Merhabalar
Forum Gerçek üyesi değilsiniz ya da Üye Girişi yapmamışsınız.
Sitemizden tam olarak yararlanabilmek için;
Lütfen Buraya tıklayarak üye olunuz.
Forum Gerçek

Forumları Okundu Kabul Et Bugünkü MesajlarYazdığım Cevaplar Açtığım Konular Kim Nerede
Geri git   Forum Gerçek > Bir Yudum İnsan > Sosyal Bilimler

Sosyal Bilimler Sosyoloji, felsefe, hukuk


Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
Eski 31.08.14, 15:20   #1
» Memleket Delisi «

Asena - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Aug 2014
Konular: 108
Mesajlar: 2,332
Ettiği Teşekkür: 13967
Aldığı Teşekkür: 9973
Rep Derecesi : Asena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: none
Standart Türkiyede Anayasaların Tarihi- "TC" Anayasaları...




Magna Carta (1215) ile dünyanın Anayasa hareketlerine öncülük etmiş olan İngiltere başta olmak üzere, hemen bütün demokrasi mücadelesi yapan ülkelerde anayasal metinlerin tek amacı olmuştur: İktidardaki mutlak hükümdarın yetkilerinin sınırlanması. Bunun tabii sonucu da hükümdar karşısında, vatandaş hak ve özgürlüklerinin sınırlarının genişletilmesidir.


Türkiye'nin siyasal gelişmesi içinde de anayasal hareketler yukarıdaki çizgiyi izlemiştir. Buradaki anayasal hareketler deyimi geniş onlamda kullanılmış olup, yalnızca Anayasa yapılması ile ilgili değildir. Osmanlı-Türk tarihinin iik Anayasa'sının 1876 tarihini taşımasına rağmen, anayasal hareketler çok doha önceleri başlamıştır.


Anayasal hareketler, yukarıda da değindiğimiz gibi, talepte bulunanlar açısından bir tür hürriyet mücadelesidir. Başlangıçta bu, hükümdar tebaasının (subject), vatandaş (citizen) olma, vatandaş statüsüne kavuşma çabasıdır. Hükümdara karşı girişilen mücadele sonunda, hükümdarın tebaası olmaktan kurtulan kişi, devletin vatandaşı olmaktadır. Bundan böyle vatandaş bir takım haklara ve hürriyetlere kavuşmakta ve haklar, hükümdarın tekelinden çıkarak vatandaşlarla paylaşılmaktadır. Bir kısım haklarını vatandaşlarıyla paylaşmak zorunda kalan hükümdarın haklarının alanı, doğal olarak, daralmaktadır.


Senedi İttifak


Bu açıdan bakıldığında, Osmanlı tarihinde rastlıyacağımız ilk belge Senedi İttifak'tır: Senedi ittifak, Padişah II. Mahmut'la Anadolu va Rumeli ayanı arasında imzalanmış bir pakttır. Osmanlı tarihinde ilk kez; bu belgeyle bir padişah, devletin bozuk durumunu düzeltmek üzere, taşra teşkilatındân yardım istemektedir. Taşra teşkilatının yani Anadolu ve Rumeli Beylerinin sağlıyacağı bu yardım tek taraflı değildir. Bunâ karşılık, Padişah da vatandaşlarına bir takım taahhütlerde bulunmakta, mükellefiyet altına girmektedir. Yani Padişah artık eskiden olduğu gibi, dilediği şekilde hareket hakkına sahıip değildir. İki tarafşı bu anlaşmayla Padişahın hakları, az da olsa daraltılmıştır. Bu suretle ilk defa mutlak iktidar, sınırlı bir iktidara dönüşmeye başlamıştır.








Tanzimat Fermanı


Yine Anayasa hareketleri açısından, Osmanlı döneminin ikinci önemli belgesi 1839 tarihli Tanzimat Fermanı vaya diğer adıyla Gülhane Hattı hümayunu'dur. Bu da tabii ki bir Anayasa değildir. Fakat anayasal gelişmeler içerisinde önemli bir yeri olan bir belgedir. Gülhane'de yabancı devlet temsilcileri önünde okunan bu fermanla Osmanlı vatandaşlarına can ve mal güvenliği konusunda güvenceler verilmekte; askerlik ve vergi konularının daha adil bir şekilde düzenlenmesi öngörülmektedir.
Bütün bunları gerçekleştirmek için Meclisi Ahkamı Adliye isimli bir kurulun oluşturulması da Tanzimat Fermanı'nda karar altına alınmıştır. Padişah, Fermanın sonunda; yeni çıkacak kanunlara uyacağını belirtmiş, bunlara aykırı hareket etmeyeceğine Allah üzerine yemin etmiştir.
Senedi İttifak'ın Padişah'la Ayan arasında imzalanan iki taraflı bir pakt olmasına Karşılık, Tanzimat Fermanı, Padişah'ın tek taraflı iradesiyle tebaasına tanıdığı hakları ihtiva eden bir belgedir. Burada Padişah, bir çeşit ''auto-limitation'' yoluyla kendi haklarını kendisi sınırlandırmaktadır.



Diğer Fermanlar


Tanzimat Fermanı'ndan sonra iki ferman daha çıkarılmıştır. Bunlardan birincisi Padişah Abdülmecit'in Babıali'de okuduğu 1845 tarihli Hattı Hümayun'dur. Daha önce vaad edilen kanunların çıkarılmadığını vurgulayan bu fermanda Padişah, gerekli düzenlemelerin yapılması için direktifler vermektedir.


Bunu takiben, 1856'da çıkarılan Istahat Fermanı da yine bir takım yasal düzenlemelerle imparotorluğun sorunlarına çözüm arayan önemli bir belgedir.


Anayasaların hazırlanış şekillerinden biri olan ve ''ferman usulü'' denen bu yöntemle hazırlanan bütün bu fermanlar, Türkiye'nin anayasal gelişmesi içerisinde, birer nirengi noktasıdır.
1876 Kanuni Esasisi


Osmanlı-Türk tarihinin ilk Anayasası 1876 tarihli Kanunu Esasi'dir. Bu Anayasa, dinci, monarşik bir devlet şekli kabul etmektedir. Padişahın, o zamana kadar fermanlarla sınırlanmış da olsa, tek başına kullandığı otorite bundan böyle, Padişahla meclis arasında taksim edilmektedir.


Bu Anayasa ile yasama yetkisi, Meclisi Umumi adı verilen ve Heyeti Ayan ile heyeti Mebusan adlarında iki meclisten oluşan bir organa verilmiştir. Yani 1961 Anayasası'nda olduğu gibi, iki meclis sistemi kabul edilmiştir.


Ayan Meclisi, İngiltere'nin Lordlar Kamarası'na benzetilerek, üyelerinin kaydı hayat şartıyla Padişah tarafından, doğrudan doğruya, atanması esası kabul edilmiştir. Ayan azası olabilmek için 40 yaşını doldurmuş, işleri ve eserleriyle memleketin güvenini kozanmış, devlet işlerinde iyi hizmeti ile tanınmış olmak koşulları aranmıştır.


Mebusan Meclisi'nde müzakere ve kabul edilen kanun lâhiyaları daha sonra Ayan Meclisi'nde görüşüşür. Ayan Meclisi, önüne gelen kanun tasarılarını şeriata, Padişahın hak ve ayrıcalıklarına; hürriyetlere Anayasa hükümlerine, devletin bütünlüğüne, ülkenin iç güvenliğine, genel ahlâkcı aykırı hususlar görürse bu tasarıları kesin olarak red eder veya değiştirilmek üzere Mebusan Meclisi'ne geri gönderir. Kabul ettiği kanun tasarılarını ise Padişahın tastikine sunmak üzere Sadrazam'a havale eder.


Mebusan Meclisi, her elli bin erkek vatandaşa bir temsilci olmak üzere, seçilecek kimselerden meydana gelir. Seçme ve seçilme hâkkı yalnız erkeklere tanınmıştır. Mebusan Meclisi üyeliği için 30 yaşın doldurulmuş olması gerekir. Seçim dönemleri 4 yıldır.
Yürütme Organı: Bu organın başı Padişah'tır, Padişah bu yetkisini bakanları vasıtasile kullanır. Bakanların göreve atamaları ve yerlerinden alınmaları tamamen Padişah'ın yetkileri içerisindedir. Padişahlık ise veraset yoluyla babadan oğula intikal eder. Padişah'ın hak ve yetkiteri son derece geniştir. Bunların arasında Meclisi Mebusan'ın feshi, harp ve sulh yapma, yabancı devletlerle andlaşmalar imzalama, silâhlı kuvvetlere kumanda etme gibi yetkiler vardır.


Yürütme organının diğer kanadı ise Sadrazam, Şeyhülislâm ve vekillerden oluşan Bakanlar Kurulu'dur. Bakanlar Kurulu Padişah taraıfından tayin edildiği gibi yine onun tarafından görevden de alınabilir.


Meclisle Bakanlar Kurulu arasında bir anlaşmazlık çıktığı taktirde Padişah, Bakanlar Kurulu'nu değiştirebileceği gibi, onları haklı gördüğü taktirde Meclisi de feshedebilir.
Padişah'a çok önemli bir yetki de 113. madde ile tanınmıştır. Bu maddeye göre Padişah, hükûmetin güvenliğini tehdit ettikleri anlaşılan kişileri, ülkenin çok uzak yerlerine sürgüne gönderme hakkına sahiptir. Nitekim Padişah, bu hükme dayanarak bir çok sürgünler yapmıştır.


1876 Anayâsası, 1903 ve 1914 tarihlerinde iki kez değişikliğe uğramıştır. 1909 değişikliğinde, Meclis'in feshi ile ilgili 35. madde değiştirilerek Meclis'in ağırlığı artırılmış ve feshi zorlaştırılmıştır. Bunun yanı sıra, Padişah'a vatandaşları sürgün etme yetkisi veren ünlü 113. madde de yürürlükten kaldırılmıştır. Böylece Padişah'ın yetkileri biraz daha daraltılırken, parlemonter rejime doğru meyil de artırılmıştır.


1914 yılında Kanunu Esası iki defa daha değiştirilmiştir. 7, 35, 43 ve 102. moddelerle ilgili bu değişiklikler üzerinde daha fazla durmadan, anayasal hayatımızın gelişme seyrini izlediğimizde, Meclisi Mebusan'ın 16 Mart 1920'de İstanbul'u işgal eden İngilizler tarafından basılıp, dağıtıldığını görüyoruz.












1921 Anayasasının resmî adı “Anayasa” değil, “Teşkilât-ı Esasiye Kanunu”ydu.



TBMM'nin yaptığı ilk anayasa görüşmeleri, 19 Kasım 1920 tarihinde başladı. 20 Ocak 1921 günü yapılan oylamayla ise kabul edildi.
Böylece millî egemenlik ilkesine dayalı ilk Anayasa yürürlüğe girdi.

1921 Anayasası 23 maddeden oluşan oldukça kısa bir metindi.
İlk dokuz maddesi devletin dayandığı temel ilkeleri sayıyordu. Egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu, yasama ve yürütme yetkilerinin milletin tek ve gerçek temsilcisi olan TBMM'de toplandığı esasları, halka dayalı devlet ve güçler birliği ilkelerini en kesin ve açık biçimde ifade ediyordu. Ancak, 1921 Anayasasında Devlet başkanının bulunmayışı, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin düzenlenmeyişi, yargı ile ilgili hükümlerin olmayışı önemli eksikliklerdi.


1921 ANAYASASI ( TEŞKİLAT-I ESASİYE'Sİ)
  • Cumhuriyetin ilanından önce Kurtuluş Savaşı devam ederken kabul edilen bir anayasadır.
  • Ayrıntılı olmayan kısa bir anayasa olup hak ve özgürlüklere yer vermemiştir.

  • Yasama, yürütme ve yargı güçleri TBMM'de toplanmıştır. (Güçler birliği)

  • Milli egemenlik ilkesinin kabul edildiği ilk anayasadır.

  • Türk tarihinin en kısa süreli anayasasıdır.

  • TBMM Başkanı aynı zamanda Devlet Başkanı'dır.

  • İlk ve tek yumuşak (kolay değiştirilebilir) anayasadır.

  • Kuvvetler birliği ilkesini benimsemiştir.

  • Hükümet, seçtiği vekiller tarafından yönetilir.

  • Seçimler iki yılda bir yapılır.








CUMHURİYET DÖNEMİ ANAYASASI


1924 Anayasası


Cumhuriyet'in ilk Anayasası 24 Nisan 1924 tarih ve 491 sayılı Teşkilatı Esasiye Kanunu'dur. Bu Anayasa, o tarihten 1960 yılına kadar yürürlükte kalmış ve 27 Mayıs 1860 askerî müdahalesiyle yürürlükten kaldırılmıştır.


1921 Anayasası gibi pek ayrıntılı olmıyan bu Anayasa da 105 maddeden ibarettir. Devlet şekli yine cumhuriyettir. Başlangıçta devletin dini, İslâm dini olarak kabul edilmişse de 1928 yılında bu hüküm Anayasa'dan çıkarılmıştır.


Bu Anayasa da tek meclis sistemini kabul etmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi adını taşıyan bu meclis 4 yılda bir şeçilir. Seçmen yaşı 22 ve seçilme yaşı 30 dur. 1934 tarihinde kadınlara da seçme hakkının tanınmasıyla seçimlerde genel oy esası kabul edilmiş oluyordu. 1935 seçimlerinde kadınlar, ilk kez, hem seçmiş ve hem de seçilmişlerdir.
Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından, kendi üyeleri arasından, dört yıl için seçilir. Yeniden seçilmek mümkündür. Cumhurbaşkanı Başbakanı seçer. Başbakan da Bakanları seçen Bakanlar Kurulu listesini hazırlayan Başbakan bunu Cumhurbaşkanının onayına sunar. Cumhurbaşkanı tarafından onaylanan bakanlar listesi programı ile birlikte, Meclise sunulur. Meclis tarafından kabul edilen Bakanlar Kurulu kurulmuş olur ve göreve başlar.


Anayasa'nın 5. maddesine göre, yasama yetkisi ve yürütme gücü Türkiye Büyük Millet Mecilsi'nde toplanır. Meclis, yasama yetkisini bizzat kullanır. Yürütme yetkisini ise kendisi tarafından seçilmiş Cumhurbaşkanı ve onun tayin edeceği bir bakanlar kurulu eliyle kullanır. Meclis her zaman, hükûmeti denetleyip düşürebilir. Görüldüğü gibi, her iki yetki de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin elinde toplanmıştır. 1924 Anayasası güçler birliği ve vazife ayrılığı esasına dayanan bir Anayasadır. Oysa 1961 Anayasası'nın kabul ettiği sistem, yumuşak bir güçler ayrılığıdır.


Anayasa'nın 5. faslı hak ve hürriyetlere ayrılmıştır. ''Türklerin Hukuku Ammesi'' başlığını taşıyan bu faslıda klâsik hak ve hürriyetlere yer verilmiştir. Bunlar, 1789 İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi'nin paralelinde düşünülmüş ve konulmuş hürriyetlerdir. Haklar ve hürriyetler arasında, sosyal ve ekonomik haklardan hemen hiç bahis yoktur. Yalnızca mülkiyet hakkı, çalışma hakkı ve ticaret hakkına kısaca değinilmekle yetinilmiştir.


1924 Anayasası 7 defa değişikliğe uğramıştır. 1928 yılında yapılan ilk değişiklikle Anayasa'da bulunan dinî ibareler çıkarılmıştır. 1931 yılındaki değişiklik bütcenin, malî yıl başlamadan en az üç ay önce Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne verilmesi zorunluluğunu getirmiştir. 1934 yılındaki üçüncü değişiklikle kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır. 1937 yılı değişikliğiyle Cumhuriyet Halk Partisi'nin 6 ilkesi Anayasa'ya geçirilecek, Anayasa hükmü şekline getirilmişir. Bunun yanı sıra, her bakanlıkta bir siyasal müsteşarlık kurulmuştur. Fakat aynı yıl yapılan diğer bir değişiklikte, yararları görülmeyen, bu müsteşarlıklar kaldırılmıştır. 1945 te yapılan altıncı ve 1952 yılında yapılan yedinci değişiklikler Anayasa'nın diliyle ilgilidir. İlk değişiktikle Osmanlıca kelimeleri yeni Türkçe'ye çevrilen Anayasa, ikinci değişiklikle yeniden, eski Osmanlıca dile döndürülmüştür. Bu yedi değişikliği geçiren Anayasa, 1960 yılına kadar yürürlükte kalmış, 27 Mayıs 1960 askerî müdahalesi sonucunda yürürlükten kalkmıştır.


1924 ANAYASASI:


  • Cumhuriyet döneminin ilk anayasasıdır.

  • 36 yıl yürürlükte kaldığı için en uzun süreli anayasamızdır.

  • 1937 yılında Atatürk ilkeleri bu anayasaya girmiştir.

  • En uzun süreli anayasadır.

  • En çok değişiklik yapılan anayasadır.
  • Kişi hak ve özgürlükler tanınır.

  • Sosyal haklara yer verilmez

  • Devletin yönetim şekli cumhuriyettir.
  • Devletin dini İslam, başkenti Ankara ve dili Türkçe'dir.

  • Devletin başkenti, rejimi ve bayrağı değiştirilemez.
  • Yasama ve Yürütme yetkileri meclise aittir.

  • Yargı, bağımsız mahkemelerce yürütülür.

  • Seçimler dört yılda bir yapılır.
Not: Devletin dini İslam'dır maddesi 1928 yılında anayasadan çıkarıldı.






1961 Anayasası



27 Mayıs 1980 da başta bulunan iktidarı bir askeri hareketle deviren subaylar grubu örgütlenerek, kendilerine Millî Birlik Komitesi adını vermişlerdir. Millî Birlik Komitesi; kısa bir süre sonra, bir kanun yaparak, 1924 Anayasası'nın bazı hükümlerini değiştirmiş veya yürürlükten kaldırmıştır. 12 Haziran 1960 tarihli ve sayılı bu kanuna ''Geçici Anayasa'' da denilmiştir.



Bu geçici Anayasa'ya göre, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne ait hak ve yetkiler, bu kanundan sonra, Millî Birlik Komitesi'ne geçmiştir. Millî Birlik Komitesi, 27 maddelik bu kanun uyarınca, bir bakanlar kurulu oluşturmuştur. Bu sıralarda, yeni bir Anayasa yapılması çalışmalarına başlanmıştır.


Milli Birlik Komitesi bir takım üniversite öğretim üyelerinden bir komisyon oluşturmuş ve onu yeni Anayasa'yı hazırlamakla görevlendirmiştir. Bu komisyon bir anket hazırlıyarak, çeşitli kuruluşlara gönderip, yeni Anayasa hakkında görüşlerini almıştır. İstanbul Komisyonu adı verilen bu komisyonun çalışması uzayınca, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyeleri kendi aralarında bir Anayasa komisyonu kurarak, bir Anayasa tasarısı hazırlamaya başlamışlardır. Daha önce bitirilen bu tasarı, Millî Birlik Komitesi'ne sunulmuştur.



Bu sırada, memleketimizde ''Kurucu Meclis'' adıyla bir meclisin kurulması ve Anayasa'yı bu meclisin hazırlaması görüşü ortaya atılmıştır. 13 Aralık 1960 tarih ve 157 sayılı yasayla Kurucu Meclis oluşturulmuştur. Bu oluşturulan Kurucu Meclis, iki meclisten meydana getirilmiştir: Birincisi meclis 27 Mayıs 1960 hareketini yapan subayların oluşturduğu Milli Birlik Komitesi, ikincisi ise Temsilciler Meclisi'dir.



Temsilciler Meclisi halk tarafından seçilmemiş, bir takım kuruluşların, içlerinden seçip gönderdikleri temsilcilerden oluşmuştur. Bu Meclis 6 Ocak1961tarihinde Ankara'da toplanarak çalışmalarına başlamıştır. Meclisin içerisinden seçilen bir Anayasa Komisyonu, bir Anayasa tasarısı hazırlamış ve bu tasarı, Temsilciler Meclisinde görüşülmeye başlanmıştır. Burada kabul edilen tasarı Millî Birlik Komitesi'ne gönderilmiş, fakat Temsilciler Meclisi'nin kabul ettiği tasarının bir çok maddeleri, Millî Birlik Komitesi tarafından reddedilerek, tasarı geri yollanmıştır. Sonuçta yeniden tartışılan tasarı 4 Nisan 1961de kesin şeklini almıştır. 9 Temmuz 1961 de halk oylamasına sunulan bu tasarı, oylamaya katılanların % 61,5 inin olumlu oylarıyla kabul edilmiştir. 20 Temmuz 1961 tarihli Resmi Gazete'de Türkiye Cumhuriyeti Anayasası adıyla yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.






1961 Anayasası'nın Özellikleri


6 kısım, 157 madde ve 22 geçici maddeden oluşan 1961 Anayasası bir takım yeni düzenlemeler getirmiştir. 1924 Anayasası'nda bulunmayan bu yeniliklerin başlıcaları şöylece özetlenebilir:



a) Siyasal Partiler: Türk tarihinde ilk kez 1961 Anayasasının 56 ve 57. Maddelerinde siyasal partilerle ilgili hükümler getirilmiştir. Buna göre, siyasal partiler, ister iktidarda, ister muhalefette olsunlar, demokratik siyasal yaşamın vazgeçilmez unsurlarıdırlar. Partiler, önceden izin almadan kurulur ve serbestçe çalışırlar. Vatandaşlar, siyasal parti kurma, partilere girme ve çıkma hakkına sahiptirler. Yalnız, kurulacak siyasal partilerin tüzükleri, programları ve çalışmaları, insan hak ve hürriyetterine dayanan, demokratik ve laik cumhuriyet ilkelerine devletin, ülkesi ve milletiyle bölünmezliği temel hükmüne uygun olmak zorundadır. Bunlara uymayan partiler Anayasa Mahkemesi'nce temelli kapatılır.



b) Kanun hükmünde kararname: Anayasa madde 64, fıkra 2-6 belli konularda, kanunla Bakanlar Kurulu'na kanun hükmünde kararnameler çıkarma yetkisinin verilebilmesini öngörmüştür. Bu kanuna dayanılarak çıkarılan kararnameler, daha sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sunulurlar. Yayınlandıkları gün Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sunulmayan kararnameler ile Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce reddedilenler, bu karar Resmî Gazete'de yayınlandığı gün yürürlükten kalkar.


c) Milli Güvenlik Kurulu: 1961 Anayasası 111. maddesiyle millî güvenlik ile ilgili kararların alınmasında ve koordinasyonun sağlanmasında gerekli temel görüşleri Bakanlar Kurulu'na tavsiye etmekle görevli bir organ kurmuştur. Milli Güvenlik Kurulu adıyla anılan bu organ Başbakan, Genel Kurmay Başkanı, kanunun gösterdiği Bakanlar ile Kuvvet Komutanları'ndan oluşur. Kurula Cumhurbaşkanı, onun bulunmadığı zamanlar Başbakan başkanlık eder.


d) Yönetmelikler: Anayasa 113. maddeye göre, bakanlıklar ve kamu tüzel kişileri, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla yönetmelikler çıkarabilirler. Yönetmelikler Resmi Gazete'de yayınlanır. Yürütme organının çalışmasını kolaylaştıracak normlar olan yönetmeliklere içinde yer vermekle 1961 Anayasası bir yenilik getirmiştir.


e) Üniversiteler: Önceki Anayasa'da yer almıyan üniversiteler, bir özerk kamu tüzel kişisi olarak, bu Anayasa'nın 120. maddesiyle düzenlenmiştir.


f) Türk Radyo Televizyon Kurumu: Türk Radyo Televizyon Kurumu (TRT) ve haber ajansları Anayasa'nın 121: maddesinde, devlet eliyle kurulan ve yönetimleri tarafsız bir kamu tüzel kişiliği şeklinde, yasayla düzenlenen kuruluşlar olarak tespit edilmiştir.


g) Kalkınma Plânı ve Devlet Plânlama Teşkilatı: Anayasa'nın yapılmasından önce 30 Eylül 1960 tarihli yasayla kurulan Devlet Plânlama Teşkilâtı'na Anayasa'nın 129. maddesiyle Anayasa içerisinde yer verilmiştir. Böylece, gerek Kalkınma Planı ve gerekse Devlet Plânlama Teşkilâtı anayasal kurumlar haline gelmiştir.


h) Doğal zenginlik kaynaklarının aranması ve işletilmesi: Anayasa madde 130 petrol, doğal gaz, çeşitli madenler gibi doğal zenginlik kaynaklarının devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğunu, bunların arama ve işletme hakkının devlete ait olduğunu tespit etmiştir. Bu konularda özel teşebbüsün çalışabilmesi, kendilerine devlet tarafından izin verilmesine bağlı kılınmıştır.


i) Ormanlara ve orman köylüsünün korunması ve geliştirilmesi: Anayasa madde 131 e göre, devlet ormanların korunması için gerekli tedbirleei alır. Bütün ormanların gözetimi devlete aittir. Devlet ormanları, kanuna göre devletçe yönetilir ve işletilir. Devlet ormanlarının mülkiyeti, yönetimi ve işletilmesi özel kişilere devrolunamaz. Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir ve bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılamaz.


j) Yüksek Savcılar Kurulu: Anayasa madde 137 fıkra 2, savcıların özlük işleriyle ve disiplin cezaları hakkında karar verme yetkisine sahip Yüksek Savcılar Kurulu oluşturmuştur. Yüksek Savcılâr Kurulu Adalet Bakanının başkanlığında Cumhuriyet Başsavcısı, Yargıtay Ceza Daireleri Genel Kurulunca seçilen üyeler ile Adalet Bakanlığı Müsteşarı ile Özlük İşleri Genel Müdüründen kurulur.


k) Askeri Yüksek İdare Mahkemesi: Anayasanın Danıştayla ilgili 140. maddesinde 22 Eylül 1971 tarihinde yapılan bir değişiklikle eklenen son fıkra Askeri Yüksek İdare Mahkemesi adı altında, asker kişilerle ilgili idarî eylem ve işlemlerin yargı denetimini yapmak üzere bir yüksek mahkeme kurulmuştur.


I) Yüksek Hâkimler Kurulu: Anayasa madde 143 ve 144 yeni bir organ olan Yüksek Hâkimler Kurulu'nu düzenlemektedir: Bu Kurul, Yargıtay tarafından, kendi üyeleri arasından seçilen 11 asıl va 3 yedek üyeden oluşur. Kurul adliye mahkemelerinin hakimlerinin özlük işleri hakkında kesin karar verir. Bir mahkemenin , veya hâkimin kadrosunun kaldırılması veya mahkemenin yargı çevresinin değiştirilmesi Kurul'un uygun görmesine bağlıdır.


m) Anayasa Mahkemesi: Anayasa'nın 145-152. maddelerinde yeni bir yargı organı olan Anayasa Mahkemesi düzenlenmiştir. Kanunların ve Türkiye Büyük Millet Meclisi içtüzüklerini Anayasaya, Anayasa değişikliklerinin de Anayasa'da gösterilen şekil şartlarına uygunluğunun denetlemek üzere kurulan bu yüksek mahkeme 1961 Anayasası'nın getirdiği önemli yeniliklerden biridir.







1982 Anayasası

1980 askeri darbesinden sonra Kurucu Meclis tarafından hazırlandı ver halkoyu ile kabul edildi. Ülke 12 Eylül 1980'de ikinci bir askerî darbeyle karşılaştı. Anayasa askıya alındı, siyasî partiler kapatıldı. Siyaset adamlarının büyük bir bölümüne siyasî yasaklar getirildi.
Yönetime el koyan askerî güç, 1960'da olduğu gibi yeni bir anayasa için "Kurucu Meclis" oluşturdu. İki yıl içinde yeni anayasa hazırlandı ve 7 Kasım 1982'de halkoyuna sunuldu. Oylamaya katılma oranı yüzde 91.27 idi. Sonuçta,1982 Anayasası geçerli oyların yüzde 91.37 "Evet" oyu ile kabul edildi.
1982 Anayasası ile tek Meclis sistemine (Cumhuriyet geleneğine) geri dönüldü. Özerk kuruluşlara yeni statüler verildi. 1982 Anayasasının yürürlüğe girmesinden sonra, ilk milletvekili seçimi, daha önce kapatılmış bulunan siyasî partilerin dışında, yeni kurulan Milliyetçi Demokrasi Partisi, Halkçı Parti ve Anavatan Partisinin katılmasıyla, 6 Kasım 1983'de yapıldı.
Bu yüksek kabul oranının sebepleri arasında MGK'nin partiler üstü görünümü, medyanın sıkı denetim altında tutulması, siyasî partilerin kapatılmış ve değişik görüşlerin ortadan kaldırılmış olması, 1980 öncesinin halkta derin izler bırakması, şiddet olaylarına tepki, eski siyasî iktidarlara güvensizlik ve referandumum sonucunun "hayır" çıkması dahilinde olacakların belirsizliğinin etkili olduğu söyleniyor.
1982 anayasası Türkiye Cumhuriyeti Anayasası Başlangıç, Genel Esaslar, Temel Haklar ve Ödevler, Cumhuriyetin Temel Organları, Mali ve Ekonomik Hükümler, Çeşitli Hükümler, Geçici Hükümler ve Son Hükümler olmak üzere toplam yedi bölümden oluşuyor.
Bunlar dışında,1982 Anayasası büyük bölümüyle 1961 Anayasasına benzemektedir.


ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ VE REFERANDUM
2010 anayasa referandum paketi
Mayıs 2010'da TBMM'de kabul edilen bir takım anayasa değişiklikleri Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından halkoyuna sunuldu. Değişiklik paketinde Anayasa Mahkemesi ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun yapısıyla ilgili düzenlemelerin yanı sıra Kamu Denetçiliği Kurumu'nun (ombudsmanlık) kurulması, YAŞ ve HSYK'nın ihraç kararlarının yargı denetimine açılması ile askeri yargının görev alanının daraltılmasını öngören değişiklikler bulunuyordu.

12 Eylül 2010'daki halk oylaması sonucunda %57.93 evet - %42.07 oyu çıktı ve anayasa değişiklikleri kabul edildi.




Anayasamızın Değiştirilemeyecek Maddeleri:

Devletin Şekli
Madde-1: Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir. Cumhuriyetin nitelikleri (özellikleri) Madde-2: Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, mili dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir.

Devletin Bütünlüğü, Resmi Dili, Bayrağı, Milli Marşı ve Başkenti
Madde-3: Türkiye devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe'dir. Bayrağı, şekli kanunda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Milli marşı "İstiklal Marşı'dır. Başkenti Ankara'dır.

Değiştirilemeyecek hükümler:

Madde-4: Anayasamızın 1'inci maddesindeki devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile 2'inci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3'üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklifi verilemez.


Yasaların İnsanlar İçin Önemi:

Yasalar toplum hayatının barışını, huzurunu ve güvenliğini sağlamak için hazırlayıp uygulanır. Yasalar sayesinde herkes nasıl davranacağını, hak ve ödevlerinin neler olduğunu bilir. Bu sayede belirsizlikler ortadan kalkar.

Yasalar insanların yaşamını ve sağlığını da korur. Örneğin kapalı yerlerde sigara içmeyi yasaklayan yasa, oradaki insanları sigaranın verdiği zararlardan korur.

İnsanlar yasalara uymamaları durumunda toplumdaki huzur ve güven ortamı bozulur. Bu durumda toplumda kargaşa yaşanır. Devlet buna sebep olanları cezalandırır.

Bir yasanın yapılmış olması o yasanın sorunları çözeceği anlamına gelmez. Yasanın uygulanması ve ilgililerin bu yasaya uyması durumunda yasa amacına ulaşmış olur.













__________________
•*¨`*•.¸¸.•´*¨`*•K.Atatürk•*¨`*• .¸¸.•´*¨`*•
Asena isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Asena'in Mesajına Teşekkür Etti
Eski 31.08.14, 15:34   #2
» Memleket Delisi «

Asena - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Aug 2014
Konular: 108
Mesajlar: 2,332
Ettiği Teşekkür: 13967
Aldığı Teşekkür: 9973
Rep Derecesi : Asena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Türkiyede Anayasaların Tarihi- "TC" Anayasaları...




Yrd. Doç. Dr. ZEHRA (ODYAKMAZ) ALTINBAŞ


Anayasalarımızda Kadın Hakları



Konumuz “Anayasalarımızda Kadın Hakları”dır. Kadın hakları diye bir ayırım yapılması, bazı hakların anayasada varolduğu halde pozitif hukukta kadınlara tanınmaması, tanındığı hallerde ise çeşitli nedenlerle erkek ve kadın bakımından ayırım yapılması veya tanınan haklardan kadınların uygulamada yararlanamamaları yüzündendir.


Bütün uluslararası belgeler1 ile anayasalarda ve kanunlarda eşitlilik ilkesi esas alınmış olmakla beraber, bu eşitlik teorik alanda kalmıştır. Bu nedenle kadın haklarının ayrı bir konu olarak incelenmesi zorunluluğu doğmuştur.
Aslında kadın hakları deyimi bile kadın erkek eşitsizliğini ortaya koymaktadır. Çünkü özellikle bu çağda asıl olan erkek veya kadın hakkı değil, insan haklarıdır.


Çalışmamızda kadın hakları konusunu ele almamızın önemli bir nedeni de kanaatimizce Atatürk inkılâbının temelini teşkil etmesi, demokratik hayat tarzını oluşturması ve kadının çağdaş toplumdaki değerini ve yerini belirlemesidir.
“Anayasalarımız” deyimi ile Cumhuriyet öncesi ve Cumhuriyet dönemi anayasalarla, anayasal belge niteliğinde olan hatt-ı hümâyûn ve fermanları kasdetmekteyim.


Osmanlı döneminde bütün tebaa arasında eşitlik ilkesini, ilk defa 3 Kasım 1839 tarihli Gülhane Hatt-ı Hümayunu’nda2 görüyoruz.


Ancak bu eşitlik daha ziyade Müslüman ahali ile diğer dinlerden ve ırklardan olan tebaa arasındaki eşitliktir.
Gülhane Hattına dayanılarak 28 Şubat 1856 tarihinde ilân edilen Islâhat Fermanı3 ise, Türk tarihinde ilk defa bir belgede (cinsiyet) bakımından bir sınıfın başka bir sınıftan aşağı tutulmasını gerektiren bütün tabirleri, sözleri ve ayırımları resmî yazışmalardan ilelebed kaldırmaktadır.


Gülhane Hattı ile Islâhat Fermanı ve 1875 tarihli Ferman-ı Adalet4 birlikte ele alındığında, genel olarak cinsiyet bakımından aşağılamanın terkedileceğinin ve can, ırz, namus ve mal bakımlarından eşit hukuka sahip olacaklarının bu belgelerde kabul edilmiş bulunduğunu görmekteyiz.
Böyle olmakla beraber Gülhane Hattı bu eşitliğe (hükmü şer’î iktizasınca) çekincesini koyarak istisna getirmiştir. Yani eşitlik din kurallarına göre olacaktır. Bu durumda kadının o zamana kadar uygulana gelen medenî haklarında bir değişiklik olmamakta, eşitlik tamamen teorik alanda kalmaktadır.



Çünkü medenî haklar bakımından şer’î hukuka5 göre kadın:


— Evlenme hakkındaki rızasını, kendisi değil erkek vekili bildirir.


— Kocasının çok evliliğine karşı çıkamaz.


— Çocukları üzerinde velayet hakkına sahip değildir.


— Boşanma hakkı yoktur.


— İki kadının tanıklığı, bir erkeğin tanıklığına eşittir6.


— Mirastan erkeğe oranla daha az pay alır7. Ancak Tanzimat

döneminde Arazi Kanunnamesi8 ile kadının durumu, kısmen düzeltilmiştir.


1854 yılında cariyelik ve kölelik kaldırılmış9, bu suretle kadın, satılıp alınan mal olmaktan çıkmıştır.
Tanzimat döneminden itibaren, özellikle Balkan ve Birinci Dünya Savaşları sonunda çalışan erkek nüfus azaldıkça kadınların hastahanelerde laboratuvarlarda, posta ve tekel idarelerinde çalışma olanakları artmıştır10.


23 Aralık 1876 tarihli ilk Anayasamıza11 göre bütün Osmanlılar kanun önünde din ve mezhepten doğan konular dışında hak ve ödevler bakımından eşittirler12.
Osmanlı devletinin uyruğunda bulunan bütün insanlara hangi din ve mezhepten olursa olsun Osmanlı denir13.


Bu hükümlerde erkek-kadın ayırımı yapılmadığına göre, yine hak ve ödev bakımından Osmanlı kadın ve erkekleri eşit gibi görünmektedir. Halbuki medenî haklar bakımından kadın, eskisi gibi şer’î hukuka tâbidir.


1876 Anayasa’sının kadınlarımız bakımından en büyük özelliğinin 114. maddede yer aldığı kanaatindeyiz. Bu maddeye göre bütün Osmanlılar için ilköğretim mecburîdir.
Aslında kadınlar için eğitim konulan daha önceleri ele alınmıştır. Gerçekten de Tanzimata kadar kızların eğitimi, kendilerine basit bir din bilgisi verilmesinden ibaret iken14, Tanzimat döneminde 1842 de Ebelik Kursu, 1858 de Kız Rüştiyesi, 1869 da Kız Sanayi Okulu, 1870 de Kız Öğretmen Okulu açılmıştır15.


İkinci Meşrutiyet’in ilânı ile yeniden 1876 Anayasasının yürürlüğe girmesi hakkındaki 19 Temmuz 1908 tarihli Hatt-ı Hümayun’da 16 “… tebeanın hangi mezhep ve ırktan olursa olsun özgürlüğüne sahip ve ülkenin hak ve yükümlülüklerinde eşit olduğu” belirtilerek teorik eşitlik tekrarlanmaktadır. Çünkü kadınlarımız İkinci Meşrutiyet döneminde de medenî haklar bakımından Tanzimat döneminden daha farklı bir düzeye gelmemistir. Ancak 1917 de yayınlanan Aile Kararnamesi17 ile evlilik kontrol altına alınmış ve eğitim alanlarında gözle görülür ilerlemeler kaydedilmiştir.


1911 de kızlar için idadî ve kız liseleri, 1914 de Yüksek Kız Öğretmen Okulu açılmış, 1920 de üniversitede okumalarına, 1921 de de erkeklerle birlikte derslere girmelerine izin verilmiştir18.


Çalışma hayatı bakımından ilginç bir örnek ise 1916 tarihli bir nizamnameye göre, “Kadınları Çalıştırma Cemiyet-i İslâmiyesi” adını taşıyan bir derneğin kurulmasıdır. Bu derneğin amacı; kadınlara iş bulup kendilerini, namuskârane geçimlerini sağlamaya alıştırarak korumaktır19.
Siyasî haklar bakımından ise durum daha farklıdır. Çünkü monarşik idarenin hüküm sürdüğü Osmanlı döneminde Birinci Meşrutiyete kadar, yalnız kadının değil, erkeğin de seçme ve seçilme hakkı yoktu.


Siyasî haklar ilk defa 1876 Anayasasında yer aldı. İki meclisten oluşan bir sistem getirildi ve (Heyet-i Mebusan) in, yani milletvekillerinin üye sayısı her ellibin erkek nüfus için bir milletvekili olmak üzere hesap edildi20.


Görüldüğü gibi kadın nüfus hiç yokmuşçasına bir düzenleme ile karşı karşıyayız. Halbuki aynı anayasanın 68. maddesi milletvekilliğine seçilmesi caiz olmayanları on şıkta toplamış ve bunlar arasında kadınları saymamıştır21. Ayrıca yalnız erkeklerin seçilebileceğine dair özel bir hüküm de koymamıştır. Bu maddeye göre kadınların milletvekili seçilmelerine bir engel yoktur. Ancak ilk Meclis-i Mebusan’da herhangi bir kadın üye görmemekteyiz. Çünkü gerçekte 1876 Anayasasının mantığında, siyasî haklar bakımından kadın nüfus mevcut değildir. Bu haklar sadece erkek tebaaya aittir. Bu bakımdan milletvekili seçilecekler arasında kadınların sayılmamış olması, onların milletvekili seçilebilecekleri anlamına gelmemektedir.


Kadınlar Osmanlı İmparatorluğu’nda 1877 yılında yapılan ilk seçimlere seçmen olarak katılmadıkları gibi, yine 1877 deki ikinci seçim ile İkinci Meşrutiyet döneminde yapılan 1908, 1912, 1914, 1919 ve Türkiye Büyük Millet Meclisi için yapılan 1920 ve 192322 seçimlerinde, Cumhuriyetin ilânından sonra da 1927 ve 1931 seçimlerinde de seçimlere katılmadıkları gibi23, milletvekillerini seçecek nüfusun hesabında da dikkate alınmamışlar, yalnız Türk erkeği seçmek-seçilmek hakkına sahip olmuştur.


20 Ocak 1921 Anayasası24 ise yalnızca anayasal kurumları düzenlemekte ve haklarla ilgili herhangi bir hükmü içermemektedir.


Cumhuriyetin ilânından sonra ilk Anayasamız 20 Nisan 1924 tarihli anayasadır25.
Bu anayasada medenî haklar bakımından kadın ve erkekler görünürde eşittir. Fakat henüz mecelle yürürlükte olduğu için şer’î hükümler uygulanmakta ve eşitlik anayasa metninde kalmaktadır.


Atatürk Türk kadınına erkeklerle eşit kanunî haklar tanınmasını hedef almış olmasına rağmen, bu hedefi birdenbire gerçekleştirememiştir. Çünkü toplumdaki kadın-erkek ayırımı zihniyetinin silinmesi, çağdaşlaşma fikrinin benimsetilmesi gerekiyordu. Atatürk bu amaçla, toplumda yeterli kamuoyu oluşturabilmek için çeşitli konuşmalar yapmıştır.







1923 yılında İzmir’de, Türk kadınlarına gösterilen ilgisizliğin toplumumuzun başarısızlığının sebebi olduğunu vurguladıktan sonra “Bir sosyal toplumun bir organı faaliyette bulunurken diğer bir organı işlemezse, bu sosyal toplum felçlidir” der26.
21 Mart 1923 de Konya’da “Büyük Türk kadınını çalışmamıza ortak kılmak, hayatımızı onunla birlikte yürütmek, Türk kadınını ilmî, ahlâkî, sosyal ve ekonomik hayatta erkeğin ortağı, arkadaşı, yardımcısı ve destekleyicisi yapmak”27 gerekir diyerek kadın hakları alanındaki inkılâbın temelinde yatan gerçek düşüncelerini ortaya koyar.


Atatürk bu görüşleri doğrultusunda sosyal alanda büyük bir inkılâp olan 17 Şubat 1926 tarihli Türk Medenî Kanunu’nun kabulünü sağlamakla, kadınlarımıza ileri düzeyde medenî haklar tanımıştır.


— Tek kadınla evlenme ilkesi getirilmiştir.


— Evlenebilmek için yaş sınırı konulmuştur.


— Evlenmede medenî nikâh asıldır, imam nikâhı resmî nikâh sayılmamaktadır.


— Evlenecek kadın, evlenmeye ait rızasını bizzat kendisi evlenme memuruna açıklamaktadır.


— Velayet hakkı kadına da tanınmıştır.


— Erkeğin kadını serbestçe boşama hakkı kaldırılmış, erkek ve kadın, eşit şekilde ve ancak dava açarak belli sebeplerin varlığı halinde mahkeme kararı ile boşanmak hakkına sahip olmuştur.


— Kadınla erkek aynı oranda miras almaktadırlar.


— Mahkemede tanıklık yapabilmek bakımından kadınla erkek arasında bir fark yoktur.


1924 Anayasasında siyasî haklar açısından yine kadınla erkek eşit değildir28.


Milletvekili seçimine katılabilmek hakkı, 18 yaşını dolduran erkeklere29 ve milletvekili seçilmek hakkı 30 yaşını bitiren erkeklere30 tanınmıştır.


Kadınların seçme ve seçilme hakkı yoktur.


1924 Anayasasında yer alan bu hükümler Atatürk’ün gerçek görüşleri değildir. O günkü şartlarda henüz kadınlara siyasî haklar tanınmasına elverişli bir ortam yoktur. Bir süre sonra kadınlarımız siyasî haklarını kazanmak için isteklerde bulunarak Atatürk’e yardımcı olmuşlardır.


Nitekim 1926 yılında Trabzon Türk Ocağı’nda Süreyya Hulusi Hanım bir konuşmasında, Türk kadınının tarihte siyasî rol oynadığını belirterek, “Kadın ekonomik hayatta etki sahibi olursa neden memleket işlerinde geri kalsın?” demiş ve (Herkes kadından vatan dersi alır da niçin o, vatanın idaresi ve mukadderatı sözkonusu olduğu zaman ihmal edilir?) diye sormuştur31.


1927 de İstanbul’da Kadınlar Birliği, tüzüğünde değişiklik yaparak kadınlar için siyasî haklar sağlamağa çalışılacağını gösteren bir madde eklemiştir32.


O zaman basında yankılar uyandıran33 bu istek ve davranışlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde de tartışılmış34 ve nihayet 3 Nisan 1930 da kabul edilen Belediye Kanunu’nda evvelce yalnız erkeklere ait olan seçmek ve seçilmek hakkı kadınlara da tanınmıştır35.


Bu suretle Türk kadınına yasal biçimde siyasî hayata ilk adımını atması sağlandıktan sonra, Atatürk asıl amacına ulaşmak için manevî kızı öğretmen Afet İnan’a Türk Ocağı’nda bir konferans verdirerek zemin hazırladı36.


Ardından 1934 yılında bir gün aydın bir kadın topluluğu Türkiye Büyük Millet Meclisine kadar bir gösteri yürüyüşü yaparak bütün siyasî hakların kendilerine tanınmasını isterler.



O sırada çalışma odasında bulunan Atatürk “Arkadaşlar, kadınlarımız Meclisten görev isteğinde haklıdırlar. Hemen kanun tasarısı için çalışmalara başlayınız.” direktifini verir37.


Bu direktif üzerine anayasada gerekli değişiklik yapılır38 ve 5 Aralık 1934 de kadınlarımıza milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanınır39, 1 Mart 1935 tarihinde de ilk kadın milletvekillerimiz Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girerler40.


1961 ve 1982 Anayasaları insan hakları bakımından önceki anayasalarımıza göre çok daha kapsamlıdır.


1961 Anayasası’nın; Türk toplumunun çağdaş uygarlık düzeyine erişmesi41 ve Türkiye Cumhuriyeti’nin lâiklik niteliğini koruma amacını güden devrim kanunlarının42 bu anayasanın kabulü tarihinde yürürlükte bulunan hükümlerinin anayasaya aykırı olduğu şekilde anlaşılamıyacağına ve yorumlanamıyacağına ilişkin 153. maddesinin 4 numaralı bendi, konumuz bakımından çok çarpıcı bir özellik taşımaktadır.



Bu bende göre :



Türk Medenî Kanunu’nun evlenme akdinin evlendirme memuru tarafından yapılacağına dair medenî nikâh esası ile evlenme kâğıdı ibraz edilmeden evlenmenin dinî merasimi yapılamıyacağına ve evlenmenin tamamlanmasının dinî merasimin yapılmasına bağlı bulunmadığına dair hükümleri korunacak devrim kanunlarındandır. Aynı hüküm 1982 Anayasasının 174. maddesinin 4. bendinde de yeralmıştır.
Ancak Atatürk döneminden itibaren anayasal açıdan her alanda kadınlar erkeklerle eşit haklara sahip kılınmış olduktan halde, pozitif hukukta eşitlik ilkesine aykırı olan bazı hükümler kaldırılamayarak kadınerkek ayırımını bugün de

sürdürmektedirler.



Önemli gördüklerimizi şöyle sıralayabiliriz:
Türk Ceza Kanunundaki Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı












hükümler:




— Zina suçu, kadın ve erkek için farklı düzenlenmiştir. Erkeğin fiilinin zina suçu sayılabilmesi için kocanın karısı ile birlikte ikamet ettiği evde veya herkesçe bilinecek şekilde karı koca gibi yaşaması şartı arandığı halde kadının herhangi bir yerde, herhangi bir erkekle bir kez ilişki kurması yeterli sayılmaktadır43.


— Erkek kaçırdığı kız veya kadınla evlenirse, cezası Ertelendiği halde, kadının bir erkeği kaçırması halinde evlenseler de yasada hüküm olmadığından cezası ertelenmemektedir44.


— Irzına geçilen veya kaçırılan kadın, fahişe olduğu takdirde, failin cezası indirilmektedir45.
Türk Medenî Kanunundaki Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı hükümler:


— Koca birliğin reisidir, evin seçilmesi kocaya aittir46.


— Aile birliğini koca temsil eder47, kadın ancak evin daimî ihtiyaçları bakımından birliği temsil hakkına sahip olmakla beraber48 koca bu hakkı elinden alabilir49.


— Kocanın ikametgâhı, karının ikametgâhı sayılır50.


— Karı kocasının soyadını taşır, evlenmeden önceki soyadını birlikte kullanamaz. Soyadı seçme vazifesi de kocaya aittir31.


— Karı, kocasının izni olmadan bir iş veya sanat ile uğraşamaz. Koca izin vermezse, karı, kendisinin bir iş veya bir sanat ile uğraşmasının birliğin veya bütün ailenin çıkarı gereği olduğunu kanıtlarsa hâkim tarafından çalışma izni verilebilir52.


— Mal birliği rejiminde kadın, bir mirası ancak kocasının rızası ile red edebilir53.


Siyasî haklar bakımından kadın ve erkek arasında 1934 yılından bu yana mevzuat bakımından tam bir eşitlik olmasına rağmen, kadınlar seçme ve seçilme konularında erkekler kadar siyasî haklarıyla ilgili değildirler54.
Kamu hizmetlerine girme bakımından eşitliğe gelince: 1876 Anayasasına göre bütün Osmanlılar yetenek ve becerilerine göre uygun memuriyetlere girebilirler55.


Benzer hükümleri 192456, 196 ı57 ve 198258 Anayasalarında da görüyoruz.


Meşrutiyet döneminde kadınlarımızın yeterli eğitim düzeyine henüz gelmemiş olmaları ve geleneklerin baskısı nedeniyle bu hak kadınlarımız tarafından kullanılamamıştır.


Ancak Cumhuriyet dönemindedir ki, Atatürk’ün önderliğinde Türk kadını, erkeğin girdiği her kamu hizmetinde başarı ile görev yapmıştır59.


Bugün Türkiye’de her çeşit kamu hizmeti gören kadına, kaymakamlık mesleğine girme hakkı tanınmamış ve danıştay, idarenin bu tasarrufunu haklı bularak Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı görmemiştir.


Yapılan araştırmalara göre kamu yönetiminde üst kademelerde kadınlara az rastlanmaktadır. Nedeni de geleneksel toplum yargısıdır.


Kadınlar genellikle yaratıcı olmaktan çok yardımcı nitelik taşıyan ve idarî hiyerarşinin alt düzeylerinde yer alan uğraşlarda çalıştırılmaktadırlar. Yine kadınlara idarî hiyerarşide en üst konumlar ile en aşağı düzeyler kapalı sayılır60.


Sonuç olarak diyebiliriz ki: Uluslararası ifadesiyle “Kadın Hakları ve Statüsü”, bütün dünyada insanlığın doğuşundan bu yana üzerinde çok durulmuş bir konudur.


1945 tarihli Birleşmiş Milletler Antlaşmasında cinsiyet ayırımı gözetilmemesine işaret edilmiş ve 1975 yılı “Dünya Kadın Yılı” olarak kabul edilmiştir. İlki 1975, diğerleri 1980 ve 1985 yıllarında düzenlenen Dünya Kadınları Konferanslarında alınan kararlar incelendiği zaman dünya devletlerindeki Kadın Hakları ve Statüsü için varılan hedefler ve gelecek için beklenen hakların çoğunun Atatürk tarafından daha 1920 li ve 30 lu yıllarda gerçekleştirilen ve Türk kadınına lâyık görülen hakların pek çok gerilerinde olduğu görülür.


Müslüman ülkeler içinde, kadın haklarının ilk önce ve en geniş şekilde Türkiye tarafından tanınmasında, kadınlarımızın İslâmiyetten önceki Türk toplumunda oynadığı rolün, işgal ettiği mevkinin ve sahip olduğu hakların büyük etkisi vardır61.


İslâmiyetten önce tek kadınla evlilik vardır. Kadın aile hayatında erkekle eşit durumdadır ve aynı haklara sahiptir. Hakanın eşi, devlet işlerinde söz sahibidir62.
O günlerden zamanımıza kadar gelen Türk Devletleri, varolan gücünü ve dinamizmini sağlam aile yapısından alır. Ailenin temeli ise Türk kadınıdır.


Ancak bugün kadınlarımız anayasa ile kendilerine tanınan siyasî ve sosyal haklarla yeterince ilgilenmedikleri gibi63 pozitif hukukta mevcut, özellikle medenî haklar alanındaki eşitsizlikler üzerinde de pek durmamaktadırlar.


Kanaatimizce bunun en başta gelen nedeni, eğitimsizlik veya eğitim eksikliğidir. Bir hakkın kullanılabilmesi için, o hakkın varolduğunu bilmek lâzımdır. Bu da ancak eğitimle olur. O halde herşeyden önce kadınlarımızın eğitimine önem vermemiz gerekmektedir.


Yapılan araştırmalar, kırsal kesimlerde ve kentlerin gecekondu bölgelerinde kadınların eğitim düzeylerinin çok düşük olduğunu ve hatta zorunlu olan ilköğretimi bile görmediklerini kanıtlamaktadır64.


Yeterli eğitim; siyasî, sosyal ve medenî hakları ile hiç veya gerektiğince ilgilenememelerinin nedeni olarak gösterilen erken evlenme63, çok doğum yapma66, dengesiz beslenme67, sağlığı ile ilgilenmeme68 gibi sorunları da kendiliğinden çözümleyecek ve Türk kadını Atatürk’ün düşlediği yere tam olarak erişme olanağına kavuşacaktır.


Kadının eğitimi kadar önemli diğer bir nokta da süregelmekte olan erkeğin üstünlüğü geleneğinin giderilmesidir. Bu da kadın haklarının, Türk erkeğine insan hakları olarak benimsetilmesiyle mümkündür69. Ondan sonradır ki kadınlarımız, gerçekten toplumda Atatürk’ün konuşmalarında belirttiği şekilde “Hayatta erkeğin ortağı, arkadaşı, yardımcısı ve destekleyicisi” olarak bu vatanın yükselmesinde kendilerine düşen görevi, en iyi şekilde yerine getireceklerdir.


__________________
•*¨`*•.¸¸.•´*¨`*•K.Atatürk•*¨`*• .¸¸.•´*¨`*•
Asena isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Asena'in Mesajına Teşekkür Etti
Eski 31.08.14, 16:26   #3
Abdülmelik Hankendi

Mustafa Akten - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jan 2013
Yaş: 76
Konular: 554
Mesajlar: 2,555
Ettiği Teşekkür: 20638
Aldığı Teşekkür: 11100
Rep Derecesi : Mustafa Akten şöhret ötesinde bir itibarı vardırMustafa Akten şöhret ötesinde bir itibarı vardırMustafa Akten şöhret ötesinde bir itibarı vardırMustafa Akten şöhret ötesinde bir itibarı vardırMustafa Akten şöhret ötesinde bir itibarı vardırMustafa Akten şöhret ötesinde bir itibarı vardırMustafa Akten şöhret ötesinde bir itibarı vardırMustafa Akten şöhret ötesinde bir itibarı vardırMustafa Akten şöhret ötesinde bir itibarı vardırMustafa Akten şöhret ötesinde bir itibarı vardırMustafa Akten şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Yalniz
Standart Cevap: Türkiyede Anayasaların Tarihi- "TC" Anayasaları...

Bu değerli paylaşım için emek veren, paylaşılması için site FG'ye taşıyan arkadaşımıza takdirlerimi ve teşekkürlerimi sunarım. Ellerinize sağlık.
__________________
Mustafa Akten isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mustafa Akten'in Mesajına Teşekkür Etti
Cevapla

Bu Sayfayı Paylaşabilirsiniz

Etiketler
anayasa, anayasaları, anayasaların, tarihi, tarihi-, türkiyede


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


İlgili Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Bursa İlinin Tarihi ve Gezilecek Yerleri Mathematician Marmara 78 15.02.19 18:49
Türkiye'de Gazetecilik ve AİHM Kararları Mustafa Akten Mustafa Akten 1 23.03.13 12:27


WEZ Format +3. Şuan Saat: 13:59.


Powered by vBulletin® Version 3.8.8
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0 PL2 ©2011, Crawlability, Inc.
Copyright ©2000 - 2019 www.forumgercek.com
Protected by CBACK.de CrackerTracker
Önemli Uyarı
www.forumgercek.com binlerce kişinin paylaşım ve yorum yaptığı bir forum sitesidir. Kullanıcıların paylaşımları ve yorumları onaydan geçmeden hemen yayınlanmaktadır. Paylaşım ve yorumlardan doğabilecek bütün sorumluluk kullanıcıya aittir. Forumumuzda T.C. yasalarına aykırı ve telif hakkı içeren bir paylaşımın yapıldığına rastladıysanız, lütfen bizi bu konuda bilgilendiriniz. Bildiriniz incelenerek, 48 saat içerisinde gereken yapılacaktır. Bildirinizi BURADAN yapabilirsiniz.
Page Rank Icon
Bumerang - Yazarkafe
McAfee Site Denetleme
Norton Site Denetleme
www.forumgercek.com Creative Commons Alıntı-Lisansı Devam Ettirme 3.0 Unported Lisansı ile lisanslanmıştır.