Merhabalar
Forum Gerçek üyesi değilsiniz ya da Üye Girişi yapmamışsınız.
Sitemizden tam olarak yararlanabilmek için;
Lütfen Buraya tıklayarak üye olunuz.
Forum Gerçek

Forumları Okundu Kabul Et Bugünkü MesajlarYazdığım Cevaplar Açtığım Konular Kim Nerede
Geri git   Forum Gerçek > Bir Yudum İnsan > Sosyal Bilimler

Sosyal Bilimler Sosyoloji, felsefe, hukuk


Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
Eski 06.07.13, 17:16   #1
Müdavim

Dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2012
Konular: 431
Mesajlar: 3,713
Ettiği Teşekkür: 18776
Aldığı Teşekkür: 20507
Rep Derecesi : Dilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Uykucu
Standart Eski İstanbul'un Efsaneleri ''Kabadayılar''







Takvimlerde nasıl; kırlangıç fırtınası, ayandon fırtınası, çaylak fırtınası gibi sayılı fırtınalar varsa, İstanbul'da da eskiden üç sınıf sayılı fırtına vardı. Külhanbeyler, Tulumbacı Kabadayıları, Efendi Kabadayılar...Külhanbeyler makbul sayılmazdı, hatta kabadayılar birini küçültmek isterlerse: ''külhanbey'' derlerdi...(Eski İstanbul Kabadayıları kitabının arka kapağından bir cümle)

Hamamda büyüyen genç serseriler: Külhanbeyleri



Havada uçaaan karada kaçan,
Anasının koynundan kız kaçıraan,
Varrr mı ülen bana yan bakaannn....

Hiieeeeyyttt!!


Külhanbeylik ilk olarak Gedikpaşa hamamında türemiştir. İşsiz takımı bu hamamda zorla gecelerler, üstelik rahat durmaz, müşterilerin yükte hafif pahada ağır eşyalarını da çalarlardı. Eşyası çalınan kişi şikayet ettiğinde de “hamama girerken sende böyle bir şey yoktu” derler, üstüne de temiz bir dayak atarlardı.

Külhanbeylerinin geneli, polisle aralarını iyi tutar, menfaatleri icabı kendileri gibileriyle dalaşırlardı.. Çapkın, her türlü edepsizliği yapabilecek yaratılışta olan kimse, baldırı çıplak grubundan insanlar olarak görülüyorlardı.

17. yüzyıl İstanbul’unda başlayan külhanbeyliği geleneğinde kimsesiz ve başıboş gençler külhanbeyi olarak yetişirdi. Külhan bu işin mektebi kabul edilirdi. Külhana girmek içinse yetim olmak ve bir sınavdan geçmek gerekiyordu. Anasız babasız olmak, hiçbir aile bağının olmaması tercih sebebiydi. Külhana girmek için 15 yaşını doldurmak gerekliydi. 23 yaşına kadar külhanda kalan bu gençler daha sonra kendilerine uygun işlere yönelirlerdi.
Külhanbeylerinin dışarıda da uymak zorunda oldukları bazı kurallar vardı. Yaşları 10-14 arası olan külhanbeyleri dışarıya ikişer ikişer çıkmalıydılar. Bunların, Yahudilere saldırmaları şiddetle yasaklanmıştı. Zor durumdaki küçük çocukları ve güçsüz kadınları savunmaları gerekirdi. Seyyar satıcılardan hiçbir şey isteyemezlerdi. Fakat istedikleri parayı vermezlerse, özellikle lalalarıyla gezen ekabir takımına sataşmalarına izin verilmişti...

Külhanbeyleri "levendane" denilen"it adımı" ile yürürlerdi. Bu arada bellerine sarmış oldukları uzunca şal kuşağın bir ucu yere değerdi.

Cakalı bir şekilde boyun kırmak, omuz vurmak, dirsek çarpmak, çoluk çocuğa laf atmak, kadınlara sarkıntılık etmek, kabararak gezmek külhanbeylerinin övündükleri davranışlar arasında yer almaktaydı. Bunca kötü davranışlar sergileyen bu kişiler çoğu zaman dayak yemekten kurtulamazlardı. Bu, onlar için normal bir durumdu. Böylelerine "sulu" denilirdi..


Tulumbacı Kabadayılar



“Karada aslan, denizde kaplan,
Var mı bize yan bakan”!


Hieeeeyyytt !!!


Tulumbacı kabadayılar yalnız yangınlarda görünürlerdi. Çatışmaları ise tamamen takımları arası rekabetten ileri gitmezdi.. Sermet Muhtar Alus ''30 Sene Evvel İstanbul'' kitabında tulumbacı kabadayıları şöyle anlatır:

Kendilerine has kıyafetleri, argoları ve tavırları vardır. Sıfır kalıp, dar Beyoğlu, vişne çürüğü fes. Tepede ve yanlarda perçemler. Yakası büzme omuzdan ilikli mintan. Kısa, dar ceket. Yenlerin içlerinde mor kadife. Yün kuşak bol pantalon. Yumurta ökçe ayakkabı yahut şıpıdık. Omuza asılmış saldırma veya belde kama. Arasıra notasız bir sesle veyahut ıslıkla, bir türkü ara nağmesi mırıldanmak. Sık sık sol kolunu kıvırıp, arkasından fıskiye gibi tükürüş tulumbacılara özgüydü..


Mahallenin Saygın Delikanlıları: Efendi Kabadayılar



Osmanlı’da hemen her mahallenin saygın sayılabilecek delikanlıları vardı. Bunlara kabadayı denilirdi. Ama kabadayılığı özellikle külhanbeyliği ile karıştırmamak gerekiyor. Çünkü kabadayılık aleminde külhanbeyleri makbul sayılmaz, hatta kabadayılar birbirlerini küçültmek için külhanbeyi derdi.

Kötülükten uzak duran, yiğit, iyi yürekli, yardımsever insanlar olarak bilinirdi kabadayılar. Bugünkü dizilerde iyi gibi gözüken, mafyavari ama hala yiğitliğini ve iyi yürekliliğini koruyan tiplemeler biraz kabadayılıktan alınıyor aslında.






Dönemin Osmanlısı’nda kabadayılar, kendilerini mahallenin düzenini sürdürmekten sorumlu sayarlar, sorunları çözmeye çalışır, özellikle kızları ve kadınları ayak takımının kaba davranış ve tacizlerinden korumaya çalışırlardı. Gençlerin meyhane ve kumarhanelere gitmelerine de engel olurlardı. Mahalleyle çok iyi ilişkileri vardı, hatta zenginler ve eşraf, kabadayıları gerektiğinde korur kollardı.

Kendilerine "külhanbeyi" denilmesinden ödleri kopan bu adamlar cahil ama terbiyeli, zevkli, iyi giyinen hatta iyi terzilerden giyinen adamlardı. Yanlarında silah olarak ‘saldırma’ taşırlardı.


Saldırma





Dost meclislerinde içki de içen bu adamlar asla sululuk yapmaz, kendilerini kaybedip çevreye zarar vermezlerdi. Aynı zamanda sportif adamlardı kabadayılar. Hatta bu gerekliydi, çünkü eğer mahallelerinde nam salmak istiyorlarsa, şöhretli bir kabadayıyla –bugünkü tabirle- kapışıp mağlup etmeleri gerekiyordu. Ama kabadayılar aynı zamanda tevazu sahibi insanlar olarak da bilinirdi. Hatta herkesin hava atmak için fırsat kolladığı günümüzün aksine asla icraatlarını ortaya dökmez, kendilerini övmezlerdi. Gece hayatında şehrin ünlü "yosma"larıyla takılırlardı. Yeri geldiğinde bir dava ya da kadın uğruna kavga eder, aralarında bir anlaşmazlık olduğunda racon keserlerdi, yani kendilerinden yaşlı ve bilge bir kabadayı heyeti her ikisini de dinler, kimin haklı olduğuna karar verirdi, genelde karara kimse itiraz etmezdi, ancak eğer ederlerse tek seçenek vardı: Düello. Bir kabadayı için en kötü şey ise "madra" olması, yani itibarını kaybetmesiydi

İstanbul’un en ünlü kabadayıları arasında Azapkapı iskelesinde sandıkçılık eden Arap Reyhan Ağa, Haddehaneli Kel Eşref, Kasımpaşalı Hüsnü, Çerkes Arif, Matlı Mustafa, Kavanoz Mehmed,Kadırgalı Kör Emin,
Arap Dilaver, Mirasyedi Necmi, Tıfflıbozzade Kahraman, Arap Abdullah ve 1909'da bir ara Büyükada'da baskomiserliğe tayin edilen Sarraf Niyazi, bu âlemin önde gelen ünlü kabadayılarındandı.

Yararlanılan kaynaklar;

Metin: oku.on5yirmi5.com /kitapambari.com

__________________

Tanrılar, erkeklerin ''balıkta'' geçirdiği zamanı ömründen saymaz. (Babil Atasözü)
Dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
18 Üyemiz Dilaver'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 06.07.13, 22:20   #2
Müdavim

Dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2012
Konular: 431
Mesajlar: 3,713
Ettiği Teşekkür: 18776
Aldığı Teşekkür: 20507
Rep Derecesi : Dilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Uykucu
Standart Cevap: Eski İstanbul'un Efsaneleri ''Kabadayılar''









Sarraf Niyazi
Aslen Mora'lı olan ''Sarraf Niyazi'',1.90 boyunda olmasına rağmen bir çocuk yüreğine sahipti.Gençliğinde Koska’da (Beyazıt ile Laleli arasındaki semt) sarraflık yapıp daha sonra iflas eden bu kabadayı, camiada Sarraf Niyazi olarak bilinmekteydi.

Polis müdürü Giritli Kemal Bey, Büyükada’nın asayişini sağlamak için eşkıyanın dilinden anlayacak birini aramış, sonunda Sarraf Niyazi’yi 1909’da adanın başkomiseri yapmıştı. Asla silah kullanmayan Niyazi, daima bileğinin gücüne güvenmiş, hasımlarını uzun kolları ile alt etmişti.

Bir gece sahil gazinolarının birinde Pandeli adındaki bir Rum kabadayısının olay çıkardığını duydu. Gönderdiği polis, Pandeli’den azar işitip eli boş döndü. Sarraf Niyazi bir solukta gazinoya girdi. “Karakol marakol tanımam” diyerek istifini bozmadan oturan Pandeli’nin önündeki masayı tekmeyle devirdi, ardından şaşkına dönmüş adamı bir çuval gibi havaya kaldırıp denize attı. Daha sonra kalabalığa seslendi: “Başka banyo yapmak isteyen biri var mı?”

Sarraf Niyazi’nin mütareke yıllarında etrafta heyecan yaratan bir başka icraatı da Yeniköy’de kendisine sataşan 10 Fransız askerini, teker teker denize atmasıydı. Fransız subayları da hayran kaldıkları babayiğiti kendi maslarına davet etmişlerdi.




  • Kadırgalı Kör Emin
Galata gümrüğünde görevliyken, görevinden alınmış ve kendini iyice bu hayata vermiştir. Beyoğlu muhitine nam salan Kadırgalı Kör Emin, zamanın meşhur hırsızlarından Panani’yi bir bıçak darbesi ile çolak etmiştir. Haddehaneli Arap Hulusi'yi arkadaşının yanında, içki masasında tokatlayarak ağlatmış ve yine bu kişi tarafından o gece başka bir mekânda tabanca ile vurulmuştur. Ölürken de kendisi vuranın ismini isteyen polise “sağ kalırsam tahkikatı ben yaparım” demiştir.




  • Kavanoz Mehmed
Eyüplüdür, kavgalarda karşı taraftan gelen sandalyeleri ustalıkla kapıp karşı tarafa iade etmesi ile meşhurdur.




  • Çerkez Arif
Trabzonlu Hasan Kaptan'ın oğludur. İyi nişancı olup, tokatının önünde kimse duramazdı. Fehim Paşa'nın başsilahşörü olmakla beraber, Çerkez Arif'in tam olarak ne işle meşgul olduğunu kimse bilmezdi. Küçüksu çayırında bir köşkte otururdu. Yine bir kabadayı olan Matlı Mustafa tarafından vurularak öldürülmüştür.




  • Arap Abdullah
Süleymaniye Sancağından olup aslen Kürt’tür ancak ona esmerliğinden dolayı Arap Abdullah denilmiştir. Kabadayılar arasında “Abu” diye anılan Arap Abdullah'ın Kamil adında bir de ağabeyi vardı. Babaları onları okumaları için İstanbul'a göndermiş Kamil okuyup Beyrut Gümrük Nazırı olmuş ancak Arap Abdullah kabadayı olup çıkmıştır.




  • Arap Reyhan Ağa
Reyhan Ağa bir gün, uzak mesafeden istedikleri noktaya bıçak atmalarıyla ünlü beş “Kefalonyalı” ile kavgaya tutuşur ve eline geçirdiği bir iskemleyle beşini de bir güzel pataklar! İşin garip tarafı, mahalle arkadaşları Arap Reyhan Ağa ile iki ay dargın kalırlar bu hadiseden sonra… Sebep de şu: Reyhan Ağa’nın sillesi dört tane gâvura yetmez miymiş de iskemle kullanmış?!



  • Çakır Talat
Tatavla’nın Feriköy’ünde oturan Çakır Talat, kendinden on yaş kadar büyük ve kendisinin gelişme çağında çok etkisi olan, eniştesi Kanlı Gözlü Suat’la beraber bir ikili oluşturmuşlardı. Her ikisi de Tulumbacılık yapıyordu. Tatavlalı Çakır Talat varlıklı sayılabilecek baba tarafından Çanakkaleli Türkmen, anne tarafından da Çerkez bir annenin, şımartılmış tek oğludur. İdadiye mezunudur. Ancak ele avuca sığmaz ve çok haylazdır. Bir kahvehane işletirdi. Orta boylu, sarışın, sert mavi bakışlı, oldukça da yakışıklı ve gençliğinde çok şık giyinirmiş. Eniştesi Kanlı Gözlü Suat ise çok iri yarı, patlak gözlü, görenleri ürküten bir görüntüye sahiptir ve su işlerinde çalışır. Her yangına beraber koşarlar ve hatta aralarında yangına ilk varan kim olacak rekabeti vardır.


Yararlanılan Kaynaklar;

Metin:
dunyabulteni.net
Dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
17 Üyemiz Dilaver'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 10.07.13, 21:33   #3
Müdavim

Dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2012
Konular: 431
Mesajlar: 3,713
Ettiği Teşekkür: 18776
Aldığı Teşekkür: 20507
Rep Derecesi : Dilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Uykucu
Standart Eski İstanbul'un Efsaneleri ''Kabadayılar''



Kabadayılar mahallelerinde ki kadınları ve kızları kollar korur, delikanlıların içki ve kumara bulaşmaması için çaba gösterir, aciz ve yoksul kimselerin en büyük yardımcıları olurlardı..

Devletin yetkililerine karşı itaâtkâr ve saygılı idiler. Silah kullanmayı sevmezlerdi, gerektiğinde işlerini ''Osmanlı tokadı'' ile ve yumrukları ile hallederlerdi. Hiç bir zaman -en sert tartışmalarda bile- içinde ana, kadın, kız lafı geçen kötü sözler söylemezlerdi. Asla küfür etmezler, bu kurala riayet etmeyenleri affetmezler, pişman ve perişan ederlerdi.


Kabadayılar bulundukları yörenin huzuru ve güveni için her türlü olumsuzluğa karşı koyan ve kendine özgü kuralları olan insanlardı..

Onlar, birbirlerini gördüklerinde şapur şupur öpüşmüyorlardı. Sağ ellerini göğüslerine vurup uzaktan selamlaşıyorlardı. İnançları farklıydı; ‘‘Hırsızlık ekmekten, kahpelik öpülmekten başlar’’ diyorlardı.

En önemli görevleri arasında ''racon kesmek'' vardı.. Osmanlı Racon kelimesi ile 16. yy da tanışır. Hak-hukuk anlamına gelen
''ragione'' kelimesi, Venedik'li gemiciler sayesinde İtalya'dan yola çıkıp tüm Akdeniz limanlarına yayılmıştır..

Herhangi bir konuda anlaşmazlığa düşen iki kabadayı, aralarında ki meselenin halli için kadıya zaptiyeye gitmezler, bir tür hakem heyeti olan yaşlı saygın kabadayılardan oluşan ''racon kesen heyet'' e başvururlardı..

Bir dönem Tophane'de ki, Zehir Ali'nin kahvesinde haftada iki gün toplanan bu üç kişilik heyet, iki tarafı da dinledikten sonra raconu keserdi.. Verilen karar kesin olur, her iki tarafta uyarsa konu kapanırdı..

Racon için başvuran her iki tarafta karara itiraz ederse -çok nadir olarak- aralarında ölümüne dövüşürlerdi...

Kararı bir kişi kabul eder diğeri etmezse, kabul etmeyen kişi kabadayılar dünyasında yalnızlığa itilir ve itibarsızlaştırılırdı.. Çünkü ''bu alem'' raconu tanımayanı ayıplı-kusurlu sayar aralarından afaroz ederdi..

Alemin dışına itilmek bir kabadayı için korkulu rüyaydı..





Yiğitten korkma korkaktan kork.

Yiğit olan yiğit ölür, adı kalır, alçağın neyi kalır?

Yiğit olan yüzüne tükürtmez, leşine tükürtür.

Verirsen doyur, vurursan acıt.





Zengin bir tulumbacı, oğluna ders vermesi için bir kabadayıyı tutmuş. Kabadayı, çocuğun karşısına geçmiş; ‘‘ilk dersimiz şu. İkimiz de parmaklarımızı birbirimizin dişlerinin arasına sokacağız, işaret verince ısıracağız’’ demiş. İşaret verince karşılıklı ısırmışlar. Çocuk, ‘‘ahh..’’ diye bağırmış. O zaman kabadayı, ‘‘Bak işte delikanlılığın ilk şartı budur. Acını belli etmeyeceksin.’’
Dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
17 Üyemiz Dilaver'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 10.07.13, 21:41   #4
Müdavim

Dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2012
Konular: 431
Mesajlar: 3,713
Ettiği Teşekkür: 18776
Aldığı Teşekkür: 20507
Rep Derecesi : Dilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Uykucu
Standart Cevap: Eski İstanbul'un Efsaneleri ''Kabadayılar''





İstanbul’un işgal yıllarıdır. Seferberlik yıllarında, "seferberlik orospusu" olarak bilinen ve Feriköy’ün namlı ve güzel kadınlarından biriyle Çakır Talat’ın ilişkisi olur. Ama ayrılırlar ve ailesi Talat’ı güzel bir Türkmen kızıyla evlendirir. Sevgilisi olan kadınsa, hamiledir. O’da evlenir ve bir oğlu olur. Tatavlalı Çakır Talat’ın da bir seneyi geçmez, eşinden, bir oğlu olur. Sevgilisinden olan çocuğun kendisinin olduğunu kabul edemez, zira kendinden olduğundan hiç emin değildir. Eşinden olan oğlunu, sirozdan 19 yaşında kaybeder. Feriköylü güzelden olan oğlu ise, gerçek babasını bilmeden büyüdükten sonra, bugünkü İstanbul Gayrettepe denilen semtinde, bilmeden büyüdüğü babası gibi bir kahvehane açtığı, Çakır Talat’ın da, sık, sık o kahveye giderek, kimliğini açıklamadan çay içerek oğlunu uzaktan izlediğini bilinir. Kim bilir, belki kendi yaşarken iki oğlunu da kaybetmenin üzüntüsüyle, dünya ya gelen kızlarına erkek isimleri vermesinin nedeni budur?

Çakır Talat Kürt İsyanları yıllarında, jandarma çavuşu olarak İsmet İnönü’nün Doğu görevi sırasında, mahiyetinde korumalarından biri olarak görev yapmıştır. Savaş yıllarından sonra, bugün Marmara Etap Oteli’nin olduğu yerde, bir börekçi salonu işletti.
Ayrıca, gençliğinde çok ta ilginç bir hikayesi vardır. 1919-1920 İstanbul'un mütakere yıllarıdır. Beyoğlu’nda işgalcilerden güç alarak iyice şımaran, Annesi ise Derviş Sokağı'nda (şimdiki Peremeci Sokak) oturan genelev işleticisi Andrenohin'in oğlu, Hrisantos lakaplı bi-seksüel külhanbeyi Hıristo Anastadiyadis Ahilya, acımasızca Türklere karşı giriştiği katliama varan kıyımlar yaptığı ve özellikle peşindeki polisleri katlettiği yıllardır.
Hrisantos’un 19 yaşına rağmen, polis kayıtlarında bilinen 17 cinayeti vardır. Bir türlü yakalanamamaktadır. Bilinen bir şey vardır, işgal kuvvetlerinin istihbarat subayı İngiliz Yüzbaşı Benett’le irtibatlı ve hatta korumasında olan bu Rum kabadayı, zaten Rumların çoğunlukta olduğu bölgede faaliyette olması nedeniyle, hiçbir Türk’ü de bölgesinde barındırmak istememektedir. İşgalcilerin istihbarat subayı Yüzbaşı Benett’in de himayesinde, Türkler üzerinde korkuya dayalı terör estirmektedir. Tatavlalı Çakır Talat, yaşıtı Hrisantos'a haber yollar ve vuruşmak için çağırır. Hrisantos bir türlü cesaret edip de, karşısına çıkamaz ve daha sonra Feriköy’de bir metruk evde, emniyetin sıkı takibi ve pusu kurmasıyla, vurularak öldürülür.
Rivayet o'dur ki, Hrisantos'un tek korktuğu Kabadayı, Tatavlalı Çakır Talat'tır.
Çakır Talat’ın eski bir İstanbul Kabadayısı olduğu aile içinde hiç bahsedilmez, hatta konunun fısıltı ile açılması bile, başları öne eğerdi.
Ancak 1977 yılında, 76 - 77 yaşında oğlunu son bir defa kahvehanesinde görmek üzere evden gizlice çıkar, yolda ayağı kayar ve bacağını kırar ve kırık bacağı ile, oğlunu göremeden evine geri döner. İyileşmeyen kırık bacağı yüzünden ölümünden sonra büyükler, Çakır Talat’ın geçmişi ile ilgili, az da olsa konuşulabilmiştir.



*Seferberlik Orospusu: Meslekten fahişe olmayan, ama seferberlik yıllarında ekonomik yoksunluklar yüzünden, hiç bir geçim imkanı olmayan kadınlar fahişelik yapan kadınlara verilen bir sıfattır. .
** Hrisantos, her ne kadar bazı kaynaklarda kabadayı olarak andırılmak istense de, sabıkası ve işlediği suçlar açısından bakılırsa; o bir kabadayı değil, her türlü suçtan dosyası kabarık, tam bir külhanbey’dir.

Not: Bu derleme Çakır Talat'ın torunu tarafından yapılmıştır..
Dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
16 Üyemiz Dilaver'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 10.07.13, 23:17   #5
Müdavim

Dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2012
Konular: 431
Mesajlar: 3,713
Ettiği Teşekkür: 18776
Aldığı Teşekkür: 20507
Rep Derecesi : Dilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Uykucu
Standart Cevap: Eski İstanbul'un Efsaneleri ''Kabadayılar''





Paşalık devrinde; 1900 lü yılların başlarında, kabadayılık yapan paşalar olduğu gibi, kabadayılıktan paşa olanlarda vardır. O devirde İstanbul'da kendilerine mahsus teşkilatı olanüç kuvvet vardr: Fehim Paşa, Ali Şamil Paşa, Arnavut Tahir Paşa..

Bir Fehim Paşa adamı ile Tahir Paşa adamı her hangi bir yerde birbirlerine tesadüf ederlerse mutlaka çarpışıyorlar, saldırmalar, tabancalar işlemeye başlıyordu. Bu çarpışmalarda ekseriye Fehim Paşa'nın adamları tarafından kazanılıyordu. Arif Bey'in Fehim Paşa ile olan dostluğu onu Fehim'e mal etmişti. Herkez Arif'i Fehim Paşa'nın baş kabadayısı sanıyordu.

Tahir Paşa'nın baş silahşörüde Matlı Mustafa adlı eşkiyalıktan gelme bir Arnavut'tu. Matlı Mustafa, hakikatten insan görünümünde bir canavardı. Arada bir kafayı çekiyor, nerde olursa olsun, Fehim Paşa'ya ve adamlarına sövüp sayıyordu. Pek tabi olarak bütün bu küfürler bire on katılarak Paşa'ya ulaştırılıyordu. Fehim Paşa'nın adamları ile Arnavutların çarpışması kaçınılmaz bir hale gelmişti. Bu ilk çarpışma Matlı Mustafa ve Arif Bey arasında oldu.

Matlı Mustafa Beyoğlu'nun en civcivli bir zamanında sarhoş olduğu halde caddede nara atarak geliyor, naranın mevzuu da pek tabi olarak Fehim Paşa'nın şahsına edilen küfürler oluyordu.

Arif Bey'de (kafe Kommers)'de nargilesini içmiş, tünele doğru yürüyor. Kalabalık dikkatini çekiyor, polisler ve bir komiser Matlı Mustafa'yı teskine çalışıyorlar.

Matlı Mustafa uzaktan Arif Bey'i görünce:

"-Nah mori! Fehim pezevenginin bir adamıda bu heriftir" diye küfür hududunu biraz daha genişletiyor. Arif olduğu yerde duruyor.

-Bana mı söylüyorsun?

-Babana mı söylüyorum? Elbet sana söylüyorum.

Polisler ve komiser, muhakkak suhur edecek olaya artık seyirci kalacaklardır.Çünkü bu iki belanın arasına girmek felaket olacaktır.

Arif, yavaş yavaş ilerliyor. Mustafa, tabancaya el atmaya fırsat bulamamıştır. Arif bey, o meşhur tokatlarından birini patlatmıştır. Mustafa sallanıyor, ikinci bir tokat kamayı elden düşürüyor, Arif Bey Mustafanın elbisesinin ense tarafından yakalıyor, sürükleye sürükleye Galatasaray merkezi'nin önüne getiriyor. Orada kaldırıyor ağız burun karışık üçüncü bir tokatla büsbütün sersem ettikten sonra belinden tabancayı çekip alıyor,çürük meyve dolu bir çuval gibi kaldırıyor, Galatasaray'ın avlusuna fırlatıyor ve polislere:

-Alın şu keratayı! diyor.

Hadise bütün tafsilatıyla Fehim paşaya anlatıldı. Galatasaray Merkezi de olayı rapor şeklinde Paşaya bildirdi. Fehim Paşa, Beşiktaş'tan, çatasına binerek Arif Bey'in Anadoluhisar'ında ki Küçüksu çayırı sonunda ki köşküne gitti. Yanında sivil giyinmiş komiser Salih vardı.

Arif Bey hiç telaş etmedi.

-Buyursunlar, diye köşke doğru yürüdü.

Köşkün zemin katında yemek odası vazifesini gören genişce taşlıya girdiler, oradan misafir odasına geçtiler.

Fehim Paşa, Matlı Musatafa olayını Arif'den dinlemek istiyor, onun için kurcalıyordu.

-Canım Arif Bey! Şu hadise nasıl oldu? Anlat rica ederim. Mabeyde Tahir beni görünce pek ters bakıyor.

-Acaba neden?

-Onun baş silahşörünü sen hamur gibi yoğurmuşsun ya.

-Bundan size ne?

-Siz Matlı Mustafa'yı bana küfür ettiği için o hale sokmadınız mı?

-Arif Bey: Hayır! Mustafa size küfür ediyordu, beni görünce banada küfür etti. İşte o zaman Arnavudun terbiyesini vermek lazım geldi.

Fehim Paşa "seni benim adamın bildikleri için..." diyemedi. Tekrar etti:

-Rica ederim, nasıl oldu?

Arif bey: Mustafa Biraz fazla kaçırmıştı, sağa sola saldırıyordu, bende kendisini polise teslim ettim.
-Ama birazda tartaklanmış.

Tabi bu vaziyette biraz itişme kakışma oluyor.

-Arif Bey... Ne kadar tevazu gösteriyorsunuz.

-Ne yapayım Paşam? öyle alıştık.




Arif Bey ile Matlı Mustafa arasında ki olay mübalağalı bir şekilde tüm İstanbul'da söyleniyordu. Tahir Paşa, baş silahşörünün yüzüne bakamıyordu.

Bu haceti temizlemesi için Mustafa'nın mukabele etmesi yahut bırakıp memleketine gitmesi lazımdı. Arif Bey, nargile meraklısı olduğu için Valide Kıraathanesi'ne gider, nargile içerdi.

Mustafa'da Arif Bey'in muhitinde dolaşıyordu. ikinci bir çapışma olacaktı. Arkadaşları Arif Bey'i uyardılar. Bu hadiseleri pek iyi bilen, hatta dolayısıyla vakaya karışan Karamusallı Tahir bir gün dayanamadı:

-Arif ağabey! Matlı etrafında dolaşıyor dedi.

-Merak etme Tahir dedi. Mustafa ağzının payını aldı., bir daha hırlayamaz.

Tahir ısrar etti:
-Aman Arif Ağabey. "Hasmın karınca da olsa kendini merdane bil" diye bir laf vardır.

Arif Bey güldü. Çok konuşmayı sevmediği için cevap vermedi.




Matlı Mustafa, Arif Bey'i muazzam takip ediyordu. Bunu Arif'de biliyor ama önem vermiyordu."Bora patlamadan saçak altına girmeye alışık değildi".

Bir akşam yanında Lala dimitri ile Galata'da Karakuş'un gazinosuna gitti.

Karakuş, Arif Bey'i ve Lala'yı buyur ettikten sonra içki ve meze siparişlerini alarak çekilirken etrafına bakındı. Kenarda ki masada Matlı Mustafa oturuyordu. Arnavut ne zaman gelmiş ne zaman oturmuştu...

Lala Dimitri, bütün İstabul gibi Arif'le Mustafa'nın birbirlerinin kanına susadığını biliyordu.. Mustafa'yı görünce hafiften istavroz çıkardı.

Garson mezeleri getirmiş, masayı donatıyordu.. Matlı Mustafa oturduğu yerden Arif'i tetkik ediyordu. Göz göze geldiler. Mustafa:

-Tinya Tintata... Arif Bey dedi.

Arif mukabele etti:

-Akşamlar hayır olsun Mustafa..

-Nasılsın?

-Demir gibiyim.

-Görüyorum mori eşşek gibisin...

Arif ayağa kalktı:

-Vay pezvenk.. Sen kime eşşek diyorsun?

Mustafa'nın masasına bir iskemle uçtu.. Müthiş bir şangırtı oldu. Arif bir tekme ile önündeki masayı devirdi.. Diğer masadakiler fırladılar. Bir kısım Arif Bey'i bir kısım Matlı Mustafa'yı önlediler.

Mustafa kendisini tutmak isteyenlerin ellerinden silkinerek:

-Mori bırakın beni! diye kurtulmak istiyor,

Arif:
-Bırakın yahu! Biz kozumuzu paylaşırız. Araya girmeyin.. diye bağırıyordu.

Mustafa kendisini tutanların ellerinden kurtulmuştu. Arif'de önündekileri sol kolu ile süpürdü. İki hasım karşı karşıya kaldılar, eller tabancaya gidiyordu.

Tam bu sırada Gazinonun kapısından Komiser Tufan efendi ve polisler koştular. Tufan efendi, ne pahasına olursa olsun kavganın önünü almak için kendini ortaya attı.

-Mustafa Bey, Arif Bey ne yapyorsunuz? Günahtır beyler din kardeşiyiz. Birbirinizi mi öldürecesiniz?

Matlı bağırdı:
-Çekil Bre Tufan efendi. Bu herifi yiyeceğim.

Tufan efendi:
-Çekilmem! diyordu. Sizin gibi iki kabadayının göz göre göre birbirlerini vurmasına izin vermem. Beni öldürün, sonra ne yaparsanız yapın.

Arif Bey:
-Tufan çekil görmüyor musun? Teres ölümüne susamış. Bırak pezevengi geberteyim.

Polisler Mustafa'yı kucaklamışlar, merdivene doğru götürmeye çalışıyorlardı. Tufan'da Arif Bey'e sarılmış yalvarıyordu:
-Arif Bey, Allah, billah aşkına yapma, ufak bir hatırım varsa..

Mustafa merdivenlerin orda bir daha silkindi, döndü. Beyaz menevişi pırıl pırıl parlayan Karadağ tabancası elinde idi.

Arif Bey'de Smith Wesson'u çekmişti. Aradakiler artık kavganın önüne geçemeyeceklerini anladıkları için kenara çekilmişlerdi. Mustafa bir adım attı, Karadağ'ı kaldırdı.
Arif'de bir adım attı ve Arnavudun kurşununa hedef teşkil etmemek için yan döndü.

Mustafa tabancasını ateşlemeye fırsat bulamadı.

Bir tabanca patladı.

Arif bir el ateş etmişti.
Mustafa sallandı...Kurşun isabet etmişti...

Mustafa'da iki el ateş etti.. Karadağ müthiş bir patlama ile gümledi.




Etraftakiler tekrar araya girdiler..

Mustafa'yı merdivenlerden indirerek gazinodan çıktılar.

Arif Bey yanına gelen Lala Dimitriye:

-Dimitri dedi, pezevengi tam kalbinden vurdum çıkın leşini kaldırın.

Lala Dimitri ile merdivene doğru yürüdüler.. Merdiveni indiler, Arif durdu.. Bir saniye kendini dinledi.. Elini karnına doğru götürdü.

-Dimitri, ben vurulmuşum farkında değilim.

-Ne söylüyorsun Arif bey?

-***** ****, beni vurdu....

Lala Dimitri koluna girdi. Fakat bu ağır vücudu taşımaya gücü kuvveti yetmiyordu. Arif Bey ağırlaşıyordu.

Lala dimitri: Vre tutun Arif Bey vurulmuş....

Koştular koluna girdiler. Arif Bey artık yürüyecek halde değildi. Gazinonun kenar kanepesine oturttular. Yaralarının biri karnında diğeri bacağında idi. Karadağ kurşunu bağırsaklarını parçalamış olacaktı, hemen bir araba getirdiler, güçlükle kaldırarak paytona koydular.Taksimde ki Sürp Agop Hastanesine götürdüler.

Arif Bey'in Matlı Mustafa'yı kalbinden vurduğu lafı doğruydu. Arif'in kurşunu Matlı'yı kalbinden vurmuştu fakat, Arnavudun kalın gümüş tabakası tam kalbinin üstünde olduğu için, kurşun tabakanın bir salthını delmiş, diğerini delemeyerek tabakanın içinde kalmıştı.





En kuvvetli silah olan Amerikan Smith Wesson tabancası bir gümüş tabakayı delemez miydi?

Bunda kaderin bir rolü vardı. Arif'in tabancasında ki fişekler, Arif'le Kandilli'de oturan, Halid ve Arif'in biladerleri Ali Bey tarafından nişan atmak üzere doldurdukları fişeklerdi. Smith Wesson'un hakiki fişekleri gibi güçlü değillerdi.

Biz buna kader diyoruz fakat bunda ihtiyatsızlığı da unutmamalı. Arif Bey gibi çetin düşmanları olan bir adam nişan fişekli tabanca ile gezmez.

Arif'in vurulması havadisi derhal yayıldı. Hısımı, akrabası, kardeşleri, dostları koştular. Emirgan'da oturan Miralay Doktor Deli Arif Bey'de hastaneye geldi. Avlu koridor, bekleme odaları adam almıyordu. Fehim Paşa beraberinde Mabeyn doktorlarından Rauf Paşa olduğu halde bizzat geldi. Yaralının yanına hiç kimseyi sokmuyorlardı. Herkez kurtulacağını ümit ederek bekliyordu.

Fakat Deli Arif Bey, hastanın yanından ağlayarak çıkınca durum anlaşıldı. Bu emsalsiz kabadayı, "yırtıcı kuşun ömrü az olur" meselenin hükmünce genç denilecek bir yaşta gözlerini hayata kapamıştı.




Matlı Mustafa, gazinodan çıkınca kendine geldi, Arif vurulduğunu anlamamıştı ama Mustafa onu vurduğunu biliyordu. Etrafında ki polislere elindeki tabakayı gösterdi:

-Allah beni korudu dedi. Gördünüz ya... Eğer şu tabaka olmasa Matlı Mustafa çoktan ölmüştü.. Bu da böyle geçsin bakalım, demiştir...


Kaynak

__________________

Tanrılar, erkeklerin ''balıkta'' geçirdiği zamanı ömründen saymaz. (Babil Atasözü)
Dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
19 Üyemiz Dilaver'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 11.07.13, 20:49   #6
Müdavim

Dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2012
Konular: 431
Mesajlar: 3,713
Ettiği Teşekkür: 18776
Aldığı Teşekkür: 20507
Rep Derecesi : Dilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Uykucu
Standart Cevap: Eski İstanbul'un Efsaneleri ''Kabadayılar''

1960 lı yıllarda, İstanbul'da eski mahalle düzeninden apartman hayatına geçişin hızla artması, emniyet güçlerinin yetkilerinin arttırılması ve düzenli çalışması sonucu kabadayılar için zorlukların başlangıcı olmuştur.. Bu tarihlerden sonra kabadayılar yerlerini daha güçlü teşkilatlanmış mafya babalarına bırakmaya başlar...




Bu konuyu hazırlarken, müthiş konu başlıkları ile konuya görsellik açısından zenginlik katan sayın yöneticim Canan'a teşekkürü borç bilirim.. Teşekkür ediyorum Canan

Aslında bana öğretseler şu başlık yapımını, ben daha iyisini yaparım ama neyyseee
__________________

Tanrılar, erkeklerin ''balıkta'' geçirdiği zamanı ömründen saymaz. (Babil Atasözü)
Dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
19 Üyemiz Dilaver'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 11.07.13, 21:10   #7
» » » Çapulcu « « «

Banemin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jul 2009
Konular: 493
Mesajlar: 11,602
Ettiği Teşekkür: 43938
Aldığı Teşekkür: 75323
Rep Derecesi : Banemin şöhret ötesinde bir itibarı vardırBanemin şöhret ötesinde bir itibarı vardırBanemin şöhret ötesinde bir itibarı vardırBanemin şöhret ötesinde bir itibarı vardırBanemin şöhret ötesinde bir itibarı vardırBanemin şöhret ötesinde bir itibarı vardırBanemin şöhret ötesinde bir itibarı vardırBanemin şöhret ötesinde bir itibarı vardırBanemin şöhret ötesinde bir itibarı vardırBanemin şöhret ötesinde bir itibarı vardırBanemin şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Eski İstanbul'un Efsaneleri ''Kabadayılar''

Heeeyyyyyyyyyyyytttt ullaannnnnnnnnnnnnnnnnnnn
Minübüse çelme takan
Otobüse kafa atan
Denizde aslan
Karada kaplan
Var mı bana yana bakaaağğnnnnnnnn
Heeeeyyytttttttttttttttttttttttttttttttttttttttt




Bir havaya girdim ki sormayın gitsin.

Dilaver harika bir konu olmuş, teşekkürler...
__________________
Ben hiç insan kaybetmedim...
Sadece zamanı geldiğinde, vazgeçmeyi bildim...

Banemin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
17 Üyemiz Banemin'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 11.07.13, 21:36   #8
...Az İnsan Çok Huzur...

Lion - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Dec 2012
Konular: 670
Mesajlar: 5,513
Ettiği Teşekkür: 11700
Aldığı Teşekkür: 23054
Rep Derecesi : Lion karizması günden güne artıyorLion karizması günden güne artıyorLion karizması günden güne artıyorLion karizması günden güne artıyorLion karizması günden güne artıyorLion karizması günden güne artıyorLion karizması günden güne artıyorLion karizması günden güne artıyorLion karizması günden güne artıyorLion karizması günden güne artıyorLion karizması günden güne artıyor
Ruh Halim: Ruhsuz
Standart Cevap: Eski İstanbul'un Efsaneleri ''Kabadayılar''

Eyvallah Kardeşime, Ustaları yad etmek iyidir. Ellerine sağlık.

(Hayırdır Renkdaşım, ne yanlışımı gördün de beni listeye almadın)
Lion isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
15 Üyemiz Lion'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 11.07.13, 21:54   #9
Yönetici

Basakca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Aug 2009
Konular: 2209
Mesajlar: 12,382
Ettiği Teşekkür: 83930
Aldığı Teşekkür: 79530
Rep Derecesi : Basakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Ruhsuz
Standart Cevap: Eski İstanbul'un Efsaneleri ''Kabadayılar''

Fesimiz kaş üstünde püskülü saçak

Ceketi omzumda belimde kuşak

Bir yanımda tabancam, bir yanımda bıçak

Eeeeeeeeyyyyt.... Ulan... Var mı ulan bana yan bakan!


Var mı he? Varsa söylesin söz bişi yapmayacağım

Kabadayı denilince akıllara samsun işi yumurta topuk ayakkabı ve arkalarına basılır, ayakta bembeyaz çorap, bileklerde deriden sıkıca bileği kaplamış bileklikler, elde 33'lük tespih, düğmeleri açık beyaz gömlek, omuzlara atılmış bir ceket veee yengeç gibi yan yan yürüme gelir.

Kaza ile baktınız mı o an iş tamamdır. ayıklayın pirinçin taşını.


Eskilerden gelen bir ağır abilik İstanbul'un bir semtinde yerini başıbozukluğa bırakırken halkı bezdirmeye kadar işi vardırarak şimdiki mafya denilen türlü türlü oluşumlara bırakmış.

Konuyu okuyunca keşke kabadayı olarak kalsalarmış düşüncesi hasıl oluyor.

Şimdiki kabadayılar her kurumu ele geçirmiş astığım astık kestiğim kestik, dedim olacak diyerek millete zülm etmeye devam ediyor.

Değişik ve güzel bir konu olmuş. Teşekkürler Dilaver.




__________________
"Ey egosu boyundan büyük insan..
Bir gün ölüp toprak olacaksın. Bir tohum filizlenecek ot olacaksın, bir öküz seni yiyecek ve atık olacaksın.. Yani hep aynı kalacaksın."

Basakca isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
18 Üyemiz Basakca'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 11.07.13, 22:28   #10
Çiçekci kız

Canan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2011
Konular: 7646
Mesajlar: 28,763
Ettiği Teşekkür: 106850
Aldığı Teşekkür: 154451
Rep Derecesi : Canan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Eski İstanbul'un Efsaneleri ''Kabadayılar''


''Aşk bir gün biter, dert birgün biter artisliğe ne gerek var efendi olun yeter.''

''Kimine göre yalanım kimine göre kralım ben adamına göre adamım.''

Beni bir gün boynum eğik görürseniz bilinki yere düşen bir şeyi almak için eğilmişimdir.''

****

Kabadayıların özellikleri , kısmen bildiklerim değilmiş , bu konuyu okuyunca öğrendim.

Fakiri fukarayı, kadını kızı koruyan, iyi meziyetlilermiş meğer.
Kanunlara kurallara saygılı, kavgalarında bile ağzını bozmayan kişilermiş Kabadayılar.

O eskinin kabadayıları, gelsinler de görsünler şimdiki kabadayı diye geçinen, ortalığı kasıp kavuranları.


Teşekkürler Dilaver. Basit bir misinadan roman, Kabadayılardan da hikaye yazdın ya...

__________________
Canan isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
15 Üyemiz Canan'in Mesajına Teşekkür Etti.
Cevapla

Bu Sayfayı Paylaşabilirsiniz

Etiketler
arap abdullah, arap rehyan ağa, çakır talat, efsaneleri, istanbulun, kabadayı, kabadayılar, külhanbeyi, levandane, saldırma


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


İlgili Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Lorenzo Valla Olayı ve İstanbul'un Fethine Etkileri Kartal Türk Tarihi 2 01.08.15 23:28
İstanbul'un Ünlü Lezzet Yerleri OkyanusunKalbi Diğer Yemekler 18 08.08.14 14:22
İstanbul'un Fethi 557. Yıl dönümü saya35 Türk Tarihi 8 03.09.10 13:04
İstanbul'un Su Altı Yaşamı Projesi | Alptekin Baloğlu Smyrna Resim | Fotoğraf | Heykel 8 29.08.10 14:04


WEZ Format +3. Şuan Saat: 08:19.


Powered by vBulletin® Version 3.8.8
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0 PL2 ©2011, Crawlability, Inc.
Copyright ©2000 - 2019 www.forumgercek.com
Protected by CBACK.de CrackerTracker
Önemli Uyarı
www.forumgercek.com binlerce kişinin paylaşım ve yorum yaptığı bir forum sitesidir. Kullanıcıların paylaşımları ve yorumları onaydan geçmeden hemen yayınlanmaktadır. Paylaşım ve yorumlardan doğabilecek bütün sorumluluk kullanıcıya aittir. Forumumuzda T.C. yasalarına aykırı ve telif hakkı içeren bir paylaşımın yapıldığına rastladıysanız, lütfen bizi bu konuda bilgilendiriniz. Bildiriniz incelenerek, 48 saat içerisinde gereken yapılacaktır. Bildirinizi BURADAN yapabilirsiniz.
Page Rank Icon
Bumerang - Yazarkafe
McAfee Site Denetleme
Norton Site Denetleme
www.forumgercek.com Creative Commons Alıntı-Lisansı Devam Ettirme 3.0 Unported Lisansı ile lisanslanmıştır.