Merhabalar
Forum Gerçek üyesi değilsiniz ya da Üye Girişi yapmamışsınız.
Sitemizden tam olarak yararlanabilmek için;
Lütfen Buraya tıklayarak üye olunuz.
Forum Gerçek

Forumları Okundu Kabul Et Bugünkü MesajlarYazdığım Cevaplar Açtığım Konular Kim Nerede
Geri git   Forum Gerçek > Kültür | Sanat | Edebiyat > Türk Edebiyatı

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
Eski 22.08.14, 16:39   #1
Uzman Üye

Tanıdık - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jan 2009
Konular: 71
Mesajlar: 1,969
Ettiği Teşekkür: 4465
Aldığı Teşekkür: 7540
Rep Derecesi : Tanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyor
Ruh Halim: Suspus
Standart İdris Özyol (1967 - ....)

İdris ÖZYOL





İdris Özyol kim mi?...

Gazeteci-Şair, 1967 Zonguldak’ta doğdu. İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu'nu kazandı ,1984 “Anayasayı tağyir, tebdil ve ilga” suçundan cezaevinde yattı bir dönem. 1992 de Varlık Şiir Ödülünü aldı. Yazıları çeşitli gazeteler ve dergilerde yayınlandı. Genç Dergisinde yazar. Profesyonel olarak İstanbul'da siyasal içerikli " Üniversiteli" ve " Söz Hakki" dergilerini yayınladı (1989-1990)
Daha sonra İstanbul Tabipler Odası basın danışmanlığını yaptı. Toplumsal Tarih Vakfı'nın çıkardığı "İstanbul" dergisinin yayına hazırlanmasında görev aldı. 1992 yılında "Varlık" dergisi şiir ödülünü kazandı. İletişim ve Ya-Pa yayınlarında çeşitli görevlerde bulundu."Göçebe" dergisinin kurucuları arasındaydı. Kanal 7 televizyonuna programlar hazırladı ve su anda hala bölgesel bir dergi olan siyasal-haber içerikli Son Nokta adli dergisini çıkarmakta...


Röportaj

Çoklarının merak ettiği bir soruyla başlayayım. İdris Özyol nerede, ne yapıyor?


Aslında en zoru böyle bir soruya cevap vermek. Yaklaşık 10 yıldır sesimiz soluğumuz fazla çıkmayınca, gerçek bir karakter olmadığıma karar verenler dahi olmuş. Ben radikal bir karar alarak Antalya’ya yerleştim. 8 yıldır Antalya’da yaşıyorum. Ruhuma son derece iyi geldi Akdenizli olmak. Daha doğrusu özümdeki Karadeniz hırçınlığı ile Akdeniz sıcaklığını harmanladım biraz. Ağaçlarla, meyvelerle, insanlarla uğraşıyorum. Hepsi bu…


Lisenin son sınıfında 7 kırık notla eve geliyorsunuz. Bu çocuk okumaz diyorlar. İ.Ü. Basın Yayın Yüksekokulu’nu kazanıyorsunuz. Nasıl oldu bu iş?


Eğitim sistemi bizim gibi hırçınları, haylazları, kafası başka yerde olanları hazmedemiyor. Başarının ölçütü “pekiyi”. Milletin fenle, matematikle, kimyayla uğraştığı bir ortamda ben devrimle, şiirle, felsefeyle uğraşıyordum. Onlar iyi bir yer kazanmaya kilitlenmişken, ben dünyayı değiştireceğime inanıyordum.
Tabii sadece ben değil, “biz” demek lazım. Sokaklara inmiş bir kuşağın son temsilcileriydik biz. Okul sadece araçtı bizim için. Başka şeyleri daha fazla önemsiyorduk. Kendi içimizde, aklımızda, yüreğimizde yanan ateşi, heyecanı başkalarına da ulaştırmak, onların da aklını yakmak için vardık sanki. Hep de böyle olduk. Basın Yayın Yüksekokulu demek ki bu işin adresiymiş. Hedefi tam 12’den vurdum.


Lise yıllarından itibaren sol düşüncedesiniz. Üniversitede cezaevine düşüyorsunuz. Yasalarca belirlenen suçunuz neydi? Keşke yapmasaydım dediğiniz bir şey var mı bugün?


Korsan gösteri, polise mukavemet, örgüt üyeliği, Anayasayı tağyir, tebdil ve ilga etmek… Bu ve buna benzer faaliyetler yani. “Anayasayı tağyir, tebdil ve ilga” suçu zaten o dönemde gözaltına alınan herkesin boynuna asılan bir yaftaydı. Belki şimdiki kuşaklar bunu anlamakta zorluk çekebilir. Anlamı şuydu bu suçun: Anayasayı bozmak, değiştirmek ve ortadan kaldırmak. Yani bunun için girişimde bulunmak.
Darbe ve sıkıyönetim dönemlerinde hakkında somut suçlama bulunamayan gençlerin çoğu bu suça teşebbüsten yargılanmıştır. Darbe yapıp anayasayı değiştiren generaller bu suça teşebbüs etmiş sayılmıyor; fakat sokağa fırlayıp “kahrolsun Amerikan emperyalizmi” diye bağıran gençler, aylarca, yıllarca cezaevinde kalıyordu.
Keşke yapmasaydım dediğim hiçbir şey yok. İsyanımdan, muhalefetimden, devrimciliğimden onur duyuyorum. Hırsızlığı, zulmü, işkenceyi, hortumculuğu hiç övmedim. Aksine faşizme, emperyalizme, şovenizme karşı durdum. Karşı durduk. Bunun nesinden pişman olayım ki?


Sol yanınızdan ne zaman vazgeçtiniz? Ya da şöyle sorayım idealizm konusunda ne değişti? Müslüman kimlik ne kattı size?


Sol yanımdan hiçbir zaman vazgeçmedim. Hâlâ devrimciyim, hâlâ muhalifim, hâlâ dünyayı değiştirebileceğime inanıyorum.
Bazı ezberleri bozmakta fayda vardır. Sol ve sağ kavramları ezberlenmiştir Türkiye’de. Şimdi ben şöyle bir soru sorayım: Müslüman olmak sağcı olmak mıdır? İslamiyet sağcılık mıdır? Eğer biri çıkıp, “evet öyle” derse ben tası tarağı toplayıp giderim. Demek ki kandırılmışımdır. Oysa Kureyş’e karşı, yani dönemin burjuvazisine, zalimlerine, aristokrasisine karşı, “Bir elime ayı, bir elime güneşi verseler bu davadan vazgeçmem” diyen Peygamber beni kandırmış olamaz.
Tabii ki İslamiyet sadece bundan ibaret değildir; ama bu devrimci öz, bu ruh içinden alınırsa ortaya sadece biçimsel bir din kalır. İslamiyet bence devrimci bir dindir. Ben de hâlâ solcuyum ve solcu olmaya devam edeceğim. Ne sol kimsenin babasının malı, ne de İslamiyet.


Gerçek Hayat Dergisi’nde yazıyorsunuz. Kitaplarınız var. Yazmak sanki sizde bir tavır alışın en sarih ifade biçimi…


Evet, yazmak bir tavır alıştır. Yazmak, molotof kokteyli sallamaktır. Yazmak, yumruk sıkmak, diş gıcırdatmaktır. Yazmak, pankart taşımaktır. Yazmak, devrimdir… Ötesi masal…

Bir arabesk tat var yazılarınızda sanki…

Arabeski seviyorum. Bu basit bir cümle oldu. Arabesk bir isyanın müziğidir. Daha doğrusu bir yaşam tarzıdır. Arabesk “öyle olmamaktır”. Yani iyi bir öğrenci, iyi bir personel, iyi bir hizmetçi, iyi bir bankacı, iyi bir uşak, iyi bir çocuk olmamaktır arabesk.
Oysa sermaye, oysa oligarşi, oysa kapitalizm bizden iyi insanlar, iyi tüketiciler, iyi vatandaşlar olmamızı ister. Arabeskin ortaya çıkışı da aşağı yukarı 70’li yıllara rastlar. Her zamanın bir ruhu vardır. 70’lerin ruhu ise isyan, muhalefet…
Sağ-sol ayrımı yapmadan söylüyorum bunu. O zamanın çocukları, hangi pencereden bakarlarsa baksınlar gördüklerine karşı isyan ettiler. Her hangi bir örgütün saflarına katılarak isyan etmeyenler ise, içlerindeki muhalefeti arabeskle anlattılar, arabeskle sergilediler. Arabesk isyanın bir parçasıdır.
Ondan kopartılınca işte 90’lı yılların tatsız tuzsuz, ruhsuz, kişiliksiz müziği haline geldi. Arabesk bizim çocukların müziğiydi ve hâlâ da öyledir. “İtirazım var” diyen Müslüm Gürses, şimdilerde “ihtiyacım var” diyor olsa bile, hâlâ başımızın tacıdır.


Denemelerinizde çokça şarkı sözünü başlık olarak kullanmışsınız. Cezaevi etkisi diyelim mi bu duruma?


Hayır… Ben müzikten kopya çekiyorum, aşırıyorum. Adam ezilmiş, horlanmış, kenara itilmiş, görmezden gelinmiş ve bütün bunları bir şarkının, bir türkünün potasına dökmüş. Cezaeviyle bir ilgisi yok. Fakat bütün ülkeyi bir cezaevi gibi düşünürsek, işte o zaman “evet” diyebilirim.
Gerçi şunu da söylemeliyim, hayatımın en içli, en kalabalık, en hüzünlü ve aynı zamandan en dirençli, en kahraman türkülerini, şarkılarını cezaevinde dinledim.


Yine iki deneme kitabınızı (Ne Mutlu Bana ki Lahmacun Yiyebiliyorum ve Overlokçu Bir Kıza İlan-ı Aşk) ele aldığımızda bir tür mahalle sosyalizmi edebiyatı göze çarpıyor. Bir tür gettoya övgü de diyebiliriz. Ne düşünüyorsunuz bu konuda?


Amerika’ya yerleşen ilk beyazların kurduğu kasabalar bir tür “komün ”dür. Her komün kendi yasasını işletti, kendi güvenliğini sağladı, kendi şerifini seçti.
Amerikan kasabaları, “vahşi Batı” diye tarif edilen tehlikeye karşı kendi örgütlenmelerini sağlamış bağımsız mekanizmalardır. Filmlerde gördüğümüze göre bu yapı halen sürüyor. Benzer bir şey de Türkiye’de, köyden kente göçün yoğunlaşmasıyla ortaya çıktı. Büyük şehirlerin etrafında oluşan derme çatma mahalleler, varoşlar kendi içlerinde örgütlendiler.
Farklı bir ahlak, farklı bir yaşam tarzı, farklı bir gerçeklik oluştu kentlerde. Çağımızda kentleri kent yapan dinamik de budur. Bilmem kaç göbekten kentli olanların uykusunu kaçırır varoşlar, onları zinde tutar.
Kavafis’in “Barbarları Beklerken” şiirini bir okuyun, bir daha okuyun, bunu daha iyi anlayacaksınız. Ben o dinamizmin, o gerçekliğin, o ahlakın, o şiddetin, o mücadelenin, o ayakta kalma arzusunun anlatıcısıyım. Ben bir anlatıcıyım. Sadece bir anlatıcı.


Neden bir overlokçu kıza ilan-ı aşk? Paşa kızları, patron kızları dururken…


Paşa kızları, patron kızları dursunlar zaten. Onlardan bize ne… Ben hiçbir gazetenin seri ilan sayfasında “paşa kızı aranıyor” diye ilan görmedim.
Paşa kızlığı paşadan gelir, overlokçuluk ise emekten, yoksulluktan, ekmek kavgasından. Anlatılan emeğin, kavganın, ekmeğin hikâyesidir. Ben hayatın bu tarafındayım. Hayatın öbür tarafıyla playboylar ilgilensin. Ben kovboyum. Ben ofis boyum. Ben jiletçiyim, Allahçıyım, sosyalistim…


92’de Varlık Dergisi’nin şiir ödülünü aldınız. Şimdi şiirle irtibatınız ne durumda? Yazıyor musunuz hala şiir?


Evet yazıyorum. Arada sırada da yayınlatıyorum. Bu bana yetiyor.


Neler okuyorsunuz, elinizin altında hangi kitaplar var?


Jared Diamond’un “Tüfek, Mikrop ve Çelik” adlı kitabını okuyorum. Tavsiye de edelim. Mesela ben yaban bademinin nasıl evcil badem haline geldiğini öğrendim. Yeni ve şaşırtıcı bir bilgiydi benim için bu. Çünkü yabani badem, yani “acı badem”, zehirli bir bitkiymiş.
Bir Nazi kurmayının yüzüğündeki siyanürden daha fazlası varmış bir bademin içinde. Acı badem, nasıl tatlı bademe dönüşmüş, insanlar acı bademi niye yetiştirmişler, tatlı badem haline getirmeyi nasıl başarmışlar, ilginç…

Son olarak İdris Özyol ifadesiyle sormak istiyorum: “Ey yazar bize içinde ateşler yanan bir cümle söyle!”

Yarın sabah sokaklarında devrim nöbeti tutacağım bir ülkede uyanacağıma inanıyorum. Perişan güzel olacak her şey. Bana inanın…

***
Eserleri
Bazı yazılarından örnekler...
Petra' ya...
Devrime inanmak gibi bir şey senin yolunu gözlemek ve işte devrim, pencerede göründüğün o bir kaç dakika...
Kız sen yaşamayasın! Vurulsun horonu yarım bırakan. Toprak yemeyi unutan vurulsun ve karanlığa doğru kurşunlar sıkılsın uzak evlerden. Birbirine uzak evlerden ve benim sana yakın kalbimden senin bana uzak kalbine eşkıyalar yürüsün. Deniz olmaya geldim pencerene, dilsiz ve hırçın, uçsuz ve bir avuç, deli ve ürkek, deniz olmaya geldim. Sana akan bütün nehirleri kurutmaya yeminli ve bin beter uykularda kalası geceye öfkeliyim.


Öfkeliyim kız öfkeliyim, yurdumun ve senin işgal edilmiş düşlerine. Seni sevmek bir yurdu sevmek kadar sıcak ve zor ve beter ve şaşırtıcı. Nasıl bu toprakları severken aklıma ölüm geliyorsa, seni severken de silahlar patlıyor sol göğsümün altında. Devrime inanmak gibi bir şey senin yolunu gözlemek ve işte devrim, pencerede göründüğün o bir kaç dakika. Tut o bir kaç dakikayı sonsuza uzat ve beni orada kendi yüreğini yerken bulsun jandarmalar. Yüksek ateş, yüksek tansiyon, yüksek ayrılık ve yürek büyümesinden öleceğim. Biliyorsun öleceğim, seni severken öleceğim ve sen benden sonra yaşamayasın
***
Korkakların Mutluluğu
...
Oysa o
saçlar,

isyan ateşenin yalımlarıyla tutuşmalıydı. Saçları isyan ateşinde
kavrulmuş adamların ve kadınların hakkıdır aşk. Ve dünyanın en güzel ağaçları ve
en güzel kalpleri onların toprağında yetişir. Size, içinde gittikçe
boğulacağınız daracık

hayatlar ve o hayatları bile doldurmaktan aciz avuçlar
kalır. Gidin ve o avuçların aşkında teselli bulun. Uyutsun sizi miniminnacık
sevgililer ve yaşlanan bedenlerinizi kanapelere yayıp kazak ören kadınları
seyredin siz. Yaşayabileceğiniz

en büyük mutluluk budur. Korkakların mutluluğu!

***


Kan Tükürsün Adını Bensiz Anan Dudaklar

Geceyi gövdemizle ikiye yararak ve iki uçuruma da gülen gözlerle bakarak,
herhangi birisine atlar mısın benimle?


Arka sokaklardan şehrin göbeğine doğru fırlayan iki itten biri olarak ben,
ayaklarımın kırılması pahasına, uzak ve parfüm kokulu ve kravatlı ve tayyörlü ve
pahalı ve şımarık ve doğuştan şanslı herşeyi ama herşeyi ısırmaya

doğru
koşuyorum. Ve o iki itten biri olan sen, yani ezik kadın, yani varoş güzeli,
yani kenar mahalle dilberi, yani ayrı dünyaların kızı, yani arabesk çiçeği, yani
başkalarının çelenklerinden çalınmış bir karanfil, yani kibritçi kız, yani

ekmekçi kadın, yani Raskolnikov’un önünde diz çöktüğü Sophia, yani sen, itliğime
gerekçesin. Bu kibar beyleri ve havalı kadınları senin yüzünden ısırmaktayım.
Isırmak ne kelime, parçalamaktayım zihinlerini, göğüslerini, vicdanlarını.

Onların kokuları yüzünden yönünü yitirdiğin bu haritasız karanlıkta, bu
kalpsizler şehrinde, bu çamur ve irini gizlemek için atılmış cafcaflı boyaların
altında bulduğum her gerçeği, onların iğrenç gerçekliğini, kocaman bir et

parçası gibi ağzımla sürükleyerek önüne koydum. Önüne koyduklarım yüzünden bu
kadar güzel koşmaktasın ve onları getirirken harcadığım kas gücü yüzünden bu
kadar iyi savaşmaktayım ben. İki itten biri ben, iki itten biri sen…
***
Şiirleri
Oyuncak

yeşil kalbim benim
sarıdan ve maviden oluşmayan yeşil kalbim
rehin bıraktım üstüne kustuğum toprakları
gözlediğim incirler yarım durdu orada
bir su kendini çoğuluna aktı
bir kadın vazgeçti doğumdan
kalbim beni dövmüyor artık

gitmek en güzel halidir gövdemin
bunu bilmek aykırı bir damar beynimde
unuttuklarım yüzünden seviyorum seni
çok düşündüm ve uyanıp attım yüzümü
şimdi sen taşıyor olmalısın gözlerimi
ne çok şey unutmuşum ben böyle
kalbim kendi sınırlarına yabancı

hiç nar yemediğimi hatırlıyorum
hatırladığım son şey bu sen öncesi
sen öncesi sanki bir adım vardı benim
sanki diye konuşunca dil küsüyor
kendimden öte bişeyim oluyorsun
kaybolsak gideceksin ve bir hayvan
mesela ben yarasını dişleyecek gözlerinde
kalbim basmayı unuttuğumuz zil

ben bir fotoğrafı oğul belledim
cebimde bir delilik ötesi yok
ve hangi sen alnımı indirsem
hangi sokağı dönsem ilk apartman
kayıtsız şartsız isminle başlıyor
gitmeli burdan bir gidişe gitmeli
kalbim kuduz bir köpek

kalbim ısırdı beni
ama kanayan sen

***
Oyuncak

Ele verir şeyler yüzünden deli
Reddettiğim şehirlerde isimsizim
Nedir seni bir şehirden güzel yapan
Nedir hatırlamak bir yüzü diğerinde
Sen yaşadıkça değişiyor ben
Genişliyor siyahın içinde siyah

Şimdi seni unutmanın matematiği
Bu yaşanmıştır ve kabulümdür araf
Gidecek yer kalmadı aşkımın atlarına
Bir Sibirya büyütüyor yüreğim eyvah
Yüreğim kırarak büyüdüğün oyuncak
***

Seni Bana Kalp Diye Koymuşlar

senin en güzel yerin sensizliğin
başka birine hazır oluşun aynalarda
bir gün başka uyanırsam yanında
ya sen gitmişsin ya ben kaldım
işte o zaman beni otuz yıl öldür
otuz yerimden sürgüne gönder
elbet ben nesiyim bu hayatin

ben bu aşkın Semud kavmiyim
ne zaman sana üşüsem
ateşin icadı geri alınır
kim kalır içimizdeki saat dursa
içimdeki saat başka bir gidişin olsa
seni yaşamak beni öldürür
beni öldürdü kendi aklim
benim aklim kimin akli
sen neyimsin benim hiç bitmeyen

seni ban kalp diye koymuşlar
beni sana gidiş hazırlığı
gittin ışıklar yandı içimde
ışıklar söndü içimde gittin
seni gittim ben aynalara bakarken
aynalar seni sürdü ben seni öldüm

Not: Yazarın yazılarına zaman zaman buradan devam edeceğim...

__________________
Bizde bilirdik kıkırdak fıkırdak olmasını...Ama kalbe en güzel hüzün yakışıyordu, bizde onu bastık sinemize...

Tanıdık
Tanıdık isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
2 Üyemiz Tanıdık'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 22.08.14, 18:01   #2
Uzman Üye

Tanıdık - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jan 2009
Konular: 71
Mesajlar: 1,969
Ettiği Teşekkür: 4465
Aldığı Teşekkür: 7540
Rep Derecesi : Tanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyor
Ruh Halim: Suspus
Standart Cevap: İdris Özyol (1967 - ....)




! ve ?
bazı yerlere hiç dönülmez bazı çağlara
eskitir insanı hep aynı adımı yürümek
oysa ne kadar biçimli bir evin şehveti
koltukların hafızası masaların ayıp yeri

adam ünlem
kadın soru işareti




herkesin bir dağı var herkesin tunç devri
akşama kadar hitit sabaha kadar truva
uykular leopara benziyor rüyalar benek
yeni olanaklar: kiremitleri öpen güneş


adam cuma
kadın cumartesi


insan olmak sarsıcı bazı renklere bakmak
havayı içine çeksen güvercin doluyor göğüs
bıraksan şiir sarsıntısı en tenha kelimede
hazirana uygun bir yüzyıldı çocukluğun


adam monarşi
kadın cumhuriyet


on yıl daha yaşasam iki nokta üst üste
camları hatırlamak gibi ağzım kum içinde
ayna değil gençliğimin derisi beni yansıtan
insan niye yaşlanır / aşk geçti gözlerinden


adam nazım
kadın hikmet


İdris Özyol
Benimle konuşurken gözlerimin içine bak

Gözlerinin içine bakarak ölüyorum burada.
Bir kaleyi düşürdükten hemen sonra ve arefesinde yeni bir savaşın, -ortada hiçbir sebep yokken- işte öylesine bir sabah, herkes uykudayken, şebnemlere dokunarak ölüyorum.

Bağırmadan ve söylemeden adımı ve hatta mümkünse ağzımın kenarında küçük bir gülümseme iskeletiyle, fotoğraf çektirir gibi, tıraş olur gibi, misafirliğe gider gibi ölüyorum sana baktıkça.
Hiç bir bağım yok bu dünyayla.


Bu dünyayla hiçbir ilgimiz yok.
Müslüm Gürses'i şarkılarıyla göğsümüzü doğramak rahatsız etmiyor bizi.
Azer Bülbül, "titrek bir şovmen" değil bizim için.
Kebabı seviyoruz, lahmacunu da, kuru fasulyeye
ekmek banmayı da.
Bunlar bizim için iğrenç, kaba, banal, vulgar değil.
Arka arkaya dizdiğin bütün bu aşağılama sıfatları senin "hormonlu" beyninin ürünleri.
Senin "sanal zekan" üretiyor bunları ve sen, ruhunu yakalayamadığın, çeperinde süründüğün, kapısında dövüldüğün tuhaf bir "Batı algısını idam sehpası kılıyorsun hayatlarımıza.

Bizi sallandırıyorsun koçum, iki gözüm, ciğerparem, bizi el kapılarına maydanoz yapıyorsun.
Oysa ikimiz sırt sırta versek, ne o sehpa kalır ortada, ne steril masalar, ne de gözleri bir sömürge ordusunun.
Bunları biliyorsun eminim; fakat işine gelmiyor kavganın en dişlisi, ölümün en merti.

Küçük, küçücük isyanlarla tamir edip vicdanını, kurtlar sofrasından biraz daha kırıntı kapmak senin niyetin.
Bu yüzden gelip kapımıza, asker, ekmek ve cesaret istiyorsun bizden.
Bizden mum ışığı, karınca sabrı istiyor ve kara pazularımızı okşayarak ölüme gönderiyorsun her şeyi bire bir anlayan kafalarımızı.

Kesilmeye, asılmaya ve mızraklanmaya gönderiyorsun bizi. Ve sonra iki avcunla yakalayıp göğsümüzdeki mızrağı, "işte bu" diyorsun, "işte bu, dünyadan nasibinize düşen".
Ve biraz da sen kanırtıyorsun yapışarak sapına, göğsümüzü deşen yoksulluğun.

Sen bir kiler faresisin gözüm.
Beyaz konakların zulasında yatan un çuvallarına fitsin sen. Avcuna konulacak birkaç metelik için takla atarsın ziyafet sofralarında.
Bizim kapımızı çalma.
Gözlerimize bakma.
Ve lütfen savaşma bizim için.

Hiç inandırıcı değil isyanın, hiç inandırıcı değil kavgan. Tahta döşeklerimize, aşsız evlerimize hasbelkader düşmüş birisisin sen.
Kuyruğunu biraz dikleştirince koşarak gideceksin buralardan.
Arkana bile bakmadan, göz ucuyla bile yoklamadan kaçacaksın mahallemizden.
Adımız gibi biliyoruz bunu.
Şakağımıza kurşun sıkar gibi biliyoruz.
Her gün ölüp yeniden dirilmek gibi bir şey senin lafların. Satırına bile inanmadığın hayallere inanmamızı ve onların ardı sıra savaşmamızı istiyorsun.

Git işine.
Hayat başka yerde değil.
Burada da değil.
Dünyayla hiçbir ilgimiz yok bu yüzden.
Çıkartıp göğsümüzdeki mızrağı, atıyoruz önüne.
Acayip keyifli bir şey bu ve asla beklemiyorsun böyle bir şeyi. Vuruyoruz seni.
Söylediğin yalanların tam arkasından yakalayıp, alnından vuruyoruz.
Ha ha ha...
İdris Özyol

Göğsümüze daldırılmış bir mızrağı usul usul sürükleyerek yaşıyoruz hep.
Mızrağı iki avcunla kavrayıp biraz daha derine sokarak, "işte sizin dünyayla ilginiz bu" diyorsan; yanılıyorsun.

Siz hep yanıldınız zaten.
Bizi kurtarmaya geldiğiniz günlerde de yanıldınız.
Makus talihimizi yenmeye çalıştığınız ve bize ümitler aşılamaya kalkıştığınız günlerde de yanıldınız.
Bizim için ölmeye kalkışmanız, sizin salaklığınızdı gözüm. Biz sizden böyle bir şey istemedik ve asla da istemeyiz. Çünkü sizin değiştirmek istediğiniz şey, kendi dövülmüşlüğünüzdü.
Babalarınızın verdiği "harçlık cezasına isyan ettiniz siz, kardeşinizin daha çok sevilmesine isyan ettiniz, kolejde aldığınız kırık notlara isyan ettiniz.
Bizim gibi değilsiniz ve biz değişmek istemiyoruz "mavi gözlü dev", biz değişmek istemiyoruz.

Orhan Gencebay dinlediğimiz için utanmıyoruz.
__________________
Bizde bilirdik kıkırdak fıkırdak olmasını...Ama kalbe en güzel hüzün yakışıyordu, bizde onu bastık sinemize...

Tanıdık
Tanıdık isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Eski 20.09.14, 13:48   #3
Uzman Üye

Tanıdık - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jan 2009
Konular: 71
Mesajlar: 1,969
Ettiği Teşekkür: 4465
Aldığı Teşekkür: 7540
Rep Derecesi : Tanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyor
Ruh Halim: Suspus
Standart Cevap: İdris Özyol (1967 - ....)

Ben öldürülürken İstiklal Marşı söyleyecek olanlara birkaç söz



Göğsüne bağladığı bayrakla penceremin önüne geçecek ve evimi delik deşik edenlere alkış tutacak olan 'dost', senin görevin bu ve sen buna alıştırıldın hep. Ve ben şu an senin için ölüyorum burada.


Bu gönül niye uslanmadı? Niye, ölüm döşeğindeki bir hastanın kıpırtısız bekleyişine özendiği günlerde bile, titrek bir çırpınışla ayağa kalkmaya çabalayıp, herhangi birşeye karşı itirazını yükseltmeye yeltendi. Bu itiraz niye? Bilmez miyiz acep sakin bir hayata götüren yolları ve huzur ve sükun ve dinginlik türünden 'öldüresi hazlar'ı bilmez miyiz? Fakat adı üstünde, 'öldüresi hazlar' bunlar. "Bir insanı, bir toplumu, bir halkı öldüren nedir" diye sorulsa, hiç tereddüt etmeden "huzur arayışı" deriz. "Huzur" sözcüğünden iğreniyorum ben.


Ruhum, soydaşlarımın, memleketlilerimin, kardeşlerimin, her gel-gitten sonra geride kalan çerçöpü, 'huzur' diye önüme koymasından dolayı rahatsız. Ben bir 'isyan çocuğu'yum ve aklıma yatmayan hiçbir şeyi kabul etmedim, etmem, etmeyeceğim. Ve biliyorum ki, bu 'huzur' denilen şey, bir takım ağaların bizi daha rahat yönetmeleri ve bir dediklerini iki etmememiz için üretilmiş dev bir yalandan ibarettir.



Psikolojinin 'normal' diye tarif ettiği insanlar nasıl 'anormal' geliyorsa bana, yönetenlerin 'huzur' diye takdim ettikleri zaman dilimlerinde de korkunç bir şiddet ve canavarlık görüyorum. Topluma 'huzur' diye kakalanan şeyler, yüzlerce gencin bir duvar dibinde, tenha bir avluda öldürülmesinin üstünde yükseliyor ve o toplum, 'huzurlu hayat' rüşvetine karşılık evlatlarının ölümünü büyük bir sessizlik içinde karşılıyor.


Bu 'zımni kabul', bu 'sessiz anlaşma', bu 'yöneten-yönetilen ilişkisi' midemi bulandırıyor ve ben bir evde kıstırılıp kurşunlanırken, uğruna bağırıp çağırdığım insanların İstiklal Marşı okuyarak, beni imha edenleri alkışlayacağını bilmek içimi ürpertiyor. Bu topraklarda yaşamanın ve bu toprakların içine sürüklendiği maceraya itiraz etmenin bedelinin böyle birşey olduğunu biliyorum.


Bu topraklar çok kan emdi ve bu yüzden üstünde buğdaydan öte şeyler büyüyor. Her ne kadar, 'Bizim oranın adetleri / meşhurdur cinayetleri' diye sevimlileştirilse de üstünde, tam üstünde yaşadığımız bu kadim trajedi, evine giderken ensesine namlu dayanmış bir adamın yaşadığı korkuyu tarif etmeye gerek yok.


Binlerce insanın kılıçtan geçirildiği, ipe gönderildiği, sokak ortasında delik deşik edildiği bir ülkede yaşamaktayız ve bütün bu kan, o kahrolası 'huzur arayışı' yüzünden akıtıldı. Ve bu halk, soğuk bir duvar gibi susarken, binlerce genç boğazlandı ülkenin bir yerlerinde. Ve boğazlanan o binlerce genç, yaman bir çelişkinin kurbanı oldular.


Çünkü her biri, 'halk' diye özetlenen bu yığının kaderini değiştirmeye yeltendiler ve bu halk onların ölümü karşısında, ağzına sürülen bir parmak balı yalamakla meşguldü. Yaman çelişkinin genç ucu, sürekli kırılarak ödedi isyan etmenin bedelini. Ve yaşlı uç, elindeki genç kanı halkın üstüne silip, parti merkezlerine, holding binalarına, makam koltuklarına, mercedeslere, Boğaz'a nazır villalara, sarışın metreslere gitti.


Vicdanlarını genç bedenlerin kanını emerek köreltti onlar ve 65 milyon insan, mahkumların saçlarını kazıyan 'toplum berberleri'ni ayakta alkışladı. İşte ben, böyle bir ülkede doğdum, böyle bir ülkede düşündüm ve böyle bir ülkede isyan ettim. Ve karşımda 'huzurun orduları' vardı ve onlar yaralı bedenimi her gün işkence tezgahına sürüklerdi Siyasi Şube'de. Ve orada yapayalnız, birkaç metrekarelik bir hücrede, beni oraya kapatanları alkışlayan bir halkın çok çok uzağında ve fakat inadına o halkı sevmeyi öğrendim.


Katilimi seçme hakkı tanınsaydı bana, ürkekliği ve gaddarlığı aynı anda yaşayan ve her iki halet-i ruhiyye içinde yanar döner bir eşya gibi gidip gelen bu halkı seçerdim. En sahicisi bu olurdu herhalde ölümün. Evet, göğsüne bağladığı bayrakla penceremin önüne geçecek ve evimi delik deşik edenlere alkış tutacak olan 'dost', senin görevin bu ve sen buna alıştırıldın hep.


Ve ben şu an senin için ölüyorum burada. Şu an senin için bağırıyorum özgürlük düşlerimi. Şunu bil ki, bir özgürlük savaşçısı, kendi özgürlük projesinin bile muhalifidir. Ve onun için 'mutlak bir özgürlük' yoktur. Kuracağı her 'yönetim modeli'nin mezarını da yine kendisi kazar.


Ey 'dost', daha rahat soluk alabileceğin her hava, bizim son nefeslerimizin toplamıdır aslında ve biz ölürken, sana, daha güzel bir dünya bırakıyoruz ve fakat sen, rahatlayan hayatın için bir satır dua etmeyeceksin bize. Söylenecek fazla birşey yok zaten. Gerçek olan bu ve senin o huzur arayışın yüzünden isyancıyım ben.


İtirazımı sana borçluyum. Sessizliğinle güçlendiriyorsun sesimi. Korkaklığın yüzünden ölmeyi öğreniyorum ben. Yazamadığın için yazıyor, bağıramadığın için bağırıyorum. İşte bu yüzden yüreğim hiç uslanmadı. Çok şükür!

İdris ÖZYOL
__________________
Bizde bilirdik kıkırdak fıkırdak olmasını...Ama kalbe en güzel hüzün yakışıyordu, bizde onu bastık sinemize...

Tanıdık
Tanıdık isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Eski 20.11.14, 19:33   #4
Uzman Üye

Tanıdık - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jan 2009
Konular: 71
Mesajlar: 1,969
Ettiği Teşekkür: 4465
Aldığı Teşekkür: 7540
Rep Derecesi : Tanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyor
Ruh Halim: Suspus
Standart Cevap: İdris Özyol (1967 - ....)

Korku dağları bekliyor


Dokunduğun bütün yerleri özgürlüğün kalesi haline getirmeliydin. Ve orada ne tek damla karanlık, ne tek parça zulüm, ne tek santim haksızlık kalmamalıydı. Senden doğan çocuklar, iki ucundan tutarak karanlığı bir patiska gibi ikiye ayırmalıydı.
İkiye ayırmalıydı sömürünün başkentlerini saçları yarınların ateşiyle tutuşmuş delikanlılar ve genç kızlar. Böyle oğullar ve böyle kızlar büyütmeliydik biz. Ve büyük olmak, anne-baba olmak, ata olmak bir güvercin gibi yavrularının üstüne kol kanat germek değil, onları ağacın en tepesinden aşağıya atmak gibi birşey olmalıydı ve o yavru güvercin ya öğrenmeliydi uçmayı ya da esaretin sert toprağına çakılmalıydı.
Böyle çocuklar yetiştirdiniz mi? Ya da böyle mi yetiştiriyorsunuz çocuklarınızı? Kavganın dalgalarına atılan her genç beden, her evladınız sizde bir üzüntü, bir korku, bir tedirginlik mi oluşturuyor? Tutup güvenli topraklarınıza mı çekiyorsunuz onları? Sizin topraklarınız güvenli değil ki.
Yeryüzünde özgürlüğün gürül gürül akamadığı topraklar olduğu sürece nasıl güvenli olabilir sizin küçük ülkeleriniz? Evleriniz, odalarınız, ocaklarınız ne kadar sıcak şehrin sokaklarında çocuklar soğuktan titrerken? Ve bir tinerci çocuk, çıplak göğsünü yırtarken Beyoğlu''nun arka sokaklarında, ne işe yarar sizin sofranızdaki dumanı tüten çorba?
Yeryüzü kan revan! Her insan için, her beden, her yüz, her evlat için üstünde salına salına gezebileceği bir meyve bahçesi olmalıydı dünya. Her meyve, bütün halkların nefesiyle kızarmalı ve kızaran meyvelere hep birlikte uzanmalıydık. Bizim olmalıydı bütün şehirler, bütün yerleşimler, bütün tarlalar, bütün fabrikalar.
Ve adil, ve mutlu, ve geniş, ve doğurgan, ve müreffeh hayatlarımız içine doğmalıydı bütün çocuklar. Bütün çocukları tek bir el gibi sevmeliydik. Sevebilmeliydik. Niye elleriniz ellerimizin içinde değil? Niye ateşimize uzanmaz ateşiniz?
Niye kendi ocağınızda kendinize yemek pişirmektesiniz?
Niye kavgayı duyunca kulaklarınız sağırlaşmakta, diliniz tutulmakta? Siz bu dünyaya korkmak için mi getirirdiniz ve korkak çocuklar yetiştirmek için mi ebeveyn kılındınız siz? Siz nesiniz sevgili kardeşim? Ve sizin için nedir inanç, nedir iman, nedir ahlak, nedir kavga?
Cevaplarınızdaki tedirginliği ve çocuklarınızdan torunlarınıza doğru akmakta olan ürkekliği hiç sevmiyoruz. Sizi hiç sevmiyoruz sevgili kardeşim. Yeryüzü bölük pörçük!
İdris ÖZYOL
__________________
Bizde bilirdik kıkırdak fıkırdak olmasını...Ama kalbe en güzel hüzün yakışıyordu, bizde onu bastık sinemize...

Tanıdık
Tanıdık isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Eski 27.02.15, 02:02   #5
Uzman Üye

Tanıdık - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jan 2009
Konular: 71
Mesajlar: 1,969
Ettiği Teşekkür: 4465
Aldığı Teşekkür: 7540
Rep Derecesi : Tanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyorTanıdık karizması günden güne artıyor
Ruh Halim: Suspus
Standart Cevap: İdris Özyol (1967 - ....)

Kül yanar mı?


İki ucundan tutup biraz çekiştirsek, genişler mi hayat? "Çıkarın bizi burdan" diye bağırıyor adam Ağır Roman''da. Çıkartırlar mı bizi burdan? Saçlarımızdan tutup sürükleyerek getirdikleri bu köle pazarında, bu kurtlar sofrasında, ağzımıza bir avuç su uzatacak babayiğit kaldı mı?

***

Yeryüzü denilen bu muazzam genişliğin ortasında sürekli daralan, sürekli daraltan, sürekli kanayan ve sürekli kanatan bir eşkıya, bir asyalı, bir kara çocuk gibi oturup, hayata ve kendimize dair şeyler düşündük. Bir sonraki savaşı bekledik hep, bir önceki savaştan kurtulunca.

***

Uzakta, şehir ışıklarının okuyla yaralı bir gece uzanıyordu ve ağlıyordu o gecenin çocukları. "Bütün şehirlere lanet olsun" der gibi oturuyorduk, hayata ve kendimize ait düşüncelerin önünde. Şimdi ayağa kalkmak caiz mi? Şimdi yürümek ve yürümek ve yürümek sadece, hiç savaşmadan ve geçerek düşman orduların uzağından ve pusuya düşmeden ve dinlenmeden ve su içmeden, sadece ve sadece yürümek istiyor adam.

***


Her adım, topraktan çekilen ve gökyüzünden inen birşeyleri, bilmeyi ve anlamayı, saç tellerimizden ve ayak parmaklarımızdan alarak kalbimizde biriktirecek. Kalbimiz yeryüzüdür bizim ve yeryüzü kalbimizdir. Biz susarak ve susayarak öğrendik savaşmayı. Kılıcımızı sallarken çıt çıkmadı ağzımızdan.

***

Sakin ve serin ve basit bir şeydi inançların için ölmek. Bir fikre, sevgilimize bağlandığımızdan daha ağır bağlandık ve aşktan daha öte birşeydi kavga. Aşk bu yüzden anlamlı, kavga bu yüzden zordu zaten. "Kül yanar mı?" diye soruyor Müslüm Gürses. Kül yanar mı abiler? Ve ne dediğini anlamadığımız ''sol soslu'' bir film "Su da yanar" diye çıkıyor ortaya. "Müslüm Baba" daha derin, "sol" alabildiğine sığ. Ve işte ortada soru: Su yanar mı? Biz yakmazsak hiçbirşey yanmaz abiler.

***


Biz genişletmezsek genişlemez hayat. Kimse çıkartmaz bizi burdan, kalırız. Kül yanar Müslüm Baba, sen emret! Tutuşan ve sonra alevlerini göğe savurarak yanan herşeyin içinde biz varız. Biz ki, birbirine tiksinmeden bakan tek kabileyiz. Her adamımız makbuldür ve makbulümüzdür bize bizden gelen her şey.

***

Kardeşiyiz külün ve sadece biz en doğru isimleri koyarız hayata. Bize taktığın bütün isimleri geri al "beyaz adam". Onlar soğuk, aşağılık ve senin gibi iğrenç kokuyorlar. Ve kokunu gizlemek için kullandığın tonlarca parfüm kirletiyor hayatımızı. Sen bir yalansın ve sen bir parfüm şişesinden ibaretsin sadece. Seni kırıp içindeki kokuyu dünyanın en tenha yerine boşaltacağız. Köpekler bile yaklaşmayacak oraya. O gün kül yanacak işte. Çatır çatır yanacak bu zulüm günleri.

İdris ÖZYOL
__________________
Bizde bilirdik kıkırdak fıkırdak olmasını...Ama kalbe en güzel hüzün yakışıyordu, bizde onu bastık sinemize...

Tanıdık
Tanıdık isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Tanıdık'in Mesajına Teşekkür Etti
Cevapla

Bu Sayfayı Paylaşabilirsiniz

Etiketler
1967, idris, özyol, yani, İdris


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


İlgili Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Lanetli Sınıf 1 | İdris Özyol Tanıdık Vitrindeki Kitaplar 9 20.08.14 19:37
Türk Zaytung'dan Güncel Haberler Kartal Fıkra ve Gülmece Yazıları 56 25.03.14 01:44


WEZ Format +3. Şuan Saat: 05:02.


Powered by vBulletin® Version 3.8.8
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0 PL2 ©2011, Crawlability, Inc.
Copyright ©2000 - 2017 www.forumgercek.com
Protected by CBACK.de CrackerTracker
Önemli Uyarı
www.forumgercek.com binlerce kişinin paylaşım ve yorum yaptığı bir forum sitesidir. Kullanıcıların paylaşımları ve yorumları onaydan geçmeden hemen yayınlanmaktadır. Paylaşım ve yorumlardan doğabilecek bütün sorumluluk kullanıcıya aittir. Forumumuzda T.C. yasalarına aykırı ve telif hakkı içeren bir paylaşımın yapıldığına rastladıysanız, lütfen bizi bu konuda bilgilendiriniz. Bildiriniz incelenerek, 48 saat içerisinde gereken yapılacaktır. Bildirinizi BURADAN yapabilirsiniz.
Page Rank Icon
Bumerang - Yazarkafe
McAfee Site Denetleme
Norton Site Denetleme
www.forumgercek.com Creative Commons Alıntı-Lisansı Devam Ettirme 3.0 Unported Lisansı ile lisanslanmıştır.