Merhabalar
Forum Gerçek üyesi değilsiniz ya da Üye Girişi yapmamışsınız.
Sitemizden tam olarak yararlanabilmek için;
Lütfen Buraya tıklayarak üye olunuz.
Forum Gerçek

Forumları Okundu Kabul Et Bugünkü MesajlarYazdığım Cevaplar Açtığım Konular Kim Nerede
Geri git   Forum Gerçek > Türk ve Dünya Tarihi > Türk Tarihi

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
Eski 25.01.15, 18:50   #1
Moderator

Dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2012
Konular: 413
Mesajlar: 3,680
Ettiği Teşekkür: 18753
Aldığı Teşekkür: 20030
Rep Derecesi : Dilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Uykucu
Standart Türkiye'de Kağıdın Tarihçesi







Şinasi Tekin


Türkiye'de kağıt, Şinasi Tekin'in (değerli bir bilim adamı-Türkolog idi) çok yerinde ve haklı olarak belirttiği gibi, biraz değişik durum göstermektedir. Bu değişik görünümde, kağıdın bulunuşundan batı dünyasına geçişine uzanan çizgide Türklerin oynadıkları rolle, Anadolu'ya yerleştikten sonra kağıt karşısındaki tutumlarının yeri olduğu düşünülebilir. Ersoy, Kağıtçı ve Ünver gibi araştırmacıların çok değerli çalışmalarına rağmen, kağıtçılık tarihimizin yeterince incelenmiş olduğu da söylenemez. Elimizdeki bilgi ve belgelere bakarak XII. Yüzyılda Anadolu'da kağıt üretildiğini ileri sürebileceğimiz gibi, bir yüzyıl sonrası için aynı şeyi söyleyemiyoruz.

Öte yandan Osmanlı İmparatorluğunun ilk yılarında İstanbul, Bursa ve Amasya gibi şehirlerde kağıt üretildiğine ilişkin ipuçlarına rastlıyoruz. Aynı şekilde XV. Yüzyıl ortalarından XVIII yüzyıl ortalarına kadar kağıt ihtiyacının yerli imalatla değil de dışarıdan karşılandığını görüyoruz. XVIII. Yüzyıldan itibaren yeniden görülen yerli imalat çabalarının Avrupa rekabeti karşısında kalıcı olamadığını gözlemliyoruz.

Osmanlıların kağıt üretimi konusunda pek fazla varlık gösteremedikleri, kağıt üreticisi olmaktan çok kağıt ithalatçısı oldukları anlaşılıyor. Bunun en temeldeki nedeninin, matbaanın Osmanlı toplumuna geç gelişi değil fakat matbaanın geç gelişinin temelindeki gerçeği de kapsayacak şekilde, tüccar kültüründen, daha açık bir ifade ile kapitalist gelişmelerden uzak kalış olduğu iddia edilebilir.


Osman Ersoy

Osman Ersoy'un belirttiği gibi doğuda yapılmış kağıtların menşeini bilimsel olarak saptamak çok güç bir iş olduğu için bu ithalatın kesinlikle nerelerden yapıldığını söyleyebilmek zordur. Ancak İslam ülkelerinde imal edilen kağıtlar IX. ve X. Yüzyıllarda Avrupa'da kullanıldığı gibi Türklerce de kullanılmıştır.

Örneğin XIII yüzyılda Anadolu'da kullanılan kağıtların bir kısmı Hindistan'dan ve Orta Asya şehirlerinden getirtiliyordu. Ancak XIV yüzyılın sonlarına doğru, Akdeniz'e kıyısı olan ülkelerden Türkiye'ye ve öteki yakın doğu ülkelerine kağıt gelmeye başlamıştır. XV. Yüzyılda, yani Avrupa'da kağıt üretiminin hız kazandığı dönemde Türkiye'ye Avrupa ülkelerinden o kadar çok kağıt gelmiştir ki, bu kağıtlar daha sonraki yüzyıllarda bile kullanılmışlardır.

Türkiye'ye Avrupa'dan çok miktarda kağıt gelmeye başladıktan sonra da doğu kökenli kağıtların da ithalatı devam etmiştir. Doğu kağıtları genellikle filigranlı olmadığı için, Batı kökenli kağıtlardan kolaylıkla ayırt edilebilmekte, ancak bunların hangi kentten yada ülkeden geldiği bilimsel kesinlikle saptanamamaktadır.

Gerek doğu, gerekse batıda imal edilen kağıtlar XVIII- XIX yüzyıllara kadar işlenmemiş olarak ithal edilmiş ve İstanbul'da ve İmparatorluğun diğer kültür merkezlerinde işlenmiştir.

Doğudan gelen ve daha pahalı olan kağıtlar buralarda işlendikten sonra daha sonra daha çok hat yazımında ve sanat eserlerinin yapımında kullanılmıştır. Devlet işlerinde ve diğer alanlarda, daha ucuz ve bol olduğu için, batı kökenli kağıtların kullanılması adet olmuş ve buna titizlikle uyulmuştur. Dolayısıyla böyle ithalata dayalı bir ortamda kağıt üretimi gelişmemiş, buna karşılık kağıt işleme zanaatı oldukça gelişmiştir.

XVI. yüzyılın hemen başlarında Osmanlı sarayında Hindi, Semarkandi kağıtların yanı sıra filigranlı batı kağıtları da kullanılıyordu. XVI. Yüzyılın sonlarına doğru Menakıbı Hünerveran adlı eser yazan Mustafa Ali, doğu kökenli kağıtlara ilişkin olarak şunları yazmaktadır.

"ve kâğıt cinsinde dahi zinhar Haşebi'ye ve Dımışkı'ye itibar etmeyeler. Ve kâğıdın Semerkandi'sinden aşağı tenezzül etmeyeler. Ve kâğıt kısmının en alçağı Dımışki'dir ki kader i ma'lümdür.

İkinci Devlet Âbâdi'dir ki herkese mefhumdur.

Üçüncü Hatayi'dir.

Dördüncü Âdilşahi'dir.

Beşinci Harir i Semerkandi'dir.

Altıncı Sultan i Semerkandi'dir.

Yedinci Hindi'dir.

Sekizinci Nizamşahi'dir.

Dokuzuncu Kasım Beği'dir.

Onuncu Harir i Hindi'dir ki gerçek kıt'adadır.

On birinci Gun i Tebrizi'dir ki şeker renktir. İşlemesi Tebriz'liler'e mahsusdur.

On ikinci muhayyer'dir ki ol dahi
şeker renktir."

Buradan Şam, Semerkant, Çin İran ve Hindistan'dan kağıt ithal edildiğini anlıyoruz. Batı pazarlarında Charta Damascena adıyla ün salmış Şam kağıtlarının Mustafa Ali tarafından "en kötü kalite " olarak nitelenmesi ilginçtir.

Osmanlı İmparatorluğun' da XVI-XVII. Yüzyıllarda kullanılan başlıca kağıt türleri, sultani, abadi, islambol, ay ve alem damgalı kağıt ve helva kağıdı' dır. Bu dönemde kağıt oldukça pahalıdır. Anılan yüzyıllarda Ankara'da işçi gündelikleri 10-12 akçe iken, bir deste Avrupa'da bir deste İslambol kağıdı 24 akçeydi. Bir işçinin iki günlük çalışması karşılığında bir deste İslambol kağıdı alınabiliyor yada dört deste İslambol kağıdına ödenen para ile bir koyun satın alınabiliyordu.

Doğu kökenli kağıtların Avrupa kağıtlarından daha pahalı olduğu biliniyor. Kısmen bu nedene bağlı olarak XVI. Yüzyıldan itibaren doğudan daha az kağıt gelmiş, XVIII. Yüzyılda ise doğu kağıtları hemen hemen piyasadan çekilmiştir.

Osmanlı İmparatorluğu'na XIV. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren batıdan kağıt gelmeğe başlamıştır Avrupa'da büyük ölçekte kağıt üreten imalathaneler önce İtalya' da kurulduğu için, Venedik tacirleri kanalıyla gelen İtalya kökenli kağıtlar Osmanlı piyasasını tutmuştur. Nitekim XV. yüzyılda kullanılan kağıtların önemli bir bölümü İtalyan imalathanelerinin kağıtları olmuştur. Bir sonraki yüzyılda Batıdan Türkiye'ye kağıt ihracatı daha da artmıştır. Avrupa kağıt imalathaneleri, doğuya gönderdikleri kağıtlara, ay-yıldız, alem vb bu yörelere özgü filigranlar koymayı da ihmal etmemişlerdir.

XVII. yüzyıl ortalarına kadar İtalyan kağıtları Osmanlı piyasalarına egemenken, yüzyılın ikinci yarısından itibaren Fransız kağıtları, artış göstermeye başlamıştır. Bunun başlıca nedeni, Fransız kağıt imalathanelerinin göstermiş olduğu hızlı gelişmedir. Gerçekten de Fransa, 1650 yılları dolaylarında İspanya'ya 10,000 top, İngiltere'ye 200,000 top, Hollanda, İskandinav ülkeleri ve Rusya 'ya 400,000 toptan fazla kağıt ihraç ediyordu. XVIII. yüzyılın ikinci yarısında, Fransız rekabeti nedeniyle, Venedik'ten Türkiye'ye yapılan kağıt ihracatının azaldığı görülmektedir. XIX. Yüzyıl başlarından itibaren ise Venedik ve Fransız kağıtlarının yanı sıra İngiliz ve Felemenk kağıtları da piyasada görülmeye başlamıştır. Özellikle İngiliz kağıtlarının Osmanlı piyasalarında iyi kaliteleriyle isim yaptıklarını belirmek gerekir.

XVIII Yüzyıl'da İngiltere'de kağıt yapımı


Gelişen Avrupa kapitalizminin etkilerine açılan ve giderek onun bir açık pazarı haline gelen Osmanlı İmparatorluğunda güçlü bir kağıt sanayinin doğup büyümesini beklemek fazla iyimserlik olurdu. Nitekim Osmanlı İmparatorluğunda özellikle XVIII yüzyıldan itibaren kağıt üretimi için ciddi girişimler olmuşsa da bunların hiç birisi kalıcı olamamış Avrupa kağıt yapımcılarının amansız rekabeti karşısında bir bir yıkılıp gitmiştir.



XII. yüzyılda Anadolu'da kağıthanelerin bulunduğu haçlı seferlerine katılarak esir düşen kimi Fransız ve İtalyanların zanaatı buralarda öğrenip memleketlerine döndükleri Vidalon Ambert ve Ancona Fabriano gibi yerlerde Kağıthane kurdukları ve bu Kağıthanelerden bazılarının günümüzde de varlıklarını sürdürdüğü en azından birer "müze kağıthane" olarak turistik amaçlarla korundukları bilinmektedir. Özellikle Mehmet Ali Kağıtçı'nın batı kaynaklarına dayanarak yaptığı tespitlere göre Anadolu'da kurulmuş bu tür ilk kağıthanelerden biriside Pamukkale'de bulunuyordu.



Pamukkale Kağıthanesi

Pamukkale kağıthanesine ilişkin olarak yüzyıllar önce Çürük Su vadisinde böyle bir kağıthane bulunduğu yolundaki genel tespit dışında herhangi bilgi yada belgeye sahip değiliz. Ancak Anadoluda yeri az çok bilinen ilk kağıthane olması nedeniyle, buranın ihya edilmesi, bir müze kağıthane ve kültür merkezi kurularak Türk kağıtçılığı ve turizmi açısından bir cazibe merkezi oluşturulması konusunda Mehmet Ali Kağıtçı'nın yıllar süren girişimleri olmuştur. (Mehmet Ali Kağıtçı Türk kağıdının babası olarak anılır ve adlandırılır.)








Amasya Kağıthanesi

Osman Ersoy, Amasya'da XV. Yüzyılın başında bir kağıt imalathanesinin olabileceğine ilişkin iki eserde bilgiye rastladığını belirtiyor. Buna göre Bayezit'in Amasya'da kurduğu caminin Ocak 1418 tarihli vakfiyesinde "Kağıtçı Muhittin Mescidi" ve yine zahiri medine i mezburede manzarai ulya kurbinde kağıthane cuneynesi demekle meşhur bahçenin. "... kaydına rastlanıyor.

Bu kayıtlar Ersoy'un çok haklı olarak belirttiği gibi Selçuklular devrinden itibaren önemli bir kültür merkezi olan Amasya'da bir kağıt imalathanesinin bulunduğunu düşündürebileceği gibi buranın kağıt işlenen bir yer olabileceği ihtimalini de akla getirmektedir.






İstanbul (Bizans) Kağıthanesi

İstanbul'un bugün Kağıthane adı verilen semtinde Bizanslılar'dan kalma ve daha sonra da belirli aralıklarla kağıt üretimi yapıldığı kabul edilen bir kağıthaneden çeşitli kaynaklarda söz edilmektedir. Bu kağıthanenin varlığına ilişkin bilgilerin büyük ölçüde Evliya Çelebi'den 1611-1681 kaynaklandığı anlaşılıyor. Zira Çelebi seyahatnamesinin birinci cildinde "kefere zamanında burada kağıt imaline mahsus kargir kubbelerde ebni kağıthane varmış. Hala su dolaplarının biri Daye hatun camiinin altında numayandır. Harap ise de sehl-i imal ile bir baruthane olması mümkündür.", demektedir.

Mehmet Ali Kağıtçı, II Bayezid döneminden kalma 1509 tarihli bir belgenin bu kağıthanede üretilen kağıt üzerine yazılmış olduğunu Süleymaniye camiinin inşaatı ile ilgili kimi kayıtların bu kağıthane ürünü kağıtlar üzerine yazılmış bulunduğunu ve tarihçi Ahmet Refik’in Alimler ve Sanatkarlar adlı eserine dayanarak III. Selim döneminde kağıthanenin düzenli olarak işletildiğini ileri sürmektedir.

Bütün bunlara karşın İstanbul'un kağıthane semtinde ileri sürüldüğü gibi uzun yıllar faaliyet göstermiş bir kağıthanenin varlığını ileri sürmek için kesin belgeler ve burada üretilmiş kağıt örnekleri elde mevcut değildir. Bu konuyu Osman Ersoy'un haklı görünen değerlendirmesiyle kapatabiliriz.


"..... belki de İstanbul'da Kağıthane semtinin mevcut oluşu yabancı seyyahların pek incelemeden kağıt değirmenlerinin de burada olduğunu sanmalarına sebep olmuştur. Yahut hakikaten kağıthanede bir kağıt değirmeni vardı da faaliyetine dair henüz elimize vesikalar geçmemiştir. Bu ikinci ihtimal daha zayıf görünmektedir; çünkü, böyle bir fabrika olsaydı ilk basılan eserlerin çoğu üzüm filigranlı Fransız kağıtlarına basılmazdı.''






Bursa Kağıthanesi

Yine XV. Yüzyılda Bursa’da da bir kağıt imalathanesi bulunduğu kimi kaynaklarda belirtilmektedir. Bilimsel olarak incelendiğinde bu konuda da kesin bir hükme varmak güçleşmektedir. Nitekim konuyu inceleyen ve daha önce çeşitli kaynaklarda sözü edilen belgeleri araştıran ve bu konuda "Bursa’da Kağıt Fabrikası Meselesi" adıyla özgün bir makale yazan Osman Ersoy'un değerlendirmelerine katılmak gerekmektedir. Buna göre Mehmet Ali Kağıtçının kağıtçılık tarihçesi s. 212 de sözünü ettiği ve Dr. A. Süheyl'e dayanarak belirttiği Bursa şeriye sicillerindeki 1486 tarihli belge, araştırmalara karşın bulunamamıştır. Adı geçen belgede Bursa’nın Filiboz deresi vadisinde bir kağıthane olduğuna dair kayıt bulunduğu belirtiliyordu. Belge bulunamadığına göre bu konuda kesin bir şey söylemek olanağı ortadan kalmaktadır.

Aynı kağıthane için sözü edilen 1519 tarihli ve Ersoy tarafından bulunarak tam metni anılan makalede verilen belge ise bu tarihten önce Bursa’da bir kağıthane bulunduğunu ve burada kağıt işlendiğini kesinlikle ortaya koymaktadır. Ancak 1519 tarihli belgede de kağıthanenin maliyeti hakkında yeterli bilgi olmadığı için burasının kağıt imal edilen mi yoksa kağıt işlenen bir yer mi olduğu açıklıkla belli değildir.


Fotoğraflar: chentick.com / ekrembugraekinci.com / bilgibelge.humanity.ankara.edu.tr


__________________

Tanrılar, erkeklerin ''balıkta'' geçirdiği zamanı ömründen saymaz. (Babil Atasözü)
Dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Dilaver'in Mesajına Teşekkür Etti
Eski 25.01.15, 18:57   #2
Moderator

Dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2012
Konular: 413
Mesajlar: 3,680
Ettiği Teşekkür: 18753
Aldığı Teşekkür: 20030
Rep Derecesi : Dilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Uykucu
Standart Cevap: Türkiye'de Kağıdın Tarihçesi





Yalova (Yalakabad) Kağıthanesi


Osmanlı İmparatorluğu'nda varlığını kesin olarak belgeleyebildiğimiz ilk kağıt imalathanesi XVIII. Yüzyılın ortalarında Yalova'da kurulan kağıthanedir. İlk Türk matbaasının kurucusu olan İbrahim Mütefferika'nın Yalova’da bir kağıt imalathanesi kurmak için 1741 tarihinde faaliyete geçtiğini biliyoruz.

Gerek Mehmet Ali Kağıtçı'nın Kağıtçılık Tarihçesi'nde, gerekse Osman Ersoy’un XVIII. ve XIX. Yüzyıllar'da Türkiye’de Kağıt adlı kitabında yer alan belge ve bilgilerden Yalova Kağıt İmalathanesi hakkında bir hayli bilgiye sahip bulunuyoruz. Hatta Nigar Anafarta'nın Hayat Tarih mecmuasında yayınlanan bir yazısından bu kağıthanede üretilen kağıtlarda stilize bir cami içinde "yalakabad sene 1158 " yazısı bulunan bir filigiranın da yer aldığını öğreniyoruz.





Bu bilgilerden kağıt imalathanesinin kurulması ve işletilmesi için gerekli uzmanların Lehistan'dan getirilip, bu ustalarla Mütefferika arasında yapılan anlaşmaya göre, kağıthanenin aletlerinin bu ustalar tarafından yapılmasının ancak gerekli malzemenin devletçe sağlanmasının kararlaştırılmış olduğunu öğreniyoruz. Lehli ustaların ülkelerine döndükleri zaman yerlerine geçebilecek elemanları yetiştirmesi de şart koşulmuştu.




Mehmet Ali Kağıtçı'nın aktardığı 1746 tarihli birkaç belgeden, kağıthanenin kurulacağı çiftliğin satın alınması, kağıthanenin suyunu temin eden derenin başkalarınca israf edilmemesi ve kasaba halkının bu sudan yararlanmaması derenin mecrasının düzenlenmesini ve korunmasını sağlayacak olan gayrimüslimlerin kimi vergilerden muaf tutulmalarına ilişkin hükümler yazılmış olduğunu öğreniyoruz.

18 Nisan 1745 tarihli bir belgeden kağıthaneye ikinci bir dolabın ilave edildiğini, 7 Nisan 1754 ve 29 Mart 1746 tarihli iki belgeden padişah I. Mahmut’un yeni kurulan kağıt imalathanesinden çok memnun kaldığını, o kadar ki yaptığı kağıdı kendisine sunan İbrahim Mütefferika'ya 100 adet altın ihsan ettiğini, 20 Temmuz 1746 tarihli bir başka belgeden ise kağıthanenin su azlığı yüzünden kapanmak tehlikesi ile karşılaştığını biliyoruz.

1749 yılının Mayıs ayına kadar Yalova Kağıt İmalathanesi'nin faaliyetlerine ilişkin bilgiye sahip değiliz. Ancak bu tarihte eserini yazan Hamdi Efendi'den imalathanenin tam faaliyet halinde olduğunu, her cins kağıdın işlenmekte ve esnafa verilmekte, o kadar ki aslan damgalı kağıtlar revaçta olduğundan Avrupa kağıdından ayrılmaması için o filigranların taklit edildiğini öğreniyoruz.

1749 tarihin de Hamdi Efendi tarafından yazılmış coğrafyaya ilişkin kitapta Yalova kağıthanesi ve oradaki kağıt imalathanesi hakkın da verilen şu bilgiler aktarmaya değer:

“Ve keyfiyeti san’atı İstanbul’da eskici Yehud taifesinin cem eyledikleri köhne kırpasın kıyyesin sekizer akçeye kağıt emini olan Yazıcı –i sabık Ali Efendi'ye verüp ol dahi mahalline gönderüp vardık ta ol tunç dibekle kırpas döverek vesiki sahi su ile gidüp pak olup bir yoğurt gibi köpük suyun üzerinde suut edip alup hıfzeder. Vakti hacette bir ağız vasi bir fıçının içine bir miktar koyup su ile karıştırıldıkta yoğurt ayranı gibi bir cevher olur.

Büyük ve küçük kağıdına göre telden kalbur misalinde Çar köşe kasnağı ol suya gats ettirip yukarı kaldırıldıkta suyu telden aşağı fıçıya akup ol kalıp gibi telden kasnak üzerinde beyaz zar misal kalan şeyi keçe parçaları üzerine vaz edüp suları çekildikte birbiri üzerine aralıkta aba ve keçeler ile yığılmış temam suları kalmadıkta sırıklara sererler lakin buna yazı yazılmaz zira seyrek ve neşşaf (emici)’dir. Sonra mahsusi kaynamış paça suyu içinde şap ile terbiyeli suya batırıp tekrar kurutup kavi ve tunç mengenelere sıktırırlar. Ondan sonra gönderip satıldıkta kağıtçılar mühreletirler. Bu kitabın yazılmış olduğu kağıt dahi Yalakabad kağıthanesinde işlenen kağıtlardandır.''

1760 senesinden sonra imalathanenin faaliyetini sürdürüp sürdürmediği kesinlikle bilinemiyor. Elimizde imalathanenin üretim bilgilerini içeren belgeler bulunmadığı için de Yalova kağıthanesinin ülkenin ihtiyacına ne kadar cevap verdiği saptanamıyor. Osman Ersoy Yalova Kağıthanesi'nin 10-15 yıl çalıştıktan sonra kapandığını tahmin ediyor ve bunun nedenleri arasında Avrupa kağıtlarının rekabetini, suyun çevre halkı tarafından kullanılması nedeniyle su yetersizliğini ve teknik elemanların bulunmayışını birer olasılık olarak belirtiyor.

Anafarta tarafından bulmuş olduğu filigrana dayanarak kağıt üretmeye başladığı tarih 1745 olarak verilen Yalova kağıt imalathanesinin olası kapanış nedenleri özellikle yabancı kağıtların rekabeti Türk kağıtçılığına yaklaşık 200 yıl musallat olacak ve bu zincir ancak 1930’larda kırılabilecektir.



(İstanbul) Kağıthane Kağıt Fabrikası

“Kefere zamanında” bir kağıthane bulunduğunu Evliya Çelebi'nin aktardığı İstanbul’un Kağıthane semtinde, III Selim döneminde (1789-1807) bir kağıt fabrikasının faaliyet gösterdiğine ilişkin kimi belgeler vardır. M. A. Kağıtçı'nın Ahmet Refik’e dayanarak verdiği bilgiye göre, Rusçuk'lu Mehmet Emin Behiç tarafından Kağıthane’de bir kağıt fabrikası kurulmuş, ancak ürettiği kağıt, işçi ücretlerini ve diğer masrafları karşılayamadığından 1500 kese açık vererek kapanmak zorunda kalmıştır.

Ayrıca, Charles White, Abdurrahman Şeref, Franz Babinger’in eserlerinde de III. Selim döneminde Kağıthane’de kağıt yapıldığına ilişkin bilgiler yer almaktadır. Osman Ersoy'da, 29 Eylül 1793 tarihli bir belge ile kağıt imaline yarayacak paçavraların hazırlanmasında kullanılacak eczadan arta kalanların Sadabad’da saklanmasına dair Başmuhasebe’ye yazı yazılmış olmasının burada kağıt imal edildiğinin bir işareti olduğunu belirtiyor.





Beykoz Kağıt Fabrikası

XIX. yüzyılda yüzyıl da kurulan kağıt fabrikalarının ilki ve hakkında en fazla bilgiye sahip olduğumuz kağıt fabrikası, yüzyılın hemen başında kurulan ve yaklaşık otuz yıl etkin faaliyet gösteren Beykoz Kağıt Fabrikası’dır. Bu fabrikanın öyküsünü arşiv belgelerine dayanarak ayrıntılı bir şekilde inceleyen Osman Ersoy’a göre, Beykoz Kağıt Fabrikası 14 Mart 1804’te kurulmuş ve Nisan 1832 tarihine kadar etkin bir şekilde çalışmıştır.




Osman Ersoy’un saptamalarına göre, kağıt fabrikasının kurulması ve yerinin seçilmesi işi ciddiyetle ele alınmış, 14 Mart 1804’te Beykoz Hünkar İskelesindeki değirmen ocağı, fabrikanın kuruluş yeri olarak saptanmış, fabrikanın su ihtiyacını karşılamak üzere Akbaba Köyü'nde Hanife Hanım'a ait değirmen ve suyu satın alınmış ve baruthane ustabaşısı Arakil su yollarının yapımı için görevlendirilmiştir. Nitekim İnciciyan “içinde bulunduğumuz 1804 senesinde maharetli ermeni ustaları tarafından çuha ve kağıt imalathaneleri kurulmuş bulunuyor. “ derken büyük ihtimalle Beykoz fabrikasından söz ediliyordu.




1804 yılının sonlarıyla 1805 yılının başlarında fabrika inşaatının büyük kısmının bittiği dört silindirde kağıt imal edilmeye başlandığı ve esnafa ve basmahaneye kağıt verildiğini biliyoruz. Fabrikanın kuruluş yerinin Beykoz ve Yalıköy’e yani alış veriş merkezlerine uzakça olması nedeniyle işçilerin yiyeceklerini sağlamada güçlük çekmemeleri için fabrika yakınında bir fırınla bakkal dükkanının kurulması için ferman çıkarıldığını biliyoruz.

1805 yılının Ekim ayının sonlarına doğru fabrikanın yapımı hemen hemen tamamlanmıştı. Padişah III Selim 28 Ekim 1805 günü fabrikayı ziyaret etmiş her bölümde ayrı ayrı bilgi almış, fabrikanın kuruluşunda çalışan Karabet Kalfa Asker oğlu Artin kethüda Mustafa ve başamele Mehmet’i hassa-yı hasekileri zümresine ithal ederek ödüllendirmişti.

Kabakçı Mustafa ve arkadaşlarının 1807 mayısındaki ayaklanmaları sonunda III Selim tahtan indirilmiş yeni yönetim pek çok şeyi yıkmış olmasına rağmen kağıt fabrikasına dokunmamış ve fabrika faaliyetini sürdürmüştür.

Beykoz kağıt fabrikasının yönetimi önce iradi cedid hazinesine verilmiş fakat beş gün sonra bu karardan vaz geçilerek fabrikanın yönetimi ile masraflarının görülmesi işi darphane-i amireye bırakılmıştır. Zaman zaman fabrika personel maaşları ve masraflarının padişahın özel hazinesinden ödendiği bile olmuştur.

Bu fabrikanın kuruluşunda ve ilk dönemlerdeki yönetiminde darphane nazırı Ahmet Şakir Efendi'nin katkısı büyük olmuş daha sonraları devamlı değişen darphane nazırları kağıt fabrikasını yönetme işini kendilerine bağlı kağıt eminlerine bırakmışlardır. Fabrikanın personelinden olan kağıt eminleri işlerin tümüyle yürümesinden sorumlu kişiler bugünkü deyişle “fabrika müdürleri” ydi. Gerçekten de 1824 yılı başından itibaren “kağıt eminliği” ünvanının değiştirilip “müdür” Unvanının kullanılmaya başlandığını görüyoruz.

Beykoz kağıt fabrikasının eminlerinin ilki Behiç Efendi'dir. Rusçuk'lu Behiç efendi fabrikanın kuruluş yıllarında başında bulunmuş ve ilk numune kağıtların imal edilmesine nezaret etmiştir. Belgelerden onun döneminde basmahaneye ve esnafa kağıt verildiği anlaşılmaktadır.

Behiç Efendi'den sonra Mehmet Salih, Şemsi, Soğuk Çeşmeli Ebubekir , Hacegandan Saib efendiler ve Ahmet Ağa sırasıyla fabrikanın yönetimini üstlenmişlerdir. Müdür ünvanını ilk taşıyan Ahmet Ağa'dır ve fabrikanın faaliyeti ile ilgili kayıtlar onun döneminde çok düzenli tutulmuştur. Bu kayıtlardan Ahmet Ağa'nın 1824 yılı başından 1832 yılı Nisan'ına kadar fabrika müdürlüğünü yürüttüğü anlaşılmaktadır. Osman Ersoy’un arşivlerdeki araştırmalarına göre fabrikanın 1832 yılından sonraki durumu karanlıktadır.

Fabrikada çalışanların kimi ihtiyaçlarının giderilmesi için önlemler alınmış olduğuna daha önce değinilmişti. Fabrikanın ilk kuruluş yıllarında nitelikli iş gücü yetiştirilmesi için gayretler sarf edildiği seçilen kabiliyetli kişilerin geceli gündüzlü fabrikada “talim ettirildiği” bununla da yetinilmeyerek Yahudi’den dönme Ahmet adında birinin daha iyi kağıtlar üretebilmek amacıyla 1808 yılında Avrupa’ya gönderildiğini biliyoruz. Adı geçen Ahmet Avrupa’dan döndükten sonra iyi kağıtlar yapmakla kalmamış fabrikanın bazı aletlerini de imal etmiştir. Geçimsizliği nedeniyle daha sonra fabrikadan ayrıldığı anlaşılan Ahmet’e 1819 yılında müracaatı üzerine 15 kuruş aylık bağlanmıştır.

Aylık hasılat ve masraf cetvellerine göre Beykoz kağıt fabrikasında yaklaşık yedi yıllık bir zaman boyutunda en az 5, en çok 41 kişi çalışmıştır. Ortalama olarak çalışan personel sayısı 28’dir. Çalışanlara ödenen aylık 15 ile 100 kuruş arasında değişmekte ve bir kişi için ortalama ödenen para ayda 45 kuruştan aşağı düşmemektedir. Zeytin yağının okkasının 50 para ile 2 kuruş arasında değiştiği kurbanlık koyunun 5 kuruşa satın alındığı günlerde personele fena para ödenmemiş olduğu hükmüne varılabilir. Fabrikanın işçilerine arka çıktığı en azından gelecekteki üretimi düşündüğü, onarımla geçen Nisan 1817 ile Ağustos 1820 tarihleri arasında görevi önemli olan işçi ve personelin yarım aylıkla istihdam edilmesinden de anlaşılmaktadır.



Fotoğraflar:beykozdanizler.blogspot.com.tr/ekrembugraekinci.com / /yalovasanalmuzesi.com
__________________

Tanrılar, erkeklerin ''balıkta'' geçirdiği zamanı ömründen saymaz. (Babil Atasözü)
Dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Dilaver'in Mesajına Teşekkür Etti
Eski 25.01.15, 19:11   #3
Moderator

Dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2012
Konular: 413
Mesajlar: 3,680
Ettiği Teşekkür: 18753
Aldığı Teşekkür: 20030
Rep Derecesi : Dilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Uykucu
Standart Cevap: Türkiye'de Kağıdın Tarihçesi

Beykoz Kağıt Fabrikası'nda çeşitli kağıtlar üretilmiş ve değişik fiyatlardan satılmıştır. Fabrika sadece İstanbul esnafının ve basmahanenin değil ordunun ihtiyacına da cevap vermeye çalışmıştır. Çok sağlıklı bir karşılaştırma yapılmasa da fabrikanın ürettiği kağıtların fiyat ve kalite yönünden piyasadaki ithal kağıtlarla baş edemediği anlaşılmaktadır. Yerli imalatın sürümü iyi olmakla birlikte tüccar tarafından dışardan ithal edilen yabancı kağıtlar rekabet etmesi zordu. Kaldı ki üretilen miktarlar sınırlı kaldığından devlet bile kendi ihtiyaçları için dışarıdan kağıt ithalini sürdürüyor, esnaf da yerli kağıda çok fazla itibar etmiyordu. Bu durumdan yakınan fabrika emini Ebubekir Efendi'nin sözlerini aktarmak daha sonra benzer yakınma ve değerlendirmelerle sıkça karşılaşacağımız için yararlıdır.

“İmal ve idaresine memur olduğum miri kağıt kârhanesinde imal olunan kağıdın füruhtu beherhal kağıtçı esnafına tevzi ile füruht etmeleri lazimeden olduğuna mebni eslafım kulları müddeti idarelerinde esnaf-ı mezkure kağıt tevzilerinde satılmamasını mucip hareket ile almaktan imtina ve aldıkları kağıdın bahası beş keseden ibaret olup iki senede cevr-i eza ile tediye etmeleriyle bu defa bendeleri dahi esnaf-ı merkumeye teklif eylediğimde yedlerinde efrenç kağıdının kesretinden bahisle guna gun azad ve izzet iderek imtina suretinde olduklarından ....”

Yukarıdaki satırlarda, esnafın ilgisizliğini yerli malın küçümsenişini ve satış koşullarının zorluğunu görmek mümkündür. Buna birde yerli üretimin yeterince arttırılamayışı ve amansız bir yabancı rekabeti eklenirse yerli kağıt üretiminin ezeli sıkıntısı gözler önüne serilmiş olur.

Nitekim Beykoz kağıt fabrikası1832 de kapanmamış ama etkinliği giderek azalmıştır. Bir İngiliz gözlemci 1844 yılında kağıt fabrikasının varlığını sürdürdüğünü belirtmekle birlikte öteki fabrikalar gibi bununda teşvik görmediğini ve dışarıdan ithalat yapmanın daha ekonomik sayıldığını söylemektedir. Bir Osmanlı gözlemcisi Abdurahman Şeref ise ticaret ve sanayinin değerini takdir edemeyişimizden yakınmakta ve kağıt fabrikasının faaliyetini durdurmasını eleştirmektedir:

“Beykoz hünkar iskelesi civarındaki ebniye-i meşhurede her ne kadar kaba saba ise de mülkümüzün eseri olarak kağıt imaline teşebbüs ve gayret bir müddet devam olunmuş ise de ticaret ve sanaiyatın kadr-ü kıymetini takdirde ve bu misillu şeylerin husulunü mücerret hükümeti seniyyeden beklemekte olan hata ve taksir tesiriyle o güzel asar-ı nafia düçar-ı tatil olduğu misillü...”


Konuyu ayrıntılarıyla ve birinci el kaynaklara dayanarak araştırmış olan Osman Ersoy Beykoz Kağıt Fabrikası'nın gelişememesinin en büyük nedenini insan gücüne ihtiyaç gösteren bu gibi tesislerin makine gücüne dayanan bir başka ifade ile kağıt üretimine sanayi devriminin getirdiği ivme karşısındaki başarısızlıkla açıklamaktadır.



İzmir Kağıt Fabrikası


XIX yüzyılda Türkiye’de ikinci kağıt fabrikasının İzmir’de kurulduğunu ve 1846 yılı sonlarına doğru kağıt üretimine başladığını görüyoruz. Konuyu incelemiş olan Osman Ersoy fabrikanın temel harfiatının 1844 yazında yapılmış olduğunu tahmin etmekte, fabrika ile ilgili belgelerin zaman aralıkları taşıdığı için faaliyetinin yıl yıl incelenemediği kaydetmektedir.

Bu fabrikaya ait bilgilerimize göre amaç ucuz kağıt üretilmesiydi ve fabrika 15 yıl için gümrük resminden muaf tutulmuştu. Ancak bu önlemin bile çalışmadığı İstanbul ve başka vilayetlere gönderilen kağıtlardan İzmir gümrükçüsünün resim almayı sürdürdüğü anlaşılıyor.

Fabrika Bryan –Donkin tipi modern bir kağıt makinesine sahipti ve burada yapılan kağıtların kalitesi iyiydi. Bu fabrikada üretilen kağıtların hiç değilse bir kısmı “eser-i cedid” kağıdı olarak bilinmektedir. Fabrikanın bir süre devletin kağıt ihtiyacının bir kısmını karşıladığını ancak devletin bile satın aldığı kağıdın parasını fabrikaya iki yıl geç ödediği düşünülürse başarısızlığın nedeni anlaşılır. Tarihçi Abdurahman Şeref bu durumu şöyle dile getirmektedir:

“Avrupa mamülatı kırtasiyenin rekabetiyle beraber sermayesinin veresiye kalması sebebi tatil olmuştur zannederim.”

O. Ersoy fabrikanın mülkiyet biçimi hakkında bir şey söylemiyor. M. A. Kağıtçı ise fabrikanın Düzoğlu Cüce Karabet ile Hoca Mihran tarafından kurulduğunu ve “özel teşebbüse” ait olduğunu belirtiyor.

Fabrikanın kapanış tarihi konusun da da kesin olarak bir şey söylemek mümkün değildir. O. Ersoy “1847-1851 arasındaki imalat hakkında bilgilerimiz eksiktir” ve “1851’in son ayları ile 1852’nin ilk iki ayında İzmir fabrikasından 72.615 kuruşluk kağıt satın alındı...” dediğine göre fabrikanın 1852 yılının hiç değilse ilk aylarında faaliyette oluğunu düşünmek olasıdır.

M. A. Kağıtçının “.... Ne yazık ki, Halkapınar Kağıt Fabrikası, 1843’te İzmit’te kurulması mukarrer kağıt fabrikası kuruluşunu daha teşebbüs devresinde akim bıraktırmayı başarmış olanların sabotajlarına ancak 6 ay dayanabilmiş idi” şeklinde görüşüne ise katılmak mümkün görünmemektedir.

Bu fabrikanın akıbeti hakkında Ömer Celal Sarç da şu değerlendirmeyi yapmaktadır:

“Kucak dolusu paraya mal olan bu fabrikaların mühim bir kısmı, mesela İzmir kağıt, hazinenin vaziyeti artık mütemadi açıklarını karşılamaya imkan vermediği için, bir müddet sonra kapanmıştır. Bu suretle bilgisizlik, idaresizlik ve suiistimaller yüzünden ve kısmen de kapitülasyonların milli fabrikaların himayesine imkan vermemesi dolayısıyla büyük ümitlerle başlamış olan bu sanayileşme hareketi iflas etmiştir.”





Hamidiye Kağıt Fabrikası

XIX yüzyıl sonlarında kurulan ve hakkında en fazla bilgi ve belge sahip olduğumuz kağıt fabrikası Hamidiye Kağıt Fabrikasıdır. Söz konusu fabrika II Abdülhamit tarafından Serkarin Osman Bey'e verilen 14 Eylül 1886 tarihli bir imtiyazname uyarınca kurulmuştur.





Buna göre “Hamidiye Kağıt Fabrikası” adıyla bir kağıt fabrikası kurma yetkisi ve imtiyaz 50 yıl süreyle Osman Bey’e veriliyordu. Osman Bey fabrikayı dört yıl içinde kurmayı kabul ediyordu ve fabrika için seçilecek yer devletin ise parasız, değilse devletçe satın alınacak ve imtiyaz sahibine verilecekti. İmtiyaz tarihinden itibaren 50 yıl süreyle kağıt fabrikası kurmak için başka hiç kimseye izin verilmeyecekti. Bununla birlikte bu fabrikanın imalatı ihtiyacı karşılayamaz ve başkaları daha uygun teklifler getirirse devlet yeni bir karar verme yetkisini elinde bulunduracaktı. Üstelik fabrika için gerekli yerli ve yabancı alet ve edevat ile üretilecek kağıtların ihracatından gümrük resmi alınmayacaktı. Ayrıca, imtiyaz sahibinin fabrika için bir şirket kurma yetkisi vardı.

Osman Bey bu imtiyaz uyarınca bir anonim şirket kurdu. Şirketin sekiz “fasıl” ve toplam 44 madde olan “Nizamname-i Dahili”si Düstur’un 1. tertibinin 6.cildinde yayınlandı. Buna göre, şirketin unvanı Hamidiye Kağıt fabrikası olacak ve Osmanlı kanun ve nizamlarına tabi bulunacaktı. Şirketin merkezi İstanbul’da olacak ve yabancı ülkelerde dahi şubeleri bulunacaktı. Şirketin sermayesi 300.000 Osmanlı Lira’sından hisseye bölünmüştü. Nizamname’ye göre şirket ayrıca tahvil çıkarmaya da yetkili olacaktı.

Nizamname’nin 7. maddesine göre “şirket hisse senedatının tamamı imza ve sermayesinin yüzde onu istihsal olunduktan sonra suret-i kat’iyede teşekkül etmiş” sayılacaktı. Nitekim 10 Haziran 1890 tarihli bir belgeden 27.300 İngiliz Lirası’nın Osmanlı Bankasının Londra şubesine 3 Haziran 1890 tarihinde yatırıldığı anlaşılmaktadır.

Şirketin yönetimi ve faaliyetleri genel kurul tarafından seçilecek 5-11 üyeden oluşan bir yönetim kurulu tarafından yürütülecek ve”Meclis-i İdare Dersaadet’te içtima edecek tir”. Aynı maddeye göre şirket nizamnamesinin Osmanlı Devletince kabul edileceği tarihten itibaren iki yıl süreyle idare meclisinde Leonidas Zarifi Efendi, Cevad bey, Edvin Pears, John R.Thomson ve Thomas Charles Tucker görev yapacaklardı ve bunların görevlerinin umumi heyetçe onaylanması gerekmeyecekti.





İdare meclisi üyelerinin en az onar hisse senedine genel kurul üyelerinin ise beş hisseye hisseye sahip olmaları gerekiyordu. Hamidiye Kağıt Fabrikası Anonim şirketi Beykoz Kır mevkii ve Hünkar iskelesinde Osman Bey’in oğlu Ali Cevat Beye ait 42 dönüm arazyi satın aldı ve 19 Haziran 1890 tarihinde fabrikanın temeli, atıldı. Bu arada, ülke dışından gelecek makine ve aletler de İngiltere’deki Masson Scott firmasına ısmarlandı. Firma, temin edeceği dört kağıt makinesi ile diğer araç ve gerecin monte edilmesi işini de üstlendi. Ancak şirketin çıkardığı hisse senetlerinin rağbet görmemesi ingiliz firmasına senetlerin ödenememesine yol açtı ve dört makine içinde sigara kağıdı üretecek olandan vazgeçildi ve fabrikanın kurulmasından sonra altı ay süreyle Masson Scott firmasınca işletilmesi kararlaştırıldı. Bu yeni düzenlemelerden sonra fabrika kuruldu ve 22 Ocak 1893 tarihinde açıldı. Açılış törenine Padişah’ı temsilen Erkan-ı Harp Feriki Şakir Paşa katıldı.

Masson Scott firması anlaşma gereğince fabrikayı kurduktan sonra altı ay çalıştırdı ve Hamidiye Kağıt Fabrikası Anonim şirketinden alacağını istedi. Şirket borcunu ödeyemeyince mahkemeye gidildi ve mahkeme kağıt fabrikasını Masson Scott firmasına verdi. Firma fabrikayı çalıştırmak istediyse de kendi yönetim kurulunun “Masson Scott firmasının kağıt sanayiine makine yaptığı kendi müşterileri ile rekabet etmek anlamına gelecek” böyle bir faaliyetin doğru olmayacağı yolundaki itirazı üzerine fabrikanın faaliyeti sürüncemede bırakıldı. Böylelikle fabrika 1912 ılına kadar M. A. Kağıtçı’nın deyişi ile “metruk ve muattal” kaldı.

Masson Scott firması 1912 yılında fabrikayı satışa çıkardı ve fabrika Hamidiye Kağıt Fabrikası Şirketi tarafından satın alındı. Fabrikanın işletmeye açılması için hazırlıklar devam ederken fabrikaya haciz kondu ve imtiyazname gereği muaf tutulduğu kim resim ve rusumların ödenmesi istendi. Uzun girişimlerden sonra haciz kaldırıldı. İngiltere’den kağıt mühendisleri ve ustalar getirtilerek faaliyete başlandığı sırada Birinci Dünya Savaşı başladı ve İngiliz personel ülkelerine döndü.

Fotoğraflar: ekrembugraekinci.com
__________________

Tanrılar, erkeklerin ''balıkta'' geçirdiği zamanı ömründen saymaz. (Babil Atasözü)
Dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Dilaver'in Mesajına Teşekkür Etti
Eski 25.01.15, 19:16   #4
Moderator

Dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2012
Konular: 413
Mesajlar: 3,680
Ettiği Teşekkür: 18753
Aldığı Teşekkür: 20030
Rep Derecesi : Dilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Uykucu
Standart Cevap: Türkiye'de Kağıdın Tarihçesi

Altı aydan fazla düzenli çalışamamış olan bu fabrikanın ürünleri hakkında da herhangi bir bilgimiz yoktur. Bununla birlikte Hamidiye Kağıt Fabrikası’nda üretilen kağıtların bir süre kullanıldığı kesindir. Nitekim dönemin önde gelen kültür, sanat ve bilim dergilerinden birisi olan maarifde aşağıdaki yazı bu durumu kanıtladığı gibi “yerli kağıdın” dönemin aydınlarınca ne denli olumlu karşılandığının da güzel bir örneğidir.





“Maarif’in Kağıdı”

“Gazetemiz şimdiye kadar Avrupadan celbolunan bir kağıt üzerine tab olunmakta idi. Asr-ı cihanbanide sanayi-i mahalliyemizin terakkiyatı-ı delailinden biri olan Hamidiye Kağıt Fabrikası Avrupa fabrikaları masnuatı ile rekabet edebilecek derecede ve belki bir çoğuna faik kağıt çıkardığından böyle sanayii-i dahiliye mahsulü meydanda dururken Avrupa kağıtlarına gazetemizin tabını terviç etmedik ve bu nüshamızdan itibaren eski kağıdı terk ile gazetemizi Hamidiye Kağıt Fabrikası kağıdı üzerine tab ettirmeğe başladık. Bu kağıt biraz ince olmakla beraber gerek rengi gerek hamuru eski kağıdımızdan her halde ala olduğunu mütaliin –i kiram tasdik buyuracaklarından ve bu intihabımızı bir eseri terakki görerek risalemiz hakkındaki teveccühlerini tezyit edeceklerinden eminiz”.



Fabrikanın akıbeti, şimdiye kadar aktarılanlardan daha da hazin olmuştur. 1915 yılında müttefiklerimiz harp malzeme yapılmak üzere kağıt fabrikası makinelerinin kırılmasını ve kendilerine verilmesini talep etmişler ve bu talep yerine getirilmiştir.

M. A. Kağıtçı'nın sözleriyle “Türkiye kağıt piyasasının serbestisini idame maksadıyla yapılan bu tahrip ustalıkla tevil edilerek, Beykoz fabrikasının memlekette hammadde bulamamasından işleyemediği şeklinde yayılmış ve bu şaiya memleketimizin sanayiye müsait olmadığını ispat için kuvvetli bir delil olarak gösterilmiştir”.

Buraya kadar özetlenenlerden; Türkler'in, kağıdı Doğudan-Batıya taşıma iddiasına sahip olsalar da kağıt üretimi konusunda pek fazla başarılı olamadıkları anlaşılmaktadır.

Bunun başlıca nedeninin önceleri toplumsal olarak kağıda pek fazla ihtiyaç duymamış oldukları, XVIII yüzyıldan sonra ihtiyaç duymaya başladıklarında ise, atı alıp Üsküdar’ı çoktan geçmiş bulunan Batı kapitalizmi karşısında rekabet şansına sahip olamayışları gerçeği olduğu ileri sürülebilir.

Osmanlılar kağıt üretiminde pek başarılı olamamış görünseler de, ithal ettikleri kağıtları işlemekte pek fazla hüner ve beceri göstermişlerdir. Her şeyden önce kağıdı çok sevmiş, kağıt kırpıntılarının bile israf olmamasına özen göstermiş, kağıda karşı adeta kutsal bir şeymişçesine davranmışlardır.

Osmanlı Türkleri'nin kağıtla olan ilişkilerinde kağıt işlemenin önemli bir yeri olmuştur. Çünkü güzel ve süslü yazı yazmak Osmanlılarda pek rağbette idi ve güzel ve süslü yazı da ancak çok iyi bir şekilde işlenmiş, terbiye edilmiş kağıtlar üzerine yazılabilirdi. O kadar ki hattatlar, kağıtlara, yazacakları yazının değerine göre değer verirlerdi. Bir neden olmadıkça kullanmak istedikleri bir kağıdın yerine başkasını kullanmazlar, iyi kağıt bulamazlarsa yazı yazmak bile istemezlerdi.

Plastik sanatların resim heykel vb. dallarıyla ilgilenmeyen Osmanlıların bütün enerjilerini ve dikkatlerini güzel ve süslü yazıya verdikleri söylenebilir. Osmanlılarda pek sık kullanılan “Hattın fazileti beyanındadır” özdeyişine rağmen yüz yıllar boyu hattın biçimine ve üzerine hat yazılan kağıtlara yazının içeriğinden daha fazla önem verildiği gözlenmektedir.

İyi bir hat için kağıtta bulunması gerekli bazı nitelikler veya özellikler, hattatlarca titizlikle aranmıştır. Bunlar arasında:

Ham kağıt kullanılmaması, kalemin kağıda iyice yapışması, mürekkebi yayan kağıda iltifat edilmemesi kalemin cam üzerinde yazar gibi kayıp gitmemesi, kağıdın yumuşak hamurlu olması, emme hassasının yüksek olması, kalemi tutmaması ve mürekkebi arkasına geçirmemesi;

Mümkün olduğu kadar çok silinebilmesi, silinince leke bırakmaması, renginin atmaması, aharlı, mühreli olması ve mümkünse bu işlemlerin eskiden yapılmış olması;

Kağıdın renginin yazıyı boğacak, donuk ve cansız gösterecek türden olmaması; sayılabilir.

Gerçektende günümüzden çok değil yüzyıl önce Beyazıd’daki bir kağıtçı dükkanında “şeker renk Venedik aharlisi” nden “musaflık yeşil” e, Hind Abadisinden”, “yaldızlı İngiliz”e “Felemenk ruganları”ndan ,”Fransız parlağı” na kadar pek çok ad altında yaklaşık yüz çeşit kağıt bulmak olanaklıydı.

Türkler hemen her dönemde ithal ettikleri kağıtları aharlamak, mührelemek ve boyamak gibi işlemlerden geçirirlerdi. Nitekim çeşitli kaynaklarda rastlanan kağıtçı, kağıthane yada kağıt karhanesi sözcükleri daha çok bu terbiye işleminin yapıldığı yerleri içeren anlamda kullanılmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nda yüzlerce aile bu işlerle geçimini sağlarken aharci, mühreci ve boyacılar da kendi içlerinde uzmanlaşmışlardı. Yine de bazı ünlü hattatlar, aharleme, boyama, mühreleme işlemlerini kendileri yapmayı tercih etmişlerdir.

Aharlemek kağıdın güzel yazı için elverişli bir hale getirilmesi yani yüzeyinin bir takım sıvılarla güçlendirilmesidir. Şapta eritilmiş yumurta akı, sulu nişasta, pişmiş pirinç suyu, paça suyu sıvılar aherleme işleminde bolca kullanılırdı. Bu sıvılar kağıdın yüzeyine bir kez sürülürse buna”tek aherli” iki kez sürülürse “çift aharli” denirdi. Nefeszade İbrahim'in ahar tarifi ise oldukça karmaşıktır.

“Bir fincan halis nişastaya kırk fincan su koyup içine onluk miktarı balık tutkalı koyup karıştırarak ta içine bir ateşi sokup çıkardıkta ateş sönmeyince tabhola, badehu indirip kağıtlara sürüle.

Eğer birkaç gün terk olunup üzeri küflendikten sonra küfü atılıp sürülür ise daha ala olur.

Badehu kağıtlar kuruduktan sonra yumurta aharı sürüle.

Tariki budur ki miktar-ı kifaye yumurtanın akını bir kaseye vaz ve ceviz miktarı içine şap koyup köpürünce karıştırıla, badehu terk oluna ta köpüğü azalıp suyu çoğaldıkta ol suyu kağıtlara sürüle.

Bundan ala ahar olmaz.”

Mührelemek ise “mühre” adı verilen genellikle camdan düz bir cisimle kağıt yüzeyinin perdahlanması yani düzleştirilip parlatılmasıdır. Çakmak mühre, cam mühre, deniz kulağı mühre ve altın mühreleri gibi çok değişik mühreler vardır.

Aharlamak ve mührelemek kağıdın yüzeyini düzlediği dayanıklılığını artırdığı gibi, mürekkebin dağılmamasını, kağıda sinek konmasını önlemekten, haşarattan korumaya kadar çeşitli yararlarıda vardı.

“Aharlayınca kağıdın üstünde parlak bir tabaka meydana gelir. Bu parlak tabaka yüzünden kağıt mürekkebi emmez, satıha kalır. Bu yüzden de yazıları ıslak bir bezle veya yalayarak iz bırakmayacak şekilde silerek yerine yeniden yazmak mümkündür. Bu hususiyetinden dolayı resmi dairelerde , Osmanlı Divanında daha ilk dönemlerden bu yana aharlı kağıt kullanmak yasak edilmiştir. Çünkü aharlanmamış kağıt mürekkebi emer ve bir daha yazıyı silmek, düzeltmek mümkün olmazdı. İşte bu suretle resmi evraklar üzerinde oynamaların değiştirmelerin yani sahtekarlıkların önüne geçilmiş oluyordu”.


Mürekkep Yalamak Deyimi

Aharlanmış kağıtların dilimize bırakmış olduğu bir mirası da burada belirtmek yararlı olabilir.

“Eskiden öğrenciler yazı öğrenirken yaptıkları her yanlışı dilleri ile aharlı kağıt üzerinden mürekkebi yalayarak siler yenisini yazarlardı. Ne kadar çok hata yapılırsa o kadar çok yalayıp silmek gerekirdi.''

Dilimizde okur yazarlık belirtisi olarak bugün hala kullanılan''çok mürekkep yalamış'' deyimi aharlı kağıtların bu özelliği ile ilgilidir.



Kağıtların boyanması ise başlı başına ayrı bir zanaattı. Kağıtlar yalızca boyanmaz ebrulanırdı da. Otuzun üzerinde farklı renk elde etme yöntemi bilinir, kağıtlar ya banyo edilerek yada sürülerek boyanırdı. Ebru kağıdı yapma yöntemleri ise pek zengindi.

Görüldüğü gibi Türkler kağıt üreticisi olmasalar bile kağıdın kullanımı konusunda kendi toplumsal bünyelerine ve kültürlerine uygun bir yol izlemişlerdir, kağıt yüzeylerini işleme ve bunlar üzerine güzel yazı yazmada, belki de başka hiçbir toplumda olmadığı kadar uzmanlaşmışlar, başarı göstermişlerdir.


Kaynaklar

1. SEKA Kağıtçılık Dergisi Temmuz 1999, Sayı 62

2. Eczacıbaşı Dergisi Ekim 1977, sayı 4
__________________

Tanrılar, erkeklerin ''balıkta'' geçirdiği zamanı ömründen saymaz. (Babil Atasözü)
Dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Dilaver'in Mesajına Teşekkür Etti
Cevapla

Bu Sayfayı Paylaşabilirsiniz

Etiketler
âdilşahi, beykoz kağıt fabr, bursa kağıthanesi, charta damascena, filigran, gun i tebrizi', hamidiye kağıt fabr, harir i hindi, izmir kağıt fabr, kağıdın, kağıt çeşitleri, kağıt fabrikası, kağıthane, mehmet ali kağıtçı, mehmet emin behiç, mürekkep yalamak, osman ersoy, pamukkale kağıthanesi, tarihçe, tarihçesi, türk kağıtçılığı, türkiye'de kağıt, türkiyede, yalakabat kağıthanesi, şinasi tekin


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


İlgili Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Vicdani Ret Nedir? Tarihi - Türkiye'de Vicdani Ret SerseriGezgin Serbest Kürsü 43 22.10.14 02:59
Karikatür Nedir? | Tarihçesi | Türkiye'de Karikatür Rukia Resim | Fotoğraf | Heykel 9 22.01.14 12:32
Türkiye'de Eğitim ve Öğretim Sistemi Rukia Eğitim Sistemi | Eğitim Sorunları 7 29.12.13 23:37
Türkiye'de Haklar ve AİHM Kararları Mustafa Akten Mustafa Akten 0 22.04.13 09:42
Türkiye'de Gazetecilik ve AİHM Kararları Mustafa Akten Mustafa Akten 1 23.03.13 13:27


WEZ Format +3. Şuan Saat: 11:17.


Powered by vBulletin® Version 3.8.8
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0 PL2 ©2011, Crawlability, Inc.
Copyright ©2000 - 2017 www.forumgercek.com
Protected by CBACK.de CrackerTracker
Önemli Uyarı
www.forumgercek.com binlerce kişinin paylaşım ve yorum yaptığı bir forum sitesidir. Kullanıcıların paylaşımları ve yorumları onaydan geçmeden hemen yayınlanmaktadır. Paylaşım ve yorumlardan doğabilecek bütün sorumluluk kullanıcıya aittir. Forumumuzda T.C. yasalarına aykırı ve telif hakkı içeren bir paylaşımın yapıldığına rastladıysanız, lütfen bizi bu konuda bilgilendiriniz. Bildiriniz incelenerek, 48 saat içerisinde gereken yapılacaktır. Bildirinizi BURADAN yapabilirsiniz.
Page Rank Icon
Bumerang - Yazarkafe
McAfee Site Denetleme
Norton Site Denetleme
www.forumgercek.com Creative Commons Alıntı-Lisansı Devam Ettirme 3.0 Unported Lisansı ile lisanslanmıştır.