Merhabalar
Forum Gerçek üyesi değilsiniz ya da Üye Girişi yapmamışsınız.
Sitemizden tam olarak yararlanabilmek için;
Lütfen Buraya tıklayarak üye olunuz.
Forum Gerçek

Forumları Okundu Kabul Et Bugünkü MesajlarYazdığım Cevaplar Açtığım Konular Kim Nerede
Geri git   Forum Gerçek > Türk ve Dünya Tarihi > Türk Tarihi

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
Eski 11.05.10, 13:47   #1
Üye

TAN3R - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: May 2010
Konular: 16
Mesajlar: 69
Ettiği Teşekkür: 183
Aldığı Teşekkür: 244
Rep Derecesi : TAN3R Karimasını arttırmak için doğru yerdeTAN3R Karimasını arttırmak için doğru yerdeTAN3R Karimasını arttırmak için doğru yerdeTAN3R Karimasını arttırmak için doğru yerdeTAN3R Karimasını arttırmak için doğru yerdeTAN3R Karimasını arttırmak için doğru yerdeTAN3R Karimasını arttırmak için doğru yerdeTAN3R Karimasını arttırmak için doğru yerde
Ruh Halim: none
TAN3R - MSN üzeri Mesaj gönder
Lightbulb Atalarımız Hunlar

Rusya'nın azınlıkta bulunan halkları hakkında son dönemlerde çok sayıda kitap yazılarak çarpıcı görüşler ortaya atılmıştır. Doksanlı yılların getirdiği "ısınma dönemi", Gorbaçov'la birlikte demirperdeleri yıktı ve yaşamını sessizce sürdürmek zorunda bırakılan azınlıklara, dünyaya açılma, kendini tanıtma ve tarihî izlerini arama fırsatını verdi.

Rusya'daki azınlıklar, özellikle Türk kökenlikler, resmî tarih mağduru sayılabilir, çünkü ataları hakkındaki bilgileri ve öz kültürlerini yeni kuşaklara sansürsüz aktaramıyorlardı. Böylece genç kuşaklar, giderek hafızadan silinmeye mahkûm edilen halk değerlerinden mahrum kalıyor ve manevi yönden gelişemiyordu. Bunun sonucunda da Ruslara karşı "milli yetersizlik kompleksi" oluşuyordu. Özellikle Türk halkları, resmî tarihten ve okul sıralarından öğrendikleri "barbar" kılığından ürkerek, sindirilmeye elverişli bir kişiliğe bürünmek zorunda kalıyorlardı. Yalnızca, tarihî topraklarını kaybetmeyen birkaç halk, yeni nesillerini kendi kültürü çerçevesinde yetiştirebilmiştir. Bütün dünyaya dağılmış ve devletleri parçalanmış Türkler ise böyle bir imkândan yoksundu.

Tarih boyunca farklı halkların dilinde Hu, Hun, Kıpçak, Kuman, Sarık, Polov, Küyeşe, Has, As, Sibil, Hazar, Tatar, Hor, Peçeneg olarak adlandırılan Türklerin bugünkü torunları Karaçaylı, Balkarlı, Azeri, Gagauz, Sekeli, Kazak (Rus Kazakları), Kazah (Orta Asya Kazakları), Türkmen, Özbek, Bulgar, Altay Türkleri, Kalmuk, Kırgız, Karakalpak, Başkurd, Uygur, Kırım ve Kazan Tatarları, Tuvin, Hakas, Kumuk, Çuvaş, Avar, Nogay, Yakut vb. halklar zorla verilmiş etnik isimleri ve gerçek tarihten yoksunlukları nedeniyle geçmişleri hakkında tamamen bilgisizdi.

Türk halkı üzerindeki Rus Çarlığı'nın kanlı sindirme ve millî belleği yok etme girişimleri o kadar kuvvetliydi ki, günümüzde bile etkisini sürdürmektedir. Sonuçta yüzyıllarca devam eden resmî devlet politikası, baskı altındaki halkların millî hafızasının zayıflamasında etkili olmuştur. Dağılan ve farklı isimlerle adlandırılan Türk halkları, kardeşlerini unutmuş, çevre halkların özelliklerini diline yansıtmış, genetiği farklı unsurlarla karışmış, diğer halkların kültürünü paylaşmış antropolojik ve kültürel anlamda yönlendirilmiştir. Bu durum, Türk halklarını köklü bir değişime uğratamasa da Deşt-i Kıpçak devleti ve halkı tarihten silinmiş ve Rus Çarlığı'nın "mavi rüyası" neredeyse gerçekleşmiştir.

Sınırları, kuzeyde Moskova nehri, güneyde Velikaya Bulgarya Kaganatı; doğuda Baykal gölü; batıda Dunay'a (İstr) uzanan, Moskovya, Rim ve Bizans'ın vergi verdiği büyük Türk devleti (Gun, Kıpçak) önce Moğollar tarafından yağmalanarak "Kızıl Ordu"ya dönüşmüş daha sonra da Çin entrikacılığına taş çıkartacak kurnazlıkla "Velikaya Rus" (bugünkü Rusya Federasyonu) olmuştur.

"Nasıl böyle oldu" sorusu, yüzyıllarca soruldu ve bugün de sorulmaya devam etmekte. Bu konuda son zamanlarda birçok çarpıcı belge ve bilgi çıktı ortaya. Bu bilgilerden birine göre, Rusya askerî önderliğini ve üst düzey soyluluğunu, eski düşmanları Moğollar (Syanbiyler) tarafından vurulduktan sonra, Moskovya Knezliği'nin çağrısı doğrultusunda, "Rus" tarafına geçen "Türkler" oluşturmuştur (Murat Adji, "Polın Polovetskogo Polya"). Yüzyıllar boyunca arşivlerde saklanmış ve sadece lisansüstü öğrencilerinin ve bilimadamlarının incelemesine izin verilen Obşiy Gerbovnik Dvoryanskih Rodov Vserossiyskoy İmperiyi, İstoriya Russkogo Dvoryanstva, Russkaya Rodoslovnaya Kniga, Russkiye Familiyi Türkskogo Proishojdeniya (N.A. Baskakov, Türk Kökenli Rus Soyadları, Ankara, 1997) kitaplarında ve diğer tarihî kayıtlarda bu gerçek mevcuttur. "Poskrebi kajdogo Russkogo, okajetsya Tatarin" (Üstünü biraz kazırsan her Rus'un altından Tatar çıkar) diyen Rus atasözü boşuna söylenmemiştir. Rus halkı resmî politikanın çelişkisini geleceğe yönelik olarak kodlamış ve gerçeği savunduğunu belirterek, gelecek nesiller önünde kendini aklamıştır. Ama Çarlık o kadar vicdanlı değildi.
Söylenen tarihî kayıtlarda "Kızıl Ordu"dan gelen ve "Russkiy" etnik ismini alan Türklerin, "Rus" devletinin tüm üst düzey soyluluğunu, askerî kuvvetlerini ve seçkin kitlesini oluşturduğunu görmek mümkündür.

Bazı tarihî kanıtlar ve Türk halklarında korunagelmiş tarihî bilgilere göre Moskovya, yedi bin yıl at üstünde savaşan Hunların askerî etkisi altında yetişmiş ve aralarında Syanbiyler tarafından ele geçirilerek "Syanbiyleşmiş" Hunların da bulunduğu Moğol ordusuyla savaşamazdı, kazanması da imkânsızdı. Çünkü ne tarihî ne de askerî tecrübesi vardı. Ama tatlı dilli Moskovya, bir düşmanının eliyle diğerini mahvetmenin yolunu buldu: Türk soylularına kucak açıldı, yeni vatan oluşturma muamelesi yapıldı ve art niyetlilikte pek başarılı olamayan Türk soyluları, Rus devletinin "knyaz"ı, "gaf"ı olarak "Russkiy" etnik ismini kabullendi. Sonuçta Türk kültürü "Rus" kültürü, Türk zaferleri "Rus" zaferleri oldu.
Ama "Rusluk"a soyunan Türklerin yeni vatan hayalleri, Moğollar Deşt-i Kıpçak'tan kovulur kovulmaz kanlı bir "Ruslaştırmaya" dönüştü ve Türk devletine "Rus" adı verildi. Avrupa devletlerinin de bu olaydaki etkisi tarih tarafından bilinmekte. Çünkü Batı dünyasını diz çöktüren Türklere karşı kin ortaktı.

Tarihteki bütün egemen halkların kaderi de bu şekildedir: Süzerene* bağlı halk, güçlenir güçlenmez efendisini yıkar, maddi-manevi varlığını da (özellikle aynı topraklarda yaşıyorlarsa) kendine mal eder. Eğer bunu yapmaya gücü yoksa kendi yenilgisini "kutsal savaş" gibi gösterir ve gelecek kuşaklara, egemen halkın "vahşi" ve "gaddar" olduğu yönünde hatıralar bırakır.

Hunlara karşı her ikisi de yapılmıştır. Devleti ve kültürü benimsendi. Bunu haklı çıkarmak için de Türklerin acayip olması gerekiyordu ve at eyerini, kaşığı, üzengiyi öğreten, Avrupa'ya Demir Devri'ni getiren, gelişmiş manevi kültüre sahip Gunlar (Hunlar), Avrupa tarihinde "barbar" kılığına büründürüldü. Ama çağdaş dünyada Türklerin medenileştirici etkisi, her bilgili ve mantıklı insan tarafından bilinmektedir. Rus Çarlığı'nın yazı işleri makamında üretilen tarihî masallar, artık inandırıcılığını kaybetmiştir.

Bilindiği gibi tarihte galip, iki renkte tanımlanır: siyah veya beyaz. Kader, Hunlara siyahı Batı'nın elinden nasip etmiştir. Ve bu siyah o kadar kalındır ki günümüzde bile gün ışığını zor geçirmektedir. Kara çalmakta başarılı bir tarihe sahip olan Rusya Çarlığı, bu konuda en önde anılabilir. Çünkü dünya tarihinde eşsiz bir fethetme olayı gerçekleştirerek, dost sıfatıyla Gunları (Hun, Kıpçak Türkleri) yeni vatan hikâyesiyle oyalamış, onlara kendi "Rus" etnik ismini kabul ettirmiş, maddi ve manevi varlığına öyle de sahip olmuş, onun savaşçılığıyla düşman olduğu Moğolları yenmiş ve Rus ismini tarihe yazmıştır. Daha sonra da Türk'ü barbar ilan etmeyi ve bu yalanı tutturmayı da başarmıştır.

MS 10-13. yüzyıllarda, bin yıla yakın bir tarihi olan Deşt-i Kıpçak, Gunların, Alan ve Sarmatlarla (Parfyanlarla) akraba olan İran kökenli halklar) kardeşlik anlaşması çerçevesinde oluşturduğu Kafkas Halkları Birliği temelinde, büyük bir imparatorluğa dönüşerek içinde birçok etnik grubu barındırmıştı. Kaganatlara bölünmüş ve eski "Hunnu"nun devlet düzenine benzer biçimde "Kağanlar Kurulu" ve "Şanüy" (Han) tarafından yönetilen devletin halkını Gun (Hun), Alan, Sarmat, Ugr, Kıpçak, Dinlin, Syanbiy, Çidi, Tele, Aşın, Kırgız, Gyangun, Üyeçji, Usun, Sak, Kyan, Hora, Di ve daha eskiden Hunlara katılmış etnik gruplar oluşturuyordu. Ayrıca Kuzey Kafkasya'nın (Skifya'nın kuzeydoğusu) yerli halkları da birliğe dahil olmuştu. Elbette bu kadar etnik grubun barındığı bir devlette, Kaganatların (Prenslikler) özgürlüğü kısıtlanmadığından MS 13. yüzyılda rekabet ve geçimsizlik gibi olumsuzluklar yaşanmaya başlamıştı. (Aslında doğruyu söylemek gerekirse, Türk halkının her boyu kendini "tepe", diğerini ise "dağlık" sayar. Bu "soy", "kitle", "boy" kibiri ne yazık ki gelenekseldir.) Deşt-i Kıpçak kurulurken, Hun hafızasında "ayrımcılık" ve bölücülük"ten kaynaklanmış iç savaş trajedisinden (Hunnu'nun yıkılışı) kalma dersler hâlâ etkiliydi ve Kafkas Halkları Birliği döneminde, o dersler dikkate alınarak, bütünleşmeye, birleşmeye özel önem veriliyordu. Bin yıla yakın bir süreçte ise bu hafıza zayıflamış ve iç çekişmeler devletin trajik sonunu hazırlamaya başlamıştı. "Bölünen halk yok olur" (Bölünen halk-talk) diyen atasözü artık unutulmuş, yeni kuşaklar da kudretli devletin yıkılabileceğini düşünmeden iktidar çekişmelerine girişmişlerdi. Düşman da fırsatı değerlendirmekte gecikmedi. Moğol saldırıları devleti güçten düşürdü ve Moskovya'yla yeni vatan oluşturma girişimi, kanlı "Ruslaştırma'yla sonuçlandı. Artık yüce Hun halkının "batı kanadı"nın tarihi durmuştu.

Tarihî arenaya geç çıkan (MS 9-11. yüzyıllar) Rus halkı başkanlığı ise, yetersiz nüfusu ve kısa tarihine rağmen perde arkası işlerde uzmanlık göstererek imkânsızı başarmıştır. Yavru kelebeğin, ana kelebeği içerden yiyerek beslenip dünyaya gelmesi gibi, Gun (Hun) halkının etnik, kültür ve coğrafi varlığıyla "beslenerek" kudretli Rus İmparatorluğu olarak ortaya çıkıvermişti. Çin bile, diplomasi başarısı, eski tarihi ve yaratıcılığıyla bunu omuzlayamamıştı. Moskovya Knezliği ise yapılan ve yazılanların arasındaki uçurumları öyle ince yorumlarla örtmüş ve tarihi öyle ustaca kurgulamıştır ki, Türklerin "barbar" ve "korkak"; Rusların da "yüce", "cesur" "medenileştirici" olduğu ve Tatar-Moğol "zorba" ve "barbarları"na karşı kutsal savaş verdiğini anlatan tarihî hikâyeler inandırıcılık kazanmıştır. Gerçekte ise Moğollarla savaşanlar, Rusların "Tatar" köklü dediği Türklerdi. Moskovya da kaçak Türk soylularının yeni vatan hayalleriyle sığındığı yerdi, Ruslar da dost sayıp yakınlaştığı halktı. Tarihteki "yenilgisiz Rus silahı", "yenilgisiz Türk silahı"ndan başka birşey değildi. Çünkü "Rus" etnik ismini alan Türklerin tüm başarıları birdenbire "Rus" oluvermişti. Moskovya temelinde yeni vatan kurduğuna inanan Türk soyluları, ne yazık ki, trajik olarak nitelendirilebilecek biçimde yanılmışlardı ve yanlışın etkisi günümüzde de devam etmektedir.

Rus Çarlığı'nın tarih yaratıcılığı (modern Rus tarihçiliği de pek farklı değildir) şaşırtıcıdır. Savaşma kabiliyeti bütün dünya tarihince kabul edilen Hunları bile kuralsız yöntemleri ve gaddarlıklarıyla devletinden eden Moğol (Syanbiy) askerini Moskovya nasıl yenebilirdi? Ne tarihî tecrübesi, ne askerî uzmanlığı, ne de üretim seviyesi böyle bir orduyu yenebilecek gücü örgütleme ve barındırma imkânını veriyordu.

Bugün Türk kökenli halkları "barbar", "canavar", "çuçmek", "çurek" vb. lakaplarla küçümsemekten çekinmeyen Rus halkının bu uyduruk tarih belleğine kazınmıştır. Gülümsemeyi körükleyen "yalan üstü yalan" sayılabilecek "hikâyeler"i üretmeye devam eden resmî devlet tarihi de vicdanlı olsaydı "Tatar-Moğol baskısı"nın aslında Türkleri yok etme girişimi, bugünkü Rusya'nın Deşt-i Kıpçak, Rus halkının yüzde 70 civarında silah ve kanla "Ruslaştırılmış" Türkler olduğunu kabul etmeliydi.

Kanıt olarak, "Rus" devletinin üst düzey soyluluğunu, askerî önderliğini ve seçkin kitlesini oluşturan Türk boylarından birkaçının adını verelim: Ermolov (Kafkas savaşının başrol oyuncusu. A. Puşkin bunun hakkında şöyle yazmıştı: "Bu Doğu'nun çığlığıdır...!Karlarla kaplı başını indir Kafkas: Ermolov geliyor!"*) Urusov, Kurakin, Bulgakov, Talizin, Tarbeev, Godunov, Saburov, Glinskiy, Mansurov, Karamzin, Uşakov, Çerkasov (Batı Ukrayna'daki tutucu Türklerin Moskovya dönemindeki lakabıdır. Bugün Çerkez denilen Adıglarla ilgisi yoktur. Birinci Kafkas Savaşı sırasında "Mastık" isimli Adıg boyu, bu lakabı (Çerkez) benimsemiştir.), Apraksin, Çirikov, Temeryaz, Üsüpov, Golenişev-Kutuzov, Arakçeev, Musin-Puşkin, Ogarkov, Turgenev, Çaadaev, Tarakanov vb. Türk soyları saymakla bitmez ve hepsi de Rus İmparatorluğu'nun kimliğini, şanını, kültürünü ve kuvvetini oluşturan soylardır.

Moskovya'nın fethetme yöntemi tarihte eşi benzeri görülmemiş, şaşkınlık verici bir yöntemdir. Deşt-i Kıpçak'ın önder soylarını kendi efendisi kılarak onların devletine "Rus" ismini vermeyi başarmıştır. Sonuçta Türk zaferleri, çağlar boyunca "Rus" zaferleri olarak anıldı ve Türk kültürü de aynı kaderi paylaştı. Fakat Türk halkının "Ruslaşması"na karşı çıkan, Moskovya'yla yeni vatan oluşturulamayacağını öngören ve gelecekte trajik olayların yaşanacağını bilen Türk boyları da vardı. Onlar canları pahasına Hun adını ve geleneklerini koruyarak, çevredeki Doğu, Batı, Güney Kaganatlarına ve diğer Türk boylarının topraklarına sığınarak kural tanımaz kanlı "Ruslaştırma"dan kurtulabilmiş ve Türk kimliğini koruyabilmişlerdir. (Olaylar MS 14-19. yüzyıllar boyu devam etmiştir.) Yerlerinde kalan Don, Volga, Kafkas önü ovaları ve Kaspiy, Azov, Kuban, Terek, Yayık vb. yerlerde yaşayan Türk halkları ise, çiçeği burnunda "Rus" yüceliğinden nasibini almış ve millî belleklerinin yok olmasına neden olacak kadar gaddar olaylar sonucu Ruslaşmıştı. Özellikle "Kazaklar", Ruslardan daha fazla Rus olmuştur.

Rusya'da bu konular mühürlü ve yasak olmasına rağmen onlarca tarihî yazıdan, askerî rapordan hatta Rus yüceliğini ölümsüz kılmaya çalışan şiirden Türk halkının neler çektiğini ve neler kaybettiğini anlamak mümkündür.


__________________
Paylaşımlarımın tamamı internetten derlenmiş alıntıdır.
Ne bir tahsil edipte okul buldum.
Nede bir derviş olup şu sırtıma çul vurdum,
Anlatmak ne haddime anyamadım ben beni,
Kula kulluk yok derken ben kendimi kul buldum..

Bende Mecnûn’dan füzûn âşıklık isti’dadı var
Âşık- ı sâdık benim Mecnûn’un ancak adı var
FUZULİ

Ey bir aileye bile hükmedemeyen ilerici ;
üç kıtaya, yedi denize hükmeden ecdadın mı gerici ?
TAN3R isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
3 Üyemiz TAN3R'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 11.05.10, 13:48   #2
Üye

TAN3R - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: May 2010
Konular: 16
Mesajlar: 69
Ettiği Teşekkür: 183
Aldığı Teşekkür: 244
Rep Derecesi : TAN3R Karimasını arttırmak için doğru yerdeTAN3R Karimasını arttırmak için doğru yerdeTAN3R Karimasını arttırmak için doğru yerdeTAN3R Karimasını arttırmak için doğru yerdeTAN3R Karimasını arttırmak için doğru yerdeTAN3R Karimasını arttırmak için doğru yerdeTAN3R Karimasını arttırmak için doğru yerdeTAN3R Karimasını arttırmak için doğru yerde
Ruh Halim: none
TAN3R - MSN üzeri Mesaj gönder
Lightbulb Atalarımız Hunlar (II)

"Şanlı Rus Çarlığı" döneminden kalma bir askerî rapor şöyle demektedir: "...şehir tamamen ateşler içindeydi. Kervansaraylar hariç 10.000 ev, 38 cami, 50 su değirmeni, Karasubasar'ı mahvettikten sonra, şiddetli bir Kırım (Kırım Hanlığı) yağması başladı. Kazaklar ve Kalmuklar Bahçesaray'a kadar ulaştılar. Yolda giderken de birçok Tatar köyünü basarak 1000 esir, 30.000 sığır, 100.000 koyun almışlardı..." (Kırım 1736)

Buna benzer birçok askerî hatıra ve rapor vardır ve hepsinde de barbarlığın tablosu -kan, yıkım, ateş, vahşet- çizilmektedir. Ama bunu anlayabilecek manevi seviyeye ulaşamamış şahsiyetler, bu barbarlığı, tarihe "yüce Rus kimliği" olarak taşımışlardır.

Rus Çarlığı, Türk halkının sığındığı, eski devlette bir arada yaşamış ve kaynaşmış Kafkas halklarının topraklarına (Eski "Velikaya Bulgarya Kaganatı"nın güney kısmı) pek sokulamamıştır. Ancak, 18. yüzyılda Gürcistan'ın Rus egemenliğine boyun eğmesinden sonra, Kuzey Kafkasya, Rus topraklarına katılarak ağır ve uzun bir savaşa sürüklendi. D. İlovayskiy'in yazıları, o dönemin gelişmelerini tüm şiddeti ve çıplaklığıyla yansıtmaktadır.

Ama Çarlık ne yaptıysa da Kafkaslar'ı Ruslaştıramadı ve Rus idaresi bölge halklarını yeni isimleriyle tarihe geçirmek zorunda kaldı. Böylece kenardaki, hatta merkezdeki halklar da ayaklanarak "yeni yaratılmış halklar" olarak kayda geçseler de kendi isimlerine ve topraklarına sahip çıkma fırsatını buldular. Direnemeyenler ise etnik, antropolojik ve kültürel farklara rağmen "Rus" oldular.

Aslında Çarlık'ın açgözlülüğü eninde sonunda, Rus halkının aleyhine işlemiştir. Çünkü toprak kazanma ve "yüce olma" çabaları, gelecek nesilleri kargaşalığa sürüklemiştir. Rus halkının genetik tablosu değişmiş, millî kültürü ve millî gelenekleri, başka kültürlerin tetiklediği yönlendirme sonucu, özel değerlerini kaybetmiştir. Günümüzdeki Rus antropolojisi, birçok etnik unsurun katılımını içermekte; kültürü, kaynaşımdan oluşmaktadır. Ve üstün kültürün "dokunuşu" uzun süren etki bıraktığı için Türk etkisi bugün de okunmaktadır.

Rus halkının içinde tarihî köklerini arayanlar, birçok "demirperdenin" ve "sansürün" arasından sıyrılan genetik sesini duymaya başlamışlardır. Bu yüzden Rusya tarihi yazdığına; gerçek Rus halkı da konuştuğuna dikkat etmelidir. "Kanın sesi, sel" diyen atasözleri unutulmamalıdır. Rus halkı ayaklanırsa sarsar.

Çarlık, Ruslaştırma kampanyasını başarıyla sonuçlandırmış da olsa, olup bitenlerin mutlaka ortaya çıkacağını, Ruslaştırılmış ve Ruslaştırılmamış Türklerin birbirini bulacağını ve nefretin kendine çevrileceğini hissetmiştir. Bu nedenle Türk halklarını köklerinden sökebilmek için yeni bir yönteme başvurmuş ve "kısaltılmış, biçilmiş, dikilmiş" denebilecek bir İncil icat ederek yeni dini kabul ettirme seferlerine başlamıştır. Dinine, şerefine düşkün Türk halkları ise bunu kabullenememiş ve devleti "köylü ayaklanmaları" denilen kanlı savaşlar sarmıştır. Rus "temizleyici" seferleri her zaman Bog (Tanrı) adına, "medenileştirici" misyonla, "kutsal görev" olarak yapılmıştır. O dönemin millî marş sözleri de Tanrı'yla anlaşma yapılmışçasına "Bog (Tanrı) bizimledir, anlayın bunu putperestler ve başınızı önümüzde eğin, çünkü Tanrı bizimledir" şeklindedir. Genç halkın çocukluk hırsını içeren cahil bir tutum.

Bog adına kutsal görevde olan Bizans bile bu "İncil tashihi" ve "kutsal seferlere" karşı ses çıkartmadı. Çünkü hedef, ortak düşmandı ve görüldüğü gibi Türk egemenliği korkusu, Bog (Tanrı) korkusundan üstündü.

"Rus köylülerinin ayaklanması" olarak adlandırılan ayaklanmalar hakkında yazılmış tarihî belgelerde, Rus köylülerinin Çarlık sansürünün gözünden kaçmış iki seslenişi vardır: "Sırına keçü" ve "Ura" (Rus askerleri bugün de zafer sevincini "ura" seslenişiyle belirtir). "Ura", Slav dillerinde bir anlam ifade etmemektedir. Bu yüzden Rus köylülerinin dilinde böyle bir sözcük olamazdı. Türk dilinde ise her ikisinin de anlamı açık: "Urakın", saldırı demektir. "Ura" ise saldırı çağrısıdır. Rus kulağınca "sırınna keçü" şeklinde algılanan ve öyle yazılan "sırına keçü" (geleneğine geç, savaş, millî geleneğine geç) sözü, tarihi, gelenekleri ve millî şerefi içeren bir sözdür. Rus köylüleri, savaş öncesi "urakına" (saldırıya) geçmeden önce yapılan cesaretlendirici konuşmanın sonunda söylenen "ura" seslenişini, Kazaklardan duymuş ve kullanmışlardır denebilse de "sırına keçü" cümlesini kullanmış olabilecekleri düşünülemez. Çünkü bir geleneğin, halkın kanını, canını etkileyici şeref kanununa dönüşmesi için çok köklü bir tarihe sahip olmak gerekir. Oysa Rus halkının tarihi o dönemlerde 500-600 yılı geçmiyordu, henüz oluşum dönemindeydi ve geleneksel şerefe hitap edemezdi. Bu sözleri iki Hun atasözüyle güçlendirelim: "Sırına göre capısı, capıga göre bağası" (Geleneksel şerefine göre kişiliği, kişiliğine göre değeri), "Ata sırı, ulanda; ana sırı, kızında" (Baba şerefi, oğlunda; ana namusu, kızında). Görüldüğü gibi seslenişin ana kaynağı açık. "Rus köylülerin" Türk köylüleri olduğu anlaşılmaktadır.

"Halk oluşumu sırasında" denilen sözü desteklemek için başta sıralanan Türk soylarına karşın, Rus soy isimlerini yorumsuz olarak sunalım: Hrukov (erkek domuz oğlu), Laptev (ottan ayakkabı örücü oğlu), Kalamoytsev (tuvalet temizleyici oğlu), Hrapov (Karlayıcı oğlu), Peçkin (Ocak oğlu), Krisin (Fare oğlu), Sukaçov (Dişi köpekçi oğlu), Nosov (Burun oğlu), Çelombitkov (Secdeci oğlu), Mogilniy (Mezarcı oğlu), Konühov (At bakıcısı oğlu), Metölkin (Süpürgeci oğlu), Bragin (Amatör votka üreticisi oğlu), Pyanov (Sarhoş oğlu), Hmelnov (Az sarhoş oğlu), Rıgalov (Kusucu oğlu), Zemlânkin (Yeraltında yaşayan oğlu), Rvanov (Yırtık giysili oğlu) Naydônov (Bulunmuş oğlu), Sukin (Dişi köpek oğlu) vb.

Aslında birbirine geçmiş yalanları içeren Rus Çarlığı tarihi, temizlenmesi gereken bir alandır. (Ne yazık ki ona dayanan modern tarih de bilerek ya da bilmeyerek yanılmaya devam etmekte.) Rus halkı, ileride bunu mutlaka başaracaktır. Çünkü duygusal, dürüst ve uyumlu bir halktır. Doğruyu öğrendikten sonra yalana tahammül edemez. gelecek nesilleri Çarlık rejiminin yazı işleri makamında üretilmiş fantezilerle yetiştirmeye devam etmeyecektir. Bugün Ruslar ve Türkler, genetik ve kültürel bakımdan öylesine kaynaşmışlardır ki birini "barbar" yaparak diğerini "medenileştirmek" imkânsızdır. Hiçbir gelişmiş mantık, dünya tarihinin tartışmasız kabul ettiği bir millî kültüre sahip olan Türklerin "barbar" olduğuna inanmaz, genç Rus halkının medenileştirici misyonunu ise ciddiye almaz. Çünkü halklar aniden oluşmazlar, binlerce yıllık süreçte düşe kalka, yana yakıla, çelikleşerek oluşurlar. Rus halkı ise, bu süreci yaşadığı düşünülemeyecek kadar gençtir.

Ancak Türk halkı ne kadar direndi ve millî özelliğini korumaya çalıştıysa da şiddetli baskı mekanizmasına dönüşen imparatorluk, planlarını gerçekleştirdi. Eğilmeyen başlar kesildi, direnecek gücü kalmayan parçalanmış halklar Rus devletine ve etnik ismine dahil oldu. Böylece Türk ovaları Rus tarlaları oluverdi. (Rusçada nedense "Rus orman", Rus toprak", "Rus pelmen 'bölmen: Hun yemeği' ", "Rus çeburek 'eski Türk çiğböreği' " gibi birçok gülünç sözcük vardır? Psikolojide, büyüklük kompleksinin, bir yetersizliğin kronik hale gelmesiyle oluştuğu söylenir. Acaba Çarlık'ı komplekse sürükleyen ve her şeyi kendinin ilan etmeye zorlayan ve bugüne kadar uzanan o korku nedendi? Neden bugün de Türk halkları "Rus havasını" solumakta ve "Rus tarlasını" ekmektedir?)

Türk etnik isimlerinin tamamen değiştirilmesi, Türk'ü hatırlatan her şeyin silinmesi doğrultusundaki Çarlık stratejisi sonucu, yeni nesiller Rus kültürüne uyumlu hale geliyor ve "Doğal Ruslaşma" denilen süreç başarıyla işliyordu. Kenar kaganatlara sığınarak millî kimliğini koruyabilenler ise çok az sayıdaki Türk boylarını temsil ediyordu. Onlar da Rus idaresinin gözüne batmamak için uyum sağlamak zorunda kalmışlardır. Böylece Türk ismi ortadan kaldırıldı ve Türkler tarihten tamamen silinmiş, eski bir "barbar" göçebe halk" sayıldı. Türk halkının parçaları ise "yeni yaratılmış halklar" oldu. Rusya'da yüzyıllar geçti, yönetimde Çarlar, komünist sekreterler, demokrat aydınlar da oldu, ama hiçbirisi, kocaman Deşt-i Kıpçak devletinin ve onun kalabalık halkının nereye kaybolduğu konusunu kurcalamadı.

"Var"ın yerini varsayımlarla doldurmuş Rusya tarihinin çatlak vermesi bu konuya bağlıdır. Gerçek tarih ortaya çıkarsa, Rus halkı içten parçalanabilir korkusu. Gizlilik bundan ibarettir. Deşt-i Kıpçak konusu açılırsa, ortaya hoş olmayan pek çok soru çıkar. "Russkiy" (Rus) kimdir? Neden onun ismi "Ruslarınkiler" anlamını taşımaktadır? Gerçek "Rus" kimdir? Rusya'nın toprakları eskiden hangi ismi taşıyordu? Türk halkı nerede? Avrupa tüm evrim ve diyalektik kurallarını yıkarak bronz devrinden demir devrine nasıl atlayıverdi? vb. Bunlar da temel sarsacak sorulardır. Deşt-i Kıpçak bu yüzden "kayıplara karışmıştır". Yetersizlik kompleksine kapılmadan, Türklerin; at eyeri, üzengi, kaşık, biçilip dikilen elbise kültürü, buhar banyosu, ağaçtan çivisiz inşaat ve çevre tablosuyla bitişik mimari sanatı, hayvancılık bilimi, askerî uzmanlık gibi birçok gelişmiş kültür ürününü, Batı'ya öğrettiği ve Batılıların medeniyetini hızlandırdığı kabul edilseydi, yeni nesillere "sissiz" "dumansız", doğru bir tarih kalırdı. İki taraflı saygıya dayalı halklar arası davranışlar geleneği bırakılabilirdi.

Rus tarihçiler, "Kazak" etnik isminin kökünü, "Ak Kaz"da arayarak şişman ciltler üzerinde ter dökeceklerine, Çarlık tarihinin bulanıklıklarını temizleselerdi; "Kazak"ın beyaz kazın evladı değil, Hun hudutçularının kitle ismi olduğunu öğrenirlerdi. "Kazınnı bekçi, çekge; azınnı millet cekge" (Kazınmış bekçi huduta; güçsüzleşmiş halk, gurbete) diyen atasözü, "Kazak"ın anlamını yorumsuz olarak açıklamaktadır. "Kazak" kazınan demektir, "Ak Kaz"la hiçbir ilgisi yoktur.

Dünyaca ünlü tarihçi L. N. Gumilyov bile, "Türk diye bir millet yoktur" diyerek, eski tarihin etkisinde kaldığını kanıtlamıştır.
Türk milleti yok mu?
O zaman dünya tarihince kanıtlanmış,
- "Paleosibirskiy" yeni insan tipi,
- Çölü geçen ilk halk (MÖ 3. binyıl),
- MÖ 1200 yılında Gobi Çölü'nü geçebilecek hayvan türünü yetiştirerek, İç Asya ile Sibirya'yı birbirine bağlayan.
- Uçan atları yetiştiren ve askerî uzmanlığın zirvesine çıkan,
- "Soylar Toplumu" denen toplumsal düzeni oluşturarak "birey-toplum, toplum-birey" anlayışını tarihe kazıyan,
- Balıkçı ve avcı Neolit'in yaratıcısı,
- "Andronovskaya" kültürünün ağırlıklı unsuru,
- "Karasuk", "Siver" ve Afanasyevska" kültürlerinin sahibi,
- "Kaplamalı mezarlar"ın yaratıcısı,
- Batı'ya demir devri getirerek medeniyeti hızlandıran,
- Günümüz insanının zor kaldıracağı, büyük ve çekmek için büyük güç gerektiren, dünya müzelerinde tanıtılan arbaletin (büyük yay, eski ismi: caya) sahibi,
- İç Asya'dan Batı Avrupa'ya kadar millî kimliğini kabul ettirenler kimdi, hangi milletti? Rus tarihine ancak şaşırmak kalıyor.

İşte bu çelişkiler, Ruslar ile diğer Rusya halklarının arasını açmakta, son yıllarda hız kazanan Rus şovenizmi (faşizm) de daha önce belirtilen asılsız Çarlık tarihine dayanmaktadır.

Bütün Türk halklarında bilindiği gibi Hun halkının dört boyu vardır: "Nart", "Sya", "Syanbiy" (Tanşihaylı) ve "Oğuz". Bu boyların kapsamında dünyaya dağılmış 200 milyondan fazla Türk vardır ve bunları yok etmek imkânsızdır. Çinliler "Hun"u sıkıştırmak mümkün; yenmek zor; mahvetmek imkânsız" sözünü boşuna söylememiştir.

Hiçbir toplum gerçeklere göz yumarak uzun süre rahat yaşayamaz. Özellikle örtbas edilen gerçek, en hassas millî duygulara dokunuyorsa. Hun (Gun, Türk) halkını ve onun şanlı tarihini silip ellerini ovuşturmayı düşünen "oldu bitti aydınları" bilmeli ki bu konu onların boyunu aşar, çünkü Türk halkı insanlığın uygarlaşmasına vazgeçilmez katkıda bulunmuş, hiçbir zaman gözardı edilemeyecek çok özel bir halktır.

Bugün "Russkiy" denen halkın çoğu, kandan candan Hun (Gun) soyundan ve bütün Türk halklarının bölünmez akrabasıdır. "Russkiy" isminin altında şanlı Türk etnik ve kültürel hazinesi bulunmaktadır. Bugün şovenist pankartlarda "nerus", "nehrist", "neçist", "çuçmek" vb. hakaretlerle Rus ismi taşımayan halklara çamur atanlar, "su içtikleri kuyuya çöp dökmektedirler", çünkü "Russkiy" yeni "Russkiy" ismini almış eski "Türk"tür.

Sayısı çok az, gerçek "Russkiyler"e saygımız sonsuzdur. Var olsunlar. Çarlık'ın ve sonraki devlet yöneticilerinin tutumundan onlar sorumlu değil, halk hiçbir zaman suçlu olmaz. Suç her zaman onları yöneten hükümdarlardadır.



Sofi Tram-Semen
"Atalarımız Hunlar"adlı kitabının 'önsöz'ünden alıntıdır,
__________________
Paylaşımlarımın tamamı internetten derlenmiş alıntıdır.
Ne bir tahsil edipte okul buldum.
Nede bir derviş olup şu sırtıma çul vurdum,
Anlatmak ne haddime anyamadım ben beni,
Kula kulluk yok derken ben kendimi kul buldum..

Bende Mecnûn’dan füzûn âşıklık isti’dadı var
Âşık- ı sâdık benim Mecnûn’un ancak adı var
FUZULİ

Ey bir aileye bile hükmedemeyen ilerici ;
üç kıtaya, yedi denize hükmeden ecdadın mı gerici ?
TAN3R isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
4 Üyemiz TAN3R'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 11.05.10, 15:10   #3
Okunuşu: Simirna

Smyrna - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jan 2009
Konular: 625
Mesajlar: 8,411
Ettiği Teşekkür: 37276
Aldığı Teşekkür: 38692
Rep Derecesi : Smyrna gerçekten güzelSmyrna gerçekten güzelSmyrna gerçekten güzelSmyrna gerçekten güzelSmyrna gerçekten güzelSmyrna gerçekten güzelSmyrna gerçekten güzelSmyrna gerçekten güzelSmyrna gerçekten güzelSmyrna gerçekten güzelSmyrna gerçekten güzel
Ruh Halim: Enerji Dolu
Standart Cevap: Atalarımız Hunlar (II)

Alıntı:
Orjinal Mesaj Sahibi TAN3R Mesajı göster
Hiçbir toplum gerçeklere göz yumarak uzun süre rahat yaşayamaz. Özellikle örtbas edilen gerçek, en hassas millî duygulara dokunuyorsa. Hun (Gun, Türk) halkını ve onun şanlı tarihini silip ellerini ovuşturmayı düşünen "oldu bitti aydınları" bilmeli ki bu konu onların boyunu aşar, çünkü Türk halkı insanlığın uygarlaşmasına vazgeçilmez katkıda bulunmuş, hiçbir zaman gözardı edilemeyecek çok özel bir halktır.





Teşekkürler Taner.
__________________
Smyrna isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
2 Üyemiz Smyrna'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 11.05.10, 15:26   #4
Müdavim

**EMEL** - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Feb 2009
Konular: 404
Mesajlar: 3,957
Ettiği Teşekkür: 13330
Aldığı Teşekkür: 14486
Rep Derecesi : **EMEL** artık herkes tanıyor**EMEL** artık herkes tanıyor**EMEL** artık herkes tanıyor**EMEL** artık herkes tanıyor**EMEL** artık herkes tanıyor**EMEL** artık herkes tanıyor**EMEL** artık herkes tanıyor**EMEL** artık herkes tanıyor**EMEL** artık herkes tanıyor**EMEL** artık herkes tanıyor**EMEL** artık herkes tanıyor
Ruh Halim: Pisman
Standart Cevap: Atalarımız Hunlar

Teşekkürler Taner...
__________________
Hayat dediğiniz 1 çay
İnsan ise sadece 1 şeker
Karıştırdıkça hayattan tat aldığını sanırsın
Oysaki;
Hayatın seni erittiğini çay bitince anlarsın..




**EMEL** isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
**EMEL**'in Mesajına Teşekkür Etti
Cevapla

Bu Sayfayı Paylaşabilirsiniz

Etiketler
atalarımız, hunlar


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



WEZ Format +3. Şuan Saat: 11:36.


Powered by vBulletin® Version 3.8.8
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0 PL2 ©2011, Crawlability, Inc.
Copyright ©2000 - 2017 www.forumgercek.com
Protected by CBACK.de CrackerTracker
Önemli Uyarı
www.forumgercek.com binlerce kişinin paylaşım ve yorum yaptığı bir forum sitesidir. Kullanıcıların paylaşımları ve yorumları onaydan geçmeden hemen yayınlanmaktadır. Paylaşım ve yorumlardan doğabilecek bütün sorumluluk kullanıcıya aittir. Forumumuzda T.C. yasalarına aykırı ve telif hakkı içeren bir paylaşımın yapıldığına rastladıysanız, lütfen bizi bu konuda bilgilendiriniz. Bildiriniz incelenerek, 48 saat içerisinde gereken yapılacaktır. Bildirinizi BURADAN yapabilirsiniz.
Page Rank Icon
Bumerang - Yazarkafe
McAfee Site Denetleme
Norton Site Denetleme
www.forumgercek.com Creative Commons Alıntı-Lisansı Devam Ettirme 3.0 Unported Lisansı ile lisanslanmıştır.