MERHABALAR
Forum Gerçek üyesi değilsiniz ya da Üye Girişi yapmamışsınız.
Sitemizden tam olarak yararlanabilmek için;
Lütfen Buraya tıklayarak üye olunuz.
Forum Gerçek

Forumları Okundu Kabul Et Bugünkü MesajlarYazdığım Cevaplar Açtığım Konular Kim Nerede
Geri git   Forum Gerçek > Türkiye ve Dünyadan Haberler > Ülkemiz ve Dünya Gündemi > Serbest Kürsü

Serbest Kürsü Her konuda tartışma açılan konular burada


Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
Eski 12.04.19, 14:33   #1
Çiçekci kız

Canan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2011
Konular: 8021
Mesajlar: 29,651
Ettiği Teşekkür: 108255
Aldığı Teşekkür: 156982
Rep Derecesi : Canan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: none
Standart Aşk Değil, Bir Gönül Hikayesi

Aşk Değil, Bir Gönül Hikayesi

Türkiye’nin en önemli bestecilerinden biri..

22 senedir evli ve hatta bir kızı var. Öldüğü gün gazeteler onun, öte dünyada başka bir kadına kavuştuğunu yazıyor. Herkes de bunu onaylıyor. Garip değil mi?

Büyük besteci ve müzisyen Melih Kibar’ı kaybedeli bugün tam 19 sene oldu. Ancak tarih onu, sadece zihnimize pelesenk olmuş besteleriyle değil, ruhumuzu okşayan bir “gönül” hikayesiyle de tanıdı.

24’ünde Boğaziçi Üniversitesi’nde kimya mühendisliği okuyan bir öğrenci Kibar. Aynı zamanda konservatuvarın piyano bölümünü bitirmiş, Timur Selçuk’un öğrencisi. Bir gün derste ödev olarak ilk kez katılacağımız Eurovision’a bir sinyal müziği bestelenmesini ister Selçuk. Ödevi ilk yapan öğrenci Melih Kibar’dır. Hatta önce utancından bir şarkı bestelediğini söyleyemez. Ama diğer öğrencilerden ses çıkmayınca Kibar utana sıkıla çalar. Dinler dinlemez “aranılan parça bulundu” diyerek Timur Selçuk yerinden kalkar.

ÇOBAN YILDIZI İLE AYDINLANAN BİR YOL


Eser, bir sinyal müziği olarak bestelenmesine rağmen yarışan diğer parçalar kadar puan toplar. Hatta yıllarca Eurosivion’un Türkiye’nin resmi parçası olur. Kibar o günlerde başarısının çok farkında değildir. Öğrenci olduğu için Ankara’ya gidemeyen Kibar, yarışma gecesini evindeki televizyondan izler. Kendi parmaklarıyla hayat verdiği şarkıyı duyduğunda televizyonun önüne çöküp ağlamaya başlamıştır.

Derken şarkının 45’liğe dönüştürülmesine karar verilir ancak isim gerekmektedir. Bir şair hanımdan yardım istenir. O da son derece isabetli bir biçimde “Çoban Yıldızı” der, çünkü bu yıldızın aynı çobanlara yol gösterdiği gibi Melih Kibar’ın da hayatına yön vereceğini hissetmiştir. Kibar bu ismi ilk duyduğunda “aşırı romantik” bulsa da efendiye itiraz edemez. 45’lik, Ferahnak makamında bestelediği ikinci bir parça ile kısa süre içinde dinleyicisine kavuşur.



8 YIL 3 GÜN...

Çiğdem Talu işte o dinleyicilerden biridir. 36 yaşında bir İngilizce öğretmeni olan Talu aslen edebiyatçı bir aileden gelmesine rağmen, o güne kadar hiç bu alana ilgi duymamıştır. Ancak ne zamanki bu 45’likle, özellikle de Ferahnak makamındaki beste ile tanışır, bir de üzerine bunları 24 yaşında bir gencin bestelediğini öğrenir ve yakın dostu Timur Selçuk’tan onları bir araya getirmelerini rica eder.

1975 yılının 25 Mayıs’ı, bir gece yarısı Melih Kibar, arkadaşı Mustafa Oğuz ile Çiğdem Talu’nun Bebek sırtlarındaki evine, Marmaris’te düzenlenecek bir festival projesini görüşmeye ziyarete giderler. Bu karşılaşma birlikte geçirecekleri 8 yıl, 3 günlük birlikteliğin ilk anıdır. Gecenin finalinde Kibar, bestelediği bir başka şarkının kaydını Talu’ya bırakarak o evden ayrılır. "İşte Öyle Bir Şey"in hikayesi böyle başlar. İkilinin birlikte hayat vererek yarattığı ilk şarkı olarak...

Öyle ki, Kibar daha sonra bu şarkıdan bahsettiğinde “Neden bestelediğimi bilmediğim bir parçanın içindeki ruhu Çiğdem çıkarmıştı. Ben de bir söz yazacak olsam her harfine kadar aynı olurdu” der. Şarkı yine bir Kibar & Talu eseri olan “Sevdan Olmasa” ile birlikte Erol Evgin tarafından seslendirilir ve uzun süre müzik listelerinin ilk sırasında yer alır.



ORTAK DİL, EŞ RUH

Melih Kibar ve Çiğdem Talu hikayesi aynı bu şekilde birbirinden ilham alarak başlar. Başka kariyerler yaparken gönüllerinde yatan asıl mesleği birbirlerinden aldıkları cesaretle ortaya çıkardıkları ve ruhlarını yarattıkları şarkılarda bedenleştirdikleri bir hikayedir bu... Belki de bu yüzden sadece “aşk” kelimesinin yeterli gelemeyeceği bir dil, yol, amaç ve ruh birlikteliğidir de aynı zamanda.

"İŞTE O AN BİR FIRTINA KOPAR"


Talu, Kibar’ın müzik kariyerinin en büyük destekçisi olur. Onu yeni besteler yaratmaya, şarkılar yazmaya yüreklendirir. Öte yandan Kibar’ın yine mantığı ağır basar ve kimya mastırını tamamlamak için babasıyla Londra’ya gider. Gittiği ilk gece yaşadığı bir olay, belki de bu ilişkinin kendine has bağının en somut göstergesi olarak tarihe geçecektir.

O gece Londra’da adeta bir okyanus fırtınası çıkar ve ortalık kalkıp kopar. Kibar’ı bu fırtına çok korkutur ve korkusunu biraz olsun atabilmek için kaldıkları yerde gezinmeye başlar. Her yer zifiri karanlıktır. Bir anda ayağı sert bir şeye çarpar. İnanılır gibi olmasa da piyano çıkmıştır karşısına ve o anki tüm korkusunu notalara döker. Yetmez, hemen yaptığı besteyi bir kasete kaydederek, İstanbul’a döneccek olan babasıyla Çiğdem Talu’ya gönderir. Kısa bir zaman sonra 2 sayfadan oluşan pembe bir mektup gelir Londra’ya... Kibar mektubu açtığında gözlerine inanamaz. Hatta ayakta durabilmek için duvara tutunur bir süre... Derin bir nefes alır... Hemen telefona koşar... Talu’ya bağlanması tam 8 saat sürer, telefon başında sesini duyana kadar bekler... Talu, Kibar’ın içinde bulunduğu fırtınadan, korkusundan habersiz “İçimdeki Fırtına”yı yazmıştır. İkisi de telefonda ağlamaktadır.

“Her şey seninle güzel, olmayacak düşlerin peşinden koşmak bile...”

Her ne kadar dönem, aralarındaki ilişkinin rahatlıkla “aşk” olarak söyleme dökülmesine izin vermeyecek kadar nazik olsa da, aralarındaki yaş farkının çevrelerinde yaratabileceği yanlış intibadan ikisi de endişe duymaktadır.

Talu, Osmanlı ailelerinden Recaizade Ekrem’in torununun kızı. Saray geleneğinden gelen bir ailede, kızı ve annesiyle birlikte mazbut bir hayat yaşıyordur. Üstelik öğretmenlik yaptığı için belki de içgüdüsel olarak kendinden küçük biri ile bu kadar yakın bir ilişki içinde olmanın tedirginliği vardır. İlk şarkılarının sözlerinde aslında biraz da bu çekimserliği, küçük imalar ile büyük etkiler yaratabilmekte bir ustalığa dönüşür. Ancak aralarındaki ilişkinin salt “kadın – erkek aşkı” olarak yorumlanma ihtimali bile içlerini acıtır. Çünkü aralarında bunun da ötesinde bir bağ vardır. Belki de bunu aynı bilinçte idrak ettiklerinden olacaklar ki, ikisi de birbirini özgür bırakmaya karar verir. Birbirlerini tam anlamıyla kaybetmemek için çareyi birbirlerinden vazgeçmekte bulurlar. Şarkılardaki beraberlikleri yine devam edecektir. Ki gerçekten de hayatları boyunca birbirlerine en yakın nefes olurlar. Hatta sadece birkaç yıl sonra Talu, Kibar’ın nikah şahidi olacaktır.

“SENİ UNUTANLARI SEN OLSAN SEVER MİSİN”


80’lerin başında Talu’ya kanser teşhisi konur. Öyle ki Kibar buna bir türlü inanamaz. Kendi deyimiyle adeta bir “kadın peygamber” olarak gördüğü, birçok konuda onu motive eden, ilham veren hayat dolu kadının böyle bir hastalığa yenik düşeceğini aklına getirmek istemez. Londra’ya tedaviye giden Talu oradan hep mutlu ve fotoğraflar gönderir. Çok iyi olduğunu söyler. Ama aslında ruh hali şarkı sözlerinde gizlidir.

“serde gençlik var koca çınar sevda var

sen sevdanı çiğneyip geçer misin?

öte yanda gurur var

ölesiye gurur var

seni unutanları, sen olsan sever misin?”

Talu’nun Londra’da tedavi gördüğü süreçte Kibar hiç yanına gidemez. O günleri Kibar, tüm samimiyetiyle şöyle anlatır.

“Kendimi, Çiğdem’in hastalığının ciddiyetinden uzak tutmaya çalıştım. Öleceğini hiçbir zaman düşünmedim. Belki de bu bir zayıflıktı ve gerçekle yüzleşmek istemedim.”

Talu tedavisi tamamlanıp da Türkiye’de döndüğünde Kibar ile birlikte projelere sağlığı el verdiğince devam ederler. Ancak durumu günden güne daha kötüleşmektedir.

Tanıştıklarından tam 8 yıl sonra aynı gün...

Talu artık ölüm döşeğindedir ve vedalaşmak için giden Kibar adeta başka biriyle konuştuğunu söyler. Tam olarak konuşamazlar bile... Bu onu son görüşüdür.

Ne haberi aldığında, ne cenazeye gittiğinde ne de defnedilirken bir damla bile düşmez Kibar’ın gözlerinden... Ta ki arkadaşının Vosvos’unda cenazenin gelmesini beklerken... Tam 4 dakika... Hiç durmadan haykırırcasına ağlayana kadar...

Bu hikayeyi Melih Kibar’dan dinlerken, her günü, tarihi, anı, süreyi “bugün gibi” hatırladığın şahit oluyoruz. Sanki Talu, Kibar’ın duygularını yuvasından çıkaran ve çıkarırken de bunu mantıklarının karşı gelemeyeceği bir düzleme oturtmayı başarabilen bir yöntem ustasıydı. Belki de Kibar, bu hikayeyi anlatırken son zamanlarında gösterdiği zayıflığı gizlemenin tersine, onları açık ederek kendini kayırmamasını Talu’ya bir borç gibi görüyor ve aralarındaki bağa bağlılığına bir kez daha hayran bırakıyor.



SESSİZ VEDA

Yıllarca birçok aşka, özleme, sevgiye ses olan bu ikilinin birbirine vedası umulmayacak kadar sessiz olur. Talu’nun ölümünden sonra derin bir sessizliğe gömülen Kibar’ın parmakları uzun bir süre piyanoya gitmez. Gittiğinde ise dökülen ilk şarkı “Sessiz Veda”dır.

Yıllar sonra Çiğdem Talu’nun kızı Zeynep Talu, bu şarkıya bir söz yazmak istediğini ama Kibar’ın sanki bu şarkıyı özellikle söz yazılamayacak şekilde bestelediğini söyleyecektir.

İşte tam 19 yıl önce bugün o da aynı Talu gibi 54’ünde, yine onun gibi kansere yenik düşerek (belki de kendini özellikle düşürerek) bu dünyaya veda eder.

Geride bu birlikteliğin meyvesi 270 unutulmayan eser kalır.

Kendi sessizliklerinin inadına birçok kuşağın hikayesine dokunan ses olur, söz olur...

Günümüze kadar erişen bir “bağın” hala bilinmeyen sırrı olur.

Elçin Demiröz

Odatv.com

__________________
Canan isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Canan'in Mesajına Teşekkür Etti
Cevapla

Bu Sayfayı Paylaşabilirsiniz

Etiketler
değil, gönül, hikayesi


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



WEZ Format +3. Şuan Saat: 00:10.


Powered by vBulletin® Version 3.8.8
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0 PL2 ©2011, Crawlability, Inc.
Copyright ©2000 - 2019 www.forumgercek.com
Protected by CBACK.de CrackerTracker
Önemli Uyarı
www.forumgercek.com binlerce kişinin paylaşım ve yorum yaptığı bir forum sitesidir. Kullanıcıların paylaşımları ve yorumları onaydan geçmeden hemen yayınlanmaktadır. Paylaşım ve yorumlardan doğabilecek bütün sorumluluk kullanıcıya aittir. Forumumuzda T.C. yasalarına aykırı ve telif hakkı içeren bir paylaşımın yapıldığına rastladıysanız, lütfen bizi bu konuda bilgilendiriniz. Bildiriniz incelenerek, 48 saat içerisinde gereken yapılacaktır. Bildirinizi BURADAN yapabilirsiniz.
Page Rank Icon
Bumerang - Yazarkafe
McAfee Site Denetleme
Norton Site Denetleme
www.forumgercek.com Creative Commons Alıntı-Lisansı Devam Ettirme 3.0 Unported Lisansı ile lisanslanmıştır.