Merhabalar
Forum Gerçek üyesi değilsiniz ya da Üye Girişi yapmamışsınız.
Sitemizden tam olarak yararlanabilmek için;
Lütfen Buraya tıklayarak üye olunuz.
Forum Gerçek

Forumları Okundu Kabul Et Bugünkü MesajlarYazdığım Cevaplar Açtığım Konular Kim Nerede
Geri git   Forum Gerçek > Kültür | Sanat | Edebiyat > Türk Edebiyatı > Türk Edebiyatı Ustaları

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
Eski 22.09.09, 14:30   #1
Süper Üye
Mislina - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: May 2012
Konular: 458
Mesajlar: 2,989
Ettiği Teşekkür: 4166
Aldığı Teşekkür: 9717
Rep Derecesi : Mislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzel
Ruh Halim: none
Standart Sabahattin Ali (25 Şubat 1907 - 2 Nisan 1948)

Sabahattin Ali
(25 Şubat 1907 - 2 Nisan 1948)



25 Şubat 1907'de Edirne Vilayeti'nin Gümülcine Sancağı'na bağlı Eğridere kazasında doğmuştur. Babası piyade yüzbaşısı (Cihangirli) Selahattin Ali Bey'in görev yerlerinin sık sık değişmesi dolayısiyla, ilköğrenimini İstanbul, Çanakkale ve Edremit'in çeşitli okullarında tamamlamıştır (1921) Edremit'e göçtüklerinde bölge Yunan işgalinde olduğu için emekli olan babası aylığını alamamış ve aile çok zor günler geçirmiştir. İlkokulu bitirdikten sonra parasız yatılı olarak Balıkesir Öğretmen Okulu'na giren Sabahattin Ali, beş yıl burada okumuş, daha sonra İstanbul Öğretmen Okulu'nda mezun olmuştur (1926). Bir yıl kadar Yozgat'ta ilkokul öğretmenliği yapmış, Millî Eğitim Bakanlığı'nın açtığı sınavı kazanarak Almanya'ya giderek iki yıl orada okumuştur (1928 - 1930). Yurda döndükten sonra Aydın ve Konya ortaokullarında Almanca öğretmenliği yapmıştır.

Konya'da bulunduğu sırada, bir arkadaş toplantısında Atatürk'ü yeren bir şiir okuduğu iddiasıyla tutuklanmış (1932), bir yıla mahkum olarak Konya ve Sinop cezaevlerinde yatmış, Cumhuriyetin onuncu yıldönümü dolayısıyla çıkarılan af yasasıyla özgürlüğüne kavuşmuştur (1933). Aldırma Gönül şiirini burada yazmıştır. Şiir, şarkı olarak 1977 yılında Edip Akbayram tarafından seslendirilmiştir.

Cezaevinden çıktıktan sonra Ankara'ya giden Sabahattin Ali Millî Eğitim Bakanlığı'na başvurarak yeniden göreve alınmasını istemiştir. Dönemin bakanı Hikmet Bayur'un "eski düşüncelerinden vazgeçtiğini ispat etmesini" istemesi üzerine Varlık dergisinde "Benim Aşkım" adlı şiirini yayımlayarak (15 Ocak 1934) Atatürk'e bağlılığını göstermeye çalışmıştır. Aynı yıl Bakanlık Neşriyat Müdürlüğü'ne alınmış, Ankara II. Ortaokul'da öğretmenlik yapmıştır. 16 Mayıs 1935 günü Aliye Hanım ile evlenmiş, 1936'da askere alınmış, 1937 Eylülünde kızı Filiz Ali dünyaya gelmiştir. Yedek Subay olarak askerliğini Eskişehir'de tamamlamış, 10 Aralık 1938 de Musiki Muallim Mektebi'nde Türkçe öğretmeni olarak göreve başlamıştır. 1940 yılında tekrar askere alınmış, askerliğini yaptıktan sonra Ankara Devlet Konservatuarı'nda Almanca öğretmenliği yapmıştır (1941 - 1945)

Sabahattin Ali'nin Sinop Cezaevinde kaldığı koğuştan bir görünüm.


"İçimizdeki Şeytan" romanı milliyetçi kesimde büyük tepki toplamıştır. Nihal Atsız'ın hakkında yazdığı hakaret dolu bir yazıya karşılık dava açmış, dava sırasında çok sıkıntı çekmiştir. 1944 yılında davayı kazanmasına rağmen tepkilerden kurtulamamıştır. Olaylı duruşmalar sonunda bakanlıkça görevinden alınmış, İstanbul'a giderek gazetecilik yapmaya başlamıştır (1945). Ancak fıkra yazdığı La Turquie ve Yeni Dünya gazeteleri, iktidarın kışkırtmasıyla meydana gelen Tan olayları sırasında tahrip edilince işsiz kalmış, Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz'la Marko Paşa, Malum Paşa, Merhum Paşa, Öküz Paşa gibi siyasal mizah dergilerini çıkarmıştır (1946 - 1947). Ancak, bu gazeteler tek parti iktidarının baskılarıyla karşılaşmış, dergilerin isimlerindeki Paşa ifadesiyle "Milli Şef" İsmet Paşa ile alay edildiği iddiası ile kapatılmış, yazılar ve yazarları hakkında kovuşturmalar açılmıştır. Sabahattin Ali"Çalmadan, çırpmadan bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmalı idi". dergilerde çıkan yazılarından dolayı üç ay hapis yatmış, karşılaştığı baskılardan bunalmıştır. Ali Baba dergisinde yayımladığı "Ne Zor Şeymiş" başlıklı yazıda, içinde bulunduğu durumu şöyle anlatmaktadır:

Bir başka dava nedeni ile 1948'de Paşakapısı cezaevinde üç ay yatmıştır. Çıktıktan sonra zor günler geçirmeye başlamış, işsiz kalıp, yazacak yer bulamamıştır. Yurt dışına gidebilmek için pasaport almak istemiş, alamamıştır. Yasal yollardan yurt dışına çıkma olanağı da bulamayınca Bulgaristan'a kaçmaya karar vermiş fakat para karşılığı anlaştığı Ali Ertekin adlı kaçakçı tarafından Bulgaristan sınırında şaibeli bir şekilde öldürülmüştür (2 Nisan1948). Sabahattin Ali'yi öldürdüğünü itiraf eden ve CHP üyesi ve Milli Emniyet mensubu olduğu iddia edilen Ali Ertekin, dört yıla hüküm giymiş; fakat birkaç hafta sonra çıkan aftan yararlanarak serbest kalmıştır.

Bulgaristan’ın Eğridere (Ardino) kentinde, Sabahattin Ali’nin 100. doğum yılı kutlandı. 31 Mart 2007 günü gerçekleşen toplantıya, başta Bulgaristan Yazarlar Birliği Başkanı olmak üzere Sofya ve Bulgaristan’ın çeşitli kentlerinden Türk ve Bulgar yazarlar, şairler, okurlar ve Sabahattin Ali’nin kızı Filiz Ali katıldı. Bütün eserleri 1950’li yıllardan beri Bulgaristan’daki tüm okullarda okutulduğundan, Sabahattin Ali bu ülkede çok tanınan bir yazardır.



Sabahattin Ali yazı yaşamına şiirle başlamış, hece vezniyle yazdığı ve halk şiirinin açık izleri görülen bu ürünlerini Balıkesir'de çıkan ve Orhan Şaik Gökyay tarafından yönetilen Çağlayan dergisinde yayımlamıştır (1926). Servet-i Fünun, Güneş, Hayat, Meşale gibi dergilerde de yazan (1926 - 1928) Sabahattin Ali, bu arada öykü de yazmaya başlamış, ilk öyküsü "Bir Orman Hikayesi" Resimli Ay'da yayımlanmıştır (30 Eylül 1930). Toplumsal eğilimli bu öyküyü Nazım Hikmet, şu sözlerle okurlara sunmuştur:

"Bu yazı bizde örneğine az tesadüf edilen cinsten bir eserdir. Köylü ruhiyatının bütün muhafazekâr ve ileri taraflarını, iptidaî sermaye terakümünü yapan sermayedarlığın inkişaf yolunda köylülüğü nasıl dağıttığını ve en nihayet, tabiatın deniz kadar muazzam bir unsuru olan ormanın muğlak, ihtiraslı hayatını, kımıldanışların zeki bir aydınlık içinde görüyoruz".

Sabahattin Ali, af yasasından yararlanarak hapisten çıktıktan sonra, özellikle Varlık dergisinde yayımladığı "Kanal", "Kırlangıçlar", "Arap Hayri", "Pazarcı", "Kağnı" (1934 - 1936) gibi öyküleriyle dikkati çekmiştir. Sabahattin Ali Anadolu insanına yaklaşımıyla edebiyata yeni bir boyut kazandırmıştır. Ezilen insanların acılarını, sömürülmelerini dile getirmiş, aydınlar ve kentlilerin Anadolu insanına karşı takındıkları küçümseyici tavrı eleştirmiştir. 1937'de yayınlanan Kuyucaklı Yusuf romanı, gerçekçi Türk romanının en özgün örneklerinden biridir.



Sabahattin Ali'nin halk şiirinden esinlenerek yazılmış şiirlerini içeren Dağlar ve Rüzgâr (1934) adlı kitabı yazın çevrelerinde ilgi uyandırmış, örneğin Yaşar Nabi, Hakimiyeti Milliye'de şu övücü satırları yazmıştır: "Bu kitabın mümeyyiz vasfı halk edebiyatı tarzında bir deneme teşkil etmesidir. Sabahattin Ali'nin tecrübeli muvaffak neticeler vermiş. Ve bize, şiirleri doğrudan doğruya bir halk şairi elinden çıkmamış olduklarını hissetirmekle beraber, o tanıdığımız ve sevdiğimiz samimi edayı tattırabiliyor. Komplike imajlardan kaçınılmış olması, bu şiirlere büyük bir sadelik vermiş. Ancak, Sabahattin Ali, bu kitabından sonra şiirle ilgilenmemiş, sadece öykü ve roman yazmıştır. 'Leylim Ley', 'Aldırma Gönül' gibi halk dilinden yararlanarak yazdığı şiirler herkes tarafından bilinir.

Sabahattin Ali, Varlık'ta Esirler adlı üç perdelik bir oyunda tefrika etmiş (1936), ancak bu türü de bir daha denememiştir.



Yapıtları
Şiir
  • Dağlar ve Rüzgâr (1934 - Yeni Eklerle 1943).
  • Kurbağanın Serenadı ve Öteki Şiirler'le birlikte (1937)
  • Bütün şiirleri.(YKY)

Bestelenen Şiirleri
  • Hapishane Şarkısı V (Aldırma Gönül - Kerem Güney, Edip Akbayram)
  • Leylim Ley (Zülfü Livaneli)
  • Hapishane Şarkısı I (Göklerde Kartal Gibiydim / Nazlı Yarim - Ahmet Kaya)
  • Hapishane Şarkısı III (Geçmiyor Günler - Ahmet Kaya)
  • Çocuklar Gibi (Sezen Aksu)
  • Kız Kaçıran (Ahmet Kaya)
  • Kara Yazı (Ahmet Kaya)
  • Melankoli (Ali Kocatepe, Nükhet Duru)
  • Eskisi Gibi (Ben Yine Sana Vurgunum - Ali Kocatepe, Nükhet Duru)
  • Dağlar (Dağlardır Dağlar - Sezen Aksu)
Öyküleri
  • Değirmen (1935)
  • Kağnı (1936)
  • Hanende Melek (1937)
  • Ses (1937)
  • Kağnı - Ses (1943 - İki Kitap Birlikte)
  • Yeni Dünya (1943)
  • Sırça Köşk (1947).
  • Kamyon
Romanları
  • Kuyucaklı Yusuf (1937)
  • İçimizdeki Şeytan (1940)
  • Kürk Mantolu Madonna (1942)

Çevirileri
  • Tarihte Garip Vakalar, Max Memmerich (1941)
  • Antigone, Sofokles (1942)
  • Minna Von Barnhelm, Lessing (1943)
  • Üç Romantik Hikaye, H. Von Kleist - A.V. Chamisso - E.T.A. Hoffmann (1944)
  • Fontamara, Ignazio Silone (1944)
  • Gyges Ve Yüzüğü, Fr. Hebbel (1944)
  • Yüzbaşının Kızı, A.S. Puşkin (1944) (Erol Güney ile birlikte)
Mislina isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
15 Üyemiz Mislina'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 12.04.15, 09:42   #2
Yönetici

Basakca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Aug 2009
Konular: 2209
Mesajlar: 13,401
Ettiği Teşekkür: 85359
Aldığı Teşekkür: 82599
Rep Derecesi : Basakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Ruhsuz
Standart Cevap: Sabahattin Ali (25 Şubat 1907 - 2 Nisan 1948)

Romanlarından Özetler



Kuyucaklı Yusuf




Kuyucaklı Yusuf, Sabahattin Ali'nin 1937 yılında yazdığı romanıdır. Sabahattin Ali, bu romanında Anadolu insanını, bu insanların düşünüş ve yaşayış tarzlarını okuyucuya anlatmaya çalışmaktadır. Sabahattin Ali, bu romanı için gereken malzemeyi asılsız bir ihbar nedeniyle üç ay yattığı hapiste ve Anadolu'nun çeşitli yerlerinde yaptığı öğretmenlik görevleri sırasında toplamıştır.




Kuyucaklı Yusuf (Film)




Kuyucaklı Yusuf Türk edebiyatının en önemli yazarlarından Sabahattin Ali'nin romanından Feyzi Tuna tarafından uyarlanmıştır. Yabancılaşmayı, sınıfsal çatışmayı ve tutunamamayı, taşralı bir karakter üzerinden anlamaya çalışır. İdealist kaymakam Selahattin Bey, ailesi eşkıya tarafından öldürüldükten sonra yetim kalan Yusuf'u evlat edinir. Yusuf birlikte büyüdüğü, kaymakamın kızı Muazzez'e âşık olur. Ancak kasaba eşrafından Hilmi Bey'in oğlu Şakir de Muazzez'le ilgilenince büyük bir iç çatışma yaşamaya başlar. En büyük desteği olan Selahattin Bey'in ölümüyle iyice yalnızlaşır. Toplumsal ve ekonomik sorunlar daha büyük felaketleri tetiklemekte gecikmeyecektir.


Oyuncular

Talat Bulut
Derya Arbaş
Ahmet Mekin
Türkiye, 1985

35 mm / Renkli / 127 dakika










İçimizdeki Şeytan




İçimizdeki Şeytan, Sabahattin Ali'nin 1940 yılında yazdığı bir romandır. Macide ve Ömer isimli iki önemli karakter içerir. Bu eserde kişilerin iç konuşmaları ve kendileri ile hesaplaşmaları yaygın olarak kullanılmış ve bu yolla duygu ve hisler çok başarılı bir şekilde anlatılmıştır. Bu romanında, Sabahattin Ali toplumsal gündemin kişilikler üzerindeki baskısını ve güçsüz insanın "kapana kısılmışlığını" gösteriyor.




Kürk Mantolu Madonna





Kürk Mantolu Madonna, Sabahattin Ali'nin 1943 yılında yazdığı bir romanıdır. Romanın önemli karakterleri arasında Maria Puder ve Raif Efendi yer alır. Raif efendi'nin içine kapanık yaşamında ruhsal olarak ne büyük fırtınalar yaşadığı ve bunları dile dökemeyip günlüğüne aktardığı; büyük aşkının yarattığı duygularının anlatıldığı, saf tertemiz ve çok büyük bir aşk romanı.

Raif efendi'nin kendi halinde keskin sükunetinin ardında gizlediği hayatını ve sevdiği kadına kendi tabiriyle Kürk mantolu madonna'sına ulaşmak için verdiği tutkulu mücadele anlatılıyor.

Kitaba adini veren Kurk Mantolu Madonna adli tablo Andrea Del Sarto tarafindan yapilmis "Madonna della arpie" isimli tablodur ve su anda Floransa'daki Uffizi Galeri'de bulunmaktadır.



Rüzgar

Arzularım muayyen bir haddi aşınca
Ve sözler kulaklarıma sağırlaşınca
Bir ihtiras duyup vahşi maceralara
Çıkıyorum bulutları aşan dağlara.
Tanrıların başı gibi başları diktir,
Bu dağları saran sonsuz bir genişliktir,
Ben de katıp vücudumu bu genişliğe,
Bakıyorum aşağlarda kalan hiçliğe.

Bu dağların bir rakibi varsa rüzgârdır.
Rüzgâr burda tek başına bir hükümdardır.
Burda insan duman gibi genişler, büyür,
Bu dağlarda ıstıraplar, sevinçler büyür.
Buralarda her düşünce sona yakındır,
Burda her şey bizden uzak, «o»na yakındır.
Burda yoktur insanların düşündükleri,
Rüzgâr siler kafalardan küçüklükleri.
Yanağıma çarpar kanatlarını,
Ve anlatır mâbutların hayatlarını.
Arasıra kulağını bana verdi mi,
Ben de ona anlatırım kendi derdimi.

«Ey dağların dertlerini dinleyen rüzgâr!
Benim arık yalnız sana itimadım var.
Gelmiş gibi uzaktaki bir seyyareden
Yabancıyım bu gürültü dünyasına ben.
Etrafımın sözlerine asla aklım ermedi,
Etrafımda bana asla kulak vermedi.
Senelerden beri hâlâ anlaşamadık,
Bende kestim anlaşmaktan ümidi artık.
Gözlerimde hakikati sezen bir nurla
Etrafımı süzüyorum biraz gururla.

Bir dürbünün ters tarafı gibi bu dünya
En büyük şey, en asîl şey küçülür burda.
Burda yalan para eden biricik iştir,
Burda her şey bir yapmacık bir gösteriştir.
Kimi coşar din uğruna geberir, yalan!
Kimi gider vatan için can verir, yalan!
Bir filozof yetmiş eser yazar, yalandır;
Bir kahraman istibdadı ezer, yalandır.
Şairlerin büyük aşkı fânî bir kızdır,
Bu dünyada herkes sinsi herkes cılızdır.
Ne hakikî aşktan burda bir çakan vardır,
Ne de onu görse dönüp bir bakan vardır,
Her büyüklük bir cüzzam gibi dökülür burda,
En muazzam ölüm bile küçülür burda.

Benim kafam acayip bir dimağ taşıyor,
Her dakika insanlardan uzaklaşıyor.
Zaman zaman mağlûp olsam bile etime,
İnsan olmak dokunuyor haysiyetime.
Büyük, temiz bir arkadaş arıyor ruhum,
İşte rüzgâr, şimdi sana sığınıyorum!
Asaletin yeri yoktur gerçi hayatta,
En asîl şey seni buldum bu kâinatta,
Güneş gibi ne bin türlü ışığın vardır,
Ne süse, gösterişe bir baktığın vardır.
Deniz gibi muamma yok derinliğinde,
Bir ferahlık, bir saflık var serinliğinde.
Bir dev gibi küçük mızmız sesleri yersin,
Allah gibi görünmeden hüküm sürersin.

Düşmanıyım ben de cılız güzelliklerin,
Rüzgâr! Bu dağ başlarında çırpınan serin
Kanatların gökyüzünde akan bir seldir,
Bana kudret ve cesaret veren bir eldir.
Beşerlikten uzaktayım senin ülkende,
Senin gibi azamete âşıkım ben de.
İşte rüzgâr! Senin gibi ben de deliyim.

Islıklarım senin gibi inlemelidir,
Herkes beni ürpererek dinlemelidir.
Rüzgâr! Sana, yalnız sana benzemeliyim.»

1931 (Atsız Mecmua, s. 2, 1931)



Sabahattin Ali’yi Neden Severiz?


"Sabahattin Ali öykücülüğü üzerine konuşmaya başlandığında milat kelimesini sıkça duyarız. Çünkü birçok araştırmacı ve edebiyat eleştirmenine göre Sabahattin Ali ve Sait Faik, Türk öykücülüğünün iki temel direğidir.

Buna katılmamak mümkün değil. Hatta rahatlıkla, 1950 sonrası öykücü kuşağının, Sait Faik’in Semaver ’inde demlendiğini, Sabahattin Ali’nin Değirmen’inden geçtikten sonra piştiğini söyleyebiliriz.

Peki, Sabahattin Ali’yi böyle bir mertebeye taşıyan ve dönemin diğer öykücülerinden ayıran özellikleri nelerdir? Daha farklı bir şekilde sormak gerekirse, Sabahattin Ali’nin bugün bile genç yazarları etkileyen, okuyucuların yüreğine dokunmasını sağlayan özellikleri nelerdir? Kısacası; Sabahattin Ali’yi neden severiz? Kestirmeden gitmeyi sevseydik, Cortazar’ın kısa öyküyle ilgili aşağıdaki yorumu sorularımıza cevap olabilirdi: Julio Cortazar’a göre “unutulamayan öyküleri[n] hepsi aynı özelliğe sahip”:[Onlar] anlatılan basit olaydan çok daha geniş, sonsuz bir gerçeklikle ilintililer, bu yüzden görünen içeriğin sadeliği ve metnin kısalığı kuşku duyulmayan bir güçle bizi etkiler. Ve belli bir zamanda bir konu seçen ve ondan bir öykü çıkaran kişinin bu seçimi—bazen o bunun bilincinde olmadan—küçük olandan büyük olana, bireysel ve dar kapsamlı olandan insan ruhunun özüne olan masalsı açılımı içeriyorsa, o büyük bir öykü yazarıdır.

Ama biz yine de daha çetrefilli bir yönü tercih edip uzun yola sapalım. Sabahattin Ali’nin öykülerine dair yapılan yorumların çoğu, dilin sadeliğinden, biçimin klasikliğinden, içeriğin toplumsallığından, toplumsal içerikle birlikte Sabahattin Ali’yi toplumcu gerçekçi olarak tanımlamaktan öteye gidememiştir. Olay kişileri konusundaki yorumların, benzer şekilde yüzeysel kaldığını söyleyebiliriz. Bunu biraz da Sabahattin Ali öyküleri hakkında yaratılan önyargılar beslemiştir. Örneğin, Vedat Günyol’a göre Sabahattin Ali, öykülerini olaylar üzerine kurmuş, bu yüzden de bireylerin psikolojilerini es geçmiştir: “S. Ali ise, dış’a bakan, iç’i dışta arayan bir sanatçı. Ne var ki bu, güç bir iş. İç hayatı dışa vuran davranışlarla vereyim derken, yalnız dış’ta kalmak tehlikesi var. S. Ali bu tehlikeyi sezmiş olacak ki, her zaman ruhu yansıtmanın güçlüğünü, bizi toplum sorunları üzerinde düşündürmekle gidermeye çalışıyor” diyerek Sabahattin Ali’nin öykülerinin insan ruhuna inemediğini ima etmiştir. Bir diğer tartışmalı nokta ise Sabahattin Ali’nin toplumcu gerçekçi olduğu iddiasıdır. Bu konuya ileride döneceğimiz için burada uzun uzun irdelemeyeceğiz ama şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Sabahattin Ali herhangi bir ek isme ihtiyaç duymayacak kadar gerçekçidir. Sabahattin Ali öykücülüğüne dair yazılan ve yaratılan tüm önyargılar, bu konuda yapılacak yeni tartışmaların önünü kapama eğilimindedir. Bu yazının bir amacı da Sabahattin Ali’yi neden sevdiğimiz sorusunu yanıtlarken, bu önyargılı yorumları tartışmaktır.


Biçim ve Dil

Sabahattin Ali öykülerinin biçim ve dili de onu sevmemizi sağlayan önemli bir köşe taşıdır. Öykülerinde sade bir dili (Asım Bezirci yaptığı bir çalışmada Türkçe sözcük kullanım oranının %82 olduğunu tespit etmiştir) ve klasik öykü biçimini koruyan Sabahattin Ali, nasıl değil neyi anlatması gerektiği üzerine kafa yormuştur. Sabahattin Ali’nin dili, sadece yabancı sözcüklere değil aynı zamanda şive ve ağızlara kapalı, herkesin anlayabileceği bir dildir. Cümleler çoğunlukla, kısa ve anlaşılırdır. Betimlemeler ve sıfat kullanımı sınırlıdır. Klasik öykü biçiminden saptığı öykülerin de ise ya politik taşlama, kara mizah örnekleri kaleme almış ya da masalsı anlatım biçimleri kullanmıştır. Sabahattin Ali’nin kurduğu sade, kısa cümleler çoğu zaman kolay anlaşılabilme kaygısına yorulmuştur. Oysa anlatılan olayların vuruculuğu ve toplumsal derinliği, öykülerin daha geniş bir bakış açısıyla yorumlamayı zorunlu kılmıştır.

Olayların olduğu gibi aktarılması durumu, Sabahattin Ali’nin, insanın iç dünyasına inmesini engellediğine dair yorumların yapılmasına neden olmuştur. Oysa şaşırtıcı ve inanılmaz olayların arasında seçilen bir fragman, olay ya da durum insanın iç dünyasını anlamamızda yardımcı olabilir. Toplumsal olanın ezilenlerin ruhunda açtığı yaraları dillendirmeden de aktarılabileceğini, Apartman öyküsünün son bölümüne bakarak anlayabiliriz. Çocuğunu okuldan alıp hamallık yaptırtmak zorunda kalan inşaat işçisi, çocuğunun yaşadığı haksızlığı görür ve buna müdahale edemez. Bunun üstüne yaşama tutunmayı bile unutacağı bir üzüntü yaşar. “Çatıdaki adam gözlerinin büsbütün karardığını ve güneş vurmuş gibi beyninin içinde gürültüler olduğunu hissetti. Çatının kenarına dayanan ayakları titriyordu. Yavaş yavaş dizlerinin gevşemeye ve bükülmeye başladığını fark ederek elleriyle başınınüst tarafındaki tahtalara tutunmak istedi. Fakat parmakları da gevşemişti ve hiçbir şeye sıkıca yapışamıyordu. Vücudu yaş tahtaların üstünde hafif bir gıcırtı çıkararak ağır ağır kaydı. Çatının kenarına kadar gelip orada bir an takılır gibi olduktan sonra, aşağıya, sokağın ortasına, içi toprak dolu bir çuval gibi boğuk bir ses çıkararak düştü.” Edebiyatımızda, bir insanın yaşadığı duygusal dalgalanmaların bu kadar güzel ve sade anlatılabildiği çok az öykü vardır.

Basakca isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
5 Üyemiz Basakca'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 16.04.15, 20:21   #3
Süper Üye
Mislina - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: May 2012
Konular: 458
Mesajlar: 2,989
Ettiği Teşekkür: 4166
Aldığı Teşekkür: 9717
Rep Derecesi : Mislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzel
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Sabahattin Ali

Sabahattin Ali ve Gerçekçilik

Sabahattin Ali’ye dair peşin yargılardan biri, ilk döneminde romantik, sonraki dönemde ise toplumcu gerçekçi olduğu yönündedir. Sabahattin Ali’nin, Türk edebiyatında ilk toplumcu-gerçekçi öykücü olduğu, kendisinden sonra gelen, köy gerçekçilerini ve toplumcu-gerçekçileri derinden etkilediği de dile getirilmektedir. Böyle bir tanımlama başlı başına sorunludur. Birincisi, Sabahattin Ali’nin ilk öykülerinde (Değirmen’deki öykülerinden bahsediyoruz) gerçeküstücü ve romantik öğeler olsa da kendi kişisel gelişimi içerisinde sonraki dönemine referans olacak pek çok ayrıntı yakalanabilir. Özellikle Kanal öyküsünde daha sonraki yazın hayatının ipuçlarıyla karşılaşırız. Değirmen, Viyolonsel, Kurtarılamayan Şaheser gibi öyküleri romantik öğeler taşısa da Sabahattin Ali’nin direk romantik dönemine işaret ettiklerini iddia etmek kestirmecilik olarak görülmelidir.

Sabahattin Ali’nin toplumcu-gerçekçi olduğu iddiası ise hayli tartışmalıdır. Çünkü Sabahattin Ali, eserlerini, toplumcu-gerçekçiliğin temel taşlarından olan, ideal karakter yaratma, toplum mühendisliği yapma, bağlanma gibi özelliklerden azadedir. Sabahattin Ali’nin gerçekçiliği, toplumdan, ezilenden yanadır. Ama bu yan tutma ezilenlerin yaşamını güzelleyen bir konumda değildir. Ezilenlerin kendi durumunu yansıtan, bu durumu değiştirmelerine yönelik adımlar atmaya yönelten bir bakış söz konusudur. Sabahattin Ali, idealize edilmiş bir toplum yaşamını, didaktik bir şekilde anlatma yanlışına düşmez.

Sabahattin Ali’nin gerçekçiliğini yalın bir şekilde ifade etmesi biraz da gerçekliğin kendi anlattığından daha inanılmaz olduğunu düşünmesindendir. Bir konuşmasında: “Bazı gerçek olayları gözlediği gibi yazamadığını, gerçek yaşamın öykülerden çok daha şaşırtıcı, çok daha akıl almaz olduğunu” belirtir. Gerçekçilik, olayların olduğu gibi aktarılışı, öykülerinin içine yedirdiği eleştirileri daha etkili kılmasını sağlar.

Konu ve Kişi Seçimleri

Sabahattin Ali’nin öykülerinde konu ve kişi seçimleri büyük bir çeşitlilik göstermez. Aralarında kesin sınırlardan bahsedemesek de bu konu ve kişiler kabaca şu dilimlere ayrılabilir: Aşk, düşkün kadınlar, köy ve köylüler, işçiler, hastane ve doktorlar, hapishane ve mahpuslar, aydınlar, yöneticiler, çocuklar…

Sabahattin Ali’nin öykülerinde aşk teması genellikle bir feda ile birlikte anılır. Aşık olan kişi yaşamının önemli bir parçasından vazgeçmeyi göze almalıdır. Böyle bir vazgeçiş ya da fedanın olmadığı durumlarda,aşk teması, modern insanın fotoğrafını çekmekte kullanılır.Sabahattin Ali’nin kadınları güçlü, tutarlı ve iradeli; erkekleri ise iradesiz, basiretsiz ve kolay etkilenebilen karakterlerdir.Sabahattin Ali, öykülerinde – daha sonra İçimizdeki Şeytan romanında da göreceğimiz bir durumdur bu- güçlü kadın karakterini, amaçsız, idealsiz, umutsuz ve nihilist Cumhuriyet aydınını görünür kılmakta kullanmıştır.

Sabahattin Ali’nin öykülerinde, dönemin Doğu ile Batı arasında sıkışmış, ideallerini yitirmiş ve kendini yozluğun içerisinden ifade eden Cumhuriyet aydınını yerer. Amacı yeni kurulmakta olan toplumsal düzenin temelini oluşturacak kesimin fotoğrafını çekmektir. Öyle ki çekilen bu fotoğraf Türkiye modernleşmesinin eksiklerini, gediklerini, yamalarını gösterir. Aydınların, kişisel arazları, kendilerine verilen erki kötüye kullanma eğilimleri, özellikle taşranın sıkıcı, boğucu ama en sonunda kapsayıcı ve içine çeken yaşamı içerisinde ideallerini unutmaları hikaye edilir. Aydınlarla, halk arasındaki kopukluk, halkın aydınları farklı bir dünyadan gelmiş gibi görmelerine neden olmaktadır.

Aydın ile halk arasındaki kopukluğa bağlı olarak yaşanan başka bir sorun ise, -“taşra daki aydınların ülke dertleriyle ilgilenmek ve halkın sorunlarına çare bulmak için çalışmak yerine eğlence ve dedikodu ile vakit geçirmeleri”- dir. Yazar, Bir Skandal’da bu konuyu şöyle anlatır: “Erkekler belki mühendis, belki doktor, belki avukat veya muallim olmuşlardı. Fakat bunu bir fikir ihtiyacı olarak değil, karnını iyi doyurmak, iyi giyinmek, güzel karı alabilmek için yapmışlardı. Yani dimağ gibi en asîl uzuvlarını midelerine ve tenasül cihazlarına uşak olarak kullanıyorlardı. Yalnız ekmek parası düşünen ve asıl vazifelerini; tefekkür kabiliyetlerini tamamıyla unutarak basit birer makine hâline giren bu kafalarda akıl, saf ve maddiyatın dışına çıkabilmiş akıl, artık lüzumsuz bir şeydi. Münevverlerimizde dimağın rolü kör bağırsağın- dakinden daha fazla değildi.”

Sabahattin Ali öykülerinin temel konularından bir diğeri ise ezen-ezilen ilişkisidir. Sabahattin Ali, devletin baskı aygıtlarının yanında, ağa-köylü, işçi-işveren ilişkilerini anlatan öykülerde kaleme almıştır. Kanal, Kağnı gibi öyküleri köydeki sınıfsal çatışmaları yansıtırken, Apartman, Isınmak İçin, Mehtaplı Bir Gece gibi öyküleri şehir yaşamını ve ezen-ezilen ilişkilerini ele alır. Özellikle taşradaki jandarma, idari amirlikler ve köyün ya da kasabanın ileri gelenlerin arasındaki ilişkiler çok çarpıcı bir şekilde anlatılır. Sabahattin Ali tüm bu iktidar ilişkilerinin ve dengelerinin arasında ezilen, horlanan, aşağılanan halkın yaşamını, işçi ya da köylü seviciliğine gönül indirmeden, yalın şekilde anlatır.



Sonuç Yerine

Kısa öykü, hem yazılması hem de değerinin anlaşılması zor bir tür olarak varlığını sürdürür. Ne şiirin ağırlığı vardır onda ne de romanın şımarıklığı. Ama yine de Bill Buford’un belirttiği gibi, insanı yaşadığı kaos ortamından kurtaracak olan da kısa öyküdür: “[Günümüzdeki] öyküsel anlatının beklenmedik canlanışının altında yatan neden, öykülere olan gereksinimizdir. Öykülerin, başlıca bilgi birimi, belleğin temeli, kişisel ve toplu yörüngelerimizin başı, ortası ve sonu olan yaşamımıza anlam kazandırmak için önemli bir yordam olmasıdır.”

Türk edebiyatında kısa öyküye itibar kazandıran, kısa öykünün insanı, toplumu ve yaşamı anlamada bize yardımcı olabileceğine ikna eden, Sabahattin Ali’yi sevmek için sebeplerimiz o kadar çok ki. Ödün vermez entelektüel tavrı, kendini eleştirmekten çekinmediği keskin kalemi ya da insanın içini ısıtan gülümsemesi bile Sabahattin Ali’yi sevmemiz için yeterli bir sebep olabilir. Ama yine de, Sabahattin Ali’yi ezilenlerin, hor görülenlerin, paçası çamurluların, çıplak ayaklarıyla bozkırları arşınlayanların, okul sonraları “arabalar beş kuruş” diye çığırarak para kazanmak zorunda olan çocukların öykülerini yazdığı için, bizi hem kendi tarihimizle hem de bugünümüzle yüzleştirdiği için de seviyoruz."

Doğuş Sarpkaya - Lacivert Öykü ve Şiir Dergisi, Sayı: 46














Sabahattin Ali, yıllar sonra okuduğu bir öykü için genç yazar adayına, babasının öğüdünü hatırlarcasına ‘Hikâyeci olarak doğruyu görüp göstermekten başka bir emelin olmasın’ der.

Belki de bu nedenle Tarık Zafer Tunaya, Sabahattin Ali üzerine yazdığı bir yazıda "Şimdiye kadar Anadolu'yu gören yazıcılarımız yok muydu?" diye sorar. Sonra da yanıt verir sorusuna: "Vardı, fakat hiçbiri Sabahattin Ali'nin yaptığını yapmak istemedi yahut da yapamadı. (....) Sabahattin Ali (...) Anadolu köy ruhunu bütün açıklığıyla, bütün hareketleriyle, bütün çıplaklığıyla göstermek istedi ve istiyor."



Aziz Nesin, Marko Paşa gazetesini birlikte çıkardığı arkadaşı Sabahattin Ali'nin ölümünden sonra onun özel eşyalarını teşhis etme talihsizliğini yaşamıştır... Nesin, evine İstanbul savcılığından gelen bir çağrı yazısı üzerine İstanbul Adliyesi'ne gider. Savcı Nesin'i tanıklık için çağırdığını söyler ve bir takım eşyalar göstermeye başlar... Her eşyanın ardından da "Kimin olduğunu biliyor musunuz?" diye sorar. Aziz Nesin, yaşadıkları baskı döneminin yarattığı bunalımla bir kafa karışıklığı yaşar; eşyaların Sabahattin Ali'ye ait olduğunu elbette anlamıştır ama bunu söylemesinin doğru olup olamayacağına karar verememektedir. Sonunda "Bilmiyorum," demeye karar verir. Oysa, eşyaların arkadaşına ait olduğundan emindir.


Yeşil Mürekkep

"Sabahattin davranışlarıyla, yüzüyle, konuşmasıyla olduğu kadar, giyinişiyle de özgün bir kişiydi. Eşyası hemen tanınırdı. İki parça olmuş piposunu tanıdım..." Her bir eşyanın karşısında aynı ifadeyi verir Nesin. Ta ki, savcı bir not defteri çıkarana dek... Eski Türkçe ile yazılmış yazılardan oluşan bu not defterine 'tanıklık' etmemesine imkân yoktur... "Sabahattin'in el yazısını elbette tanımıştım. Her şeyi özgün demiştim ya, Sabahattin yeşil mürekkeple yazardı."

Uğur Mumcu, bu sunuş yazısında Sabahattin Ali'nin mektuplarının arka planından ve okuyanda uyandıracağı duygulardan söz eder. Yazının başlığı "Yeşil Mürekkepli Mektuplar"dır...

Mektuplar, sadece duygusuyla, coşkusuyla, tutkusuyla değil, aynı zamanda mürekkebiyle de yazarını ele verir. Ancak her şey gibi, mürekkep de biter... "Ayşe, kalemimde ki yeşil mürekkep bitmek üzere. Pertev'e gidip almasını söyledim, hiçbir yerde bulamamış ve mor mürekkep almış. Yani bundan sonra bu çok sevdiğim renkle yazamayacağım..."

Sabahattin Ali, bu mektupları 1930'ların ilk yarısında, kimisini cezaevinden kimisini ' dışarıda' dan yazmış...

Sabahattin Ali'nin geçip gittiği yerlerden çektiği fotoğraflar. Öykücü, şair, öğretmen, yazar ve gazeteciliğine birde fotoğrafçılık eklenmiş.














__________________
"Ama gerçek, aziz dostum, can sıkıcıdır."

Mislina isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
2 Üyemiz Mislina'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 25.02.17, 17:25   #4
Çiçekci kız

Canan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2011
Konular: 5418
Mesajlar: 24,445
Ettiği Teşekkür: 97377
Aldığı Teşekkür: 135784
Rep Derecesi : Canan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Sabahattin Ali (25 Şubat 1907 - 2 Nisan 1948)


Sabahattin Ali 110 yaşın



Türk yazar ve şair Sabahattin Ali, doğumunun 110. yılında da unutulmadı.

Türk edebiyatının efsaneleşen isimlerinden Sabahattin Ali, doğum gününde birçok şehirde anılıyor. Sabahattin Ali’nin hafızalarda iz bırakan sözleri, sosyal medyada kullanıcıları tarafından paylaşıldı.











__________________


Canan Şu Anda Forumda.   Alıntı ile Cevapla
Canan'in Mesajına Teşekkür Etti
Eski 10.09.17, 19:59   #5
« Çapulcu »

No Pasaran - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Nov 2012
Yaş: 28
Konular: 197
Mesajlar: 821
Ettiği Teşekkür: 1866
Aldığı Teşekkür: 4393
Rep Derecesi : No Pasaran has a spectacular aura aboutNo Pasaran has a spectacular aura aboutNo Pasaran has a spectacular aura aboutNo Pasaran has a spectacular aura aboutNo Pasaran has a spectacular aura aboutNo Pasaran has a spectacular aura aboutNo Pasaran has a spectacular aura aboutNo Pasaran has a spectacular aura aboutNo Pasaran has a spectacular aura aboutNo Pasaran has a spectacular aura aboutNo Pasaran has a spectacular aura about
Ruh Halim: Meskul
Standart Cevap: Sabahattin Ali (25 Şubat 1907 - 2 Nisan 1948)

''Evet, Türkiye orta sınıflarının, köylüsünün, fukarasının hayatını bizde anlatan ilk yazar Sabahattin Ali değildir. Fakat bunu büyük bir ustalıkla ve inkılapçı, halkçı, gerçekçi bir görüşle yapan ilk hikayecimiz, romancımız odur.''

Yukarıdaki değerlendirme Nazım Hikmet'e aittir.

Gerçekten de öyledir.

Yazdığı öyküleri, romanları, şiirleri ve oyunu olmasına rağmen öykücülüğü ile anılır.

Konu aldığı olaylar, daha çok halkın alt tabakasıdır ve sınıfsal bir bakış açısı ile ele almaktadır. Kendisi de komünist olarak bilinir ve komünist olduğu için bir çok defa hapse girip çıkmıştır. Yoksulluk, aşk, hapishane, mahkumlar, hastaneler, köylüler, memurlar, işçiler, aydınlar vs. gibi toplumsal nesneler üzerinden hareket eder.

Gerçeği olduğu gibi anlatır . Duygularını katmaz, yorumlamaz, öyküdeki karaktere merhamet gösteren, acıyan yada taraf tutan bir konum almaz.

En meşhur romanı Kürk Mantolu Madonna olarak bilinir.

Bunun yanı sıra İçimizdeki şeytan isimli romanını ve Sırça Köşk isimli hikaye kitabının da okunmasını öneririm.

Kendisi komünistlere karşı başlatılan cadı avından da çok defa nasibini almış, Bulgaristan sınırından yurt dışına çıkmak isterken suikaste uğramıştır.
__________________
''Işık, daha çok ışık!''
No Pasaran isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
2 Üyemiz No Pasaran'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 10.09.17, 20:14   #6
Uzman Üye

Tura - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jul 2012
Konular: 41
Mesajlar: 4,263
Ettiği Teşekkür: 21841
Aldığı Teşekkür: 22909
Rep Derecesi : Tura şöhret ötesinde bir itibarı vardırTura şöhret ötesinde bir itibarı vardırTura şöhret ötesinde bir itibarı vardırTura şöhret ötesinde bir itibarı vardırTura şöhret ötesinde bir itibarı vardırTura şöhret ötesinde bir itibarı vardırTura şöhret ötesinde bir itibarı vardırTura şöhret ötesinde bir itibarı vardırTura şöhret ötesinde bir itibarı vardırTura şöhret ötesinde bir itibarı vardırTura şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Huzurlu
Standart Cevap: Sabahattin Ali (25 Şubat 1907 - 2 Nisan 1948)

Rahmetle anıp, şarkı sözü olarak kullanılmış bir Sebahattin Ali şiiri okuyalım.


Çocuklar Gibi

Bende hiç tükenmez bir hayat vardı
Kırlara yayılan ilkbahar gibi
Kalbim hiç durmadan hızla çarpardı
Göğsümün içinde ateş var gibi

Başını göğsüme sakla sevgilim
Güzel saçlarında dolaşsın elim
Bir gün ağlayalım, bir gün gülelim
Sevişen yaramaz çocuklar gibi

Hissedince sana vurulduğumu
Anladım ne kadar yorulduğumu
Sakinleştiğimi durulduğumu
Denize dökülen bir pınar gibi

Sözün şiirlerin mükemmelidir
Senden başkasını seven delidir
Yüzün çiçeklerin en güzelidir
Gözlerin bilinmez bir diyar gibi


Sebahattin Ali
__________________
Tura Şu Anda Forumda.   Alıntı ile Cevapla
2 Üyemiz Tura'in Mesajına Teşekkür Etti.
Cevapla

Bu Sayfayı Paylaşabilirsiniz

Etiketler
1907, 1948, nisan, sabahattin, sabahattin ali, Şubat


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


İlgili Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü Mislina Duyurular 2 02.04.16 22:50
Şeyh Sait ve Şeyh Sait İsyanı (1925 - 1936) ReaL Türk Tarihinde Yer Alanlar 4 26.08.10 19:24
Genel Türk Tarihi Kronolojisi (1299 - 1924) Cahit Türk Tarihi 4 26.01.09 01:58
Devlet tiyatrosu oneyouu Tiyatro Haberleri 0 25.01.09 20:28
Devlet Tiyatrosunun Tarihçesi oneyouu Tiyatro Haberleri 0 24.01.09 08:18


WEZ Format +3. Şuan Saat: 17:53.


Powered by vBulletin® Version 3.8.8
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0 PL2 ©2011, Crawlability, Inc.
Copyright ©2000 - 2017 www.forumgercek.com
Protected by CBACK.de CrackerTracker
Önemli Uyarı
www.forumgercek.com binlerce kişinin paylaşım ve yorum yaptığı bir forum sitesidir. Kullanıcıların paylaşımları ve yorumları onaydan geçmeden hemen yayınlanmaktadır. Paylaşım ve yorumlardan doğabilecek bütün sorumluluk kullanıcıya aittir. Forumumuzda T.C. yasalarına aykırı ve telif hakkı içeren bir paylaşımın yapıldığına rastladıysanız, lütfen bizi bu konuda bilgilendiriniz. Bildiriniz incelenerek, 48 saat içerisinde gereken yapılacaktır. Bildirinizi BURADAN yapabilirsiniz.
Page Rank Icon
Bumerang - Yazarkafe
McAfee Site Denetleme
Norton Site Denetleme
www.forumgercek.com Creative Commons Alıntı-Lisansı Devam Ettirme 3.0 Unported Lisansı ile lisanslanmıştır.