Merhabalar
Forum Gerçek üyesi değilsiniz ya da Üye Girişi yapmamışsınız.
Sitemizden tam olarak yararlanabilmek için;
Lütfen Buraya tıklayarak üye olunuz.
Forum Gerçek

Forumları Okundu Kabul Et Bugünkü MesajlarYazdığım Cevaplar Açtığım Konular Kim Nerede
Geri git   Forum Gerçek > Kültür | Sanat | Edebiyat > Türk Edebiyatı > Türk Edebiyatı Ustaları

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
Eski 09.01.11, 01:50   #1
Müdavim

Lilium - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2009
Yaş: 30
Konular: 376
Mesajlar: 3,687
Ettiği Teşekkür: 8769
Aldığı Teşekkür: 17888
Rep Derecesi : Lilium has a spectacular aura aboutLilium has a spectacular aura aboutLilium has a spectacular aura aboutLilium has a spectacular aura aboutLilium has a spectacular aura aboutLilium has a spectacular aura aboutLilium has a spectacular aura aboutLilium has a spectacular aura aboutLilium has a spectacular aura aboutLilium has a spectacular aura aboutLilium has a spectacular aura about
Ruh Halim: none
Post Mehmed Bin Süleyman - Fuzuli (1485 - 1556)

Mehmed Bin Süleyman
Fuzuli
( 1485 - 1556 )




Akkoyunlular devrinde, bu hanedanın toprakları içinde kalan Kerbela'da doğdu.Okumuş bir aileden geldiği ve çok iyi bir eğitim gördüğü bilinmektedir.Edebi yönünün gelişmesinde Azeri şairi Habibi'nin ve Ali Şir Nevai'nin fazlaca etkisi olmuştur. Arapça ve Farsça'yı, bu dillerde şiir söyleyebilecek kadar iyi bilen Fuzuli, Türkçe divanının önsözünde, uzun yıllarını akli ve nakli bilimleri öğrenmeye, hikemi ve hendesi bilgileri edinmeye harcadığını anlatır, tevsir ve hadis ile uğraştığını açıklar.Farsça divanının önsözünde ise, " fuzuli" mahlasını neden seçtiğini anlatırken, bu ismin başkalarının hoşuna gitmeyecek ve kimse tarafından kullanılmayacak bir kelime olduğu için seçtiğini belirtir.Fuzuli kelimesi, meziyet, kerem, bilim anlamındaki "fazl" sözcüğünün çoğuludur.Fakat öte yandan da "edebe aykırı" manasını da taşımaktadır.

Safevi Devleti'nin ilk hükümdarı Şah İsmail, Bağdat'ı ele geçirdiği sırada Fuzuli kendini kanıtlamış bir şairdi.Şah İsmail'in, Horasan yakınlarında Özbek hanını yenmesi üzerine yazdığı ilk mesnevisi " Beng ü Bade " ( Afyon ve Şarap ) yi kendisi gibi Şii olan ve şairliği ile tanınan hükümdar Şah İsmail'e hayranlık ve takdir belirten beyitlerle sundu.

Kanuni Sultan Süleyman, 1534 yılında Bağdat'ı Osmanlı İmparatorluğu sınırları içine dahil ettiğinde ise Fuzuli, bu fetih için övgüler yazdı.Osmanlı hükümdarı için beş kaside yazdı.Bu durumdan da anlaşılacağı gibi; Bağdat'ta yönetimin değişmesi Fuzuli'yi sıkıntıya sokmamaktadır.Bağdat'ın fethine katılan Hayali ve Taşlıcalı Yahya gibi Osmanlı şairleriyle tanışan Fuzuli'ye Kanuni tarafından maaş bağlanmıştı.Fakat hükümdarın İstanbul'a dönmesinden sonra bu parayı alamayan şair İstanbul'a o ünlü mektubu gönderir : " Şikayetname ".

Osmanlı yöneticileri ile gayet iyi ilişkiler kuran Fuzuli, " Leyla vü Mecnun " ve " Hadikat - üs - Süeda " ( Saadete Ermişlerin Bahçesi ) gibi eserlerini Osmanlı döneminde yazdı.Bu eserleri devlet büyüklerine ithaf etti.

Tüm hayatı boyunca Bağdat ve çevresinde yaşayan şair, 1556 yılında veba salgınından öldü. Kerbela'da gömülü olduğu sanılmaktadır.


Sanatı
Şiirinin en önemli özelliği içtenliği, coşkunluğu ve sadeliğidir.

Şiirlerinin başlıca temaları; sevgi, ıstırap, dünyanın faniliği, ölüm vs.'dir.Bunların ele alınışında lirizm dikkati çeker.

Gençlik şiirleri dil bakımından Azeri edebiyatının özelliklerini gösterir.Osmanlılar’ın Bağdat'ı almalarından sonra yazdığı şiirlerin ise sözlük ve gramer kuralları bakımından Türkiye Türkçesi' ne uyduğu görülür.


Divanı

1) Önsöz
2) Kasideler
  • Kaside der tevhid-i hazret-i bari ( Allah'a )
  • Kaside der na't-i hazret-i fahr-i mevcudat ( Allah'a)
  • Na't-i hazret-i nebevi ( Peygambere)
  • Na't-i hazret-i fahr-i kainat
  • Şah-i velayet ( Ali'ye )
  • Şah-i velayet
  • Sultan süleyman'a ( 4 adet )
  • Ayaş paşa'ya ( 7 adet )
  • Mehmet paşa'ya ( 4 adet )
  • Diğer devlet büyüklerine kasideler



Gazeller (302 adet)
Müstezad
Terci-i bend
Müseddes
Muhammes
Tahmis
Murabba
Mukatta'at
Şiirlerinden Örnekler
Su Kasidesi

Kaside Der Na't-ı Hazret-i Nebevî


Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su
Kim bu denli dutuşan odlara kılmaz çare su.
Ey göz, gönlümdeki ateşlere, gözyaşından su saçma, böylesine tutuşan ateşlere su çare kılmaz.

Bu beyitte Fuzulî gönlünde aşk ve ıztırabı ateşlere, gözyaşını ise, suya benzetmiştir. Su ile ateş birbirine zıttır. Su ateşi söndürür. Fakat gönül atşi maddî değil, manevîdir. Bundan dolayı gözyaşları insanın içindeki ateşi söndürmez. Bu beyit bize Fuzulî'nin muztarip, duygulu bir insan olduğunu gösteriyor. Bu beyitte tekrarlanan (s, g, d, k) konsonantları (ünsüzleri) ile (o, ö, u) vokalleri (ünlüleri) bir ahenk vücuda getirmektedir.

Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem
Ya muhît olmuş gözümden günbed-i devvâre su.

Dönen günbedin rengi mi mavidir, yoksa gözümden akan su mu onu çepçevre çevirmiştir, bilmiyorum.

Bu beyitte geçen "âb-gûn" kelimesi hem suya benzer, hem mavi renk mânâsına gelir. Fuzulî gözyaşlarının gök kubbeyi çepçevre kuşattığını söylemekle mübalağa sanatı yapıyor, gökyüzünün renginin mavi mi, yoksa gözyaşlarından dolayı mı böyle göründüğünü bilmediğini söylemekle "tecahül-i arifane" de bulunuyor. Gökyüzü, için "günbed-i devvar" (döner kubbe) tamlamasını kullanmakla da şair, gökyüzü ile göz arasında bir münasebet kuruyor. Bu beyitte tekrarlanan (n ve g) konsonlarıyla ince ve kalın yuvarlak vokaller hususî, bir âhenk vücuda getiriyor.

Zevk-i tigından aceb yok olsa gönlüm çâk çâk
Kim mürûr ilen bırakır rahneler dîvâre su

Kılıcının zevkinden gönlüm parça parça olsa, şaşılmaz, zira su zamanla duvarda yarıklar bırakır.

Fuzulî'nin bu beyitte "zevk-i tîg-kılıcının zevki" tamlamasını kullanması psikolojik bakımdan dikkati çekicidir. Fuzulî sevgilisinin verdiği acıdan şikâyet etmez, tam tersine zevk duyar. Burada söz konusu olan kılıç sevgilinin keskin bakışıdır. Şair, senin kılıca benzeyen bakışlarının yerdiği acı' bana zevk" verir fikrini "zevk-i tîg" tamlaması ile özetlemiştir. Divan şairleri bu nevi kısa, özet veya yoğun sözlerden hoşlanırlar. Onları okuyucunun çözümlemesi lâzımdır. Şair, kılıcın gönlünü çak çak (parça parça) etmesi ile suların duvarda yarıklar hâsıl etmesi arasında bir bağlantı kuruyor. Divan şairleri çok defa kılıç deyince suyu hatırlarlar. Bunun sebebi kılıcın imal edilirken su ile çelikleştirilmesidir. Bir klişe olarak kullanılan "âb-ı tîg" (kılıç suyu, kılıcın parlaklık ve keskinliği) tamlaması da onlarda su hayalini uyandırır.
Vehm ilen söyler dil-i mecrûh peykânın sözün
İhtiyât ilen içer her kimde olsa yâre su

Yaralı gönül senin (peykân)ından korka korka bahseder. Yaralı olan suyu ihtiyatla içer.

Bu beyitte geçen "peykân" sözü okun ucundaki demir mânâsına gelir. Bu da sevgilinin kirpiklerine tekabül eder. Sevgilinin oka benzeyen kirpikleri âşığı yaralar, yaralılar da suyu ihtiyatla içerler.

Suya versin bağ-ban gülzar-ı zahmet çekmesin
Bir gül açılmaz yüzün tek verse bin-gülzâre su

Bahçıvan boşuna zahmet çekmesin, gül bahçesini suya versin, bin gül bahçesine su verse, senin yüzün gibi bir gül açılmasına imkân yoktur.

Bu beyitte sevilen varlığın yüzü ile gül arasındaki benzeyiş dolayısıyla ikisi arasında bir mukayese yapılmıştır. Fuzulî su redifi vasıtasiyle hayali genişletiyor. Araya bahçıvanı da katıyor. Sevgili, güzellik ve başka vasıfları bakımından gülden üstündür. Şair, su vermek ile de oynuyor. Birinci mısrada "suya vermek" sözü mecazî olarak yok etmek mânâsına kullanılmıştır.

Okşadabilmez gubârını muharrir hattına
Hâme tek bakmaktan inse sözlerine kare su

Yazı yazan (hattat) kalem gibi gözlerine kara su inse de, senin yüzünün hattına benzer bir hat yazamaz.

Bu beyitte "gubar,' muharrir, hat, hâme ve kara" kelimeleri arasında tenasüb sanatı vardır. Bu kelimeler birbirleriyle ilgilidir. Hat, yazı sanatıdır. Gubar, hat sanatında bir yazı çeşididir. Şair, kalem, kara ve muharrir kelimelerini hat sanatı ile münasebeti bakımından zikrediyor. Divan şairleri sevgilinin yüzündeki ince tüyleri hatta (yazıya) benzetirler. Sevgilinin yüzünün hatları, hattatın yazdığı yazılardan çok daha güzeldir. Hattat, gözlerine kalem gibi kara su ininceye dek, yani kör oluncaya kadar yazı yazsa, senin yüzünün hattına benzer bir yazı yazamaz. Şair "okşamak" kelimesini hem benzetmek, hem yüz dolayısıyle sevmek mânâsında kullanmıştır. Kalem (hame) gibi gözüne kara su inmek sözü, mecazî olarak kör olmak mânâsına gelir.

Ârızın yâdiyle nem-nâk olsa müjgânım n'ola
Zayi olmaz gül temennâsiyle vermek hâre su

Yanağını hatırlarken kirpiklerim ıslansa bunda şaşılacak ne var? Gül yetiştirmek isterken, dikene verilen su boşa gitmez.

Fuzulî bu beytinde gözyaşını tatlı bir alayla yumuşatıyor. Beyit, birbiriyle ilgili şu benzetmelere dayanıyor: Yanak-gül, kirpikler-diken, gözyaşı-su. Bu beyitte eskilerin "leff ü' neşir" (sarma ve açma) dedikleri bir sanat vardır. Bu sanat, aralarında münasebet bulunan iki veya üç şey zikrederek karşılıklarını (benzerlerini) söylemek suretiyle yapılır.

Gam günü etme dîl-i bîmardan tigin dirig
Hayrdır vermek karanı gicede bîmâre su

Gam günü hasta gönülden kılıcını (kirpiklerini, bakışını) esirgemek gecede hastaya su vermek hayırlı bir iştir.

Fuzulî, burada da ok (kılıç) -su-yaralanma mazmununa dayanıyor. Karanlık gece ile sevgilinin kara gözleri arasında da münasebet vardır.

İste peykânın gönül hecrinde şevkim sâkin et
Susuzum bu sahrada benim'çün âre su

Gönül, ondan ayrı olduğun zaman, onun peykinin (oka benzeyen kirpiklerini) isteyerek, hasretini teskin etmeğe çalış. Susuzum, git bu çöl de benim için su ara.

Kılıca olduğu gibi peykâna (ok ucuna) da su verilir. Şairin "git bu çölde benim için su ara" demesi demirin kuruluk bakımından çöle benzemesinden, demirde ve çölde gizli olarak su bulunmasından dolayıdır. Şairin asıl özlediği sevgilisinin bakışlarıdır.

Ben lebim müştâkıyım zühhâd kevser tâlibi
Nitekim meste mey içmek hoş gelir huş-yâre su

Ben dudağına karşı büyük bir arzu duyuyorum. Kuru sofular ise, kevser istiyorlar; böylece sarhoşa şarap,' ayık insana da su hoş gelir.

Bu beyitte dudak kırmızılığı dolayısıyle içkiye benzetilmiştir, ve sarhoşa (aşığa) uygun görülmüştür. Kevser Cennet'te bir havuzun adıdır. Dîvan şairleri aşk ile kendinden geçenlerle kuru sofuları karşılaştırmaktan ve aralarındaki tezadı belirtmekten hoşlanırlar. Aynı beyitte birbirine paralel olan dudak-şarap, âşık-sarhoş, kevser-su, zahid-ayık insan benzetmeleriyle Fuzulî bir leff ü neşir sanatı yapmıştır.

Ravza-ı kûyuna her dem durmayıp eyler güzâr
Âşık olmuş gâlibâ ol serv-i hoş reftâre su

Su, durmadan senin mahallendeki bahçeye doğru akıyor. Galiba o, hoş yürüyüşlü sevgiliye âşık.

Fuzulî'nin küçük bir tablo teşkil, eden bu beyti de birtakım gizli benzetmelere dayanır. "Serv-i hoş-reftar"dan maksat uzun boylu, güzel yürüyüşlü, sevgilisidir. Sevgilinin bahçesine doğru akan su âşıktır. Dîvan şairleri sevgilinin boyu için "revan" (akıcı) sıfatını da kullanırlar. Servi kelimesi, şairde su çağrışımı uyandırmıştır.

Su yolun ol kûydan toprağ olup tutsam gerek
Çün rakîbimdir dahi ol kûya koyman vare su

Toprak (set) olarak sevgilinin köyüne giden suyun yolunu kessem gerek. Zîra o benim rakibimdir. O köye gitmesine engel olmalıyım.

Şair burada yine servi dolayısıyle rakibini suya benzetiyor. Toprak olmak kelimesi mecazî olarak, ölmek mânâsına gelir. Fuzulî, bu kelimeyi hem, hakikî, hem mecazî mânâda kullanıyor.

Dest-bûsu arzûsiyle ger ölsem dostlar
Kûze eylen toprağım sunun anunla yâre su


Ey dostlar, eğer onun elini öpme arzusu ile ölürsem, toprağımdan bir testi yapın ve sevgiliye onunla su verin.
Fuzulî ince bir hayale dayanan bu beytinde (s) aliterasyonu ile (u) asonansının doğurduğu âhenkten de istifade ediyor.

Serv ser-keşlik kılar kumru niyâzından meğer
Dâmenin duta ayağına düşe yalvare su

Servi, kumrunun yalvarmalarına karşı dikbaşlılık ediyor. Su gitsin de onun eteğine sarılıp ayağına düşsün yalvarsın.

Servi ile kumru çok defa bir arada bulundukları için birbirlerine âşık sayılırlar. Servi, güzel boylu sevgiliye, kumru yalvaran âşığa benzer. Şair, servinin uzun oluşu ile dikbaşlılık arasında bir münasebet bulunuyor. Servi ağaçlarının dibinden akan su da bir arabulucuya benzetiliyor. Şair bu beyitte servi, kumru ve suya insana has vasıflar vermek suretiyle "teşhis" ediyor ve âdeta tabiatı masallaştırıyor.

"Servi", vahdeti (Tanrı) "su", peygamberi, "kumru" kulu temsil eder. Beyitte arka planda böyle bir mânâ da vardır.

İçmek ister bülbülün kanın meger bir reng ile
Gül budağının mîzacına gire kurtâre su

Gül dalı bir hile ile bülbülün kanını içmek istiyor. Su, gül dalının damarına girerek bülbülü kurtarmalıdır.

Renk kelimesi, renkten başka şekil, suret ve hile mânâlarına da gelir. Şairin burada onu kullanması gül ve bülbülün kanı dolayısıyledir. Gül, kendisine kırmızı renk sağlamak maksadıyle bülbülün kanına girmek istiyor. Divan şiirinde gül ile bülbül arasında bir aşk münasebeti olduğundan bahsedilir. Şair bu beytinde de gül, bülbül ve suya insanî vasıflar izafe ediyor.

Tıynet-i pâkini rûşen kılmış ehl-i âleme
İktidâ kılmış tarîk-i Ahmed-i Muhtâr'e su

Su temiz tabiatını âleme aydınlık (berrak) kılmış ve Hazret-i Muhammed'in, yoluna girmiştir.

Şair bu beytinde su ile Hazret-i Muhammed'e uyan, onun yolunda giden mümin arasında bir münasebet buluyor. Temizlik dolayısıyle İslâmiyet suya büyük önem verir. Su maddî ve manevî temizliğin sembolüdür. Suyun vasıflarından biri berrak oluşudur. İyi mümin de öyledir. Onun gönlü de su gibi aydınlık, herkese açıktır.

Seyyid-i nev'i beşer deryâ-yı dürr-i ıstıfâ
Kim sepübdür mu'cizâtı âteş-i eşrâre su

Seyyid-i nev'-i beşer (insan ney'inin efendisi, Hazret-i Muhammet) seçkinlik incisinin denizidir. Onun mucizeleri kötülerin ateşi üzerine su serper.

Burada su redifi dolayısıyle Peygamber bir seçkin inciler denizine benzetilmiştir. Onun din denizi seçkin inciler yetiştirir. O, kötülük ateşlerini söndüren bir sudur. Su ile ateş arasında tezat vardır. Burada ateş kötülüğün, su iyiliğin sembolü olarak kullanılmıştır,. Bu beyitte seyyid, ıstıfa, sepmek), (beşer, ateş-i eşrar) kelimelerinde aliterasyon vardır.Hz. Muhammed doğduğu zaman ateşperestlerin ateşleri sönmüştür. Beyitte bu mucizeye de telmih vardır.

Kılmağ için taze gül-zâr-i nübüvvet revnakın
Mu'cizinden eylemiş izhar seng-i hâre su

Peygamberlik gül bahçesinin canlılığını tazelemek için mermer taşı mucizinden (yaratıcılığından) su akıtmış.

Peygamberlik gül bahçesine su verince gül tazeleniyor. Gül Peygamberimize izafe edilen bir çiçektir. Peygamberlik müessesesi onunla taze kalmış, Son peygamber olan Peygamberimizin mucizelerinden biri kara taştan su akıtmak. Bu mucize peygamberliğinin kabulü ve yeni bir gül açılması, peygamberlik bahçesinin parlaklığının tazelenmesidir.

Mu'ciz-i bir bahr-i bî-pâyan imiş âlemde kim
Yetmiş andan bin bin âteş-hâne-i küffâre su

Onun mucizi âlemde öyle nihayetsiz bir hidayet denizidir ki, binlerce kâfir tapınağına (Mecusî tapınağına) o denizden hidayet ermiştir.

Peygamber doğduğu zaman vukua gelen harikulade hadiselerden biri de sönmeyen ateşlerin sönmesi (Mecusî ateşlerinin sönmüş olması)dir. Bu hadiseye telmih eden Fuzulî'ye göre peygamberimizin mucizesi öyle sonsuz bir deniz imiş ki, binlerce kâfir ateşgedesindeki ateşi söndürmeğe yetmiştir.

"Yetmiş" kelimesi hem "erişmiş" hem de "kifayet etmiş" mânâlarına gelir. Burada kifayet etmiş mânâsında tevriye!i kullanılmıştır.Ayrıca su-ateş arasında tezat vardır.

Hayret ilen parmağın dişler kim etse istima
Parmağında verdiği şiddet günü Ensâr'e su

Şiddet günü Ensar'a parmağından akıttığı suyu kim işitse, hayretle parmağını ısırır.

Tebuk seferinde (şiddet günü) susuz kaldıkları zaman Peygamberimizin parmakları arasından oluk oluk su akmış. Bunu duyan hayretinden parmağını ısırır. Bu hadise de kullara hayret veren bir mucizedir.

Eylemiş her katreden bin bahr-i rahmet mevc-hîz
El sunup urgaç vuzû için gül-i ruhsâre su

Dostu, yılan zehri içse, ebedî hayat suyuna döner, düşmanı su içse mutlaka yılan zehri olur.

Peygamberin dostlarından maksat, hayatında iken, ona uyan sahabelerle, onun yolundan giden Müslümanlardır. Aynı imana sahip oluş, onlara da manevî bir güç verir ve onlar bu manevî güç ile, kötülükleri iyiliğe döndürebilirler. Buna karşılık, düşmanları için iyi şeyler böyle kötü bir mahiyet alır. Şair bu fikri, yılan zehrinin ebedî hayat suyuna veya tersine ebedî hayat suyunun zehre dönüşmesi sembolü olarak ifade ediyor. Burada tezat sanatı vardır.

Eylemiş her katrede bin bahr-i rahmet mevc-hîz
El sunup urgaç vuzû için gül-i ruhsâre su

Abdest almak için yanağının gülüne su serpince, her damla sudan bin rahmet denizi dalgalanmıştır.

Şair borada "gül-i ruhsar" tamlaması ile Peygamber'in yanağını güle benzetmiştir. Abdest alınırken yüz yıkanır. Peygamber'in yüzüne değen su, onun manevî gücü ile çoğalıyor, bir damladan bin rahmet denizi doğuyor. Damla ile deniz arasında tezat vardır. Bu tezat ve benzetme tasavvufta birlik (vahdet) ile çokluk (kesret) u belirtmek için kullanılır. Çok, birden doğar. Başlangıçta ilk Müslüman olan Hazret-i Muhammed tek idi. Daha sonra, Müslümanların sayısı yüzlerce milyonu aştı. Tanrı'nın insanlara acıması mânâsına gelen rahmet, Türkçe'de mecazî olarak yağmur mânâsına da gelir. Yağmur milyonlarca damladan oluşur.

Hâk-i pâyine yetem der ömrlerdir muttasıl
Başını taştan taşa vurup gezer âvâre su

Su senin ayağının toprağına erişeyim diye durmadan, ömürler boyu başını taştan taşa vurarak âvâre gezer durur.

Her yıl, yüz binlerce Müslüman, dünyanın dört bir yanından Hacc'a giderler. Peygamber'in mezarını ziyaret ederler. Şair, sulara da böyle kutsal bir duygu yüklüyor. Suların başını taştan taşa vurması, hem hakiki, hem mecazî mânâda kullanılmıştır. Hayat ile su arasında münasebet olduğu için şair ömür kelimesini kullanmıştır. Muttasıl kelimesi Arapça "vasl" (ulaşan, kavuşan) kökünden gelir. Bu beyitte teşhis sanatı vardır.

Zerre zerre hâk-i der-gâhına ister salar nûr
Dönmez ol der-gâhdan ger olsa pâre pâre su

Su ister ki, senin dergâhının toprağına zerre zerre nur salsın. Parça parça olsa bile su o dergâhtan dönmez.

Toprak, su ve ışık zerre zerre, parça parça olurlar. Su ışığı yansıtır. Şair, su ve ışığın bu özelliklerine manevî bir mânâ da veriyor. Burada su ve ışığın zerre zerre veya pare pare olması sevginin gücünü ifade eder.

Zikr-i na'tın virdini derman bilir ehl-i hatâ
Eyle kim def-i humar için içer mey-hâre su

Senin na'tını zaman zaman tekrarlamayı hata ehli derman bilir. Tıpkı sarhoşun ayılması için yüzüne su serpmesi gibi.

Hata kelimesi yanlış ve günah mânâsına gelir. "Ehl-i hata"dan maksat, yanlış yola sapanlar, günahkârlardır. Onlar günahlarından kurtulmak için, sarhoşun ayılmak maksadıyle yüzüne su serpmesi gibi senin na'tını tekrarlarlar. Na't, bir şeyi medhederek anlama mânâsına gelir. Hazret-i Mu-hammed'i övmek için yazılan şiirlere de na't denilir. Belli zamanlarda okunan Kur'an cüzlerine ve dualara "vird" denilir.

Yâ Habîbâ'llah yâ Hayr'el-beşer müştâkınam
Eyle kim leb-teşneler yanıb diler hemvâre su

Ey Tanrı'nın sevgilisi, ey insanların en iyisi, sana dudakları yananların su dilemeleri gibi müştakım.

Sensin ol bahr-i kerâmet kim Şeb-i Mi'rac'da
Şeb-nem-i feyzin yetirmiş sâbit ü seyyâre su

Şen o keramet denizisin ki, Miraç gecesi feyzinin şebnemi duran ve gezen yıldızlara su götürmüştür.

Burada Hazret-i Muhammed'in Mirac'ına telmih vardır. Şebnem kelimesinin şeb'i (gece) ile Şeb-i Mîrac'ın "şeb"i aynı mânâya gelir. Şairin iki kelime atasında münasebet kurmasının sebebi budur. Feyiz: suyun taşması, bereket demektir. Şebnem ile bahar arasında tezat vardır. Peygamber'in manevî gücü o kadar kuvvetlidir ki, yeryüzünden götürdüğü şebnemi bütün yıldızlara yetecek su sağlar. Burada sudan maksat, Hazret-i Muhammed'in Miraç gecesi bütün kâinata varlığı ile vermiş olduğu feyizdir.

Çeşm-i hûr-şidden her dem zülâl-i feyz iner
Hâcet olsa merkâdin tecdîd eden mi'mâre su

Mezarını yenileyen mimara su gerekirse, güneşin çeşmesinden her dem feyzin saf suyu iner.

Burada güneş, dünyaya feyz ve bereket verdiği için çeşmeye, güneşten akan ışık zülâle (saf su) benzetilmiştir.

Bîm-i dûzah nâr-i gam salmış dîl-i sûzânıma
Var ümîdim ebr-i ihsanın sepe ol nâre su

Cehennem korkusu yanık gönlüme gam ateşi salmış, senin ihsan bulutunun o ateşe su serpeceğini umuyorum.

Mânâ bakımından bütün kelimeleri birbiriyle ilgili olan bu beyitte tenasüb veya müraat-i nazîr sanatı vardır.

Yümn-i na'tinden güher olmuş Fuzûlî sözleri
Ebr-i nîsandan dönen tek lü'lü-i şeh-vâre su

Na'tının uğuru ile Fuzulî'nin sözleri nisan yağmurundan vücuda gelen büyük inci tanelerine benzemiştir.

Bir efsaneye, göre istiridyeler nisan ayında denizin yüzüne çıkar, yağmur yağarken kabuğunu açar, bir iki damla alır, yeniden denizin dibine inerlermiş. Bunlar zamanla inci haline gelirmiş. Fuzulî yukarıki beytinde bu efsaneye telmihte bulunuyor, kendi sözlerini inciye benzetiyor.

Hâb-ı gafletten olan bîdâr olanda Rûz-ı Haşr
Eşk-i hasretten dökende dîde-i bîdâre su

Umduğum oldur ki Rûz-i Haşr mahrûm olmayam
Çeşm-i vaslın vere ben teşne-i dîdâre su

Mahşer günü gaflet uykusundan uyandığımda ve hasret gözyaşlarından uykusuz gözlerim su döktüğünde (ağladığımda) umduğum odur ki, mahrum olmayayım, vaslının çeşmesi senin yüzüne teşne olan bana su versin.



Gazel - Beni

Yâ Rab belâ-yı aşk ile kıl âşinâ beni
Bir dem belâ-yı aşktan etme cüdâ beni

Az eyleme inayetini ehl-i derden
Yani ki çok belâlara kıl mübtelâ beni

Oldukça ben götürme belâdan irâdetim
Ben isterim belâyı çü ister belâ beni

Gittikçe hüsnün eyle ziyâde nigârımın
Geldikçe derdine beter et mübtelâ beni

Öyle zaîf kıl tenimi firkatinde kim
Vaslına mümkin ola yetürmek sabâ beni

Nahvet kılıp nasîb Fuzûlî gibi bana
Yâ Rab mukayyed eyleme mutlak bana beni

Günümüz Türkçesiyle:

Ey Tanrı!beni aşk belasıyla bildik et,beni aşk belasından bir an ayrı bırakma.

Yardımını dertlilerden eksiltme,yani beni çok belalara düşür.

Ben var oldukça dileğimi belâdan ayırma,çünkü ben belâyı isterim,belâ beni ister.

Sevgilimin güzelliğini gittikçe çoğalt,geldikçe de derdine beni daha beter düşkün et.

Onun ayrılığı ile vücudumu o kadar zayıflat ki,yelin beni ona kavuşturması mümkün olsun.

Ey Tanrı!bana Fuzuli gibi kibirlilik verip de beni bana bağlama.

Gazel - Usanmaz mı?

Beni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı
Felekler yandı âhımdan muradım şemi yanmaz mı

Kamu bâmarına cânan devâ-yı derd eder ihsan
Niçin kılmaz bana derman beni bîmar sanmaz mı

Şeb-i hicran yanar cânım döker kan çeşm-ı giryânım
Uyarır halkı efgaanım kara bahtım uyanmaz mı

Gül-i ruhşârına karşu gözümden kanlı akar su
Habîbim fasl-ı güldür bu akar sular bulanmaz mı

Gamım pinhan dutardım ben dediler yâre kıl rûşen
Desem ol bî-vefâ bilmem inanır mı inanmaz mı

Değildim ben sana mâil sen ettin aklımı zâil
Bana tan eyleyen gafil seni görgeç utanmaz mı

Fuzûlî rind-i şeydâdır hemîşe halka rüsvâdır
Sorun kim bu ne sevdâdır bu sevdâdan usanmaz mı


Günümüz Türkçesiyle:
Sevgili beni candan usandırdı,cefadan usanmaz mı?
Âhımdan gökler yandı,dileğimin mumu yanmaz mı?

Sevgili,bütün hastalarının derdine ilaç veriyor,
Bana niçin ilaç vermiyor?
Beni hasta sanmıyor mu?

Ayrılık gecesinde canım yanar,ağlayan gözüm kanlı yaş döker,
Feryadım halkı uyandırır, kara bahtım uyanmaz mı?

Yanağının gülüne karşı gözümden kanlın su akar (yani: kan ağlarım); sevgilim!
Bu gül mevsimidir, akar sular bulanmaz mı?

Ben gamımı gizli tutardım, evgiliye aç dediler, desem
O vefasız acaba inanır mı? İnanmaz mı?

Ben sana meyletmiş değildim,aklımı sen yok ettin;
Beni kınayan gafil seni görünce utanmaz mı?

Fuzuli çılgın bir rinttir, daima halkın diline düşmüştür;
Sorun ki bu nasıl sevdadır? Bu sevdadan usanmaz mı?
__________________
Lilium isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
10 Üyemiz Lilium'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 09.01.11, 01:51   #2
Müdavim

Lilium - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2009
Yaş: 30
Konular: 376
Mesajlar: 3,687
Ettiği Teşekkür: 8769
Aldığı Teşekkür: 17888
Rep Derecesi : Lilium has a spectacular aura aboutLilium has a spectacular aura aboutLilium has a spectacular aura aboutLilium has a spectacular aura aboutLilium has a spectacular aura aboutLilium has a spectacular aura aboutLilium has a spectacular aura aboutLilium has a spectacular aura aboutLilium has a spectacular aura aboutLilium has a spectacular aura aboutLilium has a spectacular aura about
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Mehmed Bin Süleyman - FUZULİ ( 1485-1556 )

Vefasız Dünyanın Vefasız Sevgilisi



Vefa her kimseden kim istedim ondan cefa gördüm
Kimi kim bîvefa dünyada gördüm bîvefa gördüm

(Her kimden vefa istediysem ondan cefa gördüm; kimi gördüysem vefasız dünyada, onun vefasızlığını da gördüm)

Kime kim derdimi izhar kıldım isteyip derman
Özümden bin beter derd ü belaya mübtela gördüm

(Kime derman için derdimi açtıysam, onu benden bin beter dertli gördüm.)

Mükedder hatırımdan kılmadı bir kimse gam def'in
Safadan dem uran hemdemleri ehl-i riya gördüm

(Kederli gönlümden kimse üzüntülerimi gidermedi. Esenlikten dem vurarak beni teselli edecek dostlarımı iki yüzlü gördüm)

Ayak bastım reh-i ümmide, sergerdanlık el verdi
Emel serriştesin tuttum elimde ejderha gördüm

(Ne zaman umut yoluna ayak bastım, başım dönüp durdu. Emel ipinin ucuna yapıştım elimde ejderha gördüm)

Fuzuli ayb kılma yüz çevirsem ehl-i âlemden
Neden kim her kime yüz tuttum andan yüz bela gördüm

(Ey Fuzuli, artık insanlardan yüz çevirirsem beni ayıplama. Çünkü kime yaklaştıysam ondan belanın yüz türlüsünü gördüm)
__________________
Lilium isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
8 Üyemiz Lilium'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 09.01.11, 02:02   #3
Ne Mutlu Türküm Diyene

LaLe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jan 2009
Konular: 2490
Mesajlar: 21,832
Ettiği Teşekkür: 88528
Aldığı Teşekkür: 127782
Rep Derecesi : LaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Huzurlu
Standart Cevap: Mehmed Bin Süleyman - Fuzuli (1485 - 1556)

Can verme sakın aşka aşk afeti candır
Aşk afeti can olduğu meşhuru cihandır
Sakın isteme sev




Ne kadar güzel iç açıcı bir konu olmuş


Büyuk Divan şairine yakışan bir konu olmuş, ellerine sağlık Lili.
LaLe isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
7 Üyemiz LaLe'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 09.01.11, 02:05   #4
Deniz Sevengillerden

ReaL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jan 2009
Konular: 2602
Mesajlar: 30,046
Ettiği Teşekkür: 161539
Aldığı Teşekkür: 177615
Rep Derecesi : ReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Arastirmaci
Standart Cevap: Mehmed Bin Süleyman - Fuzuli (1485 - 1556)

Alıntı:
Günümüz Türkçesiyle:

Sevgili beni candan usandırdı,cefadan usanmaz mı?Âhımdan gökler yandı,dileğimin mumu yanmaz mı?
Lise yıllarında bende ezberlemiştim... Ama benim ezberimdeki biraz daha değişik idi....

Beni candan usandırdı, cefadan yar usanmaz mı?

Felekler yandı ahımdan, dileğimin mumu yanmız mı?
__________________



Tüm katılımcı arkadaşların okumasını rica ediyorum... Lütfen Tıklayınız..
* * *
ReaL Şu Anda Forumda.   Alıntı ile Cevapla
7 Üyemiz ReaL'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 09.01.11, 02:23   #5
Yönetici

Basakca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Aug 2009
Konular: 2209
Mesajlar: 13,401
Ettiği Teşekkür: 85359
Aldığı Teşekkür: 82599
Rep Derecesi : Basakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Ruhsuz
Standart Cevap: Mehmed Bin Süleyman - Fuzuli (1485 - 1556)

Alıntı:
Mükedder hatırımdan kılmadı bir kimse gam def'in
Safadan dem uran hemdemleri ehl-i riya gördüm

(Kederli gönlümden kimse üzüntülerimi gidermedi. Esenlikten dem vurarak beni teselli edecek dostlarımı iki yüzlü gördüm)

Nasılda anlatıyor günümüz insanını...Değişen bir şey yok...


Teşekkürler Lilium...
__________________
"Ey egosu boyundan büyük insan..
Bir gün ölüp toprak olacaksın. Bir tohum filizlenecek ot olacaksın, bir öküz seni yiyecek ve sıçtığı bok olacaksın.. Yani hep aynı kalacaksın."

Basakca isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
6 Üyemiz Basakca'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 09.01.11, 12:38   #6
Fosforlu

SuLTaN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2009
Konular: 708
Mesajlar: 4,453
Ettiği Teşekkür: 36956
Aldığı Teşekkür: 24738
Rep Derecesi : SuLTaN karizması günden güne artıyorSuLTaN karizması günden güne artıyorSuLTaN karizması günden güne artıyorSuLTaN karizması günden güne artıyorSuLTaN karizması günden güne artıyorSuLTaN karizması günden güne artıyorSuLTaN karizması günden güne artıyorSuLTaN karizması günden güne artıyorSuLTaN karizması günden güne artıyorSuLTaN karizması günden güne artıyorSuLTaN karizması günden güne artıyor
Ruh Halim: Huzurlu
Standart Cevap: Mehmed Bin Süleyman - Fuzuli (1485 - 1556)

Alıntı:
Orjinal Mesaj Sahibi ReaL Mesajı göster
Lise yıllarında bende ezberlemiştim... Ama benim ezberimdeki biraz daha değişik idi....

Beni candan usandırdı, cefadan yar usanmaz mı?

Felekler yandı ahımdan, dileğimin mumu yanmız mı?


Felekler yandı âhımdan, murâdım şem'i yanmaz mı?

***

Fuzuli'nin her beyitine sayfa sayfa şerhler(açıklamalar) yapılmış, yapılıyor da. Şiirlerinin derinliği, anlamı çok güzel.

Çok güzel hazırlamışsın konuyu canım, ellerine sağlık.
SuLTaN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
4 Üyemiz SuLTaN'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 12.03.15, 18:14   #7
» Memleket Delisi «

Asena - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Aug 2014
Konular: 108
Mesajlar: 2,401
Ettiği Teşekkür: 13692
Aldığı Teşekkür: 9783
Rep Derecesi : Asena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: none
Standart Fuzuli l Türk Divan Şairi




(1480-1556),
Türk Divan Şairi.






Fuzuli'nin Hayatı
Gerçek adı Mehmed b. Süleyman'dır. Kerbela'da doğdu, doğum yılı kesinlikle bilinmiyorsa da, kimi kaynaklara göre 1480 dolaylarındadır. 1556'da Kerbelâ'da öldü.

Yaşamı, özellikle gençlik dönemi ve öğrenimi konusunda yeterli bilgi yoktur. Şiirde "Fuzûlî" adını, kendi şiirlerinin başkalarınınkilerle, başkalarının şiirlerinin de kendisininkilerle karşılaştırılması için aldığını, böyle bir takma adı kimsenin beğenmeyeceğini düşündüğünden kullandığını, Farsça Divan'ının girişinde açıklar. Ama "işe yaramayan", "gereksiz" gibi anlamlara gelen "fuzûlî" sözcüğünün başka bir anlamı da "erdem"dir.

Onun bu iki kaşıt anlamdan yararlanmak amacını güttüğünü ileri sürenler de vardır.







Fuzûlî'nin yaşamı konusunda bilgi veren kaynaklar birbirini tutmamakta, genellikle söylenceyle gerçeği ayırma olanağı bulunmamaktadır. Onunla ilgili güvenilir bilgiler, yapıtlarının incelenmesinden, kimi şiirlerinin açıklanışından kaynaklanmaktadır. Bunlardan anlaşıldığına göre Fuzûlî iyi bir öğrenim görmüş, özellikle İslam bilimleri, tasavvuf, İran edebiyatı konularında çalışmalar yapmıştır.

__________________
•*¨`*•.¸¸.•´*¨`*•K.Atatürk•*¨`*• .¸¸.•´*¨`*•
Asena isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
5 Üyemiz Asena'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 12.03.15, 18:15   #8
» Memleket Delisi «

Asena - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Aug 2014
Konular: 108
Mesajlar: 2,401
Ettiği Teşekkür: 13692
Aldığı Teşekkür: 9783
Rep Derecesi : Asena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Fuzuli l Türk Divan Şairi






Şiirlerinde görülen kavramlardan simya, gökbilim konularıyla ilgilendiği, İslam ülkelerinde pek yaygın olan ve gelecekteki olayları bildirmeyi amaçlayan "gizli bilimler"le ilişkili bulunduğu anlaşılmaktadır. İslam bilimleri içinde hadis, fıkıh, tefsir ve kelam üzerinde durduğu, gene yapıtlarında yer alan kavramların incelenmesinden ortaya çıkmaktadır. Türkçe, Arapça, Farsça divanlarında bulunan şiirleri, bu üç dili de çok iyi kullandığını, onların bütün inceliklerini kavradığını göstermektedir. Yapıtları incelendiğinde İran şairlerinden Hâfız, Türk şairlerinden de Nesîmî, Nevâî ve Necati'yi izlediği, onların şiir anlayışını, duygu ve düşüncelerini benimsediği görülür.

Fuzuli iyi bir eğitim almak için ilk önce Hillah sehrinde bir Müftü olan babasından, ve daha sonra Rahmetullah adındaki bir ögretmenden eğitim almıstır. Daha sonraki eğitim hayatı hakkında bir bilgi olmamakla birlikte;
eserlerinden islami bilimler ve Dil alanında çok iyi bir eğitim aldığı anlasılmaktadır. Ayrıca Su Kasidesi'nin 2. Beytinde;

"Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem" "Ya muhît olmuş gözümden günbed-i devvâre su"

diyerek astronomi bilgisinin de iyi olduğunu ortaya koymuştur. Ayrıca hamse sahibidir.

Azerice Divanı'nın önsözünde;

"İlimsiz şiir temelsiz duvar gibidir, temelsiz duvarda degersiz demektir"


Azerice, Arapca, ve Farsca divan şiirlerini yazmıştır. Eserlerinde kullandığı dil dönemindeki divan şairlerine göre daha sade, anlaşılır bir Türkçedir. Halk deyişlerinden bolca yararlanmıştır.

Bedensel zevklerden ziyade tasavvufî bir aşk, Ehl-i Beyt'e duyulan özlem, ayrılık acısı şiirlerinin konusunu teşkil etmiştir. Duygu ve düşüncelerini çok içten ve lirik bir şekilde ifade etmeyi kolayca başarmıştır. Bu açıdan bakıldığında Türk şiirinde karşılaştırılabileceği tek şair Yunus Emre'dir.

"Leyla ve Mecnun" mesnevîsi aynı konuda yazılmış (Arapça ve Farsça dahil) en iyi mesnevîlerden biridir.
İran şiirinden Hafiz, Türk şiirinden ise Nesimi ve Nevai
çizgisini en başarılı şekilde kemâle erdirmiştir. Kendisinden sonra gelen bütün divan şairlerini etkilemiştir. Onun, Kerbela'da 1556 yılında içinde yaygın olan salgın bir hastalık sonucunda, veba veya kolera'dan öldüğü tahmin edilir. Şiirlerinin başkalarıyla karışmaması için gereksiz, manasız anlamına gelen fuzuli mahlasını kullanmıştır.
Fuzûlî'nin yasami konusunda bilgi veren kaynaklar birbirini tutmamakta, genellikle söylenceyle gerçegi ayirma olanagi bulunmamaktadir. Onunla ilgili güvenilir bilgiler, yapitlarinin incelenmesinden, kimi siirlerinin açiklanisindan kaynaklanmaktadir. Bunlardan anlasildigina göre Fuzûlî iyi bir ögrenim görmüs, özellikle Islam bilimleri, tasavvuf, Iran edebiyati konularinda çalismalar yapmistir.

Fuzûlî'nin bütün yaratici gücü, yasam ve evren anlayisini, insanla ilgili düsüncelerini sergiledigi siirlerinde görülür. Ona göre siirin özünü sevgi, temelini bilim olusturur. "Bilimsiz siir temelsiz duvar gibidir, temelsiz duvar da degersizdir" anlayisindan yola çikarak sevgiyi evrenin özünü kuran bir öge diye anlar, bu nedenle "evrende ne varsa sevgidir, sevgi disinda kalan bilim bir dedikodudur" yargisina varir. Sevginin yaninda, siirin örgüsünü bütünlüge kavusturan ikinci öge üzüntüdür, sevgiliye kavusma özleminden, ondan ayri kalistan kaynaklanan üzüntü.
Üzüntünün, ayrilik acisinin, kavusma özleminin odaklastigi baslica yapiti Leylâ ile Mecnun'dur. Burada seven insan, bütün varligiyla kendini sevdigi kimseye adamistir, ancak sevilen kimsede yogunlasan sevgi tanrisal varligi erek edinmis derin bir özlem niteligindedir. Sevilen insan bir araç, onun varliginda görünüs alanina çikan Tanri, tek erektir. Fuzûlî, bu konuda Yeni-Platonculuk'tan beslenen tasavvufun insan-tanri anlayisina bagli kalarak, varlik birligi görüsünü islemistir. Ona göre gerçek varlik Tanri'dir, bütün nesneler ve onlari kusatan evren Tanri'nin bir görünüs alanidir. Bu nedenle yaratilis, tanrisal varligin görünüs alanina çikisi, bir isik (nûr) olan "Tanri özü'nden disa tasmasidir (sudûr); "Zihî zâtin nihân u ol nihandan mâsivâ peydâ" (Senin özün gizlidir, bu görünen evren o gizli özünden ver olmustur).
Fuzûlî'nin anlayisina göre insan "seven bir varlik"tir, bu sevgi Tanri ile insan arasindaki bagin özünü olusturur, ayri insanin Tanri'ya yaklasmasini saglar. Bu nedenle de yalniz insan sevebilir. Varlik türlerinin en yetkini, en olgunu olan insan Tanri'nin gören gözü, konusan dili, duyan kulagidir. Insanda Tanri istenci disinda bir eylemi gerçeklestirme olanagi yoktur. Insan biri gövde, öteki ruh olmak üzere iki ayri özden kurulu bir varliktir. Gövdenin toprak, yel (hava), od (ates) ve su gibi dört olusturucu ögesi vardir. Ruh ise tanrisaldir, gövdede, gene Tanri buyruguyla bir süre kaldiktan sonra, kaynagina, tanrisal evrene dönecektir, bu nedenle ölümsüzdür. Insanin yeryüzünde yasadigi sürece ruhunun kutsalligina yarasir biçimde davranmasi, dogruluk, iyilik, erdem, güzellik gibi degerlerden ayrilmamasi, özünü bilgiyle süslemesi gerekir. Fuzûlî, "maarif" adini verdigi gönül bilgisini kisinin özünü isiklandirmasi için bir kaynak diye yorumlar, "ey güzel zâtin maârif birle tezyîn edegör" dizesiyle bu konudaki görüsünü açiklar. Onun ahlakla ilgili görüslerinin temelini kuran dogruluk, iyilik ve erdem gibi üç ögedir. Bu üç ögenin karsiti baski (zulm), ikiyüzlülük (riyâ) ve bilgisizliktir (cehl). "Selâm verdim rüsvet degildir deyu almadilar" diye baslayan Sikayet-nâme'sinde çaginin yolsuzluklarini, ahlaka, Islam dininin özüne aykiri davranislari sergilenirken, Türkçe Divan'inda da "zalimin zulm ile akçe toplayip yardim edermis gibi baskalarina dagittigini, oysa cennete rüsvetle girilmeyecegi" anlamindaki dizelere genis yer verir. Ona göre bu yeryüzü bir alisveris yeridir, herkes elindekini ortaya döker. Bilgiyi seven erdem ve beceriyi, dünyayi seven de altini, gümüsü sergiler:
Dehr bir bâzârdir her kim metâin arz eder Ehl-i dünya sîm ü zer ehl-i hüner fazl u kemal

  • Fuzuli'nin Eserleri

Fuzuli sadece sairligiyle degil, yapitlarinin çokluguyla da meshurdur. Üç divanindan baska basta Leylâ ve Mecnun olmak üzere birçok eseri vardir. Baslica eserleri sunlardir: Leylâ ve Mecnun (ünlü bir mesnevidir); Hadikat-üs-Süeda (Kerbelâ Olayi'ni konu alan bu düzyazi ve siir karisimi eser, sairin en önemli kitaplarindan ve Türk edebiyatinin saheserlerinden biridir, sonraki sairleri büyük ölçüde etkilemis, birçok defa basilmistir); Beng ü Bade (500 beyitlik Türkçe mesnevi); Heft-Cam (327 beyitlik bir sakiname); Rind ü Zahid (Farsça düzyazi); Hüsn ü Ask (Farsça düzyazi); Sikâyetname (Türk mizah ve hiciv edebiyatinin saheserlerindendir) v.d.

  • Başlıca Eserleri:

Divan (Türkçe), (ö.s.) 1838; Sihhat ve Maraz, (ö.s.), 1940; Enisü'l-Kalb, (ö.s.), 1944; Terceme-i Hadis-i Erbain, (ö.s.), 1951, ("Kirk Hadis Çevirisi"); Beng ü Bâde, (ö.s.), 1956; Hadikatü's-Süedâ, (ö.s.), 1955, ("Mutlularin Bahçesi"); Leylâ ve Mecnun, (ö.s.), 1955; Rindü Zahid, (ö.s), 1956; Divan (Arapça) (ö.s.),1958; Mektuplar, (ö.s.), 1958; Divan (Farsça), (ö.s.), 1962; Heft Câm, (ö.s.), 1962.


  • Leylâ ve Mecnun

Türkçe divani kadar ünlüdür. Bir Arap emirinin kizi Leylâ ile ona âsik olan bir Arap gencinin basindan geçenleri anlatir. Mesnevi tarzinda yazilmistir. Zamanimiza kadar 30 defadan fazla basilmis, bütün önemli dünya dillerine çevrilmistir. Rusya'da opera olarak da bestelenmistir.
Kaynak:
Vikipedi:
__________________
•*¨`*•.¸¸.•´*¨`*•K.Atatürk•*¨`*• .¸¸.•´*¨`*•
Asena isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
5 Üyemiz Asena'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 12.03.15, 18:38   #9
Müdavim

Deniz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Sep 2013
Konular: 389
Mesajlar: 3,914
Ettiği Teşekkür: 14441
Aldığı Teşekkür: 15353
Rep Derecesi : Deniz parlak bir geleceği varDeniz parlak bir geleceği varDeniz parlak bir geleceği varDeniz parlak bir geleceği varDeniz parlak bir geleceği varDeniz parlak bir geleceği varDeniz parlak bir geleceği varDeniz parlak bir geleceği varDeniz parlak bir geleceği varDeniz parlak bir geleceği varDeniz parlak bir geleceği var
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Fuzuli l Türk Divan Şairi

Fuzuli devrin fen ve tıp ile ilgli bilgilerin iyi öğrenmişdir bütün şiirlerinde kendini tanrı aşkına adamışdır..

--Selam verdim rüşvet değildir diye almadılar.
Hüküm gösterdim faydasızdır diye mültefit olmadılar.

bilgi paylaşımınız için teşekkürler@Asena..
__________________
Bağımsızlıktan yoksun bir ulus,Uygar insanlık karşısında uşak olmaktan kurtulamaz.


MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
Deniz isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
5 Üyemiz Deniz'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 12.03.15, 18:56   #10
Deniz Sevengillerden

ReaL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jan 2009
Konular: 2602
Mesajlar: 30,046
Ettiği Teşekkür: 161539
Aldığı Teşekkür: 177615
Rep Derecesi : ReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Arastirmaci
Standart Cevap: Fuzuli l Türk Divan Şairi

Divan Edebiyatı'nin en önemli şairi.

Ellerine sağlık, teşekkürler Asena.


* * *

O zamanlar pek farkında değildik.. Aklımda kalan bana göre en önemli şiiri.

Beni Candan Usandırdı

Beni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı
Felekler yandı âhımdan murâdım şem'i yanmaz mı

Kamu bîmârına cânân deva-yı derd eder ihsan
Niçün kılmaz bana derman beni bîmar sanmaz mı

Şeb-i hicran yanar cânım döker kan çeşm-i giryânım
Uyarır halkı efgânım kara bahtım uyanmaz mı

Gûl-i ruhsârına karşu gözümden kanlu akar su
Habîbim fasl-ı güldür bu akar sular bulanmaz mı

Gâmım pinhan tutardım ben dedîler yâre kıl rûşen
Desem ol bî-vefâ bilmem inanır mı inanmaz mı

Değildim ben sana mâil sen ettin aklımı zâil
Beni tan eyleyen gafîl seni görgeç utanmaz mı

Fuzûlî rind-i şeydâdır hemîşe halka rüsvâdır
Sorun kim bu ne sevdâdır bu sevdâdan usanmaz mı

__________________



Tüm katılımcı arkadaşların okumasını rica ediyorum... Lütfen Tıklayınız..
* * *
ReaL Şu Anda Forumda.   Alıntı ile Cevapla
4 Üyemiz ReaL'in Mesajına Teşekkür Etti.
Cevapla

Bu Sayfayı Paylaşabilirsiniz

Etiketler
fuzuli, mehmed, süleyman


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


İlgili Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Osmanlı, Padişahları'nın Eşleri Kartal Türk Tarihi 26 28.06.14 04:46
Karamanoğulları (Karamanoğlu) Beyliği oneyouu Türk Tarihi 2 25.01.09 03:43


WEZ Format +3. Şuan Saat: 14:01.


Powered by vBulletin® Version 3.8.8
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0 PL2 ©2011, Crawlability, Inc.
Copyright ©2000 - 2017 www.forumgercek.com
Protected by CBACK.de CrackerTracker
Önemli Uyarı
www.forumgercek.com binlerce kişinin paylaşım ve yorum yaptığı bir forum sitesidir. Kullanıcıların paylaşımları ve yorumları onaydan geçmeden hemen yayınlanmaktadır. Paylaşım ve yorumlardan doğabilecek bütün sorumluluk kullanıcıya aittir. Forumumuzda T.C. yasalarına aykırı ve telif hakkı içeren bir paylaşımın yapıldığına rastladıysanız, lütfen bizi bu konuda bilgilendiriniz. Bildiriniz incelenerek, 48 saat içerisinde gereken yapılacaktır. Bildirinizi BURADAN yapabilirsiniz.
Page Rank Icon
Bumerang - Yazarkafe
McAfee Site Denetleme
Norton Site Denetleme
www.forumgercek.com Creative Commons Alıntı-Lisansı Devam Ettirme 3.0 Unported Lisansı ile lisanslanmıştır.