Merhabalar
Forum Gerçek üyesi değilsiniz ya da Üye Girişi yapmamışsınız.
Sitemizden tam olarak yararlanabilmek için;
Lütfen Buraya tıklayarak üye olunuz.
Forum Gerçek

Forumları Okundu Kabul Et Bugünkü MesajlarYazdığım Cevaplar Açtığım Konular Kim Nerede
Geri git   Forum Gerçek > Türk ve Dünya Tarihi > Türk Tarihi

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
Eski 16.03.15, 15:59   #11
Deniz Sevengillerden

ReaL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jan 2009
Konular: 2602
Mesajlar: 30,046
Ettiği Teşekkür: 161533
Aldığı Teşekkür: 177613
Rep Derecesi : ReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Arastirmaci
Standart Cevap: Osmanlı Cellatlarının Öyküsü - Osmanlı'da İdam

17. Yüzyılda yapılmış bir Avrupa gravürü: Cellatlar idam ettikleri devlet adamının kellesini Padişaha gösteriyorlar.



Osmanlı Sarayında cellâtlar; subaşlarına ve bostancıbaşlarına bağlıydılar. Bu iki önemli Devlet görevlisinin altında ise cellatbaşı bulunuyordu. İnfazlar cellatbaşı gözetiminde cellâtlar tarafından yapılıyordu.

__________________



Tüm katılımcı arkadaşların okumasını rica ediyorum... Lütfen Tıklayınız..
* * *
ReaL isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
ReaL'in Mesajına Teşekkür Etti
Eski 16.03.15, 20:32   #12
Moderator

Dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2012
Konular: 413
Mesajlar: 3,680
Ettiği Teşekkür: 18753
Aldığı Teşekkür: 20030
Rep Derecesi : Dilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Uykucu
Standart Cevap: Osmanlı Cellatlarının Öyküsü - Osmanlı'da İdam

Balıkhane Kasrı

16. yy da bostancı ocağına bağlı bir de cellât ocağı kuruldu. İlk kurulduğu zamanlar cellât ocağında 5 cellât mevcut iken, zamanla cellâtların sayısı artarak 70 e ulaştı. Cellâtların lideri olan cellâtbaşı, bostancıların lideri bostancıbaşına bağlıydı. Sıradan mahkûmların cezalarını diğer cellâtlar îfâ ederken, devlet adamlarının ve mühim şahsiyetlerin infâzını cellâtbaşı gerçekleştirirdi. Vezirlerin, kazaskerlerin, beylerbeyilerin vs. üst düzey devlet adamlarının idamlarında bostancıbaşı da bulunur, idam fermânını okuyarak, mahkûmu tesellî eden sözler söylerdi. Sonra da cellâtbaşı infazı îfâ ederdi. Saraydan çıkan infaz emri; eğer idam sarayda olacaksa bostancıbaşıya, saray veya İstanbul dışında olacaksa kapıcıbaşına verilirdi.

Bostancıbaşı! Götürün şu mendeburu Balıkhâne Kasrı'na.

Padişahın gür sesiyle söylediği bu cümle, Arz Odası'nın çinili duvarlarında yankılanınca, karşısındaki şahıs buz kesilir, titremeye başlardı.


Ecel Şerbeti

Bostancıbaşı, cellâtların başıydı. Balıkhane Kasrı ise, idamlık siyasi mahkûmların idam edilmeden önce üç gün bekletildikleri zindan. Bu mekân, Gülhane Parkı'nın sahile yakın kısmında bulunan aşı ( kızıl ) renkli, büyükçe bir kasırdı. İdamlık mahkûmlar, evvela bostancıların kollarında bu kasra gönderilirler, haklarında verilen karar Divan-ı Hümayun'da tekrar görüşülüp suçu sabit olduğu ve ölümü hak ettiği anlaşılırsa, mahkûm üçüncü gün idam edilirdi. Böylelikle Osmanlı sultanları, anlık bir öfke ve yanlış bir kararla bir masumun kanına girmemiş oluyorlardı.

Üç gün boyunca bu zindanın soğuk odalarında akıbetini bekleyen mahkûmun, affedilmesi için dua etmekten başka elinden bir şey gelmezdi. Seçimsiz ve çaresiz beklerdi akıbetini. Üçüncü gün sonunda zindanın demir kapısı açılır ve elinde tepsiyle, insan azmanı bostancıbaşı görünürdü. Tepsideki bir kadeh şerbeti mahkûma sunmak için gelen bostancı, saygıda kusur etmezdi. Sessizce içeri girer, saygıyla şerbeti sunardı. Genellikle pek konuşma olmazdı aralarında. Buna gerek de yoktu zaten. Zira mahkûm, bostancıbaşının getirdiği kadehin renginden akıbetini anlardı. Eğer şerbet, beyaz kadehle gelmişse affedildiğine, kırmızı kadehle gelmişse idam edileceğine işaretti. Kadeh beyazsa mahkûmun yüzüne kan gelir, rahat bir nefes alarak şerbetini içer ve yine bostancıların nezaretinde kendisi için sahilde, yalı köşkünün önündeki bostancı kayıkhanesinde hazırlanmış çektiriye binerek, sürgün edildiği mekâna doğru yol alırdı. Zira idamdan affedilmenin karşılığı sürgündü. Ve beyaz kadehin manası da bu idi. Kızıl kadehe gelince.. Ölüm demek olan kızıl renkli kadehi görür görmez mahkûmun yüzündeki kan çekilir, beti benzi atar, suratı bembeyaz kesilirdi korkudan. Zira az sonra içeceği buz gibi şerbet onun ecel ( şehâdet ) şerbeti olacaktı.


Cellat Çeşmesi

Dünyadan son nasibi olan buz gibi şerbeti içen mahkûm, ölümün bütün soğukluğunun duvarlarına sindiği bu korkunç zindandan çıkarılır, Topkapı Sarayı'nın 1. kapısı Bâb-ı Hümâyunla 2. kapısı Bâbusselâm arasında bulunan Cellât Çeşmesi'nin önüne getirilir ve çeşmenin önündeki taşın üzerine başı konularak bostancıbaşının da nezaretinde, cellâtbaşının güçlü bir kılıç darbesiyle idam edilirdi. İnfaz gerçekleştikten sonra cellâtlar, kanlı palalarını, satırlarını, bu çeşmede yıkadıkları için çeşmeye Cellât Çeşmesi denmişti. Bir diğer adı da siyasi mahkûmların infazı burada vâkî olduğundan Siyâset Çeşmesi. Cellâtlara ise ''Meydân-ı Siyâset Ustası'' denirdi bir dönem. Bazen de mahkûm, Balıkhane Kasrı'nda şerbetini içer içmez kementle boğularak öldürülür, cesedi de ayağına taş bağlanılarak denize atılırdı. Başı kesilerek öldürülenlerin kesik başı, çeşmenin önünde ve karşısında bulunan Seng-i İbret ( İbret Taşı ) ismindeki sütunların üzerine ya da Bâb-ı Hümâyûn'un ( Sarayın en dış kapısı ) nişlerine konulur, üç gün bekletildikten sonra, başsız cesedi gibi kellesi de denize atılırdı. Yabancı seyyahlar, Sarayburnu açıklarından gemiyle geçerlerken, denizin yüzünde böyle nice başsız cesetlere rastladıklarını yazmışlardı.


Bostancı Fırını

Balıkhane Kasrı'na kapatılan son devlet adamı ise 1822'de azledilen Sadrazam Hacı Salih Paşa idi. İdamdan güç bela kurtulmuştu.

Sarayda böyle kötü bir şöhrete sahip Balıkhâne Kasrı, padişahın gazabına uğrayanların, Kapı Arası'nda tutuklanarak, cezalarının infaz edilmek üzere hapsedildikleri ve haklarındaki ferman gelene kadar, ölümle yaşam arasında gidip geldikleri, ecel terleri döktükleri yerdi.

Mahkûmlar için ''Balıkhane'' korkunç bir kelime idi. ''Götürün Balıkhâneye'' sözü, ölüm demekti. Bir diğer korkunç kelime ise ''Bostancı Fırını''. Topkapı Sarayı 1. avlunun ziyarete kapalı kısımlarında bulunan fırının yanındaki küçük bir hapishaneydi burası. Burada infaz öncesi konuşturulmak istenen mahkûmlara işkence de yapılır ve bu işkencehane fırının hemen arkasında olduğu için buraya da fırın denirdi. ''Fırına götürün'' demek işkence veya idam emri demekti. İdam edilecek kişiler, haklarındaki ferman çıkana kadar Bostancıbaşı tarafından tutuklanmış olarak fırında beklerlerdi. Bostancıbaşı hapsinden sağ kurtulan da pek olmazdı.

Balıkhane Kasrı ve Bostancı Fırınından başka, borçlular Baba Cafer Zindanına, siyasi suçlular, tutuklanan yabancı sefirler Yedikule Zindanlarına atılırdı.

Fatih'ten beri birçok mahkûmun son nefeslerini verdiği bir diğer mekân da Yedikule Zindanları. Ve idamların infaz edildiği Zindan Kulesi. Bizanslı mahkûmlardan Osmanlılara kadar birçok zavallının ölüm çığlıklarının duvarlarına sindiği bu korkunç kule, kapısından içeri adım atanın, bir daha çıkamayacağını bildiği, uğursuz ve korkunç bir zindan idi. Sıradan bir Osmanlı vatandaşından, Padişah Genç Osman'a kadar nice zavallının kanını içen bu zindan, ilk idam edilen Osmanlı sadrazamı Çandarlı Halil Paşa'dan, son idam edilen sadrazam Benderli Ali Paşa'ya kadar birçok önemli zevâtın da ölümle buluşma noktası olmuştu.

Siyasi suçluların kellesi, sarayda cellât çeşmesi önünde kesilir ve seng-i ibrette sergilenirdi. Halktan ve sıradan şahıslar, umumiyetle suçu işledikleri ya da yakalandıkları yerde veyahut Yavuz Selim Camii'nin Haliç'e inen kısmı Parmakkapı'da asılarak idam edilirlerdi. Yeniçerilerin idamı ise, ocak içinden yetişen cellâtlar tarafından, Rumeli Hisarı'ndaki zindanda yapılırdı. Ve idam, hisarın burçlarından atılan tek parelik bir top sesiyle duyurulurdu. Top sesi, bir yeniçerinin daha ölümünün sesiydi.


İdam Şekilleri

Yeniçerilerin kellesi, cellât satırıyla vurulurdu. Bu satır halen Topkapı Sarayı silah hazinesinde sergilenmekte. Vezirler, sadrazamlar, devlet adamları umumiyetle boğdurulur, sıradan şahısların kılıçla başları vurulurdu. Kementle boğularak idam edilenlerin, ibret ve inandırıcılık için ölümünden sonra ''şifre'' denilen gayet keskin ve özel bir usturayla kafaları kesilirdi.

Hanedan mensuplarının ise asla kanı akıtılmaz, onlar mutlaka boğularak idam edilirdi. Osmanlı şehzadeleri genelde yay kirişi ile boğulmuştur. Zira Osmanlı Hanedanı mukaddes sayıldığından kanı akıtılamazdı. Boğularak kansız bir ölüm, hanedanın ölümüydü.

Cellâtlar, Müslümanların kesik başlarını infazdan sonra, cesedi sırt üstü yatırarak koltuğunun altına koyarlardı. Bu yüzden devletin üst düzey görevlileri, ''kelle koltukta geziyoruz'' ifadesini çok terennüm ederlerdi. Müslüman olmayanlar ise yüzükoyun yatırılarak, kesilen başları kıçlarının üzerine konulurdu.

İdam edilecek şahıs, İstanbul dışında uzak bir yerdeyse, kesilen başı bozulmaması için bal dolu bir torbaya konulur, sultanın huzUruna öyle getirilir, bir tepsi içinde padişaha gösterilip, ''Emr-i ferman yerini bulmuştur Hünkârım'' sözünden sonra ibret taşına konulur, üç gün teşhir edilirdi. Beden ise öldürüldüğü yere gömülürdü. Bu sebeple, başı başka yerde, bedeni başka yerde gömülü iki mezarı olan devlet adamları, sadrazamlar çoktur. Bunlardan en meşhuru Viyana kuşatmasındaki başarısızlığı sebebiyle başı kesilen ve bir bal torbası içinde payitahta gönderilen, sonra da denize atılan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'dır.


Kapı Arası

Devlet adamlarının, hiç ummadığı bir anda ölümle burun buruna geldiği, karşısında cellâtı görüverdiği yerdi Bâbusselâm'ın kulelerinin arasındaki Kapıarası. Birinci ve ikinci avluya bakan karşılıklı 2 kapı kapatıldığında, aralarında bir insanın gizlice yok edilebileceği karanlık bir kapı arası kalırdı. Nicelerinin ansızın kaybolduğu bu karanlık aralık, Divânhaneye gizli bir geçitle bağlanan cellât hücrelerine açılırdı.

Sarayın en mühim kapısı Bâbusselâm, hepsinden daha korkunç hatıraları saklıyordu ortaçağ usulü kulelerinin altında. Habersiz gelen ölüm emri, bu karanlık dehlizde merhametsiz bir cellâdın yağlı kemendiyle yakalayıverirdi koskoca veziriazamı. Kapı arasından geçmek ölüm koridorundan geçmek demekti birçokları için. İki kapı arasındaki karanlık dehlizden geçerken, diğer kapıdan Divanhaneye çıkamadan can verme ihtimali bulunduğundan, buradan geçen vezirler ecel terleri dökerler, Ortakapı'dan çıktıklarında şükür sadakası dağıtırlardı zaman zaman. Belki de bu yüzden her an ölüme hazır bekleyen ve kaftanının altında vasiyetini saklayan vezirlerin haddi hesabı yoktu. Patrona Halil isyanında saraya sığınan Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa'da kapı arasında boğulanlardan biri ve en meşhuruydu.

Kapının adı Bâbusselâm'dı. Ve ancak bu kapıdan geçtikten sonra selâmete eriyorlardı devlet adamları. Padişah selâmlanarak girildiği için Bâbusselâm ismini alan ve Orta kapı olarak da bilinen bu kapının sağlı sollu dehlizleri, cellât hücreleriyle doluydu.

Bâbusselâm'ın sağ tarafında kulenin altında, cezaları tecil edildiği ya da sürgün edilmek istendikleri zaman kurbanların atıldığı zindanın küçük demir kapısı, sol taraftaki kulenin altında ise bazılarının ölmeden önce son defa abdest aldıkları küçük çeşme halâ duruyor yerinde. Boğulmaları gerekenlerin infazları umumiyetle kapı arası denen hücrelerde gerçekleştirilirdi. Bu kapının önündeki Seng-i İbret denilen ve idam edilenlerin kesik başlarının teşhir edildiği sütunlar da Tanzimatın ilânından sonra, Sultan Abdülmecid'in siyasî idamları yasaklamasıyla, yerlerinden sökülüp toprağa gömülmüştü. Nice kesilmiş başlar gören bu kuleli kapı, halâ ortaçağın o karanlık ve korkunç mimarî üslubunu andıran yapısıyla sarayın en meşhur kapısı olarak o kanlı günleri hatırlatmaya devâm ediyor ziyaretçilere.


Bostancıbaşı

Saray bahçelerinin, köşklerinin ve surlarının muhafazasından sorumlu olan Bostancıbaşı Ağa, Payitaht İstanbul'un asayişinden de sorumluydu ve Yalı Köşkü'nde otururdu. Cellâtların amiriydi bostancıbaşılar. Kocaman kırmızı baratalarıyla, iri yapılarıyla ve acımasız tavırlarıyla insana ürperti veren bu şahıslar, padişahın yanından ayrılmaz, aynı zamanda onun özel muhafızlığını da yaparlardı. Sadece padişah tarafından atanan ve yine onun tarafından azledilen bu şahıslar, padişahtan başka hiç kimseden de emir almazlardı. Sadrazam dahi bostancıbaşına emir veremezdi.



Kaynak
__________________

Tanrılar, erkeklerin ''balıkta'' geçirdiği zamanı ömründen saymaz. (Babil Atasözü)
Dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
2 Üyemiz Dilaver'in Mesajına Teşekkür Etti.
Cevapla

Bu Sayfayı Paylaşabilirsiniz

Etiketler
cellatlar, cellatları, cellatların, osmanlı, osmanlı cellatları, osmanlı'da, osmanlı'da cellatlar


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


İlgili Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Çanakkale Savaşı (1915 - 1916) ReaL Türk Tarihi 65 21.03.17 01:45
Balkanlar'da Osmanlı Fethi Ekin Türk Tarihi 2 07.03.16 23:00
Osmanlı Bankası Müzesi | Bank-ı Osmanî-i Şahane Basakca Müzeler 11 23.12.15 00:23
Osmanlı Sultanları'nın Güzellik Sırları Umutgüneşi Saç, Cilt ve Vücut Bakımı 14 25.04.14 10:29
Osmanlı Devletinde Yenileşme Hareketleri oneyouu Türk Tarihi 0 25.01.09 02:30


WEZ Format +3. Şuan Saat: 12:04.


Powered by vBulletin® Version 3.8.8
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0 PL2 ©2011, Crawlability, Inc.
Copyright ©2000 - 2017 www.forumgercek.com
Protected by CBACK.de CrackerTracker
Önemli Uyarı
www.forumgercek.com binlerce kişinin paylaşım ve yorum yaptığı bir forum sitesidir. Kullanıcıların paylaşımları ve yorumları onaydan geçmeden hemen yayınlanmaktadır. Paylaşım ve yorumlardan doğabilecek bütün sorumluluk kullanıcıya aittir. Forumumuzda T.C. yasalarına aykırı ve telif hakkı içeren bir paylaşımın yapıldığına rastladıysanız, lütfen bizi bu konuda bilgilendiriniz. Bildiriniz incelenerek, 48 saat içerisinde gereken yapılacaktır. Bildirinizi BURADAN yapabilirsiniz.
Page Rank Icon
Bumerang - Yazarkafe
McAfee Site Denetleme
Norton Site Denetleme
www.forumgercek.com Creative Commons Alıntı-Lisansı Devam Ettirme 3.0 Unported Lisansı ile lisanslanmıştır.