Merhabalar
Forum Gerçek üyesi değilsiniz ya da Üye Girişi yapmamışsınız.
Sitemizden tam olarak yararlanabilmek için;
Lütfen Buraya tıklayarak üye olunuz.
Forum Gerçek

Forumları Okundu Kabul Et Bugünkü MesajlarYazdığım Cevaplar Açtığım Konular Kim Nerede
Geri git   Forum Gerçek > Türk ve Dünya Tarihi > Türk Tarihi > Türk Tarihinde Yer Alanlar

Türk Tarihinde Yer Alanlar Türk tarihinde yer alan olay ve portreler

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
Eski 21.05.11, 14:23   #11
Müdavim

OkyanusunKalbi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Sep 2009
Konular: 616
Mesajlar: 7,992
Ettiği Teşekkür: 27529
Aldığı Teşekkür: 40364
Rep Derecesi : OkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzel
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Osmanlı İmparatorluğu Döneminde Önemli Kişiler - Kronolojik Sıralama




Konstantin
(Bizans İmparatoru)



Konstantin'in, babası İkinci Manuel, annesi Helene Dragas'dır. Ağabeyi VIII. İoanness'dir. Konstantin, 1443 yılında Isparta (Mystra) despotu oldu. Ağabeyi VIII. İoanness'in ölümü üzerine, çökmekte olan Bizans İmparatorluğu'nun başına geçti. İstanbul'u kuşatma altına alan Fatih Sultan Mehmed'e karşı şehri yiğitçe savundu. Son Bizans imparatoru olan Konstantin, İstanbul'un Osmanlılar tarafından fethi sırasında, surlar üzerinde savaşırken öldü (29 Mayıs 1453).






Konuralp


Osman Gazi ve Orhan Gazi'nin yakın silah arkadaşlarından olan Konuralp, Sakarya civarında fetihler yaptı. "Konarpa" onun adı ile anılır. 1328 yılında vefat etti.





Korkut Çelebi


Korkud Çelebi 1470 yılında Amasya'da doğdu. Babası Sultan İkinci Bayezid'dir. Yavuz Sultan Selim'in ağabeyidir. Dedesi Fatih Sultan Mehmed'in yanında sarayda eğitim gördü ve Arapça, Farsça gibi dilleri öğrendi. Fatih Sultan Mehmed'in 3 Mayıs 1481 günü ölümü üzerine, babası Amasya'dan İstanbul'a gelinceye kadar, saltanat naipliği yaptı. 30 Aralık 1483'te Saruhan (Manisa) sancakbeyliğine atandı. 1501 Ekim ayında Midilli'yi kuşatan Hıristiyan donanmasına karşı asker gönderdi. Kardeşi Şehzade Ahmed'in etkisi ile Antalya sancakbeyliğine gönderildi. Yeniden eski sancağına dönmek istediyse de, bu dileği reddedildi. Nisan 1509'da, hacca gitmek gerekçesi ile Antalya'dan İskenderiye'ye gitti. Memluk Sultanınca dostça karşılandı. Mısır'da bir yıldan fazla kalan Korkud, babasınca affedilerek Antalya'ya döndü.

Korkud Çelebi, kardeşi Şehzade Selim'in (Yavuz Sultan Selim), 1511'de Trabzon'dan Kırım'a gitmesinin yarattığı karışıklıktan yararlanarak, İstanbul'a daha yakın olan Manisa'ya taşındı. Mart 1512'de, Şehzade Selim ile Şehzade Ahmed arasındaki mücadelenin doruğa çıktığı günlerde, İstanbul'a gitti. Yeniçerilerden kendisini desteklemelerini istediyse de, Şehzade Selim yanlısı olan yeniçeriler bu öneriyi reddettiler. Sultan İkinci Bayezid'in 24 Nisan 1512'de Şehzade Selim lehine tahttan çekilmesi üzerine, kardeşinin padişahlığını tanıdığını açıkladı.

Yeniden Manisa'ya gönderilen Korkud, bazı devlet adamlarının ağzından yazılan ve padişah olmasını isteyen mektuplara olumlu cevap verince, Yavuz Sultan Selim, 1513'te Manisa'ya geldi. Korkud Çelebi kaçmak istediyse de, Bergama yakınlarında yakalanarak Bursa'ya getirildi ve burada boğularak öldürüldü.

Sancakbeyliği sırasında Ege'de ve Akdeniz'de denizciliğin gelişmesi için çalışan Korkud Çelebi, aralarında Hızır Reis (Barbaros) ailesinin de bulunduğu birçok denizciyi koruması altına almıştı. Aynı zamanda bilim ve müzikle ilgilenmiş olan Korkud Çelebi, çeşitli yapıtlar vermiş, Harimi mahlasıyla şiirler yazmıştır.







prülü Fazıl Ahmet Paşa


prülü Fazıl Ahmet Paşa 1635 yılında İstanbul'da doğdu. Babası Köprülü Mehmet Paşa'nın vasiyeti üzerine, Sultan Dördüncü Mehmed tarafından sadrazamlığa getirildi ve 15 yıl bu görevde kaldı. Çok iyi bir öğrenim gören Köprülü Fazıl Ahmet Paşa, Erzurum ve Şam valiliklerinde bulundu.

Sadrazam olduktan sonra ilk iş olarak Avusturya üzerine sefere çıktı. Avusturya'yı barış yapmaya zorlayan Köprülü Fazıl Ahmet Paşa, 21 yıldır alınamayan Girit'in fethine yöneldi.Kandiye kalesini alarak, Girit'i Osmanlı topraklarına kattı. Daha sonra padişahla birlikte Lehistan seferine çıkan Köprülü Fazıl Ahmet Paşa, Bucaş Antlaşmasıyla Podolya'yı Osmanlı ülkesine katarak yurda döndü. 15 yıllık sadrazamlığı sırasında ülkesini eskisinden daha güçlü bir hale getiren bu büyük sadrazam, sefer hazırlığı yaptığı sırada, 1676 yılında Edirne'de vefat etti.

İstanbul'da Çemberlitaş karşısında, babası Köprülü Mehmed Paşanın yanına gömüldü.






prülü Fazıl Mustafa Paşa


prülü Fazıl Mustafa Paşa, 1637 yılında İstanbul'da doğdu. Köprülü Mehmed Paşa'nın ikinci oğlu, Köprülü Fazıl Ahmed Paşa'nın kardeşidir. İkinci Viyana Kuşatması'nı izleyen günlerde iş başına getirilmiş, aldığı köklü ve yerinde tedbirlerle İmparatorluğun yıkılmasını geçici bir süre için de olsa durdurmayı başarmıştır. Sultan İkinci Süleyman ve Sultan Üçüncü Ahmed dönemlerine rastlayan görev süresi sadece iki yıl sürmüştür. Ağabeyi gibi çok iyi bir öğrenim görmüş, kültürlü, zeki, ileri görüşlü bir devlet adamıdır. Müderris olmuş, 1680'de vezir rütbesiyle Silistre valiliği ve Babadağı serdarlığına atanmıştır. Sultan Dördüncü Mehmed'in tahttan indirilmesinde rol oynamış, bu olaydan sonra Kandiye ve Sakız muhafıalığına atanmıştır. Avusturyalıların Serasker Recep Paşa'yı Belgrad önlerinde yenilgiye uğratmasından sonra, devletin her açıdan zor durumda olduğu bir ortamda, 1689 yılında sadrazamlığa atanmıştır. Sadrazam olur olamaz iç karışıklıkları bastırmakla işe başlayan Köprülü Fazıl Mustafa Paşa, halkı ezen gereksiz vergileri ortadan kaldırmış, saraydaki değerli eşyaları darphanede paraya çevirerek maliyeyi düzeltmiş ve ordudaki asker sayısını azaltarak orduyu yenilemiştir. Avusturyalıların üzerine yürüyerek Niş, Budin ve Belgrad'ı geri almış, 1691 yılında savaş alanında şehit düşmüştür.






prülü Mehmed Paşa


prülü Mehmed Paşa, Osmanlı tarihinin en sarsıntılı döneminde iş başına geçip, 35 yıl devleti başarıyla yöneten Köprülü soyundan gelmiş, büyük sadrazamlardan ilkiydi. Samsun'un ilçesi Vezirköprü'de doğdu. İktidarının ilk yıllarında çok fazla kan dökmüş olmakla beraber, memleketin içinde bulunduğu karışık durum, yaptıklarına hak verilmesini sağlamıştı. Padişahla anlaşarak yaptığı akit sonrası 75 yaşında sadrazam oldu.

Devletin iç işlerini düzenledikten sonra, güçlü bir donanma oluşturarak Çanakkale ağzını tutmuş, Venedik deniz kuvvetlerini yenilgiye uğratıp boğazı açmıştır. Bozcaada ve Limni'yi kurtardı. İsyan eden Erdel Beyini yola getirdi. Anadolu'daki Abaza ayaklanmalarını bastırıp, vilayetleri gözü dönmüş zorbalardan temizleyip iç düzen ve güvenliği sağladı. Bütçe sorunlarını ele alıp, bu konuda yolsuzluğu görülen kişileri ortadan kaldırdı. Avrupa devletleriyle yeni bir savaşa hazırlandığı sırada, 1661'de Edirne'de öldü. Vasiyeti gereği yerine oğlu Fazıl Ahmet Paşa getirildi






Köse Mihal
(Mihal Gazi)



Uludağ eteklerinde, Harmankaya adı verilen Rum kalesinin tekfuru iken Müslüman olup, Osmanlı Devleti'ne büyük hizmetlerde bulundu. "Mihal Gazi" adıyla anılır. Evlat ve torunlarının da Osmanlı Devleti'ne büyük hizmetleri vardır.





Köse Musa Paşa

Yenişehir Fener'de doğdu. Yeniçerilerin ayaklanmasında önemli rol oynamış, III. Selim döneminde vezirlik yapmıştır. Tahsilat işlerindeki başarısı nedeniyle Vezirlikle Trablusşam Valisi olmuştur. Rüşvet aldığı gerekçesiyle Kıbrıs'a sürgün edildi. Bir süre sonra affedilerek saraya vezir olarak alındı. Selanik ve Mısır Valiliklerinde bulundu. İki defa Rikabi Hümayun Kaymakamlığı yaptı. III. Selim'in Yeniçeri Ocağı'nın yenilenmesi konusundaki çalışmalarında Nizamı Cedit taraftarı görünür, diğer taraftan da yeniçerileri ayaklanmaları için körüklerdi. Bu olaylar Kabakçı Mustafa isyanının çıkmasına neden olmuştur. Sultan II. Mahmud padişah olduktan sonra III. Selim'in öldürülmesinde rol oynayanlar cezalandırıldı. bunlar arasında bulunan Köse Musa başı kesilerek cezalandırıldı ve Eyüp'e gömüldü.





Kösem Sultan


Osmanlı tarihinin ünlü ve nüfuzlu kadınlarından olan Kösem Sultan, 1590 yılında doğdu. Sultan Birinci Ahmed'in eşi, Sultan Dödüncü Murad'ın annesidir. Bosna beylerbeyi tarafından İstanbul'a kızlarağası olarak gönderilmiş, on beş yaşındayken Sultan Birinci Ahmed'e haseki olmuş, keskin zekasıyla padişahı etkisi altına almış ve bütün saraya nüfuzunu kabul ettirmiştir. Genç yaşında dul kalınca, tahta geçen kaynı Sultan Birinci Mustafa ve daha sonra da Sultan İkinci Osman zamanında devlet işlerine çok fazla karıştığı için eski saraya gönderilmiş, ancak oğullarından Sultan Dördüncü Murad'ın ilk saltanat yıllarında yeniden devlet yönetimini etkilemeye başlamıştır. Sultan Murad büyüyüp yetiştikten sonra annesinin faaliyetlerini engellemişse de, genç yaşta ölümü üzerine Kösem sultan yeniden etkin hale gelmiştir. Torunu Sultan Dördüncü Mehmed zamanında Kösem Sultan, nüfuzu korumakla birlikte, gelini, padişahın annesi Turhan Sultan, Kösem Sultana karşı çıkmış ve bir gece dairesi basılarak boğdurulmuştur (1651).






Kuyucu Murad Paşa


Kuyucu Murad Paşa 1535 yılında doğdu. Söylentiye göre Hırvat asıllıdır. Sarayda yetişti. 1557'de Mısır valisi Mahmud Paşa'nın kethüdası oldu. Yemen Savaşı'ndaki büyük yararlıklarından ötürü, 1571'de Yemen'e beylerbeyi olarak atandı. Daha sonraki yıllarda, çeşitli sancakbeyliklerinde bulundu. Üç kez Diyarbakır valiliğine verildi. İran seferinde esir düştükten sonra kaçıp İstanbul'a gelmeyi başardı. Bundan sonra Kıbrıs, Diyarbakır ve Halep valiliklerinde bulundu.

Macaristan seferinden sonra da, bu ülkenin serdarı ve sadrazamı oldu. Sadrazamlığında olumlu işler yaptı. İran'a karşı başarı kazandı ve Anadolu'daki iç isyanları bastırdı. Barış görüşmelerinin devam ettiği bir sırada Diyarbakır'da öldü. Bir söylentiye göre düşmanları tarafından zehirlendi. Anadolu'daki isyanlarla uğraştığı sırada çok kan döktüğü ve öldürttüğü insanları kuyulara attırdığı için "kuyucu" lakabını almıştır. Aynı zamanda koyu bir dindar olup, Nakşibendi tarikatına bağlılığı ileri sürülür. İstanbul'da Veznecilerdeki türbesinde gömülüdür.






Lala Mustafa Paşa


Lala Mustafa Paşa Bosna'nın Sokol kasabasında doğdu. Vezir olan büyük kardeşinin yardımı ile Yavuz Sultan Selim zamanında Enderun'a girdi. Berber olarak çalışırken, Kanuni Sultan Süleyman'ın dikkatini çekti. Daha sonra çeşnigir ve mirahorluk yaptı. Bazı entrikalara karıştığı için sancakbeyi olarak saraydan uzaklaştırıldı. Manisa'da sancakbeyi olarak bulunan Şehzade Selim'in (Sultan İkinci Selim) lalalığına atandı. Bu görev sırasında Şehzade Selim'in kardeşi Bayezid ile arasının açılmasına sebep oldu. Lala Mustafa Paşa önce Van, sonra Erzurum, Halep ve Şam valiliklerine atandı. Ardından İstanbul'a gelerek Vezir oldu ve divana girdi. Bu sırada padişaha Kıbrıs'ın fethedilmesi gerektiğini kabul ettirdi. Kendisi de Serdar-ı Ekremliğe atandı. Bir yıl süren savaş sonunda Kıbrıs, 1570 yılında fethedildi. Açılan İran seferi dolayısıyla Erzurum kuvvetleri serdarlığına atandı. 1578 yılında İran ordusunu bozarak Tiflis'e girdi. Gürcistan ve Şirvan'ı aldı. 1580 yılına kadar doğuda kalan Lala Mustafa Paşa, Sokullu Mehmed Paşa'nın ölümü üzerine azledilerek İstanbul'a çağrıldı. İkinci Vezir olarak görevlendirilen Lala Mustafa Paşa, padişaha fikir vermek bakımından yardımcı oluyordu. Aynı yıl İstanbul'da vefat etti.





Lala Şahin Paşa


Orhan Gazi zamanında yaşayan Lala Şahin Paşa, Şehzade Murad'a (Sultan Murad Hüdavendigar) lalalık ederek onu yetişmesinde büyük pay sahibi oldu. Rumeli'de büyük askeri başarılar kazandı. Orhan Gazi'nin büyük oğlu Süleyman Paşa ölünce, onun yerine beylerbeyi oldu. Rumeli'deki tüm kuvvetlere Lala Şahin Paşa komuta etti. Osmanlı tarihinde beylerbeyi ünvanını taşıyan ikinci kişidir. Sultan Murad Hüdavendigar zamanında Edirne, Filibe ve Zara'yı fethetti. 1363'de Edirne'yi geri almak için gelen 60.000 kişilik haçlı kuvveti, Edirne yakınına ulaştı. Osmanlı kuvvetleri bu orduya karşı koymak için yetersizdi. Lala Şahin Paşa düşmanı oyalamak için 10.000 kişilik kuvvetle, Hacı İlbey'i gönderdi. Kendisi de Edirne'yi savunmak için hazırlıklar yaptı. Hacı İlbey haçlı kuvvetlerine ani bir baskın yaparak Sırp Sındığı Savaşı'nı kazandı. Lala Şahin Paşa'nın Hacı İlbey'i bu başarısından dolayı kıskanarak zehirletip öldürttüğü söylenir. Bursa'da bir medrese, Mustafakemalpaşa'da bir cami yaptırmış olan Lala Şahin Paşa, 1376 yılında vefat etti.






Lazar


Sırp Kralı Lazar, 1329 yılında Pirilepac'da doğdu. 1372 yılında Sırp tahtında meydana gelen karışıklıktan faydalanarak prens ünvanı ile zorla hükümdar oldu. Macar topraklarına girerek ülkesinin topraklarını genişletti. Kuruşevaç'da oturan Sırp Kralı Lazar, ilk önceleri Osmanlılara haraç vermeyi kabul etmişti. Fakat bunu ödememesi üzerine Osmanlılar harekete geçerek 1375 yılında Niş'i aldı. Barış teklifinde bulunan Lazar, Osmanlılara yılda 1000 libre gümüş vermeyi kabul etti. Karamanoğullarını Osmanlılara karşı isyana teşvik eden Lazar, Bosna Kralı ile anlaşarak Osmanlıları Ploşnik'de bozguna uğrattı. Ancak 1389 yılında yapılan Kosova Savaşı'nda savaş meydanında savaşırken öldü.






Levni


Büyük Minyatür sanatçısı. Asıl adı Abdülcelil Çelebi olmasına karşın resimlerinde Levni'yi (Renkçi) kullanmıştı. Minyatürlerinde, yüzlerin kalıplaşmış halde değil, kişinin özelliğine göre resmedilmesi, perspektif kurallarına uyulması en önemli özelliğidir. Surname minyatürleri meşhurdur.







Maanoğlu Fahreddin


1572 yılında doğan Maanoğlu Fahreddin, ilk Lübnan emiri Fahreddin'in torunu ve Korkmas'ın oğludur. Babasının ölümü üzerine II. Fahreddin olarak Osmanlı yönetimi tarafından Lübnan emirliğine atandı.

Osmanlılarla iyi ilişkiler kurdu. Amacı bağımsız bir Lübnan devleti kurmaktı ve bu amaçla Avrupalılarla ve Osmanlılara karşı ayaklanan Halep Valisi Canbulatoğlu Ali Paşa ile işbirliği içine girdi. Bu sayede Kuzey Lübnan ile birlikte sınırlarını Sayda, Beyrut, Safad, Banyas ve Aclun'a dek genişletti.

Osmanlılar 1612'de Floransa ile gizli bir askeri ticaret antlaşması yapan II. Fahreddin üzerine Şam Valisi Hafız Ahmed Paşa yönetiminde bir oru gönderdi. Burada yenilgiye uğrayan II. Fag-hreddin 15 Eylül 1613'de Sayha'dan bir Fransız geisiyle kaçarak İtalya'ya sığındı.

Avrupa'da bir güç oluşturmaya çalışan II. Fahreddin bu amacına ulaşamadı. İran'la savaş durumunda olan Osmanlılar 1618 yılında emirliğin büyük oğlu Ali'de kalması şartıyla II. Fahreddin'in Lübnan'a dönmesine izin verdi. Buna rağmen bağımsızlık mücadelesine devam etti. Yafa yakınlarındaki çarpışmalardan sonra Sayda'ya, oradan da Beyrut'a çekildi ve dağa çıktı. Daha sonra yakalanarak İstanbul'da idam edildi.






Merzifonlu Kara Mustafa Paşa


Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, 1634 yılında Merzifon'un Marınca köyünde doğdu. Babası'nın yakın arkadaşı Köprülü Mehmed Paşa tarafından korunup yetiştirildi. Medrese eğitimi gördü. Klasik bir kültürle beslenerek, üstün zekası ve yetenekleri sayesinde hızla yükseldi. Köprülü Mehmed Paşa'ya damat oldu. Uzun seferler için İstanbul'dan uzaklaşan Fazıl Ahmed Paşa'ya yıllarca sadaret kaymakamı olarak vekalet etti. 1676 yılında Fazıl Ahmed Paşa'nın ölümü üzerine, 41 yaşında iken sadrazamlığa getirildi. En büyük hayali Kanuni devrinin güç ve itibarını Osmanlı Devleti'ne yeniden kazandırmak olan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, hayatını bu amaca adadı. Osmanlı-Rus Savaşı'nda padişahla birlikte sefere katıldı. Zamansız giriştiği ve sorumluluğunu tek başına yüklendiği İkinci Viyana Kuşatması büyük bir bozgunla sonuçlandı. Bu bozgundan sonra idam edilen Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın başı İstanbul'a getirildi. Gövdesi ise Belgrad'da gömüldü. İstanbul içinde ve dışında yaptırdığı birçok hayır eseri vardır. Kendisinden sonra da ailesinden bir çok devlet adamı çıktı.






Mevlana Celaleddin-i Rumi


Mevlana, 1207 yılında Horasan'ın Belh şehrinde doğdu. Mevlana büyük bir tasavvuf şairi ve Mevlevi denen tarikatın piriydi. Babası, Sultan-ül-Ulema ünvanı ile tanınan Mehmed Bahaeddin Veled'dir. Soyu Harzemşah hükümdar ailesine dayanan Mevlana'nın uzak soyları Birinci Halife Ebu Bekir ile birleşir. Babası ile birlikte Hicaz'a, sonra Şam'a, daha sonra Malatya ve Erzincan'a giden Mevlana, en sonunda Konya'ya yerleşti ve Sultan Alaüddin'in himayesini gördü. Babası Mehmed Bahaeddin Veled, Konya'da şöhretli bir müderris oldu. 1231 yılında ölünce, yerine Mevlana Celaleddin-i Rumi geçti. Çok genç olmasına rağmen, zekası ve ilmiyle büyük bir şöhret kazandı. Seyyid Burhaneddin'in etkisi ile tasavvuf yoluna girdi. Tamamen tasavvufa daldıktan sonra "Mevleviliği" kurdu. En önemli eseri olan Mesneviyi de bu tasavvuf aşkı ile yazdı. Mevlana, fikir şairi olmaktan öte, bir duygu şairiydi. Altı kitaptan oluşan "Mesnevi"sinde masallar, fıkralar, temsillerden ve tasavvufi tartışmalardan bölümler yer almaktadır. Lirik şiirler içeren "Mesnevi", Süleyman Nahifi tarafından manzum olarak Farsça'dan Türkçe'ye çevrildi. Mevlana 1273 yılında Konya'da öldü ve oradaki türbesine gömüldü.






Mimar Sinan


Mimar Sinan, 1490 yılında Kayseri'nin Kesi nahiyesine bağlı Agrınas köyünde doğdu. Yavuz Sultan Selim zamanına kadar, devşirme çocukları yalnız Rumeli eyaletlerinden alınırken Yavuz, bu kuralın Anadolu eyaletlerinde de uygulanmasını emretti. Kayseri'den gelen ilk devşirme kafilesi arasında Mimar Sinan da vardı. İstanbul'a geldikten sonra, Atmeydanı'ndaki İbrahim Paşa sarayında bulunan, Acer Oğlanlar Mektebi'ne verildi. Orada dülgerlik ve yapıcılık öğrendi.

Yavuz Selim'in Çaldıran seferinde ordu ile Sivas, Erzurum, Amasya ve Tebriz gibi şehirlerdeki mimari eserleri inceleme fırsatı buldu. Çaldıran Zaferi'nden sonra 25 yaşlarında acemi oğlanlıktan, asıl yeniçeriliğe geçti. İlk zamanlarda seferlere yaya olarak katılırken, ordunun yapı işlerinde gösterdiği yararlılıktan ötürü Atlı Sekban sınıfına geçirildi. 36 yaşında Yayabaşı, bir süre sonra Zemberekcibaşı oldu.

Ordu içinde asıl şöhretini yapıcılıktaki büyük hüneri sayesinde kazandı. Vezir-i Azam Lütfi Paşa, Mohaç seferinden sonra Bağdat'a giderken, Van Gölü'nden orduyu geçirmek üzere kayıklar ve gemiler yaptırmak ihtiyacını görmüştü. Mimar Sinan gemi yapma işi ile görevlendirildi. Zamanın sadrazamı, Mimar Sinan'ı bu görevinden ötürü yakından tanımıştı. Bir süre sonra Kanuni Sultan Süleyman tarafından da tanınıp takdir edilen Mimar Sinan, Boğdan seferinde Prut nehri üzerine 13 gün içinde mükemmel bir köprü yapmayı başardı. 1529 yılında Başmimar Acem İsa ölünce, sadrazam Lütfi Paşa'nın teklifi üzerine Mimar Sinan Mimarbaşı oldu. Ölümüne kadar bu görevde kalan Mimar Sinan, Yavuz Sultan Selim devrini gördüğü gibi, Kanuni Sultan Süleyman, Sultan İkinci Selim ve Sultan Üçüncü Murad devirlerinde de yaşadı. Mimar Sinan, aralarında Selimiye ve Süleymaniye gibi dünyanın en muhteşem abideleri kabul edilen bir çok caminin de bulunduğu altı yüzden fazla mimari eseri, Osmanlı toprakları üzerinde inşa etti. 1588 yılında vefat eden Mimar Sinan iki defa evlendi, ancak hiç çocuğu olmadı. Edebiyata, şiir yazacak derecede hakimdi. Mimar Sinan büyük şöhretine ve kazandığı servetine rağmen, öldüğünde hiç parası yoktu.





Can Atilla - Boğaziçi Rüyaları
__________________
ForumGerçek Türkiye'nin Forumu
OkyanusunKalbi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
6 Üyemiz OkyanusunKalbi'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 21.05.11, 14:23   #12
Müdavim

OkyanusunKalbi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Sep 2009
Konular: 616
Mesajlar: 7,992
Ettiği Teşekkür: 27529
Aldığı Teşekkür: 40364
Rep Derecesi : OkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzel
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Osmanlı İmparatorluğu Döneminde Önemli Kişiler - Kronolojik Sıralama




Mirim Çelebi



Asıl adı Mahmut olup, 16. yüzyılda yaşamış, tanınmış Osmanlı matematik ve astronomi alimlerindendir. Dedesi ünlü Ali Kuşçu'dur. İstanbul'da doğdu. Medreselerde okudu ve Şehzade Bayezid'in şehzadeliği zamanında hocalık etti ve onun zamanında önemli makamlarda görev aldı.

Daha sonraları I. Selim tarafından Anadolu Kazaskerliği'ne atandı. Uluğbey'in ünlü "Zeyç" ini farsça şerhetmiştir. Aynı zamanda büyükbabası Ali Kuşçu'nun astronomi ile ilgili "Fethiye" adlı risalesini şerhetmiştir. Matematik ve astronomi ile ilgili yedi sekiz risalesi daha vardır.






Mithat Paşa


Osmanlı devlet adamı. İdare, Maliye ve eğitim alanında çeşitli reformlar yaptı. Mutlak monarşiden, anayasalı monarşiye geçişte önemli rol oynadı. Asıl adı Ahmed Şefik' dir. 18 Ekim 1822'de İstanbul'da doğdu. Çocukluğunu İstanbul'da ve babasının naip olarak bulunduğu Vidin ve Loveç'te (Lofça) geçirdi. Özel eğitim gördü. 1834'te Divan-ı Humayün kaleminde görev aldı. Burada kendisine Midhat mahlası verildi. Daha sonra Arapça ve Farsça öğrendi. Divan-ı Humayün'ün görevlerini üstlenen Meclis-i Vükela'nın katipleri arasında yer aldı. 1840'ta Sadaret Mektubi Kaleminde yer aldı. 1842-46 arasında tahrirat katibi yardımcısı olarak Şam ve Sayda'da, 1846'dan sonra divan katibi olarak Konya ve Kastamonu'da görev yaptı. 1849'da İstanbul'a dönerek Meclis-i Vala-yı Ahkam-ı Adliye'de Mazbata Kalemi katibi, ertesi yıl serhalife oldu.

1852'de Meclis-i Vala-yı Ahkam-ı Adliye'nin Anadolu Kalemi'nin ikinci katipliğine atandı. 1854'te sadrazam olan Kıbrıslı Mehmed Emin Paşa tarafından Rumeli'de yaygınlaşan isyan ve eşkiyalık olaylarını bastırmak gibi, yerine getirilmesi güç bir işle görevlendirildi. Bulgaristan'da düzeni sağladıktan (1857) sonra, Avrupa'nın başlıca kentlerini kapsayan altı aylık bir inceleme gezisine çıktı.

İstanbul'a dönüşünde Serasker Rıza paşa ile birlikte Kuleli Olayı(1859) olarak bilinen ve Abdülmecid'i devirmeyi amaçlayan suikast girişiminin soruşturmasını yürütmekle görevlendirildi. Kıbrıslı Mehmed Emin Paşa'nın ikinci sadrazamlığı sırasında, 1861'de vezir rütbesiyle Niş Valiliğine atandı. Başarılı reformlarından dolayı, Abdülaziz tarafından uygulamaları doğrultusunda genel bir reform programı hazırlamakla görevlendirildi.

1864'te Silistre, Vidin ve Niş'in birleştirilmesiyle oluşturulan Tuna Vilayeti'nin başına getirildi ve Osmanlı idari düzenini yeniden belirleyen Vilayet Nizamnamesi'nin uygulanmasına (1864-67) öncülük etti. Vilayet merkezinden köylere kadar yeni meclisler, bayındırlık, fen ve eğitim işlerine bakacak daire müdürlükleri oluşturdu. Ziraat Bankası'nın çekirdeğini oluşturan Memleket Sandığı'nı kurdu. Vergi türlerini ve yükümlülüğünü azaltan düzenlemeler yaptı. Niş valisiyken açtığı ıslahhane adlı sivil teknik okulları yaygınlaştırdı.


1868'de İstanbul'a çağrılarak Meclis-i Vala-yı Ahkam-ı Adliye'yi yeniden düzenlemekle görevlendirildi. Meclisin idari ve yargısal işlevlerini birbirinden ayırarak Şüra-yı Devlet ve Divan-ı Ahkam-Adliye'yi kurdu. Şüra-yı Devlet başkanı olarak eğitim ve maliye gibi alanlarda yeni nizamnameler hazırladı. İstanbul Emniyet Sandığının ve ilk sanayi mektebinin kurulmasına öncülük etti. 1869'da vali olarak bulunduğu Bağdat'ta da başarılı reformlar yaptı.

Temmuz 1872'de Abdülaziz tarafından Mahmud Nedim Paşa'nın yerine sadrazamlığa getirildi. Fakat saraydan bağımsız, bir tutum izlediğinden, bu makamda yalnızca üç ay kalabildi. 1873 başlarında adliye nazırlığına getirildi. Temsili meclisin gerekliliğine ilişkin layiha hazırlaması üzerine Eylül 1873'te Selanik valiliğine atanarak merkezden uzaklaştırıldı. 1875'te yeniden adliye nazırı olduysa da Sadrazam Mehmed Nedim Paşa'yla görüş ayrılığı nedeniyle üç ay sonra istifa etti.

II. Abdülhamid tarafından 17 Aralık 1876'da sadrazamlığa atanan Midhat Paşa, uzun süreden beri üzerinde çalıştığı ve Ziya Paşa ile Namık Kemal'in katkılarıyla tamamladığı anayasa taslağını Padişaha sundu. "Kanun-ı Cedid" adlı bu taslağı geri çeviren II. Abdülhamid, Fransız Anayasası'nı çevirterek yeni bir taslak hazırlattı ve Padişaha "tehlikeli kişileri" sürgüne gönderme yetkisi veren, ünlü 113. maddeyi de ekletti. Kanun-i Esasi olarak bilinen anayasa, kesin biçimini aldıktan sonra, padişahın hatt-ı hümayunuyla kabul ve ilan edildi. (23 Aralık 1876)

Midhat Paşa'nın saraya karşı tutumundan rahatsız olan II. Abdülhamid, Midhat Paşa'yı 5 Şubat 1877'de sadrazamlıktan alarak ülkeyi terk etmesini emretti. Bir süre Avrupa'da kalan ve ertesi yıl Girit'e dönmesine izin verilen Midhat Paşa, Aralık 1878'de Suriye valiliğine atandı.

Abdülaziz'in öldürülmesi ile suçlanarak, Mütercim Mehmed Rüşdi Paşa ile birlikte sorguya çekilmesi kararı alınınca İzmir'de Fransız Konsolosluğu'na sığındı (1881). Ama kısa bir süre sonra hükümetin güvence vermesi üzerine teslim oldu. Yıldız Mahkemesi olarak bilinen yargılamada, Abdülaziz'in ölümüne neden olmaktan suçlu bulundu ve ölüme mahkum edildi. İngiltere'nin müdahalesiyle cezası ömür boyu hapse çevrildi ve Taif'e gönderildi. Orada vefat etti.







Musa Çelebi


Musa Çelebi, dördüncü Osmanlı padişahı Yıldırım Bayezid'in oğullarından biridir. Babasının sağlığında Rumeli'de akıncı beyi oldu. Ankara Savaşı'na kardeşleri ile birlikte katıldı ancak babası Yıldırım Bayezid ile beraber Timur'a esir düştü. Timur bir süre sonra Musa'ya Bursa ve bölgesi emirliğini verdi. Musa Çelebi, Akşehir'de ölen babasının cenazesini Bursa'ya götürdükten sonra, İsa Çelebi ile savaştı.

Yapılan ikinci savaşta İsa Çelebiye karşı yenilen Musa Celebi, önce Germiyanoğlu Yakup Bey'in, bir süre sonra da Karamanoğulları'nın yanına çekildi. Buradayken kardeşi Mehmed Çelebi ile Süleyman Çelebiye karşı anlaştı. Candaroğlu İsfendiyar Bey'in yardımı ile Eflak'a geçti. Eflak, Sırp ve Bulgar kuvvetlerinin yardımlarını alarak Rumeli Beylerbeyi'ni Yanbolu'da yendi. Bu olay üzerine kardeşi Musa Çelebi'nin üzerine yürüyen Süleyman Çelebi, onu Haliç'te Hasköy yakınlarında yendi. Musa Çelebi Eflak'a çekildi. Bir süre burada kalan Musa Çelebi, Sırp Kralı Lazar'ı yenerek Edirne'ye girdi ve İstanbul'a kaçmaya çalışan kardeşi Süleyman Çelebi'yi öldürttü. Rumeli'deki Osmanlı eyaletlerinin tek hakimi olarak Edirne'de tahta geçti. Kendi adına para bastıran Musa Çelebi, Çandarlızade İbrahim Paşa'yı vezir, Simavna Kadısı oğlu Şeyh Bedrettin Mahmud'u kazasker, Mihail oğlu Mehmed Bey'i beylerbeyi yaparak, Rumeli'nin yönetimini eline aldı. Venedik ile yapılan eski bir antlaşmayı yeniledi. Sırp Despotu Stefan Lazaroeviç'in üstüne yürüyerek Nova Brado'yu aldı.

Vidin'de isyan eden Bulgar prensini yendi ve Selanik'i kuşattı. Kardeşi Mehmed Çelebi ile ilişki kuran Çandarlı İbrahim Paşa, Bizans imparatoru Manuel'i Musa Çelebi aleyhine kışkırttı. İstanbul'u karadan ve denizden kuşatan Musa Çelebi, Çatalca ve İstanbul önlerinde kardeşi Mehmed Çelebi ile yaptığı savaşı kaybetti. Meriç Irmağı boyunca geri çekilmeye başladı. Sofya'nın güneyinde yapılan savaşı da kaybeden Musa Çelebi, yakalanarak Mehmed Çelebi'ye götürüldü ve 5 Temmuz 1413'te öldürüldü.






Mustafa İzzet Efendi


1801 Tosya' da doğdu. Türk hattat ve bestecisidir. Fatih Medresesi'nde öğrenime başladı ve Kömürcüzade Hafız Efendi' den ders aldı. Sesinin güzelliğiyle Sultan İkinci Mahmud' un ilgisini çekerek Enderun' a alındı. Burada altı yıl musiki, hat, dil ve edebiyat öğrenimi gördü.

Abdülmecid' in tahta çıkışına kadar sarayda kaldı. Daha sonra Eyüp Camii hatibi ve padişahın ikinci imamı oldu. Anadolu ve Rumeli kazaskerliği, şehzadelere hat hocalığı ve saray başimamlığı görevlerinde bulundu.1852 yılında Saraydan ayrıldı.

1 Kur'an, 30 enam, 200 hilye ve yüzlerce levha yazdı. Hırka-i şerif, Kasımpaşa'daki Büyük cami, Ayasofya Camii'ndeki ve İstanbul Üniversitesi giriş kapısının bahçe tarafındaki yazılar da Mustafa İzzet Efendi'nindir. Kendi bulduğu tarzı cedir makamında bir peşrev ile 20 şarkısı vardır. Mustafa İzzet Efendi 1876' da İstanbul' da vefat etmiştir.





Mustafa Reşit Paşa


Ünlü türk devlet adamı, 1800'de İstanbul'da doğdu. Babasından ders alarak medreseye başladı. Eniştesi Seyid Ali Paşa'nın yanında büyüdü ve mühürdar olarak Mora seferine çıktı. 1828-1829 yıllarındaki Osmanlı-Rus savaşında kâtiplik yaptı. Savaşlar sırasında yazdığı telhisleriyle Sultan II. Mahmud'un ilgisini çekmiş, bunun üzerine Amedi odası halifeliğine tayin edilmişti. Edirne Barışında kâtip olarak görev aldı.

1834'de ortaelçi olarak Paris'e gönderildi. Cezayiri Garp eyaletinin Osmanlılara geri verilmesi ile görevlendirilen Mustafa Reşit Paşa Cezayir sorununu çözemedi. 1835'de İstanbul'a döndü ve aynı ay içerisinde Paris'e Büyükelçi olarak gönderildi. Fransızca öğrendi. Londra'da İngilizlerle iyi ilişkiler kurarak hariciye nazırlığına atandı. İngilizlerle bir ticaret antlaşması imzalayarak Osmanlı İmparatorluğu'nun İngiltere'nin açık pazarı olmasını sağladı (16 Ağustos 1838).

Islahat Hareketleri için girişimlerde bulunarak bu konuda II. Mahmud'u ikna etti. Rüşvet ve angaryanın yasak edildiği bir teklifte bulundu. Bunun üzerine Londra Büyükelçiliğine tayin edildi. Bu sırada II. Mahmud ölmüş, yerine I. Abdülmecid geçmişti. İmparatorluğun buhranlı bir dönem geçirmesi Mustafa Reşid Paşa'nın Padişahı ıslahat hareketlerinin gerekliliği konusunda ikna etmesine neden oldu. 3 Kasım 1839'da Gülhane Hattı Hümayunu ilân edildi.

Bu sıralarda 15 Temmuz 1840'da Londra Antlaşması'nın imzalanmasıyla Mısır meselesi Osmanlıların lehine döndü. Ertesi gün Paris büyükelçiliğine atandı. 28 Eylül 1846'da Sadrazam oldu. Bu sırada Yunanistan ile sorunlar çözümlendi. Esir ticaretini yasakladı. 28 Şubat 1856'da Islahat fermanının aksak olan yönlerini eleştirdiği bir lahiya yayınladı. Altıncı kez sadrazam oldu (22 Ekim 1857) ve bir yıl sonra öldü.






Müezzinzade Ali Paşa


Müezzinzade Ali Paşa Enderun'dan yetişti. Mirialem, Yeniçeri ağası ve Kaptanı Derya oldu. Kıbrıs'ın fethi sırasında Papa V. Pirus'un Hıristiyan alemini, Türklere karşı bir haçlı seferine çağırması üzerine, Don Juan idaresindeki haçlı donanması ile Müezzinzade Ali Paşa komutasındaki Türk donanması 7 Kasım 1571 yılında İnebahtı'da karşılaştı. Türk donanmasının yenildiği bu savaşta Müezzinzade Ali Paşa'nın da aralarında bulunduğu birçok kıymetli Türk denizcisi şehit oldu.






Naima


Meşhur Türk tarihçisi ve Vakanüvisi Mustafa Naima, 1655'te Halep'te doğdu. Genç yaşta İstanbul'a gelerek 1682'de Sarayı Atik baltacılar Ocağı'na girdi. Divan-ı Humayun katibi oldu. Bu sırada Tarih incelemeleri yaptı. 1700 tarihinde, Amcazade Hüseyin Paşa'nın kendisine verdiği, Şarihülmenarzade Ahmed Efendi'nin tarih müsvettelerine dayanarak, Vakanüvis olarak kitabını yazmaya başladı. Edirne vakasından sonra Damad Hasan Paşa ve Damad Ali Paşa'ya yakınlaştı. 1716 yılında, Mora'da defter eminliği yaptığı sırada vefat etti.

"Doğu ve Batının haberlerinin özeti hakkında Hüseyn'in Bahçesi" adlı eserini 1574'te başlatıp, 1651'e kadar getiren Naima, olayların iç yüzünü aydınlatan, genellikle sade fakat nükteli ve değerli ayrıntıları kapsayan bu eseriyle, tarih ve aynı zamanda devrin sosyal hayatını tasvir etmişti.






Namık Kemal


Namık Kemal 1840 yılında, Tekirdağ'da doğdu. Babası Mustafa Asım Bey, Sultan İkinci Abdülhamid'in müneccimbaşıydı. Namık Kemal, büyükbabası Abdüllatif Paşa tarafından büyütüldü. Abdüllatif Paşa memur olduğu için Namık Kemal'de onunla birlikte Anadolu ve Rumeli'de bulundu. Bu yüzden sürekli ve tam bir öğrenim göremedi. Dedesinin Kars Kaymakamlığı sırasında, Şeyh Vaizzade Mehmed Hamid Efendi'den, tasavvuf ve edebiyat dersleri aldı. Abdüllatif Paşa'nın son görev yeri olan Sofya'da bir yandan Fransızca, Arapça ve Farsça dersleri alırken bir yandan da divan edebiyatı yolunda şiirler yazmaya başladı. Şair binbaşı Eşref Paşa kendisine Namık mahlasını verdi.

Namık Kemal, Niş Kadısı Mustafa Ragıb Efendi'nin kızı Nesime Hanım ile evlendi. Dedesinin 1856'da görevinden ayrılması üzerine İstanbul'a döndü. Burada Leskofçalı Galib, Yenişehirli Avni, Hersekli Arif Hikmet gibi şairlerin toplantılarına katılmaya başladı. Bab-ı Ali Tercüme odasına memur oldu. Encümeni Şura'ya girdi. Leskofçalı Galib'den şiir ve tasavvuf ile bazı toplumsal fikir ve davranışlar konusunda etkilendi. Şinasi ile tanışınca onun etkisinde kalarak, batı edebiyatına ve kültürüne yakın ilgi duydu. Şinasi'nin çıkardığı, Tasviri Efkar Gazetesi'nde yazmaya başladı. Şinasi'nin 1865 yılında Paris'e kaçması üzerine, gazetenin yayınını tek başına sürdürdü. Bu dönemde genellikle sosyal konularda yazdığı yazılarıyla dikkat çekti. Eğitim meselesi üzerinde durarak, kadınların da eğitim ve öğretimden yararlanmaları fikrini ileri sürdü.

İstibdat rejimi ile savaşmak üzere kurulan Yeni Osmanlılar Cemiyeti'ne girdi ve bir yandan da hükümetin tutumunu eleştiren yazılar yazmaya başladı. Hükümet, siyasetine aykırı düşen gazetelerin bu yolda yazı yazmalarını yasakladı ve bazı gazeteleri kapattı. Namık Kemal'de 1867 yılında Erzurum vali muavinliğine tayin edildi. Fakat hükümetle arası açılmış olan Mısır Valisi Mustafa Fazıl Paşa'nın çağrısı üzerine, arkadaşı Ziya Paşa ile Paris'e kaçtı. Bir süre sonra da Londra'ya geçti. Mustafa Fazıl Paşa İstanbul'a dönme izni alınca arkadaşlarına maaş bağladı ve Londra'da cemiyet adına bir dergi çıkarılması için sermaye bıraktı ve bu sermaye ile Ali Suavi'nin yönetiminde Muhbir gazetesi çıkarılmaya başlandı (31 Ağustos 1867). Namık Kemal ve Ziya Paşa, Ali Suavi ile anlaşamadılar. Namık Kemal, yine Londra'da Hürriyet gazetesini çıkarmaya başladı (28 Haziran 1868).

Namık Kemal Avrupa'da kaldığı yıllarda, Avrupa devletlerinin idare şekli, hukuki ve siyasi kurumları, iktisadi durumu gibi konularla yakından ilgilendi. Paris'te hukukçu Emile Accolas'dan, Londra'da Fanton adlı bir İngiliz'den hukuk dersleri aldı. Yeni Osmanlılar ile ilişkide bulunan tarihçi Leon Cahun ile dostluk kurdu. Ziya Paşa'nın Hidiv İsmail Paşa'yı tutması üzerine, Hürriyet gazetesinden ayrıldı (6 Eylül 1689). Fransız-Alman savaşı başladığı sırada zaptiye nazırı Hüsnü Paşa'nın çağrısı üzerine, 1870'te İstanbul'a döndü. Mahmud Nedim Paşa'nın sadrazamlığı sırasında Avrupa'dan dönen, Nuri, Reşad ve Ebüzziya Tevfik Beylerle İbret gazetesini kiraladılar (1872). Gazete, Namık Kemal'in "Garaz Marazdır" adlı yazısı üzerine dört ay süre ile kapatıldı. Namık Kemal ise Gelibolu mutasarrıflığına gönderildi (9 Temmuz 1872). Dönüşünde aynı gazetede Bab-ı Ali'yi güç durumda bırakan yazılar yazması, gazetenin bir ay kapatılmasına sebep oldu. Gelibolu'da iken yazmaya başladığı "Vatan yahut Silistre" adlı oyunun, Gedikpaşa tiyatrosunda oynaması sırasında, halkı coşturması ve ikinci oynaşı sırasında meydana gelen olayların, İbret gazetesinde yayımlanması üzerine Bab-ı Ali, gazeteyi kapattı (5 Nisan 1873). Namık Kemal, Ebüzziya Tevfik, Nuri, Hakkı Beyler ve Ahmed Midhat tutuklandılar. Namık Kemal kalebentlikle Magosa'ya sürüldü. Sultan Beşinci Murad'ın tahta çıkışından sonra, ancak 1876 yılında İstanbul'a dönebildi ve Şurayı devlet üyesi oldu. Kanuni Esasi'yi hazırlamakla görevlendirilen kurulda çalıştı. 1877 Osmanlı-Rus savaşından sonra beş ay kadar tutuklu kaldı, daha sonra Midilli adasına sürüldü (1877) ve burada Midilli mutasarrıfı oldu (1879). Şikayet üzerine Rodos mutasarrıflığına gönderildi (1884). Bir süre sonra Sakız mutasarrıfı oldu (1887) ve burada öldü (1888). Mezarı Gelibolu'dadır.




__________________
ForumGerçek Türkiye'nin Forumu
OkyanusunKalbi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
5 Üyemiz OkyanusunKalbi'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 21.05.11, 14:24   #13
Müdavim

OkyanusunKalbi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Sep 2009
Konular: 616
Mesajlar: 7,992
Ettiği Teşekkür: 27529
Aldığı Teşekkür: 40364
Rep Derecesi : OkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzel
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Osmanlı İmparatorluğu Döneminde Önemli Kişiler - Kronolojik Sıralama



Napolyon Bonapart


Napolyon Bonapart, 1769 yılında Korsika'nın Ajaccio şehrinde doğdu. Carlo Buanoparte ile Marie Letizia Ramolino'nun ikinci oğullarıdır. Öğrenimini Brienne'de bir okulda yaptı; sonra Paris'teki Askeri Akademiye yazıldı. 1785'te Valence'daki topçu alayına katıldı. 1794'te İtalya'daki topçu birliklerinin komutanlığına getirildi. Paris'teyken Jakoben çevrelerle ilişki kurmuş olduğu anlaşıldığından, La Vendee'ye gönderilmek istendi; bunu kabul etmeyince, görevinden alındı. Paris'e döndükten sonra, Konvansiyona karşı hareketi bastırmak için, Paul François Barras ile Lazare Carnot'un kuvvetlerine katıldı. Olaylar kısa zamanda gelişerek yeni bir anayasanın ve Direktuvarlığın doğmasına yol açtı.

Napolyon, 1795 Ekiminde Fransa'daki ordunun başına getirildi. 1796 Şubatında da İtalya'daki ordunun başkomutanı oldu. Bu arada General de Beauharnais'in dul karısı Josephine ile evlendi. 1796 Nisanında ilk İtalya seferinin yaptı. Bu sefer, Napolyon'un ününü yaydı. Stratejik ustalığın bir şaheseri sayılan İtalya seferi, büyük başarı ile sonuçlandı. İmzalanan Campo Formio Antlaşması ile Venedik Cumhuriyeti İtalya'ya bırakılıyor, karşılığında da Belçika ve İyon adaları alınıyordu. Bu önemli siyasi olayla devrim cumhuriyeti, Avrupa'nın en tutucu devleti olan Avusturya'ya gücünü göstermiş; Napolyon da İtalya'daki Fransız yönetimini kabul ettirmiş oluyordu.

Napolyon, Paris'e döndükten sonra, Direktuvarlık tarafından İngiltere'yi ele geçirmekle görevlendirildi. Direk İngiltere'ye saldıracağına, İngiliz etki alanının en can alacı noktasına saldırmayı uygun bulan Napolyon, Mısır seferine çıktı. Akdeniz'deki İngiliz donanmasını yenilgiye uğrattı, Malta'yı aldı. 1798 Temmuzu'nda da İskenderiye'ye girdi. Piramitler Savaşı'nda Memlükleri yendi. Ancak Horatio Nelson yönetimindeki İngiliz donanması, Fransız donanmasına saldırarak gemilerini batırdı. Nelson'un başarısı üzerine İngiltere, Osmanlı Devleti, Avusturya ve Rusya, Fransa'ya karşı birleştiler. Birleşik ordu, Rus generali Alexander Suvorov'un komutasında, Napolyon'un ele geçirdiği toprakları geri aldı. Napolyon, 1799 yılında Suriye'ye girdi. Akka'nın Cezzar Ahmed Paşa tarafından başarıyla savunulması ve ordusunda belirgin salgın hastalıklar yüzünden Mısır'a çekildi. Ordusunu burada bırakarak gemi ile Fransa'ya döndü. 9 Kasım 1799'daki hükümet darbesi, Fransa tarihinde yeni bir dönemin başlamasına sebep oldu. Birkaç hafta sonra, anayasada değişiklikler yapılarak yönetim üç konsülün eline bırakıldı. Napolyon "birinci konsül" olarak, Fransa'nın mutlak hakimi oldu. Bazı reformlar yapmaya çalıştı. Devletin dağıttığı kredileri belli bir düzene soktu; 1802 yılında Fransa Bankası'nı kurdu; idari alanda bazı reformlar gerçekleştirerek valilerin ve belediye başkanlarının siviller arasından seçilmelerini ve kendilerini seçen tek merkeze karşı sorumlu olmalarını sağladı; mahkemeleri ve emniyet örgütünü yeniden düzenledi.

Avusturya ve İngiltere orduları hala silahlarını bırakmamışlardı. Napolyon Bonapart, 1800 yılında tekrar İtalya'ya girdi ve Milano'yu aldı. Böylece Avusturya ordusunu ikiye bölmüş oluyordu. Birini kuşatma altında tutarken diğerine saldırdı. Bu saldırıları başarı ile sonuçlandırdı. Jean Victor Moreau'nun Hohenlinden'deki zaferi üzerine, Avusturya İmparatoru, İngiltere ile ittifakını bozmak ve 1801 Şubatında Luneville barış antlaşmasını imzalamak zorunda kaldı.

Napolyon kısa zamanda Fransa halkının sevgisini kazandı. Yabancı ülkelerdeki Fransızların, ülkelerine dönüp devletin modernleştirilmesinde kendisine yardımcı olmalarını sağladı. 1804'te yaptığı Code Napoleon (Napolyon Kanunları) halk tarafından da desteklendi. Napolyon, aynı yıl, Paris'teki Notre Dame katedralinde Papa Pius VII'nin eliyle taç giyerek İmparator oldu. Napolyon İmparatorluğu boyunca sayısız zaferler kazandı. Ancak Fransa içinde beliren bazı hoşnutsuzluklara, İngiliz donanmasının gücü, İspanya ve İtalya'da tahta geçirdiği akrabalarına halk tarafından duyulan kin ve nefrete, kendine bağladığı devletlerde beliren milliyetçilik akımları da eklenmişti.

Napolyon 1812 yılında Rusya'ya girdi. Ancak yiyecek sıkıntısı, asker kaçakları ve Rusya'nın dondurucu soğuğu gibi sebepler yüzünden, ordunun yönetimi Joachim Murat'ya bırakarak Paris'e döndü. Kendisine karşı düzenlenen hükümet darbesini bastırdıktan sonra yeni bir ordu kurdu. 1813 Ekiminde Leipzig'de yenik düştü. Düşman kuvvetleri 1814'te Paris kapılarına dayanınca görevinden ayrılmak zorunda kaldı. Elbe adasına sürgüne gönderildi.

Napolyon'dan sonra Fransa tahtına XVIII. Louis geçirildi. Viyana Kongresi'ne katılan bakanlar ve delegeler, 7 Mart 1815'te Napolyon'un kaçıp Paris'e dönmüş olduğunu, halk tarafından büyük sevgi ile karşılandığını öğrendiler. Hemen bir ordu toplayan Napolyon, Belçika'ya saldırdı. Kazandığı önemsiz birkaç zaferden sonra Wellington'un komutasındaki İngiliz ve Gebhard von Blücher komutasındaki Prusya kuvvetleri tarafından 18 Haziran 1815'te Waterloo'da büyük bir yenilgiye uğratıldı.

Napolyon, Paris'e dönünce ikinci kez tahttan indirildi. Amerika'ya kaçmak istedi, ancak bunu başaramayınca İngilizlere teslim oldu. İngilizler, onu Atlantik'teki St. Helena adasına götürdüler. Napolyon, son yıllarını bu küçük adada geçirdi ve anılarını yazdırdı. Napolyon 5 Mayıs 1821'de öldü, ancak cenazesi 1840 yılında Paris'e getirilebildi ve İnvalides'e gömüldü. Napolyon'un uşağı tarafından zehirlendiğini ileri sürenler vardır.

Askeri dehaya sahip bir komutan olan Napolyon, siyasi bakımdan da önemliydi. Burjuva ihtilalini kendi istediği doğrultuya yöneltmiş; ne eski rejime dönülmesine, ne de bir halk hükümetinin kurulmasına yol açmıştır. Waterloo yenilgisinden sonra, Paris halkını silahlandırmaya bu yüzden cesaret edememiştir. Halk, Napolyon için silaha sarılabilirdi ama Napolyon, bu hareketten bir halk hükümetinin doğabileceğini düşünmüştü. Orta sınıfın hakim olduğu merkezi bir hükümet biçiminin yaratıcısıydı. Napolyon'un anlayışına uygun olan bu hükümet biçimini daha sonraki yıllarda başka Avrupa devletleri de benimseyerek uyguladılar. Napolyon, milliyetçilik duygularına pek önem vermezdi; ama İtalya, Polonya, Almanya ve Balkanlarda farkında olmayarak milliyetçilik tohumlarının atılmasına sebep olmuştu.





Nedim


Nedim 1680 yılında İstanbul'da doğdu. Fatih Sultan Mehmed döneminde yaşayan eski bir aileden geldiği söylenir. Babası Mehmed Efendidir. Dedesi Musluhiddin Efendi, Sultan İbrahim devri kazaskerlerindendir. Nasıl bir öğrenim gördüğü kesinlikle bilinmiyor. Fakat bazı kaynakların bildirdiğine göre Şeyhülislam Ebezade Abdullah Efendi'nin başkanlık ettiği kurul önünde sınavdan geçerek, hariç müderrisliği payesini aldı. Bir süre sonra Mahmudpaşa mahkemesinde naiplikle görevlendirildi. Sadrazam Ali Paşa ve Nevşehirli İbrahim Paşa tarafından korundu. Nevşehirli İbrahim Paşa, şiirlerini çok sevdiği Nedim'i muhasipliğe seçti. Daha sonra ise kütüphanesinde hafızı kütüb görevine getirdi. Bütün zevk ve eğlence meclislerinde sadrazamın ve bazı devlet büyüklerinin nedimi oldu. Ramazan aylarında, Sadrazam İbrahim Paşa huzurunda verilen tefsir derslerine katıldı. Sadrazam İbrahim Paşa aracılığı ile Sultan Üçüncü Ahmed'in bulunduğu toplantılara katılmaya başladı. Şiirleri Sultan Üçüncü Ahmed tarafından beğenildi. Bu arada Mollakırımı medresesi (1727), Sadiefendi medresesi (1728) ve aynı yıl Nişancipaşayıatik medresesi müderrisliklerine tayin edildi. Son görevi Sekbanalibey medresesi müderrisliğiydi (1730). İbrahim Paşa'nın giriştiği, doğu dillerinden tercümeler, çalışmasına katıldı. Müneccimbaşı Derviş Ahmed Dede'nin Sahaifü'l Ahbar (Haberlerin Sayfaları), Bedrüddin Avni'nin İkdü'l Cuman (İnci Dizisi) adlı eserlerini Türkçe'ye çeviren kurulda çalıştı.

İçki düşkünlüğü yüzünden irtiaş (titreme) hastalığı ve ileri vahime (korku) hastalığı çeken Nedim'in, Patrona Halil isyanı sırasında bir buhran geçirerek öldüğü ileri sürülür. Müstakimzade'nin, isyanda kaçarken Beşiktaş'daki evinin damından düşerek öldüğünü belirten ifadesi ispatlanmış değildir.

Şiirinde genellikle zevki ve aşkı işleyen Nedim, din ve tasavvufla pek ilgilenmedi. Padişah sadrazam ve diğer devlet büyüklerine kasideler sundu, çeşitli vesilelerle tarihler düşürdü. Aşk ve şarap kavramlarının sık sık geçtiği gazeller ve şarkılar yazdı.






Nef'i



Nef'i 1572 yılında Hasankale'de doğdu. Şirvanlı bir aileden gelen Mehmed Beyin oğlu Nef'i, medrese eğitimi gördü. Çağının edebiyat geleneğine uygun olarak İran ve Arap edebiyatını öğrendi. Özellikle Sadi ve Hafız gibi eski İran şairlerini inceledi. Sultan Birinci Ahmed zamanında İstanbul'a geldi. Kısa bir süre içinde edebiyat çevrelerinin ilgisini çekti. Özellikle Sultan Birinci Ahmed ve Sultan Dördüncü Murad tarafından tutuldu. İstanbul ve Edirne'de görevlerde bulundu. Bir ara Nef'i'nin Sihamı Kaza adlı yergilerini okuyan Sultan Dördüncü Murad'ın, Beşiktaş sarayı yakınlarında, yanına yıldırım düşmesi üzerine şair Edirne'ye sürüldü. Orada Muradiye mütevelliği ile görevlendirildi. Sonra bağışlanarak İstanbul'a çağrıldı. Cizye muhasebeciliği görevine getirildi. Bir süre sonra yerdiği Bayram Paşa tarafından, 1635'de boğdurularak denize atıldı. Divan edebiyatında kaside, gazel, rubai, kıta gibi değişik türlerde şiir yazan Nef'i'nin en çok kaside alanında başarılı olduğu söylenebilir.






Nene Hatun


93 harbi diye bilinen Osmanlı-Rus savaşında Erzurum'un Aziziye kasabasına giren Rusların katliam haberi üzerine herkes eline aldıklarıyla Aziziye Kasabasına koşar. Aralarında üç aylık çocuğunu öptükten sonra eline aldığı satırla yola koyulan yeni gelin Nene de vardır. Rusların bozguna uğradığı bu saldırıdan sonra kahramanlık sembolü haline gelir Nene gelin.






Nikolay I.


Rus Çarı Birinci Nikolay, 6 Temmuz 1796 tarihinde Leningrad yakınlarındaki Puşkin'de doğdu. Rus Çarı Pavel'in üçüncü oğlu olan Birinci Nikolay, büyük ağabeyi Birinci Alexander'in Aralık 1825'de ani ölümü üzerine tahta çıktı. 1832 yılında, 17.yy'dan beri yayınlanmış tüm yasaları içeren bir genel yasa yayınladı. Bu yasa, 1917 Ekim devrimine kadar yürürlükte kaldı. Birinci Nikolay'ın yönetimi sırasında Rusya dış dünyaya neredeyse kapandı ve baskıcı uygulamalar arttı. İç politikadaki bu baskıcı davranışlar, Birinci Nikolay zamanında, Rusya'nın dış politikasına da yansıdı. Kutsal ittifak politikasını sürdüren Birinci Nikolay, bu politikaya milliyetçi ve müdahaleci özellikler kattı.

Boğazların denetimini ele geçirerek Akdeniz'e inebilmek için, Osmanlı Devleti'nin zayıflamasında ve parçalanmasında büyük çıkarı olan Birinci Nikolay, Yunan bağımsızlık hareketini destekledi. 1828'de Osmanlı Devleti'ne savaş açan Rus Çarı Nikolay, 1829'da Edirne'yi ele geçirdi. Rusya, Eylül 1829'da imzalanan Edirne antlaşması ile bazı topraklar kazanmasının yanında ticaret gemilerini boğazlardan serbestçe geçirme hakkını elde etti. Aynı antlaşma ile Osmanlı Devleti, bağımsız bir Yunan Devleti'nin kurulmasını kabul ediyordu. Birinci Nikolay, Sultan İkinci Mahmud'un, 1830-31 yıllarında doğan Mısır sorunu nedeni ile kendisinden istediği yardımı kabul ederek, 1833'te Rus donanmasını İstanbul'a gönderdi. Temmuz 1833'te Rusya ile Osmanlı Devleti arasında imzalanan Hünkar İskelesi Antlaşması ile, Osmanlı Devleti, boğazları Rus gemileri dışında kalan tüm yabancı savaş gemilerine kapamayı kabul ederek Rusya'ya İngiltere karşısında önemli bir üstünlük kazandırdı. Ancak 1841'de imzalanan Londra Antlaşması ile boğazlar tüm savaş gemilerine kapatıldı. Rusya bu üstünlüğünü kaybetti. Birinci Nikolay'ın yayılmacı siyasetinin son örneği, 1853'te Osmanlı Devleti'nden Kudüs ve çevresindeki kutsal toprakların koruyuculuğunu kendisine devretmesini istemesi oldu. 2 Mart 1855'te ölen Birinci Nikolay'ın yerine oğlu İkinci Alexander geçti.





Oruç Reis


Türk denizcisi Oruç Reis, Ebu Yusuf Nurullah Yakub'un oğludur. Yunanca Arapça, İtalyanca, İspanyolca ve Fransızca öğrendi. Kardeşi İlyas Reis ile birlikte denizciliğe başladı. Rodos şövalyelerine esir düştü. Esirlikten kurtulunca, Memlüklü Sultanı Kansu Gavri'nin hizmetine girdi. Mısır donanması ile birlikte İskenderun körfezinde bulunduğu sırada Rodosluların saldırısına uğradı. Korkud Çelebi'nin verdiği bir gemi ile korsanlığa başladı. İtalya kıyılarını yağmaladı. Yavuz Sultan Selim padişah olunca, Anadolu kıyılarını bırakarak İskenderiye'ye gitti. Cerbe adasına yerleşti. Kardeşi Barbaros Hayreddin Paşa burada kendisine katıldı. Yaptığı deniz savaşları ile ünü bütün Batı Akdeniz'e yayıldı. İspanyol gemileri ile yaptığı savaşta bir kolunu kaybetti. Yavuz Sultan Selim'e hediyeler gönderdi. Yavuz Sultan Selim ise ona elmas kabzalı iki kılıç ve iki gemi gönderdi. Cezayir şehri halkı, kendilerini İspanyollardan kurtarması için Oruç Reis'e başvurdu. Oruç Reis, Cezayirlilerin bu çağrısı üzerine 1516'da Cezayir üstüne yürüdü. Cezayir'in Oruç Reis'in eline geçmesini istemeyen İspanyollar, şehri almak istedilerse de başarılı olamadılar. Tlemsen'e yerleşen Oruç Reis, İspanyolların ve onlarla işbirliği yapan yerlilerin saldırılarına altı aydan fazla dayandı. Daha sonra yanında kalan kırk kadar adamı ile İspanyol hatlarını yardı. Arkasından gönderilen Garcia de Tineo kumandasındaki İspanyol donanması ile Salado ırmağında yapılan savaşta, 1518 yılında Cezayir'de öldü.




Ömer Paşa
(Serdar-ı Ekrem)



Hırvatistan'ın Plaski kasabasında doğdu. Abdülmecit ve Abdülaziz döneminde Başkumandanlık görevinde bulunmuştur. Asıl adı Michel Lattas'dır. 1828 yılında Avusturya'dan kaçarak Türkiye'ye iltica etmiş ve Ömer Lütfi adını almıştır. Yüzbaşı rütbesiyle orduya katılmış, Veliahtlığı döneminde Sultan Abdülmecid'in hocası olmuştur. Daha sonraları askerlikte yükselerek Binbaşı, Kaymakam, ve Serasker kapısında Mütercim olmuştur. 1843 yılında görevden alınmış, Sultan Abdülmecit tarafından tekrar göreve getirilerek Eflak ve Boğdan'a gönderilmiştir. Sırasıyla Rumeli Müşiri, Arnavut ve Kürdistan ıslahatına memur, 1852'de de Rus savaşında Serdar-ı Ekrem olarak Başkumandanlığa getirildi. 1854'de Kırım başkomutanı oldu ve çeşitli başarılar kazandı. 1857 de Irak ve Hicaz orduları komutanı ve Bağdat valiliğine getirildi. Abdülaziz'in padişah olması ile tekrar Rumeli Müşiri oldu. Daha Sonra Serasker Kaymakamlığı'na atandı. 1865 yılında Rumeli'deki orduların komutanlığına, bir süre sonra da Girit Başkomutanlığı'na getirildi. Serasker Namık Paşa'nın yerine ikinci kez Serasker Kaymakamı oldu. 1869 yılında Hassa Müşiri görevinde bulundu ve bu son görevi oldu. İki yıl sonra Eyipte hayata veda ederek Bostan iskelesine gömüldü.






Özdemir Paşa


Mısır Çerkez Memlükleri'nden olan Özdemir Paşa, ünlü bir Türk kumandanıydı. Osmanlı Devleti hizmetine girdikten sonra, 1538 yılında Hadım Süleyman Paşa'nın Hint seferine katıldı. Bu sefer sonunda Yemen'de kaldı ve Sancakbeyi oldu; Sana'yı aldı. Daha sonra Yemen Beylerbeyi olan Özdemir Paşa, Osmanlı Devleti'ne isyan eden ve Üveys Paşa'yı öldüren Pehlivan Hasan'ın isyanını bastırdı. Habeş Beylerbeyliği de yapan Özdemir Paşa, 1561 yılında Sana'da öldü.






Özdemiroğlu Osman Paşa


Özdemiroğlu Osman Paşa, 1527'de Kahire'de doğdu. Annesi Mısır Abbasi Halifeleri soyundan, babası ise Mısır Çerkez Memlüklerindendir. Mısır'da sancakbeyliği ve Mısır emirihaclığı yapan Özdemiroğlu Osman Paşa, Yemen, Habeş ve Diyarbakır Beylerbeyi oldu. Lala Mustafa Paşa'nın maiyetinde Osmanlı-İran savaşlarına katıldı ve Şirvan Beylerbeyi oldu. Kırım Hanı Mehmed Giray'ın yardımı ile Karabağ, Mugan ve Kızılağaç'a kadar bütün kuzey Azerbaycan'ı yağma ve tahrip etti. Kırım Hanı Mehmed Giray'a daha ileri gitmeyi teklif ettiyse de Mehmed Giray, bunu ret ederek Kırım'a döndü. Şirvan, İranlıların eline geçti. Kefe Beylerbeyi Cafer Paşa kumandasında yardımcı kuvvetler gelince İmam Kuli Han'ı Meşale Savaşı'nda yendi. Bu savaştan sonra Şirvan kesin olarak Osmanlı hakimiyetine geçti. İstanbul'a dönünce ikinci vezir olarak Divana girdi ve 1582 yılında sadrazam oldu. 1585 yılında Ferhad Paşa'nın yerine İran cephesi serdarlığına getirildi. Alivar'da yapılan savaşta, İran veliahtı Hamza Mirza'yı yendi. Tebriz Osmanlı kuvvetlerinin eline geçti. Daha sonra İran'la yapılan bir savaşta İran kuvvetleri başarı gösterdi. Bu savaş sırasında hastalanan Osman Paşa, Tebriz yakınındaki Şenbi Gazan'da 1585 yılında vefat etti. Vasiyeti üzerine Diyarbakır'da defnedildi.





__________________
ForumGerçek Türkiye'nin Forumu
OkyanusunKalbi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
6 Üyemiz OkyanusunKalbi'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 21.05.11, 14:25   #14
Müdavim

OkyanusunKalbi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Sep 2009
Konular: 616
Mesajlar: 7,992
Ettiği Teşekkür: 27529
Aldığı Teşekkür: 40364
Rep Derecesi : OkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzel
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Osmanlı İmparatorluğu Döneminde Önemli Kişiler - Kronolojik Sıralama






Patrona Halil


Patrona isyanının elebaşı olan Patrona Halil, Horpeşte'de doğdu. Patrona Gemisi'nde levent olarak çalıştı. Bu gemide meydana gelen bir isyana karıştığından hayatını kurtarmak için Rumeli'ye kaçtı. Niş'te bir ayaklanmaya katıldı ve bu seferde İstanbul'a kaçtı. Yeniçeri ortalarından on yedinci ortaya girdi. Bu arada seyyar satıcılık ve tellallık yaptı. Kendi adını taşıyan isyanın önderlerinden biriydi. Sultan Birinci Mahmud tahta geçtikten sonra, 1730 yılında İstanbul'da öldürüldü.





Pargalı Damat İbrahim Paşa


Pargalı Damat İbrahim Paşa, Maktul ya da Makbul İbrahim Paşa olarak da bilinir, (1493, Parga [bugün Yunanistan'da]- 15 Mart 1536, İstanbul) Kanuni Sultan Süleyman saltanatı döneminde 1523?-1536 yılları arasında sadrazamlık yapmış, önemli siyasal ve askeri olaylarda rol oynamış Osmanlı devlet adamı.

Bugün Yunanistan'da kalan Parga yakınlarındaki bir köyde doğdu. Değişik kaynaklarda doğumunda Rum ya da İtalyan kökenli olduğu belirtilmektedir. Babası bir balıkçıydı (İbrahim Paşa'nın anne ve babasını sadrazamlığı sırasında İstanbul'a getirttiği kayıtlara geçmiştir). 6 yaşında korsanlar tarafından kaçırılarak Manisa'da satıldı. Kanuni şehzadeliği sırasında Manisa'da karşılaştığı ve arkadaşlık kurduğu İbrahim'i maiyetine aldı.

Kanuni'nin maiyetinde idamına kadar geçirdiği yıllar boyunca onun yakın arkadaşı ve danışmanı oldu. Kanuni padişah olduktan sonra onunla birlikte İstanbul'a geldi ve Osmanlı Devleti'nde Sadrazamlık, Anadolu ve Rumeli Beylerbeylikleri ve Seraskerlik (1528?29-1536) dahil olmak üzere en üst düzeylerdeki görevlerde bulundu.

Kanuni'nin Padişah olması ile birlikte ilk önce Hasodabaşılık görevine atanarak bu noktadan sonra kendi yetenekleri ve Kanuni ile aralarındaki sıradışı güven ilişkisi sayesinde hızla yükseldi.

1521'de Belgrad'ın Fethinde görev aldı. 1522'de Rodos seferine katıldı. Bu durum,1523'te (Çeşitli kaynaklarda 1522 ve 1524 olarak da tarihlenmektedir. E.J. Brill's first encyclopaedia of Islam, 1913-1936, Volume 2 By Martijn Theodoor Houtsma'a göre 27 Haziran 1524) sadrazamlığa getirildi. 1524'te Kanuni'nin kızkardeşi Hatice Sultan ile evlendi. Mısır'da asayişi sağlamakla görevlendirildi ve kendisine Mısır Beylerbeyi unvanı verildi. Macaristan seferine katıldı ve Mohaç Savaşının kazanılmasında önemli rol oynadı.

Daha sonra Anadolu'daki Alevi-Türkmen isyanlarını bastırmakla görevlendirildi. Anadolu'da aldığı kanlı tedbirlerle isyanları sona erdirdi. I. Viyana Kuşatması ile sonuçlanan 2. Macaristan seferine katıldı. Avusturya İmparatorunu Osmanlı Sadrazamına eşit sayan 1533 tarihli İstanbul Antlaşması'nın müzakerelerini yürüttü. Safevilere karşı düzenlenen Irakeyn seferine katıldı. Tebriz'i aldıktan sonra Kanuni'nin kuvvetleri ile birleşti ve Bağdat'ın fethinde görev aldı.

İbrahim Paşa'nın dönemindeki gücünü ortaya koyacak en önemli veri; Kanuni tarafından Seraskerlik makamına (Osmanlılarda önceleri seferdeki orduya kumanda eden vezir, sonraları da milli savunma bakanına verilen ad.) getirildiğinde İmparatorluğun o güne dek dört tuğa simgelenen gücünün yedi tuğa çıkarılması ve İbrahim Paşa'nın da altı tuğ taşımaya yetkili kılınmış olmasıdır. Kanuni'den eksiği sadece Hilafet tuğudur. Osmanlı imparatorluğunun o dönemde bilinen dünyayı şekillendiren dominant dış politikasının kontrolü tamamen İbrahim Paşa'nın elindedir. Ayrıca Avusturya İmparatoru Ferdinand da Avusturya - Osmanlı barış anlaşması sırasında İbrahim Paşa'yı eşiti tanımış ve Osmanlı İmparatorluğu nezdinde temsilcisi olmasını istemiştir.Venedik diplomatlarının İbrahim Paşa'ya Kanuni'ye atıfla "Muhteşem İbrahim" dedikleri kayda geçmiştir. Fransa ile yürütülen işbirliğinde önemli rolü vardır.

Pek çok tarihçi, yabancı elçilerin İbrahim Paşa’yla görüşmelerine ilişkin hazırladıkları raporlarından yola çıkarak onun iktidar hırsıyla pek çok kararı kendi başına buyruk verdiği savında bulunmaktadır.[1] Bu nedenle, 1536 yılında gücünden kaygılanan Kanuni Sultan Süleyman'ın emri ile öldürüldüğü iddia edilmektedir.

13 sene sadrazamlık yapan ve Farsça, Rumca, Sırpça ve İtalyanca bilen İbrahim Paşa, bugün Türk ve İslam Eserleri Müzesi olarak kullanılan İbrahim Paşa Sarayından başka, İstanbul, Mekke, Selanik, Hezergrad (Razgrad) İbrahim Paşa Camii ve Kavala'da Cami, Mescid, Mektep, Medrese Zaviye, Hamam ve Çeşme gibi eserler inşa ettirmiş ve bunlara vakıflar tahsis ettirmiştir. Önemli bir sanat ve özellikle edebiyat hamisidir. İstanbuldaki İbrahim Paşa Sarayı, Sultanahmet geride bıraktıklarıdır.






Peçevi İbrahim Efendi


Osmanlı tarihini anlatan iki ciltlik eseri ile tanınan eski tarihçilerimizdendir. Mohaç ve Zigetvar arasındaki Peç'te doğduğu için, Peçevi lakabı ile tanınır. Dedesi, Fatih Sultan Mehmed'in silahdarlığında bulunmuş olan Kara Davut'tur. Babasının ölümünden sonra 14 yaşlarında Lala Mehmed Paşa'nın yanına gitti. Lala Mehmed Paşa ile birlikte, Budin'de bulundu. Lala Mehmed Paşa'nın serdarlığı sırasında savaşlara katıldı.

Kanije Muhafızı Tiryaki Hasan Paşa ile tanışmıştır. Macarca bildiği için barış görüşmelerinde görev aldı. Maliye konusunda gösterdiği başarıdan dolayı Defterdar oldu. Baki Paşa'nın ölümünden sonra kendisine Başdefterdarlık görevi teklif edildi. Fakat kabul etmedi ve Tokat Defterdarlığı yaptı. 1636'da Bosna Defterdarı oldu. Son günlerini Budin'de geçirdi ve tarihini orada yazdı ki bu eser, Kanuni Sultan Süleyman'dan başlayarak Dördüncü Murad devrinin sonuna kadar olan dönemi anlatır.






Pertev Paşa


Arnavut asıllı Türk devlet adamı. Enderun'da yetişti. Kapıcıbaşı ve Yeniçeri Ağası oldu. 1554'de Nahçivan Seferi'nden sonra Sokullu Mehmed Paşa'nın yerine Rumeli beylerbeyi, 1555'de de dördüncü vezir olmuştur. Daha zonr üçüncü ve ikinci vezirliğe yükseldi. Kıbrıs Seferi sırasında donanma serdarı oldu, Girit'e asker çıkardı, Çerigo, Zanta ve Kefalonya adaları yağmalandı. Dalmaçya kıyılarında Lesina, Antivri Sopot ve Dulcino kaleleri alındı. İnebahtı yenilgisinden sonra ikinci vezirlikten azledildi.





Piri Reis


Piri Reis, 1465 yılında Gelibolu'da doğdu. Akrabası olan Kemal Reis'in yanında denizciliğe başladı. Kemal Reis ile birlikte, 1486 yılında Endülüs Müslümanları'nın İspanyollar'dan kurtarılmasına ve 1490-91 yıllarında da Sicilya, Korsika, Sardunya ve Fransa kıyılarına yapılan akınlara katıldı. Daha sonra Osmanlı Devleti'nin hizmetine giren Piri Reis, Kemal Reis'in ölümünden sonra, 1511 yılında Oruç Reis'in hizmetine girdi. Oruç Reis'in Yavuz Sultan Selim'e gönderdiği hediyeleri vermek için İstanbul'a geldi. Daha sonra tekrar Osmanlı Devleti hizmetine girdi. Yavuz Sultan Selim'in Mısır seferine de katılan Piri Reis, Kanuni Sultan Süleyman döneminde, 1547 yılında Hint Kaptan-ı Deryalığı'na getirildi. 1551 yılında, bu görevini yürütürken, Aden'i ele geçirdi. Daha sonra otuz gemi ile hareket ederek Maskat Kalesi'ni aldı ve Hürmüz kalesini kuşattı. Ancak kuşatmayı kaldırarak Basra'ya döndü. Burada Portekiz donanmasının Basra körfezine gireceğini haber aldı ve üç gemi ile Mısır'a döndü. Basra'daki donanmayı bırakmakla suçlanan Piri Reis, 1554 yılında Kanuni Sultan Süleyman'ın emri ile idam edildi.





Piyale Paşa


Meşhur denizcilerimizdendir. 14 yıl Kanuni Sultan Süleyman döneminde Kaptan-ı Deryalık yapmış ve önemli zaferler kazanmıştır.Küçük yaşlarda Enderun'a verilmiş ve burada eğitim görerek Kapıcıbaşı olarak saraydan çıkmıştır.

1553'den 1567 yılına kadar Kaptan-Deryalık yapmıştır. Sakız ve Cerbe adalarını almış, Cezayir'i istila etmiştir. İspanya İtalya ve Fransa sahillerlinde 67 kadar küçük adayı ele geçirmiştir. İspanya Kralı II. Filip'in donanmalarını harab etmiş ve ünlü kuömandanlarını esir almıştır.

II. Selim'in kızı Gevher Sultan'la evlendikten sonra, önce Üçüncü Vezir daha sonra İkinci Vezir oldu. Malta'nın ele geçirilmesinde Turgut Reis ile çalıştı. Fakat Turgut Reis'in çatışmalarda vurulması üzerine geri dönmek zorunda kaldı. Daha sonra Kıbrıs'ı almak üzere gönderilmiştir. Kasımpaşa'da kendi yaptırdığı caminin yanında gömülüdür.






Rakoçi


İkinci Georges Rakoçi, Osmanlı tarihinde adı geçmiş büyük bir Macar ailenin ikinci oğludur. 1621 - 1660 yılları arasında yaşamıştır. 1648'de babasının yerine geçmiş ve Erdel beyi olmuştur. 1658'de Sultan Dördüncü Mehmed zamanında Erdel'i Osmanlıya terketmeye mecbur edilmiştir. Osmanlı Türkleri'ne karşı muharebeye girişerek bir defa galip gelmiş, fakat Budin valisi tarafından boğularak öldürülmüştür.






Raşid


Raşid (Ali), 1858 yılında Kandiye'de doğdu. Rüştiye'de okudu. Sonra özel olarak Buhari-i Şerif, aruz, beyan, coğrafya, geometri ve logaritma öğrendi. 1872'de Kandiye Hukuk Mahkemesi'nde, daha sonraları tahrirat kalemlerinde bulundu. 1883'te, Trabzon Mektubi kalemi mümeyyizliğine, 1900'de Konya Mektupçuluğu'na getirildi. İkinci Meşrutiyet'ten sonra dahiliye mektupçusu oldu. 1918 yılında vefat eden Raşid'in, Terkib-i Bend, Safaül Kulub, Numune-i Hikmet gibi eserleri mevcuttur.






Rauf Orbay


Rauf Orbay 1881 yılında İstanbul'da doğdu. Milli Mücadele'ye katılmak üzere Anadolu'ya geçtiğinde imparatorluğun hemen her yanına ün salmış milli kahramanlardan biriydi. Bahriye Mektebi'ni bitirmiş, Balkan Savaşı sırasındaki deniz savaşlarında büyük başarılar göstermiş ve bu nedenle "Hamidiye Kahramanı" ünvanını kazanmıştı. İzzet Paşa kabinesinde Bahriye nazırlığı yaptı, bütün bu parlak başarıların sonunda Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküş belgesi olan Mondros Mütarekesini imzalamak zorunda kaldı. Malta sürgününden dönen Rauf Orbay 1921'de Ankara'ya gittiğinde kendisine Nafia vekilliği verildi. Bakanlıktan ayrıldığı yıl Meclis ikinci başkanlığına seçildi, 1922-1923 arasında bir kaç ay Başbakanlık yaptı. 1924'te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kurulduğunda Rauf Orbay, daha önce İkinci Grupta başlattığı muhalefetini bu toplulukta sürdürmeyi daha uygun buldu. 1942-1944 yılları arasında Türkiye'nin Londra büyükelçisi oldu. Rauf Orbay 1964 yılında öldü.






Recaizade Mahmut Ekrem


Tanzimat döneminin önemli edebiyatçılarından biri olan Recaizade Mahmut Ekrem 1 Mart 1847'de İstanbul'da doğdu. 1858'de Mekteb-i İrfan'da öğrenimini tamamladı. Hariciye Mektubi Kalemi'ne memur olarak girdi. Bu görevi sırasında Namık Kemal ile tanıştı ve onun yönetimindeki Tasvir-i Efkar gazetesinde yazmaya başladı. 1867'de Namık Kemal Avrupa'ya kaçarken gazetenin yönetimini Recaizade Ekrem'e bıraktı. Siyasetle ilgilenmedi ve kendisini tamamen edebiyata verdi. Yazılarını Ahmet Mithat Efendi'nin çıkardığı Dağarcık dergisinde yayımlamaya başladı. Batı edebiyatından çevirmeler yaptı. 1877'de Şura-yı Devlet üyeliğine getirildi. 1878'de Mülkiye Mektebi'nde başladığı öğretmenlik mesleğini Galatasaray Sultanisi'nde sürdürdü. Bu okullarda verdiği derslerin notlarını 1883'te Talim-i Edebiyat kitabında topladı. Bu kitap özellikle şiir konusunda getirdiği yeni bakış açısı ile önemli bir yapıttı. 31 Ocak 1914'te İstanbul'da öldü. Öldüğünde Meclis-i Ayan üyesiydi. Recaizade Ekrem'in Türk edebiyatına önemli katkılarından biri de 1895'ten sonra öğrencilerini Tevfik Fikret'in yönetiminde Servet-i Fünun dergisi çevresinde toplaması ve Edebiyat-ı Cedide'nin doğuşuna öncülük etmesidir.

Eserleri : Şiir : Name-i Seher, Yadigar-ı Şebab, Zemzeme (3 cilt) Roman : Araba Sevdası, Öykü; Muhsin Bey Yahut Şairliğin Hazin Bir Neticesi, Şemsa, Oyun : Afife Anjelik, Vuslat Yahut Süreksiz Sevinç, Çok Bilen Çok Yanılır , Çeşitli ; Talim-i Edebiyat, Takdir-i Elhan, Pejmürde, Nijad-Ekrem.




Refet Bele



Refet Bele 1881 yılında İstanbul'da doğdu. 1899 yılında Harp Okulu'nu, 1912'de Harp Akademisi'ni bitirdi. Birinci Dünya Savaşı'nda Filistin Cephesi'nde İkinci Gazze Muharebesi'nde başarı sağladı. Milli Mücadele ve Kurtuluş Savaşı'ndaki görevi, Mustafa Kemal ile birlikte Samsun'a çıkışıyla başladı. Refet Bey, merkezi Sivas'ta bulunan ve Mustafa Kemal'in müfettiş olarak görevlendirildiği 3. Ordu'ya bağlı, 3. Kolordu komutanlığına atandı. Erzurum Kongresi'ne ve Samsun delegesi olarak Sivas Kongresi'ne katıldı. Aydın ve çevresinde ayaklanmalar başlayınca burada görevlendirildi. Daha sonra Çerkez Ethem Ayaklanması'nı bastırdı. Bu arada generalliğe yükseltilerek Dahiliye vekilliğine ve Batı Cephesi komutanlığına atandı. 1922'de Doğu Trakya'yı geri almakla görevlendirildi.

Cumhuriyet' in ilânından sonra Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'na girdi. 1926 yılında milletvekilliğinden ve askerlikten ayrılan Refet Bele, 1935-1939 ve 1946-1950 tarihlerinde İstanbul milletvekili seçildi.





__________________
ForumGerçek Türkiye'nin Forumu
OkyanusunKalbi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
6 Üyemiz OkyanusunKalbi'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 21.05.11, 14:25   #15
Müdavim

OkyanusunKalbi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Sep 2009
Konular: 616
Mesajlar: 7,992
Ettiği Teşekkür: 27529
Aldığı Teşekkür: 40364
Rep Derecesi : OkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzel
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Osmanlı İmparatorluğu Döneminde Önemli Kişiler - Kronolojik Sıralama





Sadeddin Arel


Hüseyin Sadeddin Arel, 1880 yılında İstanbul'da doğdu. Anadolu kazaskeri Dardahanzade Mehmed Emin Efendi'nin oğlu ve Adliye nazırı kazasker Ali Haydar Arsebük'ün kardeşi olan Hüseyin Sadeddin Arel, hukuk mektebini bitirdi. Sırasıyla Adliye Nezareti Mütercimi, Mektubi Müdürü, Deniz Ticaret Mahkemesi Hakimi, Makedonya Vilayetleri Adliye Müfettişi, Ceza İşleri Müdürü, Adliye Müsteşarı, Şurayı Devlet Üyesi, Defter-i Hakani Emini, Şurayı Devleti Tanzimat Dairesi Reisi oldu. Sadeddin Arel, Şurayı Devlet kaldırılınca devlet görevinden çekildi. Arapça, Farsça, Fransızca, İngilizce ve Almanca'yı bilir, diğer birkaç dili de okuyup anlardı. Musikiye on yaşında başladı. Hemen bütün sazları çalmayı öğrendi.
1907-1909'da Edgar Manas'tan batı musikisine ait bilgiler öğrendi. Devrinin bütün musiki ustalarını tanıdı. Türk musikisi ilmi üzerine çalıştı. 500 yıldan beri adeta unutulmuş olan Türk musikisi nazariyatı ortaya çıktı. Türk musikisinin çoksesli çağdaş bir sanat olarak gelişmesi için büyük gayret gösterdi. Sadeddin Arel, şarkı formunda büyük şarkı bestecileri derecesine erişememiş, beste-semai formlarında da pek eser vermemiştir. Fakat gerek dini eserlerde, gerekse saz eserlerinde, Türk musikisinin çok önemli bir bestecisi olarak kalmıştır. 1955 yılında İstanbul'da vefat eden Hüseyin Sadeddin Arel'in kütüphanesi, ölümünden sonra İstanbul Üniversitesine verilmiştir.






Said Efendi


Türk matbaacısı Said Efendi İstanbul'da doğdu. Sultan Üçüncü Ahmed tarafından, Fransa Kralı Beşinci Louis'e elçi olarak gönderilen, 28. Mehmed Çelebi'nin oğludur. Said Efendi, babası ile birlikte Paris'e gitti. Fransa'da kaldığı sürece basın işleri ve matbaacılık üzerine incelemeler yaptı. Yurda döndükten sonrada İbrahim Müteferrika ile anlaşarak matbaanın kurulması için çalıştı. Matbaanın önem ve yararlarını Sadrazam Damad İbrahim Paşa'ya, onun aracılığı ile Sultan Üçüncü Ahmed'e bildirdi.

Matbaanın açılma iznini alabilmek için İbrahim Müteferrika ile anlaştı. Şeyhülislam Abdullah Efendi'den matbaanın kurulmasına izin veren bir fetva aldı. Said Efendi'nin Türk matbaacılığının kurulmasında büyük emeği vardır. 1761 yılında Maraş'ta vefat eden Said Efendi'nin Divan-ı Yekta (Biricik Divan), Menasik-i Kutsi (Kutsal Duraklar), Fevaidu'l-Müfredat (Programların Faydaları) gibi eserleri vardır.




Salih Reis


Biga'da doğmuştur. Kanuni Sultan Süleyman döneminde Tunus'un fethinde ün kazanmış bir Osmanlı Amiralidir.

Yıllardır Akdeniz'de korsanlık yapan Salih Reis, Korsika adasının bir limanında Andre Dorya'nın ani baskını sonucu Turgut Reis ile birlikte esir düşmüş ve 3 yıl düşman kadırgalarında kürek mahkumu (forsa) olmuştur.

Turgut Reis ile birlikte, Barbaros Hayreddin Paşa tarafından kurtarılan Salih Reis daha sonraları birçok savaşta yer almıştır. Turgut Reis ile birlikte Tunus muharebesinde başarılı olmuş, 1553'te Fas şehrini ele geçirmiltir. 1556 yılında bu başarılarının bir ödülü olarak Cezayir Beylerbeyi olmuş ve Paşa ünvanını almıştır.






Samsa Çavuş


Samsa Çavuş'un hayatı hakkında çok fazla bilgi yoktur. Osman Gazi'nin 1291'de Karacahisar'ı almasından sonra, Sakarya ırmağının kuzeyine yaptığı akınlara katıldı. Lefke ve Mekece alındıktan sonra, buraların korunması için Yenişehir suyunun Sakarya'ya döküldüğü yerde, küçük bir hisar yapıldı ve bu kalenin kumandanlığı Samsa Çavuş'a verildi. Osman Gazi, Bizans sınırında uç beyliği kurduğu zaman bunlardan birinin başına Samsa Çavuş'u tayin etti.






Selanikli Mustafa Efendi


Mustafa Efendi Selanik'te doğdu. Haremyen mukataacılığı ve Nişancı Mehmed Paşa'nın divitdarlığını yaptı. Silahdar katibi oldu (1587). Gence seferine katıldı ve bu sefer sonunda sipahi oğlanları katipliğine getirildi. İstanbul'a dönüşünde bu görevinden alındı (1589). Safevi elçilik heyetiyle, Haydar Mirza'nın misafir edileceği sarayın hazırlanması ve yapılacak masrafların hesabını tutmak görevi verildi (1590).

Sadrazam Ferhad Paşa tarafından ruzname yazmakla ve ayrıca Anadolu muhasebeciliği ile görevlendirildi. Ferhad Paşa azledilince bu görevini kaybetti. 1593'de Osmanlı Devleti'ne sığınan, Gilan hakimi Han Ahmed'in mihmandarlığına tayin edildi. Sadrazam İbrahim Paşa tarafından Ruzname-i Humayun'un nakline memur oldu ve buna ek olarak da evkaf muhasebeciliği verildi. Haçova muharebesinden kaçanların, İstanbul'daki mülklerine el konulması ile görevlendirildi (1598). Mustafa Efendi, devrinin olaylarını bütün ayrıntıları ile yazmıştır.

Tarih-i Selaniki adlı eseri, 1563-1600 yılları arasındaki olayları içine alır. Eserinde saray törenleri, tayinler, aziller, mali sıkıntılar, kapıkulu askerlerinin isyanları anlatılır. 1600 yılında İstanbul'da öldü.






Selim Giray Han


Bahadır Giray'ın oğlu olup 1671'de Kırım Hanı olmuştur. 1671 yılında Osmanlı ordusuna katılarak Çehrin kalesinin alınması için görevlendirildi. Kaleyi alamayınca görevinden azledildi.

İkinci kez Kırım Hanı olunca Osmanlılara karşı ayaklanan Hıristiyanların isyanlarını bastırdı. 12.000 kişilik Avusturya ordusunu yenerek Kırım Hanlığı görevinden ayrıldı. 1692'de üçüncü kez Kırım Hanlığı'na getirildi ve Lugos Kalesinin alınması için yapılan savaşlara katıldı. Karlofça Antlaşması'nın imzalanmasından sonra tekrar hanlıktan ayrıldı. 1702'de dördüncü kez Kırım Hanlığı yaptı.






Seydi Ali Reis


Seydi Ali Reis Galata'da doğdu. İstanbul'un fethinden sonra Sinop'a yerleşen denizci bir ailenin oğluydu. Dedesi ve babası tersane kethüdasıydı.

1522 yılında Rodos seferine katılan Seydi Ali Reis, Barbaros Hayreddin Paşa'nın emrinde bir çok deniz seferine çıktı ve Batı Akdeniz bölgesini çok iyi öğrendi. Preveze Savaşı'ndan sonra adı daha çok duyulmaya başladı. Trablusgarp'ın fethi ile biten harekatta Kaptan-ı Derya Sinan Paşa ve Turgut Reis emrinde çalıştı. Basra'da, bir Osmanlı donanmasını Süveyş'e getirmek için, 1553 yılında Hint Kaptanı tayin edildi. Seydi Ali Reis 34 parçalık Portekiz donanması ile Güney Arabistan sahillerinde karşılaştı. Fırtınaya ve şiddetli düşman taarruzuna rağmen Demen Kalesi önüne gelebildi. Burada karaya oturan üç gemiden sonra, elinde kalan altı gemiyle birlikte Güceret'in başkenti Ahmedabat'a gitti. Süveyş'i geçemeyeceğini anlayan Seydi Ali Reis gemileri ve mühimmatı satarak parasını İstanbul'a gönderdi ve üç yıl Osmanlı ülkesi dışında yaşadı.

1557 yılında İstanbul'a döndüğünde, mahvolmuş bir donanmanın sorumlusu olmakla beraber, başına gelen olağanüstü olaylar yüzünden suçlu görülmedi. Önce müteferrika yapıldı. Ardından Diyarbakır tımar defterdarı tayin edildi. Bir süre Şehzade Selim'in hizmetinde çalıştı. Galata Hassa gemi reislerinden biri oldu. 1562 yılında İstanbul'da öldü.






Sigismund


Ünlü Alman İmparatoru. Lüksemburg doğumludur. İmparator IV. Charles'in oğlu olup, Brandburg Hakimi, Kral Louis'in kızı ile evlenerek, Macaristan ve Lehistan Kralı olmuştur. 1396'da Türklere karşı büyük Haçlı ordusunu kurmuş ve Yıldırım Bayezid'in ordusuyla çarpışmış ve yenilgiye uğramıştır. 1411 yılında İmparator olmuştur. 1427 ve 1435 yıllarında Osmanlı ordusuna karşı savaş açmışsa da bozguna uğramıştır.






Silahdar Ali Paşa


Silahdar Ali Paşa, 1667'de Sölöz'de doğdu. Sirke Osman Paşa'nın aracılığı ile saraya girdi. Enderun'da öğrenim gördü. Çorlulu Ali Ağa'nın hizmetine giren Silahdar Ali Paşa, gizli ilimlere ve sihire olan ilgisi dolayısıyla Sultan İkinci Mustafa'nın saltanatında sırkatibi olarak nüfus kazandı. Silahdar Ali Paşa, Sultan Üçüncü Ahmed'in tahta çıkmasından sonra rikabdar, aynı yıl çuhadar ve 1704'te silahdar oldu. İkinci vezirlik görevi ile Kıbrıs eyaletine gönderilen Silahdar Ali Paşa, saraya yakınlığı dolayısıyla Çorlulu Ali Paşa, Köprülüzade Numan Paşa, Baltacı Mehmed Paşa, Gürcü Yusuf Paşa, Abaza Süleyman Paşa ve Kaptan İbrahim Paşa'nın sürgün edilmelerine ve öldürülmelerine sebep oldu. 1713'te sadrazamlığa yükseldi. Önce, Ruslarla olan anlaşmazlıkların halledilerek, barışın sağlanmasına çalıştı.

Silahdar Ali Paşa, içte ve dışta aldığı tedbirlerle güçlendikten sonra Karlofça Antlaşması'nın zararlarını gidermek amacı ile Venedik'e savaş ilan etti (1714). Bu seferin serdarlığına seçilen Sadrazam Ali Paşa, orduyla İstanbul'dan hareket ederek (1715) Mora'ya geldi, buradaki kaleleri, Ege denizinde Venediklilerin elinde bulunan bazı adaları ve Girit'te Suda ve Spirna Longa kalelerini aldı.

Ertesi yıl Avusturyalılar ve Venedikliler arasında bir antlaşma yapıldı. Bu olay üzerine Avusturya'ya da savaş ilan etti. Silahdar Ali Paşa ilkbaharda Avusturya seferine çıktı. Türk ordusu ile Prens Ojen komutasındaki Avusturya ordusu arasında Petervaradin'de yapılan savaşta Osmanlı ordusu bozguna uğradı. Savaş sırasında, 5 Ağustos 1716 günü, alnından vurulan Silahdar Ali Paşa, Karlofça'ya götürülürken yolda şehit oldu.






Silahdar Fındıklı Mehmed Ağa


Silahdar Mehmed Ağa, 1658 yılında İstanbul'da doğdu. Küçük yaşta Enderun'a alındı. Sonra Has bahçe bostancıları arasına girdi ve sırasıyla zülüflü, baltacı, hasoda hademesi, tülbent ağası, çuhadar ve silahdar oldu. Sultan Dördüncü Mehmed, Sultan İkinci Süleyman, Sultan İkinci Ahmed, Sultan İkinci Mustafa ve Sultan Üçüncü Ahmed devirlerinde sarayda yaşadı ve bu padişahların yakını oldu. Kara Mustafa Paşa ile İkinci Viyana ve Avusturya seferlerine katıldı. Silahdar Mehmed Ağa, birçoğunu kendisinin gördüğü, yaşadığı tarihi olayları "Silahdar Tarihi" adı ile tanınan eserinde anlattı. Bu eserinin dili Osmanlı nesir geleneğini sürdürür.






Siyavuş Paşa


prülü Mehmed Paşa'nın kölesiydi ve onun kızıyla evlendi. Fazıl Ahmed Paşa'nın sadrazamlığında onun kapıcılar kethüdası oldu. Fazıl Ahmed Paşa ile birlikte Uyvar, Girit ve Kamaniçe Seferleri'ne katıldı. Rikabı Hümayun kapıcılar kethüdalığına getirildi (1676). Koca Mustafa Paşa'nın sadrazamlığında küçük imrahor tayin edildi (1678). Çehrin seferine katıldı. Silahtar oldu (1681). İkinci Viyana kuşatmasına cebecibaşı olarak katıldı; sipahiler ağası oldu (1684). Aynı yıl Diyarbakır Valiliği'ne, sonra Bosna (1685) ve Halep (1687) valiliklerine getirildi.

Varadin'de bulunduğu sırada askerleri sadrazam Sarı Süleyman Paşa aleyhine kışkırttı ve kendisini sadrazam ilan ettirdi. Sultan Dördüncü Mehmed askerin bu isteğini kabul ederek sadrazamlık mührünü gönderdi. Siyavuş paşa kayınbiraderi Fazıl Mustafa Paşa ile anlaşarak Sultan Dördüncü Mehmed'i tahttan indirdi. Sultan İkinci Süleyman padişah oldu. Ordu ile birlikte İstanbul'a döndü. İstanbul'da isyan eden askerler tarafından öldürüldü.






Sokullu Mehmed Paşa


Kanuni Sultan Süleyman, Sultan İkinci Selim ve Sultan Üçüncü Murad devirlerinde sadrazamlıkta bulunan Sokollu Mehmed Paşa 1506 yılında Bosna civarında Sokoloviç kasabasında doğdu. Devşirme çocuklar arasında Edirne sarayına getirildi. Türk ve Müslüman kültürü ile yetiştirildi. Saraydan kapıcıbaşılıkla çıkarak Barbaros Hayreddin Paşa'nın ölümü üzerine Kaptanı Derya ve bir süre sonra Rumeli Valisi oldu. Bu sıralarda ilk büyük başarısına, Tameşvar Kalesi'nin fethi ile ulaştı. Bu başarı üzerine kendisine vezirlik verildi. 1561'de üçüncü vezir iken, Kanuni Sultan Süleyman'ın torunu ve Sultan İkinci Selim'in kızı Esmehan Sultan ile evlendi. İkinci Vezir iken Semiz Ali Paşa'nın ölümü üzerine, 1564'te sadrazamlığa getirildi. Bu tarihten ölümüne kadar Osmanlı Devleti'nin idaresini elinde tuttu.

Kanuni Sultan Süleyman'ın son seferi olan Zigetvar Kalesi fethini, padişah öldükten sonra o idare etti. Kanuni Sultan Süleyman'ın yerine padişah olarak Sultan İkinci Selim'i tahta çıkarmayı başardı. Bu padişah döneminde sürekli sadrazamlıkta kaldı ve devlet işlerini idare etti. Don ve Volga ırmakları arasında bir kanal açma düşüncesini gerçekleştiremedi. Süveyş Kanalı'nı da açmayı düşünen Sokollu Mehmed Paşa, bu amacını gerçekleştirmek için Sudan'ı zaptetti. Devlet teşkilatı içinde önemli düzenlemeler yapan Sokollu Mehmed Paşa, 1579 yılında öldürüldü ve Eyüp'te defnedildi.





Stanislas Pongatowski


Lehistan'ın son kralıdır. Lehistan kralı Üçüncü Auguste' nin ölümü üzerine imparatoriçe onu krallık tahtına geçirdi. Daha sonra aleyhine isyan ve ihtilal başladı. Üç büyük devlet arasında Lehistan iki defa taksim edilince İkinci Stanislas'a bir aylık bağlanarak memleketten çıkarıldı. Kral Stanislas memleketinden ayrı ancak iki sene yaşabildi ve bu felakete ait hatıralarını 8 cild halinde yazdı.






Subaşı Bekir


Subaşı Bekir, Yusuf Paşa Bağdat valisi iken, askeri kumandandı. Hızla artan nüfusunu bertaraf etmek isteyenleri yenilgiye uğrattı. Aralarında çıkan bir antlaşmazlık yüzünden, vali Yusuf Paşa'yı da öldüren Subaşı Bekir, sahte bir fermanla Bağdat valiliğinin kendisine verildiğini ilan etti. Hafız Ahmed Paşa, bir ordu ile Bağdat'ı kuşatınca Subaşı Bekir, Safevi Hükümdarı Şah Abbas'a başvurarak himayesini istedi. Safevi kuvvetleri şehre yaklaşınca çaresiz kalan Osmanlı kuvvetleri geri çekildi. Bağdat valiliği Subaşı Bekir'e verildi. Bu olaydan sonra, yardım istediği Safeviler'e yüz çeviren Subaşı Bekir'in üzerine Şah Abbas tarafından kuvvet gönderildi. Subaşı Bekir'den çekinen Osmanlı kumandanı Hafız Ahmed Paşa Bağdat'a yardıma gelmedi. Şah Abbas Bağdat'ı ele geçirdi. Subaşı Bekir önce diri diri, sonra cesedi bir kayığa bindirilip üzerine neft dökülerek Dicle'de yakıldı (1623).





Süleyman Şah


Süleyman Şah, 1363 yılında Germiyanoğulları Beyliği'nin başına geçti. Karamanoğlu Alaeddin Bey'in saldırısına uğrayan Hamidoğlu Hüsameddin İlyas Bey'e yardım etti. Karamanoğulları'nın saldırılarından korunmak için kızını Osmanlı hükümdarı Sultan Murad Hüdavendigar'ın oğlu, Şehzade Bayezid'e (Yıldırım Bayezid) verdi. Kızının çeyizi olarak Kütahya, Tavşanlı, Simav, Eğrigöz (Emet) bölgelerini Osmanlılara terk etti ve kendisi Kula'ya çekildi (1378). Süleyman Şah, beyliği süresince bilim adamlarını korudu. Şeyhoğlu Sadreddin Mustafa, Süleyman Şah'ın emriyle Merzbanname adlı Farşça eseri Türkçeye çevirdi. Ahmedi, İskendername adlı eserini onun adına yazdı. Kula'daki Gürhane adlı medrese Süleyman Şah tarafından yaptırıldı. 1388 yılında Kula'da öldü.







Şah Abbas


Şah Abbas 1557 yılında doğdu. Safevi sülalesinden Muhammed Hudabende'nin oğludur. Herat'ta babasına karşı ayaklandı. Kazvin'i ele geçirdi ve 1587'de hükümdar oldu. Şah Abbas, babasının kötü yönetimi ile yok olma derecesine düşen Safevi Devleti'ni kalkındırdı. Yeniçeriliği taklit ederek "Tüfekçi" adını verdiği bir ordu kurdu.

1597'de Herat yakınlarında Özbekleri yenerek Meşet'i geri aldı. Osmanlıların Avrupa seferi ve Anadolu ayaklanmaları ile uğraşmasından yararlanarak, Sultan Üçüncü Mehmed'in son yıllarında Osmanlı Türkleri'ne düşmanca tavırlar sergiledi. 1605'te, sayıca zayıf olan Osmanlı ordusunu Tebriz yakınlarında yenerek Tebriz, Erivan ve Kars kalelerini ele geçirdi. Kuyucu Murad Paşa'nın Tebriz'i harap etmesi üzerine, İran seraskeri Nasuh Paşa ile 1618 yılında imzaladığı antlaşma uzun sürmedi. Sultan İkinci Osman'ın öldürülmesini ve Anadolu'da çıkan karışıklıkları fırsat bilen Şah Abbas, Bağdat, Kerbela, Necef, Musul ve Diyarbakır'ı zaptetti. Şah Abbas, İran'ın gelişmesi için çok gayret etti. Yol, köprü, saray ve birçok kervansaraylar yaptırdı. Buna karşın çok zalim bir yönetim kurdu. Tahta geçmesine yardımcı olan Murşid Küli Han'ı, bir süre sonra da öz oğlu Şafi Mirza'yı öldürmekten geri durmadı. 1628 yılında ölen Şah Abbas'ın yerine torunu Şah Mirza Safi geçti.





Şah İsmail


İran Safevi Devleti'nin kurucusu olan Şah İsmail, 1487 yılında doğdu. Babası Şeyh Haydar, Şirvan hükümdarı Ferruh Yesar ve ona yardım eden Akkoyunlu hükümdarı Yakup Bey'e karşı yaptığı savaşta öldü. Üç yıl hapis hayatı yaşayan Şah İsmail, esaretten kurtulduktan sonra mücadelelere girişti. 1500 yılına kadar süren bu mücadelelerden sonra Şah İsmail, babasının katili Ferruh Yesar'ın üstüne yürüdü. Bakü'yü ele geçirdi ve 1502'de Akkoyunlu hükümdarı Elvend'i Nahçivan yakınlarında yenerek, ülkesinin bir kısmını ele geçirdi. Buradan Tebriz'e giderek Taç giydi ve "Şah" ünvanını kazandı.

1502 kışını Tebriz'de geçiren Şah İsmail, ilkbaharda Fars ve Irak'ı, Acem hükümdarı Murad Bey'i yenerek Şiraz'ı aldı. 1507'de Erçiş, Ahlat ve Bitlis'i alarak Elbistan'a kadar ilerledi. Kısa zamanda devletinin sınırlarını genişleten Şah İsmail, iki güçlü rakiple karşı karşıya geldi. Bunlar doğuda Özbekler, batıda Osmanlılardı. Şah İsmail, Osmanlı Devleti'ni yıkmak için Anadolu'yu karıştırmayı düşünüyordu. Osmanlı şehzadeleri arasındaki saltanat mücadelesinin yoğun olduğu bir dönemde, Şah İsmail'in Anadolu'ya gönderdiği Nur Ali Halife, kendisine katılan Türkmen süvarileri ile Tokat'a girdi ve burada Şah İsmail adına hutbe okuttu. Ayrıca Şahkulu'da Antalya'da bir isyan başlattı. Yavuz Sultan Selim tahta geçince, taht mücadeleleri bitti. Yavuz Sultan Selim ilk olarak Anadolu'daki Şah taraftarlarına karşı harekete geçti. Anadolu'daki Şah İsmail taraftarlarını ortadan kaldıran Yavuz Sultan Selim, savaş hazırlığı yapmaya başladı.

Hazırlıklarını tamamlayan Yavuz Sultan Selim, 23 Ağustos 1515'de Çaldıran Ovası'nda yapılan savaşta Şah İsmail'i yendi. Bu yenilgiden sonra eski cesaretini kaybeden Şah İsmail, günlerini ayrı ayrı şehirlerde geçirdi. 1524'de öldükten sonra Erdebil'de Şeyh Safiyüddin'in yanına gömüldü. Şair de olan Şah İsmail, Hatayi mahlasıyla Türkçe tasavvuf şiirleri yazdı.






Şahkulu


Şahkulu'nun doğum tarihi bilinmemektedir. Teke ilinin, (bugün Antalya) Korkuteli kazasının, Yalımlı köyünde doğdu. Şah İsmail'in babası, Şeyh Haydar'ın halifelerinden Hasan Halife'nin oğludur. Küçük yaşta babası ile birlikte gittiği Erdebil'de Şeyh Haydar tarafından, Şii inançları doğrultusunda eğitildikten sonra, Antalya'ya gönderildi. Doğduğu köyün yakınlarındaki bir mağaraya çekilerek, Batı Anadolu ve Rumeli halkını Şiilik ve Şah İsmail'e bağlılık düşüncesi çevresinde toplamaya çalıştı. Yandaşlarını hızla çoğaltmasında en önemli etken, Sultan İkinci Bayezid ile oğulları arasında çıkan saltanat mücadelesidir. Şahkulu yeterince güç topladıktan sonra, 10.000 kişilik bir ordu ile ayaklanma başlattı. Antalya'dan Manisa'ya gitmekte olan Şehzade Korkud'un kuvvetlerine saldırarak hazinesine el koyduktan sonra Kızılkaya, İstanos, Elmalı, Burdur, Keçiborlu kasabalarını basarak kadılarını ve kendisine direnenleri öldürdü ve ele geçirdiği bu bölgenin yönetimine kendi adamlarını geçirdi.

Kütahya önlerinde kendisine karşı gönderilen Karagöz Paşa ile çarpışarak Karagöz Paşa'yı tutsak etti. Nisan 1511'de Kütahya Kalesi'ni kuşattı ama sonuç alamadı. Karaman Beylerbeyi Haydar Paşa'yı öldürerek kuzeye yöneldi. Karaman yakınında, Kızılkaya boğazında sadrazam Hadım Ali Paşa komutasındaki kuvvetlerce çembere alındı. Amasya valisi Şehzade Ahmed'in, Yeniçeriler arasındaki ikilik ve bölünmeye yol açan tutumundan yararlanarak kuşatmayı yardı ve Sivas yönünde kaçmayı başardı. Hadım Ali Paşa az bir kuvvetle Çubukova'da ona yetişti ve iki taraf 2 Temmuz 1511'de Gökçay yöresinde savaşa tutuştu. Şahkulu çarpışma esnasında isabet eden bir okla öldü. Hadım Ali Paşa'nın ölmesiyle Osmanlı ordusu da çarpışmaya son vererek çekildi. Şahkulu'nun kalan kuvvetleri de İran yönünde çekilirken Tebriz'den gelen bir kervanı soydukları için Şah İsmail tarafından ağır biçimde cezalandırılarak dağıtıldılar.






Şah Tahmasb


Şah Tahmasb, 22 Şubat 1514'te İsfahan'da doğdu. Şah Birinci İsmail'in oğlu olan Şah Tahmasb, Çaldıran Savaşı'ndan sonra Horasan'a gönderildi. Bir süre Sebzvar ve Herat'ta kaldı. Şiilerin ve Safevilerin tanınmış bilgin ve şeyhlerinden özel öğrenim gördü. 1521'de Sultaniye'deki babasının yanına dönen Şah Tahmasb, Şah İsmail'in ölümü üzerine 1524'te tahta çıktı. Osmanlı Devleti'nin 1533 Irakeyn seferini açmasını neden olacak sınır olayları onun zamanında yoğunlaştı. Ulama Paşa'nın Osmanlılara sığınması, Bitlis Bey'i Şeref Han'ın Safevilere yaklaşması bu savaşın başlıca nedeniydi.

Şah Tahmasb, 1528'de Özbeklere karşı yaptığı ilk savaşını kazandıktan sonra Bağdat'a yürüdü. Burayı Osmanlılara teslim etmeyi düşünen Musullu Zülfikar Bey'i yenerek, Bağdat'a girdi. Özbeklere, Horasan'a yeni akınlar düzenliyorlardı. Bu nedenle 1529'da Horasan'a dönmek zorunda kalan Şah Tahmasb burada iki yıl kaldı. Osmanlı tehlikesi artınca da tekrar batıya yöneldi. 1533'te Osmanlı Veziri Azamı İbrahim Paşa Doğu Anadolu'ya geldi ve bölgeyi denetimi altına aldı. 1533-34 yılları boyunca Bitlis, Adilcevas, Erçiş ve Van'dan sonra Azerbaycan'ın başkenti Tebriz'de, Osmanlı kuvvetlerince ele geçirildi.

Irak'a yönelen Osmanlı padişahı Kanuni Sultan Süleyman, Bağdat'ı aldı. Şah Tahmasb'da Tebriz'i kurtararak Van'a yürüdü. Bu nedenle Kanuni Sultan Süleyman ikinci kez İran'a geldi. Bu süre içerisinde kesin bir barış imzalanamamıştı. Sınır olayları eksik olmadı. Buna rağmen Osmanlı tehlikesini atlatmış görünen Şah Tahmasb, Horasan seferine çıktı. Özbekleri zayıflatarak bir tehlike olmaktan çıkardı. 1540-48 yılları arasında Gürcistan seferine çıktı. Kanuni Sultan Süleyman, 1548'de düzenlediği seferle Doğu Anadolu'da Şah Tahmasb'ın aldığı yerleri yeniden Osmanlı topraklarına kattı. Tebriz, direnmeden Osmanlılara teslim oldu. Osmanlı padişahı seferden dönerken Van'ı da aldı. Bu mağlubiyetlerden sonra Şah Tahmasb yağma ve saldırılar düzenleyerek kasaba ve köyleri yakıp yıktı. Erzincan'a kadar ilerleyen Şah Tahmasb, Osmanlı kuvvetlerinden çekindiği için Karabağ'a gitti. Gürcistan'a seferler yapmaya devam eden Şah Tahmasb, 1552'de Osmanlı sınırları içinde kalan topraklara akınlar düzenledi. Bu gelişmeler Kanuni Sultan Süleyman'ı üçüncü kez İran üzerine yürümeye zorladı. 1553'te Halep'e giden Kanuni Sultan Süleyman, 1554 baharında Kars üzerinden İran topraklarına girdi. 1555'de iki ülke arasında Amasya Antlaşması imzalandı. Şah Tahmasb ölümüne dek barışa bağlı kalarak dostluk ilişkisinin zedelenmemesine özen gösterdi. Sultan İkinci Selim'le de dost kalmaya çalışan Şah Tahmasb, hükümdarlığının son iki yılını ağır bir hastalıkla geçirdi. 1576 yılında Kazbin'de ölen Şah Tahmasb'ın yerine oğlu Haydar Mirza tahta çıktı. Bir gün sonra öldürülen Haydar Mirza'nın yerine, ikinci oğlu Şah İkinci İsmail tahta çıktı.




Şahin Giray



Şahin Giray (d. 1745- ö. 1787), 48. ve en son Kırım hanıdır. Birinci saltanatı 1777-1782 ve ikinci saltanatı 1782-1783 yılları gerçekleşti.

Şahin Giray 1745 yılında Edirne'de doğdu. Yunanistan ve İtalya'da eğitim gördü. Kırım Hanı İkinci Devlet Giray'ın oğlu torunu ve Ahmed Giray'ın oğludur. 1772'de Kırım Hanı olan kardeşi İkinci Sahib Giray tarafından kalgay (veliaht) olarak atandı. 1774'te Osmanlı Devlet'i ile Rusya arasında yapılan Küçük Kaynarca Antlaşması ile Kırım'ın Rus nüfusuna girmesine karşı çıkan ve 1775'te tahtı ele geçiren Dördüncü Devlet Giray'ın yerine, Ocak 1777'de Rusların desteği ile Kırım Hanlığına getirildi. Hükümdarlığı, Osmanlı yönetimi tarafından tanınmadı ve Aralık 1777'de Üçüncü Selim Giray, hanlık beratıyla Kırım'a gönderildi.

1778'deki ayaklanmanın bastırılmasıyla Kırım tahtının tek sahibi olan Şahin Giray, 1779 Aynalıkavak tenkihnamesinin imzalanması ile Osmanlı Devlet'i tarafından da tanınmış oldu. 1782'de izlediği Rus yanlısı siyaset nedeni ile çıkan yeni bir ayaklanma sonucu, Yenikale ve Kerç yöresine çekildi. Yerine, kardeşi İkinci Bahadır Giray getirildi. Ancak Ruslar, karışıklıklardan yararlanarak, Temmuz 1783'te General Potemkin'i Kırım'a göndererek Şahin Giray'ı göstermelik de olsa Kırım Hanı ilan ettiler ve Kırım'ın Rus topraklarına katılmasını sağladılar. Şahin Giray uygulanan baskılara dayanamayarak 1787'de Osmanlı Devleti'ne sığındı. Ancak Kırım hanlarının sürgün yeri olan Rodos adasına gönderilerek orada idam edildi (1787).







Şarlken
(Alman İmparatoru)


Şarlken, 24 Şubat 1500'de (Belçika) Gent'de doğdu. Babası 1506'da ölünce, halası onu Hollanda Kral naibi yaptı. İkinci Ferdinand'ın ölümünden sonra, Aragon ve Kastilya'nın yönetimini, annesinin akıl hastalığı nedeni ile Şarlken üstlendi. Kanuni Sultan Süleyman'ın 1520'de Osmanlı tahtına çıkmasından sonra Osmanlıların Avrupa'ya akınları daha da arttı. Macaristan Bohemya Kralı, 1526'da Mohaç'ta Osmanlılara yenilince, Şarlken'in kardeşi Ferdinand, geride kalan toprakların yönetimini ele geçirdi. Şarlken 1527'de, çoğunluğu paralı Germen askerlerinden oluşan ordusu ile Roma'ya girerek kenti yağmaladı. Papa ile bir antlaşma imzalayan Şarlken, Bologna'ya geçti ve Şubat 1530'da Papa tarafından kutsal Roma-Germen İmparatoru olarak kutsandı. 1529'da Viyana'yı kuşatan Kanuni Sultan Süleyman, Avusturya'ya büyük kayıplar verdirdi. Şarlken'in kardeşi Ferdinand Osmanlı akınları ile uğraşırken Alman prensleri üzerindeki otoritesini yitirdi. Şarlken, 1532'de Viyana önlerinde Kanuni Sultan Süleyman tarafından bir meydan savaşına zorlandıysa da buna yanaşmadı. Fransa üzerine akınlar düzenledi. Bu seferlerin sonuncusu da başarısızlıkla sonuçlanınca, İspanya ve Hollanda'yı oğlu Phillipe'e verdi. Avusturya'yı ise kardeşi Ferdinand'a bıraktı. Eylül 1556'da İspanya'ya gitti ve 1557'de Yuste Manastırı'na kapandı ve burada öldü.

Şarlken Avrupa'da kendi egemenliği altında birleşmiş, Katolik bir imparatorluk kurmak istiyordu. Bu amaçla uzun yıllar Protestanlar ve Osmanlılarla savaştı. Ancak geniş bir alana yayılmış, farklı iktisadi, dinsel ve kültürel yapılara sahip krallıkları Katoliklik etrafında bir araya getirmeyi başaramadı.





Şehzade Süleyman Paşa


Süleyman Paşa'nın doğum tarihi kesin değildir ancak 1316 yılında doğduğuna dair bilgiler bulunmaktadır. Orhan Gazi'nin oğludur. Annesi Nilüfer Hatun'dur. İlk görevine Gerede'de yöneticilikle başladı. 1330'da İznik'in, 1337'de İzmit'in fethine katıldı. Babası tarafından İzmit ve çevresi tımar olarak kendisine verildi. 1345'te Karesioğulları topraklarının fethinde bulundu. Edincik, Biga, Lapseki ve çevresini de alarak, Karesi (Balıkesir) sancakbeyliğine atandı.

1346'da Orhan Gazi tarafından Bizans İmaparatoru Kantakuzinos'un yardımına gönderilerek iki kez Rumeli'ye geçti. Selanik'in kurtarılmasında Bizans donanmasına yardım etti. 1352'de Sırpları ve Bulgarları Dimetoka'da yenerek Kantakuzinos'un Edirne'ye girmesinde rol oynadı. 1353'te Anadolu'ya dönerken, yardımlarına karşılık kendisine bırakılan Gelibolu'da Çimbi Kalesi'ne asker yerleştirdi. 1354'te Rumeli'nin fethi amacıyla Gelibolu'ya geçerek Bolayır'dan Rodosto'ya (Tekirdağ) kadar uzanan Marmara kıyılarını Osmanlı topraklarına kattı. Biga'dan göç ettirdiği Türkmenleri buralara yerleştirdi. Bursa'ya döndükten sonra aynı yıl Ankara'nın alınmasıyla sonuçlanan seferde komutanlık yaptı. 1356'da yeniden Rumeli'ye geçerek Akçaliman, Eksalimiye, Ayasoloniya kalelerini aldı. Bolayır'ı üs yaparak, akınlarını Gelibolu ve Keşan yönünde yoğunlaştırdı. Askeri başarılarının doruğundayken bir av sırasında uğradığı kaza sonucu öldü (1357).






Şerif Hüseyin


Şerif Hüseyin 1854'te İstanbul'da doğdu. Hz. Muhammed'in (S.A.V) soyundan geldiği kabul edilen Mekke şerifleri ailesindendir. 1908'de İkinci Meşrutiyet'in ilanından sonra Hicaz Valisi ve Mekke Şerifi olarak, Arabistan'a gönderildi. Arapların Osmanlı Devleti'nden ayrılmaları yönünde çalışmalar yapmaya başladı. Şerif Hüseyin, oğlu Abdullah aracılığı ile Mısır'da ki İngiliz yönetimi ile ilişki kurdu.

1915-16 yıllarında Arapların Osmanlı İmparatorluğu'na karşı ayaklanmaları durumunda İngilizlerin kendi krallığını tanımasını istedi. Oğullarından Faysal ise Suriye'de bulunan Osmanlı komutanı Cemal Paşa ile anlaşmaya çalıştı. 1916 ilkbaharında Cemal Paşa'nın Beyrut ve Şam'da devlete ihanetle suçladığı bazı Arap milliyetçilerini astırmasının ve Osmanlı birliklerinin Hicaz demiryolunu denetimi altına almasının ardından, Şerif Hüseyin krallığını ilan ederek, Haziran 1916'da Osmanlı Devleti'ne karşı ayaklandı. Arap birlikleri Hicaz demiryoluna saldırılar düzenlemeye ve Osmanlı birliklerine kayıplar verdirmeye başladılar. Bir yandan İngilizlerle çarpışan Osmanlı ordusu, Hüseyin'in oğulları komutasındaki Arap birliklerine karşı da savaşmak zorunda kaldı. Birinci Dünya Savaşı'nın bitiminden sonra İtilaf kuvvetleri, Ürdün'de kendilerine bağlı bir yönetim kurdular. İngilizlerin Filistin'de bir İsrail devleti kurmaya çalışması Şerif Hüseyin'i kızdırdı.

İngiltere'nin, 1921'de Abdullah'ı Ürdün Emiri, diğer oğlu Faysal'ı da Irak Kralı yapması Şerif Hüseyin'in Arap dünyasındaki otoritesini iyice sarstı. Mart 1924'te, Türkiye'de halifeliğin kaldırılmasından sonra kendisini halife ilan ettiyse de Mekke'yi kuşatan İbni Suud Abdülaziz tarafından krallığına ve halifelik iddialarına son verildi. Şerif Hüseyin 1930 yılına kadar Kıbrıs'ta sürgün hayatı yaşadı. Bundan sonra Şerif Hüseyin, Ürdün Emiri olan oğlu Abdullah'ın yanına gitti. Bir yıl sonra, 1931 yılında öldü.







Şeyh Bedrettin


Edirne yakınlarında, bugünkü Yunanistan topraklarında bulunan Simavna kasabasında doğmuştur. Babası Selçuklu Sultanı II. İzzeddin Keykavus'un torunu olduğu söylenen Abdülaziz'in oğlu İsrail, annesi ise Rum asıllı bir hristiyan iken müslüman olan Melek Hatun'dur. Babasının mesleği nedeniyle Simavna Kadısı Oğlu diye tanınmıştır. Edirne'nin Osmanlılar tarafından alınmasından sonra ailesi ile buraya yerleşmiştir. Şeyh Bedreddin ilk tahsiline babasının yanında başladı. Daha sonraları Şahidi adlı bir hocadan ders aldı. Mevlana Yusuf'tan sarf ve nahiv okudu. Koca Efendi diye de bilinen Bursa Kadısı Şeyh Mahmud ile oğlu Musa Çelebi'nin I. Bayezid'in refakatinde Edirne'ye gelmeleri üzerine, ileride astronomi ve matematik alanlarında büyük şöhret kazanacak olan Musa Çelebi ile birlikte Koca Efendi'den ders almaya başladı; bu arada Mevlana Yusuf'un yanında fıkıh öğrenimine de devam etti.

6 ay sonra Musa Çelebi ve amcası Abdülmü'min'in oğlu Müeyyed ile birlikte 1 yıl süre ile Bursa Kaplıcaları Medresesi'nde yine Hoca Efendi'nin derslerini takip ettiler. Bu 3 öğrenci Bursa'dan Konya'ya gittiler ve orada Mevlana Feyzullah'tan mantık ve astronomi dersleri aldılar. 1 yıl sonra Musa Çelebi Semerkant'a giderek Uluğ Bey'in astronomi hocası olurken Bedreddin Simavi ve Müeyyed 1381'de Şam'a gittiler. Fakat Veba salgını nedeniyle Küdus'e dönerek Mescid-i Aksa'da İbnü'l Askalani'den hadis okudular. Daha sonraları Türk Beyi Ali Keşmiri'nin himayesinde Kahire'ye gittiler. Ali Keşmeri verdiği yemekte yapılan ilmi sohbet sırasında orada bulunan Şah el-Mantıki, Bedreddin Simavi'yi çok beğenmiş, bunun üzerine Bedreddin Simavi kendisinin en gözde öğrencisi olmuştur. 1383'te Hac için Mekke'ye giden Şah, Bedreddin Simavi'yi de yanına alır.

Sultan Berkuk, Bedreddin'in başarısını öğrenmiş, bunun üzerine oğluna ders vermesi için kendisini saraya davet etmiştir. Bedreddin Üç yıl bu görevde kalmıştır. Sultan Berkuk, hocası olan Ahlatlı Şeyh Seyyid Hüseyin ile Bedreddin Simavi'nin tartışmalardaki başarılarından memnun kalmış ve Bedreddin'i cariyelerinden Cazibe ile, Ahlatlı Hüseyin'i de onun kardeşi Meryem ile evlendirmiştir. Bu evlilik onun ilmi ve fikri hayatında bir dönüm noktası olmuş, baldızı Meryem'le yaptığı tasavvufi sohbetler üzerine tasavvufun aleyhinde iken tavrını değiştirerek Ahlatlı Şeyh Hüseyin'e intisap etmiştir. Bir süre sonra hastalanan Bedreddin Simavi doğuya bir geziye çıktı.

1402-1403 yıllarında Tebriz'e giderek Timur'un otağında İranlı alimlerle yaptığı tartışmalarda Timur'un ilgisini çekmiştir. Daha sonra Kahire'ye geçen Bedreddin Simavi, Şeyhinin gözetiminde çilesini doldurdu ve onun ölümü üzerine şeyhlik makamına geçmiştir. Diğer şeylerle arası açılınca Edirne'ye dönmeye karar verdi. Filistin, Şam ve Halep üzerinden Konya'ya geçmiştir. Daha sonra Tire'ye geçerek isyan hareketlerinin ileri gelenlerinden Börklüce Mustafa ile tanıştı. Daha sonraları İzmir'e geçti ve burada bir başka isyan hareketinin elebaşısı olan Torlak Kemal ile tanıştı.

Şehzadeler mücadelesi sırasında Bayezid'in oğullarından Musa Çelebi'nin kardeşi Süleyman Çelebi ile yaptığı savaş sonunda Edirne'yi ele geçirmesi üzerine Şey Bedreddin kazaskerliğe tayin edildi ve aktif olarak siyasi hayata atıldı. Musa Çelebi'nin kardeşi Mehmed Çelebi karşısında yenik düşmesiyle 1413'te Şeh Bedreddin ailesi ile birlikte İznik'e sürgün edildi. Kendisine 1000 akçe maaş bağlandı fakat bu durumu kabulenmeyerek siyasi teşkilatlanmayı sağlamak üzere harekete geçti. Börklüce Mustafa'yı Aydın ve civarında propaganda faaliyetleri için görevlendirdi. Börklüce Aydın ve Karaburun'da binlerce sempatizan topladı. Ancak onun bu faaliyetleri nedeniyle kendisinin sorumlu tutulacağından kaygılanan ve bu gelişmelerin isyan hareketi başlatma imkanı hazırladığını düşünen Şeyh, göz hapsinde olmasına rağmen muhtemelenen 1416'da İznik'ten kaçmayı başarmış, Kastamonu'ya giderek İsfendiyar Bey'e sığınmıştır. Tatar iline ulaşmak niyetinde iken bu amacına ulaşamamıştır. Bunun üzerine Sinop Limanı'ndan bir gemiye binerek Rumeli'ye geçmiştir. Önce Zağra, oradan da Silistre, Dobruca ve Deliorman'a gitmiş ve buraya yerleşmiştir. Burada taraftarları oldukça hızlı bir şekilde artmıştır.

Bu üç isyancının başarılarından endişelenen Sultan Mehmed, Şeyh'in üzerine büyük bir kuvvet göndermiştir. Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal bozguna uğratılmış, şeyin adamları dağıtılarak, şey esir alınmıştır. Padişah'ın emriyle bir heyet kurularak şeyh yargılanmıştır. Bu heyet Şeyhin, malı ve ailesi korunmak şartıyla idamına karar vermiştir. Bu fetva üzerine Şeyh Bedreddin 1420'de Serez'de idam edilmiş ve burada defnedilmiştir. 1961'de kemikleri, Sultan Mahmud'un Divanyolu'ndaki türbesi haziresine defnedilmiştir.





Şeyh Galib


Şeyh Galib 1757 yılında İstanbul'da doğdu. Babası Mustafa Reşid Efendi, annesi Emine Hatun'dur. Kuvvetli bir tasavvuf eğitimi içinde yetişen babası, Mevleviliğe ve Melamiliğe bağlı şiirle de uğraşan, kültürlü bir kişiydi. Şeyh Galib'in dedesi Mehmed Efendi de mevlevi tarikatı aydınlarındandı. Galib ilköğrenimini babasından gördü. Hamdi adlı bir bilginden Arapça dersi aldığı ve kendisine Esad mahlasını veren Süleyman Neşet'ten de öğrenimi sırasında faydalandığı bilinmektedir.

Çok genç yaştayken güçlü bir şair ve geniş kültürlü bir aydın olarak tanındı. İlk şiirlerinde Esad mahlasını kullandı. Bu adın başkalarınca benimsendiğini görerek Galib adını kullanmaya başladı. Her iki mahlası birlikte kullandığı görüldü. Henüz 24 yaşındayken divan sahibi olan şair, 26 yaşlarında Türk edebiyatında mesnevi türünün en başarılı örneklerinden biri sayılan "Hüsnü Aşk" adlı eserini tamamladı. Bir yıl sonra Konya'da Mevlana dergahında çileye girdi, fakat ayrılığına dayanamayan babasının isteği üzerine çilesini tamamlamadan İstanbul'a döndü. Yenikapı Mevlevihanesi'nde yeniden çileye girdikten sonra hücreye çıktı. Sütlüce'deki evinde, 1791 yılına kadar ilimle ve eser yazmakla uğraştı. Bu tarihte Galata Mevlevihanesi şeyhliğine getirildi. Sekiz yıl kadar süren dergah şeyhliği sırasında Sultan Üçüncü Selim, Valide Sultan padişahın hemşiresi Beyhan Sultanın yakınları arasında yer aldı. Bunun sonucu olarak Sultan Üçüncü Selim ve Valide Sultan'da harap bir durumda olan dergahı ve Kasımpaşa Mevlevihanesi'ni tamir ettirdi. 1799 yılında İstanbul'da vefat eden Şeyh Galib'in mezarı Galata Mevlevihanesi'nin avlusundaki türbededir.





Şinasi


İbrahim Şinasi, 1826 yılında İstanbul'da doğdu. İlköğrenimini Tophane Fevzite mektebinde tamamladıktan sonra Tophane Müşriyeti kalemine memur olarak girdi. Burada İbrahim Efendi adlı bir memurdan eski doğu bilimleri ve Arapça, daha sonra bir Fransız subaydan Fransızca öğrendi. Agah Efendi ile birlikte Tercüman-ı Ahval ve sonra tek başına Tasvir-i Efkar gazetelerini çıkardı (1826). İçinde Ahmet Vefik Paşa ve Namık Kemal gibi genç isimlerin, gazetesinde yazılar yazmasını sağladı.

Matbaasında kitap basarak bir kütüphane kurmaya çalışan Şinasi, gazetesinde devlet işlerinin iyi yürümediğini yazdığı için Meclisi Maarifteki görevinden alındı. İki yıl kadar İstanbul'da kaldıktan sonra, işlerini Namık Kemal'e devrederek, Paris'e kaçtı. Paris'te özellikle dil konusuyla ilgilendi. Türkçe'nin büyük lugatını hazırlamaya girişti. Jön Türklerle de görüşen Şinasi, buna rağmen siyaset yapmadı. 1870 yılında İstanbul'a dönen Şinasi, beyninde çıkan bir ur sebebiyle öldü. Batı'ya yönelmeye başlayan yeni Türk edebiyatının ilk ve en etkili temsilcilerinden olan Şinasi, tiyatro, tenkit, gazete makalesi, tercüme eserler gibi türlerin ilk örneklerini vermiştir.


İlk tiyatro eseri olarak edebiyatımızda yerini alan Şair evlenmesi, Batı şiirinden ilk tercümelerin örneklerine Tercüme-i Manzume adlı eserinde topladı.





__________________
ForumGerçek Türkiye'nin Forumu
OkyanusunKalbi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
6 Üyemiz OkyanusunKalbi'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 21.05.11, 14:26   #16
Müdavim

OkyanusunKalbi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Sep 2009
Konular: 616
Mesajlar: 7,992
Ettiği Teşekkür: 27529
Aldığı Teşekkür: 40364
Rep Derecesi : OkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzel
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Osmanlı İmparatorluğu Döneminde Önemli Kişiler - Kronolojik Sıralama




Talat Paşa


Talat Paşa, 1874 yılında Edirne'de doğdu. İlk öğrenimini Vize ilçesinde yaptı. Edirne Askeri Rüştiyesi'ni bitirdikten sonra Edirne Posta ve Telgraf idaresinde katiplik, Alyans İsrail Mektebi'nde Türkçe öğretmenliği görevlerinde bulundu. Çok genç yaşlarda siyasetle ilgilenmeye başladı, Sultan İkinci Abdülhamid'in İstibdat yönetimi aleyhindeki çalışmalara katıldı. Bir süre sonra tutuklandı ve 1898'de Selanik'e sürüldü. Selanik'te Posta ve Telgraf Müdürlüğü'nde memurluk ve başkatiplik yaptı. İttihat ve Terakki Fırkası adını alan Osmanlı Hürriyet Cemiyeti'ni kurdu. Hürriyet ve devrim düşüncesini geniş alanlara yaydı. Saraya şikayet edilerek, Anadolu'ya sürgün, cezasına çarptırıldı. Ancak bu ceza yerine getirilmedi. İki defa İstanbul'a giderek İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin şubesini kurdu ve teşkilatlandırdı. İkinci Meşrutiyet'in ilanında milletvekili oldu. Hüseyin Hilmi Paşa kabinesinde içişleri bakanlığına getirildi. Birinci Balkan Savaşı'na gönüllü olarak katılan Talat Paşa, Bab-ı Ali baskınını düzenleyenler arasında yer aldı. Edirne'nin Bulgarlar tarafından ele geçirilmesinden sonra ordunun harekete geçerek şehri geri almasını sağladı. Bulgarlarla İstanbul'da yapılan barış görüşmesini birinci delege olarak yönetti. 1917 yılında sadrazamlığa getirildi. Birinci Dünya Savaşı'ndan çekilen Rusya ile Breslitowsk'da yapılan barış antlaşmasına Osmanlı Devleti adına katıldı. Temmuz 1918'de sadrazamlıktan ayrıldı. Birinci Dünya Savaşı'nın Osmanlı Devleti için büyük bir yenilgi ile sonuçlanmasından sonra Ahmed İzzet Paşa'ya bıraktığı mektupta, millete karşı hesap vermek üzere geri geleceğini, gerekirse mahkemeye de çıkacağını bildirerek Almanya'ya gitti. Talat Paşa, 1921 yılında bir Ermeni komitacısı tarafından öldürüldü.





Turhan Sultan


Aslı Rus olup on iki yaşlarında iken Kırım Tatarları'nın eline esir düşmüş ve İstanbul'a getirilerek saraya verilmişti. Sultan Dördüncü Mehmed'in annesidir. Devler işlerinde etkili olmuştur. 1597'de Sultan Üçüncü Mehmed'in annesi Safiye Sultan'ın emriyle yapımına başlanan Yeni cami onun emri ve parasıyla tamamlanmıştır. Türbesi bu caminin avlusundadır.






Tarhuncu Ahmed Paşa


Saraydan yetişen Tarhuncu Ahmed Paşa, önce Mısır valisi Musa Paşa'nın, sonra da Hezapare Ahmed Paşa'nın kethüdası olmuştur. 1649'da Mısır valiliğine atanmış, bir süre sonra İstanbul'a gelerek vezirlik rütbesine yükselmiştir. Sadrazam Gürcü Mehmed Paşa, onu kendisine rakip gördüğünden Selanik sancakbeyliğine atamıştır. Girit seferinin uzaması ve Abaza Hasan Paşa'nın ayaklanması sebebiyle, devletin mali durumu çok sarsılınca, Kazasker Hocazade Mesut Efendi'nin tavsiyesi üzerine, Tarhuncu Ahmed Paşa sadrazamlığa getirilmiştir (1652). Sadrazam olunca, Osmanlı İmparatorluğu için, bazı yeni vergiler getiren bir bütçe tasarısı hazırlamıştır. Fakat devleti sağlam bir maliye temeline oturtmayı hedef tutan bu hareket, hazineyi kendi çıkarlarına kullanmaya alışık olanların işine gelmemiştir. Tarhuncu Ahmed Paşa'ya karşı yayılan çirkin söylentilerin etkisinde kalan Sultan Dördüncü Mehmed'in buyruğu ile, 9,5 aylık sadrazamlıktan sonra öldürülmüştür (1653). Üsküdar'da gömülüdür. Tarhuncu Ahmed Paşa'nın ilk bütçe yapım tarihi 1652'dir.





Telli Hasan Paşa


Telli Hasan Paşa, Bosna Valiliği yaptı ve Avusturya'ya karşı yapılan savaşlara katıldı. Buralarda gösterdiği başarıdan dolayı vezirlik payesi verildi. Koca Sinan Paşa'nın üçüncü sadareti sırasında yapılan Avusturya savaşında, 20.000 askeri ile birlikte şehid oldu.






Tevfik Fikret


Tevfik Fikret 26 Aralık 1867 yılında İstanbul'da doğdu. Edebiyat-ı Cedide'nin en önemli temsilcisi olan şair. Toplumsal içerikli şiirleriyle ilerici düşüncelerin simgesi haline gelmiş, Türkiye'de batılı sanat anlayışının yerleşmesinde büyük rol oynamıştır. Tevfik Fikret on iki yaşında öksüz kaldı. Mahmudiye Rüstiyesi'nde okudu. 1888'de Galatasaray Lisesi'ni birincilikle bitirdi. Değişik yerlerde çeşitli memurluklarda bulundu. Ticaret Mekteb-i Ailisi'nde hat ve Fransızca dersleri verdi. 1891'de Mirsad dergisini açtığı şiir yarışmasında birincilik kazanınca edebiyat çevrelerinde adını duyurdu. 1892'de Galatasaray Lisesi'ne Türkçe öğretmeni olarak atandı. 1894'te Malumat dergisini çıkaranlar arasında yer aldı. 1895'te hükümetin memur maaşlarından kesinti yapmasına tepki olarak Galatasaray Lisesi'ndeki görevinden ayrıldı. 1896'da Servet-i Fünun dergisinin yazı işleri müdürlüğüne getirildi; dergi onun yönetiminde Edebeyat-ı Cedide akımının yayın organı durumuna geldi. Aynı yıl Türkçe öğretmeni olarak Robert Kolej'e giren Tevfik Fikret o dönemde aydınlar üzerindeki yoğun baskılar sırasında birkaç kez gözaltına alındı evi arandı. Bir süre sonra dergideki görevinden ayrıldı. 1906'da Robert Koleji'nin hemen yanında bir ev yaptırarak Aşiyan adını verdi. 1908'de II. Meşrutiyetin ateşli savunucularından biri oldu. Meşrutiyet'ten sonra Hüseyin Kazım Kadri ve Hüseyin Cahit Yalçın ile birlikte Tanin gazetesini kurdu. Gazete İttihat ve Terakki'nin yayın organı durumuna getirilmek istenince buna karşı çıktı ve Tanin'den ayrıldı. İttihat ve Terakki iktidarına da karşı çıkarak Aşiyan'a çekildi Ağır bir şeker hastalığına tutulmuştu. Kolundan olduğu bir ameliyattan sonra öldü. Tevfik Fikret, Muallim Naci ve Recaizade Mahmud Ekrem'in şiir anlayışları arasında uzun bir arayış dönemi geçirmiştir. Daha sonra Fransız şiiriyle tanışmış ve özellikle François Coppeden etkilenerek kendi şiirini aramaya başlamıştır. "Rubab-ı Şikeste"'de (1900,1984) toplumsal konulara ağırlık veren şiirlerinin yanı sıra günlük konuşma diline yakın şiirlerde vardır.

Rubabın Cevabı'ndaki (1911,1945) "sis" şiirinde acı, zorbalık, baskı ve haksızlıkları anlatmış, "Tarih-i kadim'e Zeyl" şiirinde de Mehmed Akif'in suçlamalarına karşılık vermiş, din ve doğa konusundaki görüşlerini ortaya koymuş, kendisinin de doğanın bir izleyencisi olduğunu söylemiştir. "Şermin" ise (1914, 1983) Fikret'in, yalın bir dil ve kısa dizelerden kurulu dolaysız bir anlatımın egemen olduğu şiirlerinden oluşur. Fikret'in düşüncesinde en önemli yan insana verdiği önemdir. Ona göre bütün sorunların üstesinden gelecek, mutlu yarınları hazırlayacak olan insandır. İnsanın üstünlüğünü sağlayan duyarlığı ve sezgi gücü değil, düşünme gücü ve aklıdır. Öbür yapıtları arasında "Tarih-i Kadim" (1905), "Son Şiirler" sayılabilir.






Timur


Timur 1336'da Keş'de doğdu. Türkler kendisine, Aksak Timur derlerdi. Barlas aşiretinin başbuğlarından Emir Turagay ile Tekina Hatun'un oğluydu. 1370 yılında hükümdar olan Timur askeri ve idari düzenlemeler yaptı. 1373'de Harizm seferine çıkan Timur, Kat şehrini ele geçirdi. Daha sonra Celyirlilerin başkenti Hocend üzerine yürüdü ve şehri ele geçirdi. Bu bölgede seferlere ve zaferlerine devam eden Timur giderek güçlendi. 1379'da Harizm'i tamamıyla, 1381'de de Sebzvar'ı, topraklarına kattı. 1384'de Irakı Acem'e giren Timur, aynı yıl Esterabat'ı ele geçirdi. 1386'da Tebriz, Kars ve Tiflis'i aldı. Azebaycan ve Ermenistan bölgelerindeki seferleri sonunda Karakoyunlular'a karşı savaştı ve 1387'de Doğu Beyazıt, Ahlat, Adilcevaz ve Van'ı ele geçirdi. İran'a yönelen Timur, Maraga, Rey ve Isfahan üzerine yürüdü.

1389 yılında Altınordu Devleti üzerine sefere çıkan Timur, iki kez zafer kazandı. 1391 yılında Mazerdan bölgesini ele geçirdi. Timur, bütün Şiraz ve Kirman'ı ele geçirdikten sonra Bağdat, Tekrit, Erbil ve Musul'a hakim oldu. Urfa'yı ele geçiren Timur bir süre sonra Akkoyunlu ve Karakoyunlu beylerini kendine bağladı. 1395 yılında Derbendi ele geçirerek kuzeye yönelen Timur, Ukrayna ve Kiev üzerine yürüdü. Özi ırmağı kıyısında bulunan Kırım ve Azak çevresindeki Ceneviz kolonilerini ele geçirdi ve Moskova'ya dayandı. 1398'de Hindistan'a girdi. Delhi'yi ele geçirdi. 1400'de toplanan kurultaydan sonra Gürcistan Seferine çıkma kararı aldı. Ardahan ve Kars üzerinden Bingöl'e geldi. Ahmed Celayir ve Kara Yusuf, Timur'dan kurtulmak için Osmanlı padişahı Yıldırım Bayezid'e sığındılar. Bayezid, Timur'a bağlı olan Erzincan'ı ele geçirdi. Timur ise 1400 yılında Erzincan'a tekrar hakim oldu ve Sivas, Malatya ve Behisni şehirlerini ele geçirdi. Suriye üzerine yürüyen Timur Halep'i aldı ve Şam'ı kuşattı ve aldı. 1402 yılında Erzurum, Erzincan, Kemah ve Kayseri üzerinden Ankara'ya doğru hareket etti. Ankara'da Çubuk ovasında yapılan savaşta Osmanlı kuvvetlerini büyük bir bozguna uğratan Timur, Yıldırım Bayezid'i esir aldı. Bir yıl Anadolu'da kalan Timur bütün Anadolu illerini ele geçirdi. 1403'de Gürcistan, 1405'de Çin seferine çıktı. Pir Muhammed'i yerine veliaht bırakan Timur, Otrar'da öldü.





Tiryaki Hasan Paşa


Osmanlı komutanı ve devlet adamı Tiryaki Hasan Paşa, gençliğinde Enderun adı verilen saray okuluna girmiştir. Enderun'u bitirince önce sarayda, sonra taşradaki görevlerde çalışmıştır. 20 yıl kadar Zigetvar beylerbeyliğinde bulunmuş, 1594 yılında Bosna beylerbeyliğine, sonra da Kanije Kalesi'nin komutanlığına atanmıştır. 9 Eylül 1601'de başlayan savaşta Kanije Kalesi'ni, 100.000 kişilik bir Avusturya ordusuna karşı başarıyla savunmuş ve düşmanın kaleyi almasını önlemiştir. Bu başarısından ötürü devrin padişahı Sultan Üçüncü Ahmet tarafından kendisine vezirlik rütbesi verildi. Bundan sonra yine Bosna'ya gönderilen Tiryaki Hasan Paşa daha sonra sırayla Budin ve Rumeli valiliklerine atanmıştır. O sırada başkaldıran Celali eşkiyasından Canpolat ve oğlunun ayaklamasını bastırdıktan sonra yine Budin valiliğine getirilmiş, bir süre sonra 1611 yılında Budin'de ölmüştür.






Torlak Kemal


Simavnalı Şeyh Bedrettin'in isyancı müridi olan Torlak Kemal'in, musevi asıllı olduğu söylenir. Manisa ve çevresinde Simavnalı Bedreddin Mahmud'un düşüncelerini yaydı. Börklüce Mustafa ile birlikte Şeyh Bedreddin adına bir isyan hareketi başlattı. Sultan Birinci Mehmed, oğlu Şehzade Murad (İkinci Murad) ile Bayezid Paşa'yı bu isyancıların üzerine gönderdi. Torlak Kemal, Karaburun'da öldürülen Börklüce Mustafa'nın kendisine katılan müridleri ile birlikte, Bayezid Paşa'ya karşı savaştı. Yenilgiye uğradı ve Manisa'da yakalanarak asıldı (1419).





Tökeli İmre


Tökeli İmre 1657'de Kesmark'da doğdu. Avusturya yönetimindeki Protestan Macarların şefiydi. Protestanlar Avusturya İmparatoru'nun Katolik mezhebine geçmeleri için yaptığı teklifi kabul etmediler ve başlarında Tökeli İmre olduğu halde İmparatora karşı ayaklandılar. Tökeli İmre, Sadrazam Köprülü Fazıl Ahmed Paşa'ya başvurarak, OsmanlıOsmanlıOsmanlı

himayesine girmek istediğini bildirdi. Avusturya ile barışı bozmak istemeyen Sadrazam Köprülü Fazıl Ahmed Paşa, olumlu karşılık vermedi. Buna rağmen savaşa devam eden Tökeli İmre, yukarı Macaristan'ı ele geçirdi. Fakat taraftarlarından çoğu kendisini terk edince Fazıl Ahmed Paşa'ya yaptığı teklifi, 1681 yılında Kara Mustafa Paşa'ya tekrarladı ve ona hediyeler göndererek yakınlık kurdu. Tökeli İmre'ye Orta Macaristan kralı ünvanı verildi. Türklerden aldığı kuvvetlerle bir çok Avusturya Kalesi'ni ele geçirdi. Ancak İkinci Viyana bozgunundan sonra önceden aldığı kaleleri kaybetti. 1688 yılında teslim oldu ve Viyana'ya götürüldü. Serbest kaldıktan sonra ordusunda görev aldı. Türk ve Tatar kuvvetlerinin başında Transilvanya'ya girdi ve Germen Ordusu'nu yenilgiye uğrattı. Bu başarısından dolayı Tökeli İmre'ye Transilvanya prensliği verildi. Zenta yenilgisinden sonra İzmit'e çekildi. Karlofça barış görüşmelerinde Avusturyalılar, Tökeli İmre'nin kendilerine teslim edilmesini istedilerse de Devleti bunu kabul etmedi. Tökeli İmre 1705 yılında İzmit'te öldü.






Tumanbay


Memlük Sultanı Kansu Gavri'nin kardeşinin oğlu olan Tumanbay, Kansu Gavri'nin, Osmanlıların Mısır'ı istila etmelerini önlemek için Suriye'ye gitmesi üzerine, Kahire'de amcasına vekalet etti. Mercidabık Savaşı'nda ölen Kansu Gavri'nin yerine Memlük sultanı ilan edildi (1516). Yavuz Sultan Selim'in Kahire'nin Osmanlılara bağlanması teklifini reddetti ve Kahire'yi savunmaya hazırlandı. Sina Çölü'nü geçen Osmanlı ordusu ile Ridaniye'de karşılaştı (1517). Yapılan savaşı kaybedince kaçtı. Kahire, Osmanlı hakimiyetine girdi. Tumanbay, tekrar Kahire'yi geri almak için çalıştı, fakat yakalanarak idam edildi (1517).






Turgut Reis


Turgut Reis, Anadolu'da Menteşe yöresinde fakir bir ailenin oğlu idi. Genç yaşta levend olarak korsanlığa başladı. Kısa süre sonra reis oldu ve Barbaros'un hizmetine girdi. Preveze deniz savaşına katıldı ve yedek donanmayı kumanda etti. Dalmaçya kıyılarında Venediklilerin eline geçmiş olan Castelnuavo kalesini geri aldı. 1540'da Korsika'da bulunduğu sırada Cenovalılara esir oldu ve 3 yıl bir gemide forsa olarak kaldı. 1543'de Cenova'yı kuşatan Barbaros tarafından kurtarıldı. Napoli körfezindeki İspanyol gemilerini batırdı. Cerbe adasını kendisine üs yaptı. İspanyollar daha sonra Cerbe adasını kuşattılarsa da Turgut Reis'i ele geçiremediler. Turgut Reis, bundan sonra Fas limanlarına üslendi. 1551'de İstanbul'a çağrıldı ve kendisine Karlı ili sancakbeyliği verildi. Trablusgarb'ın fethi ile görevlendirilen Turgut Reis, şehri aldı. 1552 yılında donanma ile Akdeniz'de bulunan Turgut Reis, Andrea Dorya kumandasındaki bir donanmayı Ponza adası yakınlarında yenilgiye uğrattı. Bastiya limanını ve kalesini ele geçirdi ise de burada fazla kalmadı. İstanbul'a dönen Turgut Reis, 1554 yılında Trablusgarb Beylerbeyliği'ne getirildi. Cerbe Savaşı'na katıldı. Malta kuşatması sırasında kaleden atılan bir mermi ile şehid oldu (1565) ve Trablusgarb'daki türbesine gömüldü.






Ulubatlı Hasan


Ulubatlı Hasan, İstanbul'un fethi sırasında surların üzerine çıkan ilk Türk askeridir. Osmanlı ordusu Fatih Sultan Mehmed kumandasında 6 Nisan 1453 Cuma günü İstanbul'u kuşattı. 29 Mayıs 1453 Salı günü sabaha karşı son saldırı yapılıyordu. Yeniçeriler arasında iriyarı Ulubatlı Hasan adlı bir asker surlara tırmanmaya başladı. Bir elinde palası, öteki eli ile kalkanını başının üstünde tutarak surların üstüne çıktı. Onunla birlikte otuz kadar yeniçeri de surlara tırmandı. Ulubatlı Hasan yaralanmasına rağmen, arkadaşlarının surlara çıkmasına yardım etti. Ayağı taşa takılarak surlardan aşağı düştü. Yukarıdan atılan oklarla şehid edildi. Ancak yeniçeriler, açılan gediklerden içeri girerek şehri ele geçirdiler.






Uluç Ali Reis
(Kılıç)



Asıl adı Uluç'tur. 1496 yılında doğdu. Meşhur Türk denizcileri Barbaros ve Turgut Reis'in yanında yetişti. 1560'da Bahriye Sancakbeyi rütbesi ile İzmir'e vali oldu. 1565'te Malta kuşatmasına İskenderiye valisi olarak katıldı, daha sonra paşa rütbesi ile Cezayir beylerbeyliğine getirildi. 1571 yılında Haçlı Ordusu'nun İnebahtı'da Osmanlı donanmasını yakması sırasında bir filoyu yöneten Uluç Ali süratli manevralarıyla birçok düşman gemisini batırmış, kendi gemilerini kurtarmış, düşmana ağır kayıplar verdirmiş ve birçok esir alarak İstanbul'a dönmüştür. Bunun üzerine II. Selim tarafından, Kaptan-ı Deryalık'a getirildi ve Uluç lakabı "Kılıç" olarak değiştirildi.

Osmanlı donanması bir yıl içinde Sadrazam Sokullu Mehmed Paşa ve Kılıç Ali Paşa'nın çabaları ile yeniden kuruldu. Akdeniz'e açılan Kılıç Ali Paşa, burayı yeniden bir Türk denizi haline getirmeyi başardı. 1574'de Tunus'u İspanyollardan temizledi, Venediklilere boyun eğdirdi ve bütün Akdeniz'e egemen oldu. Vefat ettiği 1587 yılına kadar Kaptan-ı Derya olarak kalmıştır.






Uzun Hasan


Uzun Hasan 1423 yılında Diyarbakır'da doğdu. Akkoyunlu hükümdarı Ali Bey'in oğlu Cihangir, babasının ölümü üzerine tahta geçmişti. Uzun Hasan, kardeşi Cihangir'in emri ile yaptığı askeri mücadelelerden sonra, giderek güçlendi ve kardeşi Cihangir'i başkentten uzaklaştırarak Akkoyunlu hükümdarı oldu.

Trabzon Rum İmparatoru'nun kızı Katerina Despina ile evlendi. Trabzon'u Osmanlı saldırısına karşı koruyacağına söz verdi. Uzun Hasan, ayrıca İstanbul'a elçi göndererek, Trabzon Rum İmparatorluğu'nun her yıl verdiği verginin affedilmesini ve karısına çeyiz olarak verilmiş olan, Kayseri yöresinin teslimini istedi. Fatih Sultan Mehmed bu istekleri reddetti. 1461 ilkbaharında Trabzon seferine çıktı. Osmanlı akıncıları karşısında başarısız olan, Uzun Hasan'ın kuvvetlerinden yardım alamayacağını anlayan, Trabzon Rum İmparatoru David Komnenos 26 Ekim 1461'de Trabzon'u, Fatih Sultan Mehmed'e teslim etti. Uzun Hasan bu gelişmelerden sonra ülkesini Gürcistan, Suriye ve Azerbaycan yönünde genişletmek için harekete geçti. Karakoyunlu Hükümdarı Cihan Şah'ı yenilgiye uğrattı. Giderek güçlenen Akkoyunlu ülkesi, Horasan dışında bütün İran'ı, Ermeniye'yi ve Mezapotamya'nın önemli bir kısmını kapsıyordu. Uzun Hasan bundan sonra Osmanlılarla mücadeleye girişti. Karamanoğlu Pir Ahmed ve Kasım Beylere yardım ederek onları Osmanlılar aleyhine kışkırttı. Akkoyunlu kuvvetleri 1472'de Tokat'a baskın yaptılar. Ayrıca Akkoyunlu kumandanı Yusuf Mirza, Kayseri, Karaman, Hamideli yörelerini ele geçirdi. Bunun üzerine Fatih, doğuda kendisi için tehlikeli duruma gelen Uzun Hasan'ı ortadan kaldırmaya karar verdi. Osmanlı ve Akkoyunlu kuvvetleri 11 Ağustos 1473'de Otlukbeli'nde karşılaştılar. Osmanlı topçusu tarafından kuvvetleri bozguna uğratılan Uzun Hasan İran'a çekildi. Akkoyunlular Devleti'nin merkezini Tebriz'e naklettiler. Uzun Hasan Gürcistan seferinden dönerken hastalandı ve kısa bir süre sonra 1478 yılında Tebriz'de öldü.






Vladislas
(Lehistan Kralı)


Varna Savaşı'nda vurulduğundan dolayı Varnalı olarak da anılan Vladislas, 1423'de doğdu. 1434'de babası Ladislas Jagellon'un yerine Polonya Kralı oldu. İmparator II. Albert'in ölümü üzerine Polonya'dan ayrıldı ve Macar Krallığı'na seçildi. 1440 yılında tekrar Polonya'ya döndü. II. Murad zamanında Osmanlı Türkleri'ne karşı meşhur kumandan Jean Hunyade'ın idaresinde bir Haçlı Seferi düzenlenmesine neden olmuştur. Varna'da büyük bir bozguna uğramış ve başı kesilerek bir kaç ay önce imzaladığı musalahanamenin asılı bulunduğu mızrağa takılmıştır.


__________________
ForumGerçek Türkiye'nin Forumu
OkyanusunKalbi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
6 Üyemiz OkyanusunKalbi'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 26.05.11, 17:46   #17
Müdavim

OkyanusunKalbi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Sep 2009
Konular: 616
Mesajlar: 7,992
Ettiği Teşekkür: 27529
Aldığı Teşekkür: 40364
Rep Derecesi : OkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzel
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Osmanlı İmparatorluğu Döneminde Önemli Kişiler - Kronolojik Sıralama



Yahya Efendi
(Şeyhülislam)
Şeyhülislam Yahya Efendi 1561 yılında doğdu. Sultan Üçüncü Murad dönemi şeyhülislamlarından, Zekeriya Efendi'nin oğludur. Önce babasından, sonra Abdülcebbarzade Mehmed Efendi'den ders gördü ve Şeyhülislam Malulzade Seyid Mehmed Efendi'den mülazemet aldı (1580). Çeşitli medreselerde müderrislik yaptı. Halep, Şam, Mısır, Edirne ve İstanbul (1604) kadılıklarında bulundu. Anadolu ve Rumeli kazaskerliğine getirildi (1605). 1606 yılında azledildi. Sonra iki defa daha aynı görevde bulundu (1617). Sultan Genç Osman'ın öldürülmesi olayında görevinden feragat eden Esat Efendi'nin yerine şeyhülislam oldu (1622). Sadrazam Kemankeş Ali Paşa ile arası açıldı ve bu sebepten dolayı azledildi (1623). Daha sonra iki defa daha aynı göreve getirildi (1625-1632, 1634). Sultan Dördüncü Murad'ın Revan ve Bağdat seferlerine katıldı..




Yahya Kemal Bayatlı



Ünlü Şairlerimizdendir. 1884 yılında Üsküp'te doğmuş, ilk ve orta öğrenimini burada tamamlamıştır. Önce İstanbul'a, daha sonra da 1903 yılında Paris'e giderek Siyasal Bilimler üzerine eğitim görmüş, tarihle yakından ilgilenmiştir. 1912 yılına kadara Paris'te kalan Yahya Kemal, bu dönemde edebiyat ile ilgilendi ve İstanbul'a dönerek edebi eserler yazmaya başladı. Kullandığı dil, seçtiği kelimeler, özlü mısraları ile kısa sürede tanınmıştır. 1915'ten 1923 yılına kadar Garp Edebiyatı Tarihi, Türk Edebiyatı Tarihi ve Medeniyet Tarihi dersleri verdi.


Lozan Barış Heyeti ile birlikte Müşavir olarak görüşmelere katıldı. 1923 yılında II. Büyük Millet Meclisi'nde Urfa Milletvekili olarak görev aldı. Daha sonra 1929'da Varşova, 1929'da Madrid elçiliği görevinde bulundu. Milletvekilliği görevine dönerek Tekirdağ Milletvekili olarak seçildi.



Yunus Emre

Türk halk şairlerinin tartışmasız öncüsü olan ve Türk'ün İslam'a bakışını Türk dilinin tüm sadelik ve güzelliğiyle ortaya koyan Yunus Emre, sevgiyi felsefe haline getirmiş örnek bir insandır. Yaklaşık 700 yıldır Türk milleti tarafından dilden dile aktarılmış, türkü ve ilahilere söz olmuş, yer yer atasözü misali dilden dile dolaşmış mısralarıyla Yunus Emre, Türk kültür ve medeniyetinin oluşumuna büyük katkılar sağlamış bir gönül adamıdır.

Bazı kaynaklarda Anadolu'ya gelen Türk boylarından birine bağlı olup, 1238 dolaylarında doğduğu rivayet edilirse de bu kesin değildir; tıpkı 1320 dolaylarında Eskişehir'de öldüğü yolundaki rivayetlerde olduğu gibi. Batı Anadolu'nun birkaç yöresinde "Yunus Emre" adını taşıyan ve onunla ilgili görüldüğünden "makam" adı verilen yer vardır. Bir garip öldü diyeler Üç gün sonra duyalar Soğuk su ile yuyalar Şöyle garip bencileyin diyen Yunus, belki de doğduğu ve yaşadığı topraklardan çok uzaklarda bu dünyadan göçüp gittiğini anlatmak istemektedir.

Türkiye'nin pek çok yerinde Yunus Emre'nin mezarı olduğu iddia edilen pek çok mezar ve türbe vardır. Bunlardan başlıcaları şöyle sıralanabilir: Eskişehir'in Mihalıççık ilçesine bağlı Sarıköy; Karaman'da Yunus Emre Camii avlusu; Bursa; Kula ile Salihli arasında Emre Sultan köyü; Erzurum, Duzcu köyü; Isparta'nın Keçiborlu ilçesi civarı; Aksaray; Afyon'un Sandıklı ilçesi; Ordu'nun Ünye ilçesi; Sivas yakınında bir yol üstü. Görüldüğü gibi sayı ve iddia hayli kabarıktır. Bazı belgeler, Yunus Emre'nin asıl mezarının Karaman veya Sarıköy'de olduğuna işaret etmektedir. Nitekim, 1970'li yılların başında Sarıköy'deki mezarın Yunus'a ait olduğuna kesin gözüyle bakılarak bu köye Yunus Emre adı verildi ve oradaki bir bahçe içine anıt dikildi. 1980'li yıllarda ise, 1350'de yapılmış olan Karaman'daki Yunus Emre Camii'nin yanındaki mezarın onun gerçek mezarı olduğu iddia edildi. Aslında bu durum, Yunus Emre'nin Türkler tarafından ne kadar sevildiği ve benimsendiğinin çarpıcı bir örneğidir. Gerçekten de halktan biri olan Yunus Emre, halkın değer, duygu ve düşüncelerini dile getirişi itibariyle tarihimizin en halkla barışık aydınlarından biri olma özelliğine sahiptir. Türk tasavvufunun dilde ve şiirde kurucusu olan Yunus Emre'nin şiirlerinde ahlak, hikmet, din, aşk gibi konuların hemen hepsi tasavvuftan çıkar ve tasavvuf görüşü çerçevesinde bir yere oturtulur. Mısralarında didaktik ahlak telkinlerinde bulunan Yunus Emre, "gönül kırmamak" konusuna ayrı bir önem verir ve "üstün bir değer" olarak şiirlerinde bu konuyu özenle işler. Bu arada Yunus Emre'yi öne çıkaran bir başka önemli özelliği de, şiirlerinde işlediği konuları ve telkinleri bizzat kendi hayatında uygulamasıdır. "Din tamam olunca doğar muhabbet" diyen Yunus, İslam'ın sabır, kanaat, hoşgörürlük, cömertlik, iyilik, fazilet değerlerini benimsemeyi telkin eder. Yunus'un sanat anlayışı, dini ve milli değerleri bağdaştırdığı mısralarında kendini gösterir; millileşen tasavvufa, Türkçe'nin en güzel ve en güçlü özelliklerini kullanarak tercüman olur. Gerçekten de 11,12 ve 13. asırlarda Türkistan ve Anadolu Türkleri arasında çok yayılan tasavvufun Türk şairleri arasında iki büyük sözcüsü vardır: Türkistan'da, Anadolu'da Yunus Emre... Yunus Emre'nin tasavvuf anlayışında dervişlik olgunluktur, aşktır; Allah katında kabul görmektir; nefsini yenmek, iradeyi eritmektir; kavgaya, nifaka, gösterişe, hamlığa, riyaya, düşmanlığa, şekilciliğe karşı çıkmaktır. Yunus Emre aynı zamanda bütün insanlığa hitap eden büyük şairlerdendir. Bu anlamda Mevlana'nın bir benzeridir. O'nun Mevlana kadar çok tanınmayışı ise, bir yandan kullandığı dil olan Türkçe'nin Batı'da Farsça kadar bilinmemesi, öte yandan da Türk aydınlarının O'nu ihmal etmesindendir. Yunus'taki insanlık sevgisi, neredeyse kendisiyle özdeşleşmiş "sevgi felsefesi"nin bir parçası ve hatta sonucudur. Nitekim Yunus'un insan sevgisini ilahi sevgi ile nasıl bağdaştırdığını gösteren en çarpıcı mısralarından birisi "Yaradılanı hoş gör / Yaradan'dan ötürü"dür. Yunus Emre'ye göre insanlar, din, mezhep, ırk, millet, renk, mevki, sınıf farkı gözetilmeksizin sevilmeyi hak etmektedirler. Madem ki insanoğlu ruh yönüyle Allah'tan gelmektedir; öyleyse insanlar hiçbir şekilde birbirlerinden bu anlamda ayrılamazlar. Yaşadığı çağın gerçekleri göz önünde bulundurulduğunda Yunus'un bir başka önemli tarafı ortaya çıkar: Yunus Emre, hükümetsizlik içinde çalkalanan ve Moğol istilaları ile mahvolan Anadolu topraklarında ortaya çıkan sapık batınî cereyanların hiçbirine kapılmadığı gibi, bu akımların Türklerin bütünlüğüne zarar vermesi tehlikesi karşısında da engelleyici bir rol üstlenmiştir. Bu bakımdan bakıldığında Yunus Emre, hem Türk şiirinin kurucusu, hem de milli birliğin önemli tutkallarından biridir. Yunus Emre, kelimenin tam anlamıyla "milli bir sanatçı"dır. Tıpkı, Nasrettin Hoca, Köroğlu, Dadaloğlu veya Karacaoğlan gibi... Yunus Emre'nin şiirlerinde en fazla işlenmiş temalar; İlahi aşk, Din, Ahlak, Gurbet, Tabiat, Ölüm ve faniliktir.




Yusuf İzzettin

Yusuf İzzettin, 1857 yılında İstanbul'da doğdu. Sultan Abdülaziz'in oğludur. Babası Sultan Abdülaziz'in intihar ederek ölmesinin geniş ölçüde etkisinde kaldı. Kendisinin de, intihar ederek öleceği düşüncesine kapılmıştı. 1 Şubat 1916'da Zincirlikuyu'daki köşkünün harem dairesinde ustura ile kol damarlarını keserek intihar etti. Sultan Mahmud türbesine gömüldü. Ölümü üzerine veliahtlık, Mehmed Vahidüddin'e geçti.




Ziya Gökalp

Ünlü fikir adamı ve şairlerimizden olan Ziya Gökalp, 1876'da Diyarbakır'da doğdu. II. Meşrutiyet'ten başlayarak Türkçülük akımının en büyük temsilcisi sıfatıyla Türk düşünce ve siyaset hayatını kuvvetle etkilemiş, Milli Edebiyat akımı içinde verdiği eserlerle Türk edebiyatının biçim ve dil yönünden yenileşmesini sağlamıştır.

Öğrenimine Diyarbakır'da başlayan Ziya Gökalp, aynı şehirde Askeri Rüştiye'yi (1890) ve Askeri İdadi'yi bitirdi (1894). Ziya Gökalp, tıbbiyelilerin istibdata son vermek için kurdukları İhtilal Komitesine girmiş, okuldaki faaliyetleri ve okuduğu Fransızca kitapların zararlı sayılması yüzünden hapsedilmiştir. Diyarbakır Valisi Halit Bey'in yolsuzluklarına karşı mücadeleye girişen arkadaşlarıyla birlikte yasak yayın okudukları gerekçesiyle tutuklandı (1898). İstanbul'a döndükten sonra da okuldan uzaklaştırıldı.

Ziya Gökalp, hükümlülük süresi dolunca "Zaptiye Nezareti altında bulundurulmak üzere" Diyarbakır'a gönderildi. Burada Siyaset, felsefe ve tarih üstüne incelemeler yaparken, istibdat aleyhine gizli faaliyetlere de katıldı. Bölgede güvenliği sağlamak için kurulmuş Hamidiye alaylarının başındaki Milli aşiret reisi İbrahim Paşa'nın adının karıştığı soygun ve baskın olayları karşısında halkı direnmeğe ve eyleme yöneltti. Halk 3 gün süreyle telgrafhaneyi işgal etti (1905). İbrahim Paşa ve adamlarının cezalandırılması için saraya telgraflar çekildi. Üstelik, Avrupa ve Asya ülkeleri arasındaki haberleşmenin bağlantı noktası olan Diyarbakır telgrafhanesinin bu bağlantıyı kesmesi olayın daha da büyümesine yol açmış ve yabancı ülkeler saraya baskı yapmaya başlamıştı. Konuyu incelemek üzere İstanbul'dan Diyarbakır'a gönderilen soruşturma kurulu Hamidiye alaylarının bir süre sinmesini ve yolsuzluklara son vermesini sağladı. Ancak halkın yakınmasına yol açan yeni olaylar patlak verince, Ziya Gökalp ve arkadaşlarının önderliğinde halk yeniden telgrafhaneyi ele geçirdi. 11 gün süren bu ikinci işgal halkın kesin zaferiyle sonuçlanmış, hükümet İbrahim Paşa ve alaylarını bölgeden uzaklaştırmak zorunda kalmıştır (1907). Gökalp, ilk eseri olan Şaki İbrahim destanında bu olayı anlatır.

II. Meşrutiyetin ilanından sonra, Ziya Gökalp'ın kurduğu gizli cemiyetin yerini Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti Diyarbakır Şubesi aldı. Partinin Diyarbakır, Van ve Bitlis örgütlerinin denetimiyle görevlendirilen Ziya Gökalp, bu dönemde Diyarbakır ve Peyman gazetelerine yazıyordu. 1909'da partinin Selanik'teki kongresine il temsilcisi olarak katıldı. Bir yıl İstanbul Darülfünunda psikoloji okuttuktan ve Diyarbakır maarif müfettişliği yaptıktan sonra, yeniden Selanik'e gitti. Katıldığı parti kongresinden sonra genel merkez üyeliğine seçildi. Burada Genç Kalemler, Yeni Felsefe, Rumeli gibi dergi ve gazetelerdeki yazılarıyla Türkçülük ve dilde sadeleşme hareketlerinin öncüleri arasında yer alan Gökalp, milli duyguları, tarih bilincini, bilime ve tekniğe değer veren düşünceyi her şeyin üstünde tutan şiirleriyle çevresini geniş ölçüde etkiliyordu. İttihat ve Terakki Genel Merkezi İstanbul'a taşınınca (1912), Gökalp da İstanbul'a yerleşti. O yıl Ergani madeninden Milletvekili seçildi.

Türk Ocağı çevresindeki çalışmaları, Türk Yurdu ve kendi çıkardığı Yeni Mecmua (1917) gibi dergilerdeki yazıları, Türkçülük akımının ilkelerini saptayan ve çağdaş uygarlık karşısında yerli bir senteze varılmasını şart koşan önerileri (Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak 1918), Darülfünun'da okuttuğu toplumbilim dersleri, İttihat ve Terakki'nin yönetici kadrosu üzerindeki etkisiyle Ziya Gökalp, Mütarekeye (1919) kadar uzanan dönemin düşünce ve siyaset hayatına yön veren etkenlerin başında yer aldı. İstanbul'un işgali üzerine tutuklanarak iki yıl Malta'da sürgün kaldı (1919-1921). Döndükten sonra, Telif ve Tercüme Heyeti başkanlığına getirileceği tarihe (1923) kadar Diyarbakır'da kaldı ve küçük Mecmuayı yayımladı. 1923'te Diyarbakır'dan milletvekili seçildi. Hakimiyeti Milliye, Yeni Gün, Cumhuriyet gazetelerinde makaleleri çıkıyordu. Altın ışık (1923), Türkçülüğün Esasları (1923), Türk Töresi (1923) gibi kitapları birbirini izliyordu. Cumhuriyet Halk Partisinin programını inceleyen ve yorumunu yapan Doğru Yol (1923) adlı incelemesini de yine bu dönemde kaleme aldı. O sıralar yazdığı Türk Medeniyet Tarihi ise ölümünden sonra yayımlandı (1926). Yine ölümünden sonra çeşitli gazete ve dergilerde çıkmış yazılarıyla mektupları çeşitli kitaplarda derlendi. Çınaraltı (1939), Fırka Nedir? (1947), Ziya Gökalp Diyor ki (1950). Ziya Gökalp'ın neşredilmemiş yedi eseri ve aile mektupları (1956), Ziya Gökalp'ın Yazarlık Hayatı (1956), Ziya Gökalp Külliyatı (1. Kitap şiirler ve halk masalları;1952, 2. kitap Limni ve Malta Mektupları;1965), Terbiyenin Sosyal ve Kültürel Temelleri (1973). 1924'te İstanbul'da öldü.




Ziya Paşa



Ziya Paşa 1825 yılında İstanbul'da doğdu. Galata gümrüğünde katiplik görevinde bulunan Erzurumlu Feridüddin Efendi'nin oğlu olan Ziya Paşa, Bayezid Rüştiyesi'ni bitirdi. 15 yaşlarında Aşık Garip, Aşık Kerem ve Aşık Ömer gibi halk şairlerinin eserlerini okumaya yöneldi. 17-18 yaşlarında Bab-ı Ali'de Sadaret Mektubi kalemine girdi. Divan edebiyatı yolunda yazmakta olduğu şiirler ona, arkadaşları arasında ün kazandırdı. Reşit Paşa'nın yardımı ile Sultan Abdülmecid'in üçüncü katipliğine tayin edildi. Mabeyn'e geçtikten sonra Fransızca öğrendi. Sultan Abdülmecid'in vefatı üzerine saraydan uzaklaştırıldı.

Önce zaptiye müsteşarlığına tayin edilen Ziya Paşa, Atina elçiliği ve paşalık rütbesi ile Kıbrıs mutasarrıflığına gönderildi. Birkaç ay sonra Sultan Abdülaziz kendisini İstanbul'a çağırdı ve Bosna Hersek'in denetimi ile görevlendirdi. Bir süre sonra Meclisi Vala azalığına, beylikçiliğe ve Adalet Bakanlığına yükseltildi. Bab-ı Ali, onu Amasya mutasarrıflığı ile İstanbul'dan uzaklaştırdı.

İstanbul'da İstibdad yönetimine karşı direnmeyi amaç edinen Yeni Osmanlılar Cemiyetine girdi. 1867'de tekrar Kıbrıs mutasarrıflığı ile görevlendirilince Kıbrıs'a gitmedi ve o sırada Erzurum Vali Muavinliğine tayin edilen Namık Kemal ile birlikte Avrupa'ya kaçtı. Önce Paris'te, sonra da Londra'da kaldı. 1868 yılında Hürriyet gazetesini kurdu. Avrupa'da bulunduğu yıllarda gazetedeki yazılarının yanında Zafername, Terkib-i Bend, Terci-i Bend gibi eserlerini kaleme aldı. Yurda döndükten sonra İcra Cemiyeti Reisliği, Şurayı Devlet üyeliği görevlerinde bulundu. Bu süre içinde Harabat adlı büyük antolojisini düzenledi. Sultan Abdülaziz'in tahttan indirilişi olayına karıştı. Sultan Abdülaziz'in yerine tahta çıkan Sultan Beşinci Murad'ın zamanında başkatiplikle görevlendirildi. Bir süre sonra Maarif Müsteşarlığına tayin edildi. Sultan İkinci Abdülhamid döneminde, Namık Kemal ve Ziya Paşa, Kanun-i Esasi'yi hazırlamakla görevlendirildiler. Bir süre sonra siyasetini değiştiren Sultan İkinci Abdülhamid, Ziya Paşa'yı, İstanbul'dan ayırmak için Suriye valiliğine atadı. Kısa bir süre sonra da Konya valiliğine atanan Ziya Paşa, son görev yeri olan Adana'da 1880 yılında vefat etti.

Ziya Paşa, klasik Türk şiirinin son büyük temsilcileri arasında sayılabilir. Ziya Paşa, makaleleri ile, batılı anlayışı ve demokratik görüşleri Türk düşüncesine ilk getirenlerden biri oldu. Özellikle Hürriyet gazetesindeki inceleme niteliği de gösteren yazılar yazdı. Sade bir dil ile verdiği eserlerde devlet yönetiminin kötülüklerini eleştirdi.



__________________
ForumGerçek Türkiye'nin Forumu
OkyanusunKalbi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
6 Üyemiz OkyanusunKalbi'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 26.05.11, 22:22   #18
Yönetici

Basakca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Aug 2009
Konular: 2209
Mesajlar: 13,401
Ettiği Teşekkür: 85359
Aldığı Teşekkür: 82599
Rep Derecesi : Basakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Ruhsuz
Standart Cevap: Osmanlı İmparatorluğu Döneminde Önemli Kişiler - Kronolojik Sıralama

Konuyu okurken kendimi bir an tarih dersindeymişim gibi hissettim. Okul yıllarında korkulu rüyamdı bu zatların yaşadıkları dönemler, yaptıkları işler, vs. vs.

Ama güzeldi. Konuda çok güzel hazırlanmış. Bilgilerini tazelemek isteyenler, ödev hazırlayanlar buyursunlar...

Ellerine sağlık, teşekkürler Okiciğim...
__________________
"Ey egosu boyundan büyük insan..
Bir gün ölüp toprak olacaksın. Bir tohum filizlenecek ot olacaksın, bir öküz seni yiyecek ve sıçtığı bok olacaksın.. Yani hep aynı kalacaksın."

Basakca isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
6 Üyemiz Basakca'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 26.05.11, 22:48   #19
Çiçekci kız

Canan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2011
Konular: 5418
Mesajlar: 24,445
Ettiği Teşekkür: 97377
Aldığı Teşekkür: 135792
Rep Derecesi : Canan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Osmanlı İmparatorluğu Döneminde Önemli Kişiler - Kronolojik Sıralama

Daha konunun sonuna gelmeden, düsüncelerim ayni Basakca'nin yazdiklari gibiydi . Ayni bir tarih kitabi gibi olmus Okyanus, Ögrenciyken, bu zatlarin hayatini, dogum-ölüm ve yaptiklarinin tarihlerini ezberlemek cok zoruma gittigi icin hic sevmezdim o dersi diyecektim.

Ellerine saglik Okyanus'cugum, tefarruatli, güzel hazirlanmis konu icin.
__________________


Canan isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
6 Üyemiz Canan'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 27.05.11, 00:25   #20
Müdavim

OkyanusunKalbi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Sep 2009
Konular: 616
Mesajlar: 7,992
Ettiği Teşekkür: 27529
Aldığı Teşekkür: 40364
Rep Derecesi : OkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzel
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Osmanlı İmparatorluğu Döneminde Önemli Kişiler - Kronolojik Sıralama

Alıntı:
Orjinal Mesaj Sahibi Basakca Mesajı göster
Konuyu okurken kendimi bir an tarih dersindeymişim gibi hissettim. Okul yıllarında korkulu rüyamdı bu zatların yaşadıkları dönemler, yaptıkları işler, vs. vs.

Ama güzeldi. Konuda çok güzel hazırlanmış. Bilgilerini tazelemek isteyenler, ödev hazırlayanlar buyursunlar...

Ellerine sağlık, teşekkürler Okiciğim...
Alıntı:
Orjinal Mesaj Sahibi Canan42 Mesajı göster
Daha konunun sonuna gelmeden, düsüncelerim ayni Basakca'nin yazdiklari gibiydi . Ayni bir tarih kitabi gibi olmus Okyanus, Ögrenciyken, bu zatlarin hayatini, dogum-ölüm ve yaptiklarinin tarihlerini ezberlemek cok zoruma gittigi icin hic sevmezdim o dersi diyecektim.

Ellerine saglik Okyanus'cugum, tefarruatli, güzel hazirlanmis konu icin.
Okul yıllarımda tarih derslerini bende hiç sevmezdim.En arka sıraya geçip bi güzel uyku çekerdim.

Şimdi ise Osmanlı zamanıyla ilgili kitaplar ve tarih konuları ilgimi çekiyor.


Konuyu hazırlamak zevkti benim için. Yorumlarınız için teşekkürler arkadaşlar..
__________________
ForumGerçek Türkiye'nin Forumu
OkyanusunKalbi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
6 Üyemiz OkyanusunKalbi'in Mesajına Teşekkür Etti.
Cevapla

Bu Sayfayı Paylaşabilirsiniz

Etiketler
imparatorluğu


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


İlgili Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Balkanlar'da Osmanlı Fethi Ekin Türk Tarihi 2 07.03.16 23:00
İngiliz Sömürge Stratejileri - İngiltere'nin Sömürgecilik Tarihi Kartal Dünya Tarihi 1 20.01.16 19:20
Osmanlı Bankası Müzesi | Bank-ı Osmanî-i Şahane Basakca Müzeler 11 23.12.15 00:23
Osmanlı Devletinde Yenileşme Hareketleri oneyouu Türk Tarihi 0 25.01.09 02:30
Cumhuriyet Döneminde Güzel Sanatlar oneyouu Türk Tarihi 0 25.01.09 01:09


WEZ Format +3. Şuan Saat: 12:46.


Powered by vBulletin® Version 3.8.8
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0 PL2 ©2011, Crawlability, Inc.
Copyright ©2000 - 2017 www.forumgercek.com
Protected by CBACK.de CrackerTracker
Önemli Uyarı
www.forumgercek.com binlerce kişinin paylaşım ve yorum yaptığı bir forum sitesidir. Kullanıcıların paylaşımları ve yorumları onaydan geçmeden hemen yayınlanmaktadır. Paylaşım ve yorumlardan doğabilecek bütün sorumluluk kullanıcıya aittir. Forumumuzda T.C. yasalarına aykırı ve telif hakkı içeren bir paylaşımın yapıldığına rastladıysanız, lütfen bizi bu konuda bilgilendiriniz. Bildiriniz incelenerek, 48 saat içerisinde gereken yapılacaktır. Bildirinizi BURADAN yapabilirsiniz.
Page Rank Icon
Bumerang - Yazarkafe
McAfee Site Denetleme
Norton Site Denetleme
www.forumgercek.com Creative Commons Alıntı-Lisansı Devam Ettirme 3.0 Unported Lisansı ile lisanslanmıştır.