Merhabalar
Forum Gerçek üyesi değilsiniz ya da Üye Girişi yapmamışsınız.
Sitemizden tam olarak yararlanabilmek için;
Lütfen Buraya tıklayarak üye olunuz.
Forum Gerçek

Forumları Okundu Kabul Et Bugünkü MesajlarYazdığım Cevaplar Açtığım Konular Kim Nerede
Geri git   Forum Gerçek > Bir Yudum İnsan > Sosyal Bilimler

Sosyal Bilimler Sosyoloji, felsefe, hukuk


Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
Eski 06.05.15, 18:20   #21
» Memleket Delisi «

Asena - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Aug 2014
Konular: 108
Mesajlar: 2,456
Ettiği Teşekkür: 14012
Aldığı Teşekkür: 10070
Rep Derecesi : Asena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Tarihte En Etkili Filozoflar

Karl Marx


1818-1883





Karl Marx'ın Hayatı


Karl Marx, 5 Mayıs 1818'de Trier'da (Almanya) doğdu. Orta öğretimini Trier'de tamamladı. Bonn ve Berlin üniversitelerinde hukuk öğrenimi görürken tarih ve felsefeyle ilgilendi, Hegelci E. Gans'ın derslerini izledi.

1841'de "Demokritos'un ve Epikuros'un Doğa Felsefelerinin Farklılıkları" adlı doktora tezinde, dinin maddecilik açısından eleştirisini yapti

Saint-Simon, Fourier, Proudhon gibi yazarları okuyarak Fransız sosyalizmini tanımaya çalıştı. Rheinische Zeitung gazetesi 1843'te kapatıldıktan sonra Paris'e yerleşti. Fransız-Alman Yıllıkları'nı yayımladı (1844). Derginin bu ilk ve tek sayısında, Yahudi Sorunu adlı yazısıyla siyasal savasım konusundaki görüşlerini ilk kez açıkladı. Aynı yıl Engels'le dostluk kuran Marx okurken tuttuğu notlardan olusan 1844 El Yazmaları'nda, ana temasın yabancılasmanın oluşturduğu hümanist bir felsefe geliştirdi.

Engels'le ortak ilk metninde (Kutsal Aile, 1845) tarih felsefesini maddeci görüs açısından eleştirdi. 1845'te Vorwarts gazetesi yazı kurulu üyeleriyle birlikte sürülünce Brüksele yerlesti. Birkaç ay sonra Engels'in de Brüksel'e gitmesiyle ortak eserlerinin ikincisini (Feuerbach Üzerine Savlar, 1845) ve üçüncüsünü (Alman İdeolojisi, 1845-1846) yayımladı. Kuramsal çalışmalarının yanısıra,sosyalist işçilerle ve Alman göçmenlerle ilişkilerini sıklaştırdı. Brüksel Alman İsçileri Derneği'ni kurdu ve Engels'le birlikte bir komünist yazı2ma ağı olusturdu. Komünistler Birliği'nin isteği üzerine Komünist Manifesto'yu yazdıkları bu yıllar, ikisi için de geçmişteki felsefi bilinçleriyle hesaplaşma ve tarihsel maddeciliği geliştirme yıllari oldu: Bu yüzden, geçmişten kopuşları hem siyasal hem de kuramsal nitelikteydi.

1848 İhtilali patlak verince, Belçika'dan sınır dışı edilen Marx, Köln'e yerleşerek, Neue Rheinische Zeitung gazetesini çıkarmaya başladı.
Bu gazetede i
şçilere yönelik makaleler yayımladı (Ücretli Emek ve Sermaye, 1849).

Almanya'dan, hemen sonra da yeniden Fransa'dan sınırdışı edilince, 1849'da, ömrünün sonuna kadar kalacağı Londra'ya yerleşti.
Yoksulluk içinde ya
şadığı bu dönemde iktisat incelemelerine ağırlık verdi. Temel eseri olan Kapital'i hazırlamaya başladı. 1851-1861 yıllarında New York Daily Tribune gazetesinin Avrupa
muhabirliğini yaptı.1864'te Uluslararası İşçiler Derneği'nin kurucuları arasında yer aldı. 1.Enternasyonal'in açılış konuşmasını ve tüzüğünü yazdıktan sonra, Kapital'in birinci cildini Almanya'da yayımlattı (1867). Kapital'in yazımını sürdürürken, bir yandan da isçi partililerinin programlarının olusturulmasına etkili biçimde katıldı. Dühring'e karsı kalem tartışmasında Engels'i destekledi. Anti-Dühring'in (1878) bir bölümünün yazımında Engels'le çalıştıktan sonra hastalanarak çalışmalarını büyük ölçüde yavaşlatmak zorunda kaldı. 14 Mart 1883'te Londra'da öldü.





Komünist Manifesto, el yazması.


Karl Marks’ın Felsefesi

İleride anlatılacakların anlaşılmasını kolaylaştırmak bakımından Marksist hareketi ve düşünceyi Martinet’in de dediği gibi (1975: 17) üç önemli başlıkta toplamak mümkündür:

1-Üretim araçlarının sermayenin elinden alınıp topluma mal edilmesi,

2-Bu dönüşümde işçi sınıfının oynayacağı rol,

3-Yeni kurulacak devletin “ortaklaşmacı” ve halk yönetimine dayalı olması.


Bu amaçların gerçekleşip gerçekleşmediği herkesin malumu olduğundan kritize etmeden Marks’ın felsefesine geçelim:

Marksçı felsefe deyimi, Marksçı olmayan bütün felsefelere karşı bir anlam taşır. Bu, klasik anlamda bir felsefe değildir. Bir yöntembilim; teoriyle pratiği, bütün bilimlerle felsefeyi kaynaştıran ve tek bir bütünsel bilim olarak işleyen bir dünya görüşüdür. Zaten bir anlamda bunun için bilimsel sosyalizm kuramı ortaya atılmıştır (Tunçay, 2010: 113) Marksizmin felsefe yanı, Alman idealizminin ve özellikle Hegel’in eleştirilerek aşılmasından doğmuştur.

Marksist felsefeyi oluşturanlar

  • Diyalektik felsefe,
  • Maddeci (materyalist) felsefe
  • Eylem felsefesidir.

Takipçilerine göre Marksist felsefe, bilimsel gelişmenin ürünüdür ve diyalektik özdekçilikle tarihsel özdekçiliğin temelleri üstünde kurulmuştur (Tunçay, 2010: 113-115).

Diyalektik Felsefe:

Marks’ın “diyalektik felsefesi” Kazgan tarafından şu şekilde açıklanmaktadır:
“Varlık felsefesi, ‘biçimsel mantık’a dayanarak, herhangi bir A kategorisinin, daima kendisiyle, yani A ile özdeş olduğu ilkesine dayanır. Örneğin, eğer bütün insanlar ölümlü ise, Ahmet bir insansa, Ahmet de ölümlüdür. Fakat bu düşünce yöntemi, her problemin çözümü için yeterli değildir. Çünkü evrim sürecinde, A değişir. Varlık felsefesine karşı Oluşmak felsefesi, işte, evrim sürecinin düşünce yöntemini bulmaya çalışır. Hegel, biçimsel mantığa karşı çıkarak, değişmenin daima, çelişkilerin verimli çatışmasından doğduğunu söyler. Oluşmak felsefesinin mantığına göre, gelişen bir varlık, kendi içinde karşıtını da taşır; kendisiyle karşıtı, yani, A ve A’nın karşıtı, verimli bir sentez içinde yani bir varlığa, A’ya yol açar. A, eğer yaşayan insansa, içinde, hayatın karşıtı olan ölümü taşır; kendini devam ettirecek olan çocukları yaratır. Örneğin bir yumurta, yumurta olarak kalabilir ya da bir civcive dönüşebilir. Yumurta olarak kalma ya da civcive dönüşme çelişkisini yumurta kendi içinde taşır. Uygun koşullar sağlanırsa, yumurtanın içinde bir civciv oluşur. Yumurta olarak bırakılırsa, sonunda bozulur. Her iki durumda da yumurta olduğu gibi kalmaz. Değişmiyor gibi göründüğü zaman bile, kendi içinde belli bir değişim, dönüşüm ve hareket içindedir. Bu düşünce yöntemi, gelişmesi söz konusu olan fikirlere, kurumlara ve toplumlara uygulanabilir. Yöntemin ilkelerine göre, her kategorinin oluşma ve gelişme süreci tez, antitez ve sentezden aşamalarından oluşur. Bu aşamalarda, karşıt tez ön planda rol oynar ve kavga, ihtilal, mücadele demektir. Kısacası, diyalektik yöntem, tarihi yapan karşıt güçleri inceler; biçimsel mantığın tutarlı düşüncesi yerine, evrilen güçlerin mantığını ikame eder” (1997:280)”
Marks ve Engels, Hegel’den diyalektik yöntemi almakla beraber, Hegel felsefesinin dayandığı temeli reddetmiştir. Hegel idealist olduğu halde, Marks ve Engels maddecidir, yani madde dünyası insan düşüncesine egemendir.

Maddeci felsefe

Marks’a göre, yalnız ekonomik hadiseler gerçektir, diğer sosyal müesseseler, gerçek olmadıkları gibi hadise bile değildirler. Bunlar ancak ekonomik hadiselerin neticeleri ve gölgeleridir. Dünya doğası gereği maddidir; evren sayısız olayların hareket halindeki maddeden başka görünümleridir. Karl Marks, dinlerin meydana çıkışını, muhtelif mezheplere ayrılmasını, din adamlarının yaşadıkları zaviyelerle mutasavvıfların içinde yaşadıkları tekkelerin teşekkül etmesini, reform yapılmasını, dinle devletin ayrılmasını, yalnız üretim tekniklerinin değişmesiyle izah ettiği gibi; ahlak, hukuk, siyaset, estetik, dil, düşünce sahasına ait bütün fikirlerin doğmasını, büyümesini ve ölmesini de yine aynı ekonomik hadiselerin sebepliliği ile izaha çalışmıştır (Marx, 2000). Burada kısaca yabancılaşma kavramından bahsetmek gerekir, zira birçok hususu açıklaması açısından özel bir öneme sahiptir:
Marks’a göre insan ürettiği için insandır. Marks tarih boyunca insanoğlunun üç üretiminden bahseder
  • İlki yaşamak için gerekli araçların sağlanmasına yöneliktir. Birincil dereceden ihtiyaçlarını elde edebilmek için bazı araçlar üretmek zorunda kalmıştır insanoğlu.
  • İkinci evre ise birincil ihtiyaçları karşılanan insanın, doğası gereği “başka ihtiyaçlar” üretmesidir.
  • Üçüncüsü ise, başka insanlar yaratmak, neslini devam ettirmek için üremesidir. Bu açıdan insan, iş ile kendi dünyasını yaratan, doğal gereksinimlerini karşılayabilmek için çalışan, bu evrede bazı araçlar üretir.

İnsan ürettiği araçlara bağlı olarak bir üretim mekanizması geliştirir ve bu mekanizma sonucu kendi ihtiyaçlarını karşılarken, ürettiği nesneler kendisinin yeni nesnelere ihtiyaç duymasını sağlar. Bu yüzden insan aslında, ürettiğinin hem efendisi, hem kölesidir. Çünkü bir süre sonra hayatını ürettikleri belirlemektedir. Üretim mekanizmasının değişmesi, insan hayatının bütün evrelerinin değişmesini sağlayacaktır. Bu yüzden Marks için tinsel yapı değil, ekonomi esastır. Marks yabancılaşma olgusunun üretim edimi sırasında da belirdiğini savunur. Bu durumda nesne değil, iş yok edici, uzaklaştırıcı konumundadır. Çalışma işçinin dışında gerçekleşen bir olgudur. Yani bireyin öz varlığına ait değildir. Çalışırken emeğini ve zihinsel varlığını tüketen birey, mutsuz ve kopuktur. İşten uzaklaşma, yabancılaşma yoluna gider.

Marksın yabancılaşma kavramında bahsedilebilecek iki başka konu da özel mülkiyet ve iş bölümü kavramlarıdır. Özel mülkiyet, üretim mekanizmalarına sahip olan burjuvanın el koyduğu artı değerdir. Marks’a göre, işçi üretim aşamasında yabancılaşırken, yabancının ürettiği ürünü yabancıya sunar, yani hem işçi hem de üretim araçlarının sahibi kendi işine yabancılaşmakta, hem de bu ilişki iki yabancılaşmış sınıf arasındaki bir alışverişe dönüşmektedir. Bu durumda özel mülkiyet, hem yabancılaşmanın sebebi hem de yabancılaşmanın ürettiği başka bir yabancılaşmadır. Bu durumun bir üst basamağı olarak da, sınıflar arası yabancılaşma sonucu, sınıfsal farklılıklar sınıflar arası bir çatışmaya dönüşmektedir.

Marks’ın dinsel yabancılaşma kavramı ise insanın tanrı tanımlaması üzerine şekillenmektedir. Din Marks’a göre toplumların afyonudur. Kendi gerçekliğini bulamayan insan, bunu hayali olarak gerçekleştirmek istemektedir. Marks’ın din eleştirisi üç aşamalıdır. İlk aşamada insanlar uyum içinde yaşamaktadır. İkincisinde ise Tanrı’nın bir suretini yaparlar, fakat tanrı’nın insan eliyle yapıldığını unuturlar. Tanrıyı kendilerinden farklı bir güç olarak algılamaya başlarlar. Fakat aslında Marks’a göre, bunun sebebi insanın kendini ararkenki bölünmüşlüğüydü. Yani insan bir kısmını Tanrı kavramına katarak kendisine sunmuştu. Bu bölünmüşlüğü yabancılaşma olarak adlandırmaktadır. Yani artık Tanrı güçlü kendileri güçsüzdür ve ulaşamadıkları içsel dünyaları bir baskı organı olarak karşılarına çıkmıştır. Marks’ın bu tarz yabancılaşmaya çözüm olarak önerdiği ise insanların Tanrı’yı kendilerinin yarattıklarını anımsamalarıdır. Marks’a göre din bir eksiklik sonucu ortaya çıkmıştır. Fakat Marks’a göre dini yabancılaşmanın temel sebebi yine ekonomik yabancılaşmadır. İnsanlar tahammül edilemez maddi koşullar altında yaşamaları nedeniyle dinin sağladığı huzura ihtiyaç duydukları sürece hiçbir kuramsal delil dini yabancılaşmanın ve din kavramının var olmasının üstesinden gelemeyecektir. Kısacası, dini yabancılaşma, ekonomik yabancılaşmanın sosyal hayata yansımalarından sadece biridir.

Marks’ın politik yabancılaşma kavramı ise, devletin toplumsal hayata entegre oluşuyla alakalıdır. Devlet insan elinden çıkan bir yapı olmasına rağmen, insanı belirleyen, insanı yöneten bir kavram haline dönüştüğü için yabancılaşmanın sebebidir. Marks’a göre devlet, özelin çıkarı ile genelin çıkarının çatışmasından doğmuştur. Devletin varlığı köleliğin varlığı ile ayrılamaz. Birey, ücretli emeğin, kendisini ve başkalarının doğal gereksinmelerinin, dolayısıyla da üretenin, yani herkesin kölesidir. Marks’a göre modern devlet eleştirisi, ekonomik ilişkiler sırasında doğan yabancılaşmanın bir ürünüdür. Ekonomik ilişkiler yani üretim mekanizmaları bireyin yabancılaşmasına yol açmayacak biçimde düzenlendiğinde hem sınıflı toplum yapısı, hem de devlet kavramı kendiliğinden ortadan kalkacaktır.

Kısacası Marks’ın yabancılaşma kavramı, toplumsal ilişkilerini belirleyen üretim mekanizmalarından kaynaklanmaktadır. Ürettiğine yabancılaşan birey, kendisine yabancılaşmakta, ürettiği tarafından üretilmektedir. Ekonomik yabancılaşma birçok yönde yabancılaşmayı da beraberinde getirmektedir. Marks kapitalizm eleştirisinden veya kapitalist toplum düzeninde yabancılaşmanın boyutlarına dair analizinden üç sonuca ya da teze ulaşır:

1- Kapitalist toplum düzeninde yaşayan insanların çok büyük bir çoğunluğu yabancılaşmıştır.

2- Bu yabancılaşmanın temel nedenleri, kapitalist üretim tarzı hâkim olduğu veya varlığını devam ettirdiği sürece ortadan kaldırılamaz; dolayısıyla, yabancılaşmış insanların, bu düzende özgürleşebilmeleri ya da kendilerini gerçekleştirebilmeleri mümkün değildir.

3- Dolayısıyla, yabancılaşma ancak post-kapitalist bir düzen veya üretim tarzında ortadan kalkabilir; insan yalnızca burada özgürleşebilir.



Tarihi maddecilik:

Tarihin oluşumu milletlerin mücadelesinden değil, sınıfların mücadelesinden oluşmuştur (Peffer, 2001), şeklinde özetlenebilecek bu görüş birçok bilim adamı tarafından kabul edilmekte ve değerlendirmelerinde kullanılmaktadır. Bu görüşünü Komünist Manifestosu’nda şöyle ifade eder (Kazgan, 1997: 282): “Bugüne dek var olmuş bütün toplumların tarihi, sınıf mücadelesinin tarihidir.”
Marks’ın tarihi materyalizm kuramı, toplumun her zaman ana olarak maddi şartlara göre belirlendiğini iddia eder. İnsanlar ilk olarak birbirleriyle yaşamak için her şeyden önce içmek, yemek, barınmak ve giyinmek gibi gereksinmeleri karşılamak için ilişkiye girer.


Marks ve Engels, Batı toplumlarının gelişmesini ve geleceğini şu beş zincirleme aşamada tanımlar (Talas, 1999: 271):
  • İlkel komünizm: Avcı ve toplayıcı dönemde, paylaşılan mülkiyete ve ilkel demokrasiye dayanan kooperatif aşiretler, kabileler dönemidir.
  • Kölelik: Toplumun kabileden şehir devlete geçtiği, köleliğin, özel mülkiyetin ve aristokrasinin doğduğu, tarımın yaygın olduğu dönemdir.
  • Feodalizm: Kralın da dâhil olduğu aristokrasinin yönetici sınıf haline geldiği, dinin önemli bir yer tuttuğu üçüncü dönemdir.
  • Kapitalizm: Burjuva sınıfının yönetici, proletaryanın da ezilen sınıf olduğu, parlamenter demokrasinin yaygın politik sistem, piyasa ekonomisinin işlediği ve üretim araçlarına ağırlıkla özel mülkiyetin sahip olduğu dönemdir.
  • Komünizm: İşçilerin devrim yaparak kapitalistleri kovduğu ve devletsiz, sınıfsız, mülkiyetsiz bir toplum dönemdir.
Yazan: Ali Yener
__________________
•*¨`*•.¸¸.•´*¨`*•K.Atatürk•*¨`*• .¸¸.•´*¨`*•
Asena isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
5 Üyemiz Asena'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 07.05.15, 02:01   #22
Çiçekci kız

Canan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2011
Konular: 6077
Mesajlar: 26,043
Ettiği Teşekkür: 101195
Aldığı Teşekkür: 142245
Rep Derecesi : Canan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Cap Canli
Standart Cevap: Tarihte En Etkili Filozoflar






''Brückenstrasse 10 numarada yer alan Karl Marx'ın doğduğu ev, 1727 yılında inşa edilmiş. Ev, bugün için Marx'ın kişisel ve düşünce dünyası, dostlukları ve fikirsel bazda karşı karşıya geldiği insanlarla ilgili mektuplar, makaleler, diğer dokümanlar ve kişisel eşyaların sergilendiği bir müze görevi görüyor. Müzenin giriş ücreti 3 €. ''


Karl Marx'ın evini görmek 2013 yılında Trier'e gittiğimde nasip oldu

Konun güzel gidiyor @Asena. Teşekkürler...

__________________


Canan isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
5 Üyemiz Canan'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 07.05.15, 07:36   #23
Moderator

Dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2012
Konular: 419
Mesajlar: 3,712
Ettiği Teşekkür: 18942
Aldığı Teşekkür: 20288
Rep Derecesi : Dilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Uykucu
Standart Cevap: Tarihte En Etkili Filozoflar



John Locke'u bilemedim tek..

Güzel konu Asena, eline sağlık..
__________________

Tanrılar, erkeklerin ''balıkta'' geçirdiği zamanı ömründen saymaz. (Babil Atasözü)
Dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
4 Üyemiz Dilaver'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 08.05.15, 00:20   #24
Dönersen Islık Çal..

Sevda - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Feb 2012
Konular: 791
Mesajlar: 6,514
Ettiği Teşekkür: 29083
Aldığı Teşekkür: 34492
Rep Derecesi : Sevda şöhret ötesinde bir itibarı vardırSevda şöhret ötesinde bir itibarı vardırSevda şöhret ötesinde bir itibarı vardırSevda şöhret ötesinde bir itibarı vardırSevda şöhret ötesinde bir itibarı vardırSevda şöhret ötesinde bir itibarı vardırSevda şöhret ötesinde bir itibarı vardırSevda şöhret ötesinde bir itibarı vardırSevda şöhret ötesinde bir itibarı vardırSevda şöhret ötesinde bir itibarı vardırSevda şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Melek Gibi
Standart Cevap: Tarihte En Etkili Filozoflar

Güzel bir konu olmuş. Felsefeye pek ilgim olmamasına rağmen filozofların hayatları ilgimi çeker.

Teşekkürler Asena.
Sevda isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
3 Üyemiz Sevda'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 06.04.16, 19:38   #25
» Memleket Delisi «

Asena - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Aug 2014
Konular: 108
Mesajlar: 2,456
Ettiği Teşekkür: 14012
Aldığı Teşekkür: 10070
Rep Derecesi : Asena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Tarihte En Etkili Filozoflar






Ludwig Josef Johann Wittgenstein

(d. 26 Nisan 1889 – ö. 29 Nisan 1951),




Avusturya doğumlu filozof, matematikçi.
Mantık ve dil felsefesi konularında yaptığı çalışmalarla modern felsefeye önemli katkılarda bulunmuştur. 20. yüzyılın en önemli filozoflarından sayılır.




Hayatı ve eserleri

Asıl adı Ludwig Josef Johann Wittgenstein olan Avusturya asıllı filozof, 26 Nisan 1889’da Viyana’da dünyaya gelmiştir. Wittgenstein, çok önceleri asimile olmuş, Avusturyalı Yahudi fabrikatör Karl Wittgenstein ve onun eşi Leopaldine’nin sekiz çocuğundan en küçüğüdür. Karl Wittgenstein, Avusturya Macaristan monarşisinin başarılı, çelik sanayicilerinden sayılırdı. Bununla beraber, Wittgenstein çifti, o asır içerisinde Viyana’da bulunan en zengin ailelerden biriydi. Wittgenstein’ın babası, çağdaş sanat ve sanatçının hoşgörülü destekçisi iken, annesi de harika bir piyanistti.
Wittgenstein’ın büyükanne ve büyükbabalarından sadece biri dışında hepsinin Yahudi kökenli olmasına rağmen, Wittgenstein, Katolik gelenek ve göreneklerine göre eğitilmiştir. Tıpkı diğer kardeşleri gibi (Örneğin Paul ünlü bir piyanisttir.) Wittgenstein da entelektüel yaşam ve müzik dalındaki yetenekleriyle kendini göstermiştir. Bu yeteneklere sahip olmanın yanı sıra, Wittgenstein’ın kardeşlerinden üçü Hans, Rudolf ve Kurt psikolojik sorunlarından dolayı intihar etmişlerdir. Yaşamı boyunca, özellikle 1. Dünya Savaşı esnasında yaşadığı olumsuzluklar, depresif davranışlar sergilemesine neden olmuşsa da Wittgenstein, insan ilişkilerinde otoriter ve inatçı olduğu kadar; aynı zamanda duyarlı ve şüpheli bir yaklaşım sergilemiştir.
14 yaşına kadar eğitimine özel derslerle devam eden Wittgenstein, ortaokulu Linz’de okuduktan sonra, 1906 yılında Berlin-Charlottenburg’da bulunan teknik lisenin makine mühendisliği bölümüne girmiştir. Aslında Wittgenstein, Viyana’da Ludwig Bolzmann’ın yanında okumak istemiş, ancak ortaokul karnesi tahsilini aynı yerde, yani Berlin’de devam ettirmesi gerektiğini göstermiştir. Burada Wittgenstein, kız kardeşi Hermine gibi uçağın teknik sorun ve çözümleriyle uğraşmıştır. Bundan sonra aynı dönem içerisinde ya da çok az bir zaman sonra felsefe ilgisini çekmeye başlamıştır. Bu durum, yani felsefi sorunlar üzerine düşünmek, Wittgenstein’ın arzularına o kadar zıttır ki, içinde yaşadığı bu çelişkiler ona çok acı vermiştir.
1908 yılında mühendis diplomasını aldıktan sonra, uçak motoru yapımı denemelerinin yapıldığı, Manchester mühendislik bilimi bölümüne gitmiştir. Kısa bir süre sonra bu kararından vazgeçen Wittgenstein, 17 Ağustos 1911 yılında patent aldığı “Uçak pervanesini geliştirme önerileri” projesi üzerinde çalışmıştır.
Burada Wittgenstein, kendini derinden etkileyen İngiliz matematikçi ve filozof Lord Betrand Russell’in kendisiyle ve eserleriyle tanışmıştır. 1912 yılında matematik ve mantık alanında, Russell’in yanında okumak için Cambridge Üniversitesi’ne gitmiştir. Kısa sürede Russell, Wittgenstein’ın bir dahi olduğunu anlamış ve Wittgenstein da donanımlarıyla, etkilendiği Russell’in seviyesine ulaşmıştır. Zaten Russell de Wittgenstein’ın mantık ve felsefi eserler verme konusunda, kendinden sonra en uygun kişi olduğu kanısına varmıştır.
1911 yılının kasım ayında Wittgenstein Russell’in de yardımlarıyla Cambridge’de gizli bir topluluk olan seçkin Apostles’e üye seçilmiştir. Bu esnada ilk sevgilisi David Pinsent’le karşılaşmıştır. Kısa zamanda aralarında sarsılmaz bir dostluk oluşmuş ve birlikte Norveç’in Skjolden şehrinde, ahşap bir ev satın almışlardır. Wittgenstein, mantığın sistemleri konusu üzerindeki çalışmalarına birkaç ay burada devam etmiştir. Wittgenstein’ın homoseksüel olduğu, ilk olarak 1973’te William Warren Barley’in biyografisinde bahsettiği, ancak adını zikretmediği bir erkek arkadaşı olmasından, ikinci olarak ise tuttuğu günlüklerindeki gizli yazılarından anlaşılmaktadır.
1912’de başlayıp 1917 yılına kadar tuttuğu günlüğündeki mantıksal ve felsefi denemeleri Wittgenstein’ın ilk felsefi eserini oluşturmuştur. 1. Dünya Savaşı sırasında gönüllü olarak çalışırken bu eserini yazmaya devam etmiş ve nihayet 1918 yılının yazında eserini tamamlamayı başarmıştır. Eserin tamamlanmamış hali ilk olarak 1921’de Almanya’nın Doğa Felsefesi Dergisi Annalen’da yayımlandıktan sonra, 1922 yılında bugün de daha çok İngilizce adıyla bilinen, orijinal adı Tractatus Logico-Philosophicus’un iki dilde baskısı yayımlanmıştır. Bu eserinin yanı sıra, iki küçük felsefi denemesi, halk okulları için oluşturduğu bir sözlüğü ve mantıksal felsefi denemeleri, Wittgenstein hayatta iken yayımlanmıştır.


Erken dönem eserleri

Wittgenstein, Tractatus’da birden çok anlamlı sözcükler gibi dilin doğal eksikliğini, dilin yapay ve mantıksal olduğu fikrini geliştirmiştir. Onun yeni dili, tıpkı mantık dilinde kullandığı gibi sembollerden oluşmuştur. Eserinin önsözünde tüm felsefi problemlerin dilin araştırılmasıyla çözülebileceğini belirtmiştir. Felsefi analizlerinin hedefi, işlevselliğin açıklanması yoluyla anlamlı ve anlamsız önermelerin farkını ortaya koymaktır. “Felsefenin tamamı dil eleştirisidir.” Tractatus’un temel görüşleri Russell’in aşıladığı fikirlerden oluşmuş ve mantıksal atomculuğun felsefesi olarak sayılmıştır.
Wittgenstein’ın erken dönem felsefesinin temelinde dilin resmedilmesi vardır. Daha sonra ise gerçeklikte bir olan şeylerin ayrılması konusu vardır. Her “Şey”in dilde bir adı vardır. Cümlede adların yan yana durması, anlamı oluşturur. Şeylerdeki gerçeklik gibi önermeler de adlarına ayrılırlar. Gerçeklikteki konu ve olguların adlarının resmedilmesi gibi, bir önermedeki göstergelerin adlarının düzeni ya da yapısı, o cümlenin doğru olduğunu gösterir. Örneğin “aRb”, “bRa”dan farklıdır; çünkü “b” göstergesi birinde “R” nin solunda, diğerinde ise sağındadır. Bu nedenle “a” ve “b”nin gösterge adları ayrılmış önermelerin her birinde farklı bir yapıya sahiptir. “bRa”nın resmedilmesiyle, resmedilen olgular arasında nasıl bir gösterge olduğu “aRb” önerme göstergesiyle görülür. Önerme göstergelerinde, gerçeklikteki şeylerin başka bir olgu olarak adlandırılmasıyla oluşturulan önerme yanlış bir önermedir.
“Anlamsızlık”, gerçeklikteki olguların bağımsızlığı doğru ya da yanlış olan önermelere, örneğin totoloji ve de kontra diksiyonlara (çelişkiler) karşıdır. Buna karşın şu örnekteki gibi, gerçeklikte, aslında şeyle bağlantısı resmedilmeyen göstergeler anlamsız önerme olarak adlandırılır: “Burada söylediğim önerme yanlıştır.” Bu önerme olası şey ve gerçeklikle bağlantı sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda anlamsızlığın ne olduğunu da açıklıyor. Aynı şey, bir şeyler isteyerek ya da tasvir edilen şeyleri iyi ya da kötü adlandırarak, dünyadaki şeylerin saf düzenini aşmak üzerine söylenen önermeler için de geçerlidir. Çünkü önerme göstergelerinde resmedilen gerçeklik, sadece yapısını güçlendirmekle kalmayan, aynı zamanda ad topluluğunun ortaya çıkmasından dolayı anlam ifade etmeyen bir değere sahip olmalıdır. Wittgenstein’a göre bir değer, içini olduğu gibi dökmez. Konuşulamayan ve üzerinde mantık yürütülemeyen şeyler hakkında susulmalıdır.
Wittgenstein mantıksal felsefi denemesinde (Tractatus logico-philosophicus) kendisi şöyle belirtmektedir: Önermelerim, beni anlayan şeyin anlamsız olduğunu açıklıyor. Böylelikle Wittgenstein’ın felsefesi, şeyle ilişkisi olmayan ve gerçek olmayanın araştırılmasının gerekli olduğunu belirtir. Mantıksal felsefi denemesinin tamamı, anlamsız form, gerçeğin olanaklı olup olmadığı ya da düşünülebilen anlam açısından, mantıksal bir çerçeve içerisinde incelenmektedir. Wittgenstein, anlamın sadece kendi başına olamayacağını, anlamı, nelerin mümkün kıldığını açıklamaya çalışmıştır. Daha sonra bunu, öz metre (ideal/soyut ölçüm birimi) kadar uzun olduklarını varsayarak, uzunluğu olan nesnelerle karşılaştırıldığında uzunluğu olmayan öz metrelerin resmedilmesiyle açıklamıştır. Wittgenstein, Gottlob Frege’nin yolunda, Charles S. Peirce’den bağımsız olarak eseri Tractatus’ta bugün okullarda okutulan mantık kitaplarının hiçbirinde bulunmayan, “hakikatin tablosu”nu geliştirmiştir. Bu tablo, bir sistemin betimlemesini konu alır.
Wittgenstein: “Dilimin sınırları dünyamın sınırlarıdır.” görüşüyle yola çıkarak, bilginin temelinde mantığın olduğunu ve bilginin sınırlarını da yine mantığın belirlediğini söyler. Bu bağlamda Wittgenstein, mantıksal felsefi denemesinin önsözünde şunları dile getirir: Bu kitabın mantığı şunun üzerine kurulmuştur: Söylenmek istenen şey açıkça söylenir, üzerine konuşulmayan konular hakkında ise susulmalıdır. Bu cümle, felsefe camiası içerisinde tepkiyle karşılanmıştır. Wittgenstein’ın bu cümlesi aynı zamanda, Friedrich Nietzsche‘nin dünyanın metafiziğini açıklamasına, anlam ve ardıllık açısından karşı çıktığını göstermiştir.




Geçiş dönemi

Wittgenstein, mantıksal felsefi denemesinin yayımlanmasıyla felsefeye yeterince katkıda bulunduğu kanısına varmış ve daha başka alanlara yönelmiştir. İtalya’daki savaş esiri iken Leo Tolstoy’un eserlerini okumuş ve büyük ihtimalle, onun düşüncelerinden etkilenerek öğretmenlik yapmaya karar vermiştir. Servetini kardeşleriyle paylaşmıştır, bir bölümünü dönemin genç sanatçılarından Adolf Loos, Georg Trakl, ve Rainer Maria Rilke’ye bağışlamıştır.
Daha sonra Wittgenstein, 1919/1920 yıllarında Viyana’daki öğretmen eğitim kurumuna gittikten sonra, Viyana’ya 4 saat uzaklıkta, güneyde Trattenbach adında küçük bir kasabada, birkaç yıl ilkokul öğretmenliği yapmıştır. İki yıl sonra Wittgenstein, yeni işini değiştirerek, ilkokul için sözlük yazıp, yayınladığı yere, yani Otterthal’a öğretmenlik yapmaya gitmiştir. 1926 yılının Nisan ayında 11 yaşındaki bir çocuğa tokat atmıştır ve bu düşüncesizce hareketinden dolayı, resmi makamlara gitmeden önce, okul müfettişinin zoruyla Wittgenstein, istifa dilekçesini vermiştir. Bunun ardından birkaç ay, Viyana’nın Hüttendorf kasabasındaki bir manastırda bahçıvan yardımcısı olarak çalışmıştır. Bu süre içerisinde, manastırın bahçesindeki alet hırdavat deposunda kalmıştır. Wittgenstein, başrahibin, rahip olarak tarikata katılma çağrısına cevap verme konusunda kararsızlık yaşamıştır.
1926 yılında Wittgenstein Viyana’ya taşınmış ve burada filozof Moritz Schlick’le tanışmıştır. Modern tarzıyla Viyana’nın gösterişli yapısı Palais, kısa sürede kültürel yaşamın merkezi ve aynı zamanda Viyanalıların, Wittgenstein’la buluşma noktası haline gelmiştir.
Wittgenstein bir süre özellikle evlerin iç mimarisi ve dizaynı ile ilgilenmiştir. Bunun yanı sıra heykeltıraşlıkla uğraşmış ve Viyanalı sanatçı Drobil’in tarzıyla bir büst yapmıştır. Bu tarz pratik uğraşlar, Wittgenstein’ın iş ve ilgi alanını göstermiştir.
Onun amacı, herkese ait olan toplumsal bir doğa yaratmak değildi. O, hem dünyayı daha da iyileştirmek, hem de insanın içinde bulunduğu ruhsal kurtuluşu sağlamak ve entelektüel, psikolojik saflık ve açıklık için uğraşmıştır. Daha sonra Wittgenstein, geçmişi hatırlayarak şunları yazmıştır: Felsefedeki iş, tıpkı mimarideki bir iş gibi kendi işinden fazlasıdır ve kendi düşüncesini yansıtır. Yani, bir şeyi nasıl görüyorsa öyledir ya da istenen ne ise odur.
1920’li yılların sonunda Wittgenstein, yeniden felsefi konular ve sorunlar üzerinde uğraşmaya başlamıştır. Bu esnada, Wittgenstein “Viyana çevresi” (Wiener Kreis) akımının birkaç üyesinin görüşlerini önemli ölçüde etkilemiştir. Sezgicilik akımına kapılan matematikçi L. E. J. Brauwer’in bir konuşması aracılığıyla, en azından Herbert Feigl’in mektubundan sonra, felsefeye tekrardan dönme kararı almıştır. Bu geçiş aşaması esnasında, Wittgenstein kısa bir süreliğine doğruculuk akımının bir şeklinin betimlendiği şu görüşü benimsedi: “Önermelerin anlamının bilinmesi, önemli veri ve delillerin toplanması yönteminin bilinmesiyle bağdaşır. “
Geç dönem eserleri

Wittgenstein,1929 yılında Russell’in ve Moore’un yanında sözlü sınava girdiği ve Tractatus üzerine doktora yaptığı Cambridge’e filozof olarak geri döndü. 1930’lu yılların başında öğretim görevlisi olarak çalıştı.
1939 yılında ise, Cambridge’de felsefe profesörü George Edward Moore’un yerini alacak kişi ilan edilmiş ve 1947’ye kadar profesörlük yapmıştır. Bu ilandan kısa bir süre sonra, İngiliz vatandaşı olmuştur. Bu durumun oluşması, 12 Mart 1938’de, Nazi Almanyası’nın Avusturya bağlantısına göre Wittgenstein’ın sadece Alman vatandaşı olduğu ve Nürnberg Yasalarına göre de Yahudi olduğundan kaynaklanmıştır. Wittgenstein 30’lu yıllarda, dilsel anlamdaki ilk eseriyle, başka tartışmaları da içeren yeni düşüncelerini, kitap halinde kaleme almış, çok sayıda el yazması ve daktiloyla yazılmış eser vermek için uğraş vermiştir. Bu bağlamdaki önemli eserler şunlardır: “Mavi Kitap“ (The Blue Book), matematiğin felsefesi üzerine ders notlarıdır. Bir diğeri ise, Büyük Daktilo Yazısı (The Big Typescript), bir kitabın reddedilen planı ve “Kahverengi Kitap” (The Brown Book), dil oyunlarını konu alan bir yazıdır. Bunları takip eden el yazması eserleri ise, “Felsefi Notlar” ve “Felsefi Dilbilgisi”dir.
Wittgenstein, 1936 yılında yeni fikirlerini derlemeye başlamıştır. Aynı zamanda, 1953 yılında Wittgenstein’ın vefatından sonra yayımlanan ikinci eseri “Felsefi Soruşturmalar” denemesini oluşturmuştur. Bununla birlikte, Wittgenstein dünya ününe kavuşmuş ve mantıksal felsefi denemesi “Tractatus” ile felsefe tarihini kalıcı bir şekilde etkilemiştir. Analitik dil felsefesi de, temel yapıtlarından bir tanesi olarak kabul edilir. 1940’lı yıllarda ise Wittgenstein, matematiğin temeli hakkındaki el yazması “Felsefi Notlar”ı yazdı.
Wittgenstein, İkinci Dünya Savaşı esnasında, yeniden uygulamayla uğraşmaya başlamıştır. Bir Londra Hastanesinde gönüllü bakıcılık yapmıştır. 1943 yılında, yaralı şoklarını araştıran, tıbbi araştırma grubuna laboratuvar asistanı olarak katılarak, laboratuvar araç ve deneylerini tasarlamıştır. Wittgenstein burada, nabız, tansiyon, nefes darlığı ve şiddeti için aletler geliştirmiş ve bu esnada uçak motorlarının yapımında edindiği deneyimlerini kullanmıştır.
1944 yılında Wittgenstein, tekrar Cambridge Üniversitesi’nde ders vermeye başladı. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Wittgenstein, “Felsefi Soruşturmalar” adlı eserini yazmaya devam etti ve aynı zamanda ‘algının felsefesi’, ‘kesin bilgi’ ve ‘şüphe’ konuları üzerinde çalıştı. Bunun yanı sıra, çok sayıda kültürel ve bilimsel teorik konuların aydınlığa kavuşup açıklanması da yine Wittgenstein sayesinde oldu. 1939 yılında tuttuğu notlar arasında şöyle bir cümle var: “Bilim adamlarının, insanlara bir şeyler öğretmek; müzisyen ve şairlerin ise onları memnun etmek için var olduğuna inanılır, ancak bir şeyler öğretmek durumunda oldukları, kimsenin aklına bile gelmez.”
Wittgenstein 1947 Ekim’inde, kendini tamamıyla felsefeye adamak amacıyla üniversitedeki işini bıraktı. Daha sonra İrlanda’da inzivaya çekildi ve zamanının bir bölümünü burada geçirdi. Çalışmalarının esas noktasını, “Felsefi Soruşturmalar” eserinin ikinci kısmı olan “psikolojinin felsefesi” oluşturmuştur. Söz konusu bu eserdeki düşüncelerin ‘Felsefi Soruşturmalar’a dâhil edilmesi, Wittgenstein’ın da isteklerine uyup uymadığı konusu hala kesin değildir. Wittgenstein, 1949 yılında ikinci eserine de son noktayı koyduktan sonra, 1951 yılında, yakalandığı kanser hastalığına yenilerek, hayata veda etmiştir. Wittgenstein, hastalığı süresince bir İngiliz hastanesine gitmeyi reddetmiştir ve son haftalarını doktorunun evinde, onun gözetiminde geçirmiştir. Bu doktor arkadaşının eşi, Wittgenstein’a ölümünden bir gün önce, İngiliz arkadaşlarının kendisini ziyarete gelmek istediğini bildirdiğinde, hasta yatağındaki adam şu sözleri söylemiştir: “Onlara harika bir hayat yaşadığımı söyleyin!” Wittgenstein’ın mezarı, Cambridge’deki Ascension Parish Burial Ground mezarlığındadır.
Geç dönem felsefesinin yorumlanması

İki filozofa Wittgenstein’ın fikirleri hakkında soru sorulduğunda, genellikle iki değil, tam dört farklı cevap alınır; iki farklı cevap birbirine çok benzeyen Wittgenstein’ın erken dönem eserlerinden, diğer iki cevabı da birbiriyle çelişen geç dönem eserlerindendir. Wittgenstein’ın bu sıra dışı eserini oluştururken, baştan sona kadar çelişki içerisinde olduğunu şu sözleriyle anlıyoruz: “Birkaç başarısız denemeden sonra, elde ettiğim sonuçlarla başarılı olamayacağımı anladım. Felsefi alanda daha iyi yazılar yazdım. Düşüncelerimi kendi yönüne karşıt bir yöndeki düşünceye zorladığımda, düşüncelerim bu zorlamaya yenik düştü hep.”
Wittgenstein geç dönem eserlerindeki kısa diyalog bölümlerinin üslup açısından harika olduğunun farkına vardı. Wittgenstein’ın giriş cümleleri geleneksel tarzının dışındaydı. Wittgenstein, geç dönem eserlerini oluştururken, özellikle felsefe tarihi açısından herhangi bir öncü edinmemişti. Felsefede düşünmeye yeni bir tarz getirdi. Felsefedeki bu yeni düşünme tarzı, tıpkı yabancı bir dili yeni öğreniyormuş gibi öğrenilmeliydi. Wittgenstein’ın bu yeni düşünme tarzının arkasından, sadece çok az filozof gitti. Felsefe yaparak, akıl bozukluğunu büyük bir felsefi problem olarak ele aldı. İnsanların uygun olmayan bir dil kullanımına saplanıp kaldıklarını düşündü ve bu yüzden de düşüncelerini kuralların dışında bırakmayı tercih etti.
Wittgenstein geç dönem felsefesinin temel eseri olan ‘Felsefi Soruşturmalar’ında, sözcüklerimizin kullanımına dikkat etmememizle birlikte, bizim anlayışsızlığımızın ana kaynağı olduğundan bahsediliyor. “Benim bir sandalyem var.”, “bir izlenime sahibim.”, “diş ağrım var.” şeklindeki önermelerde belirlen benzerlik, “var” sözcüğünü hem duygu içeren ifadeler için, hem de insanın sattığında ya da yaktığında yok olabilecek basit bir sandalye için kullanabileceğini gösteriyor. “İzlenim”, “duygu”, “düşünce” ya da “sayı” gibi kelimeler “sandalye” gibi, görünen bir şey olmasa da, düşünce ya da iç sezgilerde yerlerini alır. Wittgenstein, bilincin oluşmasını örnekleyerek, görünemeyen nesnelerle, iç alanı etkileyen, bilinçsizce ortaya çıkan resimlerin üstesinden gelmeyi, açıklamayı amaçlamıştır.
Wittgenstein’ın kendisinin de belirttiği gibi, felsefe yapma, sürekli ona –dilin sınırlarını zorlamakla birlikte- çarptığı için artık başının yara bere içinde olduğu en yalın mantıksızlığın keşfi (aynı zamanda bu etkisizleştirilmesi demek) ile gerçekleşmektedir.
Bu noktaya kadar herkes uzlaşma içindedir, ancak çıkarımlar konusunda Wittgenstein’ın düşüncelerini anlamak bağlamında, yorumlar ikiye ayrılır; kendi ifadesine göre, kendi felsefe anlayışı, “her şeyi olduğu gibi bırakma eğilimi içindedir”, “sadece ortaya koyar, üzerine bir çıkarım ve yorum yapmamada kararlıdır; “her şey açık” olduğu için “açıklamaya gerek olmadığını” belirtir. Yorumların bir kısmı Wittgenstein’ın şimdiye kadar dünyanın gizli bağlantılarını açıklamak konusunda, hiçbir yol bulamadığı hususunu ve düşüncelerin karşıtlığı ve sabitliği ya da sadece kötü ve fena olan şeyleri çözüme kavuşturmak istediğini vurgular. Daha sonra bu yorumlar gerçeklere döndüren ve tedavi edici görüş olarak adlandırılmıştır. Buna karşıt görüş olarak da diğer bir kısım, Wittgenstein’ın dünyayı açıklamadığını, fakat mantığın sınırlarını göz önüne alarak gözlemlediğini savunmuştur. Onlara göre Wittgenstein’ın yeni tarzı ve gerekçesi “Dilbilgisel Tasvir”dir. Bu şekilde Wittgenstein, yaşam biçimi ve gelenekleriyle çevrilebilen kelimelerin kullanım biçimlerini dilbilgisiyle anlamaya çalışmıştır.
Wittgenstein, dilbilgisini, kullanıcı tarafından düzenlenebilen kurallı, öğrenilebilir şey olarak adlandırarak, dilbilgisinin mutlak olduğunu belirtir. Wittgenstein’ın geç dönemde okuduğu dilbilgisi betimlemelerini içeren bu görüşleri, daha sonra, nedensiz olan şeyin kabul edilmesi konusunu içeren metafiziksel konular olarak adlandırılmıştır.
Wittgenstein, herhangi bir şeyi tasvir etmekle kalmamış, aynı zamanda buna karşı olarak, belirli resimlerin sebepsiz kabulünün temeli olarak gördüğü, kesin gibi görünen şeylere çözüm yolu aramıştır. Burada ”Resim”den kasıt, nedeni araştırılmaz, açık ve kesin olan belirli görüşlerin bir araya gelmesidir. Böylece tasvir, şeyler için sayıların teminatıdır. Herhangi bir yer gibi zaman da ölçülebilmelidir.
Wittgenstein, bir resmin büyüsünü, cazibesini bozmak için çözüm yolu olarak, bir nesnenin karşıt nesnesinin düşünülmesi fikrini geliştirmiştir. Bu büyüsü bozulmuş resimleri de anlamlandırdıktan sonra, başka felsefi bir problem olarak da zamanın ölçülmesi konusu vardır. Bu anlamda Wittgenstein’ın bu sorunlu resimlere yaklaşımı, aşağı yukarı, metre hesabıyla ölçülen bir şeydir. Örneğin bir mekânın ölçülmesi. Zamanı ölçmek mümkün müdür peki? Zaman ölçülürken hangi ölçüt alınmalıdır? Geçmiş mi yoksa gelecek mi? Zaman ölçülmeye pek de müsait değildir. Ancak, bu durumda 1 saat neyin ölçütüdür o zaman?
Wittgenstein içindeki şüphe duygusunu, karşıt nesneleri düşünerek bastırmıştır. Şöyle ki nasıl bir yer ölçmek için hem metre hesabı hem de adım hesabı varsa, zaman için de öyle olmalı. Wittgenstein burada, yandaşlarının, “mekânın bir adımı zamanın ölçütü olabilir” yorumunu kastetmemiştir. O, bunu açıklamak için, sadece karşıt bir nesnenin düşünülmesi gerektiğini söylemiştir. Yani metre hesabı yerine zamanı ölçmek için de, tıpkı mekânı adımla ölçmek gibi benzer bir şey olabilir. Böylelikle sorun ortadan kaldırılabilir. Wittgenstein; “Beni bu denli yetenekli kılan asıl buluşum, istediğim zaman, felsefe yapmaya ara vermemdir.” diyerek bu duruma bir açıklama getirmektedir. Örneklerle birlikte bir yöntem belirlenmiştir, örnekler değişkenlik gösterebilir, bu metotlarla sadece bir problem değil, çok sayıda problem çözülebilir.
Wittgenstein’ın metre hesabı kullanımı gibi, dilbilgisinde oluşan “dil oyunları”nın tüm yöntemleri yaklaşımı, metafizik yorumuna destek verenler için, ilk defa elde edilmek istenen yeteneklerin zorluğudur. Bu şekilde Wittgenstein, bir yandan bazı temel kavramların kullanım ilişkilerini ortaya koyup, yaklaşımlarını ‘kural’ ya da ‘anlam’ kavramlarının anlamlarıyla açığa kavuşturmayı tercih ederken, diğer yandan da dil oyunu ya da köken benzerliği ile beraber, keşfettiği dil oyunlarının açıklaması için, dilin nasıl kullanılacağına ilişkin oluşturduğu yöntemdeki özgün kavramları oluşturup bu kavramları netleştirmiştir.
Wittgenstein’a göre, filolojik ya da tarihsel eleştirel metotların incelenmesine ait olan ya da anlam, gelişim ve eleştirisinin karşılaştırılması, kullanım ilişkisi ve dil oyunlarının canlandırılmasını açığa kavuşturur. Buna ilişkin olarak, metafizikçiler, Wittgenstein’ın geç dönem felsefesinin can damarı kavramının “dil oyunu” olabileceğini düşünür.
Wittgenstein’a göre, hayati gerçeklik belirlenmiş kural sınırının aşılmasıdır. Bu durum, felsefede örnek teşkil eden ya da farklı örneklerin bir arada olduğu dilbilgisini oluşturmayı sağlar. Bu oluşum bazen şaşırtıcı olayları da beraberinde getirir, hiçbir şeyin gizli olmadığı bir hayalin anlaşılır kullanım ilişkisini ortaya çıkarmakla kalmaz, aynı zamanda insanlar arasında belirlenmiş bir gelişmeyi kastedebilir. Ve bu da 1. tekil şahsın ifadelerinin gerçekte hiçbir değer taşımadığını gösterir. Wittgenstein’ın, her bir yaşam biçiminin kavramsallaştırılmış dünya resmi anlayışının açıklaması, metafizikçilerin düşüncelerinden farklı bir düşüncedir. Wittgenstein’ın, bilgi cümleleri biçiminde oluşan kesin cümlelerin donuklaşması, yöntem olarak ise hiçbir şeyi donuklaştırmayan, hatta akıcı bilgi cümlelerini işlevsel hale getiren, akıcı cümleleri donuklaştırarak, sabitleştirerek zamanla olan ilişkilerinin değiştirildiği, ‘hakikat hakkında’, ”insan kendini tanıtabilir” cümlesi alıntılanır.
Metafiziksel tutum, ivedi anlamsızlığının ivedi anlamlılığı yoluyla sınırlamak için donuklaştırılmış cümlelere şu açıdan bakar: “Taş düşünemez” gibi kesin olan ya da yarı kesin olan yargıları tespit etmek. Wittgenstein’ın geç dönem eseri herkesi büyülemiştir, o sadece dil felsefesiyle değil, aynı zamanda insan ruhu ile ilgilenen başka bilim dallarının araştırmaları ile de ilgilenmiştir. Bunlar psikoloji ve psikiyatridir. Wittgenstein’ın fikirleri, psikoterapi yönteminin kullanılması gerektiğini gösteriyor. Çok sayıda psikolog ‘Wittgenstein Yaklaşımı’ olarak adlandırılan bu yaklaşımı çok iyi bilir. Metafizikçiler, Wittgenstein’ın kesin tedavi edici görüşünün var olduğu geç dönem felsefesinin etkisini azalttılar. ‘Doğru’nun, ‘izin’in ya da ‘anlamlılık’ın ne olduğunu kanıtlarla göstererek, yanlışların doğrusu, izin verilmeyen dil kullanımının izin verileni, anlamsızın anlamlılığı sınırlamasını ortaya koyar.
Wittgenstein kelimelerin anlamları üzerine konuştuğunda, sadece kavramların somutlaştırılması amacına yönelik tedavi edici görüşlerine değil, aynı zamanda ifadesinin hemen ardından nasıl iyi sözlerin çıktığı konusunda entellektüel sorunların çözüme kavuşturulması amacına da yer vermiştir. Burada ‘iyi’den kastedilen nedir ki? Belirli bir özelliği olmalı, aksi takdirde her şey birbirine girer.
‘Dil oyunu’ kavramı konusundaki tartışmalar, ‘anlam‘ kavramıyla sıkı bir ilişkisinin olduğunu gösteriyor. Bu konu hakkında “Felsefi Soruşturmalar” eserinin 43. sayfasında şunlar yazıyor: “Bir kelimenin anlamı, onun dildeki kullanımıdır.” Daha sonraki cümlede ise Wittgenstein, sınırlayıcılığa dikkat çekiyor: Kelimelerin anlamlarına göre kullanım koşullarının büyük bir bölümü için, (kullanım koşullarının hepsi için geçerli değil) şu cümle açıklanabilir: “Bir kelimenin anlamı, onun dildeki kullanımıdır.” Söz konusu cümleye ilişkin yapılan farklı yorumlar, metafizikçilerin ve terapistlerin farklı görüşlerinin olduğunu gösteriyor.
Metafizikçiler tarafından bakılacak olursa; Wittgenstein, bu kitapta alfabetik olarak gösterilen kavramların yapısını, anlamın bir açıklaması olarak göstermiştir. Buna göre Wittgenstein’ın eserlerinden sağlam bir görüş çıkarmak asıl görevdir. Wittgenstein’ın tanımlamaları, belirgin bir özellik taşıyan klasik açıklama yöntemiyle değil, aksine belirli kavramların uyumu ya da benzerliğinin oluştuğu açıklama yöntemi ile gösterilir. Burada Wittgenstein’ın düşüncelerinin en önemli noktası olan, her zaman yeterli ve açık olmak konusu ortaya çıkar.
Yine “Felsefi Soruşturmalar” eserinin 43. sayfasında bu konuyla alakalı olarak şu tanım yapılmıştır: ‘Her durum için geçerli olmayan’, yazar aracılığıyla, anlamın genişleyen belirginliğini bir liste şeklinde okumak ve “Felsefi Soruşturmalar” eserinin ikinci kısmında, Wittgenstein, ikincil anlamı tanımlayan, psikolojinin felsefesi yaklaşımlarını açıklar ve bunu da kelimenin kullanımının neye göre oluştuğunu tanımlar. Wittgenstein’ın geç dönem eserinde “anlam” kavramının temel ve ikincil kullanımı ile ilgili hiçbir şey yoktur, Wittgenstein’ın herhangi bir genişlemiş yorumunun olmadığı ve anlam kavramının detaylı bir şekilde açıklandığı metafiziksel yorum görüşlerine yandaşları tarafından ilgi gösterilmiştir.
Buna karşın, terapötik (tedavi yöntemsel) yaklaşım yandaşları eserinin 43. sayfasında Wittgenstein’ın “anlam”ın varlığı ve çekirdeğini adlandırma konusundaki yaklaşımının mevzu bahis olmadığını savunurlar. ‘Her durum için geçerli değil” sınırlaması yazarın geç dönem eserlerindeki metninde bir uyarı niteliği taşımıyor, aynı zamanda ileride yapılacak adlandırmanın da hiçbir şeyi tam olarak açıklamadığını gösteriyor. Felç olmuş bir düşüncenin sebep olduğu gizem dolu bir resim, mümkün bir araştırma nesnesinin olduğunu açıklar. Bunu da bakış açılarını karşılaştırma yöntemiyle yapmıştır. Böylece ‘betim’ ya da ‘diş ağrısı’ kavramlarının anlamlarının, uzayda bir yere sahip olan ‘araba’ ya da ‘sandalye’ gibi görülemeyeceğini belirtmiş, hatta bunun yerine bunların ‘tasvir’ ve ‘diş ağrısı’ arasındaki anlam ve oluşum kurallarının benzerliklerini göstermeye çalışmıştır. Çözüm yolları ve tedavi edici tutumlara göre, sadece anlam kavramının farklı adlandırılmasının nasıl yapılacağı sorunu ortaya çıkmakla kalmıyor, aynı zamanda çözüm yolları göstermek için, karşılaştırma yöntemiyle tasarlanmış konularının olup olmadığını ortaya koyuyor.
Erken ve geç dönem eserleri arasındaki bağlantı

Geç dönem felsefesinin yorumlanması üzerine yapılan tartışmalar, Wittgenstein’ın düşüncelerinin devamlılığını da değerlendirmeyi gerektiriyor. Çünkü her iki dönemde de düşünceleri değişmiştir. Terapistler, ‘Felsefi Soruşturmalar’ adlı eserinin başarısız yöntemleri ve mantıksal-felsefi denemesindeki belirsizliği arasında fark yaratan şeyin varlığını kabul etme eğilimi gösterirler. Metafizikçiler ise, iki eserini de negatif metafizik içerisinde açıklar. Onlar erken dönem eserinde anlamsal açıdan mantığın araştırma nesnesini boşluk olarak görürler. Wittgenstein’ın bu bağlamda şu değerlendirmesi önemlidir: “Benim asıl düşüncem mantıksal bir sabitliğin ve de olguların mantığının olmadığıdır.” Geç dönem eserlerinde ise canlı, günlük bir pratikten, yani ‘dilbilgisi’nden bahseder.
Wittgenstein’ın geç dönem eserinde dünya yıkılmıştır, artık dili çözülemez şeyler içerisinde belirginleşir ve bu şeylerin, durum ve önermelerle olabilecek mantıksal bir bağlantısı yoktur. Artık mantığın zamana uyum iddiaları dil yapısını belirlemeyecektir. Wittgenstein, dili eski bir şehirle karşılaştırır. Bunlar, çevresinde tek tek evlerin ve düzensiz upuzun sokakların olduğu kenar mahalle kümeleri ve dar sokak ve mekânlardan oluşan, farklı farklı dönemlere ait yeni ve eski ev yapılarının bulunduğu bir mahaldir. Buna göre, onlar için dil düşüncelerin ve hakikatin yeridir. Bir kelimenin anlamı onun dil içinde nasıl kullanıldığına bağlıdır. Ancak kullanım alışkanlıklardan oluşan bir takım işlevsellik ya da ‘dil oyunu’ içerisinde yok olan bir çeşit yaşam tarzıdır. ‘Dil oyunu’ kavramı ile burada şu vurgulanmaktadır: Dili konuşarak kullanmak bir yaşam tarzıdır. Bir tıpçının, esnaf ya da tüccara göre, ateist birinin inançlı birine göre bambaşka ‘dil oyunları’ vardır. Felsefenin görevi ise, dil aracılığıyla aklımızın büyülenmesine karşı mücadele etmektir.
Felsefenin araştırma nesnesi, günlük konuşma dilidir. Biz kelimeleri, günlük kullanım metafizikleriyle bağlantılarız. Felsefenin amacı (iyileştirme) terapidir. Filozof bir problemi tıpkı bir hastalık gibi ele alır, inceler. ‘Dil karmaşıklığı’na esir olmuş biri bu durumdan kurtarılmalıdır. “Felsefedeki amacın ne?” sorusuna cevap olarak ‘sineğe, sinek kavanozundan çıkış yolunu göstermek” diye yanıtlamıştır Wittgenstein.
Geç dönem felsefesinde ‘mantık’ kavramı ‘dilbilgisi’ ile yer değiştirmiştir. Aralarındaki fark, mantığa karşılık olarak ‘dilbilgisi’nin yaşam tarzı alışkanlıklarının değişebilmesinden kaynaklanır. Aralarındaki benzerlik ise, ne mantığın ne de ‘dil bilgisi’nin açıklanamadığıdır. Bunun yanı sıra her ikisi de oluşturduğu şeyi sadece ortaya koyar, açıklamaz.
Sonuç olarak ise, metafizikçiler Wittgenstein’ın erken dönem eserini geç dönem eserlerinde olduğu gibi, özel olan’ iç ve dış dünyadaki dualizmin reddedilmesi’ ve de ayrıca öznel düşüncelerin esas alındığı, ‘aşkın felsefe’ ya da ‘bilgi kuram’larını açıklama yoluyla özdeşleştirmezler.




Yapıtları

  • Logisch-Philosophische Abhandlung, Annalen der Naturphilosophie, 14 (1921)
    • Tractatus Logico-Philosophicus, C.K. Ogden tarafından İngilizceye çevrildi, (1922)
  • Philosophische Untersuchungen (1953)
    • Philosophical Investigations, Felsefe Soruşturmaları, G.E.M. Anscombe tarafından İngilizceye çevrildi, (1953)
  • Bemerkungen über die Grundlagen der Mathematik, ed. by G.H. von Wright, R. Rhees, and G.E.M. Anscombe (1956) (1937 ve 1944 yıllarında matematik ve mantık felsefesi üzerine yazdıklarından bir seçki)
    • Remarks on the Foundations of Mathematics, G.E.M. Anscombe tarafından İngilizceye çevrildi, (1978)
  • Bemerkungen über die Philosophie der Psychologie, düzenleyenler: G.E.M. Anscombe and G.H. von Wright (1980)
    • Remarks on the Philosophy of Psychology, Vols. 1 and 2, G.E.M. Anscombe tarafından İngilizceye çevrildi, düzenleyenler: G.E.M. Anscombe and G.H. von Wright (1980) ('Zettel'den bir seçki)
  • The Blue and Brown Books, Mavi ve Kahverengi Kitap, (1958) (1933–35 yılları arasında öğrencilerin tuttuğu ders notları)
  • Philosophische Bemerkungen, düzenleyen: Rush Rhees (1964)
    • Philosophical Remarks (1975)
    • Philosophical Grammar (1978)
  • Bemerkungen über die Farben, düzenleyen: G.E.M. Anscombe (1977)
    • Remarks on Colour, Renkler Üzerine Düşünceler, ISBN 0-520-03727-8. (Goethe'nin Renkler Kuramı kitabı üzerine yorumları yer almaktadır).
  • On Certainty, Kesinlik Üzerine, — Bilgi ve kesinlik arasındaki ilişkileri tartıştığı bir aforizmalar koleksiyonu.
  • Culture and Value, Kültür ve Değer — Søren Kierkegaard'ın felsefesini de eleştirdiği din ve müzik gibi kültürel konular hakkında kişisel görüşlerini yansıtan bir koleksiyon.
  • Zettel.
Türkçeye çevirilen eserleri

  • (1999), Yan Değiniler, Altıkırkbeş Yayınları.
  • (2000), Felsefi Soruşturmalar, Yeni Zamanlar Yayınları.
  • (2004), Zettel, Nisan Yayınları.
  • (2004), Defterler 1914-1916, Birey Yayınları.
  • (2007), Renkler Üzerine Notlar, Salkım Söğüt Yayınları.
  • (2007), Mavi ve Kahverengi Kitap, Türkiye İş Bankası Yayınları.
  • (2007), Felsefi Soruşturmalar, Metis Yayınları.
  • (2008), Tractatus Logico-Philosophicus, Metis Yayınları.
  • (2009), Kesinlik Üstüne-Kültür ve Değer, Metis Yayınları.


Kaynak: vikipedi
__________________
•*¨`*•.¸¸.•´*¨`*•K.Atatürk•*¨`*• .¸¸.•´*¨`*•
Asena isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
2 Üyemiz Asena'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 24.04.18, 12:09   #26
Ahirim Sensin

Umut - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jul 2017
Konular: 475
Mesajlar: 1,662
Ettiği Teşekkür: 11154
Aldığı Teşekkür: 4674
Rep Derecesi : Umut şöhret ötesinde bir itibarı vardırUmut şöhret ötesinde bir itibarı vardırUmut şöhret ötesinde bir itibarı vardırUmut şöhret ötesinde bir itibarı vardırUmut şöhret ötesinde bir itibarı vardırUmut şöhret ötesinde bir itibarı vardırUmut şöhret ötesinde bir itibarı vardırUmut şöhret ötesinde bir itibarı vardırUmut şöhret ötesinde bir itibarı vardırUmut şöhret ötesinde bir itibarı vardırUmut şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Depresyonda
Standart Cevap: Tarihte En Etkili Filozoflar

Tesekkürler @Asena ellerine saglik.
__________________
Umut isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Umut'in Mesajına Teşekkür Etti
Cevapla

Bu Sayfayı Paylaşabilirsiniz

Etiketler
etkili, filozoflar, tarihte, Üzerine


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


İlgili Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
“Tam Etkili Antibiyotik Artık Yok” Canan Her Konuda Kısa Bilgi ve Haberler 1 22.03.15 00:34
Aşkta Kaybeden Büyük Filozoflar Canan Vitrindeki Kitaplar 5 17.03.15 01:13
Tarihte Yaşanmamış Olaylar | Ülkü Tamer Mislina Vitrindeki Kitaplar 0 05.10.14 02:14
Öfke Nedir? | Öfkeyle Başa Çıkmada Etkili Yollar Mathematician Psikoloji 14 29.04.13 15:44
Tarihte İlk Kadın Şair... oneyouu Dünya Edebiyatı 5 11.11.10 10:18


WEZ Format +3. Şuan Saat: 05:32.


Powered by vBulletin® Version 3.8.8
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0 PL2 ©2011, Crawlability, Inc.
Copyright ©2000 - 2018 www.forumgercek.com
Protected by CBACK.de CrackerTracker
Önemli Uyarı
www.forumgercek.com binlerce kişinin paylaşım ve yorum yaptığı bir forum sitesidir. Kullanıcıların paylaşımları ve yorumları onaydan geçmeden hemen yayınlanmaktadır. Paylaşım ve yorumlardan doğabilecek bütün sorumluluk kullanıcıya aittir. Forumumuzda T.C. yasalarına aykırı ve telif hakkı içeren bir paylaşımın yapıldığına rastladıysanız, lütfen bizi bu konuda bilgilendiriniz. Bildiriniz incelenerek, 48 saat içerisinde gereken yapılacaktır. Bildirinizi BURADAN yapabilirsiniz.
Page Rank Icon
Bumerang - Yazarkafe
McAfee Site Denetleme
Norton Site Denetleme
www.forumgercek.com Creative Commons Alıntı-Lisansı Devam Ettirme 3.0 Unported Lisansı ile lisanslanmıştır.