Merhabalar
Forum Gerçek üyesi değilsiniz ya da Üye Girişi yapmamışsınız.
Sitemizden tam olarak yararlanabilmek için;
Lütfen Buraya tıklayarak üye olunuz.
Forum Gerçek

Forumları Okundu Kabul Et Bugünkü MesajlarYazdığım Cevaplar Açtığım Konular Kim Nerede
Geri git   Forum Gerçek > Türk ve Dünya Tarihi > Türk Tarihi

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
Eski 23.11.15, 22:55   #21
Moderator

Dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2012
Konular: 403
Mesajlar: 3,579
Ettiği Teşekkür: 18408
Aldığı Teşekkür: 19533
Rep Derecesi : Dilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Uykucu
Standart Cevap: Osmanlı'dan Günümüze Ayaklanmalar ve İsyanlar



9. Bicar Aşiretine Tenkil Harekatı / 7 Ekim-17 Kasım 1929


Şeyh Sait harekâtından sonra birlikler ayaklanma bölgesinde arama faaliyetlerinde bulunmuşlarsa da ulaşım olanağından yoksun birçok arazi kesimi cezalandırma hareketi dışında kalmıştı. Bicar cezalandırma harekâtının yapıldığı bölge eşkiya için yalçın dağ yamaçları, sık ormanlarıyla saklanmaya uygun bölgeydi. Şeyh Sait`in takibi sırasında kaçanların çoğu buradaki in, mağara ve komlarda saklanarak kurtuldular. Kendi ahalileri onları besleyip birliklerin harekâtı hakkında da bilgi veriyorlardı. Bir süre sonra yavaş yavaş baskın, soygun, yol kesme, postalara saldırı ile PTT hatlarını kesme eylemlerine girişmişlerdi.

7. Kolordu bu bölgeye Urfa­Cizre bölgesinden zaman zaman gelen eşkiya faaliyetlerine karşı mücadele ediyordu. Ama takip müfrezeleri asilerin yeri ve hareket istikâmeti hakkında doğru ve ayrıntılı haber alamıyorlardı. Aldıkları haberlerin doğruluğunu araştırıp soruşturmadan harekete geçiyorlardı. Alınan haberler müfrezelere geç ulaşıyordu. O zaman da "meselenin ruhu" olarak vasıflandırılan istihbarata müfrezelerin gereken önemi vermedikleri görülüyordu. Resmi kayıtlar bile işlerin "talih ve rastlantı"`ya bırakıldığını göstermektedir. Bazı müfrezeler arasında irtibat da iyi sağlanamıyordu. Bundan dolayı da iyi sonuç elde edilemiyordu.

Yanıltılan müfrezeler pusuya düşürülüyordu. 5. Seyyar Jandarma Alayı böyle bir pusuya düşürülmüş, subay ve erlerden şehit vermişti. Birçok malzeme ise asilerin eline geçmişti. Buna benzer olaylar eşkiyanın moralini artırınca olay büyüdü.

7. Kolordu Komutanı General Nazmi Solok ve daha sonra Elazığ Havalisi Komutanı Albay Mustafa Muğlalı bu bölgeye gönderildiler. Muğlalı; Osmaniye, Piran, Hani, Lice, Bicar, Cirbir, Genç, Gökdere, Palu bölgelerini 34 gün dolaştı. Tespit ettiği hususlar, resmi kaynaklara o zaman not edildiğine göre, birkaç yıl öncesi Güneydoğuda tespit edilen hususlardan pek farklı değildi. Hükümete sadık ahali artan eşkiya baskısı yüzünden, hükümetin kendilerine yardımcı olamayacağına kanaat getirerek eşkiya nüfuzuna girmişti. Bunlara karşı harekâtı Muğlalı yönetti.

Çeteler, halka, şimdi PKK`nın yaptığı gibi her türlü zor kullanarak istediklerini yaptırıyorlardı. Diğer taraftan bazı çevreler de Kürtçülük, Kürt bağımsızlığı fikrini yaymak için molla ve şeyhlerden de yararlanıyorlardı. Askeri kaynakların tespitine göre kaymakam ve bucak müdürü gibi yöneticiler gerektiği kadar bölgelerini dolaşıp halka ilgi ve şefkat göstermiyorlardı. İş için hükümet kapısına gelenler süründürülüyordu. Doğuda birçok üst kademe memur kürt ülküsü taşıyor, diğerleri de onların oyuncağı oluyordu. Ordunun kendisine verilen eşkiyayı takip ve yok etme görevini yaptığına, halkı memlekete yararlı hale getirme işinin ise sivillere düştüğüne inanılıyordu.

7. ve 8. Kolordulara bağlı birlikler yanında Hezanlı Şeyh Selim Efendi, Şeyh Selamet Köyü, Bicar, Lice, Hani, Çapakçur ve Gökdere Milisleri de şimdiki köy korucuları gibi, harekâtta görev aldılar. Bu milislere eşkiya çok zarar vermiş, evlerini, köylerini yakmış ve hayvanlarını almıştı. Milisler müfrezelere rehberlik yaptılar. Silahlı çatışmalara katıldılar. Yakalananlarla ilgili istihbarat çalışmalarında yararlı oldular.

Harekât, asilerin bulunduğu bölgenin tamamen çevrilmesi ve çemberin sonra yavaş yavaş daraltılmasıyla asilerin imhası şeklinde oldu. Yapılan istihbarat ile sadece dağdaki asilerden ele geçenler değil, onlara yataklık ettikleri belirlenenler, onlarla birlikte dağda çarpıştıktan sonra hiçbir şey yokmuş gibi ertesi gün köydeki evlerine dönenlerden tespit edilenler yakalandıklarında en ağır şekilde cezalandırıldılar. İmha edildiler. Bazı köyler müfrezeler gelmeden, yaşayanlarca boşaltılıyordu. Birlikler köyün etrafındaki araziyi de çok iyi arıyor, buldukları silah, cephane, yiyecek ile birlikte asilere yandaş oldukları anlaşılanları, kadın ve çocuklar ayrılarak, kurşuna diziyorlardı. Boytan, Mürtezan, Zengezor bölgesinde 22 köy eşkiya ile tamamen birlik oldukları kesinlikle anlaşıldığından yakıldı. Yanan köylerde birçok mermi ve bombanın patladığı görüldü. Yangın içinden eşkiya cesetleri çıktı. Bu harekât sırasında şimdiye kadar yapılan takiplerden edinilen deneylerden yararlanıldı. Takibe uğrayan eşkiya hemen takip yapan birliğin gerisine düşmek suretiyle kendini kurtarıyordu. Bu durumda, en küçük birliğe varıncaya kadar, tarama yapacak birliklerin kademe ile hareket etmesi emredildi. Müfrezeler bir yerden bir yere giderken geçen zamandan, asiler izlerini kaybettirmek için yararlanıyorlardı. Bunun için örtme perdesi yapan birliklerin yerlerinden oynatılmaması esas alındı.

Operasyon sırasında Türkiye`nin ilk nüfus sayımı da yapılıyordu. Sayım memurlarına güvenlik için müfreze veriliyordu. Lice`nin Harta köyüne gidenlere köyden ateş açıldı. Köylüler de eşkiyaya katıldılar. 60 kişi kadar oldular. Müfrezeyi kuşattılar. Akşama doğru Lice`den gelen bir bölük yetişince eşkiya gece karanlığından yararlanıp kaçtı. Ama 10­12 kayıp verdi. Bir yüzbaşı ile dört er yaralandı. Bu köy ve civarı daha sonra yakıldı. Bölgedeki Hüveydan`da halkın asilere destek oldukları, takibe gelen birlikleri yanıltmaya çalıştıkları operasyonlar sırasında tespit edildi.

Genellikle köye yaklaşan müfrezeye birkaç köylü yaklaşıyor, eşkiyadan büyük zarar gördüklerini söyleyip eşkiyanın gittiği istikâmeti yalnış tarif ediyorlardı. Bu sırada köydeki asiler ve onların destekçileri silahlarını alarak çıkıp askere ateş açıyorlardı. Bu taktik anlaşılınca gereken tedbir alındı. Köylülerle temas eşkiya takibini engellemedi. Köy ablukası sürerken takip de sürdü. Timuri ormanlarında böyle kaçan 38 kişi öldürüldü. Şüpheli olarak yakalanıp Lice`ye mahkeme edilmek üzere gönderilen 31 kişi yolda askerlerin elinden silahlarını almaya kalkınca öldürüldüler. Hüveydan bölgesindeki köyler tamamen yakıldı. Bir ay kadar süren cezalandırma harekâtı sonunda 280 köy yakılmış, 2.000`den fazla eşkiya ve destekçisi öldürülmüştü.

Kaynak: Mehmet Ali Kışlalı PDF


10. Asi Resul Ayaklanması / 22 Mayıs-3 Ağustos 1929

Gerçekte ne genel bir ayaklanma ne de güneyden geçen eşkıya tarafından çıkarılmış bir mesele olmayan bu ayaklanma olayına sebep; Eruh ilçesi Jandarma Komutanı Teğmen Ziya'nın öteden beri Lodi bucak merkezinin Tilmişar köyünden Jilyan aşireti reisi Resul'e mugber oluşu dolayısıyla hasmı hakkında aldığı ihbarları vesile yaparak Eruh İlçesi Kaymakam Vekili Jandarma Yüzbaşısı Galip'i de kandırmak suretiyle; Resul, kardeşi Akit ve daha bazı kimseler için tutuklama müzakeresi sağlamak suretiyle ve silah toplamak bahanesi ile aranan şahısların bulunduğu dört köyde, aynı zamanda arama baş­lamıştı.

Resul'ün evi aranmışsa da bir şey bulunmamış ve Resul yakalanmıştı. Diğer köylerde de bir fevkalâdelik olmadı.

Yalnız Akit'in bulundugu Goveşit köyü aranılırken şiddet gösterilmiş olması ve yeteri kadar da tertibat alınmamış bulunması dolayısıyla Akit ve taraftarlarının açtığı ateş üzerine müsademe başladı ve bir onbaşı, dört jandarma eri şehit edildi. Teğmen Ziya. tutukladığı Resul'ü Tilmişar'dan çıkaracağı sırada Resul taraftarlarının iki yandan açtıkları ateş karşısında Resul kolayca kaçırılmış oldu.

Bu müsademede de bir er şehit edilerek verilen zayiat 6'ya yükselmişti. Başlarına gelecekten korkarak 15 kadar köy halkı da evlerini ve ekinlerini bırakarak Midyat ve diğer ilçelere kaçtılar ve böylece asayişi, ihlal eden ayaklanma olayı başlamış oldu.

Tabiatıyla bu olaya sebebiyet veren Yüzbaşı Galip ve Teğmen Ziya haklarında kanuni kovuşturma yapılmak üzere Siirt Valiliğince açığa alındılar.

Kaynak: Genelkurmay Belgelerinde Kürt İsyanları PDF1





11. Tendürek Harekatı / 14 Eylül-27 Eylül 1929

Türk Ordusu, 14-27 Eylül 1929 tarihlerinde Tendürek harekatı ile İran kökenli Şeyh Abdulkadir (Şêx Ebdulqadir)'in isyanına katılmasını önledikten sonra Hükümet, hareketi bastırmak için 28 Aralık 1929'da aldığı bir kararla 1930 Haziranında Ağrı’ya bir kuvvet gönderdi. Salih Omurtak komutasındaki birlikler ilk başlarda fazla başarı elde edemediler. 26 Mayıs-9 Haziran 1930 tarihleri arasında Savur harekatı ile Savur, Midyat ve Cizre istikametini güvenliğini korumaya çalıştı.

Ağrı Türk-İran sınırı boyunca devam etmekteydi. 1930'lara gelindiğinde, Türk güçleri üstünlük kurmaya başlamışlardı. Mayıstan başlayarak, Türk güçleri atağa geçti ve Ağrı dağını 10.000 askerle Haziranda kuşattı. İki tarafta da asker sayıları gittikçe artıyordu. Kürt aşireti Türkiye devletine karşı toplamda 60.000 asker toplamıştı.

Türk önceliğine göre Barzani 500 adamla Musul'dan ve diğer Kürt gruplarda örneğin Haco Ağa Suriye'den Simko da İran'dan 1930'da Hoybun'a yardıma geldiler.

20 Haziran - 12 Temmuz 1930 tarihleri arasında (Genelkurmay Harp Tarihi Başkanlığı'na göre 20 Haziran - Eylül başı 1930[5]) Van ile Karaköse (Ağrı) arasında Zilan harekatı gerçekleştirdi. Bu harekat sırasında 12 Temmuz 1930 veya 13 Temmuz 1930'da Zilan Olayları yaşandı ve Ağrı eteklerindeki köyler tamamen yakılırken, ahalisi Erciş'e sevk ve iskan olmuştur. Zilan harekatında imha edilenlerin sayısı 15.000 kadardır."

Cumhuriyet gazetesi 16 Temmuz 1930 tarihinde bu olayı "Ağrı Dağı tepelerinde tayyarelerimiz şakiler üzerine çok şiddetli bombardıman ediyorlar. Ağrı Dağı daimi olarak infilak ve ateş içinde inlemektedir. Türk’ün demir kartalları asilerin hesabını temizlemektedir. Zilan Deresi ağzına kadar ceset dolmuştur." şeklinde duyurmuştur.

Birleşik Krallık Dışişleri Bakanlığına ait rapor, Erciş ve Zilan yakınındaki Türk başarısı 'nın birkaç silahlı adam ve büyük bir çoğunluğu oluşturan silahlı olmayan sivillere karşı kazanıldığını aktarmaktadır.


__________________

Tanrılar, erkeklerin ''balıkta'' geçirdiği zamanı ömründen saymaz. (Babil Atasözü)
Dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
4 Üyemiz Dilaver'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 28.11.15, 20:52   #22
Moderator

Dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2012
Konular: 403
Mesajlar: 3,579
Ettiği Teşekkür: 18408
Aldığı Teşekkür: 19533
Rep Derecesi : Dilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Uykucu
Standart Cevap: Osmanlı'dan Günümüze Ayaklanmalar ve İsyanlar


12. Mardin Savur Tenkil Harekatı / 26 Mayıs-9 Haziran 1930

26 Mayıs-9 Haziran 1930 tarihinde Mardin’de çıkan ayrılıkçı ayaklanmayı bastırmak için düzenlenen ayrılıkçıları uzaklaştırma harekattır.





13. Zeylan Ayaklanması / 20 Haziran-5 Eylül 1930



Irak’taki manda yönetimi, İngiltere’ye ağır bir faturaya mal olduğundan İngiltere Irak’a muhtariyet verme ve bölgedeki askeri gücünü geri çekme hazırlıkları içerisindeydi.

Türkiye’nin Musul sorunu nedeniyle Irak’a müdahale etmek isteyeceğini düşünen İngiltere, Türkiye’yi ciddi iç meselelerle uğraştırmanın hesaplarını yapmakta idi. Bu amaçla Şeyh Sait isyanı sonrasında dağılan Kürt Teali Cemiyeti liderleri ile Ermeni Taşnak liderlerini HOYBUN Cemiyeti çatısı altında toplayarak, Türkiye’nin doğusunda bir isyana teşvik etmekteydi. İngiltere’nin buradaki amacı; isyan başarılı olursa Güneydoğu Anadolu’da bir Kürt Devletinin yanı sıra Doğu Anadolu’da da bir Ermeni Devletinin kurulmasını sağlayarak Sevr Antlaşması’ndaki Kürdistan ve Ermenistan hedeflerine ulaşmaktı.

Eğer isyan başarısız olsa dahi; Türkiye bu isyanı bastırmak için ekonomik ve askeri açıdan ciddi şekilde zarar göreceğinden, Türkiye’nin Musul’a müdahalesinin önüne geçilmiş olacaktı.

İngiltere Hoybun Hareketine dahil olan eşkıyaya silah ve para yardımı yapmaya başladı. İngilizlerin amacı 30 Haziran 1930’da imzalanacak olan Irak Muhtariyet Antlaşması’nın imzasından önce Türkiye’yi meşgul edecek ciddi bir sorun çıkartmaktı.

Bu maksatla Mayıs ayından itibaren Zeylan, Çaldıran, Ağrı, Diyarbakır, Sil\-, Sason, Lice, Çapakçur, Garzan, Muş bölgelerinde de \-Kürtçülük kışkırtmalarına başladı.

Bir yandan Irak ve İran’da sınır bölgesinde bulunan ve daha önce Türkiye’ye karşı faaliyetler gerçekleştiren aşiretleri, içeride başlayacak isyana destek vermeleri için hazırlarken, diğer yandan Patnos-Malazgirt-Zeylan bölgesinde silahlı bir isyan başlatmak, Türkiye bu faaliyetlerle meşgul olurken, Barzani aşireti ve onun Türkiye’deki bağlantıları ile Hakkâri, Diyarbakır ve Van bölgelerinde gelişecek isyan faaliyetleriyle Türkiye’yi zor duruma düşürmeyi ve faaliyetler başarılı olursa da bölgede bir Kürdistan devleti kurarak Türkiye’nin Musul’a yönelik olası bir harekâtına karşı bir tampon bölge oluşturmayı ve bu şekilde Irak petrollerinin güvenliğini sağlamayı amaçlamaktaydı.

Zeylan-Çaldıran ve Ağrı bölgesindeki hareketlenmeler Haziran başlarında başladı. Hareketler kısa sürede gelişerek isyan halini alınca
, Mustafa Kemal (Atatürk) başkanlığında, Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak ve Birinci Umumî Müfettiş İbrahim Tali (Öngören)'in de hazır bulunduğu Bakanlar Kurulu toplantısında 29 Aralık 1929 tarihli ve 8692 sayılı kanun hükmünde kararname çıkardı. Burada Haziran ayında Ağrı'ya yönelik hareket öngörüldü.

Bakanlar Kurulu kararname doğrultusunda 7 Ocak 1930'da Genelkurmay Başkanlığı 9. Kolordu komutanlığına, Bulakbaşı ile Şıhlı köyü arasında asilerle meskûn olan köyler ile sığınılan yerler ele geçirilerek asiler geçim üssünden yoksun bırakacağını, bölge eşkıyadan temizledikten sonra Ağrı Tepeler hattına doğru takip edileceğini ve bölgede jandarma alayları için lazım olan yerlerden başka meskûn yer bırakılmayacağına dair emir verdi.

Mart 18 1930 tarihinde Salih (Omurtak) 9. Kolordu Komutanlığına atandı (8 Mayıs 1934'e kadar). 11 Haziran 1930 tarihinde Türk tarafının Ağrı direnişçilerine karşı silahlı muhalefeti başladı. Hoybun bütün kürtlere yardım çağrısında bulundu.

Türk Ordusu iki kolordu (7. Kolordu ve 9. Kolordu) ve 80 uçaktan oluşan hava gücü kullandı.

İsyan bastırıldı, sağ kalan isyancılar İran'a kaçtılar.





14. Oramar Ayaklanması / 16 Temmuz-10 Ekim 1930

Oramar ayaklanması başlamadan önce Doğu ve Güneydoğu Anadolu’\-da durum şöyle idi. Silahlı Kuvvetler bir yandan Zeylan, Çaldıran, Ağrı bölgelerinde çı\-kan ayaklanmaları bastırmaya çalışırken diğer yandan Diyarbakır, Sil\-, Sason, Lice, Çapakçur, Garzan, Muş bölgelerinde de şekavetle birlikte \-Kürtçülük kışkırtmaları devam ediyordu.
Dıştan yardım gören bazı Kürt aşiret reisleri din propagandası altında halkı hükümet aleyhine kışkırtarak Kürtlük davası için silahlı ayaklanm\-aya teşvik ediyorlardı. Bu suretle merkezi Ağrı olan Kürt ayaklanmasının bütün Doğu illerine yayılmasını hedef almışlardı.

Güney sınırlarımızda, Irak ve Suriye’de çıkarları bulunan yabancı devletler, bu topraklar içinde bulunan bazı aşiretleri maddi ve manevi yardımla silahlandırarak memleket içine saldırtmakta idiler.

İran sınırından yurda giren Kürt eşkıyaları da aynı maksatla hazırlanm\-ış, sevk ve idare edilmişti. Şeyh Barzani’nin 500 kişilik kuvvetle Ora\-mar’a saldırması suretiyle başlayan ayaklanma da bu zamana rastlar.

Bu ayaklanmanın nedeni ve hedefi, Ağrı’daki Kürt eşkıyasına karşı kullanılan veya kullanılacak olan kuvvetlerin bir kısmını üzerine çekmek onların yüklerini kısmen hafifletmek ve memlekette Kürtlük lehine kışkırtm\-a yapmak ve asayişsizliği artırmaktı.

Irak bölgesinde ve Irak arazisi içinde bulunan Şerif Molla Mustafa Barzani, Oramar bölgesindeki aşiretler ile anlaşarak birlikte Oramar Hudut Bölüğü’ne saldırma kararı aldılar. Bölgedeki ağalardan Kasım Ağa bu durumu 21 Temmuz günü Oramar Bölük Komutanı’na bildirmesine rağmen aynı günün gecesi Şeyh Barzani komutasındaki 500 kişilik bir kuvvetle baskın gerçekleştirildi. Kasım Ağa da milisleri ile birlikte sınır bölüğü ile beraberdi. Barzani eşkıyası aynı gece iki kez ve ertesi gece üç kez daha hücumlarını tekrarladılarsa da bu hücumlar püskürtüldü. Hücum ile başarı elde edilemeyeceğini anlayan eşkıya bölüğün etrafında mevzi alarak bölüğü muhasara etti. Yolları ve geçitleri tamamen tuttu ve Oramar-Gevar telefon irtibatını kesti. Bu saldırıyı yapan eşkıya, Barzaniler ile Şemdinan, Herki, Şat ve Oramar aşiretlerinden oluşuyordu. Eşkıyanın 100 kadarı Gevar boğazını, 100 kadarı Oramar kuzeyinde Avithayir köprüsünü tutmakta, 300 kişilik bir grup da güneyden Oramar’a taarruz etmekte idi.

Bu sırada Zeylan ve Ağrı yöresindeki çatışmalar nedeniyle bölgeye dışarıdan takviye birlik getirilmesi zaman alacağından, bölgedeki birliklerle derhal tedbir alınmaya başlandı. Diğer hudut karakollarından ve bazı aşiret milislerinden takviye müfrezeler oluşturuldu ise de bölgeye gelen yolların elverişsizliği ve bölgedeki geçitlerin asiler tarafından kontrol edilmesi nedeniyle Oramar Karakolu kuşatılmış durumda kalmıştı.

Durumun ciddiyeti üzerine Dışişleri Bakanlığı, Irak Hükümetine bir nota vererek durumu protesto ederken, bölgeye takviye birlikler gönderilmesinin yanı sıra hava taarruzları yapma kararı alındı.

Bölge halkından destek almaya başlayan isyancılar, Şemdinan bölgesinde de taarruzlarına başladılar. Kuvvetlerinin önemli kısmını Oramar’ı takviye için gönderen Şemdinan Hudut Bölüğüne saldıran isyancılar, burayı ele geçirdiler ve birliği yağmaladılar.

Bu gelişmeler üzerine Herki, Jirki aşiretlerinin yanı sıra Binavikli Ahmet Bey ile Sikanlı Hacı İbrahim maiyetleri ile birlikte eşkıyaya katıldılar. İsyancılar bundan sonra Gevar ve Çölemerik’i ele geçirmek için hareketlenmeye başladılar.
28 Temmuz sabahı uçaklar tarafından Oramar bölgesinde eşkıyanın bombalanmasına başlandı. Oramar’ı kuşatan eşkıya akşama doğru dağınık bir şekilde güneye çekildi ve kuşatma bu şekilde kırılmış oldu.

Kaynak: Ahmet Takan







15. Üçüncü Ağrı Harekatı / 7-14 Eylül 1930

11 Haziran 1930'da Türk ordusu ayaklanmaya karşılık verdi. Hoybun örgütü bu ayaklanma için diğer kürtlerin acilen destek çağrısında bulundu. Bu ayaklanma çoğunluğu Kırmanci kürtlerinden olanlar tarafından yapılmıştır. Kirmancilerin sayısı Dersimlilerin sayısından fazlaydı. Çünkü Hoybun'un çağrısına Türk askeri Iğdır, Sipan Dağı, Van civarında ani karşılık vermiştir ve destek çok küçük bir alanda olmuştur. Türkler geçici olarak Ağrı'ya yaptıkları hücumu durdurmuşlarıdır. İsyancılar çok fazla sayıda olan Türk askerlince bertaraf edilmişlerdir.

İsyancıların kumandanı İhsan Nuri Paşa, Türk Hava birliklerinin Ağrı Dağı ayaklanmasını bertaraf etmesindeki rolünü konu alan ve başlığı La Révolte de L'Agridagh (Ağrı Dağı İsyanı) bir kitap yazdı.

1930 yılının yazında, Türk uçakları Ağrı dağını her yönden bombalıyordu. İhsan Nuri Paşa'ya göre. Türk uçakları üstünlüğü isyancıların demoralize olmasına ve buna bağlı olarak da teslim olmasına neden oldu.

Ayaklanma boyunca, Türk uçakları birkaç Kürt aşiret ve köyünü bombaladı. Örneğin Helikanlı ve Herki aşiretleri 18 Ağustos 1939 da bombalandı. Asi köyler devamlı olarak bombalandı. İkincisi de 2 ve 29 Ağustos'ta oldu.

12 ve 19 Haziran 1930'da. Kürt pozisyonları aşırı derecede bombalanıyordu. Kürtler Ağrı dağının daha üst bölümlerine geri çekildiler. 9 Haziran tarihli Cumhuriyet Gazetesi. Türk uçaklarının Ağrı dağını "Yağmur gibi bombalıyor" haberi yayınladı. Bombardımandan kaçan Kürtler canlı olarak ele geçirildi. 13 Haziran'da, Zilan'daki ayaklanma bastırıldı. Ayaklanmayı bastırmada 10-15 hava bölüğü kullanıldı.

Hava bombardımanı birkaç gün devam etti ve isyancı güçleri 5.000 metre yüksekliğe çekildiler. 21 Haziran'da yapılan bombardımanda birçok isyancı müdafasını yok etti.

Bu operasyonlar sırasında Türk ordusu 66.000 asker ve 100 uçağa sahipti. İsyancılara karşı yapılan bu mücadele 17 Eylül 1930'da sona erdi.

Ağrı Ayaklanması 1931'de bertaraf edildi ve Türkiye bölgedeki hakimiyetine devam etti.


Kaynak: wikipedia.org




16. Pülümür Harekatı / 8 Ekim-14 Kasım 1930

Ağrı Harekatı sırasında bölgeyi gezen Mareşal Fevzi Çakmak raporunda bazı köylerin cezalandırılması gerektiğini belirtti. Bunlardan önce vergi ve asker vermelerinin istenmesini, bunları yerine getirmedikleri takdirde de havadan bombalanarak tahrip edilmelerini önerdi. Bazı kürt kökenli bölge memurlarının kürtçülük yapmalarından dolayı başka yerlere nakledilmelerini de önerdi. Kürt asiler çevredki Türk köylerini sık sık basıyorlardı, bunların da önlenmesi şarttı.

Mareşalin önerileri arasında Pülümür ilçesiyle Erzincan ve Erzurum'un bazı kesimlerinde kıştan önce mutlaka cezalandırma hareketinin gerçekleştirilmesi de vardı. Mareşalin önerdiği harekata neden olan son olay, Pülümür kaymakamının evine, ağaların tahrikiyle, bir kaç el ateş edilmesi ile başladı.

Tertipçiler, ateş edenlerin hükümete teslimini engellediler. 8 Ekim 1930'da Başbakan İsmet İnönü Mareşalin istediği önerilere izin verdi.

Söz konusu köyler cezalandırılıp, asilere öncülük edenlerin batıya nakli düşünülecekti. Bazı memurlar da başka yerlere tayin edilecekti.

Pülümür'ü cezalandırma harekatı 25 Elim'de yürüyüşle, 28 Ekim sabahı da saldırı ile başladı, 31 Ekim'de durdu.

Asilere yöneltilen saldırı su ve cephane ikmali güçlükleri ve uçakların bombalarının bitmesi ile sonuçsuz kaldı. Birikler noksanlarını tamamlamak için Pülümür'de toplandılar. Harekata katılan 74 subay ile 1664 ere Ömer Halis Paşa komuta ediyordu.

İkinci Pülümür Harekatı 10 Kasım'da uçakların da katılmasıyla başladı. Hedefteki kürt köyü 13 Kasım'da yakıldı. Asilerden 100 kişi imha edilmişti. 14 Kasım sabahı harekat başarı ile tamamlandı.

Kaynak





__________________

Tanrılar, erkeklerin ''balıkta'' geçirdiği zamanı ömründen saymaz. (Babil Atasözü)
Dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
5 Üyemiz Dilaver'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 27.12.15, 22:02   #23
Moderator

Dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2012
Konular: 403
Mesajlar: 3,579
Ettiği Teşekkür: 18408
Aldığı Teşekkür: 19533
Rep Derecesi : Dilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Uykucu
Standart Cevap: Osmanlı'dan Günümüze Ayaklanmalar ve İsyanlar


17. Menemen Olayı / 23 Aralık 1930




Menemen'de Kubilay'ın 23 Aralık 1930 tarihinde şehit edilmesine neden olan irtica olayı, İstanbul'da Erenköy Şevki Paşa Köşkü'nde ikamet eden 84 yaşındaki Nakşibendî tarikatı lideri Erbilli Şeyh Esat ile oğlu Mehmet Ali tarafından hazırlanmış, Manisa Askerî Hastanesi imamlığından emekli olan Laz İbrahim Hoca tarafından da teşvik ve tahrik edilmiş, mürteci Derviş Mehmet ve adamlarınca da hunharca icra edilmiştir."

Şeyh Esat ve tarikatının amacı, Cumhuriyet Hükümeti'ni yıkmak, ATATÜRK ilke ve inkılâplarına aykırı olarak saltanat ve şeriatı getirmek, tekke ve zaviyeleri açmak, şapkayı yasaklayıp yeniden fesin kullanılmasını sağlamaktı.

Menemen olayında önemli etkinliği olan Laz İbrahim Hoca, olaydan önce Erbilli Şeyh Esat tarafından Manisa'ya sözde baş Halife olarak atanmıştır. Anılan şahıs, Manisa ve civarındaki ilçe ve köylerde Nakşibendi tarikatını yaymaya çalışmış; ayrıca, Cumhuriyet ve ATATÜRK ilke ve inkılâpları aleyhine konuşmalar yapmıştır.

Dolayısıyla irticaî hareketlerin oluşmasına ön ayak olmuştur. Laz İbrahim Hoca tarikatın bir toplantısında da Kubilay'ı şehit eden Giritli Derviş Mehmet'in Mehdîliğini ilân etmişti.

Kubilay olayının elebaşısı olan Mehdi Derviş Mehmet ve gerici grubu, 06 Aralık 1930 Cumartesi günü akşamı Manisa'da tatlıcı Hüseyin'in evinde yaptıkları son toplantıda, Menemen'de gerçekleştirecekleri irtica eyleminin plânını hazırlamışlardı.

İrtica grubu, Manisa'dan hareket ederek Paşaköy, Sünbüllerve Bozalan köylerinden temin ettikleri silâhlarla birlikte 23 Aralık 1930 Salı günü sabahı Menemen'e gelmiş ve buradaki Müftü (Köseköy - Kesikköy) mescidine girmişlerdi. Mürteciler mescitte mihraba asılı bulunan (üzerinde "La ilahe illallah inna fetahneke" suresi yazılı) yeşil bayrağı da alarak olayın cereyan ettiği Belediye Meydanı'na gelerek orada bulunan halka "...Din elden gidiyor, kâfirler bizi dinimizden ayırmaya çalışıyor, şapka giymeye zorluyorlar.." diyerek esnafı dükkânlarını kapatmaya ve kendilerine katılmaya zorlamışlardı.

Mehdi Derviş Mehmet, ayrıca, "kendisinin peygamber olarak geldiğini, şeriatı yerine getireceğini, Menemen'in 70 .000 Müslüman (Bazı yayınlarda 70.000 Arap askeri, bazı yayınlarda ise Halife ordusu tabiri kullanılmaktadır) tarafından kuşatıldığını, Şeriat Bayrağı altına girmelerini, girmeyenlerin kılıçtan geçirileceğini, askerin silâh atamayacağını, kendilerine top ve merminin işlemeyeceğini..." ifade ederek halkı ayaklandırmıştı.

Mürteci grubunun meydandaki bu eylemlerine Menemen Jandarma Bölük Komutanı Yzb.Fahri Bey müdahale ederek dağılmalarını istemiş; ancak, bu gerici ve yobaz grubu ile orada bulunan halk dağılmamıştır. O sırada Mehdi Derviş Mehmet, Yzb.Fahri'ye " Ben Mehdiyim. Şeriatı ilân ediyorum. Bana kimse mukavemet edemez. Karşımdan çekil !" demiştir. Mehdinin bu sözü orada bulunan Menemen halkının bazıları tarafından alkışlanmıştır.

Ayaklanan bu gerici topluluğun tehlikeli hareketlerini ilk seferde kontrol altına alabilmek amacıyla Menemen'de konuşlu 43 ncü Piyade Alayından P. Atğm. Mustafa Fehmi Kubilay görevlendirilmişti. Kubilay eratın cephane almasını beklemeden 26 mevcutlu müfrezesi ile birlikte olayın cereyan ettiği Hükümet Konağı'na (Belediye Meydanında) doğru hareket etmişti.

Kubilay olay mahalline gelmiş, müfrezesine süngü taktırmış ve erleri müfreze çavuşunun komutasına bırakarak ayaklanan mürtecilerin yanına gitmişti. Meydanda Mehdi Derviş Mehmet ile karşılaşmış ve kendisine "yaptıkları hareketin suç olduğunu ve bu kanunsuz eyleme son vermelerini, kan dökmeden buradan çekip gitmeleri" söylemiştir. Ancak, bu arada yere düşmüş ve Mehdi Derviş Mehmet'in mavzer kurşunu ile yaralanmıştır (bazı kaynaklarda mürtecilerden birinin silâhından atılan
mermi ile yaralandığı belirtilmektedir).

Olay mahallinde bulunan Kubilay'ın müfrezesi irticaî gruba ateş açmış; ancak, silâhlarında manevra mermisi bulunduğundan dolayı etkili olamamıştı. Bunu fırsat bilen Mehdi Derviş Mehmet ise, "bakın bana mermi işlemiyor." diyerek daha da cür'etlenmişti. Kubilay, ağır bir şekilde yaralanmıştı. Kubilay, meydandaki hükümet binasına girmek istemiş; fakat, binanın giriş kapısı kapalı olduğu için girememişti. Bu nedenle, hükümet binasının hemen yanındaki Kazez Camii bahçesine girmişti. Mehdi Derviş Mehmet, Şamdan Mehmet ile birlikte Kazez Camii bahçesinde bitkin bir vaziyette bulunan Kubilay'ın başını gövdesinden ayırmış; yeşil bir bayrağın tepesine takmıştı. Böylece, Cumhuriyet ordusunun kahraman bir subayı, asil Türk evladı Kubilay canavarca bir hisle şehit edilmiş, cehalet ve taassubun kurbanı olmuştu. Mehdi Derviş Mehmet ve irticaî cani grubu, bu cinayetle yetinmeyip Kubilay'ın başını Menemen sokaklarında dolaştırmış, bu sırada kendilerine müdahale eden Şevki ve Hasan adlı kahraman iki bekçiyi de öldürmüşlerdi. Olay yerinde toplanan 250 - 300'e yakın ahali ise Kubilay'ın şehit edilmesi esnasında donuk, hissiz ve seyirci kalmış; hatta bir kısmı olayı tasvip edercesine alkış tutmuştu.

Bu menfur olaya müdahale etmek üzere 43 ncü Piyade Alay Komutanlığınca Yzb.Ragıp Çaldıran Bey ile Yzb. Abdüibahri Bey'in komutalarında makineli tüfekle takviyeli iki bölük görevlendirilmişti. Bölük Komutanlarınca şehir içinde en önemli bina, tesis, yol ve kavşaklarda gerekli önlemler alındıktan sonra halkın dağılmaları, evlerine gitmeleri, aksi takdirde ateş edileceğine dair uyarılar yapılmıştı. Ancak, bu uyarılara uyulmadığı gibi gericilerin "Bize kurşun işlemez, biz şeyhiz, dervişiz..."demeleri üzerine ateş açılmış ve bu ateş esnasında Kubilay'ı şehit eden Mehdi Derviş Mehmet ile birlikte Sütçü Mehmet ve Şamdan Mehmet öldürülmüşlerdi.

Türk Ordusunun kahraman subayı Kubilay ile Cumhuriyet rejiminin sadık bekçileri Şevki ile Hasan'ın cenazeleri, 24 Aralık 1930 tarihinde kendilerine yakışır bir şekilde yapılan törenle Menemen'e defnedilmişti. Olayın hemen ardından Menemen'de Ayyıldız tepede devrim şehidi Kubilay ile Bekçi Hasan ve Bekçi Şevki adına anıt dikilmiş ve bu anıtın üzerine "inandılar, dövüştüler, öldüler... Bıraktıkları emanetin bekçisiyiz." ifadesi yazılmıştır.

Olaylardan bir hafta sonra 01 Ocak 1931 tarihinde TBMM'nde Başbakan İsmet Paşa olay hakkında özet olarak; "...Kubilay olayı yüzlerce seneden beri dini siyasete alet eden bütün hareketlerin yeniden ortaya çıkmasıdır. Bu zavallılar lâikliğe karşı gelerek şeriat istemektedirler. Gerçekte ise menfaatlerini kaybetmişlerdir. Onu istiyorlar..." demiştir.

Gazi Mustafa Kemal Paşa ise, 27 Aralık 1930 tarihinde Gnkur. Bşk. Mareşal Fevzi ÇAKMAK'a gönderdiği mektupta, özetle, "Kubilay Bey'in şehit edilmesinde mürtecilerin gösterdiği vahşet karşısında Menemen'deki ahaliden bazılarının alkışla tasvipkâr bulunmaları bütün Cumhuriyetçi vatanperverler için utanılacak bir hadisedir. Büyük ordunun kahraman genç subayı ve Cumhuriyetin idealist öğretmen heyetinin kıymetli uzvu Kubilay Bey, temiz kanı ile Cumhurıyet'in hayatiyetini tazelemiş ve kuvvetlendirmiş olacaktır..." demiştir.

ATATÜRK, 08 Şubat 1931 tarihinde Ege bölgesinde yaptığı bir gezide de; "...Halkın saflığından istifade ederek milletin maneviyatına tasallut eden kimseler ve onların takipçi ve müritleri elbette bir takım cahillerden ibarettir. Milletimizin önünde açılan kurtuluş ufuklarında fasılasız yol almasına mani olmaya çalışanlar hep bu müesseseler ve bu müesseselerin mensupları olmuştur. Türk milletinin bunlardan daha büyük düşmanı olmamıştır. Bunların mevcudiyetini müsamaha ile telâkki edenler, Menemen'de Kubilay'ın başı kesilirken lâkaydane seyretmeye tahammül ve hatta alkışlamaya cesaret edenlerle birdir" demiştir.



Menemen olayına karışanların yargılanması ile görevlendirilen Divan-ı Harp Başkanı General Mustafa MUĞLALI, duruşmada bulunan sanıklara hitaben; "tarikatın münevver tabakalarından bu millet çok zarar görmüştür. Tarikatçılar, daima millet ve memlekete kötülük yapmışlardır. Son 400 senelik Türk tarihi tetkik edilirse Nakşibendiler din ve tarikat perdesi arkasında zavallı saf Müslümanları kalpte saklı olan o 'sırla' zehirlemiş ve bu millet sizin aletiniz olmuştur." demiştir.


Menemen olayının elebaşılarından olan ve Müftü Mescidindeki yeşil bayrağı alıp meydana çıkararak 23 Aralık 1930 gününün sabahından itibaren irtica hareketini başlatan Nalıncı (Mantarcı) Hasan (idam cezası verilmiş; ancak, yaşının küçük olmasından dolayı 24 sene hüküm giymiştir) ismindeki mürteci, yapılan sorgulamasında "...İstanbul'da Laz İbrahim Hoca (duruşmalar sonunda idam edilmiştir) vasıtasıyla Şeyh Esat'ı ziyaret ettiğini, bir süre Erenköy'deki köşkünde misafir kaldığını, bu zaman zarfında köşkteki konuşmaların Hükümet aleyhinde olduğunu, orada bulunan Laz İbrahim Hoca'nın da "Şapkaların atılacağına, feslerin giyileceğine. Halifeliğin geleceğine, tekkelerin yeniden açılacağına" dair sözlerini duyduğunu belirtmiştir.

Olayda yaralı olarak ele geçirilen ve bir müddet sonra idam edilen Emrullah oğlu Mehmet Emin sorgusunda; Mehdî Derviş Mehmet'in bir toplantıda, "dünyanın Şeyh Esat Hocanın avucunda olduğunu, isterse tufanlar ve fırtınalar yaratıp dünyayı alt üst edecek kudrette bulunduğunu söylediğini, kendisinin de Arabistan'a hatta Çin'e kadar giderek Hz. isa ile birleşeceğini ve oradan Avrupa'ya yönelerek Avrupa devletlerini dahi dine davet edeceğini" ifade etmiştir.

Mehmet Eminin sorgusunun devamında, Mehdî Derviş Mehmet'in "Hz. Peygamber de bu esrardan içti ve öylece miraca çıkarak Allah ile görüştü" diyerek orada bulunanlara devamlı zikrettirerek esrar içirdiğini, Mehdî Derviş Mehmet'in Menemen'de "Kutbülak tap (Allah'ın vekili) Esat Hoca'ya ve umum şeyhlere telgraf çekeceğiz. Hükümeti işgal edeceğiz, tekkeleri açacağız. Hükümeti iki ay tatil edeceğiz. Manisa, Ankara ve daha başka vilayetleri de işgal ettikten sonra İstanbul'a halifeliği iade edeceğiz..." dediğini söylemiştir.

Manisa'dan Giritli Küçük Hasan'ın (hakkında mahkemece idam kararı verilmiş; ancak, yaşı küçük olduğundan 24 sene hüküm giymiştir) yapılan sorgulamasında; " Bozalan köyünde Mehdî Mehmet ve arkadaşlarına iki adet silâh verildiğini, bu köyde bir hafta kadar kaldıklarını, zikir ederek esrarlı sigara içtiklerini ..." ifade etmiştir.

Mahkeme başkanı General Mustafa MUĞLALI, bir sanığın "Vallahi efendim...Ben namaz bile kılmıyorum. Oruç tutmadığıma dair şahitlerim vardır." demesi üzerine General MUĞLALI da; "Biz camilerin kapısına içerisi yasak diye çifte nöbetçi mi diktik? Minarelerin kapılarını mı ördürdük? Müezzinler beş vakit ezan okuyor. Gürül gürül mukabele okuyor. Ramazanda toplar atılıyor. O halde dinin elden gittiğini söyleyenlerin ya gözleri kör ve kulakları sağırdır yahut da onlar bu safsata ile kötülükler yapmak istiyorlar.” demiştir.

Mahkemece hakkında idam kararı verilip çok yaşlı olduğu için 24 sene hüküm giyen; ancak, tutuklu bulunduğu sırada ölen Erbilli Şeyh Esat'ın yapılan sorgulamasında

"...Nakşibendi tarikatındayım. 60 senedir bu tarikata mensubum. Ancak, Hükümetin çıkardığı tekaya (tekkeler) ve zevaya (zaviyeler) kanunundan sonra tarikatla bir ilgim kalmadı. Erenköy'deki yalıda sade bir hayat yaşamaktayım"

demiş; masum olduğunu, Hükümete karşı olmadığını sözlerine eklemiştir.

Yukarıdaki ifadeler dikkate alındığında, Menemen Olayının hazırlayıcısı olan Nakşibendi tarikatı lideri Şeyh Esat'ın yurt dışı bağlantısı ile ilgili olarak Askerî Mahkeme Başkanı General Mustafa MUĞLALI, verdiği beyanatta "Şeyh Esat, hilâfet komitesiyle alâkasına dair bir itirafname hazırlıyordu. Bu münasebetle İngiliz casusu Lavrens (LAWRENCE) ile münasebette bulunduğunu da doğrulamaktaydı. Fakat, hastalığı bunu yazıp bitirmesine mani olmuştur." demiştir.


Diğer ayaklanma olaylarında olduğu gibi "Menemen Olayı'nda da Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini din kurallarına dayandırma, siyasî veya kişisel çıkar sağlama, din ve din duygularını istismar ederek halkı ayaklandırma, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni yıkarak yerine Şeriat Devleti kurmayı amaçlayan gerici hainlere karşı devletin meşru güçleri gerekli tedbirleri almış ve suçlulara hak ettikleri cezaları vermiştir.

__________________

Tanrılar, erkeklerin ''balıkta'' geçirdiği zamanı ömründen saymaz. (Babil Atasözü)
Dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
4 Üyemiz Dilaver'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 10.01.16, 22:00   #24
Moderator

Dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2012
Konular: 403
Mesajlar: 3,579
Ettiği Teşekkür: 18408
Aldığı Teşekkür: 19533
Rep Derecesi : Dilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Uykucu
Standart Cevap: Osmanlı'dan Günümüze Ayaklanmalar ve İsyanlar

18. Tunceli Tedip Harekatı / 1937-1938

Osmanlı Devleti 1839’da Gülhane Hatt-ı Hümayunu (Tanzimat-ı Hayriye) ile başladığı âdemi-merkeziyetçilik hareketi ile yeni bir devlet nizamı inşasına yönelmiştir. Bu tarihten sonra devlet otoritesi ile tanışan Dersim aşiretleri, 1847 den 1916 ya kadar onlarca defa başkaldırı ve asayişi bozucu eylemleri münasebetiyle tedip ve tenkile uğramış, ıslaha çalışılmıştır. Derebeyleri takribi dört yüz yıllık saltanat ve kazanımlarını kaybetmemek adına sürekli direniş içindedir Devlet ise merkezî otoriteyi buraya taşıma gayreti içinde olunca karşılıklı mücadele Osmanlıdan Cumhuriyet’e miras kalmıştır.




Seyyid Rıza 1916 senesinde Dersim’in bağımsızlığı için isyan çıkaracaktır. Bu isyan Osmanlı devletinde çıkartılan son Dersim isyanıdır. Birinci Paylaşım Savaşı nedeniyle 7 büyük cephede savaşmakta olan Osmanlı Devletinin Dersim’deki isyanla uğraşacak ne vakti, ne de askeri vardır.

Görünürde Seyit Rıza amacına ulaşmış, Dersim bağımsız olmuştur. Oysa bağımsızlık falan yoktur. Çünkü kendisine “Dersim Generali” ünvanını veren Seyid Rıza’nın tek derdi vardır; halk üzerinde yüz yıllar boyu süre gelen imtiyazlı durumunun devamı!

Genç Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı gibi olmadığını daha kuruluş aşamasında dosta düşmana göstermiştir. Şöyle ki; 1925 Şeyh Sait İsyanı, 1926 Koç Uşağı tedibi, 1926 Zilan ve Ağrı olayları, 1930 Pülümür olayları ve Ağrı isyanı esnasında Türkiye Cumhuriyeti Mülkiyesi, Askeriyesi ve Siyasi iradesi hiçbir şekilde isyan edenlere karşı hoş görüde bulunmamışlardır. Cumhuriyet’e başlangıçta sıcak bakan Dersim aşiret ağaları, uygulamalarda kendilerinin bir rolü kalmayacağını görünce devlet otoritesi ve kurumlarını Dersime sokmama çabası içine girip direnmeye çalışmışlardır.

İsyanın elebaşı olan 1863’te Dersim’in, Ovacık ilçesine bağlı Lirtik köyünde Şeyh Hesenan (Şixhesenu) aşiretinin Yukarı Abbasan kolundan Seyit İbrahim’in çocuğu olarak doğan Seyid Rıza destek aramak için İngiltere'ye bir mektup yazar.


“İngiltere Dışişleri Bakanlığı’na

Sayın Bakan,

Yıllardan beri Türkiye Hükümeti, Kürt halkını asimile etmeye çalışmakta, gazete ve yayınlarını yasaklamakta, anadillerini konuşanlara eziyet ederek, Kürdistan’ın bereketli topraklarından gidenlerden büyük bir bölümünün telef olduğu Anadolu’nun çorak topraklarına zorunlu göçler düzenleyerek bu halka zulmetmektedir.

Son olarak Türkiye hükümeti kendisiyle yapılan bir antlaşma sonucu bu baskılardan arındırılmış Dersim bölgesine de girmeye kalkışmıştır. Bu olay karşısında Kürtler göçün uzak yollarında can vermek yerine kendilerini korumak için 1930′da Ararat Tepesi’nde, Zilan ve Beyazıt Ovası’nda olduğu gibi silahlara sarıldılar.

Üç aydan beri ülkemde tüyler ürpertici bir savaş sürüyor.Savaş olanaklarının eşitsizliğine, yangın bombalarının, boğucu gazların kullanılmasına rağmen ben ve yurttaşlarım Türkiye ordusunu başarısızlığa uğrattık.

Direnişimiz karşısında Türkiye ordusu kasabaları bombalıyor, yakıp yıkıyor…

Zindanlar yumuşak başlı Kürt halkıyla dolup taşıyor, aydınlar kurşuna diziliyor, asılıyor ya da Türkiye’nin tecrit edilmiş bölgelerine sürülüyor.

Üç milyon Kürt, sesimden ekselanslarına sesleniyor ve hükümetinizin manevi etkisinden Kürt halkını yararlandırmanızı sizden istirham ediyor.

Sayın Bakan en derin saygılarımın kabulünü rica ederim.

Dersim Generali
Seyid Rıza”




Seyid Rıza 12 yıl önce yanına gelip kendisinden yardım isteyen Şeyh Sait’in İngiltere’ye güvenerek çıktığı yolculuğu Diyarbakır’da dar ağacında bittiğini unutmuş gibidir..

Seyid Rıza, Şeyh Sait’in yardım talebine o zamanlar ret cevabı vermesinin en önemli nedeninin aşağıda anlatılan olay olduğu halk arasında yıllardan beri konuşulmaktadır..


Şeyh Sait destek istemek için yanına geldiğinde Seyid Rıza’nın adamlarının kestiği koyunları yemek istemez, “Bizim yiyeceğimiz koyunları, bizim adamlar kesse uygun mudur?” diyerek Seyid Rıza’dan izin ister. Seyid Rıza sessiz kalır. Şeyh Sait koyunları adamlarına kestirir. İş destek istemeye gelince Seyid Rıza “Sen desteği adamlarına kestirdin Saydo!” der ve Şeyh Sait’in isyanına destek vermez.

Ne kadar doğrudur bilinmez, ama gerçekte Şeyh Sait isyanına Seyid Rıza’nın dolaylı olarak katkıda bulunmak istediği, ancak isyancı Sait kuvvetlerinin Cumhuriyet orduları karşısında yenilince bundan vazgeçtiği yakın çevresince anlatılmıştır.

İsyanın temelindefeodal ağaların yüzyıllardan beri süre gelen hegemonyasının devamı sevdası yatmaktadır. Bakınız 1877-1878 Osmanlı Rus savaşı öncesinde Rus Ordu istihbaratının yazdığı rapor neredeyse tüm Dersim-Tunceli ayaklanmalarının nedenini gözler önüne sermektedir. Şöyle demektedir Rus İstihbarat raporu:

“Harp vukuunda Türkler, Dersim ve Kazuçan Kızılbaşlarından yardım görmezler, bunların
Rusların hesabına çalışacakları da şüphelidir. Galibiyet sağlandıktan sonra bunların Rusların hesabına hareket etmeleri sağlanır. Bunun için de Dersimlilerin asırlık iç işlerine karışmamak ve kendilerini kendi itiyatlarına terk etmek gerekir.”

Türkiye Cumhuriyeti memleket dahilinde devlet otoritesinin tam anlamıyla tesisi için her türlü tedbiri almaktadır. Osmanlının son zamanlarında başına bela olan, her türlü kalkışmadan yeterince ders almış olan hükümetler Milli İstiklal Harbinde ve öncesinde devlet otoritesine isyan eden bölgelere özel önem vermektedir. Bu bölgelere en seçkin asker ve memurlar ile öğretmenler görevlendirilmekte, devletin “Baba” yüzü halka gösterilmektedir.

Dersim’de yoğun bir feodal yaşam tarzı ve aşiret sistemi olduğundan dolayı devlet otoritesi sözü edilen aşiret liderlerinin şeyhlerin ağaların ve seyitlerin nüfuzunu kırmak için topyekûn bir mücadeleye girişmiştir. Bu mücadelede devleti Dersim’e getirecek yollar köprüler yapılmaya çalışılırken bir taraftan da askerî olarak bölgeyi güçlendirmek amaç edinilmiştir.

Hatta halkın hatırasında kötü bir yer tutmaması için Dersim ismi Tunceli olarak değiştirilecektir. Baytar lakaplı Nuri Dersimi isimli Kürt veteriner ve ideoloğu bu durumun aşiret ağalarının hiç hoşuna gitmediğini belirtmiştir.

Bu nedenle aşiret ağalarının mevcut durumdan kurtulmak için Seyit Rıza önderliğinde kendi aralarında anlaştıklarını ve bununla ilgili dış ülkelerle bağlantılar kurma işini bizzat Baytar Nuri’ye verdiklerini yazmaktadır.

Aşiretlerin 1930’lardan beri bir örgütlenme amacıyla aralarındaki kan davası gütmeye ara verdiklerini askeri ve sivil istihbarat raporlarında belirtilmiştir. Devlet yandaşlığı düşüncesine genel olarak mesafeli duran ve Devlet görevlilerinin raporlarında da sık sık ismini andıkları Seyit Rıza 1917’de Erzincan’ın kuruluşu sırasında Dersim’de lider olarak benimsenmiş, manevi ve maddi otoritesi kabul edilmiştir. Seyid Rıza hem ağa hem de seyid olması nedeniyle bölgenin tek hâkimi konumundadır. Bu durum resmî otoritenin hoşuna gitmemiştir. Naşit Hakkı Uluğ 1925-1928 yılları arasında bölgeye yaptığı ziyaretlerde Seyit Rıza’nın .

“Bu adam Dersim’in karanlık vicdanında bir urdur. Seyit Rıza varken bunların ne Türklüğü ne insanlığı kalır.” diyerek bölgedeki asıl tehlikenin Seyit Rıza olduğunu açıkça ifade etmiştir

Naşit Hakkı Uluğ bölgeye yaptığı ziyaretlerde (1925-1928), Seyit Rıza’nın bölge ve ülke için büyük tehlike olduğunu saptamış ve bu düşüncesini de yukarıdaki satırlarla ifade etmiştir.

Kendisine aşırı güven, insanı kör edecektir.. Eğer bu güven bir de gurur ile birleşirse, insan gerçekleri ne görebilecek, ne de idrak edebilecektir.

Dersimli Seyid Rıza kendisine son derece güvenecek ve artık gücünü sınamasının, Kemalist Türkiye Cumhuriyetine meydan okumanın zamanının geldiğini düşünecektir.

Bu nedenle 1937 senesinin Nisan ayında Rızan, Haydaran, Yusufan, Kureyşan, Abbasuşağı, Bahtiyaruşağı Aşiretlerinin reisleri ve Seyit Rıza bir araya gelerek hükümete bir ültimatom göndereceklerdir. Neler yoktur ki bu ültimatomda? Karakol yapmayacaksınız, köprü kurmayacaksınız, kaza ve nahiye kurmayacaksınız, silahlarımıza dokunmayacaksınız, vergilerimizi pazarlık usulü vereceğiz gibi.



1937 senesinde Singeç köprüsünü korumakla görevli 33 askerin başlarında İsmail Hakkı adındaki yedek subay ile birlikte şehit edilmeleri ile başlayan ve Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün “Bu işi kökünden hallediniz!” talimatı ile bitirilen Cumhuriyet tarihinin en büyük isyanı sanılanın aksine bir anda çıkmış bir olay olmayıp, yıllar boyu hazırlığı yapılan büyük bir kalkışmadır. 13 Bin isyancı ve sivil ile 110 askerin ölümüne, 12 bin vatandaşın yerlerinden ayrılmalarına sebep olan büyük kalkışmanın temelinde sanılanın aksine mezhep değil, şahsi iktidar hırsı yatmaktadır.


edebiyatgazetesi.com






19. PKK / Kongre Gel / 14 Ağustos 1984







İsyanlarla uğraşacak meşru otorite Devlettir. Devletin biçimi ve niteliği, kurulurken kabul edilen bazı kuruluş ilkeleri ile tescil edilmiştir. Bunlar Türkiye Cumhuriyeti için şunlardır:

Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir.

Tek vatan toprağı esas alınmıştır.

Tek bir bayrak ve tek bir ulusal marş ve tek bir başkent vardır.
__________________

Tanrılar, erkeklerin ''balıkta'' geçirdiği zamanı ömründen saymaz. (Babil Atasözü)
Dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
3 Üyemiz Dilaver'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 10.01.16, 23:09   #25
Deniz Sevengillerden

ReaL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jan 2009
Konular: 2596
Mesajlar: 29,719
Ettiği Teşekkür: 159131
Aldığı Teşekkür: 175567
Rep Derecesi : ReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Arastirmaci
Standart Cevap: Osmanlı'dan Günümüze Ayaklanmalar ve İsyanlar

Lisede bir yılda işlenebilecek, yararlı bir konu olmuş. Ne ararsan var.

Konudan ziyaretçi eksik olmaz.

* * *

Emeklerin ve sabrın için teşekkürler Dilaver
__________________



Tüm katılımcı arkadaşların okumasını rica ediyorum... Lütfen Tıklayınız..
* * *
ReaL Şu Anda Forumda.   Alıntı ile Cevapla
2 Üyemiz ReaL'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 23.08.16, 21:07   #26
Cehennem Yolcusu

SerseriGezgin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2011
Yaş: 32
Konular: 1380
Mesajlar: 6,949
Ettiği Teşekkür: 29435
Aldığı Teşekkür: 31361
Rep Derecesi : SerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Ruhsuz
Standart Cevap: Osmanlı'dan Günümüze Ayaklanmalar ve İsyanlar

Seyid Rıza konusu tamamen muallaktır.

Ben özellikle bu olayın bilerek çarpıtıldığını düşünenlerdenim. Yaşananlar doğru olsa bile bu başlı başına bir hatadır. Çünkü bu olayların doğru olduğunu varsayarsak PKK'nın nasıl doğduğunu görebiliriz.

Çok fazla yanlış var..
__________________











Geçen zamanın cevapları, bugünün sorularına ışık vermiyor, geleceği de belirsiz kılıyor.

SerseriGezgin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bu Sayfayı Paylaşabilirsiniz

Etiketler
31 mart vakası, ahmet anzavur ayaklanması, alemdar mustafa paşa, ayaklanmalar, aynacıoğulları isyanı, celali isyanları, çerkes ethem ayaklanması, demirci mehmet efe, genç osman, günümüze, isyanlar, kabakçı mustafa paşa, koçkiri ayaklanması, kubilay, kuyucu murat paşa, menemen isyanı, nasturi isyanı, osmanlıdan, patrona halil isyanı, pazvantoğlu isyanı, vaka i vakvakiye, yeniçeri ve sipahi isyanı, zeylan ayaklanması, şahkulu ayaklanması, şeyh sait isyanı


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



WEZ Format +3. Şuan Saat: 11:38.


Powered by vBulletin® Version 3.8.8
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0 PL2 ©2011, Crawlability, Inc.
Copyright ©2000 - 2017 www.forumgercek.com
Protected by CBACK.de CrackerTracker
Önemli Uyarı
www.forumgercek.com binlerce kişinin paylaşım ve yorum yaptığı bir forum sitesidir. Kullanıcıların paylaşımları ve yorumları onaydan geçmeden hemen yayınlanmaktadır. Paylaşım ve yorumlardan doğabilecek bütün sorumluluk kullanıcıya aittir. Forumumuzda T.C. yasalarına aykırı ve telif hakkı içeren bir paylaşımın yapıldığına rastladıysanız, lütfen bizi bu konuda bilgilendiriniz. Bildiriniz incelenerek, 48 saat içerisinde gereken yapılacaktır. Bildirinizi BURADAN yapabilirsiniz.
Page Rank Icon
Bumerang - Yazarkafe
McAfee Site Denetleme
Norton Site Denetleme
www.forumgercek.com Creative Commons Alıntı-Lisansı Devam Ettirme 3.0 Unported Lisansı ile lisanslanmıştır.
Türkçe Rehberli Pattaya Turu
Yurtdışı Balayı Turları
Bali Turu
Phuket Turu Fiyatları