye saldırmam gerektiğimin. Hedef belliydi, neden varız, niye geldik, nereye gidiyoruz. Yani var oluş sancısı idi saldırmam gereken. Önce çok iyi bildiğim korku ile başladım olaya.
__________________











Geçen zamanın cevapları, bugünün sorularına ışık vermiyor, geleceği de belirsiz kılıyor.

SerseriGezgin Şu Anda Forumda.   Alıntı ile Cevapla
3 Üyemiz SerseriGezgin'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 13.07.13, 16:18   #17
Cehennem Yolcusu

SerseriGezgin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2011
Yaş: 32
Konular: 1409
Mesajlar: 7,039
Ettiği Teşekkür: 29518
Aldığı Teşekkür: 31628
Rep Derecesi : SerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Ruhsuz
Standart Cevap: Günde İki Litre Şarap İçiyorum - Tezek(Blog Yazısı)

Chapter; ilkel korkular

Bir ormanda yürüyorsunuz, sessiz bir orman, herkes gibi sizde tedirgin olursunuz bundan. Bu esnada biri dibinizde balon patlatsa ödünüz bokunuza karışır. Ama aynı ormanda yürürken 10 km ötenize atom bombası düşse sole bir döner bakarsınız. Peki hangisi öldürücüdür. Elbetteki atom bombası, ama ödünüzü bokunuza karıştıran balonun patlamasıdır. Bunu iyi sorgulamanız lazım.

Başarı içimizdeki vahşi atı nasıl sürmeyi öğrenmemizle alaki bir durum. Herkesin içinde, böyle bir vahşi at var. Eğer gemleri elinize almazsanız sizi taştan taşa vuracak, gitmek istemediğiniz yerlerde bulacaksınız kendinizi. İçimde ki o vahşi atı mutfakta çok kontrollü bir şekilde ortaya çıkarıyordum. Ve giderek sorumluluklarım artmakta idi. Mutlumuydum hayır, çünkü bu yasa geldikten sonra, ne yapmak istediğimi kendime sorunca, karşılığı para kazanma değildi. Yada iyi bir kariyer. Bunca yıl karşısında ezildiklerimin kölesi olacak kadar aymaz değildim.

Azgın dalgaların arasında tutunacak bir kütük bulmuştum. Hala dalgaların arasındaydım ama, tütünacak bir kütüğüm vardı. Ve yaşam çağlaya çağlaya akıyordu. Sizinde bildiğiniz gibi o ırmak durmayacak, sakin bir ırmakta iseniz, sırtı üstü uzanırsınız. Ama azgın dalgalar arasındaysanız, tütünacağız kütüğünüz yoksa olursunuz. O kütük aslında kendinizsiniz. Çalkantıdaysan kendini ara tutunmak için, çünkü diğerleri seni dibe çeker.

Chapter; depresyon

Bir gün içinde ikisiyi yaşayan birisi olarak, depresyonun şefkatli olmayan kollarına doğru düşüyordum. Üst benlikle alt benliğin çatışmasının malum sonu yani. Ortaya her iki yanımı da kabullenmeyen sabah uyanmak istemeyen akşam sarhoş olmak istemeyen bir başka ben çıkmıştı. Yeğen her şey boş diyordu bana. Ölmeyecekmişin a..a koyayım. En çok yaşayan kaç sene yaşıyor ki diyordu. İşi sallamaya başlamıştım kendi yerime başkalarını yolluyordum. Kendimin bile inanmadığı bahaneler uyduruyordum. İçimden hangisi haklıydı acaba, köyün olan mı kürt olan mı yoksa hacı şikerim böyle dünyanın ızdırabını diyen mi. 3 e bölünmüştüm. İtaatkarlık, hırs ve boşvermişlik. Her biri yarımdı, hangisinden tutsam yolda kalacaktım. Fırtına öncesi sessizlik durumundaydım. Ve hangi yanıma sahip çıksam bilmiyordum.

Chapter; roketler

Uzaya çıkan roketleri bilirsiniz, kademe kademe tanklarını arkalarında bırakırlar. Bu saatten sonra diyeceklerim. Liselileri, hayatta bir kitap bile açıp okumamışları, kızdıracak nitelikte olacak bu aşamaya kadar gelmiş kişiler, bırakmaları gerekiyorsa bırakmalılar. Çünkü atmosferin dışında herkese yer yok. Acı dinleyip mazoşizmin bağrında orgazm olanlar sizleri bu durakta bırakmak zorundayım. Bundan sonrası eksici piçlerin bile katlanamayacağı bir derinlikte olacak.

Chapter; gündelik yaşam

Hepimizin patrona eywallah çektiği sınavları kazanmak zorunda olduğu, annesine babasına iyi bir evlat olduğunu kanıtlamaya çalıştığı platform. İşe giderken otobüs arıza yapar, bozuk paranız çıkmaz bilet almaya, yada sigara içmek için taş bir simiti ( izmirliler için gevrek) ısırırsınız. Sizden olmayanlarla bir gün geçirmek için, sizden olmayan yanınızı hazırlarsınız. Aslında karşımızda ne var biliyormusunuz. Kendisini yaşayamayanların, günlük yaşamdaki var oluşlarının yakınından bile geçmeyenlerin, günlük yaşamda var ettikleri var. Kravat takip, işe giderken, kendine ne kadar yakınsın. Otobüste terleyen kişi sen misin? Yoksa sana dayatılan mı? Ulaşmak istediğin şeyi sen mi istedin yoksa birileri önüne koyduda sen bir köpek gibi koşuyor musun? Sen nesin lan kimsin bu hayatta, sana dair ne var. Etrafına bak, sen nerdesin. Üretemeyen kişi entelektüel olur, üretilmişlere ağzının salyası akanlardır onlar. İsimler ağızlarından düşmez. Madem kendinle mutlusun isimleri neden ezberliyorsun?

Chapter; ait olamama

Farkındalılık denilen şeyin yan etkisidir. Sürekli sorgularsın gündelik yaşamı, neden erken kalkıyorum, neden konuşmaya bile tenezzül etmeyeceklerimin emirlerini yerine getiriyorum. Neden bu insanlarla aynı atmosferde kalmak zorundayım. Köyün olabilmekten gurur duyanlar arasında bir keçisindir artık. Sistemin dediklerini, kutsal bir buyrükmüş gibi yerine getirip ve bundan aşırı derece de haz duyan, kıdemli koyunların arasında huzursuz olursun. Bir koyunun farkında olmadığı en büyük şey, sistemin işleyişinin belirleyicisi olmamasıdır. Bulunduğu konum, sistemin işlemesi için bulunması gereken konumdur. Köyün hiç bir kuralı belirleyemez, var olanı uygular. En büyük ödülü ise görevini yerine getirdiğinde önüne dökülen öttür yemesi için. Yiyeceği otlarla mutlu olabilecek milyarlar var, herkes arabası evi ve kariyeri için götünü yırtmakta. Mutluluğunuz bunlara endeksli, bunlara sahipseniz mutlu bir koyunsunuz demektir. Geriye kalan ise umud eden koyunlardır.

Sana memur ol derler, hiç şikayet etmeden 40 yıl sabah 7 de kalk, traşını ol. Yapman gerekeni yap. Mutlu bir ailen olsun. Para kazan, o kağıt parçalarını biritir, onlar senin satın alma potansiyelini arttırsın, sen satın aldıkça daha mutlu ol. Ölmen gerektiği zaman da ise ol. Benim bunları sorgulayabilmemin en önemli faktörü bunlara bile ulaşamamış olmamdi. Yani bu halkanın dışındaydım. Akan hayati kenardan izlemenin, getirdiği şeyler vardı.

Yılın 11 ayı taşmalar boğazınızdayken, 1 ay tatil yapacağım diye hayal kurarsınız. O 1 ay da ise diğer bir taşma geçer boynunuza, aman dikkat et çok açılma, çok para harcama. Aman standarttan çıkma, çıkarsan sıkılırsın. Görünmez bir kırbaç üstünüzde sallanır. Sizi sürü de tutmak için. Bunalım bu yüzden lükstür. Sürüden ayrılmanın bedelini acıyla ödemen bu yüzdendir. Herşey seni hizmet etmen gerekenin yolunda diye tutsun diyedir. İşte bu yüzden acılı bir süreçtir bunalım. Olmadı hapları dayarlar önünüze xanaxlar cipramlar anafraniller prozaclar lustrallar. Geri dön sürüye geri dön. Bak çok canın yanacak olmadı bir kayadan kendini atacaksın.

Chapter; uçan balıklar

Okyanustaki bir balık, var olan herşeyin okyanusta olduğunu düşünürken, bir gün sıçramayı öğrendiğinde, aslında var olan herşeyin okyanus olmadığını anlar. Yüzgeçleriniz sizi dışarda uzun süre tutacak kadar gelişkin değildir, yüzgeçleriniz kanat değildir. 2 dakika dan fazla okyanus dışında kalamazsınız, çünkü ciğerleriniz dışarıya göre değildir. Başka bir dünyadır uçtuğunuz ama uzun süre orda kalmanız ölümdür. Çünkü hazır değilsiniz oraya. İşte bunalımlarınız, bir an için uçup duyumsadıklarınız da böyledir. Ama hapları verirler size, onlar rüyaydı derler. Sizde zaten o koşulları çok sevmediğiniz için geri dönmeye, korunaklı yuvanıza geri dönmeye can atarsınız. Paralar ödersiniz terapilere, size aslında okyanusun dişinin olmadığını anlatırlar. Sizde her seansta buna inanmak için elinizden geleni yaparsınız. Siz acılarınızdan kaçsanızda. İçindeki dünyanızdan çıkmak acı veriyor olsa da. Burada kalmak için elinizden geleni yapıyor olsanızda. Varoluş sancınız sizi en azından bir kere bununla yüzleştirecektir. Ve çoğunuz allaha şükür, kabus gibiydi, bir daha yaşamadım. Şimdi çok mutluyum. Kendimi düzene soktum diyeceksiniz.

Kendinden kaçan insanın koyun olması kaçınılmazdır. Acıyı tadan ve ondan korkan birey en büyük koyun adayıdır. Kimileri yalılarda otururken, siz gecekondu da oturursunuz, kimileri ise giderken jiplerine binerler siz metrobüse bu yüzden eywallah dersiniz. Derdiniz zengin bir koyun olmaktır. Ama yaşam bu kadar bonkör değil maalesef çok azımıza bu şansı veriyor. Gerçeklikten kendini sakınan bireyin, sığınacağı en büyük yücelti standarttır. Sürüden ayrılmak için, yatırım yapılması gereken tek bir şey var. O da farkındalılık bilinci, her koyunun buna sahip olma lüksü yok. Zaten bu lükse sahip olanlar, bu başlık altında yazılanlara bakınca kimin var kimin yok anlarlar.

Bir mutfakta bulaşık yıkarken, ve dışardakilerin naralarını duyarken, sığınabileceğiniz tek şey; çok az koklama fırsatını bulduğunuz, büyük çoğunluğun tadamadığı, gerçekliği bile tartışmalı, başka bir boyut oluyor. Ama korkmayın okyanustaki balığa yön bulan uçan balıklardır. Sürü tereddütsüz takip edecektir sizi.

İnsan neden bunalımlarından kaçar, çünkü tutunacağınız dalınız kalmazsa ölümle sonuçlanacak kadar standarta aykırıdır bunalım. Karla kaplı bir yolda son sürat araba sürmeye çalışmak gibi birşeydir. Hız adrenalinizi yükseltirken, ölecek olma ihtimalinizide yükseltir. Ve karlı kaplı yolu standart olarak belirlersek, yüksek hızda yoldan çıkarsınız. Şimdilik, yoldan çıkarsanız ölümden öte neyle karşılaşırsınız söylemek istemiyorum. Sizi özendirmek istemediğimden değil, zaten bunu yapabilecek çok az kişi var aranızda. Üzerinde olduğu yolu mutlak yol kabul eden zaten yüksek hız yapamaz.

Bütün bunları bulaşık yıkarken düşünürken, tava lazım a.. koduğumun oğlu diyen şefin sesi ile kendime geldim. Evet tava lazımdı onlara, tepsileri bıraktım tavalara başladım. Herkes birşey istiyordu. Bulaşık teli ile daireler çizip tava yüzeyinde, duruladıktan sonra götürüp veriyordum. Aynı tava 10 dk sonra yine pis bir şekilde önüme geliyordu. Ve ben yine yıkıyordum, yine geliyordu. Günlük yaşam, uyandırıyordu beni. Zenginlerin masalarına gidecek kızarmış etlerin tavaları elimde idi. Ve ben ne salak saçma düşünceler içindeydim. Tava lazımdı, ve yıkayacak olan kişi bendim.
__________________











Geçen zamanın cevapları, bugünün sorularına ışık vermiyor, geleceği de belirsiz kılıyor.

SerseriGezgin Şu Anda Forumda.   Alıntı ile Cevapla
3 Üyemiz SerseriGezgin'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 13.07.13, 16:21   #18
Cehennem Yolcusu

SerseriGezgin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2011
Yaş: 32
Konular: 1409
Mesajlar: 7,039
Ettiği Teşekkür: 29518
Aldığı Teşekkür: 31628
Rep Derecesi : SerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Ruhsuz
Standart Cevap: Günde İki Litre Şarap İçiyorum - Tezek(Blog Yazısı)

Chater; zaman

Geçmiş pişmanlıklarımızın, gelecek ise umutlarımızın yığıldığı alanlardır. Biz ise şimdi ki zamanda plan yaparak geçiririz ömrümüzü, başarısız olursak geçmişteki pişmanlıklarımıza bir yenisini katarız. Kum saati gibidir ömrümüz, sürekli geçmişe düşer, var olduğumuz yer o ince beldir. Zaman durmaz akar, bir gün hepimiz gitmiş olacağız. Kabullenmesek de bu bir bayrak yarışıdır.

Şimdiki zamanda bulaşık yıkarken, geleceğimde köşklerde oturan ben varım. Geçmişimde ise yaptığım salaklıklar. Umut olmasa bana kim bulaşık yıkattırabilirdi ki. Zaten, üstad demiş ‘umut kötülüklerin en kötüsüdür işkenceyi uzatır’ diye boşa dememiş. Umudunuz değil mi sizi, bir sonraki sıkıse hazırlayan.

Chapter; derinlik

Derinlik; fakir(yoksun) yaşayanların, avuntusudur, ben farklıyı soluyorum demek aslında salak bir avuntudur. Sonuçta bir yaşam var ve kimisi çok zevk alacak bundan kimisi kenardan izleyecek. Yaşadığım boktanlıklara ev sahipliği yapacak tek şey felsefe idi. Oysa ölmeden önce değerli olan bir şey değil felsefe. Birazdan avustralyanın doğasına dalacağız.

Mutfaktan iki brezilyalı elamanla tanışmıştım. Gayet samimiydik. Minübüs kiralayıp doğaya açılacağız dediler. Gelirsen seni de alalım. Tamam dedim. 1 haftalığına gidiyorduk. Bu yolculukta aslında neleri eş geçmiştim, bir resim sergisi gibi izleyecektim. Nelerin uzağında kalmıştım bir slayt show izleyecektim. 3 kız 3 erkek yollardaydık. Ben arkada yatak üzerinde şarabimla izliyordum. Ormanlar kasabalar, insanlar, minibüs ilerledikçe resim değişiyordu. Bazen yağmurlu, bazen dumanlı bir yokuşta yolcuyduk. Bazen kangurular, önümüzü kesiyordu. Telefonlar çekmiyordu artık. Ormanlık bir dağın tepesinden, aşağıda kalan bulutları o yeşili izlemek, ne büyük coşkuydu.

Onlar macera gözüyle bakarken, ben kendimi buluyordum, her ağaçta, her yeşilde. Kimi zaman inip aracı ittirmek zorunda kalıyorduk. Uçsuz bucaksız çiftlikler gerimizde kalıyordu, doğada otlayan inekler, köyunlar ve atlar. Kimi zaman tembel bir koala yolumuzu kesiyordu. Saygıyla izliyorduk, yolu kat etmesini. Panik denilen şey koala da yoktu. Üzerinden geçsenizde hızını değiştirmiyordu. İçimden ulan bir koala kadar olamadım diyordum. Tırmandıkça, basınç değiştiği için kulaklarım başka bir diyarda idi. 5 duyudan her biri değişiyordu. Bazen şimşekler anlık resimler çiziyordu karşımızda. Bazen, bir çiftlik önünde durup tanrı misafiriyiz deyip, müthiş yemekler yiyorduk bedavaya. İnsandan uzak kalmış avustralyılılar paylaşmaktan çekinmiyordu. 13 yaşımda köyde ilk aşkıma hava atayım diye bindiğim at a yıllar sonra au da yeniden binecektim. Kökü aynı koku, mekan farklı ama hisler aynı. Dejavu dedikleri şey, at üzerindeyken aklımdan geçendi.

Kovboy şapkası ile avustralyalı amca gösteriyordu bize, gözünüzün gördüğü heryer bana ait diye. Şehir de bir apartman dairesi almaktan çok daha cazipti benim için bu. Gözümün gördüğü yerler dağlarla sınırlı idi. Şu an göremiyorsunuz, aşağıda bir nehir var, yağmur yağmazsa yarın orda yüzersiniz diyordu. Zaten kimse itiraz etmedi. Sabah uyandığımızda, atlarla arazideydik, kovboy şapkalı amcanın ardından tin tin gidiyorduk. Birşeyler anlatıyordu ama kimse tam olarak anlamıyordu, zaten onun derdi dinleyecek birilerinin olması idi. Ardından ilerlerken, at arabası ile tarladan köye öt çektiğimiz aklıma geldi. Her yer sarı idi. Gözünün alabildiği yer ekindi. Eğer şanslı isen ufukta bir ağaç görürdün, sivasti orası, kumsaatinde arpa büyütenlerin mekanı. Ama şimdi etrafım yemyeşildi. Liseliler bilmez duvenle otların üzerinden geçtiğimizi bilirim. Nereden nereye, hayat neler getiriyor bilinmezdi.

Nehrin kenarına gelmiştik. Atlarını bağlayan herkes, nehre koşuyordu, kovboy amca dikkatli olun diyordu. Şu da stresini atan herkes kıyıya çekildi. Güneş altında diken diken olmuş bedenlerini ısıtıyordu. Kovboy amca, nehrin kenarında bulunun küçük klübeden oltaları çıkardı. Kenarda ki balçık da solucan arıyorduk. Gayet zevkli idi. Herkes birbirine çamur fırlatıyordu. Yeterli solucanı bulduktan sonra, oltaları salladık nehre, sallamayla beraber yem balıkların saldırısına uğruyordu. Kızlar bile balık tutuyordu. İlk mangalımızı orda yaptık. Malzememiz balık, tuz, soğan ve limondu. Böyle bir tad yöktü.

Ben kovboy amcaya çaktırmadan sormaya çalışıyordum, ya bak buraya gideceğiz önümüzde yerleşim merkezi var mı alkol alabilirmiyiz diye. Bana döndü tasalanma genç, bu aşamadan sonra kimse alkolsüz yapamaz, istemediğin kadarını bulursun dedi. Nasıl yani der gibi baktım yüzüne. Sizi babamın hayrina eğlendirmiyorum, 2 aydır kendimizden başkasını görmüyoruz burda dedi. Yalnızlık cömertliğin kapılarını açtırıyordu insana.

Arthur amcayı, istemeyerek de olsa arkada bıraktık. Bizden sonra kim uğradı oraya allah bilir. Aslında özendiğim ama beceremediğim bir yaşam şeklini arkamda bırakıyordum. Ağaçlardan gökyüzünü göremediğimiz bir yolda ilerliyorduk. Yaptığımız en büyük aptallık arthur dan benzin almamak olmuştu. Arabayı süren kız, benzin bitiyor gençler diyordu. Umrumda diil dı kafa bir dünyaydı zaten. Sonunda durmak zorunda kaldık. Benzin bitmişti. İki gönüllü eleman 15 km yürüyecekti, elbetteki gönüllü değildim. Gönüllüler yola çıktı. Ben yanıma şarabimi aldım biraz ormanın derinliklerine indim. Sırt üstü uzandım. Dallar sallandıkça gökyüzünü görebiliyordum. Sırt üstü uzandım, ellerimi toprağa geçirdim.

En ince ayrıntıyı duyumsuyordum. Nerelerden gelmiştim, şimdi bir ormanda sırt üstü yatarken toprağı duyumsamaya çalışıyordum. Herşey neden bu kadar zordu. Yeşillerle dolu bir ormanda, yaşamın beni sürüklediği yer burası mı diye düşünüyordum. Tırnaklarım toprakla dolmuştu. Aklıma dedem geldi, onunda tırnakları toprakla dolardı hep, çünkü çiftçi idi. Öldüğünde de çiftçi idi. Böyle uzaklara savrulmuşken neden dedem aklıma geliyordu, anlam veremiyordum. Sarımtırak bir anadoluda 90 yılını geçirmiş dedem, anadolunun kuraklığında ömrümünü bitirmişti. Niye bunu hissediyordum, benim tırnağıma dolan toprağın emekle ne alakası vardı. Sonra üzüm suyundan kaçak rakı nasıl yapılır diye bana anlatısını hatırladım. Dede bu yudumda sana olsun diyerek bir fırt daha aldım şaraptan.

Kızlar kaygılanmıştı, bağırıyorlardı. Tezekk nerdesin diye. Biri yanıma geldi iyimisin dedi. Bende hiç olmayacağım kadar dedim. Elemanlar gelirse ben burdayım dedim. Ok dedi gitti. Tırnaklarım toprakta, ağaçların izin verdiği kadarıyla gökyüzüne bakıyordum. Aklıma nazım hikmetin bir şiiri geldi.

Bugün pazar.
Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.
Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün bu kadar benden uzak
Bu kadar mavi
Bu kadar geniş olduğuna şaşarak
Kımıldanmadan durdum.
Sonra saygıyla toprağa oturdum
Dayadım sırtımı duvara.
Bu anda ne düşmek dalgalara,
Ne baş aşağı, ne baş yukarı.
Bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım.
Sade toprak, güneş ve ben.
Bu anda yeter bana bu kadarı
Bahtiyarim.

Bir daha tutamlama şansımın olmadığı o toprakları tırnaklarımın içine alarak, arabaya geri döndüm, çok geçmeden bizim elemanlar bir başka yardımsever çiftçinin arabasıyla geldiler. Doldurduk benzini,ve ağaçların gölgeleri arasında, sürekli değişen manzara eşliğinde ilerlemeye başladık. Kızlar şarkı söylüyorlardı sevinçten. Benim içimde bir başka sevinç vardı. Bir daha asla bulunamayacağım bir noktada, bir daha asla hissedemeyeceklerimi hissetmiştim. Araba sallandıkça şarabimi dökülmesin diye kolluyordum.

Bir ara mola verdik. Ben çiftçinin arabaya geçtim. Konuşmaya başladık. Hayvanları nasıl koruyorsunuz dedim, neyden nasıl koruyoruz dedi. Dedim kürt ayı vs. Au da öle hayvanlar yok dedi, timsahlar ve köpekbaliklari var ama onlarda burda yaşamaz dedi. Hay amina koim lükse bak. Ben anlatmaya başladım bizde bir kangal köpeği var şöyledir böyledir. İsterim öyle bir köpek ama köpeğe pasaport ve vize almak lazım. Köpeğe pasaport alican sonra vize alicaksın dedi. Aklımdan ulan ben bana pasaport almak için köpekten beter oldum dedim. Bana aldığım vize geçici ama, köpeğe alacağım vize kalıcı olacak. Yani adam açıkçası bizim için bir köpek bile değilsin diyordu. Yani neresinden tutarsan tut elimde kalıyordu. Au da uçan kuşlar kadar, yasama hakkım yoktu burda.

Etrafı esrar kokusu sarmıştı, buram buram esrar kokuyordu heryer. Tereddüt içinde sordum, bu koku ne diye. Güldü eleman, bana got ayağı yapma der gibisinden. Bu dağ başında niye yaşıyoruz inek yetiştirmek için mi dedi. Elemana şöyle bir baktım baştan aşağı süzdüm, 60 kusur yaşlarındaydı. Para mı derdin dedim. Cevap vermedi, sigarasını çıkardı bir tane de bana uzattı. Bilmiyorum diyerek söze devam etti. Çok param olsa buraları bırakırmıyım onu da bilmiyorum dedi. Esrar üretiyosun neden çok paran yok dedim. İşler düşündüğün gibi değil dedi. Anlamadım. Uyuşturucu satmanın en büyük kazanç kapısı olduğunu biliyordum o güne kadar. Bana döndü, üretenler kazanmaz dedi. Derdin ne özaman neden üretiyorsun dedim. Hiddetlenerek, söylesene bu dağ başında başka ney biziheyecanlandırır dedi. Yola bakarak düşündüm, yanıbaşımda 60 kusur yaşlarında, ürettiği esrarın yasa dışı olmasından, heyecan duyan, çok yaşasa 20 yıl daha yaşayacağını bilen, sus lan sorgulama diyen biri vardı.

Benim derdim alkoldu, dedim alkol var mı sende. Cığara içersin boşver dedi. Yök dedim ben cığara içemem bana alkol lazım. Sorunun ne lan senin dedi. Alkol dedim sorunum. Cığara iç dedi. Yök dedim ben içmiyorum cığara, güldü. Bende içmiyorum dedi. Bir ortak nokta yakalamıştık. Kaygılanma istemeyeceğin kadar alkolüm var dedi. Sonra benim şaraptan istedi, içmesiyle camdan püskürtmesi bir oldu. Bunu mu içiyosun lan dedi. Elde bu var dedim. Sırıttı bana. Eliyle yüzünü ovuşturdu, alkolleri bile sahte lan dedi.
__________________











Geçen zamanın cevapları, bugünün sorularına ışık vermiyor, geleceği de belirsiz kılıyor.

SerseriGezgin Şu Anda Forumda.   Alıntı ile Cevapla
3 Üyemiz SerseriGezgin'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 13.07.13, 16:23   #19
Cehennem Yolcusu

SerseriGezgin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2011
Yaş: 32
Konular: 1409
Mesajlar: 7,039
Ettiği Teşekkür: 29518
Aldığı Teşekkür: 31628
Rep Derecesi : SerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Ruhsuz
Standart Cevap: Günde İki Litre Şarap İçiyorum - Tezek(Blog Yazısı)

Chapter; alamut kalesi

Okuyanlar bilir, cennet vaadiyle esrar verilip kandırılan gençlerin destanını. Başka bir mekandaydık. Çiftlik gibi duran, ama esrar yetiştiren bir mekanda. Bizim elemanlar mutlu idi. Bedavaya esrarın en kralını çekiyorlardı. 5-6 çalışanı vardı elemanın. Otu çeken, lök gibi oturup, bir noktaya sabitleniyordu. Ben elemanın bana sunduğu şaraplardan tadarken, neden camdan benim şarabi püskürtüğünü anlıyordum. Dedim polisle falan sorunun olmuyor mu? Sallanan koltuğunda sırıtarak, ben onlara hizmet ediyorum dedi. Herşey yasal dedi. Ben götümü sıktırmıştım, buraya gelebilmek için bir sürü belge göstermiştim nasıl esrar yetiştirmek yasal olabilirdi burda. İnsanları düşün dedi, günlük yaşamda stresle dolan insanları, bu benim kırbacım olmasa onların hali ne olur. Anlamıştım, esrar sürünün yasaklı yemiydi. Yasaktı çünkü cazip olsun diye. Sürüden çıkana morfin veriliyordu. Zaten okumuşsunuzdur esrardan nasıl kurtuldum hikayelerini. Aslında hikaye sürüye nasıl döndüm du.

O an alkol neye denk geliyor diye düşünmeye başladım. Kendimi tutamadım ve sordum elemana, bizim esrar içenlerden farkımız ne diye. Onlar geri dönmek için, biz ise kaçmak için içiyoruz dedi. Geri dönmeye yüzü olmayanların uğradığı duraktı alkol onun için. Kendimi analiz etmeye çalıştım. Hep bir kaçış içindeydim. İzmiri arkada bırakalı çok olmuştu, sonra istanbul, sonra avustralya. Kendimle yüzleşmek istemedikçe sığındığım tek şey alkoldu. Kaçmak isteyen bendim, alkol ise yardımcımdı.

Özaman şu an neden huzurluyum diye sordum elamana, kısa bir süre sonra kaçacağın için dedi. Evet bir suçlu olup 10 yıl cezaevinde kalacak cesaretim bile yoktu.

Chapter; kaçmak

Beni ben eden herşeyden kaçmak, en büyük yeteneğim buydu. Kendimle yüzleşmektense kaçmak çok daha cazip geliyordu. Hepiniz gibi benimde içimde bir saatli bomba vardı. Ve ölüme tıklıyordu. Ne kadar kaçarsam kaçayım o bomba patlayacaktı. Saatimiz hiç nankör değil tıkır tıkır işliyor. Ve bombamız patlayacak.

Kaçaktım ve azili bir takipçim vardı, her an nefesini ensemde hissediyordum. Nereye gitsem peşimdeydi. İzlerimi takip ede ede geliyordu hep. En büyük hapishane insanın kendisine kurduğudur. Ve ben bir daha dönmeyecektim oraya. Sürek avı uzun zaman önce başlamıştı. Hapishane de rutini yapan huzurlu bir mahkum olmaktansa, korkular içinde kaçmayı seçmiştim. Beni kendime teslim etmeyecektim. Sonu ne olursa olsun kaçmaya değerdi. Sadece kendimden değil ülkemin kurallarından, istemediğim halde bana dayatılanlardan da kaçıyordum. Oysa 6 ay askere gidebilsem, benimde bir mesleğim olabilirdi. Belki bir kızım olurdu. Facebook a mutlu aile resimlerimi atardım.

Bu kadar elemanı nasıl besliyorsun dedim. Esrarla dedi. Nasıl yani der gibi yüzüne baktım. Esrar veriyorum onlara onlarda işlerini yapıyorlar dedi. Aklım almıyordu esrar karşılığı kim çalışırdı lan. Sigrasını içli bir şekilde çekerek, unutmak zor iştir ben onlara bunu veriyorum diyordu. Sesi boğuklaşmıştı, bir kaç kuru öksürükten sonra toparladı kendini. Cebinde para var mı dedi? Var dedim. Ver bana dedi çıkardım 20 dolar verdim. Bak dedi bu kağıt, sonra ayağa kalktı zulasından bir kitapla geldi. Bu ne dedi, kitap dedim. Yokkkkk bu da kağıt dedi. Parayı göstererek bunun üstünde ne yazıyor dedi. En belirgin olan şeyi söyledim 20. Peki bu kitapta ne yazıyor dedi ( kitabın ismini söylemeyeceğim eksici piç olaylarından gina geldi) dedim bunlar şunlar vs yazıyor. Bak dedi ikisi de kağıt, yarın bir coffee shop a gitsen hangisi ile coffee alırsın dedi. 20 dolarla dedim. Tekrar bana döndü, 20 yi bilmen yeterli dedi. Kendini doyurmak için 20 yeterli, diğer elindeki kitabı tutarak, bunu para diye kasiyere uzatsan, bir şeyler alabilirmisin dedi. Üzerinde 20 dolar yazan kağıtla, üzerinde dünyalar yazan kağıdın hikayesi idi bu, ve sizinde bildiğiniz gibi, 20 dolar o kitabı da satın alabilirdi.

Birbirimizi anlıyor olmanın verdiği huzurla, biraz durulduk. Elemanlar, hayatımda görmediğim kadar otla yüklü torbalarla geliyordu. Eleman bana dönüp, hava atarmışçasına, avustralyayı ben uyuşturuyorum lan dedi. O an içimde, bir nefret oluştuysa da belli etmedim. Ne çeşit bir intikamdi bu? O tarlada toplanan otlar, bir ağızdan girip, derin bir iç çekişle bünyeler de geçici huzura gebeydi. Huzursuzlandığımı anlamıştı. Gel dedi, bana imparatorluğunu tanıtacaktı.

Gözümün gördüğü yer esrar tarlaşıydı. Durduk. Eline bir çocuk alırmış gibi, usulca ve şevkatlice bir tanesini kavradı, bana döndü, gör kimin kafası güzel olacak bununla dedi. O an esrardan öte binlerce kafa görüyordum tarlada, henüz haberleri yoktu bu akşam esintisinden ama. Bu otlar o kafaları dolduracaktı. Koca bir tarla derin bir iç çekişe gebeydi. Esrar içmelerinden dolayı kendini kaybeden arkadaşlarımı hatırladıkça, daha da bir zorlaşıyordu bu tarlada yürümek. Dünyaya bahsedilmiş huzur bir tarlaydı yanıbaşımda. Ben yine huzursuzdum koca esrar tarlası içinde. Binlerce kafa boylu boyunca uzanıyordu önümde. Sırf nedensiz gülebilmek için. Elemanı takip ettim, tüm imparatorluğunu bana gösterdi. Polisle olan ilişkisini anlattı. İşin ilginci parası ancak bu çarkı döndürmeye yetiyordu.

Aç tavuğun darı ambarında olması gibi, arkadaşlarım göz kapaklarını bile zor kaldırıyordu. İçlerinden birisi bana sürekli iç bu suyu diyordu. Elinde bir bardak suyla gelip iç bunu diyordu. Her defasında içiyordum. Ertesi sabah bana, sana şu veriyordum, çünkü elimdeki şu cennetin suyuydu, içersen sende oraya geleceksin diye sana veriyordum dedi. Cennet bu kadar kolaymıy di la bir cığara uzaktamıy di? Bende bir duman çeksem, herşeyi unutacakmıydım. Yani kısa süreliğine bile olsa bende bunları hissedecekmiydim. Bildiğim bir şey vardı. Huzursuzluğumu huzuruma kurban etmeyecektim. Hikayem böyle başlamıştı böyle devam edecekti

Tarlanın sahibi ile benim dışımda kimse ayık değildi. Eleman bak dedi bana, işte dünya böyle yönetiliyor. Ben yalancı cennetin bekçisiyim, tarlalarımda ki kölelere bak, hepsi beni bekliyor. Hepsi huzurumu bekliyor. Anlamıştım. İmparatorluğunun büyüklüğünü, artık içimdeki kızgınlık ta geçmişti ona karşı. Dağ başında yaşayabilmenin, nelerden geçtiğini biliyordum artık. Bir yanardağdı orası külleri ile bünyeleri yakan. Ve kendi cehennemlerinde yanmaya gönüllü bir çoğunluk vardı aşağıda. Bizim elemanlar götü yavaş yavaş toparlarken, arkamızda esrar tarlalarını bırakacaktık, vitrini ineklerle süslenen.

Zula da kaliteli esrar gaz pedalına abanıyordu arkadaşım. Bense bir daha tadıp tatmayacağımı bilmediğim şaraplarla arkadaydım yine. Cebimde de elemanın numarası vardı. Başıma birşey gelirse arayayım diye. Camdan bakıyordum, koca vadi bulutlar altındaydı. Dumanlı bir kafa gibi ardımızda usulca küçülüyordu. Niye dumanlı diye sormadım kendime, çünkü dumanlıydı. Aynı duman minibüs in içindeydi. Cıgarayı çeken ağacın yaprağında bile gülecek bir neden buluyordu.
__________________











Geçen zamanın cevapları, bugünün sorularına ışık vermiyor, geleceği de belirsiz kılıyor.

SerseriGezgin Şu Anda Forumda.   Alıntı ile Cevapla
3 Üyemiz SerseriGezgin'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 13.07.13, 16:25   #20
Cehennem Yolcusu

SerseriGezgin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2011
Yaş: 32
Konular: 1409
Mesajlar: 7,039
Ettiği Teşekkür: 29518
Aldığı Teşekkür: 31628
Rep Derecesi : SerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Ruhsuz
Standart Cevap: Günde İki Litre Şarap İçiyorum - Tezek(Blog Yazısı)

Chapter flashback;

On vizeyi almışım au ya geleceğim. Sabah bir tel geliyor, karakoldan. Yeğen askerlik şubesinden, faks geldi karakola gelmen lazım. Hassıktır herşey bok olmuş durumda. Patronu arayıp durumu bildiriyorum. Alpay abi karşılıyor beni karakolda, beni boktan çıkaran abi. Ooo yeğen, hoşgelmişsin diyor. Abi ne iş diyorum. Korkma lan şube faks çekmiş, bize bir görünmen lazım diyor. Gidiyorum, çay içiyoruz ifade verdiğim yerde, he iste kağıtlar bunlar walla ne yapsak bilmiyoruz diyor. Abi diyorum, 3 hafta sonra ülke dışına çıkacağım. He öyle ama, bazı sorunlar var diyor. Nedir abi diyorum. Karakolun bazı eksiklikleri var. Camera sistemi kurulacak, ve bir kaç pc ye ihtiyacımız var, sizin kafede kesin çıkma pc vardır. Kafamdan olmasa da yaratırım diyorum. He sen bu kağıtları düşünme bu işleri hallet, biz gerisini çözeriz diyor. Abi diyorum bak götü ortaya koyuyorum, beni hava alanında çevirirlerse, bittiğim andır. Bana bakıyor, lan git ve dediklerimi yap diyor. Köprüde beni göz altına alan polis, korkma diyor bana. Aklımdan yaşadıklarım, o akşam nezarete getirilişim, nerdeyse bütün parayı bir çığ köfteye verişim aklıma geliyor. Dayımın da bulunduğu oda da tır titriyordum. Herşey soğykuktu, bitli nezaret battaniyesinin, verdiği huzuru kimse vermemesti oysa. Herşey yalandı, alpay abiye de güvenemiyordum. Ne kadar sırıtsa da içimde hep bir kuşku vardı. Oysa eleman götümü karşılıksız kollamıştı. Ama güvenemiyordum. Kafeye gelip sigara isteyen memurlara sürekli gbt kontrolü yaptırıyordum. La bah tezek bişi çıkarsa seni almak zorunda kalırız diyorlardı. Abi bak diyordum yine de.

Chapter; asker kaçağı,

Kalabalık bir ortam olduğumuz için ekipler sürekli, geliyordu. Yaw bize 70 kimlik getir, bu akşam ki görevimiz bu diyorlardı. Kendinden emin bir şekilde kimliklerini verip göz altına alınanları da görüyordum. Yada sandalyeye iyice gömülüp, daşağını yiyem beni eş geç diyenleride. Kimliği almış gibi yapıp bir diğerine geçiyordum. Kimisi ben oyun oynarken beni rahatsız etme, istersen götümü al diyordu. Ne farklı boyutlardaydık. Bense uçuyordum cennete 2 hafta sonra. Hepsi bitecekti. Başarı hikayelerini dinlediklerimden biri olacaktım. Heyecanı içindeydim uçacak olmanın, memur abilerde vardı yardım eden, kaçmama. Sıktır boktan bir mağzaya girdim ayakkabı aldım. Sonra bavul aldım. Yanımda 20 kilo almama izin vardı. Vazgeçemeyeceklerimi seçiyordum bavula koymak için. Ağlamaklı bir işti, beni var eden çoğu şeye elveda diyordum. Sevgilenden kalmış bir saç teli bavula, ders notları çöpe. Hayatımı ikiye ayırıyordum. Acımasız olmazsam eğer 20 kilo yetmeyecekti. Tam 1 günümü ayırdım buna. İstanbulda, çatı katında yaşamımı ikiye ayırıyordum. Geride bırakacaklarıma elveda demenin vakti gelmişti. Lisedeki fotorağlarımı atamadım. Sihirli bir değnek olsaydı da oraya o anlara geri dönseydim. Liseliler bu yüzden aşağılık, çünkü orada var olma şansımız artık yok.
__________________











Geçen zamanın cevapları, bugünün sorularına ışık vermiyor, geleceği de belirsiz kılıyor.

SerseriGezgin Şu Anda Forumda.   Alıntı ile Cevapla
2 Üyemiz SerseriGezgin'in Mesajına Teşekkür Etti.
Cevapla

Bu Sayfayı Paylaşabilirsiniz

Etiketler
blog, dedi, günde, içiyorum, litre, tezek, tezekblog, yazısı, şarap


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


İlgili Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Şarap Hakkında Her Şey | Dekantasyon Nedir? Canan İçecekler 13 15.02.16 14:58
Bitkilerle Ateş Tedavisi Liaaa Alternatif Tıp 3 13.03.14 15:26
Şarap Yapımı ve Kültürü Canan İçecekler 17 23.02.13 15:13
Şarap Sattıran Çizgi Roman DarkAngeL Dünya Edebiyatı 1 20.10.12 11:19
Ermeni Sorunu, İddialar, Gerçekler Kartal Türk Tarihi 29 26.01.09 03:21


WEZ Format +3. Şuan Saat: 22:50.


Powered by vBulletin® Version 3.8.8
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0 PL2 ©2011, Crawlability, Inc.
Copyright ©2000 - 2017 www.forumgercek.com
Protected by CBACK.de CrackerTracker
Önemli Uyarı
www.forumgercek.com binlerce kişinin paylaşım ve yorum yaptığı bir forum sitesidir. Kullanıcıların paylaşımları ve yorumları onaydan geçmeden hemen yayınlanmaktadır. Paylaşım ve yorumlardan doğabilecek bütün sorumluluk kullanıcıya aittir. Forumumuzda T.C. yasalarına aykırı ve telif hakkı içeren bir paylaşımın yapıldığına rastladıysanız, lütfen bizi bu konuda bilgilendiriniz. Bildiriniz incelenerek, 48 saat içerisinde gereken yapılacaktır. Bildirinizi BURADAN yapabilirsiniz.
Page Rank Icon
Bumerang - Yazarkafe
McAfee Site Denetleme
Norton Site Denetleme
www.forumgercek.com Creative Commons Alıntı-Lisansı Devam Ettirme 3.0 Unported Lisansı ile lisanslanmıştır.