Merhabalar
Forum Gerçek üyesi değilsiniz ya da Üye Girişi yapmamışsınız.
Sitemizden tam olarak yararlanabilmek için;
Lütfen Buraya tıklayarak üye olunuz.
Forum Gerçek

Forumları Okundu Kabul Et Bugünkü MesajlarYazdığım Cevaplar Açtığım Konular Kim Nerede
Geri git   Forum Gerçek > Türk ve Dünya Tarihi > Türk Tarihi

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
Eski 24.12.14, 19:08   #1
Moderator

Dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2012
Konular: 413
Mesajlar: 3,680
Ettiği Teşekkür: 18755
Aldığı Teşekkür: 20033
Rep Derecesi : Dilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Uykucu
Standart Türk Kültüründe Ayrılmaz Üçlü | Kurgan, Taş Heykel (Taş Baba), Balbal

Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir hâl alır.... M.KEMAL ATATÜRK (1931)


Kurgan Nedir?



Kurgan, Orta Asya’da ki eski Türk mezarlarına verilen addır.

Kelime anlamı ile"Kurgan" öz Türkçe olup, “korıgan” dan gelmektedir. Ölüleri koruyan özellikleri nedeniyle bu ad verilmiş olmalıdır . Kurgan kelimesi mana bakımından iki farklı yaşamı korumayı ihtiva etmesi bakımından önemlidir. Korugan kelimesi Türkçe'de hem şehirleri çevreleyen sur ya da koruma duvarı hem de ruhun ebedi bekleyişte bozulmadan korunacağı bir mekanının ismiyle özdeş tutulmuştur.

Genelde devlet yöneticisi olanlar için yapılmışlardır. Kurganlar tahtalarla, bazen de taşlarla çevrili mezar odalarının üstüne bir metre ile yetmiş metre arasında toprak yığılmasıyla oluşturulur. Kurganlarda asıl mezar odası bazen dikdörtgen, bazen kare veya oval olabiliyodu. Cesedin bulunduğu yere bazen doğrudan ulaşılabiliyor bazen de bu oda altta yer alıyordu. Ceset odasının döşemesi ağaç kütükleri ve kalastan yapılıyordu. Cesetlerin başı doğuya çevrilmiş olur ve cesetler eşyaları ile birlikte kurganlara gömülürdü. Kurgan ın farklı bölgelerinde at cesetlerine de rastlanmıştır.


Ölen kimse toplum içindeki hiyerarşik düzlemde yüksek makamda ise, genelde iki odalıbir mezar çukuru hazırlanıyor, biri kurgan sahibi için olurken, diğeri kurban edilen atlar için düzenleniyordu. Tek odalı kurganlarda ise atlar mezar odasının kuzey tarafına kütüklerle duvar arasındaki boşluğa binit takımları ile birlikte bırakılırdı. Bunda amaç; defnedilen kişi öbür dünyaya yolculuğu sırasında, kullanacağı atların hazır olmalıki, bir de atı eyerlemek, dizginlerini takmakla uğraşmasın.

Pazırık'taki atların sayısı yediden on altıya kadar değişir. Mezar odasının çukurunu açarken çıkan toprağı gömü yapıldıktan sonra tekrar mezar odasının üzerine konması, kurganlara küçük bir tepe görünümü verir. Tepe, ne kadar büyük olur, mezar odasının üzerine ne kadar çok kütük ve büyük kaya koyulursa, mezar, soygunculara karşı biraz daha korunmuş olur. Çukur açıldıktan sonra karaçam kütükleriyle yan duvarlar oluşturulur. Tomruklarla kaplı mezarın duvar ve tavanı kumaş ve keçelerle örtülür. Bu dizayn, kurganların aslında günlük yaşamda kullanılan çadırın öbür dünya için hazırlanmış bir örneği olduğunu göstermektedir.

Bu da bize ‘kurgan’ kelimesi manasına uygun olarak bu yapıtlara verildiğini gösterir. Kurganların da tıpkı bozkır yaşamı için şehir manasına gelen çadırların koruyucu vasıfları ön planda tutulmuş, mezar odalarıda buna göre döşenmiştir. Çadır nasıl keçe ile kaplanıyorsa, kurganın kütük duvarlarıda keçe ile kaplanıyordu.

Mezar odasının üst kısmı yukarıdaki toprak tabakasını taşıyacak şekilde bazen kütüklerin çift sıra halinde düzenlenmesini gerektiriyordu. Çatıyı meydana getiren kütüklerin aralarını, kayın ağacı kabukları ile kapattıktan sonra ağaç kökleri ile çevrede yetişen Kuril Çayı dalları ile örterlerdi. Çatının üzerine büyük kaya parçalan ile kazı sırasında çıkarılan toprak yığılmakta, son işlem olarak kurganın tamamı orta boy taşlarla kaplanmaktadır. Bu durum bölgedeki diğer kurganların geneli için aynıdır.

Bugüne değin bulunan en önemli kurgan Kazakistan’da ki Esik kurganı’dır. Esik Kurganın da bulunan altın elbiseli adamdan daha önemlisi yarısı kırık bir kabın üzerindeki 26 harflik iki satır yazıdır. Bu yazı bugüne kadar bilinen en eski Türk yazısı olarak kabul edilen Yenisey ve Orhun anıtlarındaki yazılardan yaklaşık bin yıl daha eskidir. Böylece ilk Türk yazısının tarihi milatdan önce beşinci yüzyıl olarak kesinleşmiştir.
Esik Kurganı


Kazak Tarihçi Prof. Dr. Olcas Süleymanof yazıyı şu şekilde okumuştur:

“Khan Uya üç otuzı (da) yok boltı. Utugsi tozıltı.”

“Tigin 23’ünde öldü. Esik halkının başı sağolsun”

Esik Kurganı, İskitlere ait olduğu düşünülen bir kurgan.
M.Ö. 5. yüzyıl’dan kalma olduğu sanılır. Kazakistan’da gün ışığına çıkarılmıştır.

Altın Elbiseli Adam Kazakistan’da Esik Kurganı’nda bulunmuştur. Türklerin Eski Çağdaki yaşayışları hakkında fikir edinilebilir. Esik Kurganı Kazakistan’ın önemli bir hazinesi olma konumundadır. Bu kurgan Sovyetler döneminde keşfedilmiştir. Altın Muharip’in çıkarıldığı yerde, Göktürk yazılarına çok benzer bir stille yazılmış bir yazı görülür. Bu da Göktürk alfabesinin millî bir alfabe olduğunu ve uzun süreden beri var olduğunu kanıtlamaktadır.
Kurganda üçbinden fazla altın eşya, seramik küpler, tahta tabaklar, iki gümüş çanak bulunmuştur. Gümüş çanak içinde Göktürk harflerinin ilk normları görülmektedir.


Bozkır Coğrafyasında Kurganların Dağılımı

2500 yıllık Oğuz kurganı

Bozkır coğrafyasında kurganların yayılım aşamaları bu kültür insanlarının etki alanlarına aldıkları bölgelerle alakalıdır. Zira bozkır kültürünün etkileşim sahalarını, daha doğrusu sınırlarlarını belirlemede tek maddi kalıntılar tepelik şeklindeki bu mezarlardır.

Kurganların yayılım sahalarını kabaca çizecek olursak 40. ve 50. paraleller arasında Tuna nehrinden Çin Seddine kadar uzanan 7000 km uzunluğunda bir sahada yayılmaktadırlar. Karadenizin kuzeyine kurganların yayılması ise 4. binin sonlarına doğru gerçekleşmiştir.

Bölgede daha sonraları giderek yayılan kurgan yapım kültürü M.Ö.3.Bin ortalarında Kuzey Kafkasya’da Maykop Arkeolojik Kültürü oluşmuştur. Bu Maykop adı Maykop şehri yakınındaki kurganın adından gelmektedir. Maykop kurgan kültürünün Gürcistan’daki Sioni kültürü ve gerekse Doğu Anadolu kültürleriyle yakın ilişkileri vardır.

Bu ilişkiler sonucunda 3. Binin son çeyreğinde Transkafkasya ve oradan Anadolu’ya giren bu kültürün insanları, bölgede önemi tartışılmaz olan Üçtepe Kurgan’ını yapmışlar ve oradan da Urmiye’ye kadar bu kültürün kalıntılarını yaymışlardır. Karadenizin kuzeyinde 1. bine gelindiğinde ise bölgede tamamen bir bozkır kültürü egemenliği söz konusudur.

Dolayısıyla kurganların sayısı buna bağlı olarak artmıştır. M.Ö. 8. ve M.S. 1.yy’lar arasında Kuban, Poltova, Volga, Ural, Altay, Kuzey Moğolistan ve batıda genellikle Macaristan ve Romanya ve Ukrayna'da kümelenmişlerdir. Bugün Ukrayna’yı içine alan bölge ise kurgan kültürünün en yoğun yaşandığı coğrafya olmuştur. M.Ö 4. ve 3. yüzyıllara tarihlenen Ukrayna’nın Dnepropetrovsk , Zaprozhye ve Kherson bölgesinde bulunan Chertomlyk, Solokha, Oguz, Alexandropol, Kazel, Bol’shaia, Tsymbalka ve Chmyrev kurganlarıdır. Kırımda ise Kerch yakınlarındaki Kul Oba en ünlü kurganlardandır.

Kimmerler ve İskitler kökenleri MÖ. 3. Bin yılları aşan Kurgan kültürlerinin MÖ.2. ve 1. Bin yıldaki temsilcileridir. Doğu Avrupa , Ön Asya, Kafkasya, Güney Sibirya Ukrayna ve diğer bölgelerin tarihleri yaklaşık olarak 5 asır İskitlerle bağlantılıdır. İskitya; Karadeniz kuzeyi ve Kırım bozkırlarını, Kuzey Kafkasya ve Ural dağlarını kaplamakla beraber Orman ve bozkır bölgelerinde yaşayan kavimleri de kapsamaktaydı.


Çevre Kurganlar

Pazırık Kurganları’nın yapılarını ve bu mezarları inşa eden insanların kültürel yapılarının anlaşılabilinmesi, aynı kültür coğrafyası içerisinde farklı bölgede yer alan ve daha az tahribata maruz kalmış kurganların net olarak tanımlanmasıyla gerçekleştirilmiştir.

Aragol, Katanda, Şibe, Başadar, Berel, Tüekta, Noin- Ula gibi bölgelerde yapılan çalışmalar neticesinde ele geçen maddi kalıntılar bize Pazırık insanıyla aynı kültüre sahip insanların ne kadar geniş bir bölgeye yayıldıklarını kanıtlamıştır. Bu bölgelerde yapılan çalışmalar neticesinde
atlara ait eyerler, koşum takımları ve eyer örtüleri gibi atla ilgili zengin malzemeler ve hayvan üslubunun eşsiz kullanımına ait sanat eserlerinin bire bir benzerlerinin ele geçmesi kültürel birliğin devamlılığı ve yayılım alanları hakkında bize bilgiler sunmaktadır.

Altay bölgesinde yapılan çalışmalarda koşum takımları bölgede MÖ 2000’nin ortalarında çıktığı düşünülmektedir. Bu tarihten itibaren MÖ 600’lere kadar çok çeşitli koşum
takımları bulunmasına karşın MÖ 600’lerden sonra Pazırık Tipi olarak nitelendirilen koşum takımları çeşitliliğini yitirerek Macaristan’dan Moğolistan’a kadar standart tip koşum takımları ortaya çıkmıştır. Ortaya çıkan bu standart tipte çok fazla sanatsal öğelere yer verilmemesine karşın Pazırık ‘ta ele geçen koşum takımlarının birkaçı üzerinde insan yüzü tasvirli ahşap aplikeler bulunmuştur. Bu standart koşum takımlarından kültürel devamlılık sürecinin mekansal anlamda atlar üzerinde aşıldığını kanıtlamaktadır.

1927 yılında Ursula Irmağı kıyısında, Griaznov tarafından Şibe’de yapılan çalışmalarda ele geçen cesetlerin iç uzuvları ile beyinlerinin boşaltılmış olduğu ve vücuttaki kesiklerin kalın bir kirişle dikilmiş olduğu görülmüştür. V numaralı Pazırık Kurganı’nda açığa çıkarılan erkek cesetinin ayaklarındaki kesi izleri ve dikişler aynı teknikle yapılmıştır. Yine II numaralı Pazırık Kurganı’nda çıkarılan erkek ve kadın cesetinde beyin boşaltılmış yerine kokulu otlar ve kozalak ve toprak doldurulmuştur.

Burada ele geçen sanatsal amaçla yapılmış malzemenin çoğunluğunda tek bir yapım malzemesi kullanılmamıştır. Şibe’de ele geçen malzeme içerisinde genel olarak ahşap üzerine altın varak kaplama tekniğinin kullanılması Pazırık Kurganları’nda ele geçen malzemeyle birebir örtüştüğünü göstermektedir...

Bu çalışma, bugün cevabı bilinse de medeni dünya içerisinde hangi kültüre ait olduğu tartışılan atlı bozkır kültürünün Altaylardan bütün steplere yayılarak bir dönem dünya düzeni üzerinde büyük etki uyandırmasına rağmen bu kültüre sahip insanlar üzerinde yapılan çalışmaların karmaşıklığını biraz olsun gündeme getirme ve toparlama için yapılan küçük bir çalışmadır. Altayların sadece küçük bir bölümünde Pazırık vadisinde yapılan çalışmalarla ortaya çıkarılan; tarihin her döneminde yağmaya uğrayarak ortadan kaldırılmaya çalışılan bozkır kültürünün maddi bırakıtları durumunda olan kurganlar son yıllardaki gerçek bilimsel çalışmalar haricinde geçen yüz yılda yapılan çalışmalarda bilimsel yağma olarak da nitelendirilebilecek bir takım çalışmalara sahne olmuştur.

En önemli veri kaynağı, kazı raporu veya günlük notlar şeklinde olan Sergei Rudenko’nun 1970 de basılan “Sibirya’nın Donmuş Mezarları” adlı kitap olmuştur.


Metin Kaynak 1: semrabayraktar.blogspot.com.tr

Metin Kaynak2: tarihenotdus.com

Fotoğraflar: semrabayraktar.blogspot.com.tr
__________________

Tanrılar, erkeklerin ''balıkta'' geçirdiği zamanı ömründen saymaz. (Babil Atasözü)
Dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
8 Üyemiz Dilaver'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 24.12.14, 19:11   #2
Moderator

Dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2012
Konular: 413
Mesajlar: 3,680
Ettiği Teşekkür: 18755
Aldığı Teşekkür: 20033
Rep Derecesi : Dilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Uykucu
Standart Cevap:Türk Kültüründe Ayrılmaz Üçlü | Kurgan, Taş Heykel (Taş Baba), Balbal



Göktürk kağanlarının “örgü (saray) yükseltip” örgülerine dokuz tuğ dikerek 200 yıl saltanat sürdükleri Altın Beşik, şimdiki Moğolistan’ın sınırları içinde yer alıyor. Göktürkler bu topraklarda binlerce değerli kültür mirası bırakmışlardı.


Bunlardan biri de Mayhan Uul Kurganı’ydı.Kazakistan ve Moğolistan’ın 2011 yılında Prof. Kharcaubay Sartkojaulı’nın başkanlığında başlattığı ortak bir proje ile bu kurganda kazılar gerçekleştirildi. Mayhan Uul Kurganı Orta Moğolistan’da, başkent Ulan Bator’un 210 kilometre batısında, Bulgan eyaletinde, adını aldığı dağın, Mayhan Uul’un (Çadır Dağı’nın) eteğindedir. Ayrıca yine bu dağın eteklerinde, Mayhan Uul gibi yığma topraktan, kümbete benzer 12 kurgan bulunmaktadır; 7-10. yüzyıllar arasına tarihlenen bu anıtmezarların tümü Göktürklere özgü bir gelenek olarak bilinen hendeklerle çevrilidir.

Mayhan Dağı’nın güney eteğinde uzanan Ulan Hirem (Kızıl Kale) bozkırında ise, kalesiyle bu bozkıra adını veren bir ortaçağ kentinin kalıntıları bulunmaktadır. Mayhan Uul Kurganı’nın 20 kilometre batısında da bir eski Türk yazıtı olan Ar Hanan yer alır.

Bu coğrafyayı şekillendiren bir diğer özellik ise kurganların 5 kilometre kadar doğusunda, kuzeye doğru akan Tola Irmağı’dır. Eski Türk yazıtlarında Tola Irmağı’nın adı “to لاla diye yazılıdır ve eski Moğolcada da “to لا la” olarak geçer. Eski Türkçedeki anlamı gibi nehir kavislenerek yani menderesler yaparak ilerler.

Mayhan Uul Kurganı 34x36 metre çapında bir alanı kaplar ve yüksekliği 4 metreye ulaşır. Kurganı çevreleyen 110 metre 4 çapındaki hendeğin bugünkü derinliği 50 santimetre kadardır. Bir benzeri, 760 yılında “İl Etmiş Bilge Kağan” onuruna yapılan Mogoyn Şine Us Barıqın (Barıqın: anıt tapınak) yanındaki Orgot Dağı’nın tepesinde bulunan bu tür kurganların, şekilleri bozmayacak bir yöntemle kazılmaları gerekiyordu. Kazakistan adına Kharcaubay Sartkojaulı ve Jantekin Kharjaubayulı ile Moğolistan adına Ayudayn Ocir ve Lhagvasuren Erdeneboldlar’ın katıldığı proje ekibi, özellikle bozkır arkeolojisinde pek fazla bilinmeyen, sadece yığma topraktan tepe şeklinde yapılan bu tür kurganlar için yeni bir kazı stratejisi geliştirme ihtiyacı duydu.

Dromos


Gerek yükseltiyi tahrip etmeyen, gerekse geniş alanları kazmadan anıtmezara ulaşmaya yönelik bir strateji geliştirildi ve anıtmezarın yapımı sırasında giriş çıkışı sağlayan, dromos adını verdiğimiz koridor tespit edilerek kazılara bu koridordan başlandı. İlk olarak topoğrafik detaylara göre kurganın güney eteğindeki giriş koridorunun izi belirlendi ve onu tamamen dolduran toprak ve taş temizlendi. Uzunluğu 42 metreye ulaşan koridorun ilk 20 metresi yaklaşık 35 derecelik eğimle alçalıyordu.Düz ilerleyen son 22 metrede ise kenarların yıkılmasını engellemek için beş tane kemer yapılmıştı. Bu son bölümün inşası için önce aynı hizada 7,5 metre derinliğinde dört çukur açıldıktan sonra çukurların arasındaki toprak alttan tünel gibi delinerek birbirine bağlanmıştı. Bu sayede arada kalan kısımlar kemer şeklini almış ve kemerli bir koridor oluşmuştu. Anıtmezarı inşa edenler bu yöntem sayesinde hem hava ve ışık ihtiyaçlarını gideriyor, hem de kazılan toprakları buralardan çıkartıyorlardı.



Koridorun bütün duvarları samanlı bir harçla sıvanıp üzerine ince toprakla son kat çekilmiş ve resimlerle bezenmişti. Duvarlarda, 99,2 metrelik bir bölümü kaplayan, kırmızı ve siyah boyalarla yapılmış 45 resim açığa çıkarıldı. Bunların en büyüğü, ürkütücü bir şekilde tasvir edilen ve boyu 7,5 metreyi bulan pars betimlemesiydi.

Kemerleri süsleyen resimler arasında oryantal üslupta tapınaklar, koruyucu boğa ve lotus çiçeği dikkati çeken diğer betimleri oluşturuyordu. Koridorun eğimli kısmında iki pars, altı kırmızı bayrak ve sekiz farklı rütbe ve teçhizata sahip insan resimleri ile karşılaşıldı.

Altı Kırmızı Bayrak



Lotus Çiçeği


Koridorun diğer yarısı da resimlerle kaplıydı. İlk çukurun bulunduğu yerde iki süvari ile koşumlu iki at; ikinci çukurda iki erkek betimi; üçüncüde yine iki erkek ve bir tazı ile dördüncüde dört erkek hizmetçi resmi bulundu. Oldukça net ve en ince detaya kadar özenle yapılan resimler niteliklerinin yanı sıra çok sayıda ve büyük boyutlu olmalarıyla da Moğol bozkırında bir ilki temsil ediyordu.


Töreni Anlatan Heykelcikler:


Dördüncü çukurun bulunduğu kesimde bizleri bir başka keşif bekliyordu. Mezar odasına ulaşan koridorun duvarına acılan iki odacık (niş) ahşap bir kapı ile örtülerek tunç bir kilitle de kilitlenmişti. Dış yüzü düğmelerle süslü, 122х102 santimetre boyutlarındaki iki kanatlı kapının ardındaki bu odacıkların her birinde pişmiş topraktan 45 heykelcik bulundu. Kadın ve erkek betimlerinden oluşan, bazıları elinde bayrak tutan bir grup, yuvarlak bir dönüşe sahip kenarlara paralel dizilmişlerdi.




At Üzerinde Müzisyenler


Odacığın ortasında ise at üstünde müzisyenler, zırhlı at, deve, tanımlanamayan bazı hayvan ve tazı heykelcikleri yer alıyordu. Olasılıkla gömü törenini canlandıran bu eserler Mayhan Uul Kurganı’nın bir başka gizemini ortaya koyuyordu.

Mezar Odası Kurganın ana bölümünü oluşturan mezar odasının girişine ulaştığımızda, mezarı soygunculardan ve mezar kapatılırken koridora doldurulan topraktan korumak için örülmüş bir taş duvar ile karşılaştık. Duvarın yanı sıra girişte, koruyucu olarak bir çok yırtıcı hayvanın karakteristik yanlarını kendinde toplayan iki mitolojik hayvan ile iki zırhlı insan heykeli yer alıyordu. Boyalarla renklendirilen bu pişmiş topraktan insan heykelcikleri, varlıkları kadar oldukça detaylı işlenmiş yüzleriyle dikkat çekiyordu.



Heykellerin ardında, mezar odasının ahşaptan, kilitli kapısına ulaşıldı. Ne yazık ki çöken toprak kapıyı tahrip ettiği gibi mezar odasının zeminindeki tüm buluntuları örtmüş ve odayı 1,5 metre yüksekliğe kadar doldurmuştu. Odanın eni ve boyu 4 metre, yüksekliği ise 4,5 metreydi. Temizliği tamamlandıktan sonra odanın batı kenarında ahşap bir tabut, doğusunda ise ahşap eşyalar açığa çıkarıldı.

Yamuk biçimde, iki kat tahtadan yapılan tabutun içinde, 80x35 santimetre boyutunda bir kutu vardı. Dört kat farklı bezle sarılan kutunun içinde altından yapılmış eşyalar ile karşılaşılırken, kutunun yanında duran bez torbanın içinde de 45 adet altından Bizans ve yerel üretim sikke bulundu. Göktürk geleneklerine (Budizm etkisindeki) göre yakılan ölünün külleri ise ahşap bir kutuya konulmuştu. Bulunan eşyalar arasında taç, altın bardak ve kemer plakalar olasılıkla gömü töreni için yapılmamış, mezar sahibinin yaşarken kullandığı eşyalardı.

Koridorda olduğu gibi mezar odasının duvarları da büyük boy resimlerle kaplıydı. Yanında erkek ve kadın bulunan kutsal ağaç resmi beş ayrı yeri süslüyordu. Yüzleri hüzünlü olarak betimlenen insanlar arasındaki bir kadın figürü de elinde mendile benzer bez parçasıyla ağlar şekilde çizilmişti. Yazılı bir belgeye rastlanmayan mezarın gerek yapım şekli, gerekse açığa çıkarılan buluntular değerlendirildiğinde Göktürk yöneticilerinden birine ait olduğu anlaşılmaktadır. Tabuttan çıkan Bizans sikkelerine göre 7. yüzyılın ortalarında yapıldığı anlaşılan kurgan Göktürk yöneticilerine ait, bugüne kadar bulunan ilk mezar. Toplam 560 ahşap eşya, pişmiş topraktan heykelcikler, altın eşyalar, süslemeler ve duvar resimleri gibi çeşitli buluntular yine 7. yüzyılda bu bölgede yaşayan Türklerin yaşam tarzı, sanatı, mimarisi, gömü geleneği ve dünyaya bakışı hakkında eşsiz bilgilere ulaşmamızı sağladı.


Prof Dr. Sartkojauli KARCAUBAY
Avrasya Üniversitesi Türkoloji Enstitüsü Müdürü

Cantekin KARCAUBAY
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Tarih Bölümü’nde Doktora Öğrencisi


ATLAS Ocak 2013


__________________

Tanrılar, erkeklerin ''balıkta'' geçirdiği zamanı ömründen saymaz. (Babil Atasözü)
Dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
10 Üyemiz Dilaver'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 24.12.14, 19:14   #3
Moderator

Dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2012
Konular: 413
Mesajlar: 3,680
Ettiği Teşekkür: 18755
Aldığı Teşekkür: 20033
Rep Derecesi : Dilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Uykucu
Standart Cevap:Türk Kültüründe Ayrılmaz Üçlü | Kurgan, Taş Heykel (Taş Baba), Balbal






Son Tunç Çağı'ndan beri mezarlıklara taş heykel dikilmesi geleneği, özellikle 6-13. yüzyıllar arasında Türk toplulukları arasında oldukça yaygın olarak kullanılmıştır. Orta Asya Türk topluluklarında İslamiyet'in yayılması ve köklü bir şekilde bölgeye yerleşmesinden sonra, taş heykel ve balbal yapma geleneği yavaş yavaş ortadan kalkmaya başlamıştır.






Bozkırda özellikle soylular için en yaygın mezar türü kurgandı. Bu tür mezarlarda, ölen kişinin önemine uygun olarak, genellikle ahşaptan gömü odasının üzerine taş ve topraktan bir yığma tepe yükseltiliyordu. Bunun üzerinde de ölen kişiyi temsil eden, kabaca insan biçimli heykeller dikiliyordu. Bu heykellere daha çok “taş baba” denmektedir.

Çinli tarihçi Tan Chu ise Türklerin cenaze töreni ve dikilen heykel konusunda şu önemli bilgiyi vermektedir;

"Mezarı yaptıktan sonra, ölenin görünümünde ve yaşarken yaptığı kahramanlıkları anlatan bir heykel dikerler."


Ölen Alp(ler) için taş baba dikmek Göktürk devrinde giderek yaygınlaştı. Güney Sibirya, Moğolistan, Kırgızistan ve Kazakistan’da çok sayıda örnek bulundu. Bugün Kazakistan’da Alma Ata, Taraz (Cambul), Çimkent ve Atrar müzelerinde, Kırgızistan’da Bişkek‘teki “Memlekettik Tarikh Müzesi”, Burana Açıkhava Müzesi ve Issık Göl kıyısındaki Çolpan Ata ve Karakol‘da pek çok taş baba sergileniyor.

Bu insan heykelleri, 2.5 metreden 30 santimetreye değişen boylarda. Çoğu bıyıklı. Cepheden betimlenen figürlerin belden aşağı kısımları gösterilmiyor. Önceleri iki elleriyle karınları üstünde kap tutan silahsız figürlerin yerini, giderek belindeki kemere biri uzun, biri de kısa iki kılıç asılı silahlı figürler alıyor. Savaşçı sol eliyle silahlardan birini, sağ eliyle de küçük bir kap-kadeh tutuyor. Kimi taşlarda yalnızca cepheden bir portreye yer veriliyor. Çoğunun kulakları küpeli. Giderek ayrıntılar önem kazanıyor örneğin kemer tokaları, yüzükler, kemer askıları ve giysi yakaları özenle gösterilmeye başlanıyor.

İskit Taş Baba





Günümüzde Moğolistan, Kazakistan, Kırgızistan’da çok sık rastlanan bu türde mezar taşları, Göktürk İmparatorluğu’nun yıkılışından sonra da kullanıldı. 12. yüzyıla değin sürüp giden bu anlayış, Oğuzların batıya yönelen büyük göçleri sırasında Anadolu’ya dek yayıldı. İslamiyetin resim yasağı nedeniyle biraz değişim geçirse de Doğu Anadolu’daki Müslüman Türk mezarlıklarında hâlâ sıkça karşılaşılan hançerli mezar taşları bu eski bozkır âdetinin bir devamı olmalı.


Kimi mezarlar taş levhalardan yapılmıştı ve oda biçimliydi. Bunlara çok sayıda ceset gömülüydü. Taştan bir duvarla çevrili bu mezarların önüne de yine çok sayıda “taş baba” dikilmişti. Ölen kişilere ait bir tür resimli mezar taşlarıydı bunlar.





''Elinde Ant Kadehi olan Türk Kağan ya da Alp.. Bıyıklar Türk Bıyığı. Kulaklar Küpeli..Erlik Kemeri Belinde. Tam bir Şehit Savaşçı İkonografisi. Göktürklerde savaşta ölmek, ölümlerin en şereflisi idi. Savaşta ölen Alpler Tanrıya ulaşır cennette Şarap içerdi. Elbette İslam öncesi bir düşünceydi bu. İslamdan sonra bu düşünce yerini "Şehadet Şerbeti İçmek" düşüncesine bıraktı. Şerbet İçmek "Hayat Suyu" ile bağlantılıdır ve "ebedi hayat" ya da "Ölümden sonraki Hayat" inancını ifade eder. Eski Türk Taş heykellerinde daima Kağan ya da Alplerin elinde "Ant Kadehi" görürüz bu yüzden.'' Nuray Bilgili..







Göktürk Taş Baba





Bavaria bölgesinde 1857 yılında bulunan Taş Heykel..
Muhtemelen Demir Çağı'ndan (MÖ.1200'den itibaren) Bamberg Historical Museum - Almanya. Ellere dikkat kadeh tutuyor...

Kaynak: bpakman.wordpress.com / tarihtarih.com /

Fotoğraflar: Semra Bayraktar Özel Arşiv / tarihvearkeoloji.blogspot.com.tr /Nuray Bilgili Özel Arşiv/
__________________

Tanrılar, erkeklerin ''balıkta'' geçirdiği zamanı ömründen saymaz. (Babil Atasözü)
Dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
9 Üyemiz Dilaver'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 24.12.14, 19:16   #4
Moderator

Dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2012
Konular: 413
Mesajlar: 3,680
Ettiği Teşekkür: 18755
Aldığı Teşekkür: 20033
Rep Derecesi : Dilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Uykucu
Standart Cevap:Türk Kültüründe Ayrılmaz Üçlü | Kurgan, Taş Heykel (Taş Baba), Balbal



“Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.” sözü aslında bilimi tanımlamak için kullanılabilecek en güzel ifadelerden biridir; çünkü bilimde “mutlak doğru” diye birşey yoktur. Tarih biliminde de yeni bilgi ve bulgular eski bilgi ve bulguları değiştirir.

Tarih ve arkeoloji bilimleri öteden beri tarihi gerçeklerin değişebileceğini göstermiştir. Örneğin, yeni bulunan Hakkari Taşları, Eski Türk Tarihi hakkında bilinenleri değiştirecek türdendir.

Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Veli Sevin ve eşi Doç Dr. Necla Sevin başkanlığında bir ekip tarafından 1998’de Hakkari’de yapılan kazılarda ele geçirilen 13 adet dikili taş, başlangıçta Batılı bilim çevrelerinde heyecan yaratmış, dünyaca ünlü “National Geograpic” dergisi bu konuda 2 sayfalık bir yazıya yer vermiş, Amerikan Arkeoloji Enstitüsü’nün yayın organı olan “Archeology” dergisi de 2000 yılı Ağustos sayısında Veli Sevin’in kazı çalışmalarına tam 8 sayfa ayırarak, Hakkari Taşları’nı dünyaya duyurmuştur.




National Geographic Dergisi’nin haberinde Hakkari Taşları’nın Anadolu, Orta Asya ve Avrasya uygarlıklarıyla ilgili ip uçları vereceğini belirtmesi son derece anlamlıdır.

Hakkari Taşları’nı bulan Veli Sevin o günlerde Hürriyet gazetesine verdiği bir demeçte şunları söylemiştir:

“Üç yıl önce kepçeyle kazı yapan bir kişi, tarihi kalıntıları görünce valiliğe haber verdi. Kültür Bakanlığı kazı başlattı.

Bölgede dikilitaşlarla birlikte, içinde 50’ye yakın iskelet ve bazı eşyalar günışığına çıkarıldı. Bunlar çok önemli arkeolojik eserler. Dikilitaşların dönemin kralları tarafından oluşturulan sitelerde kullanılmak üzere yapıldığını belirledik.

Yaptığımız çalışmaların meyvelerinin uluslar arası dergilerde yeralması ve Türkiye’den övgüyle sözedilmesi bizi gururlandırdı. Önümüzdeki yaz (2001) dikilitaşların kökenini araştırmak üzere Doç. Dr. Necla Sevin’le birlikte Orta Asya’ya giderek araştırmalar yapacağız.”


Hakkari Taşları, Türk Tarih Tezi üzerinde yeniden düşünülmesi gerektiğini göstermektedir. Artık bilim insanlarımızın, “Antik çağlarda Anadolu’da Türk yoktu, Türkler 1071’de Anadolu’ya girdi!” biçimindeki “genel kabulun” esiri olmaktan kurtulup 1998 yılında Hakkari’de bulunan taşlara göz atmaları gerekmektedir .



Hakkari Taşları, Türklerin ilk yaşadıkları yerlerden birinin Doğu Anadolu ile Hazar Denizi arasındaki bölge, yani Kafkaslar olabileceğini düşündürtmektedir.

MS. 6. yüzyıl Çin kaynakları, Türklerin atalarının Hsi Hai (Batı Denizi)’nin batı kıyılarında yaşadıklarını, sonraları buradan doğuya doğru göç ederek Turfan Havzası ve Ergenokon’a yerleştiklerini yazmaktaydı. Kimi tarihçiler, Çince Batı denizi denilen yerin Hazar Denizi olduğunu ileri sürerken, kimileri Batı denizinin Aral ya da Isık gölleri civarları olduğunu ileri sürmektedir.

Hakkari Taşları diye adlandırılan bulgular, ilk dikildikleri şekli koruyan, insan biçiminde ve 13 adet dikili taştır. En ilginci söz konusu taşlar eski Anadolu ve Ön Asya kültürüne yabancı özellikler taşımaktadır. Ön yüzlerinde kabartma ve çizgi tekniğiyle yapılmış resimler vardır. Taşlar cepheden görünen çıplak ve güçlü bir erkek figürü biçiminde yontulmuştur. Balta, hançer, mızrak, topuz gibi madeni silahlarla donatılmış figürler birer kahraman savaşçıya benzemektedirler. Çadır resimleri, yaşamlarını bozkır çadırlarında geçirdiklerini göstermektedir. Figürlerin üzerindeki işaretlerden taşların ait olduğu toplumun at kullanmayı da bildikleri anlaşılmaktadır.



“Hatta tüm koşum donanımlarıyla betimlenmiş bir süvari figürü Yakın Doğu’nun bilinen en eski örneği durumundadır. Dikili taşlardan ikisi silahsız kadınlara aittir. Bunlardan biri 3.30 metre boyundadır. Yerel bir hanedana ait bu taşlar, İÖ. 1450 ile 1000 yılları arasında ölmüş ataları anma amacıyla bir tür mezar taşı olarak yapılmıştır.”

Eski Çağ Tarihçisi Veli Sevin, Hakkari Taşları’nın Ön Türklere ait olduğunu düşünmektedir. Sevin: “Orta Asya ile Şaşırtıcı Paralellik” başlığı altında Hakkari Taşları'yla Orta Asya’da ele geçirilen Türklere ait dikili taşları karşılaştırmıştır:

“Hakkari taşları, gerek ikonografik, gerekse felsefi açıdan kuzeyin Avrasya bozkır inanışlarına yakın özellikler taşır. (…) Hakkari taşlarının en ilginç yönü, kahraman figürlerinin göğüsleri üzerinde sıkı sıkıya (olasılıkla deriden) bir kırba (tulum) taşımasıdır. Merkezi konumlu bu içki kabı tüm sahnenin odak noktasıdır. Bu kabın simgesel açıdan büyük önem taşıdığı, savaşçının tüm kahramanlıkları ile silah ve eşyalarından ön plana alınarak belirginleştirilmiştir. En erken örnekleri Hakkari ve İran Azerbaycan’ında ortaya çıkan bu ilginç poz, taşları Batı Avrupa ve Güney Rusya –Ukrayna’daki en eski benzerlerinden ayırır. (…) Buna karşılık Orta Asya’da Kırgızistan, Kazakistan, Batı Çin ve Moğolistan’da yüzlerce benzer söz konusudur. Hakkari taşlarıyla Orta Asya’dakiler arasındaki paralellik şaşırtıcıdır.”

Sevin, Hakkari Taşları’nın Orta Asya’daki örneklerden daha eski olduğunu, dolayısıyla bilinenin aksine Anadolu’dan Orta Asya’ya tersine bir göçün söz konusu olabileceğini ifade etmektedir.








Veli Sevin, yaptığı araştırmalar sonunda Hakkari Taşları’nı MÖ. 2030-1690 arasına tarihlendirmiştir. Bu tarihlendirme MÖ. 2.Binyılın ortalarına denk gelmektedir ki, aynı dönemde Anadolu’da Hitit İmparatorluğu hüküm sürmektedir. Üstelik Hitit İmparatorluğu, Hakkari Taşları’nın bulunduğu Doğu Anadolu’ya kadar yayılmıştır. Bu durum Hakkari Taşları’nı yaratan uygarlıkla Hititler arasında bir ilişki olabileceğini göstermektedir. Veli Sevin de bu duruma dikkat çekerek Hakkari Taşları, Hititler ve Orta Asya arasında bir ilişki olduğunu ima etmektedir:

“İÖ. 2. Binyılın ortalarında Anadolu’da Hitit İmparatorlarının hüküm sürdüğü yüzyıllarda Hakkari yaylalarını yurt tutmuş bir hanedana ait bu türde taşlar Yakındoğu’ya büyük çapta yabancıdır. Ancak, Azerbaycan ve İran Azerbaycanında, Hazar Denizi’nin batı ve güneybatısındaki Aşhanekeran, Dübendi ve Erdebil yakındaki Meshkin Shar Ovası’nda çok sayıda stelin ( dikili taşın) varlığı bilinmektedir. Güneydoğu Anadolu’da Garzan Ovası ve Antakya yakınındaki Tell Açana’nın V. Tabakasında benzer birkaç örnek bulunmaktadır. Bununla birlikte çıplak savaşçı avcıları betimleyen bu türde stellerin en erken örnekleri İÖ. 4. Binyılın ikinci yarısında Kuzey Karadeniz Bölgesi, özellikle Ukrayna ve Kırım’da görülür. Bunlar zaman içinde batıda Portekiz ve İspanya’dan, doğuda Moğolistan ve Çin’e yayılan geniş bir coğrafyada binlerce örnekle ortaya çıkar.

Orta Asya’da İÖ. 3000’den İS. 12, 13. yüzyıllara değin çok uzun bir süre çeşitli halklarca kullanılmışlardır. Kırgızistan, Kazakistan, Altay, Sibirya bölgeleri, Tuva yöresi ve Moğolistan’da geniş alanlara dağılan Orta Asya stellerinin en çarpıcı özelliği Hakkari’dekiler gibi iki ellerinde daima bir kap-kadeh tutuyor olmalarıdır. Bu özellik derin anlamları olan simgesel bir sözlük görünümündedir. Binlerce yıldır unutulmayan bu gelenek Hakkari stelleri ile Orta Asya stellerini birbirine yaklaştırır.”


Sol gözü taş kakmalı







Soldan sağa: İskit (çizimler) MÖ. 600-300 , Ukrayna- Hakkari Taş Steller MÖ.2000- Orta Asya Türk Taşbaba 6.- 7. yy

Veli Sevin, Hakkari Taşları’nı yaratan uygarlığı Orta Asya’ya bağlarken MÖ. 2.Binlerde Doğu Anadolu’da yaşayan bir Orta Asyalı kavimden, Turukkular’dan da söz etmektedir.

1998 yılında Hakkari Taşları’nın bulunmasıyla “Eski Anadolu’da Türk olmadığı” genel kabulüne çok ciddi bir darbe vurulmuştur. Söz konusu taşlar, eski Anadolu’da Türklerin yaşadığının en güçlü kanıtlarından biridir. Eski Çağda Anadolu’da Türklerin yaşadığını gösteren, Hakkari Taşları, “Hititlerin Türklüğü Tezi”nin üzerinde daha fazla düşünülmesi gerektiğini ve “Türklerin Anadolu’ya 1071’de girdikleri” bilgisinin artık sorgulanması gerektiğini çok açık bir biçimde ortaya koymaktadır.


Kaynak: semrabayraktar.blogspot.com.tr /

Ayrıntılı Bilgi Kaynağı İsteyenler

Fotoğraf: hakkarim.net / ttk.gov.tr
__________________

Tanrılar, erkeklerin ''balıkta'' geçirdiği zamanı ömründen saymaz. (Babil Atasözü)
Dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
9 Üyemiz Dilaver'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 24.12.14, 19:20   #5
Moderator

Dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2012
Konular: 413
Mesajlar: 3,680
Ettiği Teşekkür: 18755
Aldığı Teşekkür: 20033
Rep Derecesi : Dilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Uykucu
Standart Cevap:Türk Kültüründe Ayrılmaz Üçlü | Kurgan, Taş Heykel (Taş Baba), Balbal


Taş babaların tarihsel değişimini daha açık anlatmak gerekirse;



M.Ö. III. Bin Yıl - Ukrayna Stelleri (Taş Heykelleri)






M.Ö. 1450- 1000 Yılları arası - Hakkari Taş Heykelleri









M.Ö. IV- V yüz yılları- Kuzey Karadeniz Bölgesinden İskit Taş Heykelleri







Göktürk Dönemi Taş Heykelleri


__________________

Tanrılar, erkeklerin ''balıkta'' geçirdiği zamanı ömründen saymaz. (Babil Atasözü)
Dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
10 Üyemiz Dilaver'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 24.12.14, 19:29   #6
Moderator

Dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2012
Konular: 413
Mesajlar: 3,680
Ettiği Teşekkür: 18755
Aldığı Teşekkür: 20033
Rep Derecesi : Dilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Uykucu
Standart Cevap:Türk Kültüründe Ayrılmaz Üçlü | Kurgan, Taş Heykel (Taş Baba), Balbal







Balbal; eski Türklerde kişinin anılması için mezarının veya bazı kurganların etrafına dikilen taşlara verilen isimdir.
Eski Türk dilinden bir kelime olup bal+bal, yani vurmak, kakmak, çakmak demektir. Kırgızca’da da aynen kullanılmakta, Tuva (Tıva) Türkçesinde ise Kiji köjee denmektedir.

Kurganda gömülü alplerin- kağanların, soylu kişilerin hayattayken öldürdükleri düşmanlarının simgesidir. Örneğin, Orhun Vadisi‘ndeki Kül Tegin Anıtı‘nda yapılan kazılarda mezar ve çevresinde yüzlerce balbal bulundu. İnanışa göre, Göktürk savaşçısının öldürdüğü düşmanları, öbür dünyada onun hizmetinde olacaktır.


Orta Asya Türklerinde, Şamanlık dininin geçerliliğini yaygın olarak koruduğu dönemde, ölen savaşçıların kurgan denilen mezarlarının etrafına dikilmiş, savaşçının öldürdüğü düşmanları ve bu kişilerin öbür dünyada onun hizmetçileri olacağına inanılacağını simgeleyen, genellikle bir taş parçasının üzerine yontulmuş figürlerdir.

Heykel sayısının fazlalığı ölen kişinin sağ iken; gücünün, cesaretinin, kahramanlığının da simgesidir. İslam öncesi dönemde yaygın olan balballar, İslam dininin kabulünden sonra yerini mezar taşlarına bırakmıştır.








Kırgızistan’da Şatı ve Sarı-Bulak köylerinin arasındaki bir alanda bulunan taş balballar Kara-Batkak müzesinde sergilenmektedir. Ayrıca Tokmok şehrinin 10 kilometre güneyinde, Burana kulesi’ne yakın alandaki Burana Açıkhava Müzesinde ve Issık Göl kıyısındaki Çolpan Ata ve Karakol’da, kurganlarda pek çok taş figürler balballar bulunur. Bu balbalların 6. yüzyılda dikildiği tahmin edilir. Kırgızistan içindeki ve tüm Orta Asya’daki bu mezar işaretleri, göçebe Türk boyları tarafından dikilmiş, Kırgızistan’daki balbalların hemen hepsi Çuy Vadisinde dağılıdır.










13. ve 14.yüzyıla ait bazı Rus kroniklerinde ve 16.yüzyıldan itibaren Kafkaslar ve Sibirya üzerine yazılan seyahatnâmelerde “garip insan heykelleri”ne ilişkin notlar bulmak mümkündür. Söz konusu heykeller, ilk kez, Rusya ve Sibirya’da geçirdiği esaret yılları sırasında, İsveçli subay Philipp Johann von Strahlenberg tarafından resimlenmiş; 1730 yılında yayımlanan kitabında bir grup insan heykeli gravürleriyle tanıtılmıştır.

Doğuda, Moğolistan coğrafyasındaki Göktürk çağından ve 8.yüzyıldan kalma Orhun yazıtlarında geçen balbal terimiyle, anıt-mezarların doğu cephelerine bakan girişlerinin önünden başlayarak, belirli aralıklarla dikilmiş ve doğu yönüne doğru bazen kilometrelerce uzanan amorf taşların kastedildiği söylenebilir. Bu taşların, ölen kişinin öldürdüğü düşmanları temsil ettiğine inanılır; diğer taraftan, mezara yapılan ziyaretler sırasında bırakılmış hatıra taşları olmaları da mümkündür ki bu sadece çok küçük bir varsayımdır.



İster baba, kamennaya baba ya da balbal, isterse taş heykel, taş insan ya da kişi-taş denilsin, Avrasya steplerine yayılan bu insan heykellerinin, Türklerle ilişkili bir maddi kültür belirtisi olduğuna şüphe yoktur.

Belli ki, bu heykeller, ölümden sonraki yaşama ilişkin tasavvurların bir parçası ve geride kalanların öbür âlemle maddi bağ kurabildiği simgesel tasvirlerdir. Mezar yapısının bir elemanı olarak, mezar üzerine ya da çevresine bu tür heykel dikme alışkanlığı, İç Asya’nın bronz çağına kadar inen menhir ya da stel dikme geleneğinin bir uzantısı olabileceği gibi, özellikle Kül-Tigin ve Bilge Kağan anıt-mezarlarındaki heykellerde Çin kültürünün etkisi açıktır.










Taş heykel ve balballar, Türklerin kutsal olarak kabul ettiği kurgan ve kült merkezlerinde (Esterlik) yer almaktadır. Doğayı bir inci gibi süsleyen kurganlar ile taş heykel ve balballar ne yazık ki yüzlerce yıldan beri tahrip edilmektedir. Kurgan ve taş heykeller özellikle 18. ve 19. yüzyıllarda gezgin ve define bulmak isteyen insanlar tarafından acımasızca tahrip edilmişlerdir. Birçok taş heykel ve balbal, inşaatlarda yapı malzemesi olarak kullanılmış, bir kısmı da park, bahçe ve pansiyonlarda dekoratif amaçla kullanılmıştır.

Özellikle taş heykellere kıyasla çok daha basit işlenen yuvarlak biçimli balbalların bu acımasız tahribattan daha fazla nasiplerini aldıkları anlaşılmaktadır. Baş ve gövde ayrıntıları özenli bir şekilde işlenen heykeller inşaatlarda nispeten daha az kullanılırken, kabaca sütuna benzeyen yuvarlak biçimli balballar, inşaatlarda yapı malzemesi olarak kullanılmaktan kurtulamamıştır. Bu yüzden balballar, heykellere kıyasla çok daha az sayıda günümüze kadar varlığını koruyabilmiştir. Yüzlerce balbal ise toprak altında kalarak kaybolmuştur. Taş heykel ve balbalların inşaatlarda, park ve bahçelerde kullanılmalarını önlemek amacıyla, büyük bir kısmı toplanarak müzelerin içine veya bahçelerine taşınmıştır. Bu sefer de taş heykel ve balbalların bilgi ve envanter fişlerinin ciddi bir şekilde tutulmaması yüzünden, müze bahçeleri, park ve pansiyonların bahçelerine taşınan taş heykel ve balbalların nasıl bulundukları, özgün konumlarının nasıl olduğu ve nereden getirildikleri bilinememektedir.













Taş heykel ve balbalların nasıl dikildikleri konusunda Çin kaynaklarının yanı sıra, Orhun Yazıtları da çok değerli bilgiler vermektedirler. Örneğin 552- 556 yıllarına tarihlenen PienyiTien şunları söylemektedir: "... Ceset gömüldükten sonra, gömüt yerinin yakınına taşlar konmaktadır... Bu taşların sayısı, ölen kişinin hayattayken öldürdüğü kişi sayısıyla orantılıdır... Eğer bir erkek öldürdüyse, bir taş dikilmekte. Kendisi için yüz ve bin taş dikilen erkekler vardır...".








Çinli tarihçi Tan Chu ise Türklerin cenaze töreni ve dikilen heykel konusunda şu önemli bilgiyi vermektedir; ". Mezarı yaptıktan sonra, ölenin görünümünde ve yaşarken yaptığı kahramanlıkları anlatan bir heykel dikerler.".

Orhun Yazıtlarında heykel ve balballar konusunda verilen değerli bilgiler hem çok daha gerçekçi hem de daha ayrıntılıdır: ". ilk önce, babam Kağan için Baz Kağan dikilmiştir. Onların yiğit adamlarını öldürerekten onlardan balballar yaptım. Amcam için Kırgız Kağanını balbal haline getirdim. Türk halkı ağır kayıplar vermişti ve. onların yiğit erkekleri, bundan balballar yaptı (onların balbal haline getirilmesini sağladı). Balbal olarak Kuy Sangun'u diktim.".

Taş heykel ve balbalların nasıl dikildikleri konusunda gezgin ve rahiplerin bizzat gözlemlerine dayanarak verdikleri önemli bilgiler, tarihsel kaynakları doğrulamaktadır. Nitekim İslamiyet'i kabul eden Bulgar Hükümdarı İltebir Almuş'a 920- 921 yılında elçi olarak giden heyete katiplik yapan İbn Fadlan, Oğuzların ölülerini nasıl gömdükleri ve heykeli nasıl diktikleri konusunda şunları yazmaktadır: " Oğuzlardan biri bir kişiyi öldürdüğünde ve böylece kahraman olduğunda, ölünün tahtadan yapılan heykeli mezarın önüne dikilmektedir. Heykellerin sayısı öldürdüğü kişinin sayısı ile orantılıdır."





İbn Fadlan'ın da belirttiği gibi mezar üstüne dikilen heykelin tahtadan yapılmış olması gerçeği, o dönemde bazı heykellerin tahtadan yapıldığına işaret etmektedir. Bilindiği gibi tahtadan heykel yapmak, oldukça zor işlenen taşa kıyasla çok daha kolaydır. Ancak tahtanın taşa kıyasla çok dayanıksız bir malzeme olması yüzünden, tahtadan yapılan heykeller çürüyerek günümüze değin ulaşamamıştır.






Rubrouck balbalları ise dört köşeli olmayan taşlar olarak şu şekilde tanımlamaktadır: " Kapalı alanı olan mezarlıklar düzgün bir biçimde yontulmamış, bazıları yuvarlak, bazıları da kare şeklinde taşlarla kaplıdır. Bunların yanında, alanın dört bir köşesinde bulunan ve dünyanın dört bir tarafını simgesel olarak sınırlayan dört yüksek dikey taş mevcuttur."

Gerçekten de balballar, taş heykellere kıyasla oldukça basit işlenmiş şekilsiz taşlardır. Balbalların bu şekilde düzensiz işlenmeleri ve kaba, biçimsiz olmaları, onları taş heykellerden ayıran en önemli özelliği oluşturmaktadır.

Rubrouck'un vermiş olduğu değerli bilgilerden, mezarın üzerine heykel yapılarak dikilmesi geleneğinin 13. yüzyılın ortalarında da devam ettiğini öğrenmekteyiz. Yine Rubrouck'un belirttiğine göre dikilen heykelin yüzü doğu yönüne bakmaktadır. Bilindiği gibi Orhun Türkleri dünyanın dört yanını tayin ederken doğuya bakarlardı; böylece sağ yanı güney, sol yön de kuzey olmaktaydı.






Metin1: bpakman.wordpress.com

Metin2: tarihtarih.com

Metin3: Doç. Dr. Z. Kenan BİLİCİ

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü


Fotoğraflar: Semra Bayraktar Özel Arşiv- Nuray Bilgili Özel Arşiv

__________________

Tanrılar, erkeklerin ''balıkta'' geçirdiği zamanı ömründen saymaz. (Babil Atasözü)
Dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
10 Üyemiz Dilaver'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 24.12.14, 21:13   #7
İzindeyiz ATAM

Redwine - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Dec 2013
Konular: 3668
Mesajlar: 17,711
Ettiği Teşekkür: 72273
Aldığı Teşekkür: 66410
Rep Derecesi : Redwine şöhret ötesinde bir itibarı vardırRedwine şöhret ötesinde bir itibarı vardırRedwine şöhret ötesinde bir itibarı vardırRedwine şöhret ötesinde bir itibarı vardırRedwine şöhret ötesinde bir itibarı vardırRedwine şöhret ötesinde bir itibarı vardırRedwine şöhret ötesinde bir itibarı vardırRedwine şöhret ötesinde bir itibarı vardırRedwine şöhret ötesinde bir itibarı vardırRedwine şöhret ötesinde bir itibarı vardırRedwine şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Cap Canli
Standart Cevap: Türk Kültüründe Ayrılmaz Üçlü | Kurgan, Taş Heykel (Taş Baba), Balba

Dilaver Modum, öyle kapsamlı hazırlamışsın konuyu tekrar baştan sona tekrar okumak gerekir...

Ellerine sağlık... Teşekkürler...
__________________
Redwine isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
9 Üyemiz Redwine'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 25.12.14, 01:12   #8
Dönersen Islık Çal..

Sevda - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Feb 2012
Konular: 784
Mesajlar: 6,388
Ettiği Teşekkür: 28194
Aldığı Teşekkür: 33967
Rep Derecesi : Sevda şöhret ötesinde bir itibarı vardırSevda şöhret ötesinde bir itibarı vardırSevda şöhret ötesinde bir itibarı vardırSevda şöhret ötesinde bir itibarı vardırSevda şöhret ötesinde bir itibarı vardırSevda şöhret ötesinde bir itibarı vardırSevda şöhret ötesinde bir itibarı vardırSevda şöhret ötesinde bir itibarı vardırSevda şöhret ötesinde bir itibarı vardırSevda şöhret ötesinde bir itibarı vardırSevda şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Türk Kültüründe Ayrılmaz Üçlü | Kurgan, Taş Heykel (Taş Baba), Balba

Türklerin inançlarını hep merak etmişimdir. Lise döneminde enikonu araştırmıştım. Sonrasında tekrar etmeyince unuttum haliyle.

Bilgilerimin çoğunu tazeleyip üstüne yeni bilgilder de ekledin, teşekkürler detaylı konu için Dilaver.
Sevda isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
9 Üyemiz Sevda'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 25.12.14, 18:37   #9
Çiçekci kız

Canan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2011
Konular: 5434
Mesajlar: 24,480
Ettiği Teşekkür: 97429
Aldığı Teşekkür: 135847
Rep Derecesi : Canan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Türk Kültüründe Ayrılmaz Üçlü | Kurgan, Taş Heykel (Taş Baba), Balba

Belki çok ayıp ama, ben bunların çoğunu bilmiyordum. Okudum, bilgilendim.

Bana bu tarih dersini pardon, konularını sevdireceksin ya Dilaver, teşekkür ederim sana

__________________


Canan isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
7 Üyemiz Canan'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 25.12.14, 20:44   #10
Uzman Üye

K-Pax - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2013
Konular: 80
Mesajlar: 1,021
Ettiği Teşekkür: 4727
Aldığı Teşekkür: 3991
Rep Derecesi : K-Pax muhteşem bir gelişmedeK-Pax muhteşem bir gelişmedeK-Pax muhteşem bir gelişmedeK-Pax muhteşem bir gelişmedeK-Pax muhteşem bir gelişmedeK-Pax muhteşem bir gelişmedeK-Pax muhteşem bir gelişmedeK-Pax muhteşem bir gelişmedeK-Pax muhteşem bir gelişmedeK-Pax muhteşem bir gelişmedeK-Pax muhteşem bir gelişmede
Ruh Halim: Cok Yorgun
Standart Cevap: Türk Kültüründe Ayrılmaz Üçlü | Kurgan, Taş Heykel (Taş Baba), Balba

Çok değerli bir konu, tarihe özel bir merakım da var, emeklerini ve zamanını harcayıp bize aktaran arkadaşımıza içten teşekürlerimi sunarım devamını da bekliyorum
__________________
Dinle.... kendini, bak... görebildiğin ve uzanabildiğin kadar uzat elini, şu sınırsız olasılıklar düzleminde, seçim yapmadığın sürece herşey mümkün.
K-Pax isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
7 Üyemiz K-Pax'in Mesajına Teşekkür Etti.
Cevapla

Bu Sayfayı Paylaşabilirsiniz

Etiketler
ant kadehi, balbal, daş baba, göktürk, hakkari taşları, heykel, iskit taş baba, kurgan, kurgan nedir, kültüründe, mayna uul kurganı, taş baba, taş heykel, türk


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


İlgili Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
İstanbul Resim ve Heykel Müzesi Mislina Müzeler 0 30.07.13 18:33
Cumhuriyet Döneminde Güzel Sanatlar oneyouu Türk Tarihi 0 25.01.09 01:09


WEZ Format +3. Şuan Saat: 05:26.


Powered by vBulletin® Version 3.8.8
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0 PL2 ©2011, Crawlability, Inc.
Copyright ©2000 - 2017 www.forumgercek.com
Protected by CBACK.de CrackerTracker
Önemli Uyarı
www.forumgercek.com binlerce kişinin paylaşım ve yorum yaptığı bir forum sitesidir. Kullanıcıların paylaşımları ve yorumları onaydan geçmeden hemen yayınlanmaktadır. Paylaşım ve yorumlardan doğabilecek bütün sorumluluk kullanıcıya aittir. Forumumuzda T.C. yasalarına aykırı ve telif hakkı içeren bir paylaşımın yapıldığına rastladıysanız, lütfen bizi bu konuda bilgilendiriniz. Bildiriniz incelenerek, 48 saat içerisinde gereken yapılacaktır. Bildirinizi BURADAN yapabilirsiniz.
Page Rank Icon
Bumerang - Yazarkafe
McAfee Site Denetleme
Norton Site Denetleme
www.forumgercek.com Creative Commons Alıntı-Lisansı Devam Ettirme 3.0 Unported Lisansı ile lisanslanmıştır.