Merhabalar
Forum Gerçek üyesi değilsiniz ya da Üye Girişi yapmamışsınız.
Sitemizden tam olarak yararlanabilmek için;
Lütfen Buraya tıklayarak üye olunuz.
Forum Gerçek

Forumları Okundu Kabul Et Bugünkü MesajlarYazdığım Cevaplar Açtığım Konular Kim Nerede
Geri git   Forum Gerçek > Bir Yudum İnsan > Sosyal Bilimler > Yaşamıyla İz Bırakanlar


Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
Eski 20.11.09, 02:53   #1
Müdavim

OkyanusunKalbi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Sep 2009
Konular: 616
Mesajlar: 7,968
Ettiği Teşekkür: 27391
Aldığı Teşekkür: 40367
Rep Derecesi : OkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzel
Ruh Halim: none
Standart Emile Durkheim | İntihar Teorisi

Emile Durkheim
İntihar Teorisi



Emile Durkheim (1858-1917) sosyolojinin kurucu babalarındandır. Zira o, özellikle sosyolojiyi bağımsız akademik bir disiplin haline getirmeye çalışmıştır. Sosyolojideki ilk kürsü sahibi kişidir. Modern sosyolojideki temel perspektiflerden birinin, yapısal işlevselciliğin kurulmasına katkıda bulunmuştur.





Durkheim, bir zamanlar Doğu Fransa'ya ait olan, ancak Fransa Prusya Savaşı'ndan sonra Prusya tarafına geçen Epinal, Alsace-laorraine'de dünyaya geldi. Bu olayı izleyen ulusal aşağılanma ve toplumsal düzensizlik, muhtemelen, onun toplumsal dayanışmaya ilgisini bir ölçüde açıklar. Babası Musevi bir dini liderdi ve Durkheim'ın babasının izinden gideceği düşünülüyordu; ancak o ergenlik çağında Katolikliğe geçti ve sonra da bilinemezci oldu. Dönemin seçkin okullarından Ecole Normale Superior'da parlak bir öğrenci olduğunu kanıtladı ve buradan 1882'de mezun oldu. Bütün ilgisini akademik alana yoğunlaştıran Durkheim, Almanya'da kaldığı dönemde sadece cumhuriyetçilerin fikirlerinden değil, sosya: bilimler ve fizyolojideki gelişmelerden de etkilendi. 1887'de bir Fransız Üniversitesi olan Bourdeaux'da ilk sosyal bilim görevine atandı.





Durkheim temel çalışmalarından çoğunu 1887-1902 yılları arasında üretti ve yeni 'toplum bilimi' hakkında bilgi edinmeye hevesli birçok önemli öğrencisi oldu. Durkheim 1902'de Paris'e davet edildi ve sonradan Sorbonne Üniversitesi'ne Eğitim ve Sosyal Bilimler Profesörü olarak atandı ve sosyolojide ilk kürsü sahibi kişi oldu. Uzun süre L'Annie Sociologie dergisinin editörlüğünü yaptı: dergi bu yeni disiplinin akademik statüsünü yükselten ve geliştiren sosyologların temel yazılarından oluşan yıllık bir derlemeydi.

Durkheim tek oğlunu Birinci Dünya Savaşı'nda kaybetti ve acısı kuşkusuz 15 Kasım 1917'de elli beş yaşında bir kalp krizinden ölmesinde etkili oldu.




Durkheim'ın temel çalışmaları
Toplumda işbölümü (1893)
Sosyolojik Yöntemin Kuralları (1895)
intihar: Sosyolojik bir Araştlfma (1897)
Dinsel Hayatın ilksel Biçimleri (1912)

Karl Marx günümüz kitle toplumunda çoğu insanın yaşadığı soyutlanmışlık ve kenara itilmişlik, güçsüzlük ve engellenmişlik duygusunu açıklarken, Fransız sosyolog ve eğitimci Emile Durkheim da bilinmeyen, görünmeyen, görülemez bir anomi kavramı geliştirdi 'anonim'i çağrıştıran bu kavram günümüz modern kent toplumunda çoğu bireyin kitlelerin ortasında hissettiği anonimlik duygusunu yansıtır. Marx'tan oldukça farklı bir bakış açısından -pozitivist bir perspektiften- yazan Durkheim, işlevselci bir teori, toplumu birbirinden bağımsız bireyler topluluğu olarak değil, bizzat bir kendilik olarak gören işlevselci bir toplum teorisi geliştirir. Toplum, bağımsız bir parçalar sisteminden oluşan diğer organizmalar gibi işler: ancak ekonomi, aile, yönetim vb.'nden oluşan bu parçaları bir arada tutan şey, merkezi bir sinir sistemi değil, temel bir değerler sistemi, yani temel bir ahlaki konsensüs veya kollektif bilince dayanan, normlar adı verilen bir toplumsal kılavuzdur. Bu normlar topluma sadece genel bir çerçeve kazandırıp istikrar kaynağı oluşturmakla kalmazlar, ayrıca toplumun kendi bireylerini kontrol altına alıp yönlendirmesi açısından da hayati bir öneme sahiplerdir. Durkheim'a göre, insanın istekleri sınırsız ve doyurulması imkansız olduğu için, bir toplumsal düzen veya uygarlık biçimi var olabilmek için bunları kontrol altına almak zorundadır. Kısacası, bireyin, kendi kişisel mutluluğu için bu tutkularını kontrol altına almaya, ahlaki rehberliğe ihtiyacı vardır, aksi takdirde soyutlanacak ve köksüz kalacaktır. Bu yüzden, Durkheim'a göre, bireyin istekleri ile toplumun düzen ve kontrol ihtiyaçları arasında temel bir çatışma veya gerilim her zaman var olacaktır.



Anomi
Normların yokluğu veya toplumun temel değerleri üzerinde önemli bir çatışma Durkheim tarafından anomi olarak adlandırılır ve o bu tür bir toplumsal 'hastalığın' özellikle toplumsal kargaşa veya dönüşüm dönemlerinde ortaya çıkacağından korkar. ilişkilerin kişisel olduğu ve sınırlı bir işbölümüne sahip küçük geleneksel toplumlarda, toplumun değer ve normları üzerinde ve bireylerin hakları ve ayrıcalıklarının belirlenmesi ve kabulü konusunda genel bir konsensüs sağlamak oldukça kolaydır: özellikle de dinin ahlakı otoritesi ve yaptırımlarıyla destekleniyorsa. Herkes yerini bilir ve büyük heveslere kapılmaz. Ancak, bu toplumların mekanik dayanışmasından işbölümünün oldukça geliştiği ve ilişkilerin çoğu kez büyük ölçüde kişisellikten uzak olduğu sanayi toplumlarının organik dayanışmasına geçiş sırasında, toplumsal konsensüste ve böylece bireyler üzerindeki sosyal kontrolde bozulmalar daha fazla mümkün hale gelir. Ondokuzuncu yüzyılda Durkheim ve çağdaşları, sadece geleneksel toplumları yıkmakla kalmayıp, toplumun temel ahlakı dokusunu da büyük zarar veren, Avrupa'yı baştan aşağıya değiştiren siyasal devrimleri ve sanayileşmeyi yaşadılar. Yeni sınai işbölümü mevcut ahlakı değerleri büyük ölçüde aşındırır görünmekteydi. Durkheim, geleneksel toplumsal normların sağladığı disiplinin ortadan kalkmasıyla bireysel tutkuların en üst düzeye çıkacağından ve sonuçta, yeni toplumsal düzen kendi görünür vaatlerini yerine getirmediğinde, sistemin işlerliğini yitireceğinden korkuyordu. Ondokuzuncu yüzyılda köylerindeki geleneksel köklerini, aile ve arkadaşlarını parlak ışıklı ve yüksek ücretli yeni sanayi kentlerine girebilmek için terk eden çoğu insanın yaşadıkları karşısında gözü açıldı ve kendilerini soyutlanmış ve yalnızlık duygusu içinde buldular. Bu durum, Durkheim'a göre, oldukça önemli boyutlarda bir toplumsal düzensizlik potansiyeli yaratmaktaydı; bu kaos potansiyeli söz konusu dönemde çoğu Avrupa kentinde 'kalabalıklar'ın çılgın davranışlarında gözlenebilir.

Anominin kelime anlamı normsuzluktur. O sosyal kontroller zayıfladığında, ahlakı ve siyasal kısıtlamalar ortadan kalktığında kendini gösterir ve özellikle sanayileşme ve kentleşme gibi hızlı toplumsal değişme dönemlerinde, geleneksel normların işlemediği veya ortadan kalktığı durumlarda yaygındır. insanlar huzursuz ve tatminsiz hale gelirler ve insanların hayattan ne bekleyebilecekleri konusunda yeni bir ahlakı konsensüse ihtiyaç duyulur. Sanayileşme ve tüketimcilik uzmanlaşma ve bencilliği teşvik ederek bu süreci hızlandırır.

Anomi bir düzensizlik durumu, sınırlandırılmamış bireyciliğin gemlenememesi nedeniyle sosyal kontroller ve toplumsal düzenin işlemez hale gelmesidir. Modern kapitalizmin tüketim çılgınlığı ortasında tutkular ve arzular giderek artar ve geleneksel disiplinler ve sınırlamalar artık gücünü koruyamaz hale gelir. insanlar artık daha azıyla yetinmez ve tutkularını gemlemekte zorlanırlar. Durkheim halk demokrasisine güvenmez ve onun sonuçlarından korkar. Bireyler sadece ahlaki bir düzene bir tür bireyler-üstü bir güce tabi olduklarında kendilerini güven içinde hisseder, mutlu ve belirli ölçüde özgür olabilirler. Toplumsal düzen ve bireysel mutluluk yüksek düzeyde bir toplumsal bütünleşmeye bağlıdır.

Fakat Durkheim, Ferdinand Tönnies gibi yazarların aksine, kötümser değildir. 0, bireysel haklar ve özgürlükler için ayaklanmaların ve bu yöndeki taleplerin etkisiyle, yeni meslek birlikleri ve loncaların ahlakları ve etiklerine dayalı yeni bir toplumsal düzen potansiyelinin oluştuğunu düşünüyordu.
Durkheim anominin çözümü veya tedavisini aşağıdaki özellikleri taşıyan meslek birliklerinin gelişiminde görür .
bireyleri toplumsal gruplar ve kollektif değerler içinde birleştirebilen; insanların mantıken neler bekleyebilecekleri konusunda yeni bir konsensüs oluşturabilen.

Bu tür birlikler devletle işbirliği yapmaya yatkın olacaklar ve böylece büyük ölçüde 'toplumu birey içinde' yeniden kuracak bir bağlılık ve vizyona sahip yeni bir yurttaşlık düzeni ve yeni bir sınai ahlaki düzen kurmaya çalışacaklardır.

Bununla beraber, Durkheim, modern toplumun organik dayanışması içinde, anomiyi büyük ölçüde temel bir patoloji, geleneksel bağlar ve değerlerin zayıflamasının ve bireyciliğin ortaklaşa veya toplumsal sorumlulukların üstüne çıkışının yarattığı bir toplumsal hastalık olarak kabul eder. Durkheim, bütün bunlara ve 'birey kültü'nün gelişimine rağmen, Marx ve Engels gibi çağdaşlarının devrimci öğretilerinden ziyade, sosyal reformlara ve evrimciyi değişmeye inancını sürdürür.

Normal sağlıklı bir toplum uyum içinde bir toplumdur; sağlıksız veya hastalıklı toplum doğrular ve yanlışlar konusunda güçlü bir ahlaki konsensüsten yoksundur ve bu yüzden anarşiye düşmesi ve yıkılması ihtimali yüksektir. insanın doymak bilmez tutkuları ve bencilliği konusunda kötümser olan Durkheim, yeni bir 'ahlaki konsensüs' yaratmak ve sosyal kontrolü yeniden sağlamak için, dış güçlere,toplumdaki liderlerin ahlaki üstünlüğüne ve profesyonel meslek birliklerinin otoriteleri ve değerlerini empoze etme yeteneklerine yönelir.

Bu yüzden, Durkheim hakkında biyografik bir çalışması olan Anthony Giddens'ın öne sürdüğü gibi, anomi fikri sadece bir toplumsal düzensizlik analizi değil, aynı zamanda bir bireysel davranış açıklamasıdır. Bunun klasik örneği Durkheim'ın 'anomik' intihar analizidir: bu intihar biçimi ekonomik altüst oluşlar ve krizler gibi istikrarsızlık dönemlerinde ortaya çıkar. Durkheim'a göre, özellikle iş dünyası ve ticaret alanında kendi mesleklerinde üst konumlarda olanlar anomik intihara daha fazla yatkınlardır, zira beklentileri oldukça yüksektir, geleneksel ahlaki değerler ve sosyal kontrolonları daha az sınırlar ve kişisel başarısızlık daha fazla yıkıcı etkide bulunur. Nitekim, Amerika'da intihar oranları 1929 Wall Street krizinden sonra tepeye vururken, kendini gökdelenden atanların büyük çoğunluğu işadamları ve finans sahipleriydi.

Anomi kavramı çok farklı biçimlerde uyar/andı ve yeniden yorumlandı. Bazıları, kavramı çocuk suçluluğunu, gelişmiş sanayi toplumlarında suç ve toplumsal karışıklıkların artışını, hatta 1960'larda Amerika'da ve 1980'lerde Britanya'da yaşanan ayaklanmaları açıklamakta kullandı. Onlar bu çalışmaları, ya yetersiz sosyalleşmeyi, anne-babaların kendi çocuklarını uygun biçimde yetiştirme başarısızlıklarını göstermek için ya da daha kesin kontrol sağlama gereğini ve aile ve kilise aracılığıyla- geleneksel ahlaki değerlerin önemini vurgulamak için yaptılar. Başkaları, kavramı toplumsal konsensüsün çökmesini ve böylece Kuzey irlanda'da ve Ortadoğu ülkelerindeki yaşanan düzensizliği açıklamakta kullandılar.

Ancak Amerikan sosyolog Robert Merton, modern Amerika'da yüksek suç, sapma ve kargaşa oranının temeli olarak norm çatışmasını vurguladı. Onun analizine göre, Amerika'daki tüm gençlerin içinde sosyalleştiği Amerikan rüyasının sınır tanımaz tutkuları ile zenginlik ve ün sağlayacak sınırlı fırsatlar arasında büyük bir uygunsuzluk vardır. Onların hiç biri milyoner veya Başkan olamaz ve Siyahlar gibi bazı gruplar için bu fırsatların ortaya çıkma ihtimali söz konusu bile değildir. Böyle durumlarda, insanlar bu başarısızlığa nasıl uyum sağlarlar? Merton, dördü bir ölçüde sapmayla ilgili beş uyum biçimi belirler. Üst konumlara çok az kişi yasal yollarla -yükselerek, şans veya beceriyle- ulaşırken, diğerleri bunu suça başvurarak, yasadışı araçlarla başarır. Geri kalanlar ise, uyuşturucuya veya komünler gibi alternatif yaşam biçimlerine sığınarak ve hatta maddiyatçılık ve rekabetçilik gibi bütün düşünceleri reddedip Kara Panterler ve Amerikan askeri milisleri gibi kent gerilla gruplarına katılarak bu başarısızlığa uyum sağlamaya çalışırlar. 1960'larda, birçok farklı 'pozitif ayrımcılık' programı, özellikle kitlesel Avantaj Programları, bilhassa Siyah gençlerden oluşan muhtaç gruplar için fırsatları artırma ve onları 'normal' toplumsal değerler içinde sosyalleştirme, 'yoksulluk kültürü'nü aşma ve onları toplumun genel akışı içine çekme çabalarını kurumsallaştırdı. Ancak, bu yaklaşım sınırlı bir başarı sağladı ve eleştirmenlerin de belirttiği gibi Amerikan toplumunun temel eşitsizliklerini değiştirmeden bıraktı.

Anomi kavramı tüm işlevselci modele yapılan eleştiriden, özellikle bu yaklaşımın, toplumların temel bir konsensüse dayandıkları ve bütün yaş gruplarının aynı normlar ve değerleri benimsedikleri fikrine yapılan daha genel eleştiriden nasibini almıştır. Doktorlar, muhasebeciler ve avukatlar gibi mesleklerin ahlaklarının sanayi toplumları için bir temel oluşturacağı fikri günümüzde çok az yazar tarafından kabul görmektedir.

Yine de, anomi kavramı gelişmiş sanayi toplumlarındaki hızlı toplumsal değişmelerle ilgili temel sosyal bir probleme ışık tutmuş, genelde toplumun ve özelde bireyin mutluluğu için ahlaki rehberliğin önemini vurgulamıştır. Ahlak çöktüğünde insanlar toplumsal dayanışma duygusunu, değerlerini, ait olma ve kendilerinden büyük bir şeyin bir parçası oldukları duygusunu yitirdiklerinde toplum çöker, her yere kaos hakim olur ve herkes kendini yardımsız, kaybolmuş ve yalnız hisseder.
Toplumsal Dayanışma
Sosyolojiyi günümüzde ve geçmişte uğraştıran temel sorunlardan biri toplumsal düzen veya Durkheim'ın deyimiyle, 'toplumsal dayanışma' problemidir.Toplum düzeni nasıl sürdürür? Toplumdaki milyonlarca insanın ortasında, gündelik hayatta içinde yer aldığımız birçok etkinlikten toplumsal düzen nasıl ortaya çıkar ve oldukça karmaşıklığı içinde toplum nasıl birliği sağlar ve değişir? Yüzyıl başında Avrupa'nın, özellikle Fransa'nın yaşadığı siyasal karışıklıklar ve sınai/kentsel ayaklanmaların tam ortasında yaşayan Durkheim için bu özellikle temel bir sorudur.

Durkheim toplumsal düzen probleminin öneminin son derece farkındaydı ve tüm akademik kariyerini bu problemi analize ve açıklamaya adadı. O toplumsal dayanışmayı kendi işlevselcilik teorisinin ve Sorbonne Üniversitesi ve Fransa'da ilan ettiği yeni bilimin temel kavramı kıldı. Özelde Durkheim, toplumsal düzenin nasıl kurulduğu ve varlığını nasıl sürdürdüğünü, özellikle yoğun ve hızlı bir değişme döneminin ardından nasıl yeniden kurulduğunu, geleneksel toplumların modern toplumlara, kırsal toplulukların kitlesel sanayi-kent toplumlarına doğru nasıl evrimleştiklerini analiz etmeye çalıştı. Özelde, bütün bu geçiş koşullarıyla ilgili değişimlerin ortasında, büyük ölçüde gelişmiş sanayi toplumlarına özgü bireysel hak ve özgürlükler kitle toplumunun toplumsal düzen ve denetim ihtiyacı karşısında nasıl geliştirilmekte ve korunmaktadır? Cevap, Durkheim'a göre, "işbölümünün giderek gelişmesi sonucunda toplumsal dayanışmanın dönüşüme uğraması"nda yatar.
Durkheim ilk temel eseri Toplumda işbölümü'nü (1893) toplumsal dayanışma konusuna ayırdı. Durkheim, geleneksel toplumların basit sosyal yapılarını modern toplumların karmaşık işbölümüyle karşılaştırmak ve analiz etmek için iki toplumsal düzen biçimine -mekanik ve organik dayanışmaya- başvurur.
Geleneksel toplumlar, topluluklar/cemaatler veya gruplarda ilişkiler özellikle yüz yüze veya mekaniktir ve işbölümü çok basittir, insanların çoğunluğu genellikle aynı işi yapar (örneğin, avcı veya çiftçidir). Ortak bir hayat tarzı, herkes tarafından bilinen ve uygulanan ortak adetler ve ritüeller vardır. Durkheim'ın 'consdence collective' olarak adlandırdığı temel ortak bir konsensüs vardır: bu terim genellikle 'ortak bilinç' veya kollektif bilinç' olarak çevrilir ve toplumsal dayanışmanın üzerine kurulduğu ve bireylerin davranışlarını düzenleyen ve kontrol eden ortak bir ahlak veya değerler topluluğunu çağrıştırır, Mekanik toplumlarda kolektif bilinç tamamen hakim konumdadır, zira bu basit sosyal sistemler içinde yer alan herkes özünde aynıdır. Bireyselliğe çok az yer vardır, toplumsal farklılıklar çok azdır ve özel mülkiyet neredeyse hiç bilinmez ve bu yüzden uyum/itaat hem 'doğal'dır hem de sosyalleşmeyle ve aile, din gibi temel toplumsal düzenlemeler aracılığıyla sağlanır. Sapmalar şiddetle ve kollektif olarak cezalandırılır.

Ancak, toplumlar gelişip modernleşirken, sanayi ekonomileri ve karmaşık işbölümleri gelişir ve insanlar kırdan kente göç ederken, sonuçta mekanik dayanışma topluma dar gelmeye başlar. Farklı meslekler, hayat tarzları ve alt-kültürlerin çoğalması ve yasallık kazanmasıyla, benzerlik yerini farklılaşmaya, homojenlik heterojenliğe bırakır. Kollektivizm yerine bireycilik, ortak mülkiyet yerine özel mülkiyet, komünal/toplumcu sorumluluk yerine bireysel haklar, ortaklaşalık yerine sınıf ve statü farklılıkları geçmeye başlar. Yüz yüze ilişkiler ve resmi olmayan (informe!) sosyal kontroller artık toplumu bir arada tutamaz; güç ve otorite aile ve kiliseden hukuk ve devlete geçer. Tıpkı doğada olduğu gibi, bu farklılaşma ve kompleksleşme toplumsal dayanışma için yeni bir temel -yani, toplumsal düzen ve bireysel özgürlüğün başarılı bir biçimde sağlanabileceği organik dayanlşmayı- gerektirir.

Durkheim için, organik dayanışmanın özünü, herkesin karşılıklı bağımlılık içinde olduğu modern toplumların sanayi ekonomilerini ayakta tutan kompleks işbölümü oluşturur. Günümüzün gelişmiş sanayi-kentli toplumlarında hiçbir birey tamamen kendine yetemez (bu durum basit toplumlarda insanların çoğu kez sergiledikleri kendine yetebilmekle aykırılık içindedir). Hepimiz oldukça farklı olsak bile, farklı meslekler içinde uzmanlaşmamızı gerektiren ve çok farklı hayat tarzlarını sürdürebilmek için bize özgürlük imkanı sağlayan kompleks bir ekonomik sisteme bağımlıyız. Durkheim'agöre, modern ekonomik toplumların temelini, karşılıklı ekonomik bağımlılığın yanı sıra, karşılıklı çıkar, hayatta kalabilmek ve başarı sağlayabilmek için karşılıklılık ve işbirliği oluşturur. Ancak o, ekonomik çıkarcılığın tek başına uygar toplumları birleştirebileceği ve istikrarlı kılabileceğini öne süren faydacı argümanlara, özellikle Herbert Spencer'ın bu konudaki tezlerine karşı çıkar. Ona göre, çıkarcılık tek başına toplumsal çatışma ve kaos üretecektir. Gelişmiş sanayi toplumlarının sözleşmeleri ve ekonomik mübadelelerinin temelini,bazı ahlak biçimleri, bir güvenlik ve adalet sisteminin üzerine kurulabileceği genel kabul gören ilkeler, normlar ve değerlerle ilişkili bazı ahlak kuralları oluşturmak zorundadır. İnsanlar özgeci oldukları kadar açgözlü de olabilirler ve toplumun rolü bu insani özellikleri kendi özel evrimci gelişim evresine göre mümkün olduğu ölçüde sınırlamaya çalışmaktır. Durkheim, bu yüzden, insan doğasının ikiliği fikrini geliştirir: hepimiz iki bilince, biri çıkarcılığa dayalı kişisel, diğeri toplumsal çıkarlara dayalı toplumsal bilince sahibiz. Ayrıca, mekanik toplumlarda birey ve kollektif bilinç gerçekte aynı şeyi anlatırken, organik toplumlarda ikisi birbirinden ayrı, bağımsız ve çoğu kez çatışma içindedir. Formel (resmi) sosyal kontroller, bu yüzden, organik toplumlarda mekanik toplumlara göre daha fazla gerekli hale gelir.

Ancak, geleneksel sosyal kontrol birimlerinin -aile ve kilisenin gücünü yitirmesiyle, gelişmiş toplumlarda dayanışma nasıl sağlanacak ve sürdürülecektir? Durkheim, genel toplumsal düzeyde devlet ve hukuka, sınai düzeyde mesleki ve uzmanlaşmış/profesyonel birlikler veya loncalara bel bağlar. Hükümet ve mahkemeler hukuku toplumsal konsensüsün en kapsamlı ifadesi kılarken, Durkheim meslek birliklerinin organik toplumların temel ahlak ve davranış kurallarını oluşturup yaptırıma bağlayacaklarını umar. Bu yüzden o, çağdaşlarının çoğunun aksine, toplumsal değişmeyi yıkıcı bir güç olarak, toplumsal düzenin, geleneksel ahlakın ve uygar toplumun ölümü olarak gormez. 0, yeni sınai düzenin hem ilerletici hem de özgürleştirici ileri bir adım olacağına inanan iyimser biridir. Durkheim'ın toplumsal düzenin yıkılma ihtimaline karşı çözümü, bu nedenle, Ortaçağdaki loncalara benzer biçimde (birey ve devlet arasında arabuluculuk yapacak) meslek birlikleri veya profesyonel birlikler aracılığıyla toplumsal düzenleme yapılması ve devletin kollektif ve genel ahlaki otorite rolünü oynamasıydı. Devlet en üst kollektif bilinç biçimidir; eğitim ve demokrasi bireysel ihtiyaçlar ve özlemlerin kollektif çıkarla uzlaştırılma araçlarıdır. Durkheim'ın düşüncesinde birlikler ve korporasyonların görevi, grupları ortak çıkarlar etrafında bir araya getirmek, profesyonel davranış kuralları geliştirmek ve onları ahlaki bir yurttaşlık görev ve sorumluluk kuralları aracılığıyla devlet ve kollektif düzene bağlamaktır.

İki temel toplumsal düzen tipi ve buna bağlı olarak iki temel ahlak belirleyen Durkheim, mekanik dayanışmadan organik dayanışmaya geçişi bilimsel olarak gözlemleyip ölçmeye çalıştı ve kullanmaya çalıştığı araç da hukuktu. Ahlaki olgular kolayca kesin gözleme gelmezken; hukuk kuralları, ahlaki değerlerin biçimsel/formel bir ifadesi oldukları için dışsal ve ölçülebilir bir endeks oluştururlar. Özelde, her yasa yaptırımlar içerir ve Durkheim iki zıt yaptırım biçimi belirler:

1.Özgürlüğünü veya hayatını kaybetme k gibi ceza ve acı içeren cezalandırıcı yaptırımlar.
2.Yurttaşlık hukuku ve genel hukukta olduğu gibi, cezadan ziyade yeniden-uyumu içeren, meseleleri ihlal edilmeden önceki hallerine getirmeyi hedefleyen iade edici yaptırımlar.

Durkheim'a göre, esas itibariyle cezalandırıcı yaptırımlara dayalı hukuk kuralları geleneksel toplumlara hakim olan temel güçlü kollektif bilinç tipini yansıtırken; iade edici hukuk daha modern toplumların organik dayanışmasının ve onların sözleşmeye-dayalı ihtiyaçlarının yansımasıdır. Durkheim, böylece, bir toplumsal dayanışma endeksi, toplumun dinsel ahlaktan rasyonel ahlaka, ailevi toplumsal düzenlemeden devlet tarafından toplumsal yönlendirmeye doğru gelişimini gösteren bir derecelendirme ölçeği oluşturur.' Modern toplumlarda devlet ve onun birimleri, polis ve mahkemeler organik kollektif bilince vücut kazandırır, insanların iradeleri ve ahlaki değerlerini kilisenin Ortaçağ Avrupa'sında yaptığına benzer biçimde sembolize ederler.

Durkheim'a göre, modern ahlak, modern hukuk sistemleri mekanik dayanışma veya çıkarcılıktan ziyade- toplumsal düzen, adalet ve gelişmenin en üst temelini temsil eder. Fakat, mekanik dayanışmadan organik dayanışmaya geçişin ne her zaman başarılı ne de sıkıntısız olmaması onun yakın ilgisini çekmiştir. Bu süreç, eski düzenin yerini yenisi alırken, çoğu kez toplumsal gerilimler, hatta toplumsal çatışmalar üretir. Bu yapısal geçiş sırasında, şiddetli bir normsuzluk dönemi -veya Durkheim'ın deyimiyle, anomi tehlikesi vardı: eski ahlak ve geleneksel sosyal kontroller zayıflarken, yeni toplumsal konsensüs henüz emekleme evresindeydi. Durkheim Batı Avrupa'daki ilk kapitalistlerin çoğunun tıpkı böyle bir geçiş dönemi yaşadıklarına ve anominin yanı sıra zorunlu ve zoraki bir işbölümü gibi problemlerle karşılaştıklarına inanır: doğal olarak bu uygulamalar, sanayileşmenin ihtiyaçlarını yansıtan bir şeyden ziyade, eski yönetici sınıfın ekonomik yapı üzerindeki gücünü sürdürmek için dayattığı bir şeydi. Bu durum adaletsiz bir toplumsal eşitsizlikler düzeni yarattı ve böylece toplumsal çatışmanın artma'sına ve çoğu ondokuzuncu yüzyıl Avrupa ülkesindekine benzer devrimlere yol açtı.

Durkheim'a göre, sosyal bilimlerin rolü bu problemleri tespit etmek ve etkin çözümler ve sosyal politikalar önererek toplumsal geçişle ilgili sorunları aşmaya yardımcı olmaktır. Ancak o ayrıca, Toplumda işbölümü'nün sonunda, artan işbölümü sonucunda organik dayanışmanın otomatik olarak ortaya çıkma ihtimali konusundaki kuşkularını belirtir. Durkheim bu oluşumun doğrudan planlama ve kontrolü gerektirebileceğini kabul eder.
Mekanik ve organik dayanışma, bu yüzden, Durkheim'ın kendi toplumsal düzen ve değişme teorisini bilimsel olarak açıklamak için kullandığı iki ideal tiptir. Bununla beraber, o, eski işbölümünden yenisine, geleneksel toplumdan modern topluma doğru bu geçişin yarattığı doğal problemlerin ve potansiyel çatışma kaynaklarının giderek daha fazla farkına varmıştır.

Toplumsal dayanışma kavramı, toplumsal düzen ve evrim konularına karşı ilgi Durkheim sonrası işlevselci yazıların ana temalarıdır. Durkheim'ın toplumsal düzenin başarılı bir temeli olarak ahlak ve toplumsal konsensüse vurgusu modern sosyolojinin merkezi bir temasını oluşturmayı sürdürürken, onun toplumsal değişmeyi nedenleri, etkileri ve kaynaklarını- bilimsel olarak analiz etme ve gözlemleme girişimi sosyoloji içindeki tüm pozitivist geleneğin bir özlemini oluşturdu ve anomi, intihar ve din üzerine birçok araştırmaya ilham kaynağı oldu. Durkheim'ın toplumsal dayanışma ve anomi analizinin somut örneği intihar üzerine klasik çalışmasıdır ve ona göre, intihar oranları toplumsal dayanışmayla ters orantılıdır toplumsal dayanışma düzeyi düştükçe intihar oranları yükselir.
Durkheim'ın analizlerinin çoğu Auguste Comte ve Herbert Spencer tarafından geliştirilen evrimci bir çerçeve içinde yer alır ve belirgin biçimde biyolojik analojiler ve kavramlar kullanılır. Sağlıklı bir toplum dayanışmanın yüksek olduğu ve hastalıklı bir toplum da anominin kargaşaya yol açtığı ve toplumsal düzenin işleyişinin bozulduğu toplumdur. Ona göre, devlet görevlilerinin rolü doktorunkine benzer: "iyi hijyen koşulları sağlayarak hastalığın ortaya çıkmasını engellemek veya hastalık ortaya çıktığında onu tedavi etmeye çalışmak". Bu yüzden, Durkheim'ın yaklaşımının temel bir hedefi, sosyolojik düşünceleri beden politikasına, özellikle ondokuzuncu yüzyıl sonunda Fransa ve Avrupa'daki gerilimler, krizler ve çıkmazlara pratik olarak uygulamaktır. Özelde o dinin ve geleneksel düzenin zayıflaması karşısında ahlaki bir reform geliştirmeye çalışmıştır.

Durkheim esasen yapıya ve toplumsal düzenin işleyişine değil, toplumun temel ahlaki düzenine, bireysel davranışı belirleyen (doğru ve yanlış) kurallar sistemine odaklanır. O ilk temel çalışması Toplumda Işbölümü'nde (1893), amacının "bir ahlak bilimi inşa etmek ... Ahlaki hayatın olgularını pozitif bilimin yöntemlerine göre ele almak" olduğunu ilan eder. Bu yüzden o, genel toplumsal dayanışma analizinin bir parçası olarak anomiye ve ahlaki düzenlemenin eksikliğine odaklanır: "insanların tutkuları sadece saygı gösterdikleri ahlaki varlık sayesinde gemlenebilir" (aktaran, Callinicos, 1999: 126). Sosyolojinin amacı, Durkheim'a göre, "toplumu koruyacak koşulları belirlemektir", ancak o kendini daha ziyade siyasal muhafazakâr olarak değil, liberal demokrat olarak görür. Toplum, Durkheim için, özünde korunması ve 'doğal yollardan' gelişmesi gereken ahlaki bir gerçekliktir. Bu yüzden, onun sosyolojisi yeni bir yurttaşlık ahlakı oluşturma girişimi olarak tanımlanabilir. Ahlakiliğe ve modern toplumun karşılaştığı ahlaki krize bu derin ve uzun ilgi Durkheim'ın ünlü 1894 Dreyfus olayına yoğun ilgisine yansımıştır. Bu olay ve Yahudi düşmanlığı Durkheim'ı derinden etkiledi: ona göre, bu olay söz konusu dönemde Fransız toplumunda gözlemlediği ahlaki rahatsızlığın bir belirtisiydi.

Toplum acı çektiğinde kendi hastalığından dolayı sorumlu tutabilecek veya başına gelen talihsizliklerin intikamını alabilecek birini bulmaya çalışır ve zaten kendilerine ayrımcılık yapılan ve toplumun geneline aykırı düşenler doğal olarak bu role en uygun kişiler olarak görülürler. Bunlar toplumun, kefareti ödemeye hizmet eden paryalarıdır. Bu yorumda beni doğrulayan şey, Dreyfus duruşmasının sonucunun 1894'teki karşılanma biçimiydi. İnsanlar onu kamusal matemin bir nedeni olması gereken bir zafer olarak kutladılar. En azından, onlar yaşadıkları ekonomik sorunlar ve ahlaki sıkıntılardan dolayı kimi suçlayacaklarını biliyorlardı. Sorunun kaynağı Yahudilerdi. Suçlama resmen onaylandı. Bu tek temel gerçekten sonra, işler daha iyiye gider göründü ve insanlar teskin oldular (Lukes, 1972: 345).

Aynı şekilde, sosyalizmle i1gilense de, onu ilgilendiren sosyalizm Karl Marx'ın önerdiğinden farklıydı. Bu sosyalizm türü sadece bilimsel sosyolojinin ortaya koyduğu ahlaki ilkelerin uygulandığı bir sistemdi.

Marx işbölümünün toplumu böldüğünü düşünürken, Durkheim karşılıklı bağımlılığı ve işbirliğini artırabileceğine ve böylece toplumsal dayanışmayı güçlendirebileceğine inanıyordu. Ancak karşılıklı çıkarlar istikrarı sağlayabilmek için tek başına yeterli değildir. Toplumsal düzen ahlaki bir düzeni, yani işbirliğini biçimlendiren ve artıran, bireyleri sınırlayan ve üzerinde mutabık olunan temel bir ahlak kuralları topluluğunu gerektirir. Mal ve hizmet alışverişi uygun biçimde işleyen ahlaki bir çerçeveyi gerektirir, aksi takdirde o saf bir bencillik ve sömürüden, "herkesin herkese karşı savaşı"ndan ibaret olacaktır. Durkheim sözleşmelerin ortaya çıkışını (doğrular ve yanlışlar konusunda) paylaşılan inançların egemen olduğu ve yasalar tarafından düzenlenen yeni sınai ekonomik ve ahlaki düzenin başlangıcı olarak görür. Fakat toplumsal dayanışma kavramı ve bu kavramın sosyolojik teori ve araştırmada kullanılma biçimi yoğun eleştiriler almıştır:

Durkheim'ın organik bir analoji kullanması ve bütün toplumların aynı evrimci yolu izleyecekleri ne inancı toplumsal ve tarihsel bakımdan geçersizdir. Durkheim, kendini savunurken analitik açıdan kullanışlı ideal tiplerden yararlandı, ancak bunu bir zorunluluk olarak görmedi. 0, bütün toplumların bu modellere mutlaka uygun düşmesi gerekmediğini ve farklı biçimlerde evrimleşebileceklerini kesinlikle kabul eder.

Toplumsal dayanışma kavramı toplumsal düzeni analiz etmek için temel bir çerçeve sağlasa bile, toplumsal değişme ve çatışmayı açıklayacak derinlikten yoksundur. 'Toplumsal dayanışma~ ani devrimci değişimleri değil kademeli evrimci gelişimleri açıklayabilir. 0, değişmeyi toplumsal uyarlanma/ adaptasyon ve dengenin yeniden kurulmasına göre açıklar, ancak sınıfsal ve siyasal çatışmaya (anomi kavramında yaptığı gibi) bir sosyal problem olması dışında çok az açıklama getirir. Aksine, Marksistler ve daha radikal yazarlar sınıf mücadelesini toplumsal gelişme teorilerinin merkezine oturtmuşlardır. Durkheim, sınıf çatışmasını, basitçe, zorunlu bir işbölümünün ve mevcut toplumsal eşitsizliklerin devam etmesinin yarattığı toplumsal gerilimin bir belirtisi olarak düşünür. Aslında o sosyalist düşüncelere yakınlık duyar ve tıpkı Saint-Simon gibi organik dayanışmaya ve fırsat eşitliğine dayalı sınıfsız bir toplumun ortaya çıkacağını düşünür.Böylesi gelişmiş bir toplumun kendiliğinden ortaya çıkamayacağını kabul eden Durkheim, daha rasyonel bir işbölümü, daha eşitlikçi bir sosyal adalet sistemi yaratmak için devlet planlaması fikrini destekler.

Antropolojik araştırmalar Durkheim'ın mekanik dayanışma fikrini desteklese de, onun organik dayanışmanın temeli olarak ekonomik karşılıklılık ve meslek ahlakına inancı -ütopik değilse de- bir ölçüde iyimser bir yaklaşım olarak görülmüştür. Bu eleştiriyi kabullenen Durkheim, organik dayanışmada ahlakı ve toplumsal konsensüs üzerine analizlerinde, zamanla ekonomik karşılıklı bağımlılık konusundan modern toplumlarda dinsel değerlerin yeniden yaratılmasına ve milliyetçilik gibi toplumsal törelerin temsil ettiği ahlakı evrenselliğin ortaya çıkışına ve ayrıca eğitim ve yurttaşlığın bireyi topluma bağlamakta gerekli olan ortak insanlık duygusu yaratma gücüne yönelmiştir. Ne yazık ki, modern toplumlarda kollektif bilinç, gelişmiş kitle toplumlarına istikrar kazandırmak ve onları düzenlemek için gerekli organik dayanışmayı desteklemek bakımından, çoğu kez oldukça değişken, değişebilir ve yüzeysel görünmektedir.

Durkheim, ayrıca, organik dayanışmayla karşıtlık içindeki mekanik dayanışmayı ölçecek bir temel ararken, cezalandırıcı ve iade edici hukuk arasındaki aykırılıkları abarttığı için de eleştirilmiştir. Eleştirilerde, onun özel örnekler olarak verdiği çoğu geleneksel toplumun iade edici hukuk biçimlerine sahip olduğu, ancak diğerlerinde sözgelimi, Trobriander Adalarında hiç de cezalandırıcı yaptırımlara başvurulmadığı öne sürüldü. Aynı şekilde, çoğu modern devlet kendi otoritesini güçlendirmek ve bireysel hakları baskı altına almak için (özellikle Güney Afrika'da ve çoğu komünist ülkede olduğu gibi) büyük ölçüde cezalandırıcı hukuk kurallarına başvurur.

Bütün bu eleştirilere rağmen, Durkheim'ın toplumsal dayanışma kavramı, onun evrimci toplumsal değişme teorisi ve toplumsal gelişmeyi analiz ve yönlendirme çabası, o günden beri sosyolojik düşünce ve araştırmaların itici gücü olmuştur. Durkheim sosyolojiyi saygın ve saygıdeğer bir disiplin haline getirmiştir. O gerçekte sosyolojinin kurucu babalarından biri, ondokuzuncu yüzyılda sosyolojinin doğuşuna ve hayat bulmasına yardımcı olan Kutsal Üçlü'nün gerçek bir parçasıdır.
__________________
ForumGerçek Türkiye'nin Forumu
OkyanusunKalbi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
8 Üyemiz OkyanusunKalbi'in Mesajına Teşekkür Etti.
Eski 20.11.09, 02:55   #2
Müdavim

OkyanusunKalbi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Sep 2009
Konular: 616
Mesajlar: 7,968
Ettiği Teşekkür: 27391
Aldığı Teşekkür: 40367
Rep Derecesi : OkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzel
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Emile Durkheim | İntihar Teorisi




Durkheim İntihar Teorisi
Durkheim 4 farklı intihar türünün olduğunu savunur.Bunlar ;

Egoist (bencil) intihar : Bireyin toplumsal çevresi ile bütünleşememesi sonucu oluşan intihardır.Bir anlamda bireyin toplumsal bağının zayıflaması ya da kopması, intihar eğilimini artırmaktadır.


Altruist (elcil) intihar :Bu intihar türü egoist intiharın zıddıdır. Kişinin toplumla bağının çok güçlü olmasından kaynaklanır. Burada birey, grup kuralları ve normları gereği intihar etmektedir. Örneğin, Hint kastlarında dul kalan kadının,kendisini cenaze ateşinde yakmasının beklenildiği ifade edilir.


Anomik(kuralsızlık) intiharı : Durkheim için anomik intihar, toplumdaki normların çözülmesinden kaynaklanan bir intihar türüdür. Özellikle ekonomik kriz dönemlerinde, toplumu bir arada tutan kurallar (normlar) çözülür. İnsanların davranışlarında kullanabilecekleri ölçüt bulmaları güçleşir.


Fatalist (kaderci) intihar : Anomik intiharın zıddırdır; bireyin üzerinde baskı yapan kuralların katılığından kaynaklanır.Durkheim buna köleleri örnek verir.




Kaynak: Veysel Bozkurt (Değişen Dünyada Sosyoloji
)
__________________
ForumGerçek Türkiye'nin Forumu
OkyanusunKalbi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
7 Üyemiz OkyanusunKalbi'in Mesajına Teşekkür Etti.
Cevapla

Bu Sayfayı Paylaşabilirsiniz

Etiketler
durkheim, intihar, teorisi


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


İlgili Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
İntihar ve İntihar İstatistikleri ReaL Her Konuda Kısa Bilgi ve Haberler 30 02.01.16 11:00
Kurt Cobain`in Hayatı ve İntihar Notu Apple Yabancı Grup ve Müzik Adamları 2 12.08.14 13:38


WEZ Format +3. Şuan Saat: 22:39.


Powered by vBulletin® Version 3.8.8
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0 PL2 ©2011, Crawlability, Inc.
Copyright ©2000 - 2019 www.forumgercek.com
Protected by CBACK.de CrackerTracker
Önemli Uyarı
www.forumgercek.com binlerce kişinin paylaşım ve yorum yaptığı bir forum sitesidir. Kullanıcıların paylaşımları ve yorumları onaydan geçmeden hemen yayınlanmaktadır. Paylaşım ve yorumlardan doğabilecek bütün sorumluluk kullanıcıya aittir. Forumumuzda T.C. yasalarına aykırı ve telif hakkı içeren bir paylaşımın yapıldığına rastladıysanız, lütfen bizi bu konuda bilgilendiriniz. Bildiriniz incelenerek, 48 saat içerisinde gereken yapılacaktır. Bildirinizi BURADAN yapabilirsiniz.
Page Rank Icon
Bumerang - Yazarkafe
McAfee Site Denetleme
Norton Site Denetleme
www.forumgercek.com Creative Commons Alıntı-Lisansı Devam Ettirme 3.0 Unported Lisansı ile lisanslanmıştır.